Yurt dışından gelen görevliler için kentteki Karaağaç Mahallesi’nde konsolosluklar kurulurken, Yunanistan sınırına yakın bir alanda da Katolik mezarlığı oluşturuldu.
Osmanlı İmparatorluğu’nda çalışan Katolik mezhebine bağlı kişilerin defnedildiği, halk arasında ‘İtalyan mezarlığı’ olarak bilinen tarihi mezarlık, zamanla unutularak kaderine terk edildi.

‘DEMİR YOLU İLE BİRLİKTE NÜFUSLARI DA ARTMIŞ’
Bölgede Katolik nüfusunun özellikle demir yolu yapımı sırasında arttığını anlatan Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanlığından emekli olan Prof. Dr. Engin Beksaç, “Aslında Levanten ve Katolikler çok daha erken tarihlerden itibaren Edirne’de yaşamaktadır, bunu bilgilerimiz içerisinde bulabilmekteyiz ama yoğun faaliyetin olma süreci, özellikle demir yollarının yapılmaya başlamasıyla birlikte Avusturya, Fransız ve Alman Katolik mühendislerin ve bunların ailelerinin Edirne’ye gelmesi, buradaki yoğun Katolik nüfusun artışını sağlamıştır. Özellikle Kaleiçi’nde faaliyet gösterirken, yazlık yerleşimlerin Karaağaç’ta olduğunu biliyoruz ve bu Karaağaç’taki yoğun nüfusun, İslami nüfustan çok Hıristiyan nüfus olduğu da bilgilerimiz dahilindedir” dedi.

‘TAMAMIYLA KADERİNE TERK EDİLMİŞ’
Bölgede 19’uncu yüzyıl sonlarından itibaren 20’nci yüzyıl başlarına kadar yoğun bir defin olduğunu belirten Prof. Dr. Beksaç, “Sonraki süreçler itibariyle baktığınızda buradaki Katolik ve Levanten grupların ayrılmasından sonra buradaki mezarlıklar kaderine terk ediliyor. Özellikle 1940 yılından sonraki süreçte buradaki tahribat yoğunlaşmaya başlıyor. Hatta özellikle son yıllarda mevcut olan pek çok şey hızlı bir biçimde yok oldu. Ben 2006 yılında ilk defa bu mezarlığa gelmiştim, bugünkünden çok daha fazla veriler ortaya koymaktaydı. Mezar taşlarının büyük bir kısmı ayaktaydı ve çoğu yazılar da okunabilmekteydi. Fakat her geçen gün bunlar da kırıldı ve yok oldu. Şu andaki şekliyle baktığımız zaman tamamıyla kaderine terk edilmiş bir mezarlık alanıyla karşılaşıyoruz” diye konuştu.

‘PEK BİR ŞEY KALDIĞINI SANMIYORUM’
Prof. Dr. Beksaç, katakomb adı verilen mezarların çoğunun yağmalandığını belirterek, “Mezarlık aslında tipik bir Katolik mezarlığı, katakomb şeklinde örgütlenmiş birkaç kat oluşturulmuş bir mezarlık. Aşağıda koridorlar etrafında tabutların konması için hazırlanmış nişler mevcuttur. Fakat bütün bu nişlerin açıldığını ve tabutların çıkarıldığını görmekteyiz. Aşağıda esasında artık fazla bir şeyin de kaldığını sanmıyorum. Bugünkü haliyle tamamen kaderine terk edilmiş, pek çok insanın dikkatle yürümesi gereken bir alan haline gelmiştir. Esasında Edirne’nin hoşgörüsünün, dinler arası diyaloğun sağlanmasının, etnik grupların zenginliğinin en güzel göstergelerinden birisiydi burası” diye konuştu.

‘DEĞERLİ EŞYALAR TAHRİBATI HAZIRLANDIRMIŞ’
Mezarlardaki değerli eşyaların da tahribatı hızlandırdığını kaydeden Prof. Dr. Beksaç, “Özellikle 2006’dan beri burasının temizlenmesi, korunması ve belli ölçülerde tedbirler alınması konusunda epeyce mücadele verdim. Fakat aynı şekilde burası böyle kalmaya devam etti ve her geçen gün biraz daha yıprandı, biraz daha terk edildi ve şu anki şekliyle gördüğünüz gibi ortada hiçbir şey gözükmüyor. Maalesef buradaki Katolik mezarlarında cesetlerin altın dişleri, buna benzeyen bazı şeylerin cesetle birlikte kaldığını biliyoruz. Bu definler nedeniyle bazı Hıristiyan mezarlıklarında bazı ufak tefek de olsa soyguna neden olabilecek unsurlar var. Bunun da burada tahribatı hızlandırmış olduğu bir gerçektir” ifadelerini kullandı.

Engin Beksaç
‘TEDBİR ALINMASI ŞART’
Bölgenin korunmaya alınıp elden geçirilmesi gerektiğini de söyleyen Prof. Dr. Beksaç, “Artık öyle bir hale geldi ki, tanınmayacak halde, belki de son aşamalarını yaşıyor burası. Bir aşağıdaki katakombların çökmediği kaldı. Fazlasıyla yok oldu, ayakta kalan hiçbir mezar taşı yok. Son dönemde burada gördüğüm taşların hemen hemen hepsi kırılmış ve parçalanmış. Esasında burasının bir an önce tedbirinin alınması, korunmaya alınması, temizlenmesi ve bu ağır tahribatın ne kadar geç olursa olsun bir ölçüde engellenerek bu bölgede bir tedbir alınması şart. Bu sadece Edirne için değil bir insanlık onuru, bir insanlık saygısı, burada yaşayan insanlara karşı duyulması gereken bir saygı ve görev olarak algılanması gereken bir konu” dedi.
]]>“EN AZ 400 BİN KAMYONA İHTİYACIMIZ VAR”
Bakan Bayraktar, 9 işçiye ulaşmak için yoğun bir çaba sarf edildiğini belirterek, “Bütün ilgili arkadaşlarımız, gece-gündüz yoğun bir mesai harcıyor. Burası halen çalışan bir yapı, belli alanlarda heyelan tehlikesi halen devam ediyor. Özellikle büyük kütlenin olduğu alanda çalışırken onlara zarar gelmemesini önemsiyoruz. Bir kurtarma yaparken diğer arkadaşlarımızın zarar görmesini istemeyiz. Çok dikkatli bir şekilde arama faaliyeti yürütüyoruz. Bu elbette ki zaman alıyor. Çok büyük bir toprak kütlesinden bahsediyoruz. Yaklaşık 10 milyon metreküplük toprak kütlesi. Elimizde imkan olsa bugün kaldırmaya kalksak; en az 400 bin kamyona ihtiyacımız var. Böyle bir büyüklükle karşı karşıyayız. Dün de ifade etmiştik. İşçi kardeşlerimizin olduğunu tahmin ettiğimiz konteyner ve bir aracın içinde olduklarını öngörüyoruz. O yönlere aramaları yoğunlaştırmış durumdayız. Metal dedektörler, dron radarlarımız, MT’nın ekipmanları, AFAD’ın ekip ve ekipmanları, tüm teknik imkanları kullanarak faaliyetleri yürütmeye gayret ediyoruz. İnşallah olumlu bir netice almak ve kardeşlerimize ulaşmayı hedefliyoruz” diye konuştu.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile dün aileleri ziyaret ettiklerini belirten Bayraktar, “Onları bilgilendirdik, konuştuk. Onları teskin etmeye, bilgilendirmeye gayret ettik. Bu, stresli ve zor bir bekleyiş. Hepimiz için de böyle. Bu süreci onlarla irtibat halinde, sahada bilgilendirmek suretiyle yürütmeye gayret ediyoruz” dedi.
‘İNŞALLAH EN KISA ZAMANDA’
Çevreye ilişkin de Bayraktar, “Bütün ilgili kurumlarımız başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız, Tarım Orman Bakanlığımıza bağlı DSİ, yoğun bir şekilde çalışmalarını yaptı. Bütün planlamalarımız herhangi bir halk sağlığına, çevreye zarar vermeyecek, buradaki Fırat Havzası’na zarar vermeyecek gerekli tedbirleri aldık, alıyoruz. Bunları belli kademelerde gerçekleştireceğiz. Hem o açıdan hem de arama- kurtarma yönünden yoğun bir faaliyeti devam ettiriyoruz. Üniversitelerden, çok farklı disiplinlerden hocalarımız burada. Onlarla da görüş alışverişinde bulunuyoruz. Uygulamayı hedeflediğimiz programları onlarla da paylaşıyoruz. Herkesin katkısını alarak yapılması gereken neyse onu yapmaya gayret ediyoruz. İnşallah öncelikle arama- kurtarma faaliyetlerinde netice almak istiyoruz. Beraberinde eş zamanlı olarak ilave yeni bir durum oluşturmadan gerekli tedbirleri alarak inşallah en kısa zamanda bu süreci tamamlamak istiyoruz. Sonraki aşama ciddi bir rehabilitasyon süreç. Gerek bölgede gerekse maden özelinde” dedi.
‘HALA SÖZ KONUSU YABANCI ŞİRKETİN TEMSİLCİLERİ BURADA DEĞİL’
Müfettişlerin de yoğun mesai sarf ettiğini ifade eden Bayraktar, “O konuya da çok yoğun mesai harcıyoruz. Bunların tekrar etmemesi için, burada yapılanın nerede eksik veya yanlış yapıldı; onları da ortaya çıkaracağız. Bu konularla alakalı kimlerin sorumluluğu varsa, onların yargı önüne çıkmasını, hesap vermesini de temin edeceğiz. Milletimizin hiçbir endişesi olmasın. Burada, biraz işletmeci şirketin yönetim düzeyinde özellikle zafiyet içerisinde olduğunu görüyoruz. Çünkü hala söz konusu yabancı şirketin temsilcileri, burada değil. Bu tabii işin beraberinde bakmamız gereken konudur. Bu konuya da arama-kurtarma sürecini bitirdikten sonra bakacağımız ifade etmek istiyorum” diye konuştu.
‘HİÇBİR ŞEYİN ÜSTÜ ÖRTÜLMEYECEK’
Gazetecilerin şirketin çalışmaları ve izin durumuna ilişkin sorulara yönelik Bayraktar, “Gerekli izinler, ilgili tüm kurumlardan alınmış gözüküyor. Ama işletmecilik anlamında, uygulama noktasındaki konuları hem bizim bakanlığımız hem Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı hem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız soruşturuyor. Bunların neticelerini alıp, kamuoyuyla paylaşacağız. Hiçbir şeyin üstünün örtülmeyeceğini ifade edebilirim.” dedi.
GÖZALTI SAYISI 8 OLDU
Sorumlu bir yöneticinin daha gözaltına alındığını, bununla beraber gözaltı sayısının 8’e çıktığını ifade eden Bayraktar hem hukuki sürecin hem de bakanlıklar düzeyinde inceleme sürecinin devam ettiğini söyledi. Teknik sorular ile ilgili bilim insanlarının bilgilendirmeye yapacağını aktaran Bayraktar, işletmenin faaliyetinin de durduğunu belirtti.
‘ÖNCELİKLİ HEDEFİMİZ; KARDEŞLERİMİZE ULAŞMAK’
Bakan Vedat Işıkhan da şunları söyledi: “Aziz milletimiz ve Erzincan’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bakanlık olarak olayın ortaya çıktığı andan itibaren bakan yardımcımız, 3 başmüfettişimiz ve 1 müfettişimizle olay yerine intikal ettik. Buradaki çalışmalara destek vermeye çalışıyoruz. Siz de şahit oluyorsunuz, devletin tüm kurumları AFAD başta olmak üzere ilgili bakanlıklarımız, bütün yetkililer burada. Bu olayın daha iyi şekilde yönetilmesi konusunda neler yapılabilir noktasında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bizim öncelikli hedefimiz; madencilerimize, kardeşlerimize ulaşmak. Özellikle madenci kardeşlerimizin aile ve yakınlarıyla bir araya gelmek için geldim. Onların yanında olmak için geldim. Süreç sonra nasıl işleyecekse işler. Bu noktada odaklanmamız gereken konu, göçük altında kalan kardeşlerimize bir an evvel ulaşmak.”
]]>