Yapay Zeka, İş Dünyasını Yeniden Şekillendiriyor : Yapay zeka teknolojilerinin hızla gelişmesi, iş dünyasını derinden etkilerken, yeni mesleklerin doğuşuna da zemin hazırlıyor. Türkiye'nin önde gelen yapay zeka uzmanlarından ve teknoloji yatırımcılarından Ömer Asım Öztürk, bu dönüşümün detaylarını ve gelecek öngörülerini paylaştı. Öztürk: "Yapay Zeka, İş Dünyasını Yeniden Şekillendiriyor" Ömer Asım Öztürk, yapay zekanın sadece mevcut meslekleri dönüştürmekle kalmayıp, tamamen yeni iş kolları yaratacağını vurguluyor. "Önümüzdeki on yıl içinde, bugün adını bile duymadığımız meslekler ortaya çıkacak," diyen Öztürk, eğitim çağındaki gençlerin de bu anlamda ümitsiz olmamalarına dikkat çekiyor.
Yeni Nesil Meslekler : Öztürk'ün öngördüğü bazı yeni meslek alanları şunlar:
Yapay Zeka Etik Uzmanı AI sistemlerinin etik kullanımını denetleyecek ve düzenleyecek profesyoneller.
Veri Dedektifi : Büyük veri setlerinde gizli kalmış değerli bilgileri keşfeden uzmanlar.
Dijital Bellek Yöneticisi : Kişisel ve kurumsal dijital verileri organize eden ve koruyan profesyoneller.
Robot-İnsan İş Birliği Danışmanı : İnsan çalışanlar ile AI sistemleri arasındaki iş akışını optimize eden uzmanlar.
Quantum Makine Öğrenmesi Analisti : Quantum bilgisayarlar üzerinde çalışan AI sistemlerini geliştiren ve analiz eden uzmanlar.
"Bu yeni meslekler, teknoloji ile insani değerlerin kesişiminde ortaya çıkacak," diyor Öztürk. "Örneğin, Yapay Zeka Etik Uzmanları, teknolojinin etik sınırlar içinde kalmasını sağlarken, insan haklarını ve toplumsal değerleri de gözetecek."
Eğitim Sisteminde Üniversiteler Başrolde : Eğitim konusuna da değinen Ömer Asım Öztürk: “Şu anda Türkiye'de bu yıl itibarıyla toplam 20 üniversitede yapay zeka bölümü bulunmaktadır. Bu üniversiteler arasında Hacettepe Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi gibi çeşitli devlet ve vakıf üniversiteleri bulunuyor.
Ayrıca önümüzdeki yıl için yapay zeka, dijitalleşme ve büyük veri alanlarında lisans ve önlisans programları açılıyor. Bu oldukça mutluluk verici bir tablo. Yeni açılan bölümler arasında yapay zeka operatörlüğü, büyük veri analistliği, otonom sistemler teknikerliği gibi çeşitli programlar mevcut.”
Değişime Hazır Olun : Ömer Asım Öztürk, son olarak bireylere ve kurumlara şu tavsiyede bulunuyor: "Değişim kaçınılmaz. Sürekli öğrenmeye açık olun, teknolojik gelişmeleri yakından takip edin ve adaptasyon yeteneğinizi geliştirin. Yapay zeka, korkulması gereken değil, fırsata çevrilmesi gereken bir güç."
Ömer Asım Öztürk kimdir? Aslen Gaziantepli olan Ömer Asım Öztürk, yazılım dünyasında birçok alanda yatırımları ile tanınır. Teknoloji yatırımcısı ve yapay zeka uzmanıdır.
Erken Yaşlarda Yazılım ile Tanışma : Ömer Asım Öztürk, küçük yaşlarda yazılım dünyasıyla tanışarak teknoloji alanında hızlı bir başlangıç yaptı. 18 yaşına girer girmez, kendi şirketini kurarak yazılım alanındaki faaliyetlerini kurumsal alana taşıdı. Genç yaşlarda birçok seri girişimde bulunan Öztürk, başarısızlıkla sonuçlanan bu girişimlerini "başarısız girişimler koleksiyonu" olarak nitelendiriyor. Bu deneyimler, daha sonra uluslararası başarıya ulaşan projelerine zemin hazırladı.
Yazılım ve Danışmanlık Kariyeri : Öztürk, kariyerine Pattern Design ve Software Architect olarak başladı. Daha sonra Business Analyst ve Yönetim Danışmanı olarak Türkiye'nin genç ve dinamik finans kuruluşlarına ve holdinglerine yönetim danışmanlığı yaptı. Halen kurumsallaşma, yönetim organizasyonu ve dijital dönüşüm alanında danışmanlık hizmeti veriyor.
Derin Öğrenme ve Yapay Zeka : 2006 yılında yayınlanan derin öğrenme makalelerinden etkilenerek, bu alana yönelen Öztürk, 2008 yılında "Moongles" isimli bulma motorunu geliştirdi. Bu motor, farklı arama motorlarının sonuçlarını analiz ederek daha etkili bir web arama deneyimi sundu. Açık kaynak kodun gelişmesi amacıyla Mambo, Joomla ve WordPress projelerine katkılarda bulundu ve çeşitli Linux ve Ubuntu dağıtımlarına destek verdi. 2009 yılında yapay zeka, big data ve machine learning üzerine yoğunlaştı ve MapReduce ile Apache Hadoop projelerinde danışman olarak yer aldı.
Teknoloji Girişimciliği ve Soctag : 2012 yılında Soctag'ı kuran Öztürk, teknoloji geliştirmelerine odaklandı. Aynı yıl, çok boyutlu ilişkisel veritabanı mimarisi ve 2013 yılında yapay duygusal zeka mimarisini geliştirdi. Soctag’de üretilen Pilot, Revula ve CodeCon uygulamaları, yurtdışında büyük beğeni topladı. Özellikle Revula, No-code yapısı ile kolay uyarlanabilirliği, esnek yapısı ve kolay entegrasyonu sayesinde birçok profesyonel tarafından tercih edilmektedir. Pilot için geliştirilen güvenli ve performans odaklı Pilot-Service ve P-Kule altyapısı ise hala birçok web ve mobil uygulamada kullanılmaktadır.
Yatırımcı ve Yapay Zeka Uzmanı : Şu anda yatırımcı olarak birçok alanda yatırımları bulunan Ömer Asım Öztürk, yapay zekanın geliştirilmesi, iş süreçlerine entegre edilmesi ve daha etkin kullanılması için girişimlerine devam ediyor. Yapay zekanın gelecekteki potansiyelini ve iş dünyasındaki etkisini öngören Öztürk, bu alanda yaptığı yatırımlar ve geliştirdiği projeler ile sektörde öncü bir isim olmayı sürdürüyor.
Web sitesini ziyaret etmek için lütfen ilgili bağlantıya tıklayınız!
]]>Törende İmamoğlu’na Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen ile İSKİ Genel Müdürü Şafak Başa da eşlik etti. İmamoğlu törende yaptığı konuşmada “Seçimler geçti. Biz aynı şeyi söylemeye devam ediyoruz. Bundan sonra da hedefe ulaşana kadar aynı sözleri kullanacağız. Nedir o? ‘Tam yol ileri’ kavramı aslında milletimizin diline de işledi, ruhuna da işledi. Tabiri caizse çok ciddi kabul gördü. Çünkü insanlarımıza moral veriyor. Geleceğe dair yol yürümenin, koşmanın çok iyi geldiğini görüyorum insanlarımıza” dedi.
“SEÇİMİ KAZANMAK BİR GÜNLÜK MESELE”
Hedeflerinin seçimi kazanmak olmadığını dile getiren İmamoğlu “Seçimi kazanacağız elbette ama o bir günlük mesele. Esas olan sonrası, 5 yıllık mesele. O da aslında hedefimiz olan; İstanbul’un sorunlarını çözmek, 16 milyonun hayatını kolaylaştırmak, güzelleştirmek. Hedefimiz İstanbul’da yaşam kalitesini yükseltmek. Bu konuda da çok kararlıyız. Odaklandığımız, kitlendiğimiz hedef budur. Seçim kazandığımız zaman değil, bu hedefe ulaştığımız zaman biz kazanmış olacağız ve mutlu olacağız. Bunu her yerden beyan ettik. Onun için tam yol ileri diyerek hızımızı artırdık. Ve seçimden bu yana yine açılışlarımızı yapıyoruz. Temel atma törenlerimizi yapıyoruz” diye konuştu.

“SÖZDE YATIRIMLARIN DEVRİ BİTTİ”
İmamoğlu, İstanbul’un geleceğinin ancak doğru, gerçek yatırımlarla güvence altına alınabileceğini vurgulayarak şöyle devam etti:
“Kamu yatırımlarını iyi yönetmek lazım. Aksi takdirde eğer israfa dayalı bir sistemle yönetir, bir avuç insanın ihya edilmesi gibi meseleyi görürseniz geleceğimizi karartan işler olur. Biz asla buna müsaade etmedik, etmeyeceğiz. O nedenle İBB’nin bütün yatırımlarını, işlerini şeffaf katılımcı ve bilimsel süreçlerle yönettik. Yönetmeye devam ediyoruz. Plansız, projesiz, seçimde insanların gözlerini boyamak için değil, insanları aldatmak için değil, insanlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için yol yürüdük. Sözde yatırımların devrini zaten milletimiz bu seçimde bitirdi. Zarar veren, doğasına, insanına fayda vermeyen, sadece cebindeki paraya göz diken anlayışı da bitirdi. Hatırlayın; Kanal İstanbul’un ismini bile ağızlarına alamadılar. Çünkü o milletimiz için bir kabustu. İsmini anmamalarına rağmen, ‘gündemimizde yok’ deyip insanımızı bu seçimde de aldatırız demelerine rağmen, hem onları aldatamadılar, hem insanımız aldanmadı hem de Kanal İstanbul denen ucubeye, o beton projesine ‘bay bay’ dedi insanımız. Onu uğurladı. Onu artık gündeminden kaldırdı İstanbul’un. Bu bakımdan biz İstanbul’u gerçekten yatırımlarımızla ekonomik, toplumsal, çevresel, risk ve tehditlere karşı güçlendiren işler yapıyoruz.”
“HER YÖNETİCİMİZİN RUHUNA İŞLEMELİ”
İmamoğlu “Bizim işimiz, bizim projemiz, bizim anlayışımız yani bir partinin projesi ya da şahsın projesi değil. Milletimize ait, sizin işiniz. Sizin paranız. Onu iyi kullanmanın gururunu yaşıyoruz. Siz de ‘bugün törene katıldım, temeli attık’ diyeceksiniz. Sahipleneceksiniz. Çünkü sizin, size ait” dedi.
Halkçı ve icraatçı bir belediyecilik anlayışına sahip olduklarını söyleyen İmamoğlu “Herkesin, her yöneticimizin ruhuna işlemeli; halkçı, icraatçı belediyecilik” dedi.
SU TASARRUFU VE MELEN BARAJI ÇAĞRISI
İmamoğlu küresel iklim değişikliğine ve yaklaşan yaz mevsimine de dikkat çekerek vatandaşlara su tasarrufu çağrısı yaptı.
Yapımı yılan hikayesine dönen ve 2016 yılında açılması planlanan İstanbul’un su sorununu çözecek Melen Barajı’nın hala bitmesine tepkisini sürdüren İmamoğlu, “Orada kocaman çatlak bir gövdeyle bir inşaat duruyor. Nasıl düzeltileceği, nasıl yönetileceği konusunda harekete geçilmiyor. Bu olumsuzluk bütün kurumlara iletildi. Cevap bile yazılmıyor, üzülüyoruz. Bu konuları bizimle masalarda konuşsalar, çözümü birlikte arasak, sorunu birlikte çözsek daha güçlü işler yaparız. Kurumların arasına bu soğukluğu sokan bir siyasi anlayıştır. O siyasi anlayışı her ne kadar bu seçimde yerel yönetimlerden uzaklaştırmış isek de hala hükümetin bazı kanallarında aynı anlayış devam ediyor. Bunun onlara siyasi olarak da faydası olmadığını bu seçim gösterdi. Bunun insanlarımıza da faydası yok. Bundan vazgeçin. Birlikte düşünelim, birlikte konuşalım. Geçmişte hatalar niçin yapıldı? Hatalarda bir ihmal var mıdır? Bir kamu zararı var mıdır? Hesabı sorulsun. Derhal Melen’in bir kaynak olarak sağlıklı bir biçimde depolanıp enerji üreterek İstanbul’a hizmet etmesinin sağlanması şart. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ olarak böylesi önemli bir problemin çözümüne katkı sunmaya hazırız” diye konuştu.
“EN ÖNDE YÜRÜYERLER OLACAĞIZ”
İstanbul’un 39 ilçesini ayrım yapmadan gezdiğini söyleyen İmamoğlu “Seçilen herkesin yeri başımızın üstü. Hiç sorun yok. Birlikte iş üretmek istiyoruz. Bürokrasimiz eş güdümlü çalışsın istiyoruz. O parti, bu parti demeden artık işimiz milletimize hizmet üretmek. Bu bağlamdaki anlayışın her zaman en önde yürüyenler olacağız. Altyapıdan üst yapıya, peyzajdan, yeşil alanda kreşlere, kültür merkezlerinden birçok noktaya kadar seçim öncesi söylediğimiz her sözün karşılığını bu 5 yıllık yolculuğumuzda bulacaksınız” dedi.
EMEKÇİLERİN İŞÇİ BAYRAMINI KUTLADI
Tüm bu yatırım projelerinde çalışan emekçilere özel olarak teşekkür eden İmamoğlu “Yarın işçinin ve emekçinin bayramı. Biz bu bayramı çok önemsiyoruz. Bayram tabii ki aynı zamanda bizim dertlenme günümüz. Dertleneceğiz, işçimizin, emekçimizin derdine. Ve çözüm bulma konusunda bize düşen payıyla en üstün sorumluluğu üzerimize alacağız. Ama ülkemizde biliyoruz ki ne yazık ki işçinin, emekçinin ve de ne yazık ki çok yazık ki çok üzülerek söylüyorum ki özellikle emeklinin derdi büyük. Biz elbette dayanışmayı, yardımlaşmayı arttırmayı da o insanlarımıza destek olmayı da birinci sırada tutuyoruz. İşçimizin, emekçimizin bayramı kutlu olsun. İnşallah sendikasız çalışan kalmasın. Biz İBB’de sadece 5 yılda hem sendikal çeşitliliği arttırdık. Hem de sendikalı çalışan sayısını iki katına çıkardık. Az buz değil. Biz insanımızla işimizi konuştuğumuz gibi insanımızla onun emeğinin karşılığını almasını da konuşmayı başarmalıyız. Çünkü biz demokrat olmayı, öncü olarak zihnine yerleştirmiş insanlarız. Demokrat olacağız, adil olacağız, ahlaklı olacağız. Özenli olacağız. Milletimize layık olacağız” dedi.
]]>Carl Jensen, kariyerinin büyük bölümünde 60’lı yaşlarında emekli olmayı planladı. Ancak 40’lı yaşlarının başında, “Yavaş Yavaş Zengin Olun” ve “Mr. Money Mustache” gibi bloglar aracılığıyla Finansal Bağımsızlık, Erken Emeklilik (FBEE) topluluğunu keşfetti.
Jensen 2013 yılında henüz 40 yaşındayken 1 milyon dolarlık bir portföy oluşturma ve 1500 gün içinde emekli olma hedefini belirledi.
Kendisinin ve eşi Mindy’nin yolculuğunu belgelemek için “Özgürlüğe 1500 Gün” adlı bir blog kurdu.
Jensen’ler 2013 yılındaki planlarına başlarken yaklaşık yarım milyon dolarlık yatırımları vardı. Ancak akıllarında belirli bir erken emeklilik hedefi varken yatırım stratejilerini yenilediler ve sonuçlarını görmeye başladılar. Yatırımlarının 2016 yılında ilk kez yedi haneli rakamları aştığını söylediler.
Böylece Nisan 2017’de Carl Jensen yazılım mühendisliği işinden ayrıldı.
Jensen ailesi 2013 yılında 586 bin dolar olan yatırım portföylerini 2024 yılında 4,6 milyon dolara çıkardı. Çiftin yatırımları ve evleri de dahil olmak üzere net serveti şuan 5 milyon doların biraz üzerinde.
NASIL ERKEN EMEKLİ OLDULAR?
50’li yaşlarının başında olan ve Colorado’da ikamet eden çift yatırım yolculuğunun ayrıntılarını Businnes Insider’a anlattı. İşte Jensen ailesinin yatırım yolculuğunun ayrıntıları…
Jensen ailesi Sahip oldukları tüm hisse senetlerini ve fonları bloglarında paylaşıyor.
Çiftin bireysel hisse senetlerine yatırılmış yaklaşık 2 milyon doları var. Ağırlıklı olarak Tesla, Meta, Amazon ve Google gibi teknoloji hisselerine sahipler.
Çift 2010’ların başında henüz erken emeklilik planlarına başlamadan önce satın aldıkları bu hisselerin yanında parayı değerlendirmek için başka yollar da olduğunu öğrendi.
Bireysel hisse senetleri, portföylerinin en büyük kısmını (yaklaşık yüzde 42) oluşturuyor. Ancak bu durum çiftin yatırım felsefesini tam olarak yansıtmıyor.
Mindy, “Bireysel hisse senetlerini elimizde tutmak servetimizi artırmanın harika bir yolu değil. Çünkü hiçbir yere gitmeyen bir hisseye de kolayca yatırım yapabilirdik. Ancak, çoğunlukla, bireysel hisse senetlerimizle çok iyi iş çıkardık çünkü Carl çok fazla araştırma yaptı. Teknoloji alanında çalıştı, bu şirketleri tanıyordu ve misyon ve vizyonlarına inanıyordu” diyor.
ENDEKS FONLARINA VE GAYRIMENKULE YÖNELDİLER
Çiftin portföylerinin yaklaşık yüzde 20’si ise çeşitli endeks fonlarında (ETF) bulunuyor. Endeks fonu yatırımının neredeyse herkes için doğru bir işlem olduğu görüşünde olan Carl, “Hayatımızın bu noktasında yeni paramızın neredeyse tamamı endeks fonlarına gidiyor” diyor.
Aile, doğası gereği çeşitlilik içeren ve düşük maliyetli olma eğiliminde olan bu tür fonlara daha önce de yatırım yapmaya erken emeklilik kararı alınca başladı.
Jensen’ler çeşitli gayrimenkul yatırım stratejileri deniyor. Şu anda sekizinci “içinde oturulan ev” projelerini tamamlamak üzereler. Bu projede bir ev satın alınıyor, içinde yaşarken evi onarıyor ve sonra yeniden satıyorlar.
İkili yalnızca 3 bin dolar gibi küçük bir miktar parayı nakit olarak tutuyor. Ayrıca arkadaşlarından birine ait yerel bir içki fabrikasına da yatırım yapmış durumdalar.
Yatırımın son derece kişisel bir konu olduğunun farkında olan Jensen’ler, yatırımın temellerine giriş olarak J.L. Collins’in “Zenginliğe giden basit yol” adlı kitabını tavsiye ediyor.
Genel yatırım tavsiyelerine sorulunca, Carl “Tamamen pasif olmak istiyorlarsa endeks fonları kullanmalılar. Ama eğer emek harcamaya istekliyseniz gayrimenkulle daha fazla para kazanabilirsiniz” diyor.
]]>Michael Platt ismi pek bir şey ifade etmiyor olsa da aslında kendisi İngiltere’nin en zengin insanı. Oysa Avrupa’nın en büyük üçüncü hedge fon şirketi BlueCrest Capital Management’ın Londra genel merkezinin yer aldığı gökdelenin resepsiyonisti bile ondan habersiz.

KİMSE ONU TANIMIYOR
Orta sınıf köklerinden hızla yükselişinin arkasında, renkli ve zaman zaman tartışmalı bir hikaye yatıyor. Şirketinin web sitesi çalışmıyor ve 56 yaşındaki Platt e-postalara yanıt vermiyor. Ancak 18 milyar dolarlık serveti ile zenginler listesinde oldukça sağlam bir yere sahip.
Platt’in sahip olduğu mülkler arasında; London Eye ve Shard manzaralı bir Chelsea çatı katı, New York’taki Central Park’a bakan, üç çatı terası ve özel asansörü olan 3.000 metrekarelik bir daire, St Helier, Jersey’de sahilde bir daire, İsviçre’deki kayak merkezi Verbier ve Cenevre’deki evler, bir süper yat, bir Bombardier Challenger jet ve özel bir modern sanat koleksiyonu yer alıyor.
Gururlu ve mütevazı bir çift olan ebeveynleri, oğullarından herhangi bir para kabul etme konusunda son derece isteksiz olsalar da tutkulu bir golf meraklısı olan annesini, golf sahasına bitişik bir tatil evi almak için ikna edebilmiş.

ŞİRKETİN MÜŞTERİSİ YOK
Yatırımcıların kârını en üst düzeye çıkarmak için cesur ve yenilikçi stratejiler kullanan çoğu hedge fonunun aksine BlueCrest; Platt, kıdemli ortakları ve çalışanları için kişisel bir yatırım aracına dönüştürülmüş. Başka bir deyişle dışarıdan müşteri yok. Belki de bu yüzden Platt, kameralardan ve röportajlardan bu kadar kaçıyor.
Platt’in hiç şüphesiz en dikkat çektiği zaman, 2019’da New York’ta sarı bir taksinin arkasında zenginliğiyle övünürken yakalanması. Görüntüleri Wall Street’te viral oldu.
Taksi şoförü, geçimini sağlamak için ne yaptığını sorduğunda, Platt şu cevabı veriyor: “Finans dünyasının en çok kazanan insanıyım.”
Taksici inanamayıp yeniden sorunca da “Finans dünyasının en çok kazanan insanıyım. Dünyada” diye cevap veriyor. Platt, televizyona da yansıyan taksi videosunun, bir arkadaşıyla güzel bir şişe şarap içtikten sonra yapılan bir şaka olduğu konusunda ısrar etmişti.

Michael Platt’ın süper yatı 120 milyon pound karşılığında satışa sunuldu.
ARDI ARDINA CEZA
Taksi videosundan sadece bir yıl sonra ise BlueCrest’e, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) tarafından yatırımcılara 170 milyon dolar ödeme emri verildi; bu, ABD yetkilileri tarafından bir hedge fonuna uygulanan en büyük cezalardan biriydi. SEC soruşturması, BlueCrest’in kendi çıkarları doğrultusunda defalarca başarısız olduğu sonucuna vardı.
Şüpheli taktikler, BlueCrest’in artık dış parayı yönetmeyen özel bir yatırım ortaklığına dönüşme sürecinde olduğu on yıldan fazla bir süre önce ortaya çıkmıştı. Birleşik Krallık da benzer iddialarda bulunarak 2021 yılında BlueCrest’e çıkar çatışması başarısızlıkları nedeniyle 40,8 milyon pound para cezası verdi, ancak şirket bunu reddediyor ve yasal olarak itiraz ediyor.
FOTOĞRAF ÇEKİLMESİNE İZİN VERMEDİLER
Her ne kadar cezalar üst üste gelse de Platt, şöhretinden henüz bir şey kaybetmiş değil. Ne var ki bu ismi bu kadar sık anılan Platt, verdiği röportajlarda bile fotoğrafının çekilmesini istemiyor.
Platt ve BlueCrest’in kurucu ortağı William Reeves, şirketin 2006’daki halka arzından önce Times ile röportaj yaptıklarında, hiçbir şekilde fotoğraflarının çekilmesini istemediler. Hatta editör Patrick Hosking, “Gizliliklerini şiddetle koruyorlar ve gazetelerin zengin listelerinde düzenli olarak yer almalarından nefret ediyorlar” diye yazdı.
“En zengin listesi”nde yer almaktan pek hoşlanmasa da Platt ayrıca, Damian Lewis’in başrolde olduğu, New York’taki yüksek finans dünyasını konu alan Billions’da da yer aldı. Platt, üçüncü sezonun birinci bölümünde, bir İtalyan restoranında kendisini oynayarak görünerek biraz kafa karıştırıyor.

Platt’in New York’taki dairesi…
KÜÇÜK YAŞLARDA TİCARETE BAŞLAMIŞ
Platt’in zengin olmaya odaklanması aslında küçük yaşlara dayanıyor. 12 yaşındayken kendisine ticaret yapmayı öğreten ciddi bir hisse senedi yatırımcısı olan büyükannesinin evini ziyaret ediyor. 14 yaşındayken, Lytham St Annes yakınındaki bağımsız bir okul olan King Edward VII’de öğrenciyken, ondan aldığı 500 sterlinlik doğum günü hediyesini, fiyatı hızla üç katına çıkan bir nakliye şirketine yatırmıştı.
Investors’ Chronicle’ın hevesli bir okuyucusuydu.
Bir komşusu, “Michael’ı okul üniformasıyla sokakta yürürken çok iyi hatırlıyorum. Okulda çok çalıştığını biliyorum. Çok hoş bir aileydiler” diye anlatıyor Platt ve ailesini.
Platt, inşaat mühendisliği okumak için Imperial College London’ı kazandı, ancak bir yıl sonra dersi sıkıcı bulduğu için London School of Economics’te matematik ve ekonomi okumak üzere geçiş yaptı.
Bir lisans öğrencisi olarak yeni özelleştirilmiş kamu hizmetlerine yatırım yaparak 30 bin pound kadar para kazandı ama hisseleri Ekim 1987’deki çöküş sırasında tek bir günde değerinin yarısını kaybetti. Michael Platt, bunun şimdiye kadar başarısız olduğu birkaç seferden biri olduğunu söylüyor.

J.P. Morgan, mezun olduktan sonra onu New York’ta stajyer olarak işe aldı ve terfi ederek hızla yükseldi.
1995 yılında Helen Sanderson’la evlendi ve bu evlilikten iki çocuğu oldu ancak daha sonra çift boşandı.
BlueCrest Capital 2000 yılında kuruldu. Firma ilk yılını yüzde 30 getiri ve 1 milyar dolarlık yönetim altındaki varlıklarla tamamladı; bu da başlangıçta sahip olduğu paranın neredeyse dokuz katıydı. On yıl içinde 300’den fazla personel istihdam edildi.
Hedge Fund Market Wizards kitabının yazarı Jack Schwager’ın ne tür bir yatırımcıyı işe almaktan hoşlandığı sorusuna Platt şöyle yanıt veriyor: “Londra’da çocukları okula giderken pazar sabahı saat yedide kalkan türden bir adam arıyorum. Hâlâ yatakta ve cumartesi gecesi eve geç gelen ABD’li sarhoşları alt edebilecek bir adam istersiniz; üstünlükten anlayan biri.”
BlueCrest’te performans sergileyen personelin iyi ödüllendirildiği biliniyor, ancak aynı zamanda performansı kötü olanlar da eleniyor.
OĞLU DA İZİNDEN GELİYOR
Platt, hakkında iş dünyası pek bir bilgiye sahip olmasa da büyüdüğü memleketinde yakından tanınıyor. Bir arkadaşı, “Michael bir Noel’de annesine büyük bir çek verdi. Ama o bunu istemedi. ‘İhtiyacım yok’ dedi. Kendisi çok mütevazı bir insandır” diye anlatıyor.
Platt’ın 20’li yaşların ortasındaki oğlu Marcus ise babasının izinden gidiyor. Yakın zamanda BlueCrest’e katıldı. Platt, LinkedIn’de gururla “Bu yeni fırsatı hak ediyorsun. Sana iyi şanslar diliyorum ama şansa ihtiyacın olacağını sanmıyorum!” diye yazarak oğlunu destekleyen bir paylaşım yaptı.
Platt, aynı zamanda bir çağdaş sanat aşığı ve ünlü galerici Joe La Placa ile birlikte özel bir sanat fonuna milyonlar aktarmıştı. Birinci Dünya Savaşı’nın yüzüncü yılını anmak için Londra Kulesi’nde 888.246 seramikten oluşan enstalasyonu yapan seramik heykeltıraş Fiamma Montagu, eski sevgilisiydi.
]]>Bir önceki yıla göre yüzde 120’lik bir büyüme yaşanan sektörde medya yatırımları 119 milyar 110 milyon TL olurken; yapım, baskı, reklamveren hizmet bedeli gibi reklam yatırımları ise 21 milyar 580 milyon TL’ye ulaştı.
EN ÇOK DİJİTALE YATIRIM YAPILDI
2022 yılının medya ve reklam yatırımlarına göre 2023’te yüzde 136,9 büyüyerek toplam 86 milyar 500 milyon TL’lik bir hacme ulaşan dijital yatırımları, toplam yatırımların yüzde 72,6’sına erişti.
Yüzde 81 oranında mobil cihazlarda gösterime dijitaldeki medya ve reklam yatırımlarında en büyük pay oyun konsollarında ve akıllı televizyonlarda internet bağlantısıyla da yayınlanabilen video içeriklere yönlendirildi. İkinci sırada ise sesli reklam, müzik, podcast gibi çalışmaların yer aldığı dijital ses yer aldı.
Televizyon yatırımları yıllık 25 milyar TL’ye yaklaştı. Bir önceki yıla göre yüzde 94,5 oranında büyüyerek toplam 24 milyar 900 milyon TL’lik bir yatırıma ulaşan televizyonda reklam süreleri bir önceki yıla göre yüzde 5,2, reklamveren sayısı ise yüzde 7,1 oranında azaldı.
AÇIKHAVADA EN BÜYÜK PAY DİJİTALDE
Önceki yıla kıyasla yüzde 138,6 oranında büyüyen açıkhava medya ve reklam yatırımlarının 2023 yılındaki toplam tutarı 5 milyar 8 milyon TL’ye ulaştı.
Toplam yatırımlar içinde en büyük pay yüzde 32,37 ile dijital ekranlar gibi dijital açıkhava platformları olurken ikinci sırada ise yüzde 23,35’lik bir payla spor alanları yer aldı.
Açıkhava mecrasını en çok kullanan üç sektör sırasıyla kozmetik, kamu kuruluşları ve siyasi partiler ile eğlence, kültür sanat ve spor oldu.
RADYODA TOPLAM YATIRIM ARTTI
2023 yılında 1 milyar 623 milyon TL’lik yatırımla, toplam medya ve reklam yatırımlarından yüzde 1,4’lük bir pay alan radyo, bir önceki yıla göre yüzde 101,9 büyüdü.
2022 yılına göre reklam süresinde yüzde 16,9, reklamveren sayısında ise yüzde 3 oranında bir düşüş görülen radyoda en yüksek reklam veren üç sektör sırasıyla finans, otomotiv ve perakendecilik oldu.
GAZETE VE DERGİ YATIRIMLARI BÜYÜMESİNİ SÜRDÜRDÜ
Toplam 792 milyon TL’lik medya yatırımı gerçekleştirilen basın mecrası 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 42,5 oranında büyüdü. Gazeteye yatırım yapan reklamveren sayısında yüzde yüzde 16,5, reklam süresinde ise yüzde 5,6 oranında düşüş gözlenen gazete mecrasını en fazla kullanan üç sektör sırasıyla finans, perakendecilik ve inşaat ev dekorasyon oldu.
Dergilerin reklamveren sayısında yüzde 0,5 oranında hafif bir azalma görülürken reklam süresi bakımından yüzde 2,9 oranında bir artış izlendi. Dergiye en çok yatırım yapan üç sektör ise tekstil, endüstri ve makine ürünleri ile inşat ve dekorasyon hizmetleri oldu.
SİNEMA REKLAMVERENLERİ ARTIYOR
Bir önceki yıla göre yüzde 65,6 oranında büyüyerek 2023 yılında toplam 183 milyar 320 milyon TL’lik yatırım alan sinemada reklamveren sayısında da yüzde 28,3 oranında artış yaşandı.
2023 yılında sinemaya en çok yatırım yapan ilk üç sektör sırasıyla eğlence, kültür sanat ve sporla ilgili faaliyetler ile finans ve bilgi teknolojileri oldu.
TÜRKİYE, DÜNYA ORTALAMASININ ÜZERİNDE BÜYÜYOR
Dünya reklam yatırımlarının da büyüdüğünün belirtildiği Türkiye’de Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları Raporu’na göre 2023 yılında toplam medya yatırımları 874 milyar dolara ulaştı. 2024 yılında ise 916 milyar dolar medya yatırımı gerçekleştirileceği tahmin ediliyor. 2024 yılında, dünya genelinde yüzde 5,2 büyüdüğü tahmin edilen toplam medya yatırımlarının yüzde 58’i dijital mecralara yapılırken, dijital büyüme payını ağırlıklı olarak sosyal medya ve geleneksel aramadan alıyor.
2022’ye göre 2023’te yüzde 5,2 oranında büyüyen küresel medya yatırımlarının içinde en yüksek büyüme yüzde 10,3 ile Hindistan’da görüldü. Hindistan’ı Meksika ve Endonezya takip ederken Türkiye dolar bazında yıllık yüzde 34,8 yıllık değişim oranıyla ortalamanın çok üzerinde bir büyüme gösterdi.
]]>Rusya, 5 bin 889 nükleer savaş başlığıyla, nükleer güce sahip ülkeler arasında ilk sırada yer alıyor. Rusya’yı 5 bin 244 başlıkla ABD ve 410 nükleer başlıkla Çin takip ediyor.
Fransa’nın 290, İngiltere’nin 225, Pakistan’ın 170, Hindistan’ın 164, İsrail’in 90, Kuzey Kore’nin ise tahminlere göre 30 nükleer savaş başlığı var.
Rapora göre, dünyadaki nükleer savaş başlığı sayısı azalmaya devam etse de bu durum özellikle ABD ve Rusya’nın kullanılmayan savaş başlıklarını tasfiye etmesinden kaynaklanıyor.
Aktif savaş başlıklarının sayısının küresel ölçekte azaltılmasının geciktirildiği görülüyor ve sayıları tekrar artıyor.
ABD ve Rusya’nın, nükleer savaş başlıklarını füze, uçak ve denizaltı fırlatma sistemlerini ve nükleer silah üretim tesislerini yenilemek ve modernize etmek için kapsamlı programlara sahip olduğu biliniyor.
Çin’in Ocak 2022’de 350 olduğu düşünülen nükleer savaş başlıklarının sayısı, Ocak 2023’te 410’a yükseldi. Çin’in nükleer gücü tam olarak bilinmezken, rapordaki değerlendirmelerin önemli kısmı ABD Savunma Bakanlığının verilerine dayanıyor.
NÜKLEER SİLAHLANMAYA YAPILAN YATIRIM ARTIYOR
Nükleer Silahların Yasaklanması Takibi ve Uluslararası Nükleer Silahları Kaldırma Girişiminin (ICAN) hazırladığı raporlarda ise nükleer silaha sahip 9 ülkenin, 2019-2022 döneminde nükleer silah geliştirmek için yaptığı yatırımlar yayımlandı.
Verilere göre, dünya genelinde nükleer silah yatırımları 2019’da 72,9 milyar, 2020’de 72,6 milyar, 2021’de 82,4 milyar, 2022’de 82,9 milyar doları buldu. 4 yılda yatırımların 10 milyar dolar artması dikkati çekti.
Nükleer silahlara en çok yatırım yapan ABD’yi sırasıyla Çin, Rusya, İngiltere, Fransa, Hindistan, İsrail, Pakistan ve Kuzey Kore takip etti.
ABD, nükleer silahlara 2019’da 35,4 milyar dolar yatırım yaparken, 2020’de 37,4 milyar, 2021’de 44,2 milyar, 2022’de 43,7 milyar dolar harcadı.
Çin’in harcamaları 2019’da 10,4 milyar dolar olurken, bu 2020’de 10,1 milyar dolar, 2021 ve 2022’de 11,7 milyar dolara yükseldi.
Rusya, bu silahlar için 2019’da 8,5 milyar, 2020’de 8 milyar, 2021’de 8,6 milyar, 2022’de 9,6 milyar dolar harcama yaptı.
İngiltere’nin nükleer silahlar için 2019’da 8,9 milyar, 2020’de 6,2 milyar, 2021 ve 2022’de 6,8 milyar dolar harcadığı görülüyor.
Fransa, nükleer silahlar için 2019’da 4,8 milyar, 2020’de 5,7 milyar, 2021’de 5,9 milyar, 2022’de 5,6 milyar dolar yatırım yaptı.
Hindistan’ın bu silahlar için kasasından 2019’da 2,3 milyar dolar çıkarken, bu miktarın 2020’de 2,48 milyar, 2021’de 2,3 milyar, 2022’de 2,7 milyar dolar olduğu saptandı.
İsrail, nükleer silah geliştirme için 2019’da 1 milyar dolar, 2020’de 1,1 milyar dolar, 2021 ve 2022’de 1,2 milyar dolar harcama yaptı.
Pakistan’ın nükleer silah yatırımları 2019 ve 2020’de 1 milyar dolar olarak tespit edilirken, bu sayı 2021’de artış göstererek 1,1 milyar dolar oldu, 2022’de tekrar 1 milyar dolar seviyesine düştü.
Nükleer silah tartışmalarının odağındaki Kuzey Kore’nin nükleer silah yatırımlarının 2019’da 600 milyon, 2020’de 667 milyon, 2021’de 642 milyon, 2022’de ise 589 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.
]]>BAE devlet yatırım fonu olan Abu Dabi Kalkınma Holdingi’nin (ADQ) Mısır’da diğer projelere ek olarak 35 milyar dolar değerinde doğrudan yatırım yapacağı duyurulurken, sermaye girişinin en geç iki ay içinde olacağının belirtilmesi dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Temmuz 2023’teki Abu Dabi ziyaretinde imzaladığı 51 milyar dolarlık anlaşmada net bir takvim yoktu. Nitekim henüz net bir yatırım gelmedi.
MISIR ANLAŞMASINDA SOMUT TAKVİM
Mısır’da “ülke tarihinin en büyük doğrudan yatırım anlaşmasının” imzalandığı belirtildi.
Başkent Kahire’deki hükümet merkezinde dün imzalanan ve ülke tarihinin en büyüğü olduğu belirtilen doğrudan yatırım anlaşma kapsamında Mısır’ın kuzeybatısında Akdeniz sahilindeki Ras el-Hikme bölgesinde 170 milyon metrekarelik alana BAE 35 milyar dolarlık yatırım yapacak.
Anlaşmayı Mısır Konut Bakanı Asım el-Cezzar ve BAE Yatırım Bakanı Muhammed Hasan es-Suveydi imzaladı.
Mısır basınında yer alan haberde, anlaşma kapsamında Mısır’a “iki ay içerisinde 35 milyar dolar tutarında doğrudan yabancı yatırım yapılacağı” kaydedildi.
Anlaşma kapsamında BAE, Mısır’a bir hafta içinde 10 milyar dolarlık kaynak aktaracak, 5 milyar dolar da Mısır Merkez Bankası’nda mevduat olarak tuttuğu kaynağı kullanacak. Böylece kaynağın 15 milyar dolarlık ilk dilimi bir hafta içinde tamamlanacak. İki ay içinde de 14 milyar dolarlık yeni kaynak aktarılacak ve 6 milyar dolar daha Mısır Merkez Bankası’ndaki BAE mevduatından aktarılacak. Böylece iki ay içinde 24 milyar dolarlık yeni döviz girişi sağlanacak.
Turizm, şehirleşme ve emlak alanlarında yürütülecek proje kapsamında, Ras el-Hikme bölgesinin adını taşıyacak şirket yoluyla bölgenin geliştirilmesinin planlandığı belirtildi. Bölgeye havalimanı, oteller, hastaneler, üniversiteler, marina, okullar, finans ve iş merkezleri yapılacak.
Proje kapsamında Mısır’a yılda 8 milyon ek turist çekilmesi hedefleniyor.
Proje kapsamında yatırımın iki kısımda yapılacağı, ilk kısmının 15 ve ikinci kısmının 20 milyar değerinde olacağı ve Mısır’ın yatırımdan elde edilecek kârda yüzde 35’lik paya sahip olacağı belirtildi.
Büyük bir ekonomik kriz yaşayan ve döviz arayan Mısır, BAE’den gelecek kaynakla nefes almayı planlıyor.
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, proje yatırımlarının ilki bir hafta içinde 15 milyar dolarlık ve ikincisi iki ay içinde 20 milyarlık olmak üzere iki aşamaya ayrılacağını belirterek, “BAE’nin Mısır Merkez Bankası’nda mevduat olarak tuttuğu 11 milyar doların kullanılacağını, 24 milyar dolarlık yeni döviz kaynağı geleceğini ve bu yatırımın devletin dış borcunu azaltarak Merkez Bankası’na döviz sorununun çözümünde kullanılmak üzere likidite sağlayacağını” açıkladı.
Bloomberg, BAE’nin Ras el-Hikme bölgesindeki projenin hakları için 24 milyar dolar, yatırım için de 11 milyar dolar harcayacağını, projeden 150 milyar doları aşkın gelir beklendiğini aktardı.
Bu anlaşmanın ardından Mısır’ın IMF ile de yeni bir kredi anlaşması yapması ve buradan da 10 milyar doları aşabilecek yeni kaynak elde etmesi bekleniyor.
Mısır’da resmi dolar kuru 30,9 seviyesinde bulunurken, karaborsa kuru 60 seviyesinde bulunuyor. Mısır’ın BAE’den gelen kaynak sayesinde daha önce beklenenden daha yumuşak bir devalüasyon yapması ve resmi kur ile karaborsa kurunu eşitlemesi bekleniyor.
BAE daha önce de Mısır’ın en büyük bankasında yüzde 18’lik pay dahil 2 milyar dolarlık yatırım anlaşması yapmıştı. ADQ, Mısır’ın petrol ve petrokimya şirketlerine 800 milyon dolarlık yatırım yaparak ortak olmuştu. Mısır ile BAE arasında swap ve depo anlaşmaları da yapılmıştı.
TÜRKİYE’YE YATIRIMDA BELİRSİZLİK
Mayıs seçimleri öncesinde düşük faiz politikasıyla Türkiye’yi bir ödemeler dengesi krizinin eşiğine getiren hükümet, seçim sonrasında yabancı sermayenin istediği U dönüşüne imza atmış ve döviz arayışına hız vermişti.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Temmuz 2023’te Körfez turuna çıkmış ve BAE’nin Türkiye’ye 51 milyar dolar yatırım yapmasını öngören anlaşmalar imzalanmıştı.
Bu kapsamda BAE’nin 2023 yılı sonuna kadar Türkiye’ye tahvil ihracı yoluyla 8,5 milyar dolarlık borç aktaracağı belirtilmişti ancak bu para gelmedi.
Bloomberg’in bu hafta başındaki haberine göre, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ile 8,5 milyar dolarlık sukuk anlaşmasını askıya alarak küresel tahvil piyasalarında daha ucuz seçenekleri araştırmaya başladı.
]]>Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi yılbaşından bu yana yüzde 21,1 getiri ile dünyanın önemli endekslerini geride bırakırken en yakın takipçisi olan Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 10,3 yükseldi.
Yabancı yatırım kuruluşlarının Türk varlıklarına yönelik olumlu raporlarının da devam ettiğini vurgulayan analistler, geçen yılki seçimlerin ardından başlayan normalleşme sürecinde ekonomi yönetiminin attığı adımların Türk lirası varlıklara olan risk iştahını beslediğini aktardı.
DOLAR BAZINDA ENDEKS YAKLAŞIK 5 AYIN ZİRVESİNDE
BIST 100 endeksi cuma günü 9 bin 45,97 puana çıkarak tüm zamanların en yüksek günlük ve haftalık kapanışını gerçekleştirirken dolar bazlı bakıldığında, endeks yüzde 16,2 artışla 294,5 puana ulaşarak 16 Ekim’den bu yana en yüksek seviyesini test etti.
Bu yıl BIST 100 endeksinde günlük ortalama 97,9 milyar liralık işlem hacmi oluştu. Endeksin en çok işlem hacmine 133,6 milyar lira ile 7 Şubat’ta ulaştığı görüldü.
Sektör endeksleri detaylı incelendiğinde, 2024 başından bu yana tüm sektörlerin kazandırdığı göze çarparken, ilk sırayı yüzde 56,6 ile bilişim aldı. Onu yüzde 35,5 ile turizm ve yüzde 29,7 ile elektrik izledi. Bankacılık endeksi bu dönemde yüzde 12,5 ve holding endeksi yüzde 27,1 değer kazandı.
Hisse bazlı ise sene başından bu yana BIST 100 endeksine dahil hisselerin 97’si prim yaparken, 3’ünün ise gerilediği dikkati çekti.
Bu yıl yatırımcısını en çok sevindiren ilk üç şirketin hisseleri sırasıyla, yüzde 76,5 artışla Vestel Elektronik, yüzde 66,4 değer kazancıyla Akfen Yenilenebilir Enerji ve yüzde 56 yükselişle SDT Uzay ve Savunma oldu.
Bu süreçte BIST 100 endeksine dahil olup da gerileyen üç hisse ise sırasıyla, yüzde 25,4 azalışla Qua Granite, yüzde 9,2 değer kaybıyla Hektaş ve yüzde 4,5 düşüşle Aksa Akrilik olarak belirlendi.
Öte yandan, Merkezi Kayıt Kuruluşunun (MKK) açıkladığı verilere göre, 9 Şubat itibarıyla pay senedi bakiyeli yatırımcı sayısı 7,2 milyon olurken, pay senedi piyasa değeri de 11,9 trilyon Türk lirasına çıkarak rekor kırdı.
MKK tarafından risk iştahını ölçmek için oluşturulan Risk Eğilim Endeksi (REKS) incelendiğinde ise 2 Şubat itibarıyla yabancı yatırımcıların risk iştahı 64,3 ve yerli yatırımcıların risk iştahı 63,1 seviyesinde bulunurken, tüm yatırımcıların risk iştahı 56,3 oldu.
REKS’in 50 seviyesinin üzerinde olması risk iştahının fazla olduğuna işaret ediyor, bu seviyenin altı risk iştahının düşük seyrettiği şeklinde yorumlanıyor.
‘YENİ BİR TRENDİN BAŞLANGICI OLABİLİR’
A1 Capital Genel Müdür Yardımcısı Üzeyir Doğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yeni yılla birlikte Borsa İstanbul’da başlayan yükselişin, BIST 100 endeksinde 9 bin puanın üzerinde kapanışları beraberinde getirmeye başladığını belirterek, “Endeksteki son yükselişe karşın bunun bir son değil, yeni bir yükseliş trendinin başlangıcı olabileceğini düşünüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
BIST’in aşırı iskontolu kalmış olması ve özellikle döviz kurlarındaki dengeli seyrin yabancı yatırımcıyı alım yönünde iştahlandırmasının söz konusu yükselişte katkısının yüksek olduğunu aktaran Doğan, şunları kaydetti:
“Borsa İstanbul’un hem tarihsel ortalamalarına hem de emsallerine göre devam eden iskontosunun yıl içinde yeni zirveler getirmeye devam edeceğini düşünüyoruz. Bu son yükselişle birlikte 8 bin 500 puanı güçlü destek yapan endekste, psikolojik olarak da önemli olacağını öngördüğümüz 10 bin puan seviyesinin ilk hedef olacağı kanaatindeyiz.”
]]>Türkiye’de bulunan Alman şirketlerin buradaki operasyonlarından çok memnun olduklarını bildiklerini belirten Schulz , “Çok olumlu deneyimler edindiklerini biliyoruz. Fakat yeni yatırımcıları çekmek ayrı bir konu. Bazı şirketlerin Türkiye’de yatırım yapmaktan çekindiklerini de biliyoruz” dedi.
“Yatırım koşullarının cazip olması gerekiyor” ifadelerini kullanan büyükelçi, “Bu koşulların arasında yasal güvenceler, planlama güvenliği yani uzun vadeli plan yapabilmeleri ve finansman konusunda kolaylıklar olmalı. Bunlar bekledikleri olumlu çerçeve koşulları.” değerlendirmesinde bulundu.
AA muhabirine konuşan Schulz, Türkiye-Almanya ikili ilişkilerinde enerji sektörünün önemli bir yeri olduğunu belirterek, “Yenilenebilir enerji işbirliğinde olumlu gelişmeler var. Özellikle hidrojen gerçekten geleceğe yönelik stratejik bir öneme sahip. Türkiye ile Almanya hidrojenin geliştirilmesi noktasında uygun iki partner.” dedi.
İki ülke arasındaki ticaret hacminin geçmiş yılları rekorlarla kapattığını ve rekor beklentilerinin devam ettiğini, Türk-Alman ticari ilişkilerinin çok çeşitli alanlarda ve oldukça kapsamlı olduğuna işaret eden Schulz, köklü geçmişi olan iki ülke ilişkisinin aynı zamanda son derece dengeli ilerlediğini aktardı.
Schulz, Almanya’nın ihracat yaptığı en büyük ve en önemli ülkelerden birinin Türkiye olduğunu kaydederek, şöyle konuştu:
“Almanya aynı zamanda Türkiye’nin ihracat yaptığı en önemli, en büyük ülke ve Türkiye’nin ithalat yaptığı ülkeler arasında da Rusya ve Çin Halk Cumhuriyetinden sonra üçüncü sırada yer alıyor. Buna rağmen biz ilişkilerimizin bu alanda daha da yoğunlaşmasını, daha da gelişmesini istiyoruz. Hem ticaret alanında hem yatırımlar alanında. Enerji sektörü gerçekten ikili ilişkilerimizde çok önemli bir yer teşkil ediyor. Türkiye’de 8 bini aşkın Alman şirketi yatırım yapmış ve hala faaliyet gösteriyor. Bu şirketler içinde enerji sektöründe çalışan çok sayıda şirket var.”
ENERJİ SEKTÖRÜ
Schulz, Almanya Ekonomi ve İklim Koruma Bakanı Robert Habeck’in geçen yıl ekimde beraberinde enerji sektörünün temsilcileri ile Türkiye’yi ziyaret ettiğini anımsattı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın da Ankara’da gerçekleştirilen 5. Türk-Alman Enerji Forumu’nda Alman yatırımcıları Türkiye’ye davet etmesinin Alman heyetinde memnuniyetle karşılandığını ifade eden Schulz, şöyle devam etti:
“Birkaç yıldır Türk-Alman enerji forumu ülkelerimizde gerçekleştiriliyor. Foruma enerji sektöründen kamu ve özel sektör temsilcileri katılarak işbirliği imkanları üzerinde görüşmeler yapıyor. Bu forumun son derece yapıcı ve verimli bir forum olarak çalıştığını vurgulayabilirim. Türkiye’nin yenilenebilir enerji ve yeşil enerji dönüşümünde önemli hedefleri var. Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynakları ve tedarik zinciri alanlarında önemli yatırım imkanları da var. Bunun dışında iklim değişikliği ile mücadele, sanayinin karbonsuzlaşması, yeşil enerji dönüşümü konularında çok yoğun işbirliği alanları ve imkanları mevcut.”
Türkiye’nin yeni üretim merkezi ve tedarik zinciri oluşturma noktasında Avrupa’ya yakın olmasının büyük bir avantaj olduğunu dile getiren Schulz, şirketlerin Covid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşı sonrası güvenilir piyasa arayışına girdiklerini, Türkiye’nin de coğrafi konumu ve potansiyeli açısından önemli bir ülke olduğunu vurguladı.
Schulz, şöyle devam etti:
“Ben kesinlikle Türkiye’nin bu konuda önemli bir konumda olduğunu düşünüyorum. Hem Covid-19 salgını açısından hem de savaş açısından şirketler daha güvenilir piyasalara yönelmek zorunda hissettiler kendilerini. Piyasalar açısından ellerindeki imkanları çeşitlendirmeye doğru yöneldiler. Tabii ki Türkiye de bu açıdan önemli bir konumda çünkü coğrafi olarak yakın, kültürel olarak yakın ve aynı zamanda iki ülke birbirini iyi tanıyor. Yani birbirine yabancı değil. Zaten Türkiye’de örneğin güneş panelleri üretimi alanında çok önemli şirketler var. Kapsamlı bir üretim yapılıyor. Almanya Covid-19 salgını öncesinde de ve Ukrayna’daki savaş öncesinde de zaten yenilenebilir enerji konusunda çok yoğun bir çalışma içindeydi. Şimdi bu daha da yoğunlaşacak. Türkiye’nin bu noktada mutlaka önemli bir rolü olacaktır.”
‘TÜRKİYE’NİN YEŞİL HİDROJEN ÜRETİM KOŞULLARI UYGUN’
Schulz, enerji piyasalarında stratejik olarak önemi artan bir konu olan hidrojenin geliştirilmesi yönünde Türkiye ve Almanya’nın önemli adımlar attığını ifade etti.
Yakın dönemde hidrojen ile ilgili iki ülkenin mutabakat zaptı imzaladığını, bazı şirketlerin Türkiye’de hidrojene ilişkin ortak bir yatırım gerçekleştirdiğini anımsatan Schulz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yeşil hidrojen gerçekten stratejik açıdan gelecek vadeden çok önemli bir konu. Almanya’da sanayide kullanılan bir kaynak. Fakat gelecek için çok önemli gelişmeler vadeden bir kaynak. Bilinçli olarak sanayide kullanılırsa çok faydası ve avantajı olacak bir kaynak. Almanya tabii ki hidrojen üretebilir. Ancak ihtiyacını karşılayacak kadar üretemez çünkü gelecekte hidrojene miktar olarak çok büyük bir ihtiyaç olacak. Türkiye’de de büyük miktarda hidrojen üretiminin koşullarının olduğunu düşünüyoruz. Biz bu alanda Türkiye ile işbirliği içinde olmaktan büyük memnuniyet duyarız çünkü yenilenebilir enerji konusunda daha önce de söylediğimiz gibi işbirliğimizde olumlu gelişmeler var.”
Schulz, söz konusu mutabakat zaptının bazı unsurlarının şimdiden uygulandığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Örneğin bir görev gücü oluşturuldu, uzmanlar bir araya gelip şimdiden bu alanda neler yapılabileceğini görüşüyorlar. Aynı zamanda ortak yatırımlar konusunda neler yapılabilecekleri konusu irdeleniyor. Hatta bildiğim kadarıyla Türkiye’de bir ortak yatırım gerçekleşti bile. Hidrojen gerçekten geleceğe yönelik stratejik bir öneme sahip. Türkiye ile Almanya hidrojenin geliştirilmesi noktasında uygun iki partner. Öte yandan ülkelerimiz bir anlaşmaya imza atıp iklim değişikliğiyle mücadele konusunda ortak hareket etme kararı verdiler ve düzenli olarak üst düzey görüşmelerin gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.”
]]>İddiaya göre, yatırımcılara yatırdıkları paranın üzerinden aylık yüzde 15, yıllık ise ana paranın 5 katı kar payı yatırma vaadinde bulunuldu. Ayrıca her bir yatırımcı getirene de yüzde 10 ödeme sözü verildi. Bir süre sonra para yatıranlar, kar paylarını alamayınca dolandırıldıklarını anlayıp, Ertuğrul S. ile onunla birlikte hareket ettikleri ileri sürülen Hicabi P. (29) ve Tolga D. (26) hakkında savcılıklara suç duyurusunda bulunmaya başladı.
JEREMY PETIT
‘LÜKS HAYATLAR VE AÇILIŞLARLA GÖZ BOYAMIŞLAR’
Dolandırılan kişilerden bazılarının avukatı olan Gizem Üğür, olayın ikinci ‘Seçil Erzan’ vakası olduğunu, tek farkının ise dolandırılan kişilerin ünlü olmaması olduğunu söyledi. Yaptıkları araştırmada şüphelilerin, lüks yaşam tarzlarıyla çevrelerini etkileyerek şirkete para yatırmaya ikna ettiklerini belirten Avukat Üğür;
“Dolandırıcılık sistemi ‘Ponzi Sistemi’ gibi işliyor. Piramitsel dolandırıcılığın bir türüdür. Şüpheliler önce akrabalarından şirkete yatırım yapmalarını isterler. Bir verip, üç alacaklarını ya da aylık yüzde 15 kar vereceklerini söylerler. Ardından da çevrelerine bu karları birkaç ay dağıtırlar. Etraftan bunu gören insanlar da yatırım yapma kararı alırlar. Müvekkillerim de bu şekilde dolandırıldılar. Yatırılan paraya aylık yüzde 15, yıllık da çarpı 5 katı iade edeceklerini vadetmişler. Lüks hayatlar, lüks açılışlarla da insanların gözünü boyamışlar. Yaptığımız araştırmada 20 bin euro ile 300 bin euro arasında yatarım yapanlar var. Çoğunluğu Avrupa’da yaşayan gurbetçiler ve yabancılardan oluşan 750 kişi parasını bu şirkete ve kişiye göndermiş. Para yatıranların büyük kısmı kar payı alamadı, bir kısmı da ancak 2 ay yüzde 15 alabilmiş. Hiç alamayanlar da var” dedi.
Savcılığına suç duyurusunda bulunduklarını, soruşturmanın devam ettiğini belirten Avukat Üğür, “Şüphelilerin soruşturma kapsamında polis tarafından ifadeleri alındı. Kendilerinin kimseden yatırım amaçlı para almadıklarını, Dubai merkezli şirketinde Denizlide reklamını yaptıklarını söylemişler. Bunların şirketine ve kendi isimlerine gönderilen büyük miktarlardaki paraların dekontları bizde var. Hepsi suç duyurusundaki dosyada mevcut. Dolandırılan kişileri de ‘Suç duyurusunda bulunursanız paranızı alamazsınız’ diye korkutmuşlar. 2 yıldır ana parasını alamayanlar var. Türlü türlü bahaneler buluyorlarmış. Ortada çok büyük bir para var ve nerede olduğu belli değil. Dolandırılan yabancı uyruklu kişiler de kendi ülkelerinde gerekli kurumlara şikayetlerini yaptılar. Şüphelilerin yurt dışına kaçma şüphesi var, acilen yurt dışı yasağı gibi önlem alınması gerekiyor” diye konuştu.
CELINE GEISER
‘HEP BAHANELER UYDURUP, BEKLEMEMİZ GEREKTİĞİ SÖYLENDİ’
İsviçre’de yaşayan ve 120 bin eurosunun dolandırıldığını belirten Celine Geiser, “Yatırımımın sonuna geldiğimde paramı geri almak için Ertuğrul S. ile iletişime geçtim. Bana, Covid-19 nedeniyle ve fonları bloke eden paranın durumu ile ilgili sorunlar olduğunu söyledi. Her aramada bana Türkiye’deki enflasyondan tutun da ofis sitesinin güncellenmesine kadar başka birçok bahane uydurup, beklemem gerektiğini söyledi” dedi.
Fransa’da yaşayan ve 50 bin euro dolandırılan Jeremy Petit ise “Ertuğrul S.’yi 2012 yılından beri tanırım. Sahibi olduğum kafemin önüne çok büyük bir lüks araçla geliyordu. Bu sebeple ona nasıl lüks araçlar satın aldığını sordum. Bana ‘Sen de alabilirsin’ deyip, yatırımdan bahsetti. Ben de parayı gönderip, yatırım yaptım. Ancak vadedildiği gibi hiç para alamadım. Kendisi her görüşmemizde vaatlerin yerine getirileceğini Corana19 pandemisi nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti’nin paraları bloke ettiğini ve bu durumun kendilerinden kaynaklanmadığını söyledi. En son enflasyon nedeniyle devletin, euro hesaplarına el koyduğunu, bu nedenle elleri kolları bağlı olduğunu söyledi. Devlet izin verir vermez paraları yatıracaklarını söyledi” diye konuştu.
]]>İmamoğlu, Eyüpsultan-Bayrampaşa Tramvay Hattı ve Sefaköy-Beylikdüz-TÜYAP Metro Hattı projelerinin 2024 Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı’na alınmamasına tepki gösterdi.
“MİLLETİMİZE BUNLARI ŞİKAYET EDECEĞİM”
İmamoğlu kararla ilgili şunları söyledi:
“Dün konuşma yaptım. Üsküdar’da yaptığımız temel atma töreninde ‘yatırım planını açıklayacaklar. İki önemli konumuz var orada. Bayrampaşa- Eyüpsultan tramvay hattımız ve Sefaköy- Beylikdüzü metro hattımız.
Bakın bunların kaynağı hazır. Yurt dışından temin ettiğimiz uygun ve uzun vadeli kredisi hazır. Bir tek ne biliyor musunuz? Yatırım planına alınması. Yatırım planı, devletin kaydına alınmak. Başka hiçbir katkısı yok.
Bizim alacağımız krediye bir kefaleti yok. Ya da bir katkıları yok. Bir onay, yatırım planını almak. Eninde sonunda verecekler. Vermek zorundalar.
Milletini cezalandıranı, millet sevmez. Bu milleti cezalandırıyorlar. Ben Eyüpsultan’da, Bayrampaşa’da, Beylikdüzü’nde, Avcılar’da, Büyükçekmece’de, Başakşehir’de, Küçükçekmece’de hatta Bakırköy’de hatta Bahçelievler’de milletimize bunları şikayet edeceğim” dedi.
“DOMİNO TAŞI GİBİ ÇÖZÜLECEKLER”
İmamoğlu şöyle devam etti:
“Millet, kendisine verilecek hizmeti engelleyeni sevmez. Dün bunu yatırım planına almayan insanların İstanbul halkına borçları var. Ben bizzat Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına bunu özenli bir biçimde telefonda ilettim.
Kendisine bunun uzunca ne kadar önemli olduğunu, hangi kuruluşlardan kredilerinin temin edildiğini, ön protokollerinin yapıldığını, ne kadar milyon insana hizmet edeceğini yazıyla da bildirdim.
Hem sözlü, hem yazılı bunun ne kadar önemli olduğunu anlattım. Neredeyse bir buçuk ay önce. Şimdi yatırım planının alınmaması… Listeye ekliyorsunuz. Listenin altına iki satır daha ekliyorsunuz. Çok acayip bir durum.
Bunlar seçim için her şey mubahtır anlayışının en fanatik bireyleri. Ama tekrar söylüyorum; bunları mazeret olsun diye de anlatmıyorum. Bunlar öyle bir domino taşı gibi çözülecek ki göreceksiniz.
16 milyon insanımızın baskın kuvveti, iradesine set vurulamaz anlayışı göreceksiniz hem sandıkta karşılığını bulacak, o sandıktan çıkan o gücün de karşısında bütün bu çektirilen sıkıntıların zulümlerin tam tersine hareket etmek zorunda kalacaklar.
Ben bu tutum ve tavrından dolayı kim buna mani oluyorsa kınıyorum. İstanbul halkı adına kınıyorum. Bu yanlışı düzeltmeleri için de acilen çağrı yapıyorum.
Bırakın İstanbul’un Sefaköy’den başlayıp Beylikdüzü’ne giden hem metrobüs hattını hafifleten, hem metroyla beraber İstanbul’un batısını bütün İstanbul’a bağlayan hem de Eyüpsultan’ı Bayrampaşa halkını bu hizmetten mağdur etmeyin diyerek şikayetimi yapıyorum.”
“UMARIM BU YANLIŞTAN DÖNERLER”
İmamoğlu, yatırım planına ara dönemde ilaveler yapılabildiğine dikkat çekerek “ Daha önce uygulamaları yaşandı. Bu yanlışlarından istedikleri zaman dönebilirler. Sadece ocak ayında açıklanacak diye bir kural yok. Sefaköy- Beylikdüzü süreci neredeyse artık bir buçuk senesini buldu. Her geçen zaman ihaleyi geciktiriyor. İhaleyi geciktirince süreçler istediğimiz düzlemde ilerleyemiyor. Biz bunu Türkiye’de yatırımlar yapan, Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası’nı açıklayamıyoruz bile. Onlar da niçin diyorlar. ‘Her şeyiniz tamam. Uluslararası düzeyde biz de inceledik, baktık, her şey on numara. Niçin?’ diye soruyorlar. Utanç verici. Umarım bu yanlıştan dönerler” dedi.
KURUM’A: ALIŞMAK İÇİN ZAMANA İHTİYACI VAR
Gazetecilerin Cumhur İttifakı’nın İBB adayı Murat Kurum’un sosyal medyada paylaşılan bir videoda TOKİ mağduru bir vatandaşı dinlemeyip kamera kapatmaya çalışması ile ilgili sorusu üzerine İmamoğlu şöyle konuştu:
“Toplumla yüz yüze gelmek, onlarla hasbihal etmek her zaman burun buruna sohbet etmek tabii biraz alışkanlık ister. Alışmak için biraz zamana ihtiyacı ar. Yani o diyalog biçimi kolay değildir. Sabır kolay değildir. Biraz zamana ihtiyacı var.
Bir alışma dönemi yaşayacak. Zaten herhalde o kadar yaşayacak. Ondan sonra 31 Mart’tan sonra görev yerine geri döner” karşılığını verdi.
Yine Kurum’a Beykoz’da evi yıkılan bir vatandaşın 5 yıldır İBB’nin kentsel dönüşüm yapmasını beklediğini söylediği görüntülerin hatırlatılması üzerine de “Ben ilk gün sordurdum; ‘Yıktığınız ve beklettiğiniz bir yer var mı’ diye. Böyle bir yer yok. O hanımefendiye çağrı yapıyorum, lütfen bizi arayın.
Ben tatilde değilim, İstanbul’dayım. Kendisini bekliyorum. Bizi arasın. Bakalım binası neredeymiş? Beni herkes bulabiliyor. O da muhtemelen tak diye bulabilir. Bizi lütfen arasın. Beni eğer bir gün içinde aramazsa bu işin sağlam bir kurgu olduğuna inanacağım yoksa…”
]]>Geçen yılın otomotivde birçok tarihi rakamın elde edildiğini dile getiren Eroldu, “2023 yılında 1 milyar 340 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirdik. Bu da son yılların en yüksek rakamı oldu” diye konuştu.
Eroldu, otomotiv ana sanayisinin, son 10 yılda 10 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdiğine vurgu yaparak, “2023 yılında da 2022’ye göre yüzde 37’lik yatırım artışı oldu. Yani 2022’de başlayan yatırımların aslında 2023’te de hız kazandığını gördük. İnşallah önümüzdeki yıllarda da bu açıklanan yatırım projeleri kapsamında Türkiye’de otomotiv sanayisinin yatırımlarının artırdığını görmeye devam edeceğiz. Burada bizim açımızdan kötü giden konu iç pazarda yerli payının azalması, yüzde 45’ten yüzde 37’ye maalesef gerileyen bir yerli payımız var” ifadelerini kullandı.
FİYATLAR ARTACAK MI?
OSD Başkanı Eroldu, otomotiv fiyatlarına zam gelip gelmeyeceği yönündeki soruya da şu yanıtı verdi:
“Ocakta başladı ama şimdi bu doğal, yani enflasyon ve kur artışları fiyatlara yansıyacaktır. Enflasyonda hem yerleşmiş bir enflasyon var hem de aylık 3-4 temposunda bir enflasyon var. Fiyatlara yansıdığını göreceğiz zaten.
Ocak ayında da benim gördüğüm, yüzde 2 ile yüzde 4 arasında en azından görebildiğim markalarda fiyat artışları var. Enflasyon ve kur artışları fiyatlara yansıyacaktır. Ama kaçınılmaz bir şey yani bu. Bazen fiyat indirimleri de olduğunu görebiliyorsunuz.”
Otomotiv sanayisinin ana firmalarının üretiminin salgın öncesi seviyelere geldiğine dikkati çeken Eroldu, kapasite kullanımında da geçen yıl iyileşme gerçekleştiğini bildirdi.
Eroldu, küresel gündemde yakından takip ettikleri önemli konular bulunduğuna işaret ederek, küresel ekonomide yavaşlama beklentileri, ticaret ve sanayi politikaları özelinde Amerika, Çin ve Avrupa Birliği arasında devam eden güç ve ticaret savaşı gibi konuların ön planda olduğunu ve bunun da bütün ülkelere farklı seviyelerde olumlu ve olumsuz etkilerinin olacağını söyledi.
‘BAZI PARÇA TALEPLERİ TÜRKİYE’YE KAYDI’
Bir diğer konunun da jeopolitik gelişmeler ve tedarik zinciriyle ilgili olduğunu belirten Eroldu, şöyle devam etti:
“Özellikle son günlerde de gördük Ümit Burnu’ndan dolaşan bir lojistik herkes için bir sorun ama bu da tabii aslında fırsatları da beraberinde getiriyor. Çünkü bu jeopolitik riskleri ve tedarik zincirini daha iyi yönetmek için aslında daha uzak satıcılardan daha yakın satıcılara yönelik bir geçiş hareketi var. Bunun da aslında olumlu sinyallerini de görüyoruz. Türkiye’de otomotiv sektöründe parça ihracatında da bir artış var. Yani birtakım parça taleplerinin Uzak Doğu ve Çin yerine Türkiye’deki yan sanayicilere kaydığını görüyoruz.
Dolayısıyla herkeste bu jeopolitik konular ve tedarik zinciri kırılmaları yüzünden bir endişe var. Bu zaten pandemiyle başlamıştı. Şimdi farklı sektörlerde herkes bu riskleri de yönetmek için tedarik parklarını daha yakınlara konumlandırmaya çalışıyor. Biz de rekabetçi bir ülke olarak bu durumun bize yarattığı fırsatları görüyoruz. Dolayısıyla aslında küresel gündem yalnızca riskleri barındırmıyor, aynı zamanda birtakım fırsatları da barındırıyor.”
OTOMOTİVDE 2,2 DOLARLIK AÇIK
Çin’in son yıllarda ticari alanda gösterdiği atak politikalarının da küresel gündemin bir diğer önemli maddesi olduğunu ifade eden Eroldu, bunun otomotive, hem Avrupa hem dünya hem de Türkiye açısından çok boyutta etkileri olduğunu dile getirdi.
Eroldu, “Çin tabii özellikle elektrikli araç dönüşümü ile dünyadaki otomotiv sanayindeki kuvvetini ve gücünü artırdı. Çünkü Çin’in aslında içten yanmalı araçlardaki teknolojisi o kadar kuvvetli değil ama baktığınız zaman bugün elektrikli araç üretiminde dünyada küresel lider konumunda.” dedi.
Türkiye açısından bakıldığı zaman, Çin’in otomotiv sanayi dışında ülke içinde ticaret dengesi açısından da bir sorun teşkil ettiğini anlatan Cengiz Eroldu, şunları kaydetti:
“Otomotivde de 2023’ün ilk 11 ayında 2,2 milyar dolarlık açığımız var. Yani biz 21 milyon dolarlık parça ihraç etmişiz. Karşısında da 2,2 milyar dolarlık Çin’den parça ve otomobil almışız. Birçok alanda Çin ile Türkiye arasında çok olumsuz bir denge olduğunu görüyoruz.
Diğer taraftan baktığımız zaman bizim otomobil ithalatımızda da Çin hiç yok 2019 yılında. Şu anda yüzde 7’lik bir pay alıyor ama ne almışız biz Çin’den? Baktığımız zaman da yüzde 78’ini içten yanmalı almışız, yüzde biri plug-in hibrit, yüzde 2’si hibrit, yüzde 20’si de elektrikli. Zaten son dönemde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bu işin elektrikli tarafına müdahale etti. Fakat burada da içten yanmalının ne kadar büyük olduğunu ve büyümeye devam ettiğini görüyoruz.”
ÇİN’E UYGULANAN KURALLAR GENİŞLETİLSİN TALEBİ
Çin’den gelen elektrikli otomobillere ilişkin uygulanan bazı kuralların içten yanmalı araçlar için de uygulanması gerektiğine işaret eden Eroldu, şöyle devam etti:
“Bizim açıkçası ülke sanayine, yalnızca otomotiv değil, diğer sanayilerle birlikte yaratacağı bir risk olarak görüyoruz bu durumu. Bu da bizce 2024 yılında yönetilmesi gereken bir diğer konu çünkü yalnızca elektrikli arabalara konulan birtakım uygulamalarla Çin ithalatının Türkiye’nin dış ticaret dengesine verdiği hasarı halletmek mümkün olmayacak gibi duruyor.
Biz Çinli araçlara otomotiv sanayi olarak karşı değiliz ama gelip yatırım yapmaları lazım. Yani biz de Çinlileri yatırım yapmaya davet ediyoruz ki zaten Bakanlığın da bu yönde yaptığı çalışmalar var. Çinli yatırımcıların gelip Türkiye’de yatırım yapmaları lazım. Otomotiv sanayi olarak rekabeti olumlu buluyoruz ama yalnızca ithalatla bu pazarın kaybedilmesi doğru bir şey değil.”
]]>Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile Birleşik Krallık Uluslararası İş ve Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kemi Badenoch, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Merkez Ofisinde 7. Dönem Türkiye-Birleşik Krallık Ekonomik ve Ticaret Ortak Komitesi (JETCO) toplantısında bir araya geldi.
İmza töreninin ardından bir konuşma yapan Bolat, 7. Dönem JETCO toplantısının verimli geçtiğini belirterek, önce mevkidaşı ile ikili görüştüğünü, ardından yuvarlak masa toplantısında iş insanlarının da katılımıyla iki ülke arasındaki ticari konuları ele aldıklarını bildirdi.
Birleşik Krallık’ın Türkiye’nin en önemli ticaret ortakları arasında yer aldığını belirten Bolat, “İki ülke arasında 2022 yılındaki ticaret hacmi yaklaşık 19 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiş ve 2023 yılında da aynı seviye korunmuştur. Nitekim Birleşik Krallık, yaklaşık 12,5 milyar dolar düzeyinde ihracat ile ülkemizin en önemli dördüncü ihracat partneri konumundadır” ifadelerini kullandı.
Bolat, Birleşik Krallık’ın karşılıklı yatırımlar alanında da Türkiye’nin önemli bir partneri olduğunu, 8,3 milyar dolarlık doğrudan yatırım ile Türkiye’de en çok yatırımı bulunan 5. ülke konumunda olduğunu söyledi.
TOPLANTI DEĞERLENDİRMESİ
JETCO toplantısının olumlu bir atmosferde gerçekleştiğini aktaran Bolat, şöyle devam etti:
“Toplantının sonunda, Birleşik Krallık ile Türkiye arasında birçok önemli alanda işbirliğini güçlendirecek protokol metni ve eylem planı imzalandı. Söz konusu protokol ve eylem planı, iki dost ve yakın ülke arasındaki ticaret, yatırım, müteahhitlik, teknik müşavirlik hizmetleri, bilim, teknoloji, gümrük gibi alanların yanı sıra kültür, çevre, enerji ve ulaştırma gibi alanları da kapsamaktadır. Toplam 26 maddeden oluşan eylem planı, 7. Dönem JETCO toplantısında ele alınan kararların eyleme dönüştürüldüğü maddeleri içermektedir. Alınan 26 maddelik karar, uygulanabilirliği açısından somut hedeflerin belli bir sürede gerçekleştirilmesini hedeflemektedir. Bu anlamda da kararlar, iki ülke arasındaki ilişkileri daha ileri götürme açısından çok önemli bir adımı teşkil edecektir.”
JETCO kapsamında Türk ve İngiliz iş insanları ve yatırımcılarının katılımlarıyla Yuvarlak Masa Toplantısını gerçekleştirdiklerini belirten Bolat, toplantıda iki ülke ilişkilerinde önde gelen ihracatçı firma ve yatırımcıların bir araya geldiğini söyledi.
Bolat, toplantıların iki ülke ekonomisi, ikili ticaretin geliştirilmesi ile ilave yatırım artırılması noktasında çok önemli ilerlemeler sağlayacağına işaret ederek, “7. Dönem JETCO toplantısının çok verimli geçtiğini ve iki ülke ilişkilerine çok büyük bir ivme katacağına inanıyorum. 2020 yılında imzalanan Türkiye-Birleşik Krallık Serbest Ticaret Anlaşması, iki ülkenin ilişkilerinde mükemmel bir ivme kazandırdı. İki ülke bakanlıkları serbest ticaret anlaşmasının geliştirilmesi ve yeni alanlara genişletilmesi konusunda kendi iç müzakerelerini şuanda yapmaktadır. 2024 yılı içerisinde Türkiye-Birleşik Krallık Serbest Ticaret Anlaşması’nı daha yeni alanlara da geliştirme konusunda müzakereleri başlatmayı ümit ediyoruz.”
]]>OVP’nin kamu ve özel sektör için yol haritası niteliğinde olduğuna dikkati çeken Şimşek, mali disiplin, büyümede dengelenme, sürdürülebilir cari açık, rezerv birikimi ve yapısal reformların da OVP’nin temel hedefleri arasında olduğunu anımsattı.
“ENFLASYON BİR SÜRE DAHA YÜKSEK SEYREDECEK”
Sürdürülebilir yüksek büyüme ile birlikte kalıcı refah artışı için fiyat istikrarının ön koşul olduğunu ve bu yüzden programın odağında enflasyonun düşürülmesinin yer aldığını belirten Şimşek, şunları kaydetti:
“Çok hızlı bir şekilde programa baktığımız zaman geleneksel para politikasında sıkılaşma söz konusu. Seçici kredi sıkılaşması da söz konusu. Bir de miktarsal sıkılaştırma var. Bununla birlikte tabii ki gelirler politikası ayağında da hedef enflasyonla ilişkili bir yaklaşım vardı. Bunun sayesinde biz inanıyoruz ki önümüzdeki dönemde enflasyon yıllık bazda 2026 sonunda tekrar tek haneye inmiş olacak. Şu anda enflasyon bu sene için yüzde 65 civarında. Gelecek sene yüzde 36’ya, bir sonraki sene yüzde 14’e ve nihayetinde tek haneye inecek.”
Yıllık bazda enflasyonun bir süre daha yüksek seyredeceğini belirten Şimşek, şöyle devam etti:
“Ama aylık bazda özellikle de çekirdek enflasyona bakarsanız son 3 ayda bir trend var. Bu trend oldukça net. Aylık enflasyonda bir ivme kaybı var ve şu an için çok rahat bir şekilde şunu söyleyebilirim; enflasyondaki ivme kaybı, 2024 yıl sonu hedefimizle aynı patikaya oturmuş durumda. Çekirdek enflasyondaki trend, 2024 yıl sonu hedefi olan yüzde 36 ile uyumlu. Para politikası gecikmeli çalışıyor, para politikasında bugün attığımız adımların gecikmeli etkisi gelecek sene devreye girecek, özellikle yılın ikinci yarısında…”
“ENFLASYON BEKLENTİLERİ HEDEFLE UYUMLU HALE GELECEK”
Bakan Şimşek, beklentiler kanalının da çok önemli olduğunu, son 2 ayda enflasyon beklentilerinde 5 puana yakın bir iyileşme gerçekleştiğini ve piyasanın enflasyon beklentilerinin de gelecek aylarda hedefle uyumlu hale geleceğini bildirdi.
Dezenflasyonun başarılmasıyla birlikte Türkiye’de öngörülebilirliğin artacağını, makrofinansal istikrarın pekişeceğini ve sürdürülebilir yüksek büyümeye ulaşılacağını anlatan Şimşek, aynı zamanda kalıcı refah artışının da sağlanacağını, sermaye piyasalarının derinleşeceğini, işletmelerin uzun vadeli finansmana erişeceğini ve Türkiye’nin küresel rekabet gücünün artacağını kaydetti.
“DEPREM İÇİN HARCANAN VERGİLER, TOPLANANIN 8 KATINI GEÇTİ”
Bakan Şimşek, AKP hükümetlerinin mali disiplinde kendini kanıtladığını belirterek, “Temmuz ayında önemli bir mali konsolidasyona gittik. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim artık aralık ayının sonuna gelmiş durumdayız. Muhtemelen Türkiye’nin bu seneki bütçe açığı OVP’de öngördüğümüzün çok altında olacak. Büyük ihtimalle bu sene bütçe açığı yüzde 5,5 civarlarında, deprem hariç açık ise yüzde 3’ün altında olacak” diye konuştu.
Oluşturulacak mali alanla makroekonomik istikrarı korumanın yanında, yapısal reformlara alan açacaklarını, doğal afetlere karşı çok daha hazırlıklı olacaklarını ve sürdürülebilir bir borç çerçevesiyle nesiller arası adaleti de sağlayacaklarını anlatan Şimşek, son 20 yılda yaşanan depremler nedeniyle oluşan hasarların giderilmesi için yapılan harcamaların, toplanan vergilerin 1,6 katı olduğunu, yenileme ve güçlendirme çalışmaları da eklendiğinde, toplanan vergi gelirinin 8 katını geçtiğini söyledi.
“2,2 TRİLYON VERGİDEN VAZGEÇİYORUZ”
Bakan Şimşek, yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı sürdürülebilir yüksek büyümeyi kalıcı kılmak için reel sektörü desteklediklerini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2024 yılında 2,2 trilyon TL vergiden vazgeçiyoruz, biz buna vergi harcaması diyoruz, bunu da ülkemizin kalkınması için yapıyoruz. Reel sektörü üretime ve yatırıma teşvik etmek noktasında, çeşitli vergi destekleri de sunuyoruz. 2024 yılında AR-GE faaliyetlerini ve yatırımları teşvik etmek için 530 milyar lira vergiden vazgeçiyoruz. Asgari ücrete kadar ücretlerden gelir vergisi alınmamasının 2024 yılındaki maliyeti de toplam 630 milyar liradır.”
Türkiye’nin dış ticaret açığını incelediklerini ve bu açıkta büyük rol oynayan, önemli kalem olan 284 ürün belirlediklerini belirten Şimşek, bu ürünleri üretebilecekler için Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) uygulamasını da yeniden yapılandırdıklarını ve 1 milyar lirayı aşan yatırım projeleri için 2 yılı ödemesiz, 10 yıl vadeli, uygun faizli kredi sağlamak üzere 3 yıl için 300 milyar lira limit tahsis edildiğini bildirdi.
“KİMSEDEN PARA İSTEMEDİM”
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, küresel doğrudan yatırımlara da değindi.
Küresel doğrudan yatırımların milli gelire oranının yüzde 2’nin üstüne çıkacağına inandığını dile getiren Şimşek, böylece gelecek dönemde cari işlemler açığını borç yaratmayan kaynaklarla finanse etme imkanının oluşacağını ifade etti.
Bakan Şimşek, OVP’nin başarılı bir şekilde çalıştığına dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Bakın risk primimiz düştü, bu çok önemli. Şu anda ülke risk primimiz (CDS) 284 seviyesinde. Hedefimiz gelecek sene ülke risk primimizin 200 baz puanın altına düşmesidir. Kurdaki dalgalanmalar azaldı, ülkemize yönelik yabancı yatırımcı ilgisi arttı, bankaların ve reel sektörün dış borç çevirme oranları yükseliyor. Düşen cari açık ve artan sermaye girişleri ile brüt rezervler mayıs ayına göre 44,1 milyar dolar yükseldi. Bana ‘Çok ülke dolaştınız, Türkiye’ye para gelmedi.’ dediler. Ben de dedim ki ‘Yurt dışı seyahatlerimde kimseden para istemedim.’ ‘Türkiye’nin acil dış kaynağa ihtiyacı var, gelin bize para verin.’ demedik. Programımızı anlattım, ‘Dijital dönüşüm olacak, gelin yatırım yapın.’ dedik. ‘Yeşil dönüşüm olacak, gelin yatırım yapın.’ dedik. Yurt dışı seyahatlerimde Türkiye ekonomisinin büyüme potansiyelinden ve sunduğu fırsatlardan bahsettim.”
“DERECELENDİRME KURULUŞLARI PİYASANIN GERİSİNDE”
Merkez Bankasının hem brüt hem de net rezervlerinin siyasi istikrar pekiştikten sonra, belirsizlik azaldıktan sonra, yani Cumhurbaşkanı seçiminden sonra çok hızlı şekilde arttığını ve şu an itibarıyla 142,5 milyar dolar civarına geldiğini belirten Şimşek, şunları aktardı:
“Net rezervler eksi deniyor. Bu konuya açıklık getirmek istiyorum. Uluslararası normlara göre yapılan hesaplamayı dikkate alır ve yurt dışından aldığımız swapları çıkartırsak, Türkiye’nin net rezervleri 17-18 milyar dolar artıda. Cari açıktaki daralma, portföy tercihleri ve yurt dışından portföy girişiyle rezervlerimizi kalıcı bir şekilde güçlü seviyelerde tutacağız.”
Türkiye’nin dış borcunun piyasa fiyatlamasının 2 veya 3 kademe daha yüksek kredi notuna tekabül ettiğine dikkati çeken Şimşek, “Kredi derecelendirme kuruluşları, piyasanın gerisinde. Önümüzdeki süreçte kredi notunda da artışlar göreceğiz” değerlendirmesini yaptı.
]]>