Buğday taban fiyatının en az 12 lira olması gerektiğini vurgulayan çiftçi Osman Durmuş, şunları söyledi:
“Fiyat açıklanmadı. Buğdayımızı dökecek yer yok.12 liradan aşağısı bizi kurtarmaz. Mazot olmuş 45 lira. Zehir olmuş dünyanın parası. Gübre olmuş dünyanın parası. Şuan da bizim mahsulümüz para etmiyor. 12 liradan aşağı bizi hayatta kurtarmaz. Çiftçi ekmezse bu milletin hali ne olur? Aç kalır.”
Çiftçi Şahin Akgöllü çiftçinin ekonomik zorluklar çektiğini ifade ederek, “Çiftçinin masrafı mazot pahalı. Verim fena değil 11-12 lira beklentisi var. Geçen sene 7 liraydı verim yoktu bir şey anlamadı çiftçi. Çiftçi perişan. Traktör alıyorlar banka faizleri yüksek. Ödeme yapamıyorlar faize düşüyorlar” dedi.
Biçerdöver fiyatlarının yüksekliğine değinen çiftçi Tahsin Aker, 20 dönüm için 40 bin lira masraf yaptığını belirterek, şu açıklamalarda bulundu:
“Geçen sene biçer döverciler 100 liraya biçiyordu bu sene 300 lira diyorlar. Adalet mi, vicdan mı? Geçen sene buğdayı 7 liraya aldılar. Bu sene daha buğdayın fiyatı açıklanmadı. Ne yapacak bu çiftçi ? Ne edecek ? Çiftçi ağlıyor. 300 lira olur mu arkadaş bu biçer. Buğday 10 lira, 12 lira, biçer de 200 lira, 220 lira olması lazım. 300 lira çok pahalı. 20 dönüm yer ektim 40 bin lira masrafım oldu”.
Biçerdöver işi yapan Vezir Akgöllü ise yakıt ve bakım masraflarının yüksekliğinden yakınarak, “Dönümde 3 litre mazot yakıyor. Yağmur yağdığında biçerler çöke çöke ekin biçiyoruz. 250-300 liradan aşağısı kurtarmıyor. Bir şoförün yevmiyesi aylık 200 bin lira. 1 ay çalışıyor 200 bin lira veriyorum. 200 bin lirada bakımına veriyorum ben kazanmayım da neden senin hamallığını
‘ŞU AN BUĞDAYI SATACAK YER BULAMIYORUM’
Buğdayda taban fiyatlar açıklanmadığı için mahsulü satacak yer bulamadığını belirten Çiftçi Osman Durmuş, şunları kaydetti:
“Yıllardır buğday ekerim, mısır ekerim, her şey ekeriz. Ama biz mahsulümüzü yetiştirdik, mahsulümüzü şu an satacak yer bulamıyorum. Fiyat açıklanmadı. Buğdayımızı dökecek yer yok. 12 liradan aşağısı bizi kurtarmaz. Mazot olmuş 45 lira. Zehir olmuş dünyanın parası. Gübre olmuş dünyanın parası. Şuan da bizim mahsulümüz para etmiyor. 12 liradan aşağı bizi hayatta kurtarmaz. Çiftçi ekmezse bu milletin hali ne olur ? Aç kalır. Bizi de düşünün arkadaşlar. Bu şekilde giderse çiftçilik biter. Çiftçilik kalmaz.”
Çiftçi Seyran Akgöllü ise biçtirdikleri buğdaya fiyat verilmemesine tepki göstererek, “Çiftçiyim, bende buğday ektim. Buğdayları biçtiriyoruz, götürüyoruz fiyat vermiyorlar. Ne zaman verecekleri belli değil şuan için. Bu sene el elde baş başta. Şuan ne kardayız, ne zarardayız” dedi.
]]>Eczacı yüzbaşı olan ve Iğdır’daki birliğinde hayatını kaybeden Muhsin Berzeg’in, Iğdır’da kabrinin bulunduğu mezarlıktan yol geçtiği için kemiklerinin alınıp, şu anki mezarına defnedildiği öğrenildi. Ceset bütünlüğü olmayan Korhan Berzeg’in de babası gibi sadece kemikleri toprağa verilebilecek.
316 GÜN SONRA KESİNLEŞTİ
İstanbul’dan Balıkesir’in Gönen ilçesindeki yazlık evine gelen ve 17 Haziran 2023’te doberman cinsi köpeği ‘Tina’ ile yürüyüşe çıkan Korhan Berzeg’in, kaybolduktan 312 gün sonra 23 Nisan’da evine 3,5 kilometre mesafedeki Fındıklı Deresi kenarında, adına düzenlenmiş 3 farklı bankaya ait kredi kartı, 1 banka kartı, parçalanmış halde İstanbul ücretsiz taşıma kartı, İstanbul Mavi kart, sürücü belgesi, kimlik kartı, 1’i parçalanmış 5 adet 10 TL, 1 adet 100 TL, 1 adet 50 TL, 1 araç anahtarı ile muhtelif anahtarlar bulundu. Bölgede kemik parçaları da bulununca, Berzeg kaybolduktan 130 gün sonra sonlandırılan arama çalışmaları yeniden başlatıldı.
Bulunan kişisel eşyalar ve kıyafet parçaları ile üzerinde doku olmayan, kalça ve göğüs kafesine ait olduğu değerlendirilen kemik parçaları, İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’na gönderildi. Bu süreçte Berzeg’in İngiltere’den Türkiye’ye gelen kızı Nisa Berzeg’ten kan örneği alındı. İncelemede, kemik parçaları ile kızından alınan kan örneğinin DNA’sının eşleştiği açıklandı. Böylece kaybolduktan 316 gün sonra Korhan Berzeg’in öldüğü kesinleşti.

BİR HAFTA KEMİKLERİ ARANDI
24 Nisan’da Korhan Berzeg’in diğer kemiklerini bulmak için arama başlatıldı. 6 Jandarma Asayiş Timi, 3 JASAT, 1 İstihbarat timi, 3 Jandarma Komando unsuru ve 3 kadavra tespit köpek unsuru olmak üzere 62 personel ile Armutlu Mahallesi Fındıklı Deresi mevkisi ile Turplu ve Gelgeç mahallelerindeki ormanda 7 gün boyunca yapılan aramaların 3’üncü gününde, Bursa Jandarma Komutanlığı’nca bölgede görevlendirilen kadavra arama köpeği ‘Denek’ tarafından çalılar arasında 1 kemik parçası daha bulundu.
4’üncü gününde kol kemiğine benzeyen 1 kemik ile Berzeg’e ait gömleğin parçaları bulunurken, 5’inci günde İstanbul Jandarma Komutanlığı’nın kadavra arama köpeği ‘Duman’ tarafından kütük altı ve çalılıkların arasında, Berzeg’e ait olduğu değerlendirilen kafatasının yüz kısmına ait parça ile 3 kemik daha bulundu. 6’ncı günde jandarma komando ekipleri hem elleriyle hem tırmıklarla arama yaptı. Bu aramalar sırasında insana ait olduğu düşünülen 1’i kafatası olmak üzere 3 kemik parçası ile Berzeg’e ait iç çamaşır bulundu.
DNA SONUCU EŞLEŞTİ
Gönen ilçesi Armutlu Mahallesi Fındıklı Deresi mevkisindeki 30 kilometrelik alanda, 1,5 kilometrelik dere boyunca suyun akış yönüne doğru 7 gün boyunca yapılan aramalarda; Berzeg’in pantolon, gömlek ve hırkasının parçaları ile iç çamaşırı, kemeri, cüzdanı, kimlik, ehliyet, banka, kredi kartları, toplu ulaşım kartları ve araç anahtarına ulaşılırken; kaval, uyluk, kol ve kaburga kemikleri ile kafatasının ön ve arka yüzü bulundu.
Kafatasına ait kemik parçaları, diğer kemikler ve kıyafet parçalarının, 312 gün sonra dere kenarında bulunan kıyafet parçası, kemikler, kimlik ve kredi kartının 250 metre uzağında olduğu belirtilirken; toplanan kemik ve kıyafet parçaları, DNA analizi için İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.
3 kadavra arama köpeği ve 62 jandarma personeliyle yürütülen alan tarama çalışması Berzeg kaybolduktan 319 gün sonra sonlandırılırken, bulunan tüm kemikler ve kıyafet parçaları ile kişisel eşyalar üzerinde İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda yapılan inceleme 14 Mayıs’ta tamamlandı. Bulunan kafatası ile 12 kemiğin, Korhan Berzeg’e ait olduğu kesinleşti.
DOĞUP, ÖLDÜĞÜ MAHALLEDE GÖMÜLECEK
İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda yapılan incelemenin ardından Korhan Berzeg’in kesin ölüm nedeni belirlenemezken, DHA muhabirinin telefonda konuştuğu Berzeg ailesinin avukatı Emre Akkaş, Korhan Berzeg’in ailesine teslim edilen kemikleri ve kafatasının doğup öldüğü Armutlu Mahallesi’nde, 1940 yılında hayatını kaybeden babası Muhsin Berzeg ile 1968 yılında vefat eden dedesi Kemal Berzeg’in mezarlarının yanında 27 Mayıs’ta toprağa verileceğini söyledi. Berzeg, öğle vakti Armutlu Mahalle Camisi’nde kılınacak namaz sonrası son yolculuğuna uğurlanacak.

BABA İLE OĞLUNUN KADERİ AYNI
Öte yandan Korhan Berzeg’in babasıyla benzer bir sonu paylaştığı ortaya çıktı. Eczacı yüzbaşı olarak Iğdır’da görev yapan Muhsin Berzeg’in, İstanbul’a tayininin çıktığı gün Korhan Berzeg’in doğduğu ve birlikteki arkadaşlarına oğlunun doğumu şerefine yemek vermek için görevini 1 gün daha uzattığı belirtildi.
Ertesi gün İstanbul’daki birliğine gidecek olan Muhsin Berzeg’in yatağında ölü bulunduğu öğrenildi. Iğdır’da defnedilen Muhsin Berzeg’in kabrinin olduğu mezarlıktan yol geçtiği için, yakınları tarafından alınan kemiklerinin Gönen ilçesi Armutlu Mahallesi’ne getirilerek burada defnedildiği belirtildi. Ceset bütünlüğü olmayan Korhan Berzeg’in de 84 yıl önce ölen babası gibi sadece kemikleri toprağa verilebilecek.
]]>Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri’ndeki antrenmanın ilk 30 dakikalık bölümü basın mensuplarına açık gerçekleştirildi. Antrenman öncesi teknik direktör Abdullah Avcı, açıklamalarda bulundu. Avcı, güzel bir gün yaşadıklarını, haftaya da iyi başladıklarını belirterek, “Umarım hafta sonuna kadar da böyle devam eder. İlk ulaşılabilir hedefimize ulaştık. Zor meşakkatli, inişli-çıkışlı yollardan sonra bunu gerçekleştirdik ve bir kenara bıraktık. Trabzonspor, Türkiye Kupası finalini 9 kez almış, perşembe günü bunu 10. kez buraya getirmek istiyoruz” dedi.
‘TAKIMIN HAVASI İYİ’
Sadece futbolun konuşulduğu, hak edenin kazandığı bir müsabaka olmasını temenni eden Avcı, şöyle konuştu: “Takımın havası iyi, geçen hafta bunun yansıması oldu. Başakşehir maçıyla beraber oyuncuların konsantrasyonları çok net yukarıdaydı. Plana daha çok sadık kaldılar, daha konsantreydiler, daha hızlıydılar, biraz daha serttiler ve topa biraz daha doğru zamanlarda dokunuşları yaptılar. Onun için geçen hafta itibarıyla karşılığını doğru aldık, bu bizi oyun olarak mutlu etti. Bunun daha fazlasını yapmamız gereken perşembe akşamı final oynayacağız. Buna da en iyi şekilde hazırlanıyoruz. Şu an itibarıyla oynayan grup toparlanmaya daha yeni geçiyor bugün. Yarın da onların ölçümleri yapılacak, riskleri var mı, yok mu, onlara bakılacak. Hem toplantımız olacak hem de hazırlığımız yarın itibarıyla devam edecek.”
Avcı, Türkiye Kupası’nın çok anlamlı olduğunu, şehrin ve camianın kupa moraline çok ihtiyacı olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
‘BU SENE ŞEHRİN İHTİYACI VAR’
“Geçen Samsun-Trabzonspor U19 finalinde de aynı duyguyu söyledim. Çocuklar, kazananlar çok sevinçli, kaybedenler çok üzgündüler. Aslında her ikisi de çok kazanıyordu. Final oynamak, hele o yaş grubunda çok değerli. Onlara da şunu ifade ettim; ben de çok finaller oynadım ama o günü kaybederken aslında kazanıyorsun. Bu sana çok önemli deneyimler getiriyor. Ben çalıştığım her kategoride hem oyunu geliştirmeye çalıştım, oyuncuyu geliştirmeye çalıştım ve bunun da tacı, süsü olan kupayı almak istedim. Hepsinde buna ulaştık. Türkiye Kupası’nda oynadığımız finaller var. Umarım bu bizim alnımıza yazılmışsa çalışıyoruz ve bunun karşılığını alırız diye düşünüyorum. Trabzonspor için de çok anlam ifade ediyor. Bu sene buna tüm şehrin de ihtiyacı var, bizim de ihtiyacımız var. Başkanın, yönetim kurulunun da ihtiyacı var. Umarım bunun karşılığını alacağız diye düşünüyoruz.”
‘FUTBOL ŞÖLENİ OLARAK BAKIYORUM’
Perşembe günü oynanacak maçın bir festival ve şölen havasında geçmesini istediklerinin altını çizen Avcı, “Olimpiyat bize uğurlu uğursuz, onu bilmiyorum ama o şeylere çok bakmıyorum. Ben bir futbol şöleni olarak bakıyorum, bir festival havasında bakıyorum. Hakikaten bu günler güzel günler ve bunun keyfini çıkarmak lazım. Taraftar yarı yarıya. Trabzonspor taraftarının destek verdiğinde neler olabildiğini çok net görebiliyoruz. Onlar sizi orada sonuna kadar desteklediklerinde. Ben rakip olarak orada Trabzon’a karşı 80 bin kişiyi de gördüm, beraberken 80 bin kişiyi de gördüm. Onun için onlar bizi sonuna kadar destekleyeceklerdir.” ifadelerini kullandı.
Trezegeuet ve Pepe’nin son durumuyla ilgili gelişmeleri de aktaran Avcı, “Geldiğimizin ertesi günü planladığımız gibi şu an itibarıyla devam ediyor, umarım maça kadar da bir problem yaşamayız. Şu anda hatta doktorla onu konuşuyordum. Geri dönüşleri iyi. Uğurcan Çakır’ın bugün programı salon, burada değil. Onun dışında Fernandez’in ufak bir şeyi var, o da yarın daha net belli olur.” dedi. Bordo-mavililer, yarın yapacağı antrenmanla hazırlıklarını sürdürecek.
]]>Galatasaray’a konuk olan sarı-lacivertli ekip, şampiyonluk şansını koruyabilmek için mutlak galibiyet parolasıyla sahaya çıktı. Maçın 21. dakikasında Alexander Djiku’nun ikinci sarı karttan kırmızı kart görmesiyle 10 kişi kalan Fenerbahçe, 71. dakikada Çağlar Söyüncü’nün golüyle 1-0 öne geçti.
Maçın kalan süresinde de rakibine gol şansı tanımayan Fenerbahçe, sahadan 1-0 galip ayrıldı. Bu sonuçla lider Galatasaray 99 puanda kalırken, Fenerbahçe puanını 96’ya yükseltti. Sarı-lacivertliler bu galibiyetle ikili averajda da üstünlük sağladı ve son haftaya umutlu girdi.
RAMS PARK’TA YİNE 10 KİŞİ
Sarı-lacivertli ekip, deplasmanda oynadığı son 3 Galatasaray maçını da 10 kişiyle tamamladı.
2021-2022 sezonunda oynanan maçta 82. dakikada Marcel Tisserand kırmızı kart görmüş ve Fenerbahçe, 90+4. dakikada Miguel Crespo’nun golüyle 2-1 galip gelmişti. 2022-2023 sezonunda ise 61. dakikada Luan Peres kırmızı kartla oyun dışı kalmış ve Galatasaray, bu karşılaşmadan 3-0 galip ayrılmıştı.
Son olarak dün oynanan maçta Alexander Djiku, 21. dakikada kırmızı kart görerek takımını 10 kişi bıraktı.

GALATASARAY’IN ÜÇ SERİSİ DE BİTTİ
Fenerbahçe, Süper Lig’in 37. hafta derbisinde Galatasaray’ı deplasmanda 1-0 yenerek rakibinin üç önemli serisine son verdi.
Sarı-kırmızılılar, Fenerbahçe maçı öncesinde ligde en son 12. haftada Hatayspor’a yenilmiş ve 24 maçlık yenilmezlik serisi yakalamıştı. Fenerbahçe karşısında aldıkları mağlubiyetle bu seri sona erdi. Ayrıca, Galatasaray ligdeki son 17 maçını kazanmışken, bu seri de Fenerbahçe karşısında noktalandı.
Sezon boyunca iç sahada oynadığı 18 maçın tamamını kazanan Galatasaray, Fenerbahçe’ye yenilerek bu seriyi de kaybetti ve sezonu iç sahada yenilgisiz kapatma şansını yitirdi.
İSABETLİ ŞUT ATAMADILAR
Fenerbahçe, derbide 10 kişi kalmasına rağmen sergilediği performansla takdir topladı.
Sarı-lacivertliler, uzatma dakikalarıyla birlikte 80 dakika eksik mücadele etmelerine rağmen Galatasaray’a isabetli şut fırsatı tanımadı. Karşılaşmada Fenerbahçe 1.41 xG (Gol Beklentisi) yaratırken, Galatasaray ise 0.67 xG ile maçı tamamladı. Ayrıca Galatasaray, bu sezon iç sahada en az şut çektiği maçı Fenerbahçe’ye karşı oynadı.

DEPLASMANDA YENİLGİSİZ
Fenerbahçe, Galatasaray’ı 1-0 yenerek bu sezon deplasman maçlarında yenilgi yüzü görmeden sezonu tamamladı. Süper Lig’in son deplasman maçında sahadan galibiyetle ayrılan sarı-lacivertliler, sezonu 16 galibiyet ve 3 beraberlik ile kapattı. Bu performansla 51 puan toplayan Fenerbahçe, deplasmanlarda 40 gol atarken kalesinde sadece 11 gol gördü.
ÇAĞLAR SÖYÜNCÜ İLKİ BAŞARDI
Fenerbahçe’nin milli stoperi Çağlar Söyüncü, Galatasaray’a karşı galibiyeti getiren golü atarak dikkat çekti. Süper Lig’in 36. haftasında Kayserispor’a karşı gol atan Söyüncü, Galatasaray maçında da gol atarak üst üste iki maçta gol sevinci yaşadı. Tecrübeli futbolcu, profesyonel kariyerinde ilk kez üst üste iki maçta gol atma başarısı gösterdi.
FENERBAHÇE’DE 2 CEZALI
Süper Lig’in son haftasında İstanbulspor’u ağırlayacak olan Fenerbahçe’de, kırmızı kart gören Alexander Djiku ve sarı kart cezalısı Michy Batshuayi bu maçta forma giyemeyecek. Sarı kart cezasını tamamlayan Rodrigo Becao ise İstanbulspor karşısında takımdaki yerini alacak.

DÜĞÜM SON HAFTA ÇÖZÜLECEK
Süper Lig’de 2023-2024 sezonunun şampiyonu, son hafta oynanacak maçların ardından belli olacak. 99 puanla lider durumda olan Galatasaray, son haftada deplasmanda Konyaspor ile karşılaşacak.
Fenerbahçe ise sahasında İstanbulspor’u konuk edecek. Galatasaray, Konyaspor deplasmanından 1 puanla ayrıldığı takdirde şampiyonluğunu ilan edecek. Fenerbahçe’nin şampiyon olabilmesi için Galatasaray’ın Konyaspor’a mağlup olması ve kendi sahasında İstanbulspor’u yenmesi gerekiyor.
Haftalar öncesinden küme düşmesi kesinleşen İstanbulspor, 16 puanla son sırada yer alırken, Konyaspor ise 41 puan ve averajla 15. sırada bulunuyor. Küme düşme tehlikesi yaşayan Konyaspor, Galatasaray karşısında alacağı 1 puanla ligde kalmayı garantileyecek.
]]>
Olayla ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 17’si tutuklu 31 sanık hakkında dava açıldı.. Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen iddianameyi kabul eden mahkeme heyeti, davanın başka bir ilde görülmesi için nakil talebinde bulundu.
Valiliğin de uygun görmesi üzerine Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden davanın nakli için olur istendi.

Bakanlık da Mahkemenin talebini haklı buldu ve davanın kamu düzeninin sağlanması, taraflar arasındaki husumetin halen devam ediyor olması, duruşma günü gerek adliye çevresi, gerekse adliye içinde kolluk kuvvetleriyle alınacak her türlü güvenlik tedbirinin yetersiz kalabileceği ihtimali nedeniyle davanın başta bir ilde görülmesinin uygun olacağına vurgu yapıldı.

Katliam davasının başka bir ilde görülmesi halinde duruşmaya sadece davanın tarafları olan sanıklar, katılanlar, mağdurlar, müştekiler ve tanıkların katılabileceği, SEGBİS yoluyla ifadelerin alınabileceği ve gerekirse duruşmaların seyircisiz yapılabileceği de göz önünde bulundurularak Konya Ağır Ceza Mahkemesi davaya bakmakla görevli ve yetkili kılındı.
Dosyanın önümüzdeki günlerde fiziki olarak Diyarbakır’dan Konya Adliyesine gönderileceği öğrenildi.

YARALILARA YARDIMA GELEN JANDARMAYI DA TARADILAR
İddianamede, sanıkların katliamdan sonra olay yerine giden jandarma timlerine yaralılara müdahale etmeyi engellemek için araziye hakim olup silahlı kontrolü sağlayarak güvenlik güçlerine de ateş açtıkları kaydedildi.
Arazinin hakim tepelerine yerleşen sanıkların jandarmaya kesintisiz yoğun yaylım ateşi açtıkları, yerde yatan ölü ve yaralıların güvenli bölgeye taşınmak istendiği sırada bile tepelere yerleşen sanıkların kalaşnikoflarla askerleri taradıkları vurgulandı.

PATİKA YOLLARDAN KAÇTILAR
İddianamede, olay yerindeki bir traktör ile pulluğun arkasına siper alan timleri gören saldırganların bu kez traktörü yaylım ateşine tuttukları ifade edildi.
Saldırganların arazi yapısını ve kırsal patika yollarını iyi bildikleri için araçlarla toz bulutu oluşturup plakası belirlenemeyen araçla olay yerinden kaçtıkları belirtildi.
Ateşin kesilmesi üzerine tarlada üzerlerinde hücum yeleği ve 5 kalaşnikof ile 3 tabanca bulunan 9 kişinin hayatını kaybettiğine dikkat çekildi.
Otopsi yapılan cesetlerin topuklarından, kafa ve vücutlarına kadar mermi çekirdeği olduğu bildirildi.
Olay yeri inceleme ekiplerince geniş bir alanda yürütülen arama ve tarama faaliyetinde ise yüzlerce boş kovan ve mermi çekirdekleri bulunduğu belirtildi.

AİLEYİ ÖLDÜRMEK İÇİN YANGIN ÇIKARDILAR
İddianamede Muhtar Behçet Taş’ın katliamdan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları ifade edildi.
Taş ailesinin uzun namlulu silah ve teçhizatlarla olay yerine çatışmak için gittikleri belirtildi. Taş ailesinin Alyamaç ailesini araziye çekmek için buğday tarlasını ateşe verip yangın çıkardıkları ve yangına müdahaleye giden Alyamaç ailesine ateş açarak amaçlarına ulaştıkları ifade edildi.

AİLE MECLİSİ KARARI
Şaban Taş tarafından aile bireylerinin kışkırtıldığı, Behçet Taş tarafından azmettirildiği, Ömer Taş tarafından aile bireylerinin olay yerine toplandığı, Ömer Taş’ın Alyamaç ailesine yoğun ateş açıldığı bildirildi.
Nurettin Taş’ın telefon dinlemesinde, “O öldürdü Serçelerdekileri” dediği, Pala lakaplı Mehmet Taş’ın yoğun silah kullandığı ve ölenlerden bazılarını bizzat kendisinin vurduğu ifade edildi.
Katliamdan sonra ölen ve tutuklanıp cezaevine girenlerin ailelerine de muhtar Behçet Taş tarafından bir ömür bakılması için aile meclisinin kendi aralarında karar aldıkları belirtildi.
BAŞKASINA AİT PASAPORTLA KAÇACAKTI
Behçet Taş’ın katliam sonrasında alacağı cezadan kurtulmak için başkasına ait pasaportla yurtdışına kaçmaya çalıştığı vurgulandı.
Bazı sanıkların ise katliamdan hemen sonra silah kullandıkları için üzerlerinde atış artığı ve svap örneği çıkan elbiselerini evlerine yakın noktadaki tandırın içinde yakarak, duş aldıkları ve delilleri gizlemeye çalıştıkları kaydedildi.
Bazı sanıkların ısrarla olay yerinde olmadıklarını ve suçsuz olduklarını belirtmiş olmalarına rağmen, cenaze ve yaralılara almaya gelen ambulansa ait kamera görüntülerinde ellerinde uzun namlulu silahlarla olay yerinde oldukları da tespit edilerek bu kayıtlar dosyaya delil olarak konuldu.
SAVCIDAN AİLE MECLİSİ DEĞERLENDİRMESİ
İddianamede, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı, aile meclisi kararlarının bağlayıcılığı, aile meclisinde alınan kararlarına tüm aile bireyleri tarafından uyulmasının yaptırıma tabi olduğu, aile bireylerinin olaya katılmaması halinde hak iddia edemeyeceklerine dikkat çekildi.
Bu nedenle her iki aile meclisince alınan kararlara aşiret kararı gibi aile fertlerinin kesin olarak katılmasının esas alındığının altı çizildi.
Olaya katılmayı reddeden aile bireylerinin dava konusu arazi üzerinde bir hak edemeyeceği gibi, bundan sonraki süreçte de meydana gelen olaylarda aile fertleri tarafından dışlanarak korunmayacaklarını bildikleri için tüm aile bireyi olan sanıkların fikir ve eylem birliği içinde çatışmaya katılarak 9 kişinin ölümünden sorumlu olduklarına işaret edildi.
Olayda 7 kalaşnikof tüfek ile 4 tabanca ele geçirilmiş olsa da, olay yerinden toplanan boş kovanların kriminal incelemesinde, katliamda 17 ayrı kalaşnikof tüfek kullanıldığı tespit edildi.
Sanıkların 9 kişiyi tasarlayarak öldürmek, ölü ve yaralılara müdahaleye giden 9 jandarma timini de öldürmeye teşebbüs etmek suçundan 19 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları isteniliyor.
]]>‘GERÇEK ŞAMPİYONU GÖSTERDİK’
”Bugün biz gerçek şampiyonun kim olduğunu; şerefsizlere, hırsızlara, alçaklara gösterdik. Takımımız kahramanca savaştı. Bu atmosferde, böyle bir hakeme rağmen umudumuzu son haftaya taşımamıza vesile oldular. Allah onlardan razı olsun.”
‘SİSTEMİ YERLE BİR ETMEYE AZ KALDI’
”Biz, herkesi yendik ama sistemi yenemedik. Ama az kaldı, sistemi yerle bir etmeye az kaldı. Bunu pek çok kulüp istiyor. Bu sistem, bu şekilde gidemez. Bugün niye Süper Kupa’ya yabancı hakem istediğimizin, sezon boyunca yabancı hakem diye haykırdığımızın en güzel özeti bu maçta resmi bir şekilde tescil edilmiştir.”
‘LİGİN DENGELERİNİ ALT ÜST ETTİLER’
“Bir takımı şampiyon yapmak için, bazı takımları ligde tutmak için kurgulamış olduğunuz dizayn ligimizin tüm dengelerini alt üst etmiştir. Böylesini en son Haluk Ulusoy döneminde görmüştüm.”
DURSUN ÖZBEK’E CEVAP
“Dursun Özbek, beni düelloya mı çağırıyor? Biz iki senedir televizyonların karşısında düelloya çağırıyoruz. Düello değil, tartışalım. İnsanlar iki başkanın da kimliğini, kişiliğini görsün. Bugün biraz geç oldu, uykusu da kaçmasın. Hafta içi istediği televizyon kanalına, GS TV de dahil çıkmaya hazırım. Bu ne ucuz kabadayılık. Biz bir gün öyle bir gün böyle konuşan adamlar değiliz. Bu çağrısının arkasında dursun! İstiyorsa yarın çıkalım. Sayın Başkan’ın cesaretlenmesine çok sevindim.”
SELAHATTİN BAKİ: SİYASİLERDEN MAKAS ALDIRMIYORUZ!
Fenerbahçe yöneticisi Selahattin Baki de sosyal medyada başkan Ali Koç ile yaşadıkları tartışma görüntülerinin gündem olmasının ardından açıklamalarda bulundu. Ali Koç ile birlikte basının karşısına geçen Baki şu sözleri kullandı:
“Görüyorum ki başkanımla yaşanan 5 saniyelik bir tartışma gündeme oturmuş. Bizim dışarı çıkmamıza izin verilmediği için ortamın gerilme ihtimali vardı. Başkan özellikle beni uyardı, bir tek sen bir şey yapmayacaksın dedi. Sağ elinde kan gördüm, başkanımıza doğru hamle yapan birini gördüm. Onun sonrasında olan bir durum. Bizim üstümüzden gündem yaratmaya kalkmasınlar, biz siyasetçilere yanağımızı okşatmıyoruz. Başkanımızla yaşadığımız 3 saniyelik bir şey.”
‘HAKEMİ UNUTACAK DEĞİLİZ’
“Takımımızı, hocamızı tebrik ediyorum. Dünya derbisinde 81 dakika 10 kişi oynayıp rakibimize kendi evinde şut fırsatı vermeden kazandık. Bu herhangi bir derbi galibiyeti değil, ötesidir. Son yıllarda gerek başkanımız, gerek yönetimimizin ortaya koyduğu bir argüman var; Fenerbahçe’ye karşı kutsal ittifak. Medya, MHK, federasyon, devletin bazı birimleri ayağı var. İtile kakıla buraya kadar getirilen rakibimizle aramızdaki farkı herkes gördü. Bu galibiyet, argümanlarımızı güçlendirdi. Takımımıza, teknik direktörümüze, orayı Kadıköy’e çeviren taraftarımıza teşekkür ediyoruz. Bu maçın 19 Mayıs Pazar olması da anlamlı. Fenerbahçeliler’e ve Atamız’a armağan olsun.”
“Maçı kazandık diye hakemi unutacak değiliz. Daha ilk yarının başlarında gerek Szymanski’ye gerek Ferdi’ye yapılan fauller malum. Kart dahi çıkmadı. Son derece ucuz bir pozisyonda 21. dakikada Fenerbahçemiz’i 10 kişi bırakmayı uygun gördü. Hem Galatasaray’ı hem Fenerbahçe düşmanlarını hem hakemleri yendik. TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi’nin bizlere yaşatmadığı skandal kalmadı. Atadığı hakemler, verdiği kararlar. Riyad skandalından sonra hala görevde kalması bambaşka yorumlanması gereken olay. Bu kadar skandal ve kötülüğe rağmen hala çıkıp konuşmuyor.”
“Biz başkaları gibi siyasetçilere yanağımızdan makas aldırtmıyoruz!
]]>“BU DERDİ HİÇBİRİNİZ ÇEKMEDİNİZ”
79 yaşındaki depremzede Hasan Doğ, 6 Şubat depremlerinden sonra 4 kez farklı noktaya yerleştirildiklerini belirtti. “Depremi görmeyen bizim ne çektiğimizi bilemez” diyen Doğ, şunları söyledi:
*Burası dördüncü yerimiz. Bizi beşinci yere göndermek istiyorlar. Melikgazi Belediye Başkanı burada bize ‘5 yıllığına oturabilirsiniz’ dedi buraya yerleştirirken. Şimdi bizi buradan başka yerlere dağıtmak istiyorlar.
*Komşularımızla birbirimize alıştık. Birbirimize yardım edebiliyoruz. Hiçbir suçumuz yok. Bizi neden büyükler başka yerlere dağıtmaya çalışıyor. Melikgazi konteynerini ne yapacaklar? Kime peşkeş çekmeye çalışıyorlar.
*Bizim amacımız buradan gitmemek. Lütfen sesimizi duyun. Tekrar ediyorum ölsek de çıkmayacağız. Eğer bizi duymazsanız biz de sizi duymayız sayın büyükler. Allah rızası için sesimizi duyun ve bize yardımcı olun. Bizi buradan götürmeyin.
*Depremi görmeyen bizim ne çektiğimizi bilmez, bilemez. Bu derdi hiçbiriniz çekmediniz. Sizin hiçbiriniz bu işin ne derece ağır olduğunu, psikolojimizin nasıl bozuk olduğunu bilmezsiniz. Bilemiyorsunuz da zaten bilseniz böyle yapmazsınız. Lütfen sesimizi duyun.
“YAŞAM ALANLARIMIZDAN GİTMEK İSTEMİYORUZ”
Konteyner kentte yaşayan kadınlar da şöyle tepki gösterdi:
“1 yıldır burada oturuyorum. Önceki hayatımızı anlatırsak çadır kentleri, yaşadığımız alanları çok çok zor süreçlerden geçtik. Asrın felaketini yaşayan insanlarız. Melikgazi sakinleri olarak biz sadece şunu istiyoruz, yaşam alanlarımızı, yerleşim yerlerimizi çocuklarımız, bizler, gençler, ve geleceğimiz için yaşam alanlarımızdan gitmek istemiyoruz.”
“BİZ YENİDEN AYNI ŞEYLERİ YAŞAMAK İSTEMİYORUZ”
Bir diğer konteyner kent sakini ise yetkililere şöyle seslendi:
*Bizler bir şeyleri yeniden inşa etme peşindeyiz. Daha kanayan yaralarımızı saramadan bir tanesiyle daha baş etmemiz mümkün değil. Şurada herkes birbiriyle arkadaş, sırdaş, aile. Güzel bir şekilde yaşam alanını inşa etmeye çalışıyoruz ve bunu da başardığımıza inanıyoruz.
*Biz yeniden, aynı şeyleri yaşamak istemiyoruz. Hepimiz anneyiz, hepimiz babayız, eminim büyüklerimiz de aynı şekilde annedir, babadır bunun için bize yardımcı olun. Bizi olduğumuz durumdan uzaklaştırmayın.
*Bizi yeniden, yeniden oradan oraya, oradan oraya atmayın. Burada kimsenin birbirine bir zararı yok. Kimse kötü olsun istemiyor. Gittiğimiz yerde neyle karşılacağız? Ne yaşayacağız? Biz yeniden aynı psikolojileri yaşamak istemiyoruz. Bizi bulunduğumuz yerden lütfen almayın.
ÖZTUNÇ’TAN TEPKİ GELDİ
CHP Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, “Depremin vurduğu yetmedi bir de hükümet, AFAD, bakanlık vuruyor” dedi.
Öztunç, Melikgazi Yaşam Alanı’ndaki yurttaşların durumuna dikkat çekerek şunları söyledi:
*Bir başka konteyner kente götürülmek isteniyorlar. Şehrin biraz dışındaki Necip Fazıl Şehir Hastanesi’ne yakın bölgedeki konteyner kente götürülmek isteniyorlar ama bu insanlar depremden bu yana buradalar.
*İş yerleri burada, çocuklarının okulları burada. Çıkartılmak istendikleri konteyner kente yakın okullarda okuyor çocukları. Burada bir düzen kurmuşlar şimdi burayı boşaltacaksınız diyorlar. Depremin vurduğu yetmedi bir de hükümet, AFAD, bakanlık vuruyor.
*Başından beri yanlış planlama yüzünden şimdi bu noktaya geliniyor. Halbuki en başında doğru planlama yapılsaydı bugün bunlar yaşanmıyor olacaktı. Bu insanların burada kalmalarına izin vermek gerekiyor en azından eğitim öğretim yılı bitene kadar.
*İnsanlara süre vermek gerekir. ‘3-5 ay sonra şu tarihte burayı kapatacağız ama bu tarihe kadar lütfen özel işlerinizi, çocuklarınızın okul işlerini halledin’ demeleri gerekiyor ama demiyorlar. Astığım astık, kestiğim kestik mantığı ile yol yürüyorlar. Zaten yıllardır bu kafada bu AK Parti hükümeti ve onları bürokratları o yüzden vatandaş isyan ediyor biz de buna destek veriyoruz.
]]>ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, toplanan verilerin ilk analizlerine yönelik açıklamalarda bulundu.
ODTÜ Bilim İletişimi Ofisi tarafından Türkiye’nin deniz kenarı şehirlerinde ve KKTC’de gönüllü araştırma ekipleri kurduklarını söyleyen Kök, bu sayede toplumu bilimle buluştururken, 7’den 77’ye halkın desteği ile aylarca sürecek bir projeyi düşük karbon ayak izi bırakarak gerçekleştirdiklerini kaydetti.
Rektör Kök, ODTÜ öğrenci ve mezunları ile yakınlarından oluşan katılımcıların denize kıyısı olan 28 ilde deney ve ölçüm kitleri aracılığıyla deniz suyunun sıcaklık, tuzluluk, çözünmüş oksijen ve pH verilerini ölçtüğünü belirterek, bu verilerin, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü tarafından incelenmeye başlandığını aktardı.
ÖZEL CİHAZ GELİŞTİRİLDİ
Proje için denizler için büyük önem arz eden parametreleri dakikalar içinde toplamayı olanaklı kılan Kaşif-1 adlı cihaz geliştirildiğini anlatan Kök, “Bu parametrelerin koordinatlarla beraber merkezi veri tabanında birleştirilerek bilim insanlarının yorumlamaları için hazır hale getirildi” dedi.
Rektör Kök, “Büyük çevre deneyinin ilk sonuçlarını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık ve aydınlanma meşalesini yaktığı 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz” diye konuştu.
ODTÜ’nün gönüllü araştırmacıların ölçümlerinden toplanan tüm veriler derlendi ve ilk analizleri yapıldı.
GEÇEN YILA GÖRE DAHA YÜKSEK SICAKLIKLAR ÖLÇÜLDÜ
ODTÜ’nün projeye ilişkin ilk analiz raporunda şu ifadelere yer verildi:
“Küresel ısınmanın her yıl kendisini artarak hissettirmesine bir kez daha tanık olmanın yanı sıra bu yıl El Nino’nun da etkisiyle diğer pek çok bölgede olduğu gibi ülkemizde de rekor sıcaklıkların kendini göstermesi bu çalışmayla da onaylanmış oldu. Türkiye denizlerinde uydu verilerinden hesaplanan nisan ayı ortalama deniz yüzeyi sıcaklık artışı geçen yılın uydu verileriyle kıyaslandı. Buna göre deniz yüzeyi sıcaklık artışları, Akdeniz’de 1,5 derece Ege’de 1 derece, Marmara Bölgesi’nde 1,8 derece, Batı Karadeniz’de 2,3 derece ve Doğu Karadeniz’de 1 derece yüksek ölçüldü.

Analiz raporunda kıyılardaki kirlilik ve biyolojik üretkenlikle ilgili de şu değerlendirmeler yapıldı:
“İlk izlenim olarak Karadeniz ve Doğu Akdeniz’in, kıyılarımızda kirlilik ve biyolojik üretkenlikle paralel pH değerleri 8’in altında ölçüldü yani bu bölgelerde daha asidik bir durum gözlemlendi. Örneğin Mersin kıyılarında 7.7, Karadeniz 7.8, Marmara 7.9 civarı değerler olduğu görüldü. Görece daha temiz kıyılara sahip KKTC’de ise daha alkali (8.4 civarı) bir durum gözlemlendi.”
Raporda, deniz pH durumunun uzun süre ölçüldüğü takdirde iklim değişiminin okyanus asitlenmesi etkisi konusunda da bilgi verici olacağına işaret edilerek, “Gündüz ölçülen oksijen değerleri, yüzey sularında beklendiği üzere üst seviyesinde 6-7 mg/L olduğu görülmüştür” ifadelerine yer verildi.

Tuzluluk değerlerinde farklı denizlerin kendine özgü özelliklerinin ortaya konduğuna dikkat çekilen raporda, şu bulgular yer aldı:
“Örneğin Karadeniz’de 20 birim civarı ölçülen değerlerin Ege ve Akdeniz’de 38 civarı ölçüldüğü görülmüştür. Bahar aylarında görülen tuzluluk değerlerinin beklenenden düşük olması özellikle yüksek nehir girdilerine işaret etmektedir ve ölçümler tüm yıl devam ettiği takdirde mevsimsel değişiklikler gözlemlenebilecektir. Bunun yanında Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz kıyılarında yapılan ölçümlerde coğrafi olarak tutarlılık tespit edildi.”

Avcı, ilk olarak 2020-2021 sezonunun 8. haftasında Karadeniz ekibinin başına geçti ve 17. sıradan aldığı bordo-mavilileri sezon sonunda 4. sıraya taşıyarak Avrupa kupalarına katılma hakkı elde etmelerini sağladı.
Trabzonspor, Abdullah Avcı yönetiminde 2021-2022 sezonunda Süper Lig şampiyonluğunu kazanarak 37 sezon sonra kupayı müzesine götürdü.
2022-2023 sezonunun 23 haftalık bölümünde 11 galibiyet, 5 beraberlik ve 7 mağlubiyet alan Avcı, görevinden ayrıldı ancak bu sezon takımın başına ikinci kez getirildi.
Tecrübeli teknik direktör, 8. haftada 12 puanla yedinci sırada devraldığı Trabzonspor’un ligi üçüncü sırada tamamlamasını sağlayarak, takıma tekrar Avrupa kupalarına katılma hakkı kazandırdı.

İLK DÖNEMİNDE DİPTEN ZİRVEYE
Abdullah Avcı, 2020-2021 sezonunda zor günler geçiren Trabzonspor’un imdadına yetişti.
Ligin ilk 7 haftasında sadece 1 galibiyet, 2 beraberlik ve 4 mağlubiyet alan Karadeniz ekibi, İngiliz teknik direktör Eddie Newton ile yollarını ayırdı. Geçici olarak futbolcu izleme komitesi başkanı İhsan Derelioğlu’nu takımın başına getiren Trabzonspor, onun yönetiminde çıktığı bir maçta da beraberlik elde etti.
İlk 8 haftada 6 puanla 17. sırada yer alan Trabzonspor, Avcı yönetiminde büyük bir çıkış yakaladı. Ligin ilk 8 haftasında 4 mağlubiyet alan bordo-mavililer, Avcı’nın yönetiminde sezonun kalan 32 maçında sadece 3 kez mağlup oldu. 18 maçı kazanan Trabzonspor, 11 maçta ise sahadan beraberlikle ayrıldı.
Trabzonspor, 2020-2021 sezonunda çıktığı toplam 40 maçta 19 galibiyet, 14 beraberlik ve 7 mağlubiyet alarak 71 puan topladı ve sezonu dördüncü sırada tamamlayarak Avrupa kupalarına katılma hakkı kazandı.
37 YIL SONRA ŞAMPİYONLUK GETİRDİ
Trabzonspor, teknik direktör Abdullah Avcı yönetiminde 2022’de 37 sezonluk Süper Lig şampiyonluğu özlemine son verdi. 2021-2022 sezonunun 35. haftasında sahasında Fraport TAV Antalyaspor ile 2-2 berabere kalan bordo-mavililer, bitime 3 hafta kala şampiyonluğunu ilan etti.
Ligi 81 puanla zirvede tamamlayan Trabzonspor, 37 sezon sonra yeniden şampiyon olarak 7. kez bu başarıya ulaştı.

İKİNCİ DÖNEMİNDE ÇIKIŞA GEÇTİ
Trabzonspor, 216 gün sonra tekrar takımın başına getirdiği Abdullah Avcı ile ikinci döneminde de çıkışını sürdürdü ve üçüncülük hedefini gerçekleştirdi.
Teknik direktör Nenad Bjelica ile ilk 8 haftada 12 puan toplayarak 7. sırada yer alan bordo-mavililer, Abdullah Avcı ile sezonun bitimine 1 hafta kala lig üçüncülüğünü garantiledi.
Ligde 37 hafta sonunda 64 puan toplayan Trabzonspor, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin uzak ara önde olduğu ligde 22 haftayı üçüncü sırada tamamladı.
3 KUPA SEVİNCİ
Trabzonspor, Abdullah Avcı yönetiminde biri Süper Lig, ikisi Süper Kupa olmak üzere toplam 3 kupa kazandı.
Karadeniz ekibi, Avcı ile 2021-2022 sezonunda Süper Lig şampiyonluğu özlemine son verdi. 27 Ocak 2021’de Medipol Başakşehir’i 2-1 yenerek ve 30 Temmuz 2022’de Demir Grup Sivasspor’u 4-0 mağlup ederek Turkcell Süper Kupa’yı müzesine götürdü.
Trabzonspor, teknik direktör Abdullah Avcı yönetiminde 23 Mayıs’ta Beşiktaş karşısında Ziraat Türkiye Kupası finalinde bir kupa daha kazanmak için mücadele edecek.
]]>
TOKSİK BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ
Soluduğumuz hava, içtiğimiz su, tükettiğimiz besinler, içinde çalıştığımız ve barındığımız binalar, kıyafetlerimiz, kullandığımız kişisel bakım ürünleri, kozmetikler, temizlik malzemeleri pek çok toksik madde içerir. Bu toksik maddeler; hücrelerin işlevlerini bozarak, kalp ve damar hastalıklarına, karaciğer ve böbrek hasarına, demansa (bunamaya) yol açar. Gıda ve hayvancılık sektöründe doğal ortamdan uzaklaştırılmış kaynaklardan elde edilen işlenmiş, rafine edilmiş, ambalajlanmış besinler; tatlandırıcılar; katkı maddeleri toksik yükü artırmaktadır. Su kaynaklarını dezenfekte etmek için sulara ilave edilen klor, florid, arsenik ve alüminyum gibi bileşikler yanı sıra su kaynaklarına tarım alanlarından, insan ve hayvan atıklarından bulaşan nitrit ve nitrat gibi bileşikler ve diğer pek çok toksin insan sağlığını tehdit etmektedir. Makyaj malzemeleri, kremler, nemlendiriciler, parfümler, tıraş losyonları ve spreyler de pek çok toksik karakterde kimyasal içerir. Alkol, sigara, reçeteli ilaçlar, radyasyon ve aşırı fiziksel egzersiz diğer toksik yük nedenlerinden bazılarıdır.
VÜCUDUN DOĞAL DETOKS SİSTEMLERİ
Detoks, bu zararlı kimyasal toksinleri vücuttan atmaya yönelik bir süreçtir. Karaciğer, böbrekler, lenf, mide-bağırsak sistemi, cilt ve akciğerler bu süreçte aktif rol oynar. Böbrekler ve cilde açılan ter bezleri ile suda eriyen toksinler atılmaya çalışılır. Karaciğer vücudun en önemli detoks organıdır ve bağışıklık sisteminin en önemli unsurudur. Her an vücuttaki toplam kanın yüzde 25’i karaciğerden süzülerek temizlenmeye çalışılır. Karaciğer pek çok enzim üreterek bu toksinleri zararsız hale getirmeye çalışır. Bu enzimlerin üretilebilmesi için birçok besin maddesine ve antioksidan maddeye ihtiyaç vardır. Karaciğer öncelikle kendine gelen toksinleri enzimleri aracılığıyla oksitler ve sonuçta ortaya tehlikeli, zararlı “serbest kökler” adı verilen oksidan bileşikler açığa çıkar. Bu serbest köklerin ortadan kaldırılması için antioksidan besinlere ihtiyaç vardır. Bu besinler ancak çeşit çeşit farklı renkli bitkisel gıdalardan sağlanabilir (sebze, meyve, yeşillik, baharat). Detoks işlemleri sırasında karaciğer ve vücuda en fazla yardımcı olan maddeler A, B, C, E vitaminleri, karotenoidler, koenzim Q10, çinko, selenyum, bakır, manganez, glutatyon, N-asetil sistein ve alfa lipoik asit gibi bileşiklerdir.
BUNLARI YAPIN
Vücudu toksinlerden arındırmanın yolları şöyle sıralanabilir:
1- Karaciğer toksinleri enzimleri aracılığıyla oksitler ve sonuçta ortaya tehlikeli, serbest kökler adı verilen oksidan bileşikler açığa çıkar. Bu serbest köklerin ortadan kaldırılması için antioksidan besinlere ihtiyaç vardır. Bu antioksidan besinler farklı renklerdeki bitkisel, mevsiminde ve mümkünse organik gıdalardan sağlanabilir.
2-Sebze ve meyveler aynı zamanda lif, probiyotik ve prebiyotiklerden zengin gıdalar oldukları için bağırsaklar yoluyla da toksinlerin atılmasına katkı sağlar.
3- Bazı günler oruç tutmak, saat 18.00’den sonra hiçbir şey yememek vücudun dinlenmesi ve toksinlerden kurtulmak için etkili yöntemlerdir.
4- Yılda üç-dört üniteyi geçmemek kaydıyla kan vermek, toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olur.
5- Düzenli fiziksel aktiviteyle terleyerek ve lenfatik kanalları harekete geçirerek toksinlerden kurtulabilirsiniz.
6- Saunada açılan ter ve yağ bezleriyle suda ve yağda eriyen toksinler vücuttan elimine edilir. Özellikle yağda eriyen cıva gibi ağır metaller, dioksin ve PCB gibi endüstriyel toksinlerden bu şekilde kurtulmak mümkündür.
7- Gün boyunca bol bol su içmek vücudun doğal yoldan arınmasını sağlar.
Mucizevi bir bitki ya da ilaç yoktur
Piyasada detoks yapıcı özellikleri ileri sürülerek pazarlanan pek çok katı ve sıvı ürün bulunmaktadır. Bilimsel hiçbir temeli olmayan bu ürünlerden uzak durmak sağlık ve ekonomik açıdan son derece önemlidir. Detoks için mucizevi bir ilaç veya bitki bulunmamaktadır, detoks sağlıklı bir yaşam tarzı ve beslenme biçimidir.
]]>Bir zamanlar bir beyaz yakalı olan ve yatırım bankacılığından seks terapistine dönüşen Michael Lousada’dan övgülerle bahsedilmiş, feminist yazar Naomi Wolf tarafından orgazm gurusu olarak nitelenmişti.
İki çocuk babası 57 yaşındaki Lousada ise müşterilerini ‘kendi iç tanrıçalarıyla’ yeniden buluşturmakla kalmayıp aynı zamanda katı etik kurallara bağlı kaldığını da açıklasa da hakkındaki iddialar bu parlak kariyere leke sürüyor.
37 yaşındaki Ella Janneh, 750 sterlinlik üç saatlik bir terapi seansı sırasında cinsel saldırıya ve tecavüze uğradığını ileri sürerken Lousada’nın da penisinin lazer ışınına benzediğini söylediğini iddia ediyor.

Janneh, rızaya dayalı seks sırasında panik atak geçirdikten sonra Lousada’yı dört yıl arayla üç kez ziyaret ettiğini söylüyor.
EVLENDİKTEN BİR AY SONRA…
2011 ve 2012’deki iki seansın cinsellik içermediğini ve tehdit edici olmadığını, ancak 2016’da Avustralya’dan Birleşik Krallık’a döndükten kısa bir süre sonra geri döndüğünde panik atakların devam ettiğini söylüyor: “Lousada’ya ve web sitesine baktım. Çok disiplinli bir yaklaşım sunuyor ve birçok farklı alanı birbirine bağlıyor gibi görünüyordu… Pahalı olması onun çok iyi bir terapist olduğunu düşünmemi sağladı.”
Mahkemeye göre Janneh’nin beklentisi, beden çalışmasının konuşma terapisiyle birlikte fizyoterapi seansına benzer olmasıydı. Ancak son randevusundan bu yana geçen dört yıllık aralığa rağmen Lousada’nın Kuzey Londra’daki evindeki seans hızla samimi bir hal aldı. Janneh, Lousada’nın kendisine, “Nüfuz etmeyle ilgili bir sorunun var, bu yüzden sanırım penisimi kullanmalıyız, travmayı enerjik olarak absorbe etmek için. Penisin başı bir lazer ışını gibi davranarak travmayı yakabilir” dediğini söylüyor.
Yaşananların tecavüz olup olmadığına mahkeme karar verecek. Ancak yine de Ağustos 2016’da gerçekleşen seansın eski karısı Louise Mazanti ile olan düğününden bir ay sonra gerçekleşmesi dikkat çekti.
TACİZ İDDİALARI ARTIYOR
Louise da basına konuşan birkaç kadından biri. Konuşan kadınların hepsi de Lousada’yı çekici olarak tanımlıyor, ancak karakterinin kibirli, bazılarına göre kontrolcü bir yanı da var.
Louise, beş yıllık evlilikleri boyunca, kocasının terapötik yöntemlerinin tüm kapsamını nasıl yavaş yavaş fark ettiğini ve onun manipülasyonu tarafından nasıl kapana kısılmış hissettiğini anlattı: “Kendimi zeki, duygusal açıdan olgun bir kadın olarak görüyordum ve bu yine de oldu.”
Ella ile yaptığı seanslarla ilgili olarak Lousada da mahkemede penisinin travmayı yaktığını hayal etmesini istediğini itiraf etti, ancak eylemleri için defalarca açık sözlü onay istediğini ve kendisine bu iznin verildiğinde ısrarcı oldu:
“Niyetim insanların iyileşmesine destek olmaktı. Biraz iyilik yaptığımı düşünüyorum ama bazı hatalar da yaptım.”
Lousada, Ella’dan iki yıl önce de bir müşterisiyle ilişkisinin geliştiğini ve hatta bu esnada prezervatif kullanmadığını da itiraf etti.

BB olarak isimsiz ifade veren bir kadın, seans ücretlerinin düştüğünü ve sevgili haline geldiklerini anlattı. Lousada’yı ilk kez Wolf’un kitabını okuduğunda fark ettiğini söyleyen BB, ünlü seks terapisti ile ilişkisinin evine yaptığı bir ziyaretten sonra sona erdiğini belirtiyor.
Lousada’nın dairesine giden BB mahkemede şunları söyledi: “Bana partnerinin yatak odasında Skype üzerinden terapi seansı yürüttüğünü söyledi. Bundan rahatsız oldum ve ona bunu söyledim, beni önceden uyarmadığı için şok oldum.”
BB’ye göre bunu, aceleci, üzücü bir cinsel ilişki izledi ve bu da kendinden tiksinmesine neden oldu: “Bir oyuncak gibi onun zevki ve maddi kazanç için kullanıldığımı hissettim.”
ESKİ EŞİNDEN ŞAŞIRTAN İDDİALAR
Lousada’nın eski eşi Louise Mazanti, ise eski kocası tarafından nasıl hem büyülendiğini hem de baştan çıkarıldığını anlattı. 2011 yılında terapist olmak için eğitim alırken tanışmışlardı ve evli olmasına rağmen anında bir çekim oluştuğunu söyledi. Ancak Louise, hakkındaki suçlamalar üzerine kocasının tutuklanmasıyla adeta şoke oldu. Yine de Lousada, Ella’nın rıza gösterdiğine onu ikna etti. Birlikte yeni bir hayata başlamak için Yunanistan’ın Korfu adasına taşınan çift bir yıl sonra, ayrılık kararı aldı. Louise, yine kocasının aldattığını söyledi: “Onunla bir geleceğim olmadığını fark ettim ve ayrılmak zorunda kaldım.”
Ayrılmalarından bir ay sonra Louise, Ella’nın Lousada’ya karşı hukuk davası açmak için bir kitlesel fonlama sayfası açtığını keşfetti.
Şu anda Almanya’da yaşayan Lousada ise web sitesinde hâlâ koçluk seansları ve beden çalışması sunuyor. Psikoseksüel Somatik Terapi web sitesi aracılığıyla da başlayacak yeni bir eğitim kursunun tanıtımını yapıyor.
]]>RAMS Park’ta saat 19.00’da başlayacak olan maçta düdük Arda Kardeşler’de olacak.
Ligde en yakın takipçisi Fenerbahçe’nin 6 puan önünde bulunan lider Galatasaray, 36 maçta 32 galibiyet, 3 beraberlik ve 1 mağlubiyet alarak 99 puan topladı. İkinci sıradaki Fenerbahçe ise 29 galibiyet, 6 beraberlik ve 1 mağlubiyetle 93 puanda bulunuyor.
24 MAÇTIR YENİLMİYOR
Sarı-kırmızılı takım, Süper Lig’de son 24 maçtır mağlubiyet yüzü görmedi.
Bu sezon tek yenilgisini 12. haftada deplasmanda Hatayspor’a karşı alan Galatasaray, ardından oynadığı 24 lig maçında 22 galibiyet ve 2 beraberlik elde etti.
17 MAÇINI KAZANDI
Galatasaray, Süper Lig’deki son 17 maçını galibiyetle tamamladı.
Yukatel Adana Demirspor galibiyetiyle Süper Lig’deki en uzun galibiyet serisi rekorunu (15) kıran Galatasaray, bu başarıyı devam ettirdi.
Sarı-kırmızılılar, ardından Sivasspor ve Fatih Karagümrük’ü de mağlup ederek seriyi 17 maça çıkardı.

EVİNDE 18’DE 18 YAPTI
Galatasaray, Süper Lig’de bu sezon evinde oynadığı tüm maçları kazandı.
RAMS Park’ta çıktığı 18 Süper Lig mücadelesinden de galibiyetle ayrılan sarı-kırmızılı ekip, ligde sahasında puan kaybetmeyen tek takım olma unvanını sürdürüyor.
SAHASINDA 35 MAÇTIR KAYBETMİYOR
Galatasaray, Süper Lig’de evinde oynadığı son 35 maçta yenilgi yüzü görmedi.
Geçen sezon iç sahada oynadığı ilk karşılaşma olan Giresunspor maçında aldığı yenilginin ardından, sarı-kırmızılılar sonraki 35 maçta mağlubiyet yaşamadı. Galatasaray, bu süreçteki son 21 Süper Lig maçını da kazanarak önemli bir başarıya imza attı.
Bu süreçte Seyrantepe’de oynadığı lig maçlarında 33 galibiyet ve 2 beraberlik elde eden Galatasaray, evinde rakiplerine büyük bir üstünlük kurdu.
7 OYUNCU KART SINIRINDA
Galatasaray’da Fenerbahçe maçı öncesinde 7 oyuncu sarı kart ceza sınırında bulunuyor.
Sarı-kırmızılı takımda Lucas Torreira, Sergio Oliveira, Victor Nelsson, Davinson Sanchez, Hakim Ziyech, Kaan Ayhan ve Kerem Aktürkoğlu, yarınki maçta kart görmeleri halinde ligin son haftasındaki TÜMOSAN Konyaspor maçında forma giyemeyecek.
Galatasaray, Fenerbahçe karşılaşmasına tam kadro çıkacak.

PUAN KAYBI YAŞADIĞI 4 TAKIM
Galatasaray’ın bu sezon 36 haftada puan kaybı yaşadığı 4 maçtan biri Fenerbahçe karşılaşması oldu.
Sarı-kırmızılılar, ligde 32 galibiyet elde ederken, 3 beraberlik ve 1 mağlubiyet yaşadı. Atakaş Hatayspor’a 2-1 yenilen Galatasaray, Fenerbahçe ve Mondihome Kayserispor ile 0-0, Sivasspor ile de 1-1 berabere kaldı.
SON 5 MAÇTA 20 GOL
Galatasaray, Trendyol Süper Lig’deki son 5 maçında 20 gol kaydetti.
Sarı-kırmızılılar, EMS Yapı Sivasspor’a 6, Corendon Alanyaspor ve Siltaş Yapı Pendikspor’a 4’er, Yukatel Adana Demirspor ve Fatih Karagümrük’e 3’er gol attı. Lig genelinde ise 36 maçta 89 kez fileleri havalandırdı.
MERTENS’İN KATKISI
Galatasaray’ın 37 yaşındaki yıldızı Dries Mertens, attığı gollerle sarı-kırmızılıların son haftalardaki galibiyetlerinde önemli rol oynadı.
EMS Yapı Sivasspor’a 2, Siltaş Yapı Pendikspor ve VavaCars Fatih Karagümrük’e birer gol atan Belçikalı oyuncu, son 4 haftada 4 kez fileleri sarstı ve ligde toplamda 9 gole ulaştı.
FENERBAHÇE’NİN KAYIPLARI
Şampiyonluk mücadelesi veren Fenerbahçe, son 5 haftada 4 puan kaybetti.
Son 5 haftada Fatih Karagümrük, Kayserispor ve Beşiktaş’ı mağlup eden sarı-lacivertliler, Sivasspor ve Konyaspor ile berabere kaldı. Fenerbahçe, bu dönemde kazanabileceği 15 puanın 11’ini toplayabildi.
]]>İhalelerde 12 sahayı geliştirecek firmalar belirlendi. Buna göre Çinli firmalardan Sinopec, CNOOC, Anton Oil ve Zhenhua 10 sahayı alırken, 2 saha ise yerel firmalara kaldı.
Irak hükümeti, 2008’den bu yana yaptığı 6. toplu ihale kapsamında mevcut 145 milyar ispatlanmış petrol rezervini 160 milyar varilin üzerine çıkarmayı hedefliyor.
Ülkenin elektrik üretiminde kullandığı doğalgaz ise büyük ölçüde İran’dan geliyor. İhaleyle ülkede üretilecek gaz miktarını artırmak ve bu gazın elektrik üretiminde kullanılarak, İran’a olan bağımlılığın azaltılması da ihalenin ana hedeflerinden birisini oluşturuyor.
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütünün (OPEC) kurucu üyelerinden biri olan ülkenin ana gelir kalemini petrol ithalatı oluşturuyor. Irak, 2022’de petrol ihracatından 115 milyar dolar, 2023’te ise 97,5 milyar dolar gelir sağladı.
PETROL İHRACATININ YÜZDE 35’İ ÇİN’E
Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Irak Araştırmacısı Sercan Çalışkan, AA muhabirine Çinli firmaların Irak petrol piyasasındaki aktivitelerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Çin, yıllık 500 milyon tonu aşan ham petrol ithalatı ile dünyanın en büyük petrol ithalatçısı durumunda. Bu ithalat ihtiyacının yarıya yakını Orta Doğu ülkelerinden sağlanıyor. Irak, Orta Doğu’da Suudi Arabistan’dan sonra Çin’e en fazla ham petrol sağlayan ikinci ülke, küresel anlamda ise üçüncü ülke. Dolayısıyla Irak, Çin’in Orta Doğu ve enerji politikasında tartışmasız oldukça stratejik bir konuma sahip.” ifadelerini kullandı.
Çin’in, Orta Doğu’da askeri varlık yerine diplomatik temaslarını ve Kuşak ve Yol Projesi kapsamında yapılan yatırımlarla nüfuzunu artırma politikası izlediğini belirten Çalışkan, “Enerji yatırımları bunlardan başlıcası ve petrol akışına duyulan ihtiyaç Irak’ı bu ülkelerin başında getiriyor. Geçtiğimiz günlerde Irak’ta petrol ve gaz arama lisanslarının gerçekleşen turlarında sözleşmelerin büyük kısmının Çinli şirketler tarafından kazanılmasında bu durumun önemli bir payı var. Halihazırda Irak petrolünün yüzde 35’i Çin tarafından ithal ediliyor. Çin, halihazırda Irak’ta çok sayıda petrol ve gaz sahasının ana işleticisi konumuna gelmişken kurduğu bu etki gücünü kaybetmek istemiyor.” ifadelerini kullandı.
ÇİN’İN VERDİĞİ ÖNEMİN GÖSTERGESİ
Çalışkan, ihaleye Avrupalı, Arap ve Iraklı grupların da bulunduğu 20’den fazla firmanın katıldığını ancak Çin’in, ihalede 10 petrol ve gaz sahasının ihalesini alarak tek başına en fazla lisans alan yabancı ülke olduğuna dikkati çekti.
Avrupalı şirketlerin ihalede geri planda kaldığını ve ABD’nin ise doğrudan kendi firmaları yerine Körfez firmaları aracılığıyla ihaleye katılma yolunu tercih ettiğini kaydeden Çalışkan, şunları kaydetti:
“Bu nedenle esas şaşırtıcı olan, söz konusu lisans ihalelerinde Arap ülkelerinin Çin’in gerisinde kalmış olmasıdır. Çinli şirketlerin Körfez sermayesinin önünde net bir kararlılık ortaya koyarak söz konusu petrol ve gaz sahalarının lisansını alması, Çin’in Irak’taki petrol politikasına verdiği önemi göstermesi bakımından son derece kritiktir. Çin, hali hazırda Irak’taki petrol sahalarında 10’dan fazla petrol ve gaz sahasının ana işleticisi konumuna gelmişken kurduğu bu etki gücünü kaybetmek istemiyor. Irak’ın enerji sektöründe kurulan hakimiyet kuşkusuz iki ülke arasındaki karşılıklı siyasi bağımlılığı da beraberinde getiriyor.” değerlendirmesinde bulundu.”
Bu açıdan bakıldığında Çinli şirketlerin Irak’taki sahaların büyük bölümünde ana işletici aktör olarak yer aldığını ve dolayısıyla ekonomisinin yüzde 90’dan fazlasını oluşturan petrol gelirleri üzerinde ciddi bir paya sahip olacağına işaret eden Çalışkan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Irak Petrol Bakanı Hayan Abdulgani’nin anlaşmaların Irak’ın petrol rezervlerini 160 milyar varile çıkaracağını vurgulaması bu açıdan da oldukça önemli. Dolayısıyla ihalelerin Çinli şirketler tarafından kazanılmasını enerji bağlamında yorumlarken, enerji yatırımlarının siyasi bağımlılıklara doğrudan sirayet ettiğini atlamamak da gerekiyor.”
BATILI FİRMALAR İÇİN 10 YIL ÖNCEKİ KADAR ÖNEMLİ DEĞİL
Qamar Enerji Üst Yöneticisi Robin Mills de Çinli firmaların ihalelerin çoğunluğunu kazanmasını, “Çinli firmalar Irak’ta petrol ve gaz sektörünü domine etti.” şeklinde niteledi.
Irak’ın mali durumunun bozuk ve bürokratik yapısının zorlu olduğunu, projelerin çok uzun zaman almasıyla birlikte karlılık oranlarının düşük olduğunun altını çizen Mills, “Çinli firmalar, Irak’ın bürokrasi ve zorlu mali dönemleriyle daha iyi başa çıkabilir.” diye konuştu.
Shell ve BP gibi Avrupalı firmaların petrol ve gaz yatırımlarını azaltma baskısıyla karşılaştığını, Exxonmobil ve Chevron gibi firmaların ise ABD’nin kaya gazı ve petrolü ile Guyana gibi diğer alanlarda büyük fırsatlara sahip olduğu değerlendirmesinde bulunan Mills, “Bu yüzden bu firmalar için Irak’ta bulunmak 10 yıl önceki kadar önemli değil. Batılı firmaların başka yerlerde fırsatları var ve genel uluslararası yatırımlara odaklanıyorlar. Bu durum Irak’ın Çinli firmalara aşırı bağımlı olması nedeniyle Bağdat hükümeti için bir sorun olabilir.” ifadelerini kullandı.
]]>1 Ocak’ta kamuya ait otoyol ve köprülere yüzde 76, Yap-İşlet-Devret yöntemiyle yapılan otoyol ve köprülere ise yüzde 50 oranında zam yapıldı.
Otoyol ve köprü ücretleri, 15 Mayıs tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde bir kez daha zamlandı.

KÖPRÜ VE OTOYOLLARA BÜYÜK ZAM
1 Ocak’ta kamuya ait otoyol ve köprülere yüzde 76, Yap-İşlet-Devret yöntemiyle yapılan otoyol ve köprülere ise yüzde 50 oranında zam yapıldı. Otoyol ve köprü ücretleri, 15 Mayıs tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde bir kez daha artırıldı.
15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri tek yön otomobil geçişi yüzde 60, Ankara-Niğde Otoyolu otomobil geçişi yüzde 40, 1915 Çanakkale Köprüsü otomobil geçişi yüzde 42 zamlandı.
Karayolları Genel Müdürlüğü’nün (KGM), açıklamasına göre, 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri tek yön otomobil geçiş ücretine yüzde 60 zam yapılarak 15 liradan, 24 liraya, çıkarıldı. Aks aralığı 3.20 metre ve 3.20 metreden büyük araçlar ise 19 liradan 30 liraya, 3 akslı araçlar 42 liradan 67 liraya, 4 ve 5 akslı araçlar 83 liradan 132 liraya, 6 ve yukarı akslı araçlar 110 liradan 175 liraya çıkartıldı.
Osmangazi Köprüsü geçişi otomobiller için (birinci sınıf) yüzde 37,50 zamlanarak 290 liradan 399 liraya çıkartılırken, ikinci sınıf araçlar 465 liradan 640 liraya, üçüncü sınıf araçlar 550 liradan 760 liraya, dördüncü sınıf araçlar 730 liradan 1.005 liraya, beşinci sınıf araçlar 920 liradan 1.270 liraya, altıncı sınıf araçlar 205 liradan 280 liraya çıkartıldı.
1915 Çanakkale Köprüsü 1 sınıf araçlar için yüzde 42 zamlanarak 295 liradan 419 liraya, ikinci sınıf araçlar için 370 liradan 525 liraya, üçücü sınıf araçlar için 665 liradan 945 liraya, dördüncü sınıf araçlar için 740 liradan 1.050 liraya, beşinci sınıf araçlar için 1.400 liradan 1.990 liraya, altıncı sınıf araçlar için 75 liradan 105 liraya çıkartıldı.
Yavuz Sultan Selim Köprüsü birinci sınıf araçlar için yüzde 40 zamlanarak 35 liradan 49 liraya yükseltilirken, ikinci sınıf araçlar 45 liradan 65 liraya, üçüncü sınıf araçlar için 85 liradan 120 liraya, dördüncü sınıf araçlar için 220 liradan 305 liraya, beşinci sınıf araçlar için 275 liradan 380 liraya, altıncı sınıf araçlar için 25 liradan 35 liraya yükseltildi.
Ankara-Niğde Otoyolu otomobil geçiş ücretine yüzde 40 zam yapılarak 210 TL’den 295 TL’ye çıkarıldı.

NAKLİYECİLER TEPKİLİ
Köprü ve otoyollara yapılan zamlar işleri nedeniyle otoyol ve köprüleri kullanmak zorunda olan nakliyecileri isyan ettirdi.
Gebze Nakliyeciler Garajı’nda bekleyen şoförler ANKA mikrofonuna tepkilerini şöyle dile getirdi:
Oğuzhan Kaptan: Zamlar Türkiye genelinde herkesi etkiliyor. İzmir’den çıkıyoruz otobana bağlanıyoruz, buradan Osmangazi Köprüsü’nden geçiyoruz, Kuzey Marmara’dan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçiyoruz. Arnavutköy’den çıkana kadar, kuru yük çeken araçlar da Silivri’ye kadar hep ücretli yoldan gidiyor. İzmir’den İstanbul Bayrampaşa Hali’ne kadar benim kendi aracımın 5 bin 150 lira falan HGS bizden para kesiyor. Zamdan önce 3 bin 800 lira ödüyordum. Sadece köprüye, yola değil ki mazota da zam oluyor, yedek parçaya zam oluyor biz de haliyle karşı tarafa yansıtmak zorundayız. Bu durum sebze meyve fiyatlarına yüzde 40-50 yansır.
“UÇURUMDAN AŞAĞI FRENİ PATLAMIŞ KAMYON GİBİ GİDİYORUZ ŞU AN”
Şenol Candar: Zamlardan aracı çalıştırmaya korkuyoruz. Her şeye zam geliyor. Köprüye yıl başında zam yapıldı, şimdi yine zam oldu yüzde 50. Bu gidişin sonu yok. Uçurumdan aşağı freni patlamış kamyon gibi gidiyoruz şu an. Ben İzmir Ödemiş’ten patates getirdim. 5 günden beri arabam yatıyor. Osmangazi Köprüsü’nden geçtim. Zamdan evvel bin 445 lira para gitti. Zamlandığı için en azından 400 lira daha eklense bin 850 lira parayı buluyor. Bu direkt bana yansıyor. Bu bana yansıdığı zaman ben de ürüne yansıtacağım ya da mal getirdiğim adama yansıtacağım, o da ürüne yansıtacak. Şu an iş alsam var ama buradan İzmir’e giderken arabanın kârını bırak, mazot parasını vermiyorlar. 10 tekerli kamyonum var, 6-7 bin lira İzmir’e mazot yazıyor. 7 bin lira para veriyor, köprüsü, otobanı, mazotu zaten o para kalmıyor ki. Nasıl alacağım? Mecburen burada (iş-yük) bekliyoruz. Bu işe bir çare bulsunlar, halk, esnaf, kamyoncular çok kötü durumda. Bu zamlara birinin dur demesi lazım.

“BU PARA ÖDEME SOYGUNA DÖNDÜ”
İsmail Candar: Dün akşam ben Orhangazi’den Gemlik’ten otobana girdim 700 lira ödüyordum, dün 900 lira ödedim. 200 lira bu para bizim cebimizden gitti. Diyorlar ki aracılar para kazanıyor, kamyoncular kazanıyor. Ben getirdiğim yükün kilosunu 900 liraya getirdim, 15 ton yük sardım. Zaten 4’de 3’ünü yakıta verdim. Bu sefer ben Ödemiş’ten buraya bir kuruş para kazanmadan gelmiş oldum. Köprülere, otoyollara habire vereceğiz. Girmeseydin deniliyor, nasıl girmeyeceğim? Ben kendi ülkemde yapılmış olan bir şeyi nasıl kullanmayacağım? Ben iyi diye giriyorum, para ödüyorum. Ama bu para ödemeyi de geçti soyguna döndü. İzmir’den giriyorum buraya Orhangazi’den geçiyorum 2 bin lira devlete para veriyorum. Bedava yolu kullansana diyorlar, o zaman bakım yapın. Kafam gibi çukur var. Ben sebze-meyve getiriyorum. Devletin malı değil mi bu yol? Tamam benden bir bedel al, al da böyle uçuk kaçık bedel olmaz ki. Bizim araçlarımız ticari araç. Biz yüksek bedel ödüyoruz. Arabamız çalışırsa para kazanıyoruz. Kazandığımız paraya devlet göz dikti. Köprüye zam, otobana zam, vergiye zam. Bu yıl 4 tane vergi ödedim. Bir aracın yılda iki kere vergisi olur. Geçen yıl 4 tane ödedik. Var mı bunu ödemeyen? Sen benim çoluğumun çocuğumun rızkından alıyorsun. Tamam ülke düzelsin de bir ülke vatandaşın cebine göz dikip de mi düzeliyor? Tasarruf yapalım, halk mı yapacak tasarrufu? Zengin keyif yapsın, halk tasarruf yapsın.
“İŞİN İÇİNDEN ÇIKAMIYORUZ”
Serdar Türk: Zam yapıldığı tarihe kadar Yavuz Sultan Köprüsü’ne 500 lira ödüyorduk, şu an 750 lira olmuş. Biz kazanamıyoruz ki. Lastiklere zam geldi, her şeye zam geldi. İşin içinden çıkamıyoruz. Hatay’dan buraya biz 35 bin liraya geliyorduk. 3 bin lira komisyoncu alıyor, bize 32 bin lira kalıyor. Köprülere veriyoruz, mazot parasına geliyoruz. 3 günden beri buradayız, çıkamıyoruz. Her şey berbat durumda. Zamdan önce Hatay’dan başlıyoruz Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne kadar geliyoruz. Git-gel toplam 6 bin lira masrafı var. Zamdan önce buraya gidip gelme 3 bin 500 lira tutuyordu, şimdi 6 bin lira oldu. Niğde otobanından geçiyoruz, sonra Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde ödeme yapıyoruz. Kuzey Marmara Otoyolu’nden geçmiyoruz biz. Eski yoldan gidiyoruz. Kuzey Marmara’dan geçsek zaten hiç kazanamayız. Anadolu otobanından direkt Bayrampaşa’ya gidiyoruz.
“SÜRÜCÜLER OSMANGAZİ KÖPRÜSÜ YERİNE FERİBOTLARI TERCİH EDİYOR”
Zamların ardından sürücüler, pahalı olduğu için Osmangazi Köprüsü’nden geçmek yerine Eskihisar’daki feribotlara yönelmeye başladı. Zamlardan memnun olmayan sürücüler tepkilerini şöyle dile getirdi:
“Köprü yapıldığından beri ya bir ya da iki kere geçtim. Çok yüksek maliyetlerden dolayı köprüden geçmiyoruz.”
“ZAMLARDAN SONRA FERİBOTA GEÇTİK”
“Çok yüksek paralar olduğu için mecburen feribotu kullanmak zorunda kalıyoruz. Bir saat de olsa artık geç geliyoruz. Ne yapacağımızı bilemediğimiz için feribotla devam. Osmangazi Köprüsü’ne ben çok kullanıyordum da artık feribota geçtik. Zamdan sonra dördüncü gidip gelişim. Normalde çok Bursa’ya gidip geliyorum, artık Yalova’dan devam. Her şeye zam geldiği için artık alıştık.”
“ARTIK GEMİLER DE YETİŞMİYOR”
“Köprülerdeki, otobanlardaki zamlardan dolayı zaten feribotlar şişmeye başladı. Artık gemiler de yetişmiyor. Burada bekliyoruz. Bu bir saat oluyor, iki saat oluyor. Feribotlar da artık sıkıntı yaşıyor. Artık sayısını mı çoğaltacaklar veya bu zamlara dur mu diyecekler bilemeyeceğiz.”
“HER GÜN ZAM GELİYOR ALIŞTIK ARTIK”
“Her gün zam geliyor. Alıştık artık. Hükümet yemeye içmeye devam ediyor, bizlere yükleniyor. Alıştık artık. Onlar rahat etsin biz çile çekmeye devam. Osmangazi Köprüsü çok pahalı. Gidiş-gelişi buradan daha pahalı. Bu şekilde daha uyguna geliyor. Biraz yoruluyoruz ama olsun.”
]]>
Ulusal İstatistik Bürosunun açıkladığı konut fiyat endeksine göre, Nisan 2024’te, ülkedeki büyük ve orta ölçekli 70 kentin 64’ünde yeni konut fiyatları, 69’unda ikinci el konut fiyatları geriledi.
Nisanda yeni konut fiyatları ortalama yüzde 0,58, ikinci el konut fiyatları ortalama yüzde 0,94 azalırken, bu 2021’den bu yana en hızlı düşüş oldu.
Ülkede yeni konut fiyatları 11 aydır, ikinci el konut fiyatları ise 12 aydır gerilerken, hükümetin piyasayı canlandırmak için konut satışları ve yatırımlarını artırmaya yönelik teşviklerinin beklenen etkiyi yaratmadığı gözleniyor.
Çin Emlak Enformasyon Kurumu verilerine göre, ülkenin en büyük 100 emlak şirketinin satışları, 2024’ün ilk 4 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 47 azaldı.
YEREL YÖNETİMLER SATIN ALACAK
Başbakan Yardımıcısı Hı Lifıng, biten ama teslim edilmeyen, tamamlanan fakat satılamayan konutların azaltılması için yerel yönetimlere bu konutları satın alarak uygun fiyatlı konut tedariki sağlanması çağrısında bulundu.
Hı’nın açıklamasının hemen ardından Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Tao Ling, konut stokunun eritilmesi için 21 ulusal banka ve kreditöre, yerel yönetimlere ait gayrimenkul şirketlerine kredi olarak verilmek üzere yüzde 1,75 faizle 300 milyar yuan (41,5 milyar dolar) kaynak sağlayacağını duyurdu.
Söz konusu “yeniden kredilendirme” mekanizmasıyla konut stokunun eritilmesi ve emlak sektöründe canlanma sağlanması umuluyor.
Adımın 500 milyar yuanlık (69,2 milyar dolar) bir kredi hacmi yaratmasını beklediklerini ifade eden Tao, “Bu, merkezi hükümetin gayrimenkul piyasasındaki arz-talep dinamiklerindeki değişime ve insanların kaliteli evlere ihtiyacına yanıt veren önemli bir adımdır.” ifadesini kullandı.
EMLAK KREDİLERİNDE LİMİTLER KALDIRILDI
Öte yandan, Merkez Bankası ve Ulusal Mali Düzenleme İdaresi, emlak kredileri için asgari teminat bedelinin birinci el konutlarda yüzde 15, ikinci el konutlarda yüzde 25’e düşürüldüğünü açıkladı.
Merkez Bankası, ayrı bir açıklamada, emlak kredilerindeki kredi tavan limitlerinin ulusal düzeyde kaldırıldığını bildirdi.
Banka, yerel birimlerinin şartlara göre asgari teminat bedeline karar verebileceği, öte yandan kredi kuruluşlarının piyasa şartlarına ve risklere göre kredi tavan limiti getirebileceğini belirtti.
GAYRİMENKUL SEKTÖRÜNDE DURUM
Çin’de gayrimenkul sektörü ve konut piyasasındaki daralma, son 2 yıldır ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyen faktörlerin de başında yer alıyor.
Ülkede gayrimenkul yatırımları 2022’de yüzde 10, 2023’te ise yüzde 9,6 gerilemişti. Yatırımlar 2024’ün ilk 4 ayında da yüzde 9,8 azaldı.
Hükümet, son aylarda sektörde büyümeyi teşvik için konut satışlarındaki bazı kısıtlamalarını kaldırmış, yarım kalan konut projelerine öncelikli kredi imkanları sağlanacağını duyurmuştu.
Merkez Bankası da geçen ay emlak kredileri için referans kabul edilen 5 yıllık kredi faizi oranını yüzde 4,20’den yüzde 3,95’e çekmişti. Ancak söz konusu adımlar sektörde beklenen canlanmayı yaratamamıştı.
]]>Yılmaz “‘Kamuya eleman alınmayacak’ diye bir şey söz konusu değil. Emekli sayısı, vefat edenler, istifa vesaire bütün bunların toplamı kadar, ne kadar eksildiyse o kadar yine istihdam edilebilecek. Kamuda 5 milyonun üzerinde çalışan var. Kamu hizmetlerini aksatmayacak bir anlayış içinde belli bir dönem için böyle bir sınır getirilmiş oldu” dedi.
SERVİSİ ALINAN MEMURA TOPLU TAŞIMA
Savunma ve güvenlik hariç tutularak toplu taşıma olan yerlerde servis uygulamasının kaldırılmasına yönelik soruyu yanıtlayan Yılmaz, güvenlik açısından sıkıntılı, farklı riskler barındıran bir bölgeyse orada daha kontrollü bir yaklaşımın söz konusu olacağını söyledi.
Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının zaten bu uygulamaya geçtiğini belirterek, şunları söyledi:
– Bunu yaygınlaştırmış olacağız. Öyle kurumlar, öyle yerleşkeler vardır ki, burada toplu taşıma imkanı yoktur. Dolayısıyla oralarda aynı uygulamalar devam edecek. Şu anda devam eden servisler de süresi doluncaya kadar devam edip yenilenme aşamasında yeni bir yönteme geçmiş olacağız. Bir taraftan da toplu taşıma konusunda kamu çalışanlarına birtakım destekler de sunulacak. Belli sayıda toplu taşıma hakkı doğurucu birtakım desteklerle birlikte bu süreç yapılacak.
BİRDEN FAZLA MAAŞ ALANLAR
Birden fazla yerden maaş alan kamu görevlilerinin ücretlerine üst sınır getirilmesine ilişkin soru üzerine Yılmaz, kamunun geneli için yıllardır bir uygulama bulunduğunu ve ne kadar yönetim kurulu üyeliği olursa olsun maaşı dışında sadece bir yerden maaş alma hakkı verildiğini anlattı.
Yılmaz, buna yönelik bazı istisnaların olduğunu belirterek “Birtakım şirketlerde, kamunun ortaklığı olduğu yapılarda görevlendirilenler istisnai de olsa yüksek (maaş) alabiliyorlar. Kamuoyunda bir tepki oluştu bu konulara, adaletsizlik duygusu oluşturdu. Dolayısıyla bir genel sınır koyma kararı aldık” dedi.
‘MAAŞ 200 BİN İSE 50 BİN ALACAK’
Koydukları sınırı örnek vererek anlatan Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“Diyelim ki bir kamu görevlisi kamunun iştiraki olan bir bankada görev yapıyor. Kamu ortak olduğu için oraya, kamuya belli bir yönetim hakkı oluşuyor. ‘Bunu hiç almayalım’ dediğinizde bu sefer kamuyu zarara uğratmış oluyorsunuz, o bankada kalmış oluyor. Bunu şöyle çözdük, orada görevlendirilen kamu görevlisi belli bir limit içinde alabilsin. Maaşı kadar olmaz, daha düşük olur. Geçmişte bir Yüksek Planlama Kurulu (YPK) kararı vardı, onunla bağlantılı bir limit olacak ve çok yüksek bir rakam olmayacak bu. Onun üzerinde aldığını da bütçeye kaydedeceğiz.
– Diyelim ki, aylık 200 bin lira kamu hakkı var yönetim kurulunda, bunun 50 bin lirasını orada kamuyu temsil eden kişi, çünkü o da sorumluluk alıyor, mesai harcıyor, hak ettiği kadar bir şeyi almış olacak. Genel ortalamamıza uygun bir karşılık almış olacak. Bunun üzerindeki rakam, mesela 150 bin lira bütçeye gidecek, genel bütçeye kaydedilmiş olacak. YPK kararı var geçmişte onunla bağlantılı ölçü konacak ama bu maaşı geçemeyecek.
]]>Fransız Başkonsolosluğunun Gazze konulu tablonun sergilenmesine izin vermediği için sergiyi iptal etmek zorunda kaldığı öğrenildi.
Çalışması sansüre maruz kalan ve diğer sanatçılar tarafından da sansüre karşı desteklenen grafiti sanatçısı Muhammed Emin Türkmen, yaşananlarını anlattı.
MET takma adıyla tanınan Türkmen, Gazze konulu çalışmasına sansür uygulanmasına diğer sanatçıların da tepki gösterdiğini ve serginin Başkonsolosluğun ısrarıyla iptal edilmek zorunda kaldığını dile getirdi.
“GAZZE’YLE İLGİLİ ESER AYLAR ÖNCE GÖRÜŞÜLDÜ”
Yaklaşık 3 ay kadar önce Fransız Kültür Merkezinin kendisi ile iletişime geçerek olimpiyat oyunları temalı sokak sergisine davet ettiğini ve kendisinin de bu davete olumlu yanıt verdiğini söyleyen Türkmen, Gazze ve olimpiyatları birleştiren bir konuya sahip eser ile sergiye katılacağını, bunun için herhangi bir problem olup olmadığını aylar öncesinden ilgililerle görüştüklerini ifade etti.
Dünyanın bir ucunda insanlar katledilirken sadece olimpiyatları konu alan bir sergi yapmanın doğru olmayacağını, bu insanlara ses olmamanın komik, gerçeklikten uzak ve vicdanen rahatsız edici olacağını Fransız Kültür Merkezi yetkilileri ile yaptıkları görüşmede dile getirdiğini kaydeden Türkmen, şunları anlattı:
“Fransız Kültür yetkilileri ve diğer sanatçı arkadaşlar bu talebime olumlu yaklaştılar. Ancak bu süreçte, benden eserimde, herhangi bir hakaret unsurunun bulunmamasını rica ettiler. ‘Fransa sanat ve fikir konusunda özgürlükler ülkesidir.’ dediler ve bu yaklaşım ile açıkçası önce beni mutlu ettiler. Ben zaten hakareti, ifade özgürlüğü olarak kabul eden bir sanatçı değilim. Ancak sonrası konuştuğumuz gibi ilerlemedi.”
“BU SERGİDE OLMAMIN BİR ANLAMI YOK”
Fransız Kültür Merkezi yetkililerinin serginin açılmasına 2 gün kala acil bir toplantı düzenlenmesini talep ettiklerini ve sonrasında eserinin sergide gösterilemeyeceğinin kendisine beyan edildiğini belirten Türkmen, şu ifadeleri kullandı:
“Serginin açılışına 2 gün kala bana bir telefon geldi. Küratörümüz bir toplantı yapmamız gerektiğini belirtti. Toplantıda bana bu sergide bu tema içerisinde eserlerimi sergileyemeyeceğim beyan edildi. Ben de diğer sanatçı arkadaşlarımızın emeğini ziyan etmemek için uğraş verdim. Ancak onlar, alınan bu kararın Fransız Başkonsolosluğunun kararı olduğunu bana ilettiler. Ben eserimde düzeltme yapabileceğimi belirtmeme rağmen konsolosluğun Filistin ile alakalı bir eseri bu sergide görmek istemediklerini belirttiler.”
Türkmen, kendisi ile birlikte sergide eserleri sergilenecek 5 sanatçının emeğinin boşa gitmemesi adına süreci yapıcı bir şekilde çözüme kavuşturmaya çalıştığını, ancak Başkonsolosluk kararının kesin olması nedeniyle programda hazırladığı tablonun sergilenemeyeceği, sadece farklı bir çalışma hazırlaması durumunda programa katılım sağlayabileceğinin kendisine söylendiğini aktardı.
Türkmen, şöyle devam etti:
“Başka bir temaya dönüştüremeyeceksem eserimin sergilenemeyeceği bana iletildi. Ben bu motivasyon ile sergiye katıldım ve en başında çalışacağım konuyu zaten kendilerine iletmiştim. Nitekim en başında bu konuyla ilgili bir problem olmamış, kendileri de bunu kabul etmişti. Fakat bu tutum Başkonsolosluğun kararı ile değişti. ‘Eğer ben oradaki insanların acısını dile getiremeyeceksem zaten benim bu sergide olmamın da bir anlamı yok.’ diyerek çekilme kararı aldım.”
Türkmen ayrıca Fransız Başkonsolosluğunun kararının ardından sergiye katılan diğer 5 sanatçı ve küratörün de “Sen yoksan ve sana bir sansür uygulanacaksa bizim de burada bulunmamızın bir anlamı yok.” diyerek programdan çekildiklerini, bunun üzerine serginin iptal edildiğini açıkladı.
“FİLİSTİN NASIL OLURDU KONUSUNU ANLATMAYA ÇALIŞTIM”
Sergide gösterilmek üzere hazırladığı tablo ile ilgili bilgiler veren Türkmen, şunları söyledi:
“Bu çalışmada konumuz olimpiyatlar olduğu için eserimde, ‘Olimpiyatlar Fransa’da değil de Filistin’de olsaydı nasıl olurdu?’ konusunu anlatmaya çalıştım. Bir an oradaki çocukların kaçışmaları, düşen bombalar canlandı. Bu tablo aslında bize şunu anlatıyor: 2040 olimpiyatlarına katılma ihtimali olan 15 bin çocuk İsrail tarafından öldürüldü. Eserin ismi: Gerçek Olimpiyatlardı (Real Olympics) Bu gerçek olimpiyatlarda bu çocuklara, yarışı kazanması durumunda sadece yaşama hakkı tanınıyor. Yani ikinci olma şansları yok çünkü ölüyorlar. Ben burada bunu anlatmak istedim.”
Hazırladığı tablonun yanı sıra Fransız Kültür Merkezi’nde kendine ayrılan bölümde evrensel barış mesajları, Gazze’de yaşananlar ile dünyanın bakış açısını gösteren ifadelerin yer aldığını belirten Türkmen, hiçbir hakaret unsuruna yer vermemesine rağmen eserine sansür uygulandığını kaydetti. Türkmen, şunları aktardı:
“Bu aslında tek başına bir tablo değildi. Bu tabloların asıldığı bir sokak duvarı oluşturmuştum enstitü içerisinde. O duvara bu tabloları asacaktım. Duvarda Filistin ile ilgili evrensel mesajlar yer alıyordu sevgi, barış ve özgürlük üzerine. Ben bu tabloları o mesajların yer aldığı duvar üzerine asacaktım ancak Başkonsolosluk kararı buna engel oldu, maalesef eserimin sergilenmesine müsaade edilmedi.”
Gazze’de süren katliama karşı sanatı ile Filistinlilere ses olmaya devam edeceğini belirten Türkmen, sözlerini şöyle sonlandırdı:
“7 Ekim’den bu yana çok ciddi bir sivil katliamı var Filistin’de. Ben anlam veremiyorum, bütün dünya buna seyirci kalıyor. Ben bu süreç başladığından beri her akşam ‘Bu insanlar için acaba ne yapabilirim?’ diye düşünüyor, elimden geldiğince sanatımla oradaki insanlara, çocuklara ses olmak için çabalıyorum. Ben öbür dünyaya inanan bir insanım ve orada katledilen çocukların bir gün benim karşıma çıkıp ‘Biz orada katledilirken sen ne yapıyordun?’ diye soracaklarına inanıyorum. Benim orada onlara verebilecek bir cevabımın olması lazım. Bunu sanatımla yapmaya çalışıyorum. Onlar için yaptıklarım bir işe yarıyor mu bilmiyorum ancak elimden geldiği kadarıyla onlara ses olmaya çalışıyorum, olmaya devam edeceğim.”
]]>Sayın Başkanlarım, İstanbulspor olarak hukuki işlemin ilk etabı olan ihtarnamemizi bugün gönderdim. Ekte noter onaylı halini görebilirsiniz. Bu bugünkü son duruma göre hazırlanmış halidir. Sizlere ekte bu metnin örneğini gönderiyorum. İmzası olan Başkanlarımız aynısını gönderebilir. Ancak yeni gelen imzalar olursa diye çekmeden önce bizimle irtibata geçerlerse listenin güncel olup olmadığını kendileri ile paylaşabiliriz. Hayırlara vesile olması dileğiyle…
Konu : TFF Statüsü 29. Madde uyarınca TFF Genel Kurul Delegeleri tarafından yapılan “Olağanüstü Seçimli Genel Kurul” çağrısına uyulması talebinin ve uyulmadığı takdirde hukuki yollara başvurulacağının ihtarıdır.
Açıklamalar :
Sayın Muhatap,
Türk Futbolunun içinde bulunduğu durum nedeniyle, TFF Genel Kurul Delegesi olan ekli 147 kişi tarafından TFF Statüsünün 29/2. Maddesi uyarınca noter aracılığıyla “Olağanüstü Seçimli Genel Kurul” çağrısı yapılmıştır. (Ekli Noter Detaylı Delege Çağrı Listesi)
Söz konusu çağrı, TFF Statüsünün 22. maddesi uyarınca delege olan 325 kişinin (TFF tarafından 324 olarak açıklanmıştır) %40’ına denk gelen 130 kişiden daha fazla delege tarafından talep edildiğinden; TFF Yönetim Kurulu tarafından TFF Statüsünün 29/2. Maddesi uyarınca en geç 30 gün içerisinde “Olağanüstü Genel Kurul”un toplanması zorunludur.
TFF internet sitesinde yapılan açıklamalarda, TFF’nin kendisine gönderilen ihtarnamelerdeki delegelerin “yetkisine” ve “imzalarını geri çekmelerine” yönelik ifadeler yer almaktadır. Bununla birlikte, TFF Statüsü’nün 22/2. Maddesi ve TFF Genel Kurul İç Tüzüğünün 9. Maddesi hükümleri uyarınca TFF Yönetim Kurulu’nun delege yetkisine ya da imzalarının geri çekilmesine yönelik herhangi bir karar verme hakkı olmadığı gibi, TFF internet sitesindeki açıklamalar uyarınca TFF Yönetim Kurulu tarafından, TFF’nin en üst karar organı olan Genel Kurul’un karar yetkisine ve görevine ilişkin yetki gaspı yapılmaktadır.
Kaldı ki hiçbir hukuk normu, kendisi hakkında karar verilmesine yönelik talepler bulunan bir organın, bu taleplere yönelik karar verme hakkına yönelik hukuki koruma sağlamamaktadır. Aksinin kabulü halinde, TFF Yönetim Kurulu, aleyhinde talepte bulunan delegelerin hiçbir talebini kendi keyfiyeti doğrultusunda değerlendirmeye almayacaktır. Bu husus, TFF Genel Kurul Delegelerinin demokratik ve yasal haklarının kullanımının doğrudan engellenmesi olacağından; TFF Yönetim Kurulu’nun bu yetki ve görev gaspından vazgeçmesi zorunludur.
Bu doğrultuda; 5894 Sayılı Kanun, TFF Statüsü ve TFF Genel Kurul İç Tüzüğüne ayrı ayrı bağlı olan TFF Yönetim Kurulu’nun, ekli 147 Delegenin “Olağanüstü Seçimli Genel Kurul” talebi uyarınca, TFF Statüsünün 29. Maddesine uygun şekilde çağrı yaparak ihtarname tarihinden itibaren en geç 30 gün içinde “Olağanüstü Genel Kurul”u toplamak zorundadır.
Aksine davranışta bulunulması halinde, “Olağanüstü Genel Kurul” çağrısı ile ihtarname tarihinden sonra en geç 30 gün içinde TFF Genel Kurulunun toplanmaması nedeniyle hukuki varlığı tartışmalı hale gelen TFF Yönetim Kurulu tarafından alınacak olan “liglerin tescili” dahil hiçbir kararın hukuki koruması olmadığı gibi hukuken geçerliliği de bulunmayacaktır.
Dolayısıyla, TFF Yönetim Kurulu’nun aksine davranışta bulunması durumunda FIFA’ya yapılacak olan başvuruya ek olarak; mahkemeler nezdinde TFF Yönetiminin görev ve yetki gaspına ilişkin taleplerde bulunulacağı ve TFF Kanunu, TFF Statüsü ile TFF Genel Kurul İç Tüzüğüne aykırı davranma iradesi gösteren TFF Yönetim Kurulu üyeleri ve profesyonelleri hakkında görevi suiistimal başvurusu yapılacağını ihtaren ve ihbaren tarafınıza bildiririz.
“LAFI EĞİP BÜKMEDEN SÖYLEMEK İSTERİM Kİ…”
Kılıçdaroğlu’nun “Samimiyet ve Cesaret Gerek!” diyerek başladığı mesajı şöyle:
“Kobane davaları sonuçlanmış ve çıkan hukuksuz kararlara en üst perdeden karşı duran bir açıklama yayınlamıştım. Gerek sosyal gerekse ulusal medyada, bazı kişilerin ve siyasetçilerin konuyu anlamadığını, anlayanların da işlerine gelmediği için attıkları “dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet diyerek sen sebep oldun” iftiralarını üzülerek takip ettim. Hiç lafı eğip bükmeden söylemek isterim ki: Mevcut iktidara benim dışımda “Diktatör” diyebilen bir siyasi lider görmediğim gibi, bırakın “Diktatör” demeyi; bu hukuksuz karara karşı çıkıyor olmanın yolunu, Erdoğan’ı eleştirmekten korktukları için, “Kılıçdaroğlu dokunulmazlıkları kaldırdı” diyerek bulanları acıyarak izliyorum.
“DEMİRTAŞ’I YALNIZ BIRAKANLARDAN OLMAYACAĞIM”
1- Terör suçu dokunulmazlık kapsamında değildir. Ayrıca Sayın Demirtaş ve arkadaşlarının işlediği veya kendilerine isnat edilebilecek bir terör suçu da yoktur. Sayın Demirtaş savunmasında da vurguladığı üzere demokrasi ve barış savunucusudur.
2- Hal böyleyken Sayın Demirtaş, içerisinde AKP rejimiyle anlaşmalı bazı partililerinin de olduğu bir irade tarafından, yalan ve iftiralar manzumesiyle, “dokunulmazlığın kaldırılması” maskesiyle tutsak edilmiştir.
3- Ve aynı irade hukuksuz, etik dışı, vicdansız bir yargılamayla bu tutsaklığı hükme bağlamıştır.
4- Sayın Demirtaş’ı tutsak eden iradenin en önemli ismi Erdoğan’ın kendisidir. Sayın Demirtaş ve arkadaşlarının, kendi partileri içerisinde, kimilerinin her fırsatta göz kırptığı ve Erdoğan’ın öncüsü olduğu irade tarafından tutsak edilmelerine karşı tek başıma kalsam da mücadele edeceğim. Sayın Demirtaş’ı yalnız bırakanlardan olmayacağım.
“MÜCADELE ETTİM, EDERİM”
Van’da, Diyarbakır’da, Muş’ta, Samsun’da, Kayseri’de ve bütün Türkiye’de seçim dönemi ve öncesinde bana olan sevgiyi ve çok daha önemlisi demokrasiye ve adalete olan özlemi, inancı görmüş biriyim. Güzel ülkemizin varlığı ve geleceği için samimi bir şekilde siyaset yapan ve çalışan herkes için sonuna kadar mücadele ettim, ederim!
“SİYASİ TUTSAKLARIN ÖDEDİĞİ BEDELİN KAYNAĞI DOKUNULMAZLIKLARIN KALDIRILMASI DEĞİL”
Bugün, Sayın Demirtaş’ın da Sayın Can Atalay’ın da ve diğer bütün siyasi tutsakların da ödedikleri bedelin kaynağı dokunulmazlıkların kalkması değil, baskıcı hükümetin karşısında, halkın yanında dik durmalarıdır! En başta kendi partileri olmak üzere, arka kapılarda adaletin değil de gücün yanında olmayı seçenlere tavsiyem; samimiyetle vatansever bir anlayışta siyaset yapmaları, yapılan bütün hukuksuzlukları cesurca muhatabına söylemeleridir.
“DEMİRTAŞ VE ATALAY BİZİMDİR”
Bütün siyasi partilerin içerisinde bedel ödemiş, müesses nizama karşı durmuş, milletin kötü talihi değişsin istemiş, bu uğurda mücadele etmiş bütün arkadaşlarımın haklarını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğim. Vatanperver Kürt halkının sevgili Başkanı Sayın Demirtaş ve Hatay halkının göz bebeği vekili Can Atalay bizimdir, timsah göz yaşlarıyla arka kapı pazarlıkçıları Erdoğan’ın olsun. Bir Kürt atasözünün de dediği gibi; Bila mirov kuştiyê şera be ne girtîyê rovîya be. İnsan; aslanın ölüsü olsun ama tilkinin tutsağı olmasın…”
]]>Savcılığın nöbetçi sulh ceza hakimliğine gönderdiği sevk yazısında, 10 şüphelinin terör örgütü PKK ile irtibatına ilişkin tespitler yer aldı.
“DEĞER AİLESİ”
Yazıda, terör örgütü PKK/KCK’nın siyasi alan yapılanmasında faaliyette bulundukları değerlendirilen şüphelilerin, örgüt adına faaliyet yürütmekteyken ölen kişilerin “Değer ailesi” olarak adlandırdıkları ailelerini ziyaret ediyor olabileceklerine dair haklarında istihbari bilgi elde edilmesi üzerine soruşturmaya başlandığı ifade edildi.
“YANLIŞ HABERLER İLE KAMUOYUNU ETKİLEMEYE ÇALIŞTI”
Polis ekiplerinin, 20 Eylül 2022’de Yavuz Genç isimli kişiyi aracının hacizli olduğunun anlaşılması üzerine durdurduğu, Genç’in aracını yakıp polis memurlarına saldırdığı, ekipler tarafından silahla etkisiz hale getirilen Genç’in hastanede yaşamını yitirdiği aktarılan yazıda, gözaltına alınan şüphelilerden Alamettin Demir’in konuyla ilgili yanlış haberler yaptığı, kamuoyunu etkilemeye çalıştığı ve görüşmelerinin incelenmesi sonucu suç unsuru içeren 88 görüşme tespit edildiği belirtildi.
ASILSIZ KİMYASAL SİLAH İDDİASI
Yazıda, şüphelilerden Çetin Demir’in suç unsuru içeren 61 görüşmesinin tespit edildiği, cep telefonu incelemesinde, DEM Parti Bağcılar ilçe binasında gerçekleştirilen etkinlikte duvarda terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının asılı olduğunun belirlendiği bilgisi verildi.
Şüpheli Çetin’in, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey Irak’a düzenlediği operasyonlarda kimyasal silah kullandığına ilişkin asılsız iddialarla ilgili uluslararası kamuoyunda olumsuz algı oluşturmak amacıyla düzenlenen etkinliklere katıldığı ifade edilen yazıda, şüpheli Enes Ayaz’ın ise örgütün kırsal alanına eleman kazandırma faaliyeti yürüttüğünün tespit edildiği belirtildi.
Yazıda, şüphelilerden İbrahim Elban’a ait dijital materyal incelemesinde, “HDP Eyüp İlçe Dayanışma” isimli WhatsApp grubunda örgüt elebaşı Öcalan ve örgütün sözde kurucularından Sakine Cansız, Mazlum Doğan, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in fotoğraflarının asılı olduğu etkinliğe ait görseller ile örgüt adına gerçekleştirilen eylemlere çağrılarla ilgili yazışmaların bulunduğu ifade edildi.
“YARGI MERCİ GİBİ DAVRANDI”
Şüpheli Yaşar Gökdemir’in ise örgütün sözde anayasası kabul edilen KCK sözleşmesinde “Halk Mahkemeleri” olarak bilinen yapı kapsamında, parti çatısı altında yasal görünüm kazandırılmaya çalışılan sözde Halk Komisyonu’nda aralarında alacak-verecek veya farklı anlaşmazlıklar bulunan tarafları bir araya getirdiği ve yargı merci gibi davrandığı belirtilen yazıda, Gökdemir’in taraflar arasındaki anlaşmazlıkları çözmeye yönelik sözde kararlar vermeye çalıştığı kaydedildi.
Sevk yazısında, diğer şüphelilerin de terör örgütüyle bağlantılarına yer verilirken, 10 şüphelinin “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan tutuklanmaları talep edildi.
Şüphelilerin nöbetçi sulh ceza hakimliğindeki işlemleri sürüyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında, terör örgütü PKK/KCK içinde faaliyet yürüttüğü tespit edilen 25 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmişti.
Bunun üzerine harekete geçen emniyet güçleri, 25 adrese düzenledikleri operasyonda 21 şüpheliyi yakalamıştı.
]]>Et fiyatlarında düşüş beklemediklerini kaydeden Çiçek şunları söyledi:
“Özellikle pandemi, kuraklık, Rusya- Ukrayna savaşlarından dolayı dünyadaki emtia giderleri arttı. Türkiye ham madde yönünden dışa bağımlı. Fiyatların artmasından dolayı süt üreticileri zarar etti. İnekler kesime gitti, dana olmadı ve bir şey yok olduğu zaman pahalı olur.
Dışarıdan gelen ithal hayvanlar bile yetersiz kaldı. Hala dışarıdan ithal hayvanlar gelmeye devam ediyor. Kasaplık olsun, besi olsun, karkas olsun. Sonuçta Türkiye 85 milyon nüfusu olan, yıllık ortalama 15 milyon turisti olan 100 milyonluk bir ülke.
Maalesef Türkiye’de hayvan varlığının yetersiz olmasından dolayı et fiyatları yüksek. Bunun en büyük sebebi ham madde, besilik dana sıkıntımız var. O yüzden et pahalı. Zaten TÜİK’in açıklaması var. Gıda fiyatlarında ette yüzde 100 enflasyon var ve bu gidişle de etin 2-3 yıl ucuz olacağı öngörüsü çok zayıf.
Nereye kadar devlet dışarıdan hayvan getirip vatandaşı besleyebilir? Buna gücü yeter mi, yetmez mi? Sonuçta bir cari açık var. Bizim öngörümüz hayvan varlığının azlığından dolayı et fiyatları daha da yükselecek gibi görünüyor.
“İNSANLAR ARTIK ET YEMEMEYE BAŞLADI”
Hükümetimiz vatandaşın et ihtiyacını gidermek için yurt dışından et ithal ediyor. Şimdi bu olmadan önce tedbir alınsaydı bu durumlara gelmezdik. Maalesef belli imkanlar doğrultusunda geç kalındı. Geç kalındığından dolayı et fiyatları yükseldi.
Şimdi Et ve Süt Kurumu 2024 yılında Güney Amerika’dan 600 bin besilik dana getirecek, büyük ihtimalle de 300- 400 bin tane kasaplık karkas olsun, besilik dana olsun getirecek. Etti bir milyon hayvan. Benim görüşüme göre bir milyon hayvan Türkiye’ye yine yetmeyecek.
Zaten şu an enflasyondan dolayı bir ekonomik sıkıntı var ülkemizde arza rağmen. Et fiyatları yüksek olduğu zaman insanlar artık yememeye başladı veya aldığı etin yarısını yemeye başladı. Arzda bir sıkıntı oldu. Ona rağmen et fiyatları çok yüksek. Bunun önüne geçebilmek için ülkemizdeki dişi hayvan materyalini arttırmamız lazım.
“EN BÜYÜK SIKINTI DİŞİ HAYVANLARIN AZ OLMASI”
Süte geçenlerde küçük bir zam verildi. Siz sütçüyü memnun ederseniz sütçü inek besler, inek çok olursa süt çok olur, dana çok olur. Dana çok olursa besilik maddeler çok olur ve et fiyatları makul seviyeye gelir. Şu an Türkiye’deki en büyük sıkıntı dişi hayvan varlığının az olması. Dişi hayvan varlığının az olmasından dolayı buzağı yok. Buzağı olmayınca dana yok. Dana olmadığından dolayı et yok. Bu süreç de hemen böyle 3- 5 ayda düzelecek gibi görünmüyor. Zaten bakanlığın yeni politikası, 2028 yılında beside dışa bağımlılığı sıfırlamak istiyor ama muvaffak olur mu olmaz mı onu uygulanan politikalarla göreceğiz. Yani önümüzdeki 3- 4 yıl et fiyatlarının düşeceğini zannetmiyoruz. Bu şekilde gidecek.”
]]>

Sassone’nin, Leonardo’nun İtalya’ya iadesi için yaklaşık 4 yıl önce açtığı ve Urla 1’inci Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada Uluslararası Lahey Sözleşmesi gereğince çocuğun vatandaşı olduğu İtalya’ya iade kararı çıktı. Yiğit’in avukatının itirazı üzerine dosya, istinaf mahkemesine taşındı. Dosyayı görüşen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi itirazı reddetti.
Yiğit’in avukatı, bu kez dosyayı Yargıtay’a götürdü. Yargıtay, kararı 15 Mayıs’ta onadı. Kararın Yargıtay’da da kesinleşmesinin ardından Leonardo Maximus Yiğit, önceki gün polis ekipleri eşliğinde anneye verildi.

‘DÖVE DÖVE ÇOCUĞU ARABAYA SOKTULAR’
Demirbilek Yiğit 5 yıl önce oğlu ile birlikte İtalya’dan İzmir’e yerleştiğini belirterek, “Ortak velayette oturma hakkı bana verilmişti. İzmir’de bir hayat kurduk. Annesi küçüklüğünden beri çocuğuna bakmıyordu. İlk 6 aydan sonra çocuğa ben baktım. Annelik vazifesini yapmadı ama çocuğun iadesini talep etti. Aradan 5 yıl geçti. Arkadaşları, okulu ve tüm düzeni her şeyi burada. ‘Türkiye’den ayrılması ona zarar verir, travma yaşatır’ diye psikolog raporu var. Tek konuştuğu dil Türkçe. Ona rağmen Yargıtay’dan iade kararı çıktı” dedi.

Leonardo’nun dedesi tarafından zorla arabaya bindirildiğini söyleyen Yiğit, sözlerin şöyle devam etti:
“Onu teslim alırlarken, çocuk her şeyiyle buna karşıydı. Yalvardı, ağladı. Videoları var. Bana daha önce de ‘Gitmek istemiyorum’ diye yalvardı. Psikolog raporları ciddiye alınmadı. Çocuğum Türkiye’de kalmak için elinden geleni yaptı ama şiddetle, döve döve çocuğu arabaya soktular. Türk polisi çocuğa yardım edeceğine beni tuttu. ‘Baba imdat’ diye yalvarıyordu. Ona yardımcı olacağım diye söz verdim ama olamıyorum. Buradan yalvarıyorum. Bu konuda devletimizden yardım bekliyorum. Lütfen bizi yalnız bırakmayın.”

‘ÇOCUĞA EBEVEYN YABANCILAŞMA SENDROMU YAŞATTI’
Velayetin annede olduğunu ve çocuğunu kaçırıp buraya getirdiği için Uluslararası Lahey Sözleşmesi’ne göre çocuk kaçırma suçundan Türk mahkemelerinin İtalyan vatandaşı olan Leonardo’nun İtalya’ya iadesine karar verdiğini söyleyen Ilaria Alassondra Sassone’nin avukatı Süreyya Turan ise iade kararının Yargıtay tarafından da onararak kesinleştiğini söyledi.
Çocuğa Ebeveyne Yabancılaştırma Sendromu yaşattırıldığını iddia eden Turan, “Çocuk daha önce annenin kucağına atlıyordu ama baba tamamıyla çocuğun psikolojisini bozdu. Çocuk bu yüzden anneye gelmek istemedi. Çocuğa Ebeveyne Yabancılaşma Sendromu yaşattı. Sonuç olarak kesinleşmiş bir karar olduğu için teslim alındı. Fakat baba çocuğu teslim etmesi gerekirken onu doldurduğu için çocuk gitmek istemedi ve mecburen zorla alınmış oldu, polis aldı. Son çekilen görüntüde çocuk istemiyor gibi görünüyor ama daha önce istiyordu, bunu yapan baba” dedi. Vekili Sassone’nin can güvenliğinin bulunmadığını öne süren Turan, anne oğulun, çocuğu teslim alan dedeyle bir otelde kaldığını ve bir an önce İtalya’ya dönmek istediklerini belirtti.
]]>Kobani Davası’ndaki çıkan kararlar hakkında ne diyorsunuz?
Siyasi bir davanın sonucu. Türkiye’de, üzülerek söylüyorum ki birçok siyasi dava var. Siyasi davalar üzerinden insanlar boşu boşuna hapiste yatabiliyor.
Normalleşmeyi konuşuyoruz. Normalleşmenin ilk kuralı adalettir, adalete uygun hareket etmektir. Siyaseti adalete alet etmemek gerekir. Bazen adaleti bize unutturan kararların siyasi biçimde verildiği bir ülkede yaşıyoruz.
Şiddeti siyasetin gündeminden çıkarmamız, legal siyasetin önünü açmamız lazım. Şiddete başvurmadıkça hiç kimsenin cezalandırılmasını doğru bulmayız. Teröre de terör örgütlerine de karşıyız ama verilen kararlar siyasi temele oturduğu sürece kimsenin vicdanı rahat edemez.
Bu ülkede geçmişte çokça siyasi cezalandırmalar yapıldı. Bugün, siyasi cezalandırma kararlarının arkasında olduğunu bildiğimiz insanların bile yargılanıp cezalandırıldığı günleri yaşadık yakın zamanda. O gün ne kadar yanlışsa bugün onlardan daha fazla yanlış. Çünkü o günlerden bugüne 20 yıl geçti. İlerlememiz gerekirken geri gitmiş durumdayız.
Bunun adı ister Selahattin Demirtaş, ister Ahmet Türk olsun. Bu insanları mahkum etmek bu ülkeye hiçbir şey kazandırmaz. Kazandırmayacak da.
Legal siyaseti yok ettiğimiz takdirde makul ve mantıklı ortamı, insanların huzur, güven içerisinde kendini hissedeceği bir ülkeyi oluşturma şansımız yok.
Ben de siyasi bir davanın aktörüyüm. Benim de içeride davam var. Siyasi yasakla muhatap olan bir kişiyim. Kim bilebilir ki üst mahkemede cezanın arttırılmayacağını? Arttırılabilir. Pekala böyle bir gündemle muhatap olabiliriz. Bu bir şaka mı? Değil. Kaygı oluşturmalı mı? Kesinlikle oluşturmalı. Kaygı duyuyor muyum? Vallahi duymuyorum. Ama bu kaygıyı duyup bana soran ve “Ya ne olacak senin davan” diyen binlerce insan var.
Türkiye’nin sağlam zemine oturması noktasında bugün verilen kararların ülkeye faydası yok, zararı vardır.
Cumhur İttifakı’yla CHP’nin normalleşme, yumuşama, yol yürüme imkanı olduğunu düşünüyor musunuz?
Bunu zorlamanın hiçbir zararı yok. Ben Sayın Genel Başkanımızın Cumhurbaşkanı’yla görüşmesini kesinlikle doğru buluyorum. Hiçbir yanlış tarafı yok. Bilakis Türkiye’de bu normalleşme konusunda samimi çabaları demokrasi adına büyük bir olgunluk gösteren halkımız tarafından çok önemli değerlendirileceğini düşünüyorum. Genel Başkanımızın ziyaretlerini önemsiyor ve destekliyorum.
Beklenti kısmına gelince… Genel Başkanımızın değerlendirmesi (Özgür Özel’in Kobani Davası’ndaki kararlar üzerine yaptığı ‘Normalleşmeye uygun zemin yok’ açıklamasını kastediyor) ne yazık ki doğru. Çünkü bu tür hamlelerden sonra yargılamanın bu şekilde sonuçlanması, bunu da genel başkanımızın yadırgaması, normalleşme çabası kadar haklı bir yadırgama. Ama bu bizi şaşırtan bir şey değil. “Vay” diyecek durumda değiliz. Türkiye’de uzun yıllardır bizi şaşkın bırakan ve üzen, “Ya bu da mı yapılır mı” dedirten, çok şey yaşamış bir ekibiz.
Ama yerel iktidar olan partiyle genelde iktidar olan partinin bir masada buluşması, tartışması, konuşması kadar doğru ve makul bir şey yok. Hatta bunun zorlanmasından yanayım. Siyasi rezerv koymanın ve masadan uzaklaşmanın faydası yok. Bu ülkede hiç kimse birbirine düşman değil. Bugün biz milyonlarca insanın bize oyunun kaydığı, milyonlarca insanın tepki olarak sandığa gitmeyip iktidara oy vermediği bir ortamdayız. Niçin bu doğru refleksi yakalamış insanlarımıza, eğer değişmiyorsa bir iktidarın siyasi tavrı, bunu açığa çıkarmanın… Yanlıştan döner de olumlu bir davranışa evrilirse iktidarın tavrı ne mutlu ülkemize. Adalete evriliyorsa, hukuku kendisine referans olarak görmeye başlıyorsa ne mutlu bize. Genel başkanımızın ve partimizin bu evrede sabırla, ısrarla, doğru hamleleri pozitif hamleleri yapmasını destekliyorum. Genel Başkanımızın tavrını da destekliyorum.
Elbette detayları, tedbir alınması gereken hususlar vardır. Sandalyenin sapının kırık şekilde bana hazırlanmış bir ortamda oturmuş birisi olarak bu tedbirleri almayı düşünmek zorundayız.
Cumhurbaşkanı’ndan randevu talebiniz oldu mu? Bir dönüş oldu mu?
Genel başkanımızın Cumhurbaşkanı’ndan randevu talebinden sonra kamuoyuna açık ısrarımı yaptım. Ama resmi ziyaret talebinde bulunmadım. Bulunmayacağım anlamına gelmiyor. Ama önce genel başkanımızın ziyareti kurumsal olarak da benim için önemliydi. Onu takip ediyorum. Bakanlara mektup yazarak dertlerimi anlattım, randevu taleplerinde bulundum. Bunun sayısı oldukça fazla. Bazılarına yüz yüze ifadelerde bulundum.
Cumhurbaşkanının CHP’yi ziyareti söz konusu. Bunu olumlu buluyorsunuz.
Tabii ki olumlu buluyorum. Sonuçta ülkenin 2023’te seçilmiş. Cumhurbaşkanı’nın CHP’ye gelmesinden niçin endişe edelim ki? Bilakis memnun olurum. Eminim Genel Başkanımız da bunu yapacaktır. Duyması gereken ne varsa, yüzleşmesi gereken ne varsa; vatandaşın dile getirdiği hususların ona aktarılmasının değerli olduğunu düşünüyorum. Umarım gelir.
“Ekonomik darboğazdan geçiliyor. Muhalefeti normalleştirme diye oyalayarak, zamana kazanıyor. CHP de bu oyuna geliyor” diye yorumlayanlar var.
Türkiye’de aklı başında özellikle yeni nesilin bu tür uzlaşma zemininden, diyalogdan mutlu olduğunu biliyorum. Defalarca söyledim, yine de söyleyeyim. Bakanların, cumhurbaşkanının veya genel müdürlerin çocukları bile bu makul davranışlardan mutlu oluyor. Onların bile çocukların oyuna talibiz biz. Onların bile. Bunu ancak bu şekilde başarabiliriz. Diğer tutum ve tavrıların, davranışların devri geçmiştir. Hatta bu tür başkalaştıran, uzaklaştıran, sürekli kavga eden anlayıştan bugüne kadar hep kazançlı çıkan, iktidar olmuştur. Bu oyuna gelmemek lazım.
Şu yorum yapılıyor: AK Parti, CHP’deki rakibini seçiyor. Siz katılır mısınız buna?
Az önce dediğim gibi, tedbir almak, temkinli olmak. şart. Ama bugünkü iktidarın satranç oynayacak birikimi var mıdır? Ben açıkçası emin değilim. Böyle birikim olduğunu da düşünmüyorum. Bugüne kadar oyunu hep popülizm üzerinden kurmuştur. Olan mevzuları çarpıtmıştır ve buradan fayda elde etme gayretinde olmuştur ve başarı elde etmiştir. Bunun adı satranç değildir. Siz piyona fil hareketini yapmaya gayret ederseniz ve bunu karşı tarafa yutturursanız, bunun adı hile olur. Bu hilelere kapılmamak lazım.
Tedbir almak, temkinli olmak, evet. Ama uzaklaşmak, yok saymak asla doğru değil.
AK Parti mi kaybetti, CHP mi kazandı?
Bir kere 2023’ten önce bir kez tekrarladığım bir şey vardı: “Bu seçimi biz kaybederiz iktidar kazanamaz” demiştim, biz kaybettik. 2024 seçimleri için aynı yorumu yapamam. Çünkü büyük bir travmadan geri dönüş ihtiyacı olan bir topluma farklı bir yaklaşımla makul karar alma zemini hazırlamamız gerekiyordu. Doğru hamleler yapan ve değişim gösteren CHP, makul zemini hazırladı ve bu seçimi kazandıran bizatihi milletin kendisidir. Bu seçimin kahramanı bizzat millettir, çok net. Ama bu aşamadan sonra bir sonraki seçimi yine kaybedersek biz kaybederiz, iktidar asla kazanamaz. Top bizim ayağımız. Bizim topu nasıl çevireceğimize ve nasıl oyun kuracağımıza bağlı. Artık bundan sonraki sorumluluk tümden bize aittir. Millet yapacağını yaptı.
Kılıçdaroğlu’nun dillendirdiği “Sarayla müzakere olmaz, mücadele olur” görüşü var. Siz nasıl bakıyorsunuz?
Enflasyon-faiz gibi bir şey bu. Müzakeresiz mücadele olur mu? Nasıl müzakeresiz mücadele yapacaksınız? Mücadele için müzakere olur, mücadele için buluşma olur. En güzel mücadele, münazara ile olur. Çıkarsınız toplumun huzurunda mücadele edersiniz. Müzakeresiz mücadele olmaz. Müzakere edeceksiniz. Toplum nasıl anlayacak hangisi daha iyi, hangisi daha doğruyu söylüyor. Örneğin son yerel seçimde müzakere için defalarca davet yapmamıza rağmen karşımıza çıkılamadı. Müzakere olmadan mücadele olmaz.
“Bütün diyalog yollarını açtım” dediniz, bunun geri dönüşü size yüzde kaç oldu?
Yüzde 15-20. Ama bundan yılmamak lazım. Ama esas kazanım nerede? Bu müzakere arayışı bize İstanbul seçimini bir daha kazandırdı. O zaman müzakere kazandırıyor. Ben nerde kazanacağım? Kazanacağım yer sandık. Ben tam aksine müzakereyi arttırmaktan yanayım. Müzakerenin biçimi tartışılır, geliştirilir. Müzakereden uzaklaşan insan kendinden şüphe eden insandır. Biz kendimizden şüphe etmiyoruz ki, milletin lehine konuşuyoruz.
Cumhurbaşkanı 28 Şubat sanıklarını affetti. Gezi Parkı Davası ile ilgili bir adım atılır mı?
Atılmalı. Bu karar bile geç kalınmış bir karar. İnsanlar çorba içemez halde. Çorba içiyor, yanağı delinmiş, yanağından çorba akıyor. Yaşlılık var. Bu ne yasaya sığar ne yargıya sığar ne adalete sığar. Bırakın, suçlu olduğunu kabul edelim. Buna bile sığmıyor. Bu oldu diye mutlu oluyoruz, düşünebiliyor musunuz. Halbuki gecikmiş bir adalet. Bu müzakereler sonuç mı vermiştir? Vermiştir. Memnun muyum? Tabi ki memnunum. Ama geç kalınmış bir memnuniyet. Yarın Gezi kararında hapis yatanlar serbest kalabilir mi? Kalmalıdır.
İBB Mali Hizmetler Daire Başkanı Neslihan Vural, bir açıklama yaptı, çok tepki gördü. İGDAŞ’ın halka arzı konuşulmaya başladı. İBB’nin elindeki birçok iştiraki özelleştireceği iddiası ortaya atıldı.
Bir kere bir bürokratın haddini aşan bir açıklaması olmuş. Bir kere İGDAŞ’ın özelleştirilmesiyle ilgili geçmişten gelen bir meclis kararı var. Halka arz özelleştirme anlamına gelir mi? Tam anlamıyla gelmez. Halka arz mümkün müdür? Mümkündür. Ama bu konular bürokrat arkadaşımızın gündemi değildir. Bunlar toplumda tartışılır ve o çerçevede ele alınır. Toplumcu ve kamucu anlayışla bunların finansal zeminde halkçı uygulamaları vardır. Geliştirebilir. Gündemimizde yok mudur? Hayır, vardır. Ama bu konu henüz masamızda bir müzakere sahasına bile oturmuş değildir. İçerikleri detaylı incelenmesi şart olan hususlardır. Haddini aşan bir açıklamadır. Halkçı, kamucu ve toplumcu anlayışla bunların yöntemleri dünya ölçeğinde mevcuttur. Ama bizim masamızda müzakere dahi edilmiş bir zemini yoktur.
Suya zam eleştirisi var.
İstanbul, 30 büyükşehir belediyesi içerisinde en pahalı su tedariki sağlayan şehirdir. Ne yazık ki göreve geldiğimizde yüzde 45’lere yakın indirim yapmamız olmamıza rağmen daha sonra artan enflasyon, artan maliyetler, emtia fiyatlarındaki yükselişlere rağmen hiçbir zaman hak ettiği fiyat artışını İSKİ elde edememiştir. Hep bütçe açığına düşmüştür. Geçmişte bugünün parasıyla milyarlarca lira İSKİ’den İBB’ye para aktarıldığı bir ortamdan bütçe açığı verir hale gelmiştir İSKİ. Halbuki biz İSKİ’yle bütün zorluklara rağmen beş yılda mucizeler yaratan yatırımlar yaptık. Şu anda yapılan zam ile ise denk bütçe üretmiş durumdayız. Yani artı değil bakın, denk bütçe üretmiş durumdayız. Bu mecburiyettir. Kaldı ki yüzde 36 oranında zam yapılmıştır. Açıklanan enflasyon ise yüzde 38. Enflasyonun bile altında olmasına rağmen zam denk bütçeye erişmiştir. O bakımdan bu bir zam değildir aslında. Türkiye’de yaşanan ekonomik koşullarda denk bütçe oluşturma gayretidir. Belediye Birliği Başkanlığına aday mısınız?
Artık yerel yönetimlerde iktidar olan bir CHP var. CHP’nin belediyeler birlikleri üzerinden yerel yönetim politikaları geliştirme zorunluluğu var. Halk böyle bir yetki vermiştir. Bu bağlamda en güçlü sesi olan kurum biziz ama bunun konuşulması için erkendir. Bu bir kısmıyla siyasi bir karardır. Bir kısmıyla geleneklere uygun bir karar zemini oluşturmak durumundadır. İstanbul bütçesiyle, geliştirdiği yerel yönetim politikalarıyla en etkin şehirdir. Öyle bir sorumluluk bize öngörülürse bundan geri durmayız. Bilakis hazırlıklarımız vardır.
2028’de kim aday oluyor?
Kim aday oluyor derken, CHP adayının kazanmak zorunda olduğu bir seçime doğru gidiyoruz.
İkinci dönem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapacaksınız. Üçüncü dönemi de yapmak ister misiniz?
Ben hiçbir zaman meselelere kişisel bakmadım. Kurumsal baktım. Burada siyasi parti olarak kurumumuzun iradesi önemlidir. Eee meselelere ilkesel bakarız. Halkın ne dediğine bakarız. Bundan sonraki ilk seçimi kaybedecek olan biziz. Kazanacak olan da biziz.
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın açıklamaları hakkında ne düşünüyorsunuz? CHP acaba erken mi cumhurbaşkanlığı tartışmasının içinde kendisini buldu?
Bu konu hiç tartışılmamalı. Ben Başarır’ın söyleminden kamuoyunda konuşulduğu şekliyle bir sonuç çıkarmadım. Ali Mahir Bey’in sonuçta genel başkanına isnat edilen bir tarife dönük bir savunma refleksi olarak hissettim. Asla bir yarış ya da bir parti içindeki kimliklerin birbiri arasındaki bir kıyas olarak zerre kadar hissetmedim. Gündemimde bile olmadı yani. Bu konu bizim partimizin gündemi bile değil şu anda. Bence genel başkanımızın bile iş değil yani.
Erken seçim bekler misiniz?
Ya öyle bir gündemimiz de yok. Erken seçimi toplum ister, halk ister. Parti istemez, isteyemez. Şu anda yeni seçimden çıkmış bir ortamda böyle bir tartışma olduğunu da görmüyorum. Ben ne görüyorum? Millet bize müthiş bir kredi açtı. Nasıl bir kredi biliyor musunuz? Sıfır faizle, geri ödemesi olan bir kredi değil. Ama şöyle diyor, “İster batır, ister çıkar. Batırırsan sen batarsın, çıkarırsan milletle beraber sen de çıkarsın.” Şu anda tek mevzumuz var, bu karşılıksız kredinin karşılığını vermek.
Arapça tabelalar sökülmeli mi?
Sadece dil üzerinden tabela disiplini diye bir şey konuşulmaz. Bu hamaset olur. Popülizm olur. Tabela düzeninin dünya ölçeğinde başta kent estetiği açısından, sonra bunun toplum tarafından kabul edilmesi ya da algılanması noktasında talepler devreye sokulur ve kararlar alınır. Bizim şu anda Fatih’te Ordu Caddesi’nde çalışmamız sürüyor. Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi’nde çalışmamız sürüyor. Bağdat Caddesi’yle ilgili olağanüstü bir hazırlığımız var. Halaskargazi’de, Abdi İpekçi’de ve birçok caddede, sıralayabilirim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin estetik kurallarını tasarlayan, sonra da halkın taleplerini karşılayan tabela çalışması var. Ama “İngilizce tabelaları yasaklayalım” veya “Arapça tabelaları yasaklayalım” üzerinden konuşmak popülizm olur. Bu ne belediye başkanına yakışır. Ne de evrensel anlayışa. Biz meseleyi tümden kent estetiği ve toplumun talepleri doğrultusunda bakıyoruz.
Kimi CHP’li belediyelerde yandaş ya da akraba kayırmacılık örnekleri var.
Çok net. Siyasette gerçekten eş, dost, akraba meselesi doğru değildir. Bu, Türkiye’nin son 20 yılında çok acı biçimde yaşanmaktadır. Artık eş, dost, akrabayı geçmiştir. Aile kavramı içerisine sıkışmıştır. İktidar bunu çok kötü bir örneğini hepimize sunmuştur ve halk bundan iğreniyor. Bunu kabul etmesi mümkün değil. “bBiz bunu az yapıyoruz. Onlar çok yapıyor.” Asla bir kıyas meselesi değildir. Azı da çoğu da aynıdır. Bulunduğunuz ekosistemde sizi toplumun yargılamasına sebep olur. Asla kabul edilecek bir mesele değildir. Bazı eksiklikler, hatalar olmuştur. Bir kısmından geri adım atılmıştır. Sanırım bütün CHP’li belediyeler de aldığı mesajı uygulayacaktır. Zaten genel başkanımız ve genel merkezimiz de bir kısım tedbirleri devreye sokmuştur.
]]>İmamoğlu, Roma’da, Avrupa Olimpiyat Komitesi (EOC) Başkanı Spyros Capralos ve İtalyan Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı Giovanni Malago ile bir araya geldi. İmamoğlu’na Roma ziyaretinde, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) Başkan Yardımcısı Ali Kiremitçioğlu ve Genel Sekreter Neşe Gündoğan eşlik etti. Sala della Protometeca’da düzenlenen imza töreni öncesinde, sırasıyla; Malago, Capralos, Kiremitçioğlu ve İmamoğlu birer konuşma yaptı.

“SEÇİM SÜRECİNDE HEMFİKİR OLUNAN TEK KONU…”
İmamoğlu, imza töreni öncesinde yaptığı konuşmada şunları söyledi:
*Roma’nın bu özel mekanında, çok anlamlı bir vesileyle sizlerle bir arada olmaktan mutluluk duyuyoruz. Avrupa Olimpiyat Komitesi’nin İstanbul’a gösterdiği özel ilgi için, kendilerine müteşekkiriz.
*Hep birlikte uzun ve heyecan dolu bir yolculuğa çıkıyoruz. İstanbul 2027 Avrupa Oyunları ev sahipliğimiz, bu konudaki planlarımızı açıkladığımızdan bu yana, halkımızdan büyük ilgi ve destek gördü.
*16 milyon İstanbullu, diğer birçok konuda olduğu gibi, olimpiyat adaylık çalışmalarımızı da onayladıklarını, son seçimde gösterdiler. Seçim kampanyamız boyunca, birçok konuda tartışmalar yaşandı.
*Fakat 2027 Avrupa Oyunları ve 2036 Olimpiyat Oyunları hedeflerimiz konusunda herkes hemfikirdi. Rakiplerim ve hükümet üyeleri dahil, tüm siyasiler ve halkımız, bu hedefler konusunda desteklerini ifade ettiler. İstanbul’un başarısı için birlik olduklarını kanıtladılar.
“BU BİRLİK, SPORUN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜ SAYESİNDE ORTAYA ÇIKTI”
*Bu birlik, sporun birleştirici gücü sayesinde ortaya çıktı. Bugün burada sadece İstanbul için değil, olimpiyatlar ve paralimpik oyunları adına önemli bir toplantı için bir arada olduğumuza inanıyorum.
*Üç imparatorluğun başkentliğini yapmış, 8500 yıllık tarihi derinliği olan kadim dünya kenti İstanbul ile dünya sporunun en önemli organizasyonunu bir araya getirmek için çalışıyoruz. 2019 yılında, İBB Başkanı olarak göreve başladığım günden beri her fırsatta, olimpik hedeflerimizin çok büyük olduğunu belirttim.
*Karşılıklı saygı, dostluk ve mükemmellik gibi olimpik değerleri, son 5 yıldır yaşatan bir şehiriz. Sporun ve olimpiyat felsefesinin dünyada en büyük dönüştürücü güçlerin başında geldiğinin farkındayız.
*İstanbul’un ve İstanbulluların, sporun olumlu etkilerini en üst düzeyde yaşamasını istiyoruz. Bunun için ilk dönemimizde, ‘2036 Olimpiyat irade beyanıyla’ birlikte, spor alanında pek çok yeni ve büyük projeyi gerçekleştirdik.
*İkinci görev dönemimizde de herkesin spor yaptığı ve bu sayede geleceğe umutla bakan bir İstanbul ve Türkiye, en büyük hedefimiz olacak. Bu dönemde, spor alanında pek çok yeni projeyi de tamamlayacağız.

“İLK VE EN BÜYÜK ADIMIMIZI…”
*Olimpik kent olma amacımız doğrultusunda ilk ve en büyük adımımızı, İstanbul’un 2027 Avrupa Oyunları’na ev sahipliği yaparak atıyoruz. 2027 Avrupa Oyunları’nın, kentimizin ve Avrupa spor tarihinin eşsiz bir sayfası olacağını biliyoruz.
*Avrupa Oyunları’yla, bölgemizin ve Avrupa’nın spora bakışına yön vermek konusunda iddialıyız. İstanbul olarak, dünyada hiçbir kentin sahip olmadığı önemli avantajlarımız var. İstanbul’umuz, Avrupa coğrafyasının ve belki de dünyanın en kalabalık ve coşkulu sporsever kitlesine sahip.
*İstanbul, toplam 60 milyon taraftarı olan, 20’ye yakın olimpik branşta faaliyet gösteren güçlü, ulusal spor kulüpleriyle bu konuda eşsiz. Her yıl takım sporlarında, Avrupa şampiyonalarında başarı peşinde koşan, basketbol ve voleybol gibi önemli olimpik branşlarda, Avrupa ve dünya şampiyonluklarına ulaşan takımlarımız var. 70 bin kişilik statları, 15-20 bin kişilik spor salonları her hafta doldurabilen bir sporsever kitlesine sahibiz.”
“İSTANBUL, AVRUPA’DAKİ HER SPORCU İÇİN, BÜYÜK VE İLHAM VERİCİ BİR SAHNE”
*Avrupa’nın en büyük yıldızları, her yıl birbirinden farklı branşlarda, İstanbul’da yeteneklerini sergiliyor. Hemen her olimpik ve paralimpik branşta, çok sayıda uluslararası turnuva düzenledik. Bugün Avrupa’da, hemen her alanda öne çıkan yıldız sporcular, uluslararası organizasyonlara ilk adımlarını İstanbul’da attılar.
*İstanbul, Avrupa’daki her sporcu için, büyük ve ilham verici bir sahne. 2027’de bu sahneyi, Avrupa Oyunları için kuracağız ve tüm dünyaya ilham vereceğiz. İstanbul 2027 ile Avrupa Oyunları’nın algısını ve etkisini büyüteceğiz.
*Spor dalı sayısı ve katılan sporcu sayısına bakınca, Avrupa Oyunları’nın bir olimpiyat olduğunu söyleyebiliriz. Biz Avrupa Oyunları’nı tam bir olimpiyat ciddiyeti ve hassasiyetiyle ele alarak, İstanbul’un organizasyon gücünü bir kez daha göstereceğiz. 2024 Paris Olimpiyat Oyunları süresince açacağımız ‘İstanbul Olimpiyat Evi’nde, Avrupa Oyunları’nı özel olarak tanıtacak çok sayıda etkinlik düzenleyeceğiz.
*Buradan, başta Başkan Capralos olmak üzere, tüm EOC üyelerine, Olimpiyat Evimiz’de konuk değil, ev sahibi olduğunuzu belirtmek istiyorum. EOC’nin Paris’teki her türlü faaliyeti için, İstanbul Olimpiyat Evimiz’in kapıları sonuna kadar açık olacak.

FEDERASYONLARA VE SPORSEVERLERE ÇAĞRILARDA BULUNDU
*İstanbul ve Avrupa’nın spor tarihi için önemli bu özel günde, konuşmamı, birkaç çağrıda bulunarak bitirmek istiyorum. İlk çağrım Avrupa’nın tüm sporcularına: Gelin Avrupa’nın en renkli ve coşkulu tribünleri önünde yeteneklerinizi sergileyin. Gelin yetenekleriniz, kapasiteniz ve kişiliğinizle yeni nesillerin rol modeli olun.
*İkinci çağrım Avrupa’nın tüm olimpik spor federasyonlarına: İstanbul olarak, her türlü iş birliğine açığız. İstanbul, sadece olimpiyatlara ve paralimpik oyunlarına değil, sizlerin bundan böyle düzenleyeceği tüm büyük organizasyonlara talip. Gelin, birçok ilham verici hikayeyi birlikte yazalım, birlikte başaralım.
*Üçüncü çağrım, Avrupa ve dünyadaki tüm sporseverlere: İstanbul’a geldiğinizde, sadece spor izlemekle kalmayacak, dünyanın en heyecan verici kentinde, hayatınızın en güzel günlerini yaşama fırsatı yakalayacaksınız. İstanbul halkının konukseverliğinin başka hiçbir şeye benzemediğini, İstanbul 2027 için tribünlerde yerinizi aldığınızda göreceksiniz. Ve son olarak; tüm Avrupa’ya 2027’de bir arada olmak için çağrı yapmak istiyorum.
*İstanbul’da, 2027 yılında, farklılıklarımızla bir araya gelirken, aslında ne kadar büyük ve renkli bir kültür birliği oluşturduğumuzu tüm dünyaya, bir kez daha kanıtlayalım. Gelin 2027’de, Avrupa’nın ve dünyanın en renkli kültürlerinin harmanlandığı İstanbul’da buluşalım. Her yıl 20 milyona yakın misafirimizin eşsiz deneyimler yaşamak için ziyaret ettiği İstanbul’a davetlisiniz.
“YAPABİLECEK BECERİYE SAHİP OLDUĞUNU KANITLADI”
EOC Başkanı Capralos da konuşmasında, İBB ve TMOK ile yaptıkları iş birliğinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Capralos, “Bugün imzalanan mutabakat zaptı sayesinde, Avrupa Olimpiyat Komitesi, tüm Avrupa için özel bir spor gösterisi düzenleme noktasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Türkiye Olimpiyat Komitesi ile yol alacaktır. İstanbul, muhteşem etkinliklere ev sahipliği yapabilecek beceri, deneyim ve tutkuya sahip insanların yaşadığı bir şehir olduğunu kanıtladı. Spora büyük sevgi duyan bir şehir ve kıta genelinde her yaştan insanı sağlıklı yaşam tarzları oluşturmaya ve spora katılmaya teşvik edebilecek bir Avrupa Oyunları sunmak için birlikte çalışmayı sabırsızlıkla bekliyoruz” dedi.
Konuşmaların ardından; İBB, TMOK ve EOC arasında üçlü mutabakat zaptı imzalandı. İmamoğlu ve diğer katılımcılar, imza töreninin ardından gazetecilerden gelen soruları yanıtladı.
]]>Kararda, sanık Ahlam Albashır’ın terör örgütü YPG/PYD üyesi olduğu, hakkında yakalama kararı bulunan ve eylemin ardından Edirne üzerinden yurt dışına kaçırılan kendisi gibi terör örgütü üyesi olan sanık Bilal el-hacmaos ile beraber karı koca görüntüsünde, eylemi planlayan “Hacı” kod isimli terör örgütü yöneticisi Khalil Manja Hussein tarafından yasa dışı yollardan Türkiye’ye gönderildiği ifade edildi.
İstanbul’da Suriye uyruklu sanıklar Ferhat Habeş ve Fatma Berkel’in evlerinde 3 hafta kaldığı, sonraki süreçte ise atölyelerinde yaşamaya devam ettiği, bu süre zarfında “Hacı” kod isimli terör örgütü yöneticisinin talimatları ile Taksim ve Fatih gibi sivil vatandaşların yoğun olarak bulunduğu ve en üst zayiat ve zararın oluşabileceği bölgeleri tespit amacıyla keşifler yaptığı kaydedilen kararda, patlamanın yaşandığı gün Albashır’ın “Hacı” kod isimli örgüt yöneticisinin talimatıyla söylenilen yere çantayı bıraktığı ve ticari taksiyle bölgeden uzaklaştığı belirtildi.
“SALDIRININ AMACI DEVLETİ ACİZ GÖSTERMEK”
Kararda, sanık Albashır’ın vatandaşların can ve mal güvenliği konusunda telaşlanıp panik olacağı bir ortam oluşturmak, acı ve hüzün gibi kötü duyguların insanlarda oluşmasını sağlayarak toplumun refah ve konfor seviyesini düşürmek, devletin, vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlayamayacak düzeyde sözde aciz ve zavallı olduğu izlenimini oluşturarak vatandaşları devlete ve yönetime karşı kışkırtmak olduğu, bu nedenlerle Albashır’ın olabildiğince fazla insanın hayatını kaybetmesi hedefiyle Taksim bölgesini seçtiği ifade edildi.
Bu hedefi doğrultusunda sanığın elverişli hareketler ile belirlenmiş kurgu dahilinde tasarlandığı şekilde sebat ve ısrarla hazırlanan bombayı söylenen yere bıraktığına işaret edilen kararda, şu ifadelere yer verildi:
“Eyleminin pek çok insanın hayatını kaybetmesine sebep olacağını bildiği ve bunu isteyerek, sebatla ve koşulsuz olarak serin kanlı bir biçimde hareket ettiği, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya konan eylem neticesinde sanığın elinde olmayan sebeplerle 99 insanın hayatını kaybetmeyerek yaralandığı, sanığın suçu işledikten sonraki tutum ve davranışları, toplum açısından oluşturduğu ve oluşturma ihtimali bulunan tehlike, suçu işledikten sonra pişmanlık yaşadığına dair mahkememizde herhangi bir kanaat oluşmaması sebepleriyle hakkında takdiri indirim uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.”
Albashır’ın üzerine atılı “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına ilişkin ise şu değerlendirme yapıldı:
“Sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istenmiş ise de söz konusu suçun ‘devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak’ suçu içerisinde erimesi ve bu suçtan ayrıca ceza verilmesi hasebiyle hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.”
Gerekçeli kararda, Suriye topraklarının büyük bir kısmının emperyalist güçlerin, muhalif kuvvetlerin ve terör örgütlerinin kontrolü altına girmesi nedeniyle milyonlarca insanın can ve mal güvenliği endişesi ile sığınmacı statüsünde başta Türkiye olmak üzere çevre ülkelere göç ettiği, bununla beraber yasa dışı yollardan Türkiye’ye gelmek ve burayı köprü olarak kullanıp Avrupa ülkelerine geçmek isteyen insanların ve grupların da çoğalması nedeniyle büyük bir göçmen kaçakçılığı ağının oluştuğu ifade edildi.
“TERÖR ÖRGÜTLERİ GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞINI ORGANİZE EDİYOR”
Göçmen kaçakçılığı ağının içinde Türkiye’de ve uluslararası alanda faaliyet gösteren terör örgütü ve yasa dışı oluşumların ve çetelerin etkin olduğu kaydedilen kararda, bu grupların kendi amaçları ve çıkarları doğrultusunda mensuplarının ve sivil insanların yasa dışı yollardan Türkiye’ye girmelerini, buradan geçerek Avrupa ülkelerine ulaşmalarını koordine ettiği ve sağladığı anlatıldı.
Terör örgütü YPG/PYD’nin emellerine ulaşmak ve kanlı eylemlerini gerçekleştirmek amacıyla, yetiştirdiği mensupları olan sanıklar Ahlam Albashır ve Bilal el-Hacmaus’u yine örgütün mensubu olan ve göçmen kaçakçılığı yaparak kendini bu şekilde tanıtan sanık Khalil Manja Hussein aracılığıyla Türkiye’ye yasa dışı yollardan gönderdiği vurgulanarak, Hussein’in irtibata geçtiği göçmen kaçakçısı sanıklar Süleyman Güder ve Tareq Alkhatib’in, sanık Güder’e ait araçla Albashır ve Hacmaus’u Hatay’dan Adana Ceyhan’a getirdiği aktarıldı.
DAVANIN GEÇMİŞİ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde, terör örgütü PKK/YPG tarafından 13 Kasım 2022’de düzenlenen bombalı saldırıda, 6 kişinin hayatını kaybettiği, 99 kişinin yaralandığı kaydedilmişti.
İddianamede, soruşturma kapsamında terör örgütü YPG/PYD’nin özel istihbarat elemanı olan sanıklar Ahlam Albashır ve Bilal el-Hacmaus’un, örgüt tarafından özel eğitime tabi tutulup talimatlandırıldığı, patlayıcı malzeme eşliğinde Türkiye’ye gönderildiklerinin tespit edildiği belirtilmişti.
Sanıkların, örgütün kurduğu ağ vasıtasıyla illegal yollardan İstanbul’a intikal edip örgüte ait evlere yerleştirildiği aktarılan iddianamede, bu kişilerin gelen talimatla söz konusu eylemi gerçekleştirdiklerinin belirlendiği ifade edilmişti.
İddianamede, sanık Bilal el-Hacmaus’un Edirne’den yurt dışına firar ettiğine, hakkında yakalama emri düzenlenip kırmızı bülten talebinde bulunulduğuna dikkati çekilerek, Terörle Mücadele Daire Başkanlığının yaptığı araştırma ile bombalı saldırı eylemini organize edip talimatını veren, örgütün sözde yönetim kadrosundaki Cemil Bayık, Hülya Oran, Sabri Ok, Saliha Bişkin, Velid Halil, Layika Gültekin, Fehman Hüseyin ve Ferhat Abdi Şahin ile Khalil Manja Hussein (Halil Menci) hakkında yakalama emri düzenlendiği aktarılmıştı.
Terör saldırısının failleri Ahlam Albashır ile Bilal el-Hacmaus’u yönlendiren ve yurt dışına kaçmasını sağlayan terörist sanık Halil Menci’nin, PYD/YPG kontrolündeki Kamışlı’da bulunduğu tespit edilmişti. Menci, 22 Şubat’ta Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) Suriye’nin kuzeyindeki Kamışlı’da gerçekleştirdiği nokta operasyonla etkisiz hale getirilmişti.
VERİLEN CEZALAR
Davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, tutuklu sanık Ahlam Albashır’ı “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma”, “tasarlayarak bombalama suretiyle çocuğa karşı kasten öldürme” ve “tasarlayarak bombalama suretiyle kasten öldürme” suçlarından 7 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmıştı.
Heyet, sanık Albashır’a ayrıca 99 kez “kasten öldürmeye teşebbüs” ve “tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi” suçlarından da toplamda 1794 yıl hapis cezası ile 22 bin lira adli para cezası vermişti.
Mahkeme Albashır’ın üzerine atılı “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçunun “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma” suçu içerisinde eridiğine kanaat getirerek, bu suç yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına hükmetmişti.
DİĞER SANIKLARIN ALDIĞI CEZALAR
Mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Fatma Berkel ve Ferhat Habeş’i “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yardım”, “tasarlayarak, bombalama suretiyle kasten öldürmeye yardım”, “tasarlayarak bombalama suretiyle çocuğa karşı kasten öldürmeye yardım” ve “silah sağlama” suçlarından toplamda 1035’er yıl hapis cezasına çarptırmıştı.
Tutuklu sanıklar Ammar Jarkas ile Ahmed Carkes’ı “göçmen kaçakçılığı”, “suçluyu kayırma”, “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçlarından toplamda 17’şer yıl hapis ve 60 bin lira adli para cezasına çarptıran heyet, sanıkların üzerlerine atılı diğer suçlardan ise beraatine karar vermişti.
Heyet, Hüseyin Güneş, Mahmud Elabid, Mahmud El Yusuf, Süleyman Güder, Tareq Alkhatib’i “göçmen kaçakçılığı” suçundan 6’şar yıl hapis cezası ile 30’ar bin lira adli para cezası verirken, sanık Hazni Gölge’yi ise aynı suçtan 9 yıl hapis cezası ve 60 bin lira adli para cezasına çarptırdı.
Sanıklar Hüseyin Güneş, Bakar Carkes, Hadir Jarkas, Hatice El Kurdi, Salih Carkes, “suçluyu kayırma” suçundan 4’er yıl hapis cezası veren mahkeme heyeti, bu sanıkların üzerlerine atılı diğer suçlardan beraatlerine hükmetmişti.
Heyet, diğer 12 sanığın ise üzerlerine atılı tüm suçlardan delil yetersizliği nedeniyle ayrı ayrı beraatlerine karar vermişti.
4 KİŞİ TAHLİYE EDİLMİŞTİ
Mahkeme heyeti, sanıklar Ahlam Albashır, Ahmed Carkes, Ammar Jarkas, Fatma Berkel, Ferhat Habeş ve Hazni Gölge’nin tutukluluk halinin devamına karar verirken, sanıklar Hüseyin Güneş, Ahmad Alhaj Mwas, Ahmad Haj Hasan ve Hasan Ali’nin ise tahliyesini kararlaştırmıştı.
Heyet firari sanıklar Sabri Ok, Hülya Oran, Ferhat Abdi Şahin, Layika Gültekin, Bilal El-Hacmous, Velid Halil, Cemil Bayık, Fehman Hüseyin ve Saliha Bişkin’in dosyasının ayrılmasına hükmetmişti.
]]>Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun 16.05.2024 tarih ve 82 sayılı toplantısında almış olduğu kararlar belli oldu.
Kurulun almış olduğu kararlar şu şekilde:
“1- VAVACARS FATİH KARAGÜMRÜK Kulübünün, 12.05.2024 tarihinde oynanan VAVACARS FATİH KARAGÜMRÜK–GALATASARAY A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, çim saha sorumlusunun stadyum denetimi ile müsabaka organizasyon toplantısına katılmamasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada VAVACARS FATİH KARAGÜMRÜK Kulübünün, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada 5. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 650.000-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan BATI ALT TRİBÜN 207 numaralı blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
2- GALATASARAY A.Ş.’nin, 12.05.2024 tarihinde oynanan VAVACARS FATİH KARAGÜMRÜK–GALATASARAY A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada GALATASARAY A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 10. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 560.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan DOĞU ALT TRİBÜN 313, 314, 315, 316, 317, 318, 319, DOĞU ÜST TRİBÜN 710, 711, 712, 713 numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada GALATASARAY A.Ş.’nin, merdiven boşluklarının boş bırakılmamasından dolayı ve bu eylemin aynı sezon içinde 5. kez gerçekleştirilmesi nedeniyle 240.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
3- YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş. sporcusu MARIO BARWUAH BALOTELLI’nin, 12.05.2024 tarihinde oynanan YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.–GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, rakip takım sporcusuna yönelik şiddetli hareketi nedeniyle 3 RESMİ MÜSABAKADAN MEN ve 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
4- GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.’nin, 12.05.2024 tarihinde oynanan YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.–GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 3. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 140.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜN 234-235 numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
5- EMS YAPI SİVASSPOR Kulübünün, 12.05.2024 tarihinde oynanan EMS YAPI SİVASSPOR–RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta GÜNEY ÜST TRİBÜN D-E, MARATON ÜST TRİBÜN F bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
EMS YAPI SİVASSPOR Kulübünün, Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki açıklamalar nedeniyle FDT’nin 38/3. maddesi uyarınca ve FDT’nin 13. maddesinin uygulanması suretiyle 200.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
EMS YAPI SİVASSPOR Kulübü idarecisi GÖKHAN KARAGÖL’ün, Hakem ve Diğer Müsabaka Görevlileri Hakkındaki açıklamaları nedeniyle FDT’nin 38/2. maddesi uyarınca ve FDT’nin 13. maddesinin uygulanması suretiyle 200.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada EMS YAPI SİVASSPOR Kulübü idarecisi GÖKHAN KARAGÖL’ün, müsabaka devre arasında akredite edilmediği alanda bulunmasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle İHTAR CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada EMS YAPI SİVASSPOR Kulübü idarecisi GÖKHAN KARAGÖL’ün, hakem soyunma odası koridorlarında müsabaka hakemlerine yönelik hakareti nedeniyle 3 AY HAK MAHRUMİYETİ ve 300.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada EMS YAPI SİVASSPOR Kulübü teknik sorumlusu BÜLENT UYGUN’un, müsabaka hakemlerine yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 1 RESMİ MÜSABAKADA SOYUNMA ODASINA VE YEDEK KULÜBESİNE GİRİŞ YASAĞI ve 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada EMS YAPI SİVASSPOR Kulübü sporcusu İBRAHİM AKDAĞ’ın, rakip takım mensubunayönelik hakareti nedeniyle FDT’nin 41/1-a ve 35/4. maddesi uyarınca ve FDT’nin 12. maddesinin uygulanması suretiyle 1 RESMİ MÜSABAKADAN MEN ve 19.500.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
6- RAMS BAŞAKŞEHİR FK teknik sorumlusu ÇAĞDAŞ ATAN’ın, 12.05.2024 tarihinde oynanan EMS YAPI SİVASSPOR–RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ Trendyol Süper Lig müsabakasında, rakip takım mensubuna yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 1 RESMİ MÜSABAKADA SOYUNMA ODASINA VE YEDEK KULÜBESİNE GİRİŞ YASAĞI ve 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
7- BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, 12.05.2024 tarihinde oynanan CORENDON ALANYASPOR-BEŞİKTAŞ A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 13. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 620.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan ROOF LOUNGE MİSAFİR TRİBÜN A numaralı blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
8- ATAKAŞ HATAYSPOR Kulübünün, 12.05.2024 tarihinde oynanan ATAKAŞ HATAYSPOR-MKE ANKARAGÜCÜ Trendyol Süper Lig müsabakasında, takım halinde sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 27.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
9- MKE ANKARAGÜCÜ Kulübünün, 10.05.2024 tarihinde kulüp resmi sosyal medya hesabından (X) yapılan paylaşımdaki açıklamalarda yer alan sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle FDT’nin 36/1-d maddesi uyarınca ve FDT’nin 13. maddesinin uygulanması suretiyle 200.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
MKE ANKARAGÜCÜ Kulübü Başkanı İSMAİL MERT FIRAT’ın, 10.05.2024 tarihinde kulüp resmi sosyal medya hesabından (X) yapılan paylaşımdaki açıklamalarda yer alan sportmenliğe aykırı hareket nedeniyle FDT’nin 36/1-d ve 36/1-b maddeleri uyarınca ve FDT’nin 13. maddesinin uygulanması suretiyle 11 GÜN HAK MAHRUMİYETİ ve 50.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
10- SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.’nin, 12.05.2024 tarihinde oynanan SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.-ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
11- ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. görevlisi MUSTAFA DEMİRCİ’nin, 12.05.2024 tarihinde oynanan SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.-ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, müsabaka sonrasında akredite edilmediği alanda bulunmasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle İHTAR CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. görevlisi MUSTAFA DEMİRCİ’nin, sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 15 GÜN HAK MAHRUMİYETİ CEZASI ile cezalandırılmasına,
Karar verilmiştir.”
CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, ilaç ve eczacılık sektörünün sorunlarını, yıllarca eczacı olarak giydiğini söylediği beyaz önlüğüyle anlattı.
14 Mayıs Eczacılık Günü’nü kutlayan Gezmiş, Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında hayata geçen politikaların eczacıları da hastaları da çaresizliğe sürüklediğini söyledi. Ateş düşürücü çocuk şurubunun bile yarısını artık devletin ödemediğini anlatan Gezmiş, koruyucu sağlık ödeneğinin yetersiz olduğunu dile getirdi.
GENEL KURULDA “GÜRÜLTÜ” KAVGASI
TBMM Başkanvekili Önder, Gezmiş’in konuşması sırasında Genel Kurul salonunda oluşan gürültü üzerine, söz almak isteyenlerin listesini yenilemek üzere toplanan AKP’li milletvekillerini uyardı.
Önder, sisteme giriş yaparak söz isteyen milletvekillerinin bu taleplerini iptal ettiğini açıkladı ve sisteme tekrar giriş yapılmasını istedi.
AKP İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi, CHP’li Gezmiş’in konuşmasını tamamlamasının ardından Önder’in yanına giderek “Sizin yaptığınız keyfiyet oldu” dedi ve bu duruma itiraz etti. Bunun üzerine ikili arasında tartışma yaşandı.
Önder, Çelebi’ye “Elini sallama bana. Kime parmak sallıyorsun?” diyerek görüşmelere ara verdi.
Görüşmelere verilen arada da DEM Parti ve AKP milletvekilleri arasında kısa süreli “parmak sallama” tartışması yaşandı.

“38 KEZ AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET; AFFEDERSİNİZ BORU DEĞİL”
Aranın ardından Meclis Başkanvekili Önder, İçtüzüğe göre birinci görevinin Genel Kurul’un sükunetini ve konuşma zemininin kaybolmamasını sağlamak olduğunu belirterek, Genel Kurul’un akışını bozmadan ilk 20 konuşmadan sonra iktidar-muhalefet ayırt etmeden söz söyleme hakkını en geniş şekilde kullandırmaya çalıştığını söyledi.
İki gün önce 67 milletvekilinin söz aldığını ve bunun 67 dakika sürdüğünü anlatan Önder, bunun bir süre uzatma olmadığını vurguladı. Önder, “Bazen bir saat arkadaşlarımıza tek tek söz vermek; Meclis’te 2-3 saat tasarruf etmek anlamına da geliyor.” dedi. Meclis Başkanvekili Önder, konuşmasını şöyle sürdürdü:
*Bir arkadaşımız, bir sayın milletvekili parmak salladı. Açılışta hiç bahsetmeden girdim; şu anda 38 kez ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılanıyorum. Hakkımızdaki ferman yarım saat, bir saat içinde açıklanmış olacak.
*38 kez ağırlaştırılmış müebbet; affedersiniz boru değil. Hele bugünkü ortamda; ‘Bir şey olur olmaz, buradan adalet çıkar çıkmaz’ diyecek bir tane vekil varsa ikincisi de ben olayım.
*Buna rağmen kendi sorumluluğumuzu müdrik geliyoruz, burada bu işi suhuletle yürütmeye çalışıyoruz. Bu sayın milletvekilinin bilmesi gereken şu ki ben parmak sallanacak bir insan değilim.
*38 kez, bu parmak değil bir gürz olarak başımda sallanırken gelip burada görev ve sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyorum; bana sökmez. Ama bütün arkadaşlarımızın hepsinin hukukunu korumak, gözetmek benim tüm kişisel görüşlerimden ve hassasiyetlerimden daha önde gelir. Eğer varsa bir arkadaş ‘Şurada şöyle bir buğuz ile davrandın’ diyecekse boynum kıldan incedir. Onun için herkesi tertipli olmaya davet ediyorum.
SAYGI GÖSTERİLMESİNİ İSTEDİ
Konuşma yapan hatibe saygı gösterilmesini isteyen Önder, “Bunu söylemek istemezdim ama Genel Kurul’u yönetirken beyne pıhtı attı benim. Gittik, her şer bir hayra gebedir; pankreasta tümör çıktı. Gittik, beyne pıhtı atmasıyla beraber aort anevrizması yaşadık. Ağır da bir tedavi görüyorum. Ona rağmen ben bu kadar tahammüllü, bu kadar saygılı ve bu kadar zarafetle yürütmeye çalışırken bu hoyratlık kabul edebileceğim bir şey değil. Acaba zarafetimizi, nezaketimizi, edebimizi başka bir şey olarak mı yorumluyorlar duygusuna kapılıyorum. İncindiğim bir şey.” sözlerini sarf etti.
Muhalefetten de milletvekillerinin gelerek kendisini “demokrasi dışı” davranmakla suçladığını anlatan Önder, bundan sonra 20 kişiden başka hiçbir milletvekiline söz vermeyeceğini kaydetti.
Önder, kendisine yönelik “saygısızlıkla” alakalı bir şey yapmayacağını, onu bile “ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendirdiğini aktardı.
MHP Çankırı Milletvekili Pelin Yılık, “Engelliler Haftası”, Yeniden Refah Partisi Konya Milletvekili Ali Yüksel ise “emekli maaşları” hakkında konuştu.
“ATALARIMIZIN BİZE BIRAKTIĞI EN DEĞERLİ MİRAS…”
AKP İstanbul Milletvekili Halit Yerebakan da yerinden söz alarak, 16 Mayıs’ın “Barış için Birlikte Yaşama Günü” olduğuna işaret etti. Yerebakan, tarih boyunca Anadolu topraklarının medeniyetlerin kucaklaştığı, kültürlerin örüldüğü bir mozaiğe dönüştüğünü söyledi.
Yerebakan, “Çanakkale’de omuz omuza savaşan dedelerimizin, Kurtuluş Savaşı’nda bir araya gelip yedi düvele karşı koymuş atalarımızın bize bıraktığı en değerli miras birlik içinde yaşama iradesidir.” diye konuştu.
Son yıllarda dünya genelinde artan ayrışma eğilimlerinin toplumsal dokuyu tehdit ettiğine dikkati çeken Yerebakan, “Yüzyıllardır süregelen hoşgörü ve kardeşlik geleneğimizin gölgesinde bu ayrıştırıcı zihniyetle mücadele etmek hepimizin ortak sorumluluğundadır. Artık ayrışmanın değil, birleşmenin peşinde koşmalıyız. İşte bu yüzden toplumsal uzlaşı ve barışı teşvik edecek politikaları geliştirmek her birimizin önemli görevidir. Birlikte yaşamanın, birlikte başarmanın ve huzurlu bir gelecek kurmanın liderleri olalım. Unutmayalım ki biz birlikte güçlüyüz.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>
Şahin ise savunmasında “Ben böyle bir şeyi kasıtlı yapsaydım neden hastaneye götüreyim. Benim gönlüm rahat ben kimseyi öldürmek istemedim” diye konuştu. Mütalaasını açıklayan savcı sanık Ercan Şahin’in, “Çocuğa karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsini talep etti.
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuklu sanık Ercan Şahin bulunduğu cezaevinden getirildi. Müşteki Meleknur Özgener’in ailesi ile avukatları Elif Özdemir ve sanık avukatları da salonda hazır bulundu.
“KASITLI YAPSAM NEDEN HASTANEYE GÖTÜREYİM”
Ercan Şahin savunmasında “Kesinlikle böyle olmadı kaza oldu, kabul etmiyorum. Olay günü seyir halindeydim bakkala gidiyordum seyir halindeyken Nisanur A. ve Melek karşıma çıktı. Ben de aracı kenara çektim Melek hastaydı, üşüyordu ben de iyilik amaçlı olsun diye araca binmesini söyledim klimayı açtım. Düşman sahibi olduğum için silahı vitesin oraya koydum” dedi.
Silahın mermisinin ağzında olup olmadığını bilmediğini ileri süren Şahin “Ben o sırada telefonla uğraşıyordum. Fark etmedim o sırada Melek silahı eline almış. Eline alırken elime vurdu kafasını çevirdi. O sıra silah patladı. Ben böyle bir şeyi kasıtlı yapsaydım neden hastaneye götüreyim. Benim gönlüm rahat ben kimseyi öldürmek istemedim. Kendisini 1 senedir tanırım” dedi.
NİSANUR: OLAY KAZAYLA OLDU
Olayın yaşandığı sırada aynı araçta bulunan ve tanık sıfatıyla ifade veren Nisanur A. ise şunları söyledi:
– Bu olay kazayla oldu ancak benim çevrem bana baskı yaptı. Bana ‘Senin arkadaşın öldü. Bu olayı Ercan’ın bilerek yaptığını söyle’ dediler. Korktuğum için savcılığa o şekilde bir ifade verdim. Sanık Şahin, ‘Oyuncak değil bu’ dediği sırada Melek silahı eliyle ittirdi ve o sırada silah patladı. Olay sonrası hastaneye gittik. Hastanenin önüne gelerek Melek’i sedyeye yatırdık.
– Şahin bana ‘Hastanenin önünde bekleyeceğim’ dedi. Ben içeri girdim. Olayın ilk gününden beri Melek’in ailesi tarafından tehdit ve baskılara maruz kalıyorum. Babası bana saldırmaya çalıştı, aramıza polisler girdi. Polisler ben ifade verirken değiştirmem için baskı yaptılar.
AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET TALEBİ
Duruşma savcısı mütalaasını açıkladı. Mütalaada, sanık Ercan Şahin’in olayın kasıtla hareket ederek işlendiği vurgulanarak savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu belirtildi. Mütalaada sanık Şahin’in “Çocuğa karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması talep edildi.
Mahkeme heyeti sanık Ercan Şahin’in tutukluluk halinin devamına karar verdi. Heyet, tarafların mütalaaya karşı savunmalarını hazırlaması için süre vererek duruşmayı erteledi.
]]>
Galatasaray bu sezon sahasında oynadığı 18 lig maçını da kazanırken, Fenerbahçe ise deplasmanda yenilmeyen tek takım konumunda. Sarı-lacivertliler 18 maçta 15 galibiyet, 3 beraberlik aldı.
Galatasaray 2 maçta, Fenerbahçe 3 maçta gol atamadı
Ligde çıktığı 36 maçın 34’ünde gol atmayı başaran Galatasaray, ligin ilk haftasında Kayseri deplasmanından golsüz beraberlikle dönerken, ligin ilk yarısında deplasmandaki Fenerbahçe derbisinden de 0-0’lık beraberlikle ayrıldı. Okan Buruk’un öğrencileri, bu 2 maç dışında çıktığı 34 maçta da fileleri havalandırmayı başardı.
Fenerbahçe ise 36 lig maçının 33’ünde gol sevinci yaşadı.
Bu sezon Yukatel Adana Demirspor ile deplasmanda oynanan maçtan 0-0’lık beraberlikle ayrılan sarı-lacivertli ekip, ilk yarıda Galatasaray derbisini de golsüz eşitlikle tamamlamıştı. İsmail Kartal’ın öğrencileri TÜMOSAN Konyaspor deplasmanında da gol atamazken kalesini de gole kapatmayı başardı.
Her iki takım da bu sezon gol atamadığı maçlardan 0-0’lık beraberlikle ayrıldı. İki ekip de ligde yalnızca 1 mağlubiyet alırken, kaybettikleri karşılaşmalarda gol buldu.
Fenerbahçe sahasında Trabzonspor’a 3-2 mağlup olurken, Galatasaray ise deplasmanda Atakaş Hatayspor’a 2-1 yenilmişti.
Galatasaray iç sahada, Fenerbahçe deplasmanda lider
Bu sezon ligde evinde oynadığı 18 lig maçından da galibiyetle ayrılan Galatasaray, iç saha puan durumunda lider durumda. Sahasında 54 puan toplayan sarı-kırmızılılar, bu maçlarda 51 gol atarken, kalesinde ise 14 gol gördü. Fenerbahçe ise bu sezon deplasmanda en fazla puan toplayan ekip oldu. Sarı-lacivertliler 18 deplasman maçında 15 galibiyet, 3 beraberlik ile 48 puan topladı. İsmail Kartal’ın öğrencileri bu maçlarda 39 gol kaydederken, kalesinde 11 gol gördü.
Galatasaray iç sahada, Fenerbahçe ise deplasmanda bu sezon mağlubiyet yaşamayan takımlar olarak dikkati çekti.
İki takım da ikinci yarılarda daha çok gol attı
Hem Galatasaray hem de Fenerbahçe bu sezon oynadığı maçlarda ikinci yarılarda daha fazla gol attı. Ligde 89 gol atan sarı-kırmızılı ekip, bu gollerin 40’ını ilk yarılarda kaydetti. Maçların ikinci yarılarında 49 kez gol sevinci yaşayan Galatasaray, yediği 24 golün de 16’sında karşılaşmaların ikinci devrelerinde topu ağlarından çıkardı.
Sarı-kırmızılılar, yediği gollerin 8’ini ise maçların ilk yarılarında kalesinde gördü.
Ligde 92 gol atarak en golcü takım olan Fenerbahçe, bu gollerin 42’sini maçların ilk yarılarında, 50’sini ise ikinci devrelerde kaydetti. Süper Lig’de 31 gol yiyen sarı-lacivertli takım, bu gollerin 12’sini ilk 45 dakikalarda, 19 golü ikinci yarılarda kalesinde gördü.
]]>Real Sociedad karşısında 29. dakikada attığı golle takımına 3 puan kazandıran Arda Güler, Granada karşısında takımının ikinci, Alaves karşısında da Madrid temsilcisinin beşinci golünü ağlara gönderdi. Ancelotti, Alaves maçının ardından “Olmayacak anlarda bile goller atıyor.” dediği Arda Güler, ligde 71 dakikada bir gol atma başarısı gösterdi. Real Madrid’i takip eden İspanyol gazeteciler, Arda Güler’in gelişimini ve son zamanlardaki performansını AA’ya değerlendirdi.
Fernando Sanchez Tavero: “Carlo Ancelotti, Arda’yı çok seviyor”
Diario AS Gazetesi muhabiri Fernando Sanchez Tavero, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Arda Güler’in son karşılaşmalarda aldığı süreden sonra taraftarlarda heyecanın arttığını söyledi.
Arda Güler’in yeteneklerinin dünya standartlarında olduğunu belirten Tavero, taraftarların Arda’yı oynarken görmek istediğini dile getirdi. Arda’nın ligin kalan haftalarında daha çok süre alacağını düşündüğünü ifade eden Tavero, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Herkes Arda’nın bir elmas olduğunu düşünüyor. Gol atma konusunda bir yeteneği var. Arda, futbol dünyasındaki en büyük yeteneklerden birisi. O Madrid’de oynadığı için herkes çok memnun. Madrid taraftarları onu çok seviyor. Bir de not paylaşmak istiyorum; Ancelotti’nin torunlarının Arda Güler forması var. Ancelotti, Arda’yı çok seviyor. İtalyan teknik adamın ‘Top Arda Güler’e aşık’ sözünü söylediği zamanki gülümseme de bunu kanıtlıyor. Gelecek yıl Arda’nın takımda kalacağını düşünüyorum. Ancak Luka Modric ve Toni Kroos’a ne olacağını bekleyip görmek zorundayız.”

Ivan Martin: “Real Madrid taraftarı Arda Güler’i izlemek için sabırsızlanıyor”
Okdiario Gazetesi muhabiri Ivan Martin, Arda Güler’in son maçlarda beklenen performansı sergilediğini aktardı. Arda Güler’in Real Madrid taraftarlarınca çok sevildiğini vurgulayan Martin, “Arda’nın çok iyi olduğundan kimse şüphe duymuyordu. Yaptıkları bunu büyük bir şekilde kanıtlıyor. Real Madrid taraftarı Arda Güler’i izlemek için sabırsızlanıyor. Taraftarlar Arda Güler’in uzun yıllar Real Madrid’de forma giyeceğini düşünüyor. Luka Modric’in büyük olasılıkla ayrılmasıyla onun pozisyonunu alması ve orta sahada oynayabilmesi düşünülüyor. Ancak o hücumda da yardımcı olacaktır.” diye konuştu.
Javier Rodriguez Pascual: “Kısa sürede çok gol atması dünya çapındaki yeteneğiyle açıklanabilir”
Spor sitesi Relevo’dan Javier Rodriguez Pascual da Arda Güler’in sezonun sonunda yaptıklarıyla beklentileri karşıladığını söyledi.
Pascual, İspanyol taraftarların her zaman Arda’nın yeteneklerini görmek için sabırsızlandığını belirterek, “Arda bu maçlarda yeteneklerini gösterdi. Arda’nın hem sahada hareket etme hem de gol atma konusunda özel bir yeteneği var. Neredeyse 71 dakikada bir gol attı. Bu kadar kısa sürede bu kadar çok gol atması ancak onun dünya çapındaki yeteneğiyle açıklanabilir. Gol atmak futboldaki en zor şeydir ve Arda’da bu da var. Herkes yeteneğini biliyordu ama hiç kimse onun bu kadar etkili olacağını düşünmüyordu.” ifadelerine yer verdi.
Luis Quintana: “Arda Güler her zaman izlemesi keyif veren çok yetenekli bir oyuncu”
Radyo kanalı Cadena SER’den Luis Quintana, Arda Güler’in şansını bekleyerek akıllı davrandığını dile getirdi. Arda’nın şans geldiğinde genç yaşında Real Madrid forması giymeye hazır olduğunu gösterdiğini belirten Quintana, şunları kaydetti: “Aylar sonra beklentileri karşıladığını düşünüyorum. Taraftarlar Arda Güler’i sahada görmek istedi. Kendisi her zaman izlemesi keyif veren çok yetenekli bir oyuncu. Real Madrid taraftarları bireysel yetenekleri takdir ediyor. Arda, çok az süre almasına rağmen pek çok gol attı. Henüz 19 yaşında olması ve Real Madrid’inki gibi bir forma giymesi onun kişiliği hakkında çok şey anlatıyor. Bence Real Madrid taraftarları her zaman onu sahada daha çok görmek istiyor. Dakika sayısı arttıkça taraftarlar üzerindeki etkisinin de giderek arttığını düşünüyorum. Arda gelecek yıl kadroda yer bulacaktır.”
Sergio Lopez: “Arda Güler, Real Madrid taraftarının zayıf noktası”
Diario AS Gazetesi muhabiri Sergio Lopez, Arda Güler’in maçlarda gösterdiği performansla ne kadar kaliteli olduğunu hissettirdiğini söyledi.
Kadroda çok sayıda orta saha oyuncusu olduğu için Arda Güler’in az forma şansı bulduğunu vurgulayan Lopez, “Arda Güler bir de sezon başında sakatlandı. Ona rağmen kendisini toparlamasını bildi. Taraftar da sakatlığından dolayı onu çok bekledi. Arda Güler, Real Madrid taraftarının zayıf noktası.” dedi.
Lopez, Arda Güler’in topla ilişkisini kimse Carlo Ancelotti kadar güzel anlatamadığına dikkati çekerek, düşüncesini şöyle aktardı:
“Carlo Ancelotti, ‘Top Arda Güler’e aşık” dedi. Sadece tarif edilemeyecek kadar özel bir şeye sahip olan bir oyuncu için bu cümle kurulabilir. Ona güvenilirse dünya yıldızı olabilir. Harika bir sol ayağı var. Hatta onun da ötesinde, yaşına uygun olmayan bir öz güveni var. Çünkü o daha 18 yaşında Bernabeu’nun çimlerine adım attı. Attığı her adımda ona hafif gibi görünen ağır bir sırt çantası var. Daha da ileri gideceğini düşünüyorum.”
Üniversite öğrencisi Ata Emre Akman’ın acılı annesi Zuhal Akman, saldırıyı gerçekleştiren E.Ö.’yü babasının azmettirdiğini iddia etti.

“ONUN LİZBON’A BENİM DE PARİS’E GİTME HAYALİMİZ VARDI”
Ata Emre Akman’ın saldırıya uğramadan yaklaşık 1 hafta önce işe girdiğini ve kendi kazandığı parayla Anneler Günü’nde sürpriz yapmak istediğini söyleyen anne Akman, şöyle konuştu:
“Ata, kendi bireyselliği için çalışıyordu. Ne Ata’nın ne de bizlerin herhangi bir mali sıkıntısı yoktu. Çünkü bu çocuk 13 yaşında da çalıştı ve kendisine elektro gitar aldı. Anneler Günü’yle ilgili kısa sürede çalışıp bir sürpriz yapma durumu varmış, işte böyle bir sürpriz oldu.
O gece Ata’yı aradım, meşgule attı ‘annem ben seni sonra ararım’ diye mesaj yazmış, sonra öğreniyorum ki çalışıyormuş, dağıtım yapıyormuş. Yarım saat sonra aradı, kahkahalar attık. Onun Lizbon’a benimse Paris’e gitme hayalimiz vardı.”

“ATA’NIN YANINA ÇIKIP YATTIM, BİRAZ SARILDIK”
Çeşitli üniversitelerde öğretim üyesi olarak görev yapan Beden Eğitimi Öğretmeni Zuhal Akman, olayın gerçekleştiği gün yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
“Olay gecesi sabaha karşı eşime telefon geldi. Polis, ‘Oğlunuz bir bıçaklanma olayına karıştı, ağır yaralı ve ameliyata alındı, buraya gelmeniz gerekiyor’ deyince eşim ağlamaya başladı. Balıkesir’e doğru yola çıktık. Tuhaf bir geceydi, yağmurlu ve sisliydi. Yoldayken eşim hastaneyi aradı ancak ‘Ata Emre Akman diye bir hasta yok’ deniliyordu.
Çünkü artık yok. 150-180 kilometre hızla Balıkesir’e vardık. Acil servisten çıktıktan sadece 5 dakika sonra morgdaydık ve ikinci raftan oğlumuzu çekiyorlardı. Sonra sedyeyi aşağı indirdiler, örtüyü açtım, Ata olduğu söyleniyor ama Ata değil. Ata olamaz çünkü saçları kısaydı. Bilmiyordum ki, saçlarını kestirmiş; Anneler Günü’nde bana sürpriz yapacakmış. Her tarafını açtım ve baktım.
Otopsiden sonra bütün izleri, her şeyi gördüm. Sonra yetkililere ‘o sedye beni kaldırır mı?’ diye sordum ve Ata’nın yanına çıkıp yattım, biraz sarıldık. Çünkü bir daha sarılıp yatma şansımız olmayacaktı. Baktım ki ellerim kanlanmış. Bir müddet sonra artık Ata’dan ayrılmam gerekiyordu. Sonra tabut geldi, oradaki görevli, birisine ‘el atın da kaldıralım ‘ dedi. ‘Ben annesiyim, ben çocuğumu kaldırırım’ dedim. Kaldırdım, kuş gibiydi. Zaten Ata, Ata’ya benzemiyordu. İnsan bir anda mı değişir?.”

“EV BAKACAKKEN MEZAR YERİ BAKTIK”
Ata’nın üniversitede okuduğu dönem boyunca askeri misafirhanede kaldığını ve gelecek yaz eve çıkmak istediğini söyleyen anne Akman, “Biz ev bakacakken mezar yeri baktık. Ata, geçen yıl tek başına yaklaşık 11 ülke dolaştı. Koca Avrupa’da farklı farklı ülkelerde bir şey olmadı da kendi ülkemde Balıkesir gibi bir yerde böyle şeyler yaşadık. Ata, 2004 yılında Balıkesir’de doğdu. Balıkesir’de üniversiteyi kazandı ve Balıkesir’de sonu bitirdi. Halbuki sadece hayatının ilk 3 yılını Balıkesir’de geçirmişti, bir de son yılını” ifadelerini kullandı.
“HAYALİ DÜNYAYI GEZMEKTİ”
Ata’nın dünya turu yapmak gibi bir hayali olduğunu ifade eden Akman, “Jazz severdi, çok kitap okurdu, müzik kulağı müthişti. Bir taraftan gitar çalardı. Mantıklı, realist ve romantik bir çocuktu. Hayali, dünyayı gezmekti. Hayvanları çok severdi. Bir köpeğimiz vardı, geçen yıl aramızdan ayrıldı. Şimdi muhtemelen çılgınca oynuyorlardır, çünkü Ata’yı çok seviyordu” dedi.
“ÜZERİNDE KURYE OLDUĞUNU BELİRTEN PİZZACI MONTU VAR”
Anne Akman, sözlerine şöyle devam etti:
“Katil azmettirildi, bunun farkındayız. Katilin 17 yaşında olduğu söyleniyor. Bıçaklama ve kasten yaralama gibi 6 ayrı suç kaydı var. O caninin babası da cinayetten dolayı 10 yıldır Buca Cezaevi’nde yatıyor. Cinayetten yatan bir adam hafta sonu için izinli çıkabiliyor, Türkiye’de yeni bir meslek grubu oluşabilir.
Babası da cezalandırılmalı, çünkü azmettiricisi o. ‘Benim yapamadığımı artık çocuğum yapacak’ diye oğluna el veren kişi babası. Ata’nın sipariş götürdüğü apartmanda, bu caninin babasının daha öncesinde birlikteliği olduğu söylenilen bir kadın oturuyormuş ama o kadın bir başkasıyla evliymiş.
O caninin babası, eski kadın arkadaşına ‘senin imam nikahlı eşini öldüreceğim’ diyor. Kadının alt kattaki arkadaşına da bilenmiş, onu da tehdit ediyor ve ‘senin oğlunu öldüreceğim’ diyor. Bu caninin azmettiricisi olan babasının şöyle bir beyanı var; ‘artık benden iş geçti, benim yapamadığımı oğlum yapacak görürsünüz’ diye tehditleri var, bunun da tanıkları var. Yani o gece apartmandan kim çıksa bunu yaşayacaktı. O geceki görüntülerin bir kısmını istemeden izledim, Ata’nın üzerinde kurye olduğunu belirten pizzacı montu var. Ata’nın orada işini yaptığı belli.”
“KATİLLER EVCİ OLARAK DIŞARIYA ÇIKMASIN”
E.Ö.’nün babasının da en ağır cezayı alması gerektiğini söyleyen Akman, “Hukuka güveniyorum. Lütfen katiller evci olarak dışarıya çıkmasın. Çünkü onlar sadece kendilerine değil, tüm Türkiye’ye, hatta dünyaya zarar” ifadelerini kullandı.

BABA AKMAN: BEN SEVMEYİ ATA’DAN ÖĞRENDİM
Ata’nın Babası Emekli Subay Erol Akman ise şöyle konuştu:
“Ata, insanlara dokunmayı seven bir çocuktu. ‘Ben sevmeyi Ata’dan öğrendim’ denilen bir çocuk. Arkadaşları bana ‘ben sevmeyi Ata’dan öğrendim’ dediler, bu ne kadar güzel bir şey. Böyle bir çocuk benim elimden kaydı. Ben 25 bin asker yetiştirdim. 25 bin askerin kılına zarar gelmedi ama kendi oğlumu koruyamadım.
Benim oğlum, sadece öldürme gayesiyle bir yerde hazır bulunan bir cani tarafından ve bunu meslek haline getirme aşamalarında olan birisi tarafından katledildi. Biz çocuklarımızı bunun için mi yetiştirdik? Kız kardeşi var, ben onu nasıl sokağa salacağımı bilmiyorum. İstanbul’dan korkuyor, Balıkesir’den korkmuyordum.
Kardeşinin sınavı var, nasıl girecek? Bir yeri kazansa bile ben onu nasıl göndereceğim? Bu saatten sonra insanlar çocuklarını nasıl güvenle başka bir şehre okumak ve bu memlekete faydalı bir birey olmak için gönderecek ? Bu vaka güvenin ayaklar altına alındığı bir vakadır. Bu dava sonuna kadar takip edilmeli.”

“ANNESİNE HEDİYE ALMAK İSTİYORDU”
Ata’nın liseden arkadaşı Efe Toprak Ateş (20) de “Ata tanıdığım en iyi insanlardan biri. Birbirimize çok yardım ettiğimiz günler oldu. Hiç kötü anımız yok. Hafta sonları yanımıza geliyordu. En son olay yaşanmadan yani işe başlamadan 1 hafta önce konuşmuştuk. Dünya turu yapmak istiyordu, öyle bir hayali vardı. Bu yaz beraber hayalimiz vardı, işe başlama sebeplerinden biri de oydu, hem yaklaşan Anneler Günü için annesine hediye almak istiyordu hem de yazın hep beraber tatile gidecektik. Onun için işe başlamış, para biriktiriyordu” dedi.
Bakanlık, mesleki eğitime yönelik “Beceri Geliştirme Programı” adıyla yeni bir uygulamayı hayata geçirecek.
10 İLDE PİLOT OKULLAR
Ortaokul 7. sınıftan itibaren öğrencilerin meslek liselerinde ücretsiz katılabileceği uygulama İstanbul, Ankara, İzmir, Erzurum, Konya, Mersin, Rize, Samsun, Sivas ve Şanlıurfa olmak üzere 10 ilde 196 okulda başlatılacak. Pilot uygulamanın, ülke geneline yaygınlaştırılması için çalışmalar yürütülecek.
Meslek liselerinde yürütülecek “zanaat atölyeleri” olarak da anılan yeni uygulama ile ortaokul öğrencilerinin de temel becerilerinin erken yaşta geliştirilmesi sağlanacak.
Yeni program ile ayrıca öğrencilere erken dönemde temel mesleki becerileri keşfetmeleri ve kazanmaları, akademik ve mesleki başarılarını artırmaları, geniş kariyer seçeneklerine sahip olmaları, iş hayatına uyumlarının kolaylaştırılması ile yaşam boyu öğrenme felsefesinin aktarılması amaçlanıyor.
Beceri Geliştirme Programı’na, resmi ve özel örgün eğitim kurumlarında en az 7. sınıf düzeyinde öğrenim gören gönüllü öğrenciler katılacak. İlerleyen zamanda programa lise öğrencileri de başvurabilecek.
55 KURS ARASINDAN SEÇİM YAPACAKLAR
Beceri Geliştirme Programı’nın uygulanması için mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarında uygulanan alanların, temel becerileri içeren derslere ait programlardan yararlanılarak “55 kurs programı” hazırlandı.
Kursa katılacak tüm öğrenciler, ilk başta 8 saatlik iş sağlığı ve güvenliği eğitiminden geçecek.
Meslek liselerinde uygulanacak programda öğrenciler, “zanaat atölyeleri”nde, yiyecek-içecek hizmetleri, bilişim, el sanatları, elektrik-elektronik, metal, gıda teknolojileri ile mobilya ve iç mekan tasarımı, grafik ve fotoğraf, tarım ve radyo-televizyon alanlarını seçebilecek.
Kurslar arasında, bilişimde ileri teknoloji kavramları, elektronik tablolama, toprak, arazi hazırlığı, bitki bakımı, yumurta pişirme, pekmez üretimi, kolay hamur işleri, bilgisayarda fotoğraf düzenleme gibi 55 seçenek bulunuyor.
MEVZUAT DEĞİŞİKLİĞİ
Beceri Geliştirme Programı’nın uygulanması için Milli Eğitim Bakanlığı Destekleme ve Yetiştirme Kursları Yönergesi’nde değişiklik yapıldı ve uygulama kılavuzu hazırlandı.
Kılavuza göre, kursların açılış, kapanış, onay, öğretmen-öğrenci kayıt, ders programları gibi iş ve işlemleri için e-Kurs Modülü (https://e-kurs.meb.gov.tr) oluşturuldu. Kurslara katılmak isteyen öğrencilerin sınıf seviyesine uygun öğrenim görmesi sağlanacak.
Öğretmenler, yalnızca görev yaptıkları kurs merkezinde açılan ve alanına uygun kurslarda görev alacak. Kurslarda günlük eğitim süresi en fazla 6 ders saati olarak uygulanacak.
Özel öğretim kurumları veya herhangi bir yayınevi ile işbirliği içinde kurs açılamayacak.
Beceri geliştirme programlarında öğrenci başarısı, ilgili modüler kurs programının özelliğine uygun şekilde yapılacak değerlendirme sonucuna göre belirlenecek.
Beceri geliştirme programlarını başarıyla tamamlayanlara modül başarı belgesi verilecek ve belgeler, öğrencinin e-Portfolyosu’na işlenecek.
Beceri Geliştirme Programı uygulanmaya başlandıktan sonra yeni kurslar da sisteme eklenmeye devam edecek.
Programın ilki, bu yaz tatilinde başlayacak.
]]>
Buna göre, mart sonu itibarıyla özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, 2023 yıl sonuna göre 1,7 milyar dolar artarak 165,7 milyar dolar oldu. Şubat 2024’e göre ise 2,3 milyar dolar arttı.
Vadeye göre incelendiğinde, 2023 yıl sonuna göre, uzun vadeli kredi borcunun 452 milyon dolar artarak 155,3 milyar dolar; kısa vadeli kredi borcunun (ticari krediler hariç) ise 1,3 milyar dolar artarak 10,4 milyar dolar düzeyinde gerçekleştiği gözlendi.
Borçluya göre dağılıma bakıldığında, uzun vadeli kredi borcuna ilişkin olarak, bir önceki yıl sonuna göre bankaların kredi biçimindeki borçlanmalarının 169 milyon dolar azaldığı, tahvil ihracı biçimindeki borçlanmalarının ise 2,3 milyar dolar artışla 17,1 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiği gözlendi.
Aynı dönemde, bankacılık dışı finansal kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 158 milyon dolar azalmış, tahvil stoku ise 27 milyon dolar azalarak 1,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Söz konusu dönemde, finansal olmayan kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmalarının 1,1 milyar dolar azaldığı, tahvil stokunun ise 20 milyon dolar azalarak 10,1 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiği gözlendi.
BANKALARIN KREDİ BORÇLANMALARI ARTTI
Kısa vadeli kredi borcuna ilişkin olarak ise, 2023 yıl sonuna göre bankaların kredi biçimindeki borçlanmaları 619 milyon dolar artışla 5,1 milyar dolar; finansal olmayan kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları ise 212 milyon dolar azalışla 1,4 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.
Alacaklıya göre dağılım incelendiğinde, uzun vadeli kredi borcuna ilişkin olarak, mart sonu itibarıyla tahvil hariç özel alacaklılara olan borç, bir önceki yıl sonuna göre 1,3 milyar dolar azalarak 105,8 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Kısa vadeli kredi borcuna ilişkin olarak ise, tahvil hariç özel alacaklılara olan borcun bir önceki yıl sonuna göre 386 milyon dolar artarak 8,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiği gözlendi.
YÜZDE 58,5’i DOLAR CİNSİNDEN
Döviz kompozisyonuna bakıldığında, 155,3 milyar dolar tutarındaki uzun vadeli kredi borcunun yüzde 58,5’inin dolar, yüzde 35,3’ünün Euro, yüzde 2,2’sinin Türk lirası ve yüzde 4,0’ının ise diğer döviz cinslerinden oluştu.
10,4 milyar dolar tutarındaki kısa vadeli kredi borcunun ise yüzde 48,0’ının dolar, yüzde 26,8’inin Euro, yüzde 20,5’inin Türk lirası ve yüzde 4,7’sinin diğer döviz cinslerinden oluştuğu görülmektedir.
Sektör dağılımı incelendiğinde, Mart sonu itibarıyla, 155,3 milyar ABD doları tutarındaki uzun vadeli toplam kredi borcunun yüzde 38,1’ini finansal kuruluşların, yüzde 61,9’unu ise finansal olmayan kuruluşların borcu oluşturdu.
Aynı dönemde, 10,4 milyar dolar tutarındaki kısa vadeli toplam kredi borcunun yüzde 75,5’ini finansal kuruluşların, yüzde 24,5’ini ise finansal olmayan kuruluşların borcu oluşturdu.
Özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, mart sonu itibarıyla kalan vadeye göre incelendiğinde, 1 yıl içinde gerçekleştirilecek olan anapara geri ödemelerinin toplam 51,1 milyar dolar tutarında olduğu gözlendi.
]]>– ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘kasten yaralama’ ve ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından yakalama kararı bulunan Ayhan Bora Kaplan, 7 Eylül 2023’te Ankara Esenboğa Havalimanı’nda Almanya’ya kaçmak üzereyken gözaltına alındı. Beş gün sonra tutuklandı.
– Ekim ayında Kaplan ile yakın ilişkileri olduğu iddia edilen 1. sınıf emniyet müdürü olan eski Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Alp Aslan açığa alındı. Aslan’ın yanı sıra, eski Emniyet Müdür yardımcıları Volkan Murat Kaşıkçı, Mukadder Kardiyen ve eski Asayiş Şube Müdürü Oben Özay’ın da açığa alındığı öğrenildi. Açığa alınan eski Organize Suçlardan Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Aslan, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya yakın isimlerden biri olarak biliniyordu.
– Kaplan hakkındaki iddianame 17 Ocak günü kabul edildi. 28’i tutuklu, 61 sanık Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor, bir sonraki duruşma dört gün sonra 20 Mayıs’ta yapılacak. Kaplan ve beş örgüt yöneticisi hakkında cinayet, örgüt kurma, yağma gibi 10 ayrı suçtan suçlarından 1’i ağırlaştırılmış 2’şer kez müebbet ve 169 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası isteniyor.

– Yakalandıktan sonra 15 Temmuz gecesi TRT önünde ağır silahlı fotoğrafları yeniden gündeme gelen Kaplan mahkemede bu kare için “Sayın Cumhurbaşkanımız herkesi sokağa çağırdı ben de üstüme düşenden fazlasını yaptım” dedi.
– Yargıtay üyesi Yüksel Kocaman ile çıkar ilişkisi olduğu ileri sürüldü. Kocaman, Kaplan ile görüştüğünü doğruladı ancak lüks villa ile otomobil aldığı yönündeki iddiaları yalanladı.
Gizli tanık Serdar Sertçelik (M7) hangi iddiaları dile getirdi?
– Suç örgütünün yöneticilerinden Serdar Sertçelik, gizli tanık olarak, ‘M7’ kod adıyla 19 sayfa ifade verdi. Sertçelik’in elektronik kelepçeyle nasıl yurt dışına kaçtığı, iddialarında neden bazı siyasilerin isimlerinin soruşturma dosyasına sokulmaya çalıştığı sorusu yanıt arıyor.
– Sertçelik 6 Ekim’de Kıbrıs’ta polislerle anlaşıp Tükirye’ye döndü ve ev hapsine alındı. Bu sırada elektronik kelepçe takılıyken dokuz kez ikametini terk etti, hakkında işlem uygulanmadı. 21 Kasım’da gittiği çorbacıda ayağından vuruldu. 3 Mayıs’ta gazeteci Erk Acarer’in programında kimliğini deşifre etti.
Sertçelik’nin iddiasına göre polislerin ‘ifadesine eklemek istediği’ siyasiler arasında şu isimler yer aldı: TBMM Başkan Vekili Bekir Bozdağ, eski AKP milletvekili Mücahit Arslan, Bilal Arslan, AKP Grup Başkan Vekili Abdulhamit Gül, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, eski İçişleri bakanı Süleyman Soylu’nun kuzeni Sadık Soylu, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan.

Serdar Sertçelik
– Sertçelik, açığa alınan polis şefi Şevket Demircan ile arasında yapılan bir ses kaydını yayımladı. Kayıtta Sertçelik “Orada da karşıda Mücahit Aslan var. Bu tarafta Bekir Bozdağ var. Şimdi ben bunu söylediğimde ben iyice kötüye gitmeyeyim müdürüm” derken, Demircan “Bu iki konu ile ilgili söylüyorum, iki konuyla ilgili görüşeceğim ben. Gerek yok istersen sana söyleyeyim. Söylemeyeceğine söyleyeceğim. Açık ve net söyleyeyim. Bekir Bozdağ ile ilgili bir şey demiyorum. Muhtemelen söyle derler. O ayrı bir konu. Ama bu diğer konuyla ilgili tabi bakmak lazım” ifadesini kullandı.
– Sertçelik, ifadesinde zorlandığını öne sürdü, iktidara darbe teşebbüsünde bulunulduğunu iddia etti.
Siyaset, yaşananlar hakkında neler söyledi?
Beştepe’ye MİT Başkanı Kalın ve Adalet Bakanı Tunç’u çağıran Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan “Son dönemde gündeme gelen tüm hadiseyi tüm boyutlarıyla takip ediyoruz. Bürokratik vesayete izin vermeyiz. Kanunun dışına çıkan, hatası olan kim varsa hukuk zemininde hesabını mutlaka soruyoruz” şeklinde konuştu.
Erdoğan, grup toplantısının ardından soruşturmaya dair soruları yanıtsız bıraktı.
– İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya “Kimler, terör örgütleri ve onların uzantılarıyla, organize suç örgütleriyle bir olup, FETÖ taktikleriyle Sayın Cumhurbaşkanımıza, hükümetimize ve siyasilerimize, sosyal medya destekli ‘oyun kurmaya’ çalışıyorsa; onların oyunlarını da kurdukları tuzakları da yerle bir edeceğiz” dedi. Yerlikaya “Hangi kurum içinde Sayın Cumhurbaşkanımıza, hükümetimize ve siyasilerimize yönelik bir yapılanma varsa, sonuna kadar gidip, o yapıları tespit edip adalete teslim edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç “Cumhuriyet savcılarımız her türlü iddiayı, en ince ayrıntısına kadar, detayına kadar inceler, araştırır, soruşturur ve yargının huzuruna getirir. O anlamda hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bu konuda yargımıza güvenelim” dedi.
– MHP lideri Bahçeli de “Maşa kullanıp sütre gerisine saklananların hepsini takip ediyoruz. Olan biten tüm kanun dışı irtibat ve ilişki ağlarının farkındayız. Birkaç emniyet müdürünün açığa alınmasıyla geçiştirilemeyecek bir komplo devrededir” dedi ve Cumhur İttifakı’nın hedef alındığını savundu.
“17-25 emniyet ve yargı ortaklı darbe girişiminin tekrarını planlayanlara boyun eğmeyeceklerini” belirten ve gizli tanık ifadeleriyle yürütülen soruşturmaları “şerefli isimleri karalama kumpası” olarak nitelendiren Bahçeli, “emniyet, yargı ve medya uzantılarının tepesine binilmeli. Bakalım temiz eller operasyonu nasıl oluyormuş! Hepsine göstermek, hepsini yaka paça içeri tıkmak da hukuk devletinin varlık ve şeref konusudur” diye konuştu.
– Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ise Bahçeli’ye “İmalı konuşmayın. Kimi kastediyorsanız açıkça söyleyin. Varsa bir darbe ihtimali ona söyleyin, bilgi ve belgeleri devlet kurumlarıyla paylaşın çünkü ifadeleriniz çok ağır” yanıtını verdi.

Soruşturmada son durum ne?
Suç örgütü ile ilgili iddialarda adı geçen ve Ayhan Bora Kaplan’ın avukatı ile buluştukları iddiası sosyal medyada yer alan Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Kerem Gökay Öner ve Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan geçen hafta görevden uzaklaştırıldı. Gözaltına alınan üç polis müdürü ve komiser U.G.’nin ikametlerinde arama yapıldı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iddialar üzerine ‘Suç işlemek için anlaşmak’, ‘Adil yargılamayı ve tanığı etkilemeye teşebbüs’, ‘Görevi kötüye kullanma’ ve ‘Suçluyu kayırma’ suçlarından soruşturma başlatmıştı.
Devam eden soruşturmada bugün üç sivil ile bir komiser daha gözaltına alındı.
]]>
Komisyonda Kızılay Genel Başkan Yardımcısı Yusuf Ramazan Saygılı, Kızılay Afet Yönetimi ve İklim Değişikliği Genel Müdürü Kurtuluş Açıksarı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Bilir ve Haliç Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Yeşim Ünal Kılıç, deprem bölgelerindeki çocukların durumuna ilişkin sunum yaptı.
KOMİSYON DEPREM BÖLGELERİNİ ZİYARET EDECEK
“Kriz ortamlarında çocuklar” üst başlığı altında deprem mağduru çocuklar konulu bir rapor hazırlığının sonuna geldiklerini belirten Katırcıoğlu, komisyon olarak mayıs ayının son haftası Malatya, Diyarbakır ve Şanlıurfa’yı ziyaret edeceklerini, temmuz ayında komisyonu sona erdireceklerini söyledi.
Kızılay Afet Yönetimi ve İklim Değişikliği Genel Müdürü Kurtuluş Açıksarı, deprem bölgesinde “3 bin 179 çocuğa 16 milyon 919 bin 500 TL nakit desteği sağlandığını, 102 bin 331 çocuğa toplamda 159 milyon 588 bin TL nakit desteği verildiğini” söyledi.
Haliç Üniversitesi’nden Öğretim Üyesi Dr. Yeşim Ünal Kılıç, UMKE (Uluslararası Medikal Kurtarma Ekipleri Derneği) ile birlikte saha çalışmalarına da katıldığını belirterek, gözlemlerine ilişkin yaptığı sunumda, “Ailesinden uzakta kalan çocuklar da daha ciddi reaksiyonlar var. Yuvalarda kalan, uzuv kayıpları olan kronik hasta olan ve refakatçisi olmayabilen çocuklar var” dedi.

“İNTİHAR YAŞI DÜŞTÜ”
Konteyner kentlerde çocukların oyun alanlarının olmadığını belirten Kılıç, konteynerlerde lavabo ihtiyacının kısıtlı olması nedeniyle çocuklarda alt ıslatma oranının yüksek olduğuna dikkat çekti. Akran zorbalığının da çok yaygın olduğunu belirten Kılıç, afet bölgelerinde intihar vakalarının arttığını söyledi. Kılıç, şunları kaydetti:
“Burada, galiba, en önemsediğimiz şeylerden biri … Ben yirmi yıldır afetlerde çalışan bir psikoloğum, ilk defa böyle bir sahada şöyle bir yardım istendi benden. Uzmanlarımız intihar vakalarında ciddi artış görüyorlar ve yaş oranı çok düştü. Yani 8 yaşında intihar girişiminde bulunmuş insanlardan bahsediyoruz. Afet bölgelerinde özellikle kırsallarda. Acile başvuranlar açısından da önemli oranlarda çocuk yaşta intihar düşüncelerinin ve girişimlerinin arttığını görüyoruz.”
“ERGEN ÇOCUKLARDA MADDE KULLANIMI ARTTI”
13-18 yaş arasındaki ergen yaşlardaki çocuklarda madde kullanımının arttığını söyleyen Kılıç, “Sahada özel gereksinimi olan çocuklar olduğunu biliyoruz. Sahada hiç görülmediği kadar engelli çocuk var. Sahada dağıtım faaliyetleri görüyoruz. Ötekine kırmızı ayakkabı verilip diğerine verilmediği kırmızı ayakkabı travması yaratmayalım” dedi.
Milletvekilleri, sunumun ardından yetkililere sorularını sordu.
DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın kayıp çocuklar iddiasını yalanlayarak “1912 çocuğumuzdan bir tanesinin bile kayıp olması durumunun söz konusu olmadığı” yönündeki sözlerinin üzerinden 1 yıl geçtikten sonra 2,5 yaşındaki Alya Kılıç’ın Elazığ’da defnedildiğinin ortaya çıktığını söyledi. Önce Kadınlar ve Çocuklar Derneği’ne deprem mağdurlarının kaçırıldığı yönünde bilgiler geldiğini kaydeden Ayan, “Bununla ilgili bilgiler şifahi değil çünkü başvuran aileler. Bizim bir an önce bunun cevabını bulmamız lazım. Bu çocuklar nerede, kaçırıldı mı cemaatlere mi verildi” diye sordu.
“1886 KAYIP İHBARINDAN 301 ÇOCUK AİLELERİNE TESLİM EDİLDİ”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Bilir, Kunt’un sorularına şu yanıtı verdi:
*Sayın Bakanımızın kastettiği orada bin 912; bize gelen bin 912 çağrı, bin 88 de tekil ihbar söz konusu oldu.
*Biz bu bin 912 vakayla ilgili tek tek tüm araştırmaları TÜBİTAK’ın görsel derin görü sistemini de kullanarak, Adalet Bakanlığımızla iş birliği içerisinde gidip morglardaki çocuklarımızın görsellerine kadar tarayarak, Sağlık Bakanlığımızdan sağlık sistemi içerisinde tamamen kişiye özel verilerin korunması hususiyetine de dikkat ederek, hastanelere deprem nedeniyle gelen tüm çocuklar dâhil olmak üzere buralarda görsel karşılaştırmaları dâhil evrak, DNA ve benzeri her türlü karşılaştırmalar dâhil sonucunda bize gerek tekil ihbar olarak gerek de bize iletilen bin 912 vaka olmak üzere biz buradaki tüm çocuklarla ilgili tüm taramalarımızı yapmış ve gerekli aile birleştirmelerini, gerekiyorsa ailesi bulunamıyorsa koruma altına alma süreçlerini ve vefatsa vefat tespitlerini yapmış durumdayız.
*Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, kayıp çocuklarla ilgili sürecin başından beri içerisinde. Bize 2 bin 500’e yakın ihbar geldi, 1088’e düşürdük.
*Şu an için de bize yeni kayıp ihbarı gelmedi. Bin 866 ihbardan aile ve aile yakınlarına teslim edilen 301 çocuk. 567 vefatını tespit ettiğimiz çocuklar. Bin 912 çocukla ilgili de bin 874’ünü ailesiyle buluşturduk.
]]>Handlova’daki Kültür Evi’nde düzenlenen Bakanlar Kurulu Toplantısı sonrasında, binaya silahla ateş açan saldırgan, emniyet güçleri tarafından yakalandı.
AA muhabiri, yakın geçmişte öne çıkan liderlere yönelik düzenlenen bazı suikastlara ilişkin bilgileri derledi.
Abe Şinzo
Eski Japonya Başbakanı Abe Şinzo, Japonya’nın Nara kentinde Temmuz 2022’de katıldığı seçim kampanyasında silahla vurularak hayatını kaybetti.
Abe için Tokyo’nun merkezindeki Zojo-Ji Budist Tapınağı’nda az sayıda kişiyle basına kapalı bir cenaze töreni yapıldı.
Abe’ye suikast düzenleyen 42 yaşındaki Yamagami Tetsuya eski Başbakan’ın Birleşme Kilisesi’yle bağlantısı olduğu inancıyla Abe’yi hedef aldı.
John F. Kennedy
ABD’nin 35. Başkanı John F. Kennedy, 22 Kasım 1963’te Dallas’ta uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti. Suikastın faili olarak yakalanan Lee Harvey Oswald ise gözaltındayken Jack Ruby tarafından öldürüldü.
Resmi açıklamalarda Ruby’nin, Oswald’u “bireysel tepki” nedeniyle öldürdüğü ve herhangi bir örgütle bağlantısının kurulmadığı iddia edildi.
Kennedy suikastı, üzerinden geçen yaklaşık 61 yıla rağmen hala birçok soruyu içerisinde barındırıyor. Hakkında birçok komplo teorisi üretilen suikast, “Killing Kennedy” isimli filmle beyaz perdeye aktarıldı.
Kral Faysal
1964’ten suikasta uğradığı 25 Mart 1975’e kadar Suudi Arabistan’da krallık yapan Faysal bin Abdulaziz, ülkede bir dizi reformu hayata geçirdi. Televizyonların kurulmasını, kız okullarının açılmasını sağladı.
ABD’nin Yom Kippur Savaşı’nda İsrail’e destek vermesi nedeniyle Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Birliğinin petrol ambargosu kararı almasında ve tarihte “1973 Petrol Krizi” olarak bilinen olayda önemli rol oynadı.
Kral Faysal, sarayında yeğeni Faysal bin Musad tarafından vurularak öldürüldü.
Park Chung-hee
Güney Kore’de yönetimi 1961’de askeri darbeyle ele geçiren Devlet Başkanı Park Chung-hee, 26 Ekim 1979’da arkadaşı Kim Jae Kyu tarafından bir restoranda silahla vurularak öldürüldü.
Kaynaklarda, İstihbarat Başkanı olan Kim’in, ülkeyi “demir yumrukla” yönettiği aktarılan Park’ı “Güney Kore’ye demokrasiyi geri getirmek için” öldürdüğünü söylediği belirtiliyor.
Enver Sedat
Eski Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır’ın ölümünün ardından Mısır’da yönetime geçen Enver Sedat, İsrail ile yakınlaşması nedeniyle suikasta kurban gitti.
Sedat’ın cumhurbaşkanlığı döneminde Mısır’ın da aralarında bulunduğu Arap ülkeleri ile İsrail arasında 6 Ekim 1973’te “Yom Kippur” Savaşı başladı. Bu savaşın ardından Kahire ile Tel Aviv arasında “Mısır-İsrail Barış Antlaşması”na varıldı.
Mısır Cumhurbaşkanı Sedat, 6 Ekim 1981’de, 6 Ekim Savaşı’nın (Yom Kippur) 8. yılı kutlamalarında düzenlenen resmi geçit töreninde, sonradan İslami Cihad Hareketi mensubu oldukları açıklanan Mısır ordusu subayları Halid el-İslambuli ve arkadaşlarınca kurşunlanarak öldürüldü.
“Dindar Cumhurbaşkanı” olarak bilinen Sedat, İsrail’i 1967 sınırları ile tanımak için Arap ülkelerine çağrıda bulundu ancak “hain” ilan edilerek öldürüldü.
İndira Gandi
Hindistan’ın ilk ve tek kadın Başbakanı olan İndira Gandi de suikasta kurban giden liderler arasında. Gandi, Sihler’e ait “Altın Tapınak”a yapılan askeri baskının emrini verdiği gerekçesiyle 2 Sih korumasınca 31 Ekim 1984’te vurularak hayatını kaybetti.
Gandi’nin öldürülmesinin ardından Hindistan’da Sihlere yönelik saldırılarda binlerce kişi öldürüldü.
Olof Palme
Eski İsveç Başbakanı Olof Palme, Güney Afrika’daki ırkçı rejimin yanı sıra hem ABD hem de Sovyetler Birliği’ni eleştiriyordu. Palme hükümeti, 1984’te PKK’yı terör örgütü olarak tanıdı.
Palme, 28 Şubat 1986’da eşiyle gittiği sinema salonundan çıktıktan sonra arkasından yaklaşan bir kişinin ateş açması sonucu yaşamını yitirdi.
Stockholm’un en işlek caddelerinden birinde eşiyle evine doğru yürüyen Palme’nin vurulduğu gün, korumaları yanında değildi.
Terör örgütü PKK’nın da şüphelileri arasında yer aldığı suikasta ilişkin onlarca kitap yazılırken, cinayete ilişkin soru işaretleri bugün hala devam ediyor.
İzak Rabin
Eski İsrail Başbakanı İzak Rabin de suikasta kurban giden liderler arasında yer alıyor. İsrail ile Filistin arasında barış sağlanması için gösterdiği çabalar Rabin’in sonunu hazırladı.
Rabin, iki devletli çözüm girişimi için Filistin Kurtuluş Örgütü ile İsrail arasında 13 Eylül 1993’te imzalanan Oslo Anlaşması’na imza atan isim oldu.
Aynı zamanda eski İşçi Partisi lideri olan Rabin, 4 Kasım 1995’te Tel Aviv’de katıldığı mitingin ardından İsrailli “aşırı sağcı” Yigal Amir tarafından silahla vurularak öldürüldü.
Suikast sonrası Filistin-İsrail meselesinde iki devletli çözüm olasılığı daha da zor hale geldi.
Refik Hariri
Lübnan’ı “yeniden inşa eden siyasetçi” olarak bilinen eski Başbakan Refik el-Hariri’ye yönelik suikast, ülkenin kaderini derinden etkiledi.
Ülkedeki 15 yıllık iç savaşın sona ermesine ciddi katkılar sunduğu gibi savaştan sonra 1992’de yönetime gelen ve savaşın izlerini silmek için yeniden imara öncülük eden Hariri, 14 Şubat 2005’te başkent Beyrut’ta konvoyunun geçişi sırasında patlatılan bir ton bomba yüklü araçla suikasta kurban gitti.
Lübnan, Hariri suikastından sonra ciddi kutuplaşmaya girdi ve siyasi belirsizlikler ülkeyi derinden etkiledi.
Benazir Butto
Pakistan’ın seçimle göreve gelen ilk Başbakanı Zülfikar Ali Butto’nun kızı olan Benazir Butto, 1988’de “Pakistan’ı ve Müslüman bir ülkeyi yöneten ilk kadın” olarak tarihe geçti.
Dönemin Cumhurbaşkanı tarafından iki yıl sürdürdüğü görevinden yolsuzluk iddiaları nedeniyle alınan Butto, 1993’te seçimlerden tekrar lider olarak çıktı ve ikinci kez başbakanlık koltuğuna oturdu.
İkinci başbakanlık görevinden 3 yıl sonra benzeri iddialarla alınan Butto, 1999’da kendi isteğiyle Pakistan’dan ayrıldı ve 2007’ye kadar ülkeye dönmedi.
Ülkede düzenlenen 2008 seçimlerine katılmak için Ekim 2007’de Pakistan’a dönen Butto, 27 Aralık 2007’de silahlı bir intihar bombacısının önce ateş etmesi ardından da üzerindeki düzeneği patlatması sonucu hayatını kaybetti.
Jovenel Moise
Haiti Devlet Başkanı Jovenel Moise de suikata uğrayan liderlerden. Haiti’nin 53 yaşındaki Devlet Başkanı Moise, 7 Temmuz 2021’de silahlı kişilerce evine düzenlenen saldırıda hayatını kaybetti, eşi Martine Moise yaralandı.
Bülent Ecevit
Türkiye’de de birçok siyasi lider, suikast girişimlerine maruz kaldı. Eski Başbakan Bülent Ecevit’e yönelik biri ABD’de bir Rum tarafından olmak üzere birçok suikast girişiminde bulunuldu.
Ecevit’in atlattığı suikast girişimlerinden biri 29 Mayıs 1977’de İzmir’in Çiğli ilçesinde yaşandı. Seçim çalışmaları için İzmir’de yapılacak miting hazırlığı sırasında seçim otobüsüne binmek üzere olan Ecevit’e yaklaşan biri ateş açtı ancak kurşun sıyırarak arkada bulunan bir kişiye isabet etti.
Turgut Özal
Turgut Özal ise başbakan olarak görev yaptığı sırada, partisi ANAP’ın 18 Haziran 1988’de Ankara’da düzenlenen kongresinde kürsüde yaptığı konuşmada, Kartal Demirağ tarafından silahlı saldırıya uğradı.
Parmağından yaralanan Özal, suikast girişimi sonrası tekrar kürsüye çıkarak konuşmasını tamamladı.
]]>İstinye Üniversitesi (İSÜ) Liv Hospital Bahçeşehir, Kadın Hekimler Eğitime Destek Vakfı’nın (KAHEV) pandemide yaşamını kaybeden sağlık çalışanlarının çocuklarının eğitim bursuna destek olmak amacıyla ‘Emanetiniz emanetimizdir’ sloganıyla etkinlik düzenledi.

Uzman hekimlerden ve hastanenin sağlık çalışanlarından oluşan koro, meslektaşlarının çocukları için sahne aldı. Konseri koro şefi Atakan Konakçı yönetti.
Yaklaşık 4 aylık bir süre içerisinde hazırlıklarını tamamlayan ekip, repertuarında Türk Sanat Müziği, Pop Müziği ve Türk Halk Müziği’nin sevilen eserlerine yer verdi.
‘Sarı Gelin, ‘Bahçede Yeşil Çınar’ ve ‘Elveda Gençliğim’ gibi eserleri yorumlayan koro ve solistler dinleyicilerden büyük alkış aldı.
ÇOCUKLARIN EĞİTİMİNE HARCANACAK
Konserin tüm geliri KAHEV üzerinden fonlanacak ve çocukların eğitimlerine destek sağlamak için kullanılacak.

REKTÖR İBİŞ: SANAT GÜZELLİĞİN, İYİLİĞİN VE İNSANLIĞIN İFADESİ
Konsere katılan İstinye Üniversitesi’nin Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, şunları söyledi;
*Cumhuriyetimizin Kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyeti ‘kimsesizin kimsesi’ olarak tanımlıyor. Bu aslında çok derin anlamlı bir söz.
*Başka bir sözü ise diyor ki; ‘sanat güzelliğin ifadesidir.’ Elbette ki hepimiz biliyoruz; sanat güzelliğin, iyiliğin ve insanlığın ifadesi. İşte bugün burada her iki sözü birleştirdiğimiz zaman bir, kimsesizin kimsesi olma yolunda bir etkinlik.
*İki, onun için de en güçlü, en değerli araç sanat. Amatör bir ruhla çok üstün bir inanç ve kararlılıkla pandemide şehit olan meslektaşlarının çocuklarına sahip çıkma bilinciyle hareket eden ve bu konuda sanatı en iyi şekilde kullanan İstinye Üniversitesi’nin çok değerli Liv Bahçeşehir Hastanesinin hekiminden sağlık personeline kadar tüm paydaşları bugün bize güzel bir sunuda bulunacaklar.
“SAĞLIK ÇALIŞANLARININ ÇOCUKLARI ASLINDA BİZİM DE ÇOCUKLARIMIZ”
Hastanenin Genel Müdürü Dr. Fatih Akpınar ise şunları söyledi;
*Bu konseri düzenleyen ekip hastanedeki sağlık çalışanlarından oluşan bir koro. Tamamıyla esas işi sağlık olan insanlar bir araya geldi, aramızda hiç müzisyen yok. Biliyorsunuz, çok büyük bir pandemi yaşadık.
*Onlardan oluşan koroyla bu pandemide şehit olan sağlık çalışanlarının çocukları için bir burs düzenleniyor. Biz de buna etkinlikle katkı vermek istedik. Bu konserin bütün geliri Kadın Hekimler Eğitime Destek Vakfı’nın düzenlediği ‘Emanetiniz emanetimizdir’ ön sözüyle sağlık şehitlerinin çocuklarına eğitim bursu olarak gidecek.
*Bütün arkadaşlarımız aylardır çok yoğun bir çalışma içerisinde. Onların iki sorumluluğu var hem burada önemli bir gösteri icra edecekler hem de böyle önemli bir sosyal sorumluluk projesinin içindeler.
*Pandemide şehit olan sağlık çalışanlarının çocukları aslında bizim de çocuklarımız. Sağlık çalışanları bir aile ve zor günler geçirdik. Artık bu zor günlerin ardından onların emanetlerine bakma sırası bize geldi. Biz de bu emanete sahip çıkmak için böyle bir etkinlik yaptık. Bu bir iyilik hareketi, umarım bu yaklaşım bizim gibi düşünen bütün kurumlar da örnek olur.
KESTEK: ÇOK DUYGU YÜKLÜ ANLAR YAŞIYORUZ
Hastanenin Genel Müdür Yardımcısı Mehtap İgaç Kestek, “Bugün hepimiz bütün ekip arkadaşlarımızla birlikte çok duygu yüklü anlar yaşıyoruz. Çünkü bu konserin bir amacı var. Pandemide şehit olan sağlık çalışanlarımızın evlatlarına aslında ‘Emanetiniz emanetimizdir’ sloganıyla destek vermek istiyoruz. Bu desteği bu konserdeki biletlerin gelirleriyle onlara eğitim bursu şeklinde gerçekleştirmek istedik. Böyle anlamlı bir amaç olunca gerçekten hepimiz çok duygu yüklü oluyoruz” diye konuştu.
AKSOY: GIDA OLARAK RUHUMU BESLEDİ
Koroda yer alan Klinik Diyetisyen Serkan Aksoy, “Bu koroda olmaktan çok onur duyuyorum. Sağlık çalışanlarının çocuklarının eğitim katkılarına bir nebze olsun karşılayabiliyorsak ne mutlu bizlere. Elimizden geldiğince güzel bir vakit geçirdik. Biz konsere hazırlanırken de aslında çok güzel vakit geçirdik. Şimdi de sahnede biz bile kendi halimize şaşırıyoruz. Bizi çalıştıran çok iyi bir şefimiz vardı. Bunun için 4 aydır uğraşıyoruz. Şarkı söylemek aslında bir nevi motivasyon kaynağı. Ruhumuzu beslememiz gerekiyor. Aslında ben beslenme danışmanı olarak kişilere belki gıdalar yönünde yardım ediyorum ama bu da gıda olarak benim ruhumu besledi. Çok keyif aldım. Bütün arkadaşlarımla birlikte omuz omuza çalışmaktan da kıvanç duyuyorum” dedi.
“ŞARKI SÖYLEMEK DAHA ZOR”
Şarkı söylemenin mesleğine göre daha zor olduğunu ifade eden Aksoy, “Şarkı söylemek gerçekten zor bir şey. Dolayısıyla, bunun için özel bir çaba sarf ediyoruz. Bunun için bir eğitim almıştık. Bu da aslında çok kısa bir eğitimdi. Çok güzel vakit geçirdim. Anılarım arasında kalacak bir şey. Belki de devam bile edebiliriz, çok güzel oldu benim için. Güzel bir konser olacağını tahmin ediyordum ama bu kadar iyisini tahmin etmiyordum. Açıkçası beni bile şaşırttı. Hayatını kaybetmiş sağlık çalışanlarını rahmetle anıyorum, çocuklarına da başarılar diliyorum” diye konuştu.
]]>Partisinin grup önerisi üzerine konuşan Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, siyasi parti ayrımı gözetmeksizin tüm belediyelerin son 21 yılda yurt içinden ve yurt dışından aldığı kredilerin ve borçların dağılımının, borçlanma gerekçelerinin ve borçların yatırıma dönüşüp dönüşmediğinin ortaya çıkarılmasını istediklerini söyledi.
Son yerel seçimlerin ardından yönetimi el değiştiren bazı belediyelerde önceki dönemden kalan borçların ilan edildiğini aktaran Şahin, “Bunu bir siyaset üstü konu olarak ele alıp burada belediyelerin bu borçlanmalarının yasal zemini üzerinde durmak gerekiyor. Belediyelerin borçlanmaları konusunda yeni adımlara ihtiyaç var. Belediyelerin keyfi borçlanmalarının önüne geçmesi için Sayıştayın denetimi çok önemli. Siyasi parti ayrımı gözetmeksizin bütün belediyelerin harcamalarını, borçlanmalarını, bütçe konularını masaya yatıralım, sorunları konuşalım, tartışalım ve burada da belediyelere ülkemizin menfaati için reformlar sunalım.” ifadelerini kullandı.
“RAKİP BİR SİYASİ İKLİM YARATILDI”
İYİ Parti Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz, belediyelerin mecbur kalmadıkça borçlanma yoluna gitmemesi ve büyük projeler için de mutlaka merkezi yönetim tarafından destek verilmesi gerektiğini belirtti.
DEM Parti Hakkari Milletvekili Onur Düşünmez, bazı belediyelerdeki kayyum yönetiminin harcamalarını eleştirdi.
CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, hazineye en borçlu belediyelerin Kocaeli, Batman, Bursa, Denizli, Gaziantep, Siirt ve Sivas olduğunu belirterek, “Belediye ya da hükümet birbirine rakip değildir. Kaynakların verimli kullanılması için işbirliği yapmaları şarttır. Son zamanlarda ne yazık ki ülkemizde sanki belediye başkanları ve bakanlar birbirine rakip gibi bir siyasi iklim yaratıldı. Şüphesiz bu iklimden herkes payını almalı ama daha çok bu iklimden iktidar kendine düşen payı almalı.” diye konuştu.
AKP İstanbul Milletvekili Mustafa Demir, son yerel seçimlerin ardından AKP’nin kaybettiği belediyelerde aşırı borçlanma konusunda bir yaygara koparıldığını söyledi. İstanbul’daki bazı belediyelerin bütçelerinden örnek veren Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2023 yılında AK Parti’ye ait 24 belediye ile CHP’ye ait 14 belediyenin borçlarının bütçeye oranı AK Parti’de yüzde 35,38, CHP’de yüzde 63. Borçların bütçeye oranına baktığımızda ilk sırada Şişli, ikinci sırada Beşiktaş, üçüncü sırada Adalar, dördüncü sırada Beylikdüzü var. Hepsi CHP belediyesi. Buna karşın İstanbul’daki 39 ilçe arasından en az borcu olan ilçe belediyeleri ise Pendik, Üsküdar, Ümraniye, Silivri, Zeytinburnu. Bütçeleri esas alındığında en başarılı belediyeler bunlar. Şişli’nin 2 milyar 100 milyon bütçesi var, 2 milyar 460 milyon borcu var. Beşiktaş’ın 2 milyar 231 milyon bütçesi var, 2 milyar 55 milyon borcu var. Belediyelerde astınız ya afişleri, keşke bunları da assaydınız da hep beraber görmüş olsaydık.”
MECLİS’TE KÜRTÇE TARTIŞMASI
Genel kurulda DEM Parti’nin “anadilde eğitim”e ilişkin grup önerisinin görüşülmesi sırasında tartışma yaşandı.
Partisinin grup önerisi üzerine söz alan DEM Parti Şırnak Milletvekili Ayşegül Doğan, 15 Mayıs’ın Kürt Dili Bayramı olduğunu ifade ederek, bir milletvekili olarak anadilini TBMM’de özgürce konuşamadığını dile getirdi.
Doğan, konuşmasının sonunda Kürt Dil Bayramını Kürtçe olarak kutladı. Bunun üzerine yerlerinden söz alan AKP Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu ve MHP Grup Başkanvekilleri Filiz Kılıç ve Erkan Akçay, Anayasa’nın 3’üncü maddesi gereğince TBMM’de Türkçe konuşulması gerektiğini anımsattı.
CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da DEM Parti’nin önergesini desteklediklerini belirterek, konuşmasının sonunda Kürtçe olarak Kürt Dili Bayramını kutladı.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, çocukların Kürtçe öğrenmelerinde hiçbir mahzur olmadığını belirterek, “Bir ülkede ısrarlı bir şekilde ‘Kürtçe eğitim dili olsun’ derseniz bunun arkasından başka tartışmalar gelir. İYİ Parti olarak bu tutum ve davranışa, bu taleplere itiraz ediyoruz. Zaten geçtiğimiz dönemlerde adımlar atıldı. O sebeple ısrarla bunu tekrar ederek gündeme getirmenizi de çok da doğru ve yerinde bulmuyorum.” ifadelerini kullandı.
Görüşmeler sırasında AKP, MHP ve İYİ Parti’li bazı milletvekilleriyle DEM Parti’li milletvekilleri arasında zaman zaman sözlü tartışmalar yaşandı.
Görüşmelerin ardından yapılan oylamalarda CHP, DEM Parti, İYİ Parti ve Saadet Partisinin gündeme ilişkin grup önerileri kabul edilmedi.
TBMM Genel Kurulunda daha sonra fahiş fiyat artışı ve stokçuluk cezalarının artırılmasını da içeren Türk Ticaret Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin görüşmelerine geçildi.
]]>ASGARİ ÜCRETE ZAM GELECEK Mİ?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan asgari ücret ve emekli maaşlarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Bakan Işıkhan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Işıkhan asgari ücrete zam olmayacağını söylerken emekli maaşları için temmuza işaret etti.
Işıkhan, asgari ücrete ilişkin soru üzerine, ekonomik verilerin iyi gittiğine dikkati çekerek, “Aralık ayındaki düşüncemiz neyse aynı şekilde devam ediyor. Enflasyonla ilgili verilerimiz oldukça güzel geliyor. Hiçbir ara zam gündemimizde yok” ifadesini kullandı.

ASGARİ ÜCRET ERİMEYE DEVAM EDECEK
Asgari ücretin yıl ortasında en az yüzde 25.4 oranında eriyeceğini ortaya koyuyor. Asgari ücrete yıl ortasında zam yapılmaması halinde 2024 sonunda asgari ücretin alım gücü yarı yarıya erimiş olacak.
Hesaplamalar hem asgari ücrete hem de en düşük emekli aylığına temmuzda en az yüzde 25 oranında zam yapılmasının kaçınılmaz hale geldiğini gösteriyor. Merkez Bankası’nın anketine göre ilk 4 ayda yüzde 18.72 olan enflasyonun, mayıs ayında yüzde 3, haziran ayında da yüzde 2.54 daha artacak. Enflasyonun tahmin edilen rakamların etrafında oluşması halinde haziran sonunda tüketici enflasyonu yüzde 25.4’e ulaşacak.
EN AZ 21.320 TL OLMALI
Temmuzda memur ve emeklilere gerçekleşen enflasyon hesaba alınarak zam yapılacağı için bu kesim kısmen de olsa enflasyon kaybını telafi edecek. Ancak asgari ücrete zam yapılmaması halinde, açlık sınırının da altına düşmüş olan asgari ücretlinin her 4 lirasından 1 lirası enflasyonla buhar olacak. Üstelik ikinci 6 ayda kayıp daha da artarak maaşın yaklaşık yarısını götürecek. Enflasyon beklentilerine göre 17 bin 2 lira olan asgari ücretin reel alım gücü haziran sonunda 13 bin 558 liraya düşecek. İlk 6 aylık enflasyon kaybının telafi edilebilmesi için asgari ücretin 1 Temmuz’dan geçerli olmak üzere en az 21 bin 320 liraya çıkarılması gerekiyor. Zam yapılmaması halinde ise asgari ücretin bir miktar üzerinde maaş alanlarla birlikte en az 10 milyon çalışan, açlıkla karşı karşıya kalacak.
DÖRT AYDA YÜZDE 18 ERİDİ
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ocak-nisan arasındaki 4 ayda tüketici fiyatlarının yüzde 18.72 arttığını hesapladı. TÜİK’in resmi enflasyonuna göre, iktidarın yıl ortasında zam yapmayacağını açıkladığı 17.002 liralık asgari ücretin alım gücü mayıs başı itibarıyla 2.681 lira eriyerek 14 .321 liraya geriledi. Asgari ücretin alım gücü İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) hesabıyla 14.043 liraya, alternaif enflasyon hesabı yapan ENAG’a göre ise 13.285 liraya düştü. Mayıs ve haziran tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) artışla birlikte 6 aylık enflasyonun yüzde 25’lere ulaşması bekleniyor. Bu durumda asgari ücretin alım gücü 13.600 liraya kadar gerileyeceği için ara zam kaçınılmaz hale gelecek.
İKİ KEZ ASGARİ ÜCRETE ARA ZAM YAPILDI
Enflasyonun hızla yükselmesinin etkisiyle 2022 ve 2023 yıllarında asgari ücrete temmuz ayından geçerli olacak şekilde ara zam yapıldı.
2022 yılının ocak ayında 4 bin 253 TL olan asgari ücret temmuz ayında yapılan yüzde 29,3’lük ara zamla birlikte 5 bin 500 TL’ye çıkartılmıştı.
2023 yılının ocak ayında asgari ücret yüzde 54,5 artışla 8 bin 506 TL olarak belirlenmiş, 2023 yılının temmuz ayında ise asgari ücrete yüzde 34 oranında ara zam yapılmış ve asgari ücret 11 bin 402 TL olmuştu.
2024 yılının ocak ayında ise asgari ücret yüzde 49 artışla 17 bin 2 TL’ye çıkartılmıştı.
]]>Başvuru dilekçesinde, 3 Mayıs 2024 günü açık kaynaklara yansıyan bir kısım haber içeriklerinde, Ankara Emniyeti Organize Şube Müdürlüğü yetkilileri tarafından, tehdit ve baskı ile başta siyasiler olmak üzere birtakım kişilere ilişkin, siyasi linç amaçlı ifadelerle, asılsız şekilde suç isnat edilmek istendiğini şeklinde beyanlar hatırlatıldı.

İYİ Parti Antalya Milletvekili Uğur Poyraz
Dilekçede şu ifadelere yer verildi:
“Yine aynı konuyla alakalı olarak yapılan haberlerde Ankara Emniyet Müdürlüğü/ İstihbarat Şubenin, suçla mücadele için verilmiş yetkilerini amacı dışında kullandığından bahisle, bir kısım siyasilerin bu eylemlerin hedefinde olduğu belirtilmiştir. Bahsi geçen bu eylemlerin odağında, müvekkil Uğur Poyraz’ın da isminin bulunduğu, birçok siyasi kişinin isim listesi açıklanmış ve bu kişilerin kanunlar tarafından koruma altına alınan kişisel veri kapsamındaki bilgilerine, bir kısım Emniyet Müdürlüğü yetkililerinin hukuksuz eriştikleri belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen eylemlere ilişkin beyan ve haberler açık kaynak ve sosyal medyadan yayınlanmış ve tüm bunlarla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı idari, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı adli tahkikat başlatmıştır. Konuların gerçekliğinin ispatı ve olabilirliği konusunda belirli kanaat oluştuğundan adli ve idari soruşturmaya konu olmuştur.
Müvekkil ile ilgili olarak son 12 ay içerisinde Ankara Emniyet Müdürlüğü veya Emniyet Genel Müdürlüğünün başkaca birimleri tarafından yapılan tüm adli ve önleme amaçlı çalışmaların, CMK 135 ve 140 kapsamında, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu Ek 7. Madde kapsamında herhangi bir dinleme ve izleme yapılıp yapılmadığının araştırılması ve bununla birlikte kanun amir hükmü gereği suç soruşturması için depolanan önleme/adli amaçlı kullanılan tüm veriler üzerinden; telefon kayıtları, telefon baz kayıtları, IP üzerinden sosyal medya araçları üzerinden yapılan haberleşmeleri, Telefon İMEİ , TC, Adres, MERNİS kayıtları, konaklama, kayıtlı her türlü ödemeler, seyahat, yakıt alma, plaka tanıma sistemi, MOBESE vb. sistemlerde müvekkille ilgili olarak yapılan tüm incelemelerin yukarıda bahsi geçen iddialar çerçevesinde araştırılarak, bu işlemleri yapan birim ve kişiler hakkında cezalandırılmaları amacıyla iddianame tanzim edilmesini hususunda gereğini talep ederim.”
“GÖREVDEN AFFINIZI İSTEMENİZ YERİNDE BİR KARAR OLACAKTIR”
Poyraz sosyal medya üzerinde yaptığı paylaşımda da İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya istifa çağrısı yaptı. Poyraz, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın Ayhan Bora Kaplan soruşturmasıyla ilgili “komplo” iddialarına ilişkin, “Terör örgütleri ve onların uzantılarıyla, organize suç örgütleriyle bir olup, FETÖ taktikleriyle Sayın Cumhurbaşkanımıza, hükümetimize ve siyasilerimize, sosyal medya destekli ‘oyun kurmaya’ çalışıyorsa; onların oyunlarını da kurdukları tuzakları da yerle bir edeceğiz” paylaşımını alıntılayarak şunları ifade etti:
“Sayın Ali Yerlikaya size gönderdiğim soru önergelerini; okumayıp, cevaplamayıp, TBMM’de yaptığım çağrılara sessiz kalıp da şimdi bu ve benzeri paylaşımları yapmanız, bende nafile bir nedamet ve bolca hamaset yaptığınız hissi yaratmıştır. Bahse konu ekipler sizin sevk ve denetiminiz altındaki hatta bizzat sizin tarafınızdan seçilerek görev verilmiş isimlerdir. Bu isimlerin eylem ve faaliyetlerinin medya yönetimi ile aldığınız alkışların sesi sizi uyarılara sağır gerçeklere kör yapmıştır. Tweet atmak ve sorumluluğu ekiplerinize yıkarak haberiniz yokmuş gibi davranmak yerine sizin de görevden affınızı istemeniz yerinde bir karar olacaktır.”
]]>Yapılan kontrollerde söz konusu kişinin fotoğraf değişikliği yapılmış eski tip kimlik verdiğini gören ekipler, belgenin sahte olduğunu belirledi.

İncelemede, “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan arandığı tespit edilen kişinin, 30 Kasım 2007’de İstanbul-Isparta seferini yaparken düşen ve 57 kişinin hayatını kaybettiği kazaya ilişkin yargılandığı davada hakkında 11 yıl 8 ay kesinleşmiş hapis cezası bulunan, uçağın Atlasjet tarafından kiralandığı Dünyaya Bakış Hava Taşımacılık AŞ’nin ortağı Yavuz Çizmeci olduğu bilgisine ulaşıldı.
Yavuz Çizmeci, hakkında bulunan kesinleşmiş hapis cezası uyarınca götürüldüğü adliyedeki işlemlerinin ardından cezaevine gönderildi.

NE OLMUŞTU?
İstanbul’dan Isparta’ya gelen Atlasjet Havacılık AŞ yolcularını taşıyan Dünyaya Bakış (World Focus) Hava Taşımacılığı AŞ şirketine ait yolcu uçağı, 30 Kasım 2007’de Isparta’nın Keçiborlu ilçesi yakınlarındaki Türbetepe mevkisinde düşmüş, kazada 7’si mürettebat 57 kişi hayatını kaybetmişti.
Kazada ölenler arasında, “Türk Hızlandırıcı Merkezi” projesinin Isparta Süleyman Demirel Üniversitesinde düzenlenen 4. Çalıştayına katılmak üzere yola çıkan proje üyesi Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık, Doğuş Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fen Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şenel Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ile araştırma görevlileri Mustafa Fidan, Özgen Berkol Doğan ve yüksek lisans öğrencisi Engin Abat da bulunuyordu.
Uçak kazasıyla ilgili kamu davası, 16 Haziran 2009’da açıldı. World Focus Hava Yollarında görev yapan bazı üst düzey ve teknik personelden oluşan 10 kişinin yargılanacağı davanın ilk duruşması, 28 Temmuz 2009’da Isparta Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Yargılamalar sırasında sanık sayısı önce 12’ye, ardından 20’ye yükseldi.
Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Ocak 2015’te açıkladığı kararında, sanıklardan 8’ine, 11 yıl 8 ay ile 1 yıl 8 ay arasında değişen süreli hapis cezası verirken, 12 sanığın da beraatini kararlaştırdı.
Temyiz üzerine dosyaya bakan Yargıtay 12. Ceza Dairesi, uçağın Atlasjet tarafından kiralandığı Dünyaya Bakış Hava Taşımacılık AŞ ortağı Yavuz Çizmeci, Genel Müdürü Aydın Kızıltan ve Teknik Müdürü İsmail Taşdelen’in 11 yıl sekizer ay, Bakım Müdürü Fikri Zafer Dinçer’in 5 yıl 10 aylık hapis cezasını onadı. Dönemin Atlasjet Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tuncay Mustafa Doğaner ile uçuş işletme sorumlusu Mehmet Şerif Erbilgin hakkındaki beraat kararını bozdu. Daire, diğer sanıklara verilen beraat kararlarını da onadı.
Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararı üzerine yeniden yargılanan sanıklar Doğaner ile Erbilgin’e 2021’de “taksirle öldürme” suçundan 5 yıl 10’ar ay hapis cezası verdi.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin Doğaner ile Erbilgin’e verilen hapis cezalarını onaması üzerine dava dosyası 17 yıl sonra kapandı.
]]>Baba Kadri Koyun son savunmasında, “Kızım 8. Sınıfta okurken evden kaçtı. Kayıp ilanı verdik ve polisler onu buldu. Çocuk Şubeye almaya gittiğimizde eve gelmek istemediği için çocuk yurduna gönderildi. Sonra annesini arayıp ‘Beni çıkarın buradan, televizyonda gördüğüm gibi özgür bir yer değil burası’ dedi. Eve getirdik ve okuluna devam etmesini istedik. Okul müdürü bizi okula davet etti ve ‘Kızınız okumak istemiyor, devamsızlıktan okuldan atacağız’ dedi. 5 kızım halen okuyor, ben kızlarıma değer veriyorum. İclal’i sonra özel bir okula gönderdik. Burada da müdür bizi arayıp ‘Kızınız kötü örnek oluyor’ dedi ve okulla ilişkisini kestiler” dedi.
NİŞANLIYKEN SOSYAL MEDYADAN TANIŞTIĞI ADAMA KAÇTI
Kızının bir kuaförde çalışmaya başladığını, ardından eşinin akrabası olan Abdullah adlı kişinin kızıyla evlenmek istediğini belirten baba Kadri Koyun, “Henüz 16 yaşında olduğu için vermek istemedim, ama kızım da seviyorum deyince nişanladık. Nişandan sonra kızım Ali Şimşek adında biriyle sosyal medyadan tanışıyor ve Mersin’e gidiyor. Biz yine kayıp ilanı verdik. Sonra gidip getirmek istedik, ama yine kaçacağını söyleyince geri döndük. 1 yıl sonra rahatsızlanıp geri döndü” diyerek ağlayınca mahkeme duruşmaya 15 dakika ara vermek zorunda kaldı. Baba ifadesinin devamında, “Kızının cinsel organında hasar oluştuğunu, hatta annesi doktora götürdüğünde onlar bile bu yaşta nasıl böyle bir durum olduğuna anlam verememiş” diye konuştu.

“ALİ KIZINI BANA SATTI DEDİ”
Kızımla ilişki yaşayan Ali Şimşek’in kızıma çıplak resimlerini sosyal medyada paylaşacağı şantajında bulununca kızı İclal’in geri dönmek zorunda kaldığını belirten sanık baba, “Bir gece telefonuma gelen mesajda ‘Ali senin kızını bana 1.500 TL’ye sattı, gelin kızınızı götürün’ dedi. Benim Ali Şimşek ile ilgili şikâyetlerim oldu. Kızımı geri getirdim ve bir süre kaldıktan sonra tekrar gitmek isteyince ben de aracımı satıp kendisine kuaför dükkânı açabileceğimi söyledim ama başarılı olamadım. Yine o adamın yanına gitti. Sonra Ali Bozkurt adında biriyle tanıştı ve bu kez onunla evlenmek istedi. Ben de yaşının küçük olduğunu söyleyip engel olmak istedim. Kızım diretince evlendiler ama 3 ay sonra anlaşamayıp geri döndü. Sonra mevsimlik işçi olarak ailece fındık toplamaya gittik. Diyarbakır’a döndükten sonra bir gün polisler eve gelip karakola imza atmam gerektiğini söyledi. Gittiğimde kızımın beni şikâyet ettiğini öğrendim. Kızım Tekirdağ’da kuaför açacağını söyleyince ben karşı çıktım ama biletini alıp gitmiş. Buradan da Karaman’a gitmiş. Sonra bizi arayıp geri gelmek istediğini söyleyince para gönderdik. Annesine hatalarını yüzüne vurmayın yanlışını kendisini görüyor dedim. Bu kez de Diyarbakır’da Gece Yıldızı isimli pavyona gittiğini öğrendik. Kardeşini alıp Mersin’e gitmek isteyince ben de ‘Senin acını 6 yıldır çekiyorum, ikinci acıya katlanamam kendimi öldürürüm’ deyince bana ‘Sen bugün mü şerefli olsun’ diyerek küfür ve hakaretlerde bulundu. Kendimi kaybettim” dedi.

“FUHUŞ YAPIYORDU” İDDİASI
Sanığın eşi Meliha Koyun da, eşinden şikâyetçi olmadığını belirterek, “Eşim her zaman ona destek oldu. Ben kızınca düzelir diyordu. Eşim bir gün ne bana ne çocuklarıma şiddet uygulamamış, akşama kadar hamallık yapan bir insandır. Kızım 5 yıldır böyledir, alkol ve madde kullanıyordu. Süleyman ve Mehmet adlı adamlarla Diyarbakır’da evlerinde kaldı, Kızım bize garsonluk yapıyorum diyordu ama fuhuştan ve uyuşturucudan kaydı var. Küçük kızıma da okul okuyup ne yapacaksın boşver okulu ben gecede 4.000 lira kazanıyorum diyordu. Ne yaptıysak kendisiyle baş edemedik” diye konuştu.
MAHKEME TAHRİK VAR DEDİ
Mahkeme, alınan tanık ifadelerine göre İclal’in babasına hakaret ve küfür ettiği ifadelerinin sanığın ifadeleriyle uyumlu olduğu ve kızını konsomatris olmaktan vazgeçirmek için ikna etmeye uğraşırken kızının hakaretlerine maruz kalması nedeniyle savunmalarına itibar edilmesi gerektiğini belirtti.
20 YILA İNDİRİLDİ ÜYE HAKİM DAHA DA İNDİRİLMELİ DEDİ
Mahkeme, sanık babayı önce ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırdı, ardından cinayeti haksız tahrik altında işlediği gerekçesiyle 24 yıla indirdi.
Sanığın duruşmalardaki iyi hali ve pişmanlığı nedeniyle cezası 20 yıla düşürüldü.
Mahkemenin bir üyesi sanık hakkındaki tahrik indiriminin 24 yıldan değil, 20 yıldan başlanmak üzere daha fazla uygulanması gerektiği yönünde oy çokluğuyla alınan karara muhalefet şerhi yazdırdı.
]]>Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesi ile Aydeniz, Kayseri Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı. Furkan Aydeniz, burada yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.
Gözaltına alınan sürücü Mustafa Ö. ise adli kontrol tedbiri ile serbest bırakıldı. Hakkında ‘taksirle adam öldürme’ suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası istemiyle Kayseri 7’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

BİLİRKİŞİ RAPORU İDDİANAMEDE
İddianamede yer alan bilirkişi raporunda; ölen Aydeniz’in seyir yönüne göre sağ tarafından gelen otomobil geçişini beklemeden kavşağa girdiği, otomobil sürücüsünün seyir şeridini kapattığı, otomobile ilk geçiş hakkını vermediği için trafik kazasının meydana geldiğine vurgu yapılarak, “2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 84-h maddesine göre ‘Trafik kazalarında sürücüler kavşaklarda geçiş önceliğine uymama hallerinde asli kusurlu sayılırlar’ denildiğinden, ayrıca 5 yaşında trafikte bisiklet kullandığı, bu yaşta tamamen ebeveyninin kontrolünde olması gerektiği, kesinlikle trafikte bisiklet sürmemesi gerektiği anlaşıldığından; yine aynı trafik kanununun 37’nci maddesinde belirtilen ‘Bisiklet kullananların 11 yaşını bitirmiş olmaları zorunludur’ denildiğinden sürücülerin asli kusurlu sayılan trafik kurallarını ihlal ettiği belirtilmiştir” ifadelerine yer verildi.
Sürücü Mustafa Ö. yönünden verilen bilirkişi raporunda ise “Hız limitinin 50 kilometre olduğu yerleşim yerinde ve kontrolsüz 4 yönlü kavşağa yaklaşırken hızlı araç kullandığı, aracının hızını hiç azaltmadan kavşağa yaklaştığı, çarpışma öncesi ve sonrası durma noktasının 72,5 metre olduğu, hesaplaması yapılan bu durma mesafesinin 87 kilometre hıza tekamül ettiği, dolayısıyla aşırı hızda, dikkatsiz ve tedbirsiz olarak hızlı araç kullandığı anlaşıldığından 2918 Sayılı Kara Yolları Trafik Kanununun, 52/l-a ve b maddelerinde belirtilen ‘Sürücüler; kavşaklara yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken hızlarını azaltmak, hızlarını kullandıkları aracın görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak zorundadırlar’ gerekçesiyle trafik kurallarını ihlal ettiği belirlenmiştir” denildi.
5 AY FİRAR ETTİ İDDİASI
Oğlunun ölümüne neden olan sürücünün 5 ay firar ettiğini öne süren baba Osman Aydeniz, “Trafik kazası geri planda çok basit gözükse de acısı dinmeyen yaralar açıyor. Oğlum kaza yaptığında ablam beni aradı ve hastaneye götürüldüğünü söyledi. Hastaneye gittiğimde doktor, oğlumun beyninde 4 farklı hasar, akciğerde yırtık, omurilikte ve bacağında kırık olduğunu söyledi. Yoğun bakımdan çıkmasının çok zor olduğunu, çıksa dahi engelli bir çocuk olacağını söyledi. Oğlum, yoğun bakımdan maalesef çıkamadı. Polisler ifademizi aldılar, aşırı hız olduğunu, sürücünün emniyet şeridine girdiğini söyledik. Otopsi sırasında savcımız da sürücünün firari olduğunu, yakalandığında gereğinin yapılacağını söyledi ama bu kişi 5 ay firariydi. Birçok sabıkası olan elektronik kelepçesi olan kişi 5 ay firar etmişti” diye konuştu.

‘EVLADIMIN ACISI İLE UYUYAMIYORUM’
Soruşturmanın yeniden ele alınması gerektiğini de belirten baba Aydeniz, şunları söyledi:
“Çünkü, kaza tutanağı çok sığ. Şoför beyanına göre ele alınmış. Kamera görüntüleri olmasına rağmen bilirkişi grafikler çizerek, çocuğumu aniden aracın önüne geçmiş gibi göstererek oğlumu suçlu çıkarması sonrası soruşturma savcısı bilirkişi raporunu iptal etti. Ama, ne hikmetse bilirkişi raporu iptal edilmesine rağmen Adli Tıp Kurumu’ndan da aynı rapor geldi. Halk otobüsündeki araç içi kamerasından dahi oğlumun bisikletinin emniyet şeridinde olduğu gözüküyor.
Buna rağmen Adli Tıp Kurumu’ndan gelen raporda iptal olan bilirkişi raporunun kopyası niteliğinde geldi. Eşimi ve oğlumu asli kusurlu, sürücüyü de tali kusurlu olarak belirtti. Üzerine de bir oran belirtmemiş. Orada da bir muğlaklık var. Burada şaibeler olduğunu düşünüyorum. Bu eksikliklerin tamamen revize edilip, adaletin hakikati ile sağlanması için yeniden bu işin ele alınması gerekiyor.
Çünkü, geceleri ben evladımın acısı ile uyuyamıyorum. İlk 2 ay ilaçlarla uyumaya çalıştım. Acım belki bir nebze hafiflese de evladımın acısı yüreğimden gitmiyor. Uykularımdan sıçrayarak uyanıyorum. Allah hiç kimseye evlat acısı yaşatmasın. Hakikaten çok zor. Hukuki süreçteki zayıflık benim acımı iyice katlıyor. Sanki böyle bir olay yaşanmamış gibi kazaya sebebiyet veren kişinin de hayatını rahat bir şekilde idame ettirmesi bizi çok üzdü. Bir insan bir kedi ya da köpeğe çarpsa içi acır. Acıyı paylaşmak ister.”
“OĞLUM ARTIK YOK”
Oğlunun ölümüne neden olan kazayı cinayet olarak da nitelendiren baba Aydeniz, “5 yaşında dünyalar tatlısı, parklarda oyun oynayıp, bisiklete binip eğlenceli vakit geçirmesi gereken bir çocuğu ben toprağa verdim. Oğlum artık yok. Trafik kazalarında artık canlar yok olmasın. Ehliyet almak da bu kadar kolay olmasın. Ehliyetsiz araç kullanmak da bu kadar basit ve cezasız kalmasın. Bu resmen bir cinayet. Oğlumun da benim de hayallerini maalesef çaldılar” dedi.
]]>Gözaltına alınan 11 kişi arasında, daha önce dizi ve filmlerde oynayan bir oyuncu ile 17 yaşındaki ‘Zeus’ kod adlı hacker ve 5 yıldır firari olan 47 suçtan yakalama kararı bulunan şebeke lideri C.A.’nın da olduğu öğrenildi. Operasyona komandolar da destek verdi.
VİLLALARDA FAALİYET GÖSTERDİLER
İzmir İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat ve Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, siber suçlara yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında, bir şebekenin İzmir merkezli Aydın ve Balıkesir illerinde faaliyet gösterdiğini tespit etti. Lüks villalar kiralayarak kurdukları sistemler ile vatandaşları arayarak kendilerini avukat, hakim, savcı, banka görevlisi, polis ve asker gibi tanıtarak dolandırdıkları öğrenildi.

Birçok şikayeti değerlendiren jandarma ekipleri, iz sürerek şebekenin faaliyet gösterdiği İzmir, Aydın ve Balıkesir’deki adreslerini tespit etti. Teknik ve fiziki takip başlatan jandarma ekipleri, yapılan çalışmalar sonrasında eş zamanlı operasyon başlattı. Belirlenen adreslere eş zamanlı düzenlenen operasyonda komandolar da yer aldı. Operasyonlarda 11 şüpheli gözaltına alındı.
PİTBULL İÇİN OPERASYONA VETERİNER DE KATILDI
Operasyon kapsamında, Çeşme ilçesindeki lüks bir villada bulunan şüpheliler, koruma amaçlı bahçesinde yasaklı ırk olan ‘Pitbull’ cinsi iki köpeği beslediği öğrenildi. Jandarma ekipleri, önceden yapılan gözlemde bahçede bulunan köpeklerin tespit edilmesinin ardından operasyona veteriner getirerek iki köpeği de sakinleştirici ile etkisiz hale getirdiği bildirildi.
Operasyon kapsamında, şebeke lideri C.A. da jandarma ekipleri tarafından gözaltına alındı. Şebeke elebaşı C.A.’nın hakkında, 47 ayrı suçtan yakalama kararı olduğu ve 5 yıldır firari olduğu bildirildi. C.A.’nın üzerinde sahte avukat kimliği olduğu ortaya çıktı.
GÜNLÜK BEŞ MİLYON TL
Çeşitli yöntemler ile vatandaşlar dolandırarak günlük 5 milyon TL’ye yakın kazanç elde ettiği öğrenilen şebekenin içerisinde, eski dizi ve filmlerde oynayan bir kadın oyuncunun da olduğu ortaya çıktı. Ayrıca ‘Zeus’ kod adlı 17 yaşında bir hackerın bulunduğu belirtildi.
Zeus kod adlı çete üyesinin, dolandırılacak vatandaşların kimlik ve telefon numarası gibi bilgilerini yasa dışı yollarla elde ettiği belirlendi. Hackerın bilgisayarında ‘Dolandırılacak’ ve ‘Dolandırıldı’ isimli dosyalar oluşturduğu ve bu dosyalarda çok sayıda vatandaşın bilgileri yer aldığı öğrenildi.
OPERASYON DRONE KAMERASINDA
İzmir, Aydın ve Balıkesir’deki adreslere yapılan operasyon, drone ile görüntülendi. Şüphelilerin Çeşme ilçesindeki adresinde yapılan aramada, 23 dizüstü bilgisayar, 44 adet tuşlu telefon, 36 sim kart, 2 masaüstü bilgisayar, 1 ‘call center’ cihazı, 17 USB hafıza kartı, 15 uyuşturucu madde içiminde kullanılan malzeme, yaklaşık 20 gram metamfetamin, yaklaşık 35 gram kubar esrar, 1 hassas terazi ele geçirildi.
Operasyonda yakalanan hacker ve diğer 10 şüpheli sorgulanmak üzere İzmir İl Jandarma Komutanlığı’na götürüldü. Çok sayıda vatandaşı dolandırarak haksız kazanç elde eden 11 şüphelinin, işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edileceği öğrenildi.
]]>Mevcut başkan Dursun Özbek’in karşısındaki isim, Süheyl Batum. Türkiye’nin saygın hukukçularından biri olan Batum, seçim öncesi SÖZCÜ’nün sorularını yanıtladı.
– Neden aday oldunuz?
Önemli etkenlerden biri Florya arazisi. Sportif başarılar, belirli kaygıların arka planda kalmasını gerektiriyor. Riva’da çok büyük zarara uğradık. Mecidiyeköy’ün
ne durumda olduğunu da kimse bilmiyor. Başkana sorduk: “İhaleler nerede?Nerede projeyi yürütecek firma? Nerede şartname?” Florya’da 62 bin dönüm yerimiz var. 98 bin metrekare inşaat yapabiliyoruz. 110 bin metrekare olabileceği söyleniyor. Florya’da gayrimenkulün metrekaresi 13 bin dolardan satılıyor. İnşaat maliyetlerini çıkarınca buradaki kâr minimum 900 milyon dolar. Bazı arkadaşlarımız 300 milyon dolar ile 900 milyon dolar arasındaki farkı bilmiyor!
“KULÜBE VİZYONU AYSAL GETİRDİ”
– Bankalara borç nasıl kapanacak?
Bazı veriler gelirlerin çok arttığını gösteriyor ama Spotif A.Ş. hâlâ çok borçlu. Florya’yı satmadan karşılayabilecek birtakım imkânlarımız var mı yok mu, bunu bilebilecek bir durumda değiliz. Seçimi kazanırsak mali genel kurul yapıp durumu masaya yatıracağız. Galatasaraylı firmalar var. Versinler tekliflerini, açık şartnameler hazırlansın, hepimiz bilelim, paylaşsınlar. Dursun Özbek de yapmalı.
– Başkanların desteği ne kadar önemli?
Alp Yalman, Galatasaray’ı borçsuz bırakan tek başkan. 2 de şampiyonluk kazanmış. Erden Timur’u neden seviyoruz? Yaptıkları ortada. ‘Vizyon genişledi’ diyoruz. Peki bu vizyonu ilk genişleten kimdi? Ünal Aysal. Drogba’yı, Felipe Melo’yu, Muslera’yı, Sneijder’ı getirdi. İki şampiyonluk kazandı. Şimdi şöyle diyorlar: Dursun başkan şampiyonluk kazandı, siz kimsiniz?

“PFDK’DEKİLER SÖZDE HUKUKÇU”
– TFF ve hakemler için görüşünüz ne?
Bir başkan “Ben play-off’u getirdim” der. Nihat Özdemir “Galatasaray o karanlıkta kupa aldığı için affetmeyeceğim” diyor. Ne yapacaktık? Almasa mıydık? Ali Koç “Bize beşer, altışar, dokuzar maç ceza verecekti. Baskıyı kurdum, ceza veremedin” diyor. Ve o TFF çok mutlu. PFDK’deki sözde hukukçular çok mutlu. Erkan Engin diye biri var; orta hakemi çağırıp bilinçli şekilde hata yaptırıyor. Derbide Icardi’ye yapılan hareketi görmeyen hakem mi olur? VAR hakemi Mustafa İlker Coşkun bunu göremiyor.
“İŞİMİZ AKP-CHP KAVGASI DEĞİL”
Galatasaray’daki herkesin, üyelerin, başkanın, yöneticilerin farklı siyasal görüşü olabilir. Ama ben ve arkadaşlarım şuna inanıyoruz: Galatasaray’ın başkanı, Galatasaray’ın logosu ve bayrağı altında, herhangi bir siyasi partinin, aktörün lehine ‘Bizim için iyi olur’ diyemez. ‘Bunun yolunda iyi oluruz’ denilecek bir tek kişi vardır: Mustafa Kemal Atatürk. Bizim işimiz AKP-CHP kavgası değil.
“ALİ KOÇ BAŞARISIZLIĞINA BAKSIN”
“Galatasaray’ın başkanına, yardımcısına, kurucu başkanına ve camiasına, inanılması mümkün olmayan saldırılar yapıldı. Galatasaray’ın bu saldırılar karşısında pasif kaldığını düşünüyorum. Hiçbir kulübün başkan ya da yöneticisi, Ali Sami Yen hakkında küfürlü tezahürata el çırpma ile destek veremez. Ali Koç kendi başarısızlığına baksın! Köy kıraathanesinde misin? Böyle sportif rekabet olur mu?”

“ERGİN ATAMAN PANA’DAN AYRILIRSA…”
“Ünal (Aysal) Bey’in varlığı. Vizyoner insanlar var bizde. Ergin Ataman ile Ünal Bey’in vasıtasıyla iletişime geçildi. Fakat A Milli Takım ve Panathinaikos’ta. Kazanmamız durumunda basketbol takımının koçuydu. Tabii ki Panathinaikos ile yollarını ayırdığı takdirde. Galatasaray en çok tanınan Türk markası. Sarkozy’nin çocuğu Galatasaray formasıyla poz veriyorsa, bu; Galatasaray’ın küresel gücüdür. ‘Drogba’yı Okan Buruk’un yerine getirecekler” diyorlar. Öyle bir şey yok. Okan Buruk’tan çok memnunuz. Ama Drogba, yurtdışında bizi temsil etse kötü mü?”
“BARIŞ ALPER MBAPPE GİBİ”
“Barış Alper Yılmaz gibi, kendi değerlerimizi üretmeliyiz. Galatasaray o kadar güçlü bir mekanizma ki; istediğinde dışarıdan getirebilir. Parana göre. Mbappe’yi getiremezsin ama Mbappe’yi yaratırsın. Ki yarattı; Barış Alper şu an Mbappe gibi! Emre’den (Utkucan) çok mutluyum. Ama yanına bir şeyler de vereceksin.”
]]>
Ergün Tozkoparan
Elektronik sigaranın bir çeşidi
Genel olarak elektronik sigaralar iki türden oluşur. Bir tanesinde, kartuş içerisine konulan bir solüsyonda nikotin ve diğer aromatik maddeler bulunmaktadır. Bu solüsyon, elektronik sigaranın içerisindeki bir çeşit buharlaştırıcı mekanizmayla buhar haline gelir, buhar da ciğerlere çekilir. Bu buhar çekme cihazları puff olarak da adlandırılmaktadır. Kartuşlu olanların hepsi puff sigaralardır. Bir diğer elektronik sigara çeşidinde ise işlenmiş tütün yaklaşık 250-300 dereceye kadar ısıtılmaktadır ve ısıtılan tütünün dumanı ciğerlere çekilmektedir.

GÖRÜNTÜSÜNE, AROMASINA VE KOKUSUNA KANMAYIN!
Puff barlar; nikotin, tatlandırıcı ve birçok kimyasal içermektedir. Görüntüsüne, kokusuna, aromasına kanılmaması gerekir. Çünkü puff barlar, nikotin bağımlılığına başlama aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Şu anda Amerika’daki her 10 lise öğrencisinden biri elektronik sigara kullanmakta ve yarısı da daha önce hiç sigara içmemiş bireylerden oluşmaktadır. Bu öğrenciler, hiç normal sigara içmeden elektronik sigara aracılığıyla nikotin bağımlısı olmaktadır. Ülkemizde de puff sigaraların kullanımındaki artışa dikkat çekmek gereklidir ve bu yönde önlemler alınmalıdır.
HİÇBİRİ MASUM DEĞİL
Elektronik sigaralarda akciğerlere zararlı maddeler bulunur. Bunların zararsız olduğunu söylemek kesinlikle mümkün değildir. Nitekim Amerikan Sağlık Enstitüsü ve Amerikan Kanser Enstitüsü gibi kurumların yaptığı çalışmalarda elektronik sigaralarda çekilen buharın ya da dumanın içerisinde kanserojen madde olduğu kesin olarak gösterilmiştir. Bu nedenle kesinlikle kullanılmamalıdır.
ZARARLARI ZAMANLA ORTAYA ÇIKAR
Normal sigara tüm 1945’li yıllardan itibaren yaygınlaşmaya başladı. Akciğer kanseri ile olan ilişkisi ancak 60’lı yılların sonları ve 70’li yılların başlarında kesin olarak ortaya konabildi. Elektronik sigaralar 2016-2017 yılından sonra tüm dünyada yaygınlaşmaya başladı ve bunların uzun dönem etkileri şu anda bilinmiyor. Benzer şekilde uzun dönemde, belki bundan 15-20 yıl sonra elektronik sigaraların da bilemediğimiz birçok zararı ortaya çıkacaktır. Ayrıca elektronik sigara dumanlarında kurşun, arsenik, nikel gibi ağır metaller de bulunmaktadır. Bu ağır metallerin solunum yoluyla ciğerlere alınmasının uzun dönemde ne gibi etkiler yapacağı konusunda da herhangi bir araştırma bulunmamaktadır.
AİLELER FARK EDEMİYOR
Meyve aromalı ‘puff’ların ergenlerde ve gençlerde yaygınlaşmasının birçok nedeni var. Kartuş içindeki solüsyonların içine çok değişik ve ilgi çekici aromalar konulmaktadır. İçindeki aromalar cihazları daha keyif verici hale getirmektedir. Bu da gençler arasında ayrı bir cazibe unsurudur. Bunlar ağızda ya da giysilerde koku bırakmamaktadır. Dolayısıyla aileler tarafından fark edilmeleri oldukça zordur. Normal sigara içildiği zaman ağız kokusu yapması, giysiler üzerinde koku bırakması gibi nedenlerle kolay anlaşılır. Ancak ‘puff bar’ları fark etmek mümkün değil. Bu da dolaylı yoldan yaygınlaşmasını artırmaktadır. ‘Puff barlar’ın dolma kalem, flash bellek gibi çok değişik şekilde olanları mevcuttur. Görüntüsü, rengi, aroması ve kokusu gibi birçok farklı özelliğiyle diğer sigaralardan ayrılması nedeniyle zararsız oldukları kanısı ve algısının yaygınlaşması kontrol edilmesini zorlaştırmaktadır.
EVALI sendromu riskini artırıyor
Elektronik sigaranın hangi çeşidi olduğu fark etmeksizin, içimi sonrası bazı duyarlı bireylerde EVALI sendromu olarak adlandırılan bir akut solunum yetmezliği tablosu gelişmektedir. Hastalar genellikle yoğun bakım şartlarında takip edilmeyi gerektirecek derecede ciddi solunum yetmezliğine girmektedir. Erken saptanırsa tedavisi mümkündür. Ancak saptanmadığı takdirde hayati kayıp vakaları da bildirilmiştir. ABD’de 2020 yılında 200’den fazla EVALI sendromuna bağlı hayati kayıp vakası bildirilmiştir. Bu da elektronik sigaralarda olan ama normal sigarada olmayan akut hayatı tehdit eden bir istenmeyen durum olduğunu gösteriyor.
]]>İddianamede, sanığın olay günü Yunus Yılmaz’ın makam odasına girdikten sonra çantasından çıkardığı bıçakla hocasını kafasından yaraladığı belirtildi. Doktor raporu, tanık ve mağdur ifadeleri ile makam odasını gören koridordaki güvenlik kamera kayıtları bir bütün olarak incelendiğinde, sanık B.Y.’nin silahla kasten yaralama suçunun sabit olduğuna dikkat çekildi.
İDDİANAME HAZIRLANDI AMA ‘CEZA VERİLMESİN’ DENİLDİ
Olaydan sonra B.Y. hakkında alınan sağlık raporunda, sanığın ‘Sanrısal bozukluk’ rahatsızlığı bulunduğu için Yunus Yılmaz’a yönelik kasten yaralama suçunun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu eylemiyle ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinde azalma olduğuna vurgu yapıldı.
İddianamede, sanığın yargılamasının yapılarak cezalandırılması için hakkında yeterli şüpheyi oluşturacak nitelikte delil elde edilmiş ise de, alınan sağlık kurulu raporuna göre, akıl hastalığı bulunduğu için hakkında CMK’nın 223/3-a hükmü uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, TCK’nın 57. hükmü uyarınca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerinin uygulanarak tedavi altına alınmasına karar verilmesi istendi.

BASİT DEĞİL NİTELİKLİ YARALAMA
Asliye Ceza Mahkemesi’ne açılan dava ile ilgili mahkeme ise görevsizlik kararı verip dosyayı yargılama yapmaya yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme, suçun basit yaralama değil, nitelikli kasten yaralama kapsamında kalması nedeniyle dosyanın Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesi gerektiğine hükmetti.
BIÇAĞI ARKASINA GİZLEYİP ANİDEN SALDIRDI
Doç. Dr. Yunus Yılmaz ifadesinde, tanımadığı bir kişinin aniden makam odasının kapısını açarak içeri girdiğini belirterek, “Öğrenci olduğunu düşündüm. Kapıyı kapatmak istediğini söyledi, ben de açık kalmasını istedim. Kapıyı kapatarak masamın önündeki koltuğa oturdu. Bana genetik olarak psikolojik sorunları olduğunu söyledi. Ben de sakin olup problemini anlatmasını söyledim. Kim olduğunu öğrenmeye çalışıyordum. Ayağa kalkarak çantasından bir şey alıp arkasına sakladı. Benim olduğum tarafa geçmemesi için kendisini uyardım. Buna rağmen arkasına gizlediği bıçakla aniden saldırmaya başladı. Kendimi savunmaya çalıştım. Sürekli salladığı bıçak kafama isabet edince yaralandım. Bağrışma sesleri yükselince özel kalemdeki iki kadın personel içeri girdi. Ben de bana daha fazla zarar vermesin diye bileklerinden tutmuştum. Kendisini tanımıyorum” dedi.
BAĞIRIP KRİZE GİRİNCE İFADESİ ALINAMADI
Gözaltına alınan B.Y.’nin hayatın olağan akışına aykırı biçimde bağırması, krize girmesi nedeniyle sağlıklı ifade alma işlemi gerçekleşmediğinden psikiyatri servisine sevk edildiği için ifadesi alınamadı.
Özel kalemde çalışan E.B. ise, “İçeri girdiğimde kadın şahıs elindeki bıçakla defalarca Yunus Yılmaz’ın karın bölgesine doğru salladığını gördüm. Yılmaz’da kadını bileklerinden tutmuş kendini korumaya çalışıyordu. Ben kadını daha sonra dışarı çıkardım. Yunus hocanın kafasından kanlar akıyordu” dedi.
Ş.G. adlı personel de tanık olarak alınan ifadesinde, “Bağırma sesleriyle hocanın odasına girdiğimizde kafasından kanlar akıyordu. Kadının elindeki bıçakla hocayı karnından da bıçaklamaya çalışırken o da engel olmaya çalışıyordu. Kadın da hocaya bağırmaya devam ediyordu. Biz hemen ambulans çağırdık” dedi.
]]>“BU KİŞİ BEN DEĞİLİM TANIMIYORUM”
Tutuklanıp hakkında dava açılan tekniker Süleyman P. polis sorgusunda ele geçen 5 kişilik fotoğrafta kendisi olarak gösterilen 1 numaralı kişinin kendisi olmadığını iddia etti. Etkin pişmanlıktan da yararlanmak istemediğini ve dağ kadrosundaki teröristlerle ilgili teşhislerde bulunup bilgi vermek istemediğini belirten Süleyman P., “Şu anda Selahattin Eyyübi Devlet Hastanesinde Anestezi Teknikeri olarak çalışıyorum. Benim PKK ile ilgim yok, kod isim kullanmadım. Ele geçirilen fotoğrafta 1 numaralı kişi ben değilim. Çünkü örgüte katılmadım. Görüştüğüm üst düzey örgüt mensubu yoktur. Fotoğrafta görülen 5 kişiyi de tanımam. Kim olduklarını bilmiyorum. 5 yıldır devlet memuru olarak çalışıyorum. Diyarbakır’a atandıktan sonra ikiz bebeklerim olduğu için vaktimin büyük bölümü evde eşimle çocuk bakmakla geçiyor. Benim hakkımda dağa gittiğim yönündeki ihbarlar benim itibarımı zedeliyor, suçsuzum” dedi.
BENİM AMA DİĞERLERİNİ TANIMIYORUM
Savcılığa sevk edilen Süleyman P. ifadesini değiştirdi. Bu kez de, “Polis sorgusunda fotoğraftaki kişinin ben olmadığımı söyledim, ancak 1 numaralı kişin benim. İstanbul’da üniversite okurken ailemle irtibatımı kopardım. Dağa çıkmaya karar verdim. 1 ay ideolojik ve psikolojik eğitim aldım. Sonra yanlarından ayrıldım. Tekrar üniversiteye devam ettim ve KPSS’ye hazırlandım. Ardından Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 3 yıl devlet memurluğu yaptım. Ardından eşimle evlendik ve eş durumundan tayinim Diyarbakır’daki Selahaddin Eyyübi Devlet Hastanesine anestezi teknikeri olarak çıktı. Eşimde öğretmenlik yapmaktadır. Fotoğraftaki 1 numaralı kişi benim ancak Mustafa Daşdemir, Serhat Erdoğan, Yusuf İpek ve Ayten Demir olduğu belirtilen bu kişileri tanımıyorum. Telefonumun şifresini de vermek istemiyorum. Suçu anlattığım şekliyle kabul ediyorum, pişman mısınız sorunuza da cevap vermek istemiyorum, etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum” dedi. Sanığın kullandığı telefon hattının geriye dönük HTS kayıtları incelendiğinde baz bilgilerinin Hakkari’nin Çukurca İlçesi Çığlı Köyünden alındığı belirlendi.

Ağır Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıkan sanık savunmasında, “İlk kez böyle bir şey başıma geldi. Bu fotoğrafı çektirdiğimi dahi hatırlamıyorum. Hatta fotoğrafı bile kendime benzetemedim. Ben devlet memuruyum. Anlamsız bir fotoğraf yüzünden aylardır tutukluyum. Hem ben hem eşim devlet memurudur. İçinde bulunduğum durum beni ve ailemi olumsuz etkilemektedir. Gezi amaçlı Hakkâri’ye gitmiştik. Sınırın Irak tarafında festival olduğu söylendi. Biz de geçiş yaptık, sonra da geri geldik. Orada silahlı kişiler vardı. Dönüş yolunda üzerime çamur bulaşınca o bölgenin yerel kıyafetlerini giymek zorunda kaldım. Silahlı kişiler fotoğraf çekiniyordu, benim de katılmamı isteyince birlikte fotoğraf çekindik, sonra ben tedirgin olup oradan kaçtım. Uzun süre travma yaşadım. İstanbul’a gidip okuluma devam ettim. Oku bittikten sonra Diyarbakır’a dönüp KPSS’ye hazırlandım. Daha sonra atandım ve mesleğimi icra etmeye başladım. İkiz çocuklarım vardır. Bu olanları unutmak istiyorum” dedi.
PİŞMANLIK TALEBİ OLMADIĞI HALDE 1 YIL CEZA İLE KURTULDU
Mahkeme, etkin pişmanlık talebinde bulunmayan, cep telefonunun şifresini polis ve savcılıkla paylaşmayan ve fotoğraf karesinde kendisi dahil olmak üzere bu kişileri tanımadığını, ardından kendi dışındaki tanımadığını belirtmiş olmasına rağmen sanığın etkin pişmanlıktan yararlandırılmasına karar verdi. Mahkeme, sanığın terör örgütü üyesi olduğu yönünde kuşku bulunmadığını, ancak kendi isteğiyle örgütten ayrıldığı, örgütün yapısı ve faaliyetleriyle ilgili samimi bilgiler verdiğini, bu bilgilerin tutarlı ve dosya ile uyumlu olduğu, suçun aydınlatılmasına katkıda bulunarak gizlediği bir husus tespit edilemediğine dikkat çekti. Mahkeme, sanığı terör örgütü üyesi olmaktan 7,5 yıl hapisle cezalandırdı, ardından cezayı etkin pişmanlık hükümleri kapsamında 1 yıl 6 ay 22 güne indirip cezayı 5 yıl süreyle erteledikten sonra hükmen tahliyesine oy birliğiyle karar verdi.
]]>TİP’liler ile Atalay’ın annesi Şükran Atalay, Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, Atalay’ın meslektaşları ve arkadaşları, Can Atalay’ın milletvekili seçilmesinin birinci yılında İstanbul Adalet Sarayı önünde bir araya geldi.
“CAN’IN MİLLETVEKİLLİĞİNİN ELİNDEN ALINMASININ 1. YIL DÖNÜMÜ”
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:
* “Tam bir yıl önce bugün Türkiye’de bir genel seçim yapıldı. Genel seçimler yurttaşın kendisini temsil edeceği milletvekillerini seçtirme iddiasıyla hayata geçiriliyor fakat Türkiye’deki, açık konuşalım, Saray iktidarı ‘Ancak ben izin verirsem yurttaş seçme ve seçilme hakkını kullanabilir’ diyor. Benim izin vermediğim, benim onaylamadığım herhangi bir tercihin hayata geçme şansı yoktur iddiasıyla zaten tümüyle siyasi bir dava olan, zaten tümüyle hukuksuz bir dava olan, zaten hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutulan arkadaşlarımızdan birisi olan seçilmiş Hatay Milletvekilimiz Can Atalay’ın da esaretini katmerleyerek, onun hukuksuz cezaevinde tutulmasının üstüne bir de yasaları, Anayasa’yı, Anayasa Mahkemesi kararlarını defalarca kez tekrar tekrar ayaklar altına alarak, onu esir tutmaya devam edişinin birinci yıl dönümü.
* Haksız, hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutulmaya devam eden bir milletvekili Can Atalay meselesidir ama kesinlikle ve kesinlikle sadece Can Atalay’dan ibaret bir mesele değildir. Can’la beraber haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe maruz bırakılan bir bütün olarak Gezi direnişidir. Can’la birlikte Soma’da sadece ve sadece patronlar daha fazla kar etsinler diye iktidar desteğiyle katledilen 301 madenciye uygulanan adaletsizliğe, onların çocuklarının ailelerinin yakınlarının sesi olmak için buradayız.
* Ülkenin dört bir yanında bu iktidarın yarattığı iklim nedeniyle, bu iktidarın verdiği cesaret nedeniyle kadınları katlettikten sonra hayatlarına devam eden katillerin yargılanabilmesi için buradayız. Bin haftadır evlatlarını arayan Cumartesi Anneleri’nin sesini yükseltmek için buradayız. Bu ülkede onlarca anne, baba, eş, sevgili, kardeş evladını, kardeşini katleden iktidar yandaşı olduğunda sokaklarda özgürce gezmeye devam etmesin diye mücadele eden, adalet arayan aileler diye bir gerçek ortaya çıktı. AKP döneminde ortaya çıktı. Adında adalet olan bu parti Türkiye’de adaleti katlederek var oluyor.”
“KENDİNİZE LAZIM OLMADAN DEMOKRASİ VE ADALET İÇİN BİR ŞEYLER YAPIN”
Can Atalay’ın annesi Şükran Atalay, “Bütün annelere sesleniyorum. Bütün anneler iyi yüreklidir. Evlatları için iyi şeyler isterler. Onlara şöyle demek istiyorum, kendinize adalet, demokrasi lazım olmadan demokrasi ve adalet için bir şeyler yapın. Kime ne gün geleceği belli değil. Hepiniz örgütlenin” diye konuştu.
“AVUKATIMIZI BİZE VERİN”
Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan da “Hatay Milletvekili Can Atalay, Ahmet Atakan’ın da aynı zamanda avukatıydı. Bugün Ahmet Atakan’ın bir dosyası yokken Can Atalay içeride. Ben Adalet Bakanı’na şunu soracağım, bizi ikna etsin. Can’ı niye tutuyorsun orada? Bizim artık sabrımız tükendi. Biz avukatımızı istiyoruz. Biz milletvekilimizi istiyoruz. Biz içerideki yoldaşlarımızı istiyoruz, yeter artık. Bu işkence bu zulüm bitsin. Biz artık dayanamıyoruz, gerçekten artık dayanamıyoruz” diye konuştu.
“HALK KAZANACAK, ADALET KAZANACAK”
TİP İstanbul İl Sözcüsü Melis Akyürek de yaptığı basın açıklamasında şunları söyledi:
* “Anayasa’ya ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen, Hatay’ın seçilmiş milletvekili olmasına rağmen tam bir yıldır hukuksuzca cezaevinde tutulan Can Atalay için adalet istiyoruz. 10 yıl önce Soma’da katledilen madenciler için, onların avukatı Can Atalay için adalet istiyoruz. Depremde katledilen, evsiz yurtsuz kalanlar için adalet istiyoruz. 1 Mayıs meydanı Taksim’in işçilere kapatılmasını kabul etmeyen ve bu nedenle tutuklanan dostlarımız için adalet istiyoruz. İktidara meydan okuduğu için cezaevlerinde tutulan siyasetçiler, Gezi tutsakları, Gezi aileleri, tutuklu gazeteciler, avukatlar için adalet istiyoruz.
* Tam bin haftadır kayıp ve katledilen yakınları için mücadele eden Cumartesi Anneleri için adalet istiyoruz. Sürekli kemer sıkması istenen, her geçen gün daha da yoksullaşan emekçiler, emekliler için adalet istiyoruz. Katledilen kadınlar, geleceksiz bırakılan, tarikatların insafına terk edilen gençler için adalet istiyoruz. Özgürlüklerimiz ve haklarımız pazarlık konusu değil. Hayatımız pazarlık konusu değil. Bir yandan vekillerimizi, siyasetçileri, emekçileri, Taksim’i savunanları tutsak edip diğer yandan halkı yoksullaştıranlarla uzlaşmayacağız. Hayatı bize zindan edenlerle aynı gemide değiliz. Temel haklarımızdan, adaletten, çocuklarımızın ekmek parasından, eğitiminden tasarruf etmeyeceğiz. Ülkeyi koca bir cezaevine çevirenlere hep birlikte meydan okumak için bir kez daha bir aradayız.
* Mesele, yalnız bir kişinin, bir grubun, bir topluluğun, bir partinin, bir partiye oy verenlerin meselesi değil. Adalete susamış, hakları elinden alınmış, özgürlüklerine kastedilmiş kim varsa yanındayız. Adalet ve özgürlük isteyenler için bir oluruz, beraber oluruz ve kimseyi yalnız bırakmayız. Gezi’de nasıl bir olduysak, öyle birleşir mücadele ederiz. 4 Mayıs seçimlerinin üzerinden bir yıl geçti. Seçilmiş bir milletvekili bir yıldır tutsak ediliyor. Bu bir yılda yoksulluğumuz arttı, ekmeğimiz, eğitimimiz, sağlığımız, özgürlüğümüz azaldı. Halk, iktidara yanıtını yerel seçimlerde verdi. Bu iktidar artık bir azınlık iktidarıdır.
* Bir azınlığın halkın haklarını gasp etmesine izin vermeyeceğiz. Adalet istiyoruz ve kazanacağız. Bir bir kazanacağız. Can Atalay başta olmak üzere Gezi tutsaklarını, cezaevlerindeki siyasetçileri, devrimcileri çıkaracağız. Soma, Ermenek, Aladağ, Çorlu için adaleti sağlayacağız. Emekçiler, emekliler, gençler, kadınlar için yan yana duracağız. Halk kazanacak, adalet kazanacak.”
]]>“HALK SAĞLIĞI TEHDİT ALTINDA”
İstanbul Eczacı Odası Başkanı Şeker Pınar Özcan yaptığı açıklamada şunları kaydetti:
* “1956 yılından beri var olan örgütlü yapımızla biz eczacılar, ülkemizin her ili, mahallesi ve köyünde hem mesleğimizin hem de halk sağlığının yararına hizmet veriyoruz. Bizler halkımızın eczacılarıyız. Pandemi gibi, deprem gibi olağanüstü dönemlerde biz eczacılar, halkımızın hep yanında olduk. Tarihe not düşelim, biz eczacılık hizmetini iyi yapıyoruz ve sadece eczacılık yapmak istiyoruz. Bugün burada iktidarı da muhalefeti de uyarıyoruz. Halk sağlığı tehdit altındadır çünkü bugün Türkiye’de bilim insanı yetiştirmek yerine apartmandan bozma üniversiteler açarak yeni mezun işsizler ordusu yaratılmaktadır.”
“9 BİN 500 ECZACI İŞSİZ”
Sağlık Bakanlığı’nın ‘Sağlıkta İnsan Kaynakları 2023 Raporu’na göre olması gerekenden 9 bin 500 fazla eczacı olduğunu kaydeden Özcan, şöyle devam etti:
* “Türk Eczacıları Birliği kayıtlarına göre de Türkiye’de bugün 9 bin 500 eczacı işsizdir ve buna önümüzdeki dönem, önümüzdeki ay mezun olacak 4 bin 500 eczacı dahil değildir. 20 yıl önce 8 olan eczacılık fakültesi bugün 62’dir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre, eğitim ve sağlık temel insan hakları olarak tanımlanmış ve devlet tarafından karşılanmak zorundadır. Buna rağmen bugün ülkemizde eğitim ve sağlık maalesef ticaretin konusu olmuştur. Eğitim ve sağlık ciddi bir iştir. Bir ülkenin geleceğidir. Ancak halkımızın sağlığı ve gençlerimizin geleceği maalesef ekonomiye, siyasete, ranta kurban gitmektedir. Artık bu aymazlıktan acilen vazgeçilmelidir.”
“ECZACILIK FAKÜLTESİ AÇILMASINA SON VERİLMELİ”
Sağlık Bakanlığı’na ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na seslenen Özcan, “Sağlıklı bir eczacılık eğitimi için artık eczacılık fakültesi açılmasına son verilmelidir. Eczacılık fakültesi kontenjanları yüzde 50 oranında düşürülmelidir. YKS sıralama barajı 60 bine çekilmelidir. Mevcut ve öğrenci alımına başlamamış eczacılık fakülteleri AR-GE merkezlerine veya akademisyen yetiştiren kurumlara dönüştürülmelidir. Yeni mezun eczacılarımız için kamuda kadro açılmalı, ilaç sanayinde eczacı kadrosu getirilmeli ve eczacılıkta uzmanlık alanları genişletilmelidir” diye konuştu.
“TALEPLERİMİZE MECLİSTE SAHİP ÇIKIN”
Özcan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki eczacı vekillere de şöyle seslendi:
* “Sağlık zincirinin vazgeçilmez halkası olan mesleğimiz, genç meslektaşlarımız fakülte enflasyonu nedeniyle gelecek endişesi içindeler. Eğitim politikası bir halk sağlığı sorunu haline geldi. Mesleğimizin ve genç meslektaşlarımızın geleceği için taleplerimize mecliste sahip çıkın. Bu plansızlık ve kaos biliyoruz ki sadece bizim mesleğimizin sorunu da değil. Tıp, diş hekimliği ve hukuk başta olmak üzere tüm mesleklerde de benzer sorunlar yaşanıyor. Bu vesileyle ilgili tüm meslek örgütlerini de bu liyakatsizliğe, bu plansızlığa fakülte enflasyonuna karşı ses yükseltmeye ve hep birlikte mücadeleye davet ediyoruz. Bizler sonuç alınıncaya dek her türlü demokratik eylemi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”
]]>Türkiye’de gayrimenkulde fiyat artışı enflasyonun altında kalırken zenginler yurt dışına yöneliyor ve ülkeden döviz çıkışına neden oluyor.
Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, yurt içi yerleşiklerin yurt dışı gayrimenkul yatırımları 2024 yılı Mart ayında 298 milyon dolarla aylık bazda rekor kırdı.
İlk üç aylık dönemler için, pandemi öncesinde 2019’da 74 milyon dolar, 2020’de 99 milyon dolar, 2021’de 126 milyon dolar, 2022’de 97 milyon dolar, 2023’te 368 milyon dolar olan yurt dışı gayrimenkul yatırımları, 2024’te yüzde 62’lik artışla 597 milyon dolara yükseldi.
BİR YILDA 2,3 MİLYAR DOLARI AŞTI
Türklerin yurt dışı gayrimenkul alımları Nisan 2023-Mart 2024 dönemindeki son 12 ayda da 2 milyar 315 milyon dolara ulaştı.
Yurt dışı gayrimenkul yatırımları, 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 163,7’lik artışla 2 milyar 86 milyon dolar ile rekor kırmıştı.
Türklerin yurt dışı gayrimenkul yatırımı 2020’de 282 milyon dolar, 2021’de 526 milyon dolar, 2022’de 791 milyon dolar olmuştu.
Türklerin yurt dışı gayrimenkul yatırımlarının ülkelere göre dağılımı TCMB verilerinde yer almıyor ancak Türklerin genel yurt dışı doğrudan yatırımlarının ülke kırılımına ulaşmak mümkün.
Gayrimenkul yatırımı artarken, Yunanistan’a 2021’de 21 milyon dolar, 2022’de 52 milyon dolar olan Türklerin doğrudan yatırımının 2023’te 203 milyon dolara yükselerek dörde katlanmıştı.
Yunanistan gibi Türklerin gayrimenkul alımı yoluyla altın vize başvurularında öne çıkan Portekiz’de de söz konusu doğrudan yatırım rakamının 2022’de 13 milyon dolarken 2023’te 159 milyon dolara yükselmesi dikkat çekmişti.
Türklerin doğrudan yatırımlarında 2022’den 2023’e İtalya 26 milyon dolardan 112 milyon dolara, İspanya 39 milyon dolardan 89 milyon dolara, İngiltere 211 milyon dolardan 513 milyon dolara yükselmişti.
YABANCILARA KONUT SATIŞI AZALDI
TÜİK verilerine göre, yabancılara yapılan konut satışları 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 48,1 azalarak 35 bin 5 olmuştu. Bu rakam, 2017 sonrasındaki altı yılın en düşüğü olarak kayıtlara geçmişti.
2022’de yüzde 4,5 olan toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı, 2023’te yüzde 2,9’a gerilemişti.
2022’de 6 milyar 273 milyon dolarla rekor kıran gayrimenkul kaleminde net yabancı girişi, 2023’te yüzde 43,3’lük düşüşle 3 milyar 560 milyon dolara gerilemişti.
Yabancılara yapılan konut satışları 2024’ün Ocak-Mart döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 48,0 azalarak 5 bin 685 oldu.
Yabancıların Türkiye’de net gayrimenkul yatırımı da 2024’ün ilk çeyreğinde geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 41,9 düşüşle milyon dolara geriledi.
Vatandaşlık için gayrimenkul alımlarında gerekli olan fiyat, Eylül 2018’den itibaren 1 milyon dolardan 250 bine düşürülmüş, gelen tepkilerin üzerine 13 Haziran 2022’de 400 bin dolara çıkarılmıştı.
16 Ekim 2023 tarihinden itibaren ise yabancıların ikamet izni alabilmek için alacakları taşınmazlarda 75 bin dolar olan alt sınır 200 bin dolara çıkarılmıştı.
Uzmanlar, Türkiye’de dolar bazında fiyatların çok yükselmesi, deprem riski, vatandaşlık ve ikamet izni için gerekli limitlerin yükseltilmesi gibi gerekçelerle yabancıların konut alımında düşüş olduğuna işaret ediyor.
]]>Milli takımın bu sezonki ilk maçına çıkacağı Antalya Spor Salonu’ndaki mücadele saat 20.00’de başlayacak.
Geçen yıl VNL’de ilk kez şampiyon olarak adını tarihe yazdıran “Filenin Sultanları”, oynadığı 15 karşılaşmada sadece 3 yenilgi almıştı.
Organizasyonda karşılaştığı Japonya’ya 3-2 kaybeden milli takım, 2024 Paris Olimpiyat Oyunları Elemeleri’nde ise rakibini 3-1 yenmeyi başarmıştı.
ÜST ÜSTE 22 GALİBİYET
Resmi karşılaşmalardaki son yenilgisini 28 Haziran 2023’te Bangkok’taki ligin üçüncü haftasının ilk maçında Japonya’ya karşı 3-2’lik skorla yaşayan A Milli Kadın Voleybol Takımı, o müsabakanın ardından VNL, CEV Avrupa Şampiyonası ve 2024 Paris Olimpiyat Oyunları Elemeleri’nde oynadığı 22 maçta yenilgi yüzü görmedi. Mili takım, ilklerin yılı 2023’te üç kupa kazanmıştı.
Milli takımın sırasıyla kazandığı organizasyondaki maçları şu şekilde:
FIVB Milletler Ligi: Tayland, Brezilya, Hırvatistan (Grup) İtalya (Çeyrek final), ABD (Yarı final), Çin (Final)
CEV Avrupa Şampiyonası: İsveç, Azerbaycan, Çekya, Yunanistan ve Almanya (Grup), Belçika (Son 16 turu), Polonya (Çeyrek final), İtalya (Yarı final), Sırbistan (Final)
2024 Paris Olimpiyat Oyunları Elemeleri: Porto Riko, Bulgaristan, Peru, Arjantin, Brezilya, Japonya, Belçika
SANTRAELLİ’NİN YENİ HEDEFİ ARKA ARKAYA ŞAMPİYONLUK
A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın başına geçtiği 27 Aralık 2022’de duyurulan İtalyan başantrenör Daniele Santarelli, “Filenin Sultanları”nın başında çıktığı ilk organizasyon olan VNL’de şampiyon oldu.
Daha sonra milli takımla ilk defa Avrupa şampiyonluğu yaşayan İtalyan başantrenör, 2024 Paris Olimpiyat Oyunları Elemeleri’nde de millileri şampiyonluğa taşıdı. Milli takım, ayrıca bu başarıyla olimpiyatlara katılma hakkı elde etti.
Milli takım, Santarelli yönetiminde çıktığı 31 maçta 28 galibiyet aldı. Galibiyet serisini devam ettirmek isteyen Santarelli, bu yılın ilk turnuvasında yeniden ipi göğüsleyerek arka arkaya şampiyon olmayı hedefliyor.
KAPTAN EDA ERDEM DÜNDAR SAKATLIĞI NEDENİYLE YOK
VNL’nin ilk haftasında mücadele edecek A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın kadrosu da belli oldu. Kaptan Eda Erdem Dündar, sakatlığı nedeniyle Antalya etabında mücadele edemeyecek.
Milli takımın kadrosunda şu oyuncular yer alıyor:
Pasörler: Cansu Özbay, Elif Şahin
Pasör çaprazları: Melissa Vargas
Smaçörler: Hande Baladın, Ebrar Karakurt, İlkin Aydın, Derya Cebecioğlu, Tuğba İvegin
Orta oyuncular: Zehra Güneş, Aslı Kalaç, Beyza Arıcı
Liberolar: Simge Aköz, Gizem Örge, Ayça Aykaç Altıntaş
İLK HAFTA PROGRAMI
“Filenin Sultanları”, ligin ilk haftasında 14-19 Mayıs’ta Antalya’da, ikinci haftasında 28 Mayıs-2 Haziran’da ABD’de, üçüncü haftasında da 11-16 Haziran’da Çin’de mücadele edecek.
16 takımın mücadele edeceği VNL’de üç hafta sonunda puan cetvelinde ilk 8 sırada yer alan takımlar, finallerde mücadele etme hakkı kazanacak.
A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın VNL’nin ilk haftasında yapacağı maçların programı şöyle:
Yarın:
20.00 Japonya-Türkiye
16 Mayıs Perşembe:
20.00 Hollanda-Türkiye
18 Mayıs Cumartesi:
20.00 İtalya-Türkiye
19 Mayıs Pazar:
20.00 Fransa-Türkiye
]]>Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan tutuklu sanık B.K. olay günü uyuşturucu temini için tutuklu sanık G.H.A’nın evine gittiğini, evden çıktıkları sırada polislerin eve operasyon düzenlediğini belirtti.
“KOKAİN KARŞILIĞI ESRAR”
Evde ele geçirilen uyuşturucuyu G.H.A’dan aldığını belirten sanık, diğer sanıklardan S.S’nin olayın içinde olup olmadığını bilmediğini, G.H.A’nın olmadığı zamanlarda Ö.Ö’nün evinden uyuşturucu madde aldığını iddia eden B.K. “2022-2023 yıllarında G.H.A. ve Ö.Ö’ye gönderdiğim paralar uyuşturucu karşılığında gönderilen paralardır. Bitcoinden kazanç sağlamak için alınan paralar değildir. Uyuşturucu madde kullanıyorum. G.H.A’dan aldığım uyuşturucuyu K.G’ye veriyordum. K.G’de parayı bana veriyor, ben de G.H.A’ya veriyordum. G.H.A. ile K.G. arasında kokain karşılığında esrar alışverişi oluyordu. Adli emanette kaybolan 6 kilo kokain hakkında bilgim yok.” dedi.
“BAZEN DEPONUN KAPISI AÇIK BIRAKILIYORDU”
Sanık G.H.A. ise iddianamede isimleri geçen K.G, E.B. ve S.Ç’yi tanımadığını, ilk defa duruşma salonunda gördüğünü savundu.
Olay günü, B.K. ile kendi evine gittiğini, evde üstünü değiştirdiği sırada B.K’nin uyuşturucuları mutfak terazisinde tartarken gördüğünü iddia eden G.H.A, “Polisler kapıyı açarak eve girdi. Üzerimde, evimin içerisinde ve bahçede arama yaptılar ama uyuşturucu çıkmadı. Sonra polisler B.K’yi bir odaya götürdü. Zannediyorum B.K’yi darbettiler. Odadan çıktıklarında B.K’nin gözünde darp izi vardı. Polis uyuşturucuyu kimden temin ettiğini sorduğunda beni işaret edip gösterdi ve ‘Bundan aldım.’ dedi. Polislerin aramasında evden hiç para çıkmadı. Ancak kullanmak amacıyla aldığım esrar maddesini polise teslim ettim. Sonra tutuklandım.” diye konuştu.
B.K. ile yazışmalarının kozmetik ürünleri üzerine olduğunu ve onun banka hesabından gelen paralar kozmetik ürünleriyle ilgili olduğunu iddia eden G.H.A. B.K. ve E.Y. ile ticaret yaptıkları savundu.
G.H.A, Kovid-19 salgını çıktığında cins kedi yetiştiriciliği ve kozmetik ürün ticareti yaptığını, kazandığı paraları bitcoin olarak değerlendirmesi için B.K’ye verdiğini öne sürerek, “B.K’nin ilk etapta polislerin yönlendirmesiyle, sonra ise etkin pişmanlıktan yararlanmak için uyuşturucu satışı yaptığımızı söylediğini düşünüyorum” diye konuştu.
Antalya Adliyesi emanetinden çalınan 6 kilogram uyuşturucu ile alakasının olmadığını savunan G.H.A. kamera kayıtlarında ve bilirkişi raporunda bunun görüleceğini savundu.
G.H.A. uyuşturucu madde kullandığını ve sanıklardan S.S’nin de imam nikahlı eşi olduğunu iddia ederek, “Düğün hazırlığı yaptığım S.S. kardeşinden borç aldı, kredi çekti. Bu paraları toplayıp B.K’ye bitcoinde değerlendirmesi için verdim. Örgütle alakalı hiçbir şeyi kabul etmiyorum.
Emanetin anahtarı sorumludadır. Depoya herkes kapıyı çaldığında girebiliyor. Bazen deponun kapısı havalansın diye açık bırakılıyordu.” dedi.
SAFLIK DERECESİ FARKLI İDDİASI
G.H.A’nın avukatları ise sanığın evinde uyuşturucuyla yakalanan B.K’nin üzerinde uyuşturucu maddenin saflık oranının yüzde 76 , Antalya Adliyesi emanetinden eksik çıkan 6 kilo uyuşturucunun saflık oranının ise yüzde 52 olduğunu, bunun da evde ele geçirilen uyuşturucu maddenin adli emanetten çalınan uyuşturucu madde ile alakasının olmadığını kanıtı olduğunu savundular.
Emanet memuru sanık Ö.Ö ise B.K’nin kendisinden uyuşturucu temin ettiği yönündeki ifadesinin doğru olmadığını, “Suçtan kurtulmaya yönelik böyle ifade vermiştir. Bu beyanlara dayanarak duyuma dayalı ifadelerle dava açılmıştır. Emanette kaybolan uyuşturucu ile alakam yoktur.” dedi.
G.H.A. tutuklandıktan sonra adli emanette yapılan sayımda bulunduğunu aktaran Ö.Ö, “Sabah erkenden gittim. Her yer kargaşa halindeydi. İlk sayımda herhangi bir eksik yoktu. Kendi aralarında ‘tekrar sayalım’ dediler. Önce bir çuvalda yırtık olduğunu tespit ettiler. Bunu savcıya anlattım. Uyuşturucunun olduğu bölüme sayım günü hiç girmedim. Daha önce de görevliyle girmiştim. Tek başıma yetki olmadan girmedim.” diye konuştu.
Zabıt katibi sanık S.S. de adli emanetin uyuşturucu muhafaza edilen bölümüne hiç girmediğini savunarak, “Zimmetle ilgili ifadem alınmadı. Uyuşturucu ticaretine yönelik beyanlarım alındı. Suçlamaları reddediyorum.” dedi.
Tutuksuz sanıkların ve tanıkların dinlenmesinin ardından, mahkeme heyeti tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi.
OLAY
Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerinin, sanıklar G.H.A. ve B.K’nin üniversite öğrencilerine uyuşturucu satışı yaptıkları bilgisine ulaşması üzerine Ahatlı Mahallesi’ndeki bir eve 28 Nisan 2023’te operasyon düzenlenmişti.
Operasyonda B.K’nin üzerinde 117 gram uyuşturucu ele geçirilirken, evde yapılan aramada ise 10 gram esrar ve hassas terazi bulunmuştu.
Sanıklar çıkarıldıkları sulh ceza hakimliğince tutuklanırken, sanık B.K’nin uyuşturucuları zabıt katibi G.H.A’dan adlığını itiraf etmesinin ardından 30 Nisan 2023’te adliye emanet deposunda yapılan sayımda 6 kilogram uyuşturucunun eksik olduğu tespit edilmişti.
Yapılan operasyonlar sonucunda gözaltına alınan 9 kişi hakkında hazırlanan iddianamede, tutuklu sanıklardan G.H.A’nin “nitelikli zimmet”, “suç örgütü kurup, yönetmek” ve “uyuşturucu madde satma”, Ö.Ö. ve S.S’nin ise “nitelikli zimmet”, “suç örgütü üyeliği” ile “uyuşturucu madde satma” suçundan, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak için yeniden ifade veren tutuklu sanıklar B.K, K.G. ile tutuksuz sanıklar E.Y’nin “uyuşturucu madde satma” ve “suç örgütü üyeliği”nden, E.B, S.Ç. ve T.P’nin de “uyuşturucu madde satma” suçundan cezalandırılmaları talep edilmişti.
]]>Bora Yalçın, kooperatiften ev sahibi olabilmek için 2015 ve 2016 yıllarında inşaat firmasına peşinat ve taksitleriyle birlikte toplam 460 bin lira ödeme yaptı. Noterden evinin tapusunu almasına rağmen, inşaat şirketi ile yaptığı sözleşmedeki 2 yıllık süre boyunca inşaatta ilerleme kaydedilmediğini fark eden Yalçın, durumu yargıya taşıdı. Yalçın, süreçteki zararı ve sözleşmede taahhüt edilen kira yatırma şartı nedeniyle Ankara 14’üncü Tüketici Mahkemesi’nde açılan ‘müspet zarar’ davasında 578 bin lira tazminat kazandı.
Yalçın, kooperatif projesinin akıllı daireler ve rezidansı içeren büyük bir lansman ile duyurulduğunu belirterek, “Bize de iyi bir vakıftan mesaj olarak geldi. Biz bu şekilde geldik. Topraktan daire almak adına bu projeye girdik. Önce bir peşinat ödedik, peyderpey ödemeye başladık. Hızlı bir şekilde bütün borcumu bitirip ben ilk 1-1,5 yıl içerisinde bütün borcu bitirip tapuyu almayı tercih ettim” dedi.
SÖZ VERİLEN TARİHTE BİTMEDİ
“Devlet tapusunun elimizde daha güçlü bir referans olarak kalması amacıyla bunu yaptık” diyen Yalçın şöyle devam etti:
-Fakat ev, söz verildiği tarihte teslim edilmedi. Zaten noterdeki sözleşmemizde de bu evin teslim edilmemesi durumunda bize kira yatırma taahhüdü vardı. Bu sebepten dava açtık. Evdeki hakkımdan feragat etmek istemedim. Evdeki tapu hakkımın devam etmesi koşuluyla ve alamadığım kiralar ve müspet kayıplarım sebebiyle açtığımız davada çok başarılı bir süreç sonrasında davayı kazandık. Tapum bende, müspet zararım için 500 bin lira, üzerine de kira bedelleri aldım.

TOPRAKTAN EV ALMAK İSTEYENLER DİKKAT
Avukat Senem Yılmazel, bu tarz zararlara ilişkin ‘menfi zarar’ ve ‘müspet zarar’ olmak üzere iki çeşit dava açılabildiğine değinerek şöyle devam etti:
– Bora Bey’in davası müspet zarar davasıdır. Bu davada tapu alıcıda kalır. Tapuyu iade etmeyiz. Sözleşme ayakta kalır, sözleşmeyi de feshetmeyiz. Sözleşme nedeniyle uğradığı zararın tazminini isteriz. Mahkeme talebimizi kabul etti. Karar kesinleşti. Ayrıca bir de müvekkilin yoksun kaldığı kiralar vardı.
– 66 bin lira da kiranın davalıdan alınarak davacı vekiline ödenmesine karar verildi. Ev halen bitmedi. Bu arada bu ev taahhüt edilen tarihte müvekkilime teslim edilmedi. Tapu devredildi, müvekkilin tapusu var. Ancak gayrimenkul teslim edilmedi. Halen de teslim edilmedi ki bu nedenle hala yoksun kaldığı kira alacakları devam ediyor.
Yılmazel, topraktan ev almak isteyenlerin dikkat etmesi gereken hususlara değinerek şunları söyledi:
“Birincisi öncelikle bu sözleşmenin mutlaka tapudan ya da noter aracılığıyla yapılması gerekiyor. Noterden yapılırsa tapunun tescil edilmesi gerekiyor. Veya tapuda doğrudan sözleşme yapılması gerekiyor. Benim birinci önerim tapunun alınmasıdır. Eğer o tarihte bu gayrimenkul teslim edilmezse onlar için hangi yol uygunsa o yol için hukuki yollara başvurmaları gerekir.
]]>Paketin temel amacı, “enflasyonla mücadeleye katkı sunmak” olarak açıklandı.
Kamuda taşıt, bina ve personel alımlarıyla ilgili kısıtlamalar getiren, kamu emekçilerinin lojman, sosyal tesis ve servis haklarını da hedefe koyan paketle ilgili uzman isimler de yorumlarını paylaştı.
EKSİKLER
Sozcu.com.tr’ye konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Karatepe, pakette dört temel eksiğe işaret ederek “Kamu İhale Kanununu değiştirerek ihaleleri rekabetçi yapacak düzenleme ve kamu özel işbirliği (KÖİ) kapsamında döviz üzerinden yapılan garanti ödemelerin indirilmesi yok” dedi.
2024 bütçesinde büyük kısmı şirketlere muafiyet, indirim ve teşvik kaynaklı olarak 2,2 trilyon TL’lik vergiden vazgeçildiğini ancak bugün açıklanan pakette bu rakamı azaltmaya dönük bir madde yer almadığını belirten Karatepe, üst gelir grubunu vergilendirmeye dönük de bir madde olmadığını dile getirdi.
PAKETİN AMACI
Paketin amacının “kamuoyu algısını yönetmeye çalışmak” olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karatepe, paketteki birçok maddenin 11 trilyon liralık bütçe içinde deve kulak bile olmadığına işaret etti.
Karatepe, paketteki tedbirlere dair somut parasal rakamlar da açıklanmamasını eleştirerek “50 yıldır görmeye alıştığımız standart tedbirler ağırlıkta. Çoğu zaten özelleştirilen lojman ve tesislerin kalanları da satılacak” dedi.
Karatepe ayrıca, paketle birlikte çoğunluğu muhalefete geçen belediyelerin hareket alanının daraltılmasının de hedeflenmesini beklediğini söyledi.
SEÇİM DETAYI
Prof. Dr. Ensar Yılmaz da pakete ilişkin değerlendirmelerini X hesabından paylaştı.
“Verilen kamu garantilerinde bir düzenleme gerekliydi” diyen Yılmaz, şöyle devam etti: “Yüksek gelirli gruplar için farklı vergi kalemleri de dikkate alınmalıydı. Büyüme üzerindeki etkisine dair bir projeksiyon, beklenen tasarruf harcamasının büyüklüğüne dair bir hesaplama olmalıydı.”
Çoğu yerde kullanılan 3 yıllık kriterin de büyük oranda sonraki seçim öncesine kadar olan döneme işaret ettiğini belirten Yılmaz, paketle birlikte kamu varlıklarının satışa çıkarılacağına, kamusal servetin özelleştirileceğine işaret etti.
ÖNE ÇIKAN 15 MADDE
Kamuda tasarruf alanlarının 8 ana başlık altında sıralandığı ve uymayanlara para cezası öngörülen pakette öne çıkan maddelerden bazıları şöyle:
1- 3 yıl süreyle yeni araç satın alma ve kiralama yapılmaması
2- Kanunla izin verilenler hariç araç kullanımının yasaklanması
3- İhtiyaç fazlası ve ekonomik ömrünü tamamlamış taşıtların tasfiyesi
4- Savunma ve güvenlik hariç, kamuda personel servisi hizmetinin toplu taşıma olan yerlerde kaldırılması.
5- Deprem riski hariç, yeni hizmet binası alımının/yapımının 3 yıl süreyle durdurulması
6- Yeni bina kiralanmaması, mevcut kiralamaların bir takvimle sonlandırılması
7- Doğal afet ve güvenlik hariç, yeni lojman ve sosyal tesis alımı/yapımı ve kiralanmasının süresiz olarak yasaklanması
8- Savunma ve güvenlik hariç, mevcut sosyal tesislerin ekonomiye kazandırılması
9- Lojman kiralarının ve sosyal tesis ücretlerinin rayiç bedel dikkate alınarak gözden geçirilmesi
10- Kamuda yeni personel istihdamının emekli olanlarla sınırlandırılması (3 yıl)
11- Kamuda çalışanlar için yönetim kurulu ücretlerine tavan sınır getirilmesi, aşan kısmın bütçeye gelir kaydedilmesi
12- Hizmet içi eğitim, toplantı vb. faaliyetlerin kamu tesislerinde yapılması
13- Temsil ve tanıtma ödeneklerinde 2024 yılında yüzde 25 kesinti yapılması, devam eden yıllarda da bunun baz alınması
14- Zorunlu haller hariç, demirbaş alımlarının 3 yıl süreyle durdurulması
15- Mal ve hizmet alım ödeneklerinde yüzde 10, yatırım ödeneklerinde yüzde 15 kesinti
]]>Başkanlar, Tarım Bakanlığı’ndan önce çay fiyatını açıklayan Rize Ticaret Borsası (RTB) ve Ulusal Çay Konseyi (UÇK) Başkanı olan özel sektör Orçay fabrikasının sahibi Mehmet Erdoğan’a da tepki gösterirken, kendilerini temsil etmediklerini belirterek Ulusal Çay Konseyi’nden istifa ettiklerini duyurdu.
‘İSTİFA EDİYORUZ’
Oda başkanları adına açıklamayı yapan Fındıklı Ziraat Odası Başkanı Mehmet Özsoy şunları söyledi:
“Biz çay bölgesi Ziraat Odaları olarak maliyet çalışması yaptık, neredeyse bütün odalarımızdan çıkan ortak maliyet 17 buçuk – 18 TL arası iken bugün görüyoruz ki Tarım ve Orman Bakanlığı, Ulusal Çay Konseyi ve Borsanın görüşleriyle hareket ederek bir fiyat çalışması yapmış ve gece yarısı Tarım ve Orman Bakanlığı’nın resmi sayfasında 17 TL’lik bir fiyat açıklandı. Bu fiyatı kesinlikle kabul etmiyoruz ve Ulusal Çay Konseyi’nin üreticiyi temsil etmediğine inanarak topluca Ulusal Çay Konseyi’nden istifa ediyoruz. Ulusal Çay Konseyi bizim için, sanayicileri temsil ediyor bu saatten sonra. Üretici temsilcisi olarak Ulusal Çay Konseyi’nden istifa ederek ilk tepkimizi gösteriyoruz.
Bundan sonra ki süreçte bu fiyatın kesinlikle revize edilmesi ile ilgili çalışmalarımız olacak. Orman Bakanlığı’na Sayın Cumhurbaşkanımıza mesajlarımız olacak. Çünkü bu maliyet fiyatıdır. Çiftçimizin günün sonunda sattığı çaydan alacağı para 17 TL’dir. Eklenen 2 TL’lik destekleme yılın sonunda alınacak bir fiyattır ve bunun çay taban fiyatı ile alakası yoktur. Yüzde 69 enflasyonun olduğu bir ülkede, çiftçinin cebine yansıyan gerçek enflasyonun yüzde 125 olduğu bir ülkede, çay üreticisinin emeğine ekmeğine yüzde 54 zammı kesinlikle kabul etmiyoruz ve tekrar açıkladığımız 25 TL’lik fiyatı talep ediyoruz.”
Özsoy, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan açıklanan çay taban fiyatının belirlenmesinde dikkate aldıkları maliyet çalışmasını açıklamalarını talep etti.

‘ANKARA’DA MAKAM ODALARINDA BELİRLENMEMELİ’
Artvin, Kemalpaşa Ziraat Odası Başkanı Olcay Muti “Çay fiyatı aslında bence Ankara’da makam odalarında belirlenmemeli. Çay fiyatı Aslında Rize’de, Trabzon’da, Hopa’da, Borçka’da, Artvin’de gelip yerinde incelenmeli, çiftçilerle temasa girilmeli, çiftçilerin sorunları dile getirmeli o günün enflasyon koşulları, o ayın enflasyon sonuçları dile alınmalı, diye düşünüyoruz. Bir gece yarısı operasyonuyla belirlenen 17 TL çay fiyatı, çay üretici açısından kabul edilebilir bir fiyat değil. Net 16.629 lira elimize geçecek” dedi.
Arhavi Ziraat Odası Başkanı Sadık Yıldırım Bayrak ise, “Ülkemizin en çok göç veren bölgesinde ikamet ediyoruz. 210 bin ruhsatlı üreticinin çay tarımı yaptığı bakan ve Çaykur verilere karşı belirlenmiştir. Biz doğduğumuz topraklarda yaptığımız tarımdan doymak istiyoruz. Yani hak ettiğimizi, emek ettiğimiz çayın karşılığı olarak alacağımız parayla doğduğumuz topraklarda hayatımızı idame etmek istiyoruz” diye konuştu.
‘FİYATIN REVİZE EDİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ’
Artvin Borçka Ziraat Odası Başkanı ve Bölge Koordinatörü Tolga İskenderoğlu, şu şekilde konuştu:
“Karadeniz için ciddi anlamı olan hayatımızı idame ettirdiğimiz bir tarım ürünü çay. Ve Tirebolu’dan, Borçka’ya kadar çay üretimi yapılıyor ve bütün Karadeniz halkının doğrudan ve dolaylı olarak geçimini sağladıkları bir ürün çay. Aynı zamanda ülkemiz için de stratejik bir ürün çay, o yüzden devlet yetkililerimiz çay maliyetlerini ve sahadaki talepleri dikkate alarak tekrar konuyu değerlendirerek üreticinin memnun olacağı, STK’nın memnun olacağı, sektörün memnun olacağı bir fiyatın açıklanmasına ihtiyaç vardır.
Bu bir zincir halkası üretici işleyecek. Üretici üretecek, sanayi işleyecek. Dolayısıyla birbirinden ayrılmaz bir sektör. Dünyada üretimde beşinci olduğumuz, tüketimde de birinci olduğumuz bir ürünün hem kanuna hem taban fiyata hem de sanayinin, üretenin ve tüketenin memnun olduğu bir ortama ihtiyaç vardır. Bu açıklanan fiyat bu ortamı sağlamakta özellikle üreticinin mağduriyeti bu anlamda ciddi olmakta. O yüzden tekrar devlet yetkililerimizden bir Ziraat Odaları olarak üreticilerin temsilcileri olarak devlet yetkililerimiz maliyetlerin tekrar incelenerek bu fiyatın revize edilmesini talep ediyoruz.”
]]>Canlı yayında İsrail’in Filistin’de sivillere yönelik sistematik saldırılarını mercek altına alan ve doğrudan Hyman’a konuyla ilgili sorular soran Morgan, İsrail’in kaç sivili öldürdüğüne dair sorular sordu. Fakat İsrail hükümetinin sözcüsü hem kendisiyle çelişen yanıtlar verip hem de gerçekdışı yorumlar yapınca Morgan’ın tepkisini üzerine çekti.
İSRAİL HÜKÜMETİNİN SÖZCÜSÜ SUSPUS OLDU
İsrail’in Refah’a düzenlediği saldırılar artarken Morgan, Hyman’a Ekim ayından beri öldürülen sivillerin sayısı ile ilgili sıkıştırdı. İsrail’in çatışma sırasında kaç sivili öldürdüğüne inandığı sorusuna Hyman, “Elimizde kesin rakamlar yok” dedi. Morgan İsrail’in kaç teröristin öldürüldüğünü bildiğine buna karşılık sivil ölümlerini bilmemesine tepki göstererek, “Hamas teröristlerini öldürmeye masum sivillerden daha fazla önem verdiğiniz anlamına geliyor, bu doğru değil mi?” dedi.
Morgan sözlerine, “İsrail hükümetinin resmi sözcüsüsünüz ve kaç sivil öldürdüğünüz hakkında hiçbir fikriniz yok mu? Az önce bana sivilleri öldürmeme konusunda özellikle dikkatli olduğunuzu söylediğinizi sanıyordum ama kaç kişiyi öldürdüğünüzü bilmiyorsanız bunu nasıl kesin olarak söyleyebilirsiniz” ifadesiyle devam etti.
İsrailli yetkili Morgan’ın sert sözlerine yanıt veremezken bu yayın büyük beğeni topladı.
İŞTE O DİYALOG
Piers Morgan- 1.5 milyon insanın yaşadığı Refah’ta Hamas’ı yok etmek için ikincil zarar olarak gördüğünüz kaç sivil kişi öldü?
Avi Hyman- Operasyonun ilk gününde 100 bin kişiyi Refah’tan çıkardık.
PM- Bu da en az 1.4 milyon insanın kaldığını gösteriyor.
– Evet ve bu devam eden bir süreç.
PM- Şu ana kadar 40 bin insanı öldürdünüz ve bunların çoğu masum siviller, kadınlar ve çocuklar.
– Verdiğiniz Hamas rakamları çıkınca bunların 14 bini teröristti.
PM- O zaman kaç sivil öldürdüğünüze inanıyorsunuz?
– Tam rakam yok.
PM- Kaç Hamas teröristi öldürdüğünüzü biliyorsanız, kaç sivil öldürdüğünüzü de biliyorsunuzdur? Aksi takdirde teröristlerin ölümüne sivillerden öncelik veriyormuşsunuz gibi görünüyor.
– Dediğim gibi 14 bin ama Hamas daha net rakam verebilir. Ama bu rakam gerçek olmayabilir.
PM- Peki maden gerçek değilse neden bana bu rakamları veriyorsun?
– Ben bendeki rakamları verdim.
PM- Hayır sen bana kaç Hamas teröristi öldürdüğünü söyledin fakat kaç sivil öldürdüğünüze dair bir fikrin varmış gibi görünmüyor. Kafam karıştı. Neden ikisinin de sayısını tutmuyorsun?
– Sana şunu söyleyebilirim ki bizim amacımız Hamas’ı yok etmek.
PM- Sen İsrail hükümetinin resmi sözcüsüsün. Ve kaç sivili öldürdüğüne dair bir fikrin yok.
– Bende bu bilgi yok.
PM- Kaç sivili öldürdüğünüze dair resmen hiçbir fikrin yok.
– Benim bu bilgiye erişimim yok ve bunu bilmiyorum.
PM- Bu çok saçma. Peki neden bana kaç Hamas teröristini öldürdüğünü söyleme yetkin var da kaç sivil öldürdüğünü söyleme yetkin yok? Kaç Hamas teröristi öldürdüğünü sormamdan hemen sonra yanıt verebilmen ve kaç sivil öldürdüğünüz sormamdan sonra yanıt verememen beni şaşkına çeviriyor. Rakamlar konusunda bile hazırlıklı değilsin. Buraya çıkıp sivillerin ölümünden kaçınmak istediğinizi söylemene rağmen bence insanlar bunu saçma bulacak. Buraya İsrail hükümetinin resmi sözcüsü olarak geliyorsun ve kaç kişinin öldürüldüğünü söylemiyorsun çünkü bunu bilmiyorsun. Bunun ne kadar saçma duyulduğunu biliyor musun?
– Biz savaş dumanının içindeyiz ve sonuna kadar savaşıyoruz.
PM- Hayır, teröristlerin ölümüne gelince duman içinde değilsiniz. Bana öyle geliyor ki sadece sivil ölümleri konusu açılınca dumanın içindeyiz.
]]>10 bin ton nehir kumu kullanılıp 25 kum heykel sanatçısı tarafından yapılan uzay temalı 200 kum heykel, yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret ediliyor.
Festival koordinatörü Cem Karaca, son yıllarda etkinliği 12 ay açık hale getirdiklerini belirterek, “Bu sene sadece şöyle bir değişiklik yaptık. Her sene nisan ayında heykel yapımları 20 gün sürüyordu. Bu seneden itibaren ziyaretçilerimizden de gelen talepleri göz önünde bulundurarak heykel yapımını 15 Mayıs’ta başlattık. Haziran ayının sonuna kadar devam ettireceğiz. Burada kısmi bölümleri yıkarak yeni heykeller yapacağız. Ziyaretçilerimiz diğer bütün heykelleri görecek, aynı zamanda heykel yapımına da tanıklık edecek” dedi.

Ziyaretçilerin bir taraftan kum heykelleri gezerken, diğer yandan sanatçıların çalışmasını canlı izleme fırsatı bulacağını anlatan Karaca, “Uzay macerası temasını, geçen sene başlatmıştık ve çok beğenildi. Normal şartlarda, belli dönemlerde temalarımızı değiştiriyoruz. Ancak gördüğü talebe bağlı olarak temayı yine uzay macerası olarak devam ettirme kararı aldık” diye konuştu.

Alanda 200’e yakın irili ufaklı heykel bulunduğunu belirten Karaca, “Bazılarını bu sene 15 Mayıs’tan itibaren yıkıp yeniden farklı uzay temasıyla dönüştüreceğiz. Aynı zamanda uzaya gönderilen ve tarihte bir özelliği olan roketlerle ilgili özel bir bölüm açtık. Bu roketleri de izleyebilecekler. Mesela Almanların İkinci Dünya Savaşı’nda ilk uzaya giden V-2 roketinden başlayıp, Ariane 5’e kadar bu roketleri de görebilme fırsatı var” ifadelerini kullandı.

100 BİNİ AŞKIN ZİYARETÇİ
Festivalin, son dönemde, Antalya’nın en önemli kültür, sanat ve turistik çekim alanlarından biri olduğunu dile getiren Karaca, “Bir kültür sanat etkinliği olarak insanların böyle ilgi göstermesi bizi mutlu ediyor. Yabancı ziyaretçi yoğunluğu fazla olmakla birlikte Türk ziyaretçilerimiz de çok ilgi gösteriyor. Bizim yıllık ziyaretçi sayımız ortalama 100 bin civarında. Rakamlar gayet güzel, sevindirici. 2024 yılında daha fazla ziyaretçi alacağımızı tahmin ediyorum” dedi.

TELESKOPLA UZAY GÖZLEMİ
Kum heykel eserlerinin gezilmesinin yanında farklı etkinlikler düzenlendiğinden de bahseden Karaca, “Ziyaretçilerimize ücretsiz, özellikle akşamları çok güçlü teleskoplarla Satürn, Jüpiter ve Ay’ı izleme fırsatı sunuyoruz. Çocuklar için oluşturduğumuz özel bir alan var, sihirli kum kale. Burada miniklere hayatlarında ilk defa bir heykel yapabilme fırsatı sunuyoruz.

Kinetik kum ve modelaj kalemleriyle 1 saat süren temel eğitimle minikler ilk üç boyutlu sanat eserlerini ortaya koyabiliyor. Star Gate filmine ilişkin bir heykeli video mapping tekniğiyle hareketlendirdik. Gece gelen ziyaretçilerimiz festival alanında heykelleri rengarenk bir ambiyansla görme fırsatı buluyor” diye konuştu.

SERGİLENEN HEYKELLER
Alandaki uzay temalı eserlerden bazıları şöyle:
Star Trek, Star Gate, Star Wars, Darth Vader, Yoda, Baby Yoda, Mandalorian, Leonardo Da Vinci, Laika, Galileo Galilei, V2 Rocket, Vostok 3 KA Rocket, Yuri Gagarin, Neil Armstrong, Mars Medeniyeti, Satürn Rocket, Ariane Rocket, E.T, Space X Dragon 2 Kapsülü, Elon Musk,

Galata Kulesi, Hezarfen Ahmed Çelebi, First Step, Solaris, Ikarus, Fifth Element, Zeplin, UFO, Discovery, Challenger, Keops Piramidi, Sphinx, Roketler Sergisi, Guardian of the Galaxies, Paul, Interstellar, Prometheus, Güneş Sistemi, Voyager, Apollo Uzay Kapsülü, Avatar, Soul of the Universe.
]]>19 MAYIS HANGİ GÜN?
19 Mayıs tarihi 2024 yılında Pazar gününe denk geliyor.
19 MAYIS RESMİ TATİL Mİ?
19 Mayıs, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak resmi tatil takviminde yer alıyor. Resmi tatil olduğu için 19 Mayıs tarihinde kamu kurum ve kuruluşları yanı sıra bankalar, eczaneler, noterler gibi kurumlar da kapalı oluyor.
19 Mayıs tarihi 2024 yılında Pazar gününe denk geldiği için resmi tatil, hafta sonu tatili ile birleşmiş oldu.

19 MAYIS 1919 TARİHİ
19 Mayıs 1919 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki dönüm noktalarından biridir. Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarih olan 19 Mayıs aynı zamanda “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır. Atatürk Millî Mücadele sıralarında Türk milletini ileri götürecek olanların ve köhnemiş fikirlere karşı gelecek olanların genç fikirler olduğunu görmüştü. Bu nedenle de “gençlik” kavramı Atatürk için ayrı bir önem taşımaktadır. Atatürk gençlerden sık sık bahsederken, yaş sınırı dışında fikri olarak gençliği yani, fikirde yeniliği ifade etmiştir. O’nun şu sözü çok anlamlıdır: “Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.”
Atatürk’ün gençliğe armağan ettiği ve “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanan 19 Mayıs tarihinin önemini daha iyi anlayabilmek için Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 tarihleri arasında gerçekleştirdiği İstanbul-Samsun yolculuğunu bir kez daha hatırlamamız gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki önemli olaylardan biri Atatürk’ün Samsun’a ayak basışıdır. TürkMilleti Birinci Dünya Savaşı sonrasında kötüleşen koşullar içinde kurtuluş çareleri ararken büyük bir lider Mustafa Kemal Atatürk ortaya çıktı ve Samsun’a ayak basarak “Kurtuluş” yolunu açtı. Dolayısıyla Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 İstanbul’dan başlayan yolculuğu bir kurtuluş dönemini simgeler. Samsun’a ayak basışının taşıdığı önem Atatürk’ün Büyük Nutku’nu 19 Mayıs 1919 Samsun’a çıkışı ile başlatmasından anlaşılmaktadır ki şimdi bu yolculuğu kısaca anlatmaya çalışalım.
Samsun işgal kuvvetleri için önemli noktalardan biriydi. Stratejik bakımdan büyük öneme sahipti ve Karadeniz’den Orta Anadolu’ya açılan en rahat ve güvenilir bir kapıydı. İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a askerî birlik çıkarmışlardı. Buna tepki olarak Türk Makinalı Tüfek birliğinden Hamdi adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması dikkatleri bu bölgeye çekti ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin de Türk halkının silâhlandığı konusundaki şikayetleri üzerine bu bölgeye güvenilir bir kumandanın olağanüstü yetkilerle gönderilmesine karar verildi. Bu kumandan Mustafa Kemal Atatürk’tü ve Atatürk uzun zamandan beri ülkenin içinde bulunduğu bu umutsuz duruma üzülüyor ve bir şeyler yapmak için Anadolu’ya geçmek istiyordu. Bu O’nun için bulunmaz fırsattır. İstanbul-Samsun yolculuğu öncesinde Atatürk’le Padişah Vahdettin arasında geçen konuşmayı Atatürk şöyle anlatır:
“-Paşa, Paşa!… Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin! Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir (bu bir tarih kitabıdır)! Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden daha önemli olabilir…Paşa, Paşa…Devleti kurtarabilirsin!…
Bu sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle içtenlikle mi konuşuyor?…O Vahdettin ki… bütün yaptıklarından pişman mı olmuştur? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat, böyle bir yorum ile başka konulara girişmeyi ürkütücü saydım, kendine karşılık verdim:
-Kişiliğe güveninize ve bana bunca yüz verişinize teşekkür ederim…Elimden gelen hizmeti esirgemeyeceğime lütfen güveniniz…”
Atatürk bu konuşmada plânlarının sezilmiş olabileceği duygusuna kapılmıştı ama, O’nu bekleyen ve O’na güvenen bir “Türk Milleti” vardı.
Atatürk ile beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü başlayacak yolculuğa gemi kaptanı İsmail Hakkı Durusu dışında 18 kişi eşlik edecekti. Bu 18 kişinin adları şöyleydi: III. Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bey (General Bele), Müfettişlik Kurmay Başkanı Kurmay Albay Manastırlı Kâzım Bey (General DIRIK), Müfettişlik Sağlık Bakanı Doktor Albay İbrahim Talî Bey (ÖNGÖREN), Kurmay Başkan Yardımcısı Kurbay Yarbay Mehmet Ârif Bey(AYICI), Karargâh Erkân-ı Harbiyesi İstihbarat ve Siyâsiyât Şubesi Müdürü Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey(GEREDE), Müfettişlik Topçu Komutanı Topçu Binbaşı Refik Bey(SAYDAM), Müfettişlik Başyaveri Yüzbaşı Cevad Abbas(GÜRER), Kurmay Mülhakı Yüzbaşı Mümtaz (TÜNAY),Kurmay Mülhakı Yüzbaşı İsmail Hakkı (EDE), Müfettişlik Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket (ÖNDERSEV), Karargâh Komutanı Yüzbaşı Mustafa Vasfi (SÜSOY), Kurmay Başkanı Emir Subayı ve Müfettişlik Kâlem Âmiri Üsteğmen Arif Hikmet (GERÇEKÇI), İaşe Subayı Üsteğmen Abdullah(KUNT), Müfettişlik İkinci Yaveri Teğmen Muzaffer (KILIÇ), Şifre Kâtibi, Birinci Sınıf Kâtip Fâik (AYBARS), Şifre Kâtibi Yardımcısı, Dördüncü Sınıf Kâtip Memduh (ATASEV).
Atatürk beraberindeki kişilerle beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra “Bandırma” adındaki eski bir vapurla Galata rıhtımından ayrılır. 17 Mayıs 1919 Cumartesi günü Bandırma Vapuru saat 21.40 sıralarında İnebolu’ya varır. 18Mayıs 1919 Pazartesi günü beklenen yolculuğun sonuna gelinir. Yolcular Kalyon Burnu denilen yerden sandallarla Merkez iskelesine çıkarılırlar. Bu sandallardan birinin sahibi olan İsmail Yurtsever, o zaman için Atatürk’ü tanımadığını söyler, Atatürk’ü sandalda ve Samsun’da iken geniş yakalı lejyon kaputu ve başında kalpakla gördüğünü anlatır.
Atatürk, İstanbul’dan başlayan ve Samsun’da sona eren yolculuk esnasında görevli bir askerdi ve giyimi de buna uygundu ancak Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket edecekti.
Atatürk’ün Samsun’a çıkışında gördüğü manzara pek parlak değildi. Şehirde İngiliz işgal kuvvetleri vardı. Pontusçular sokaklarda kol geziyordu. Halk kendisini koruyamayacak durumdaydı. Atatürk bugün müze haline getirilen Hıntıka Palas’ta kaldıkları süre içinde hep bu sorunları düşündü, yolculukta geçirdiği uykusuz geceler sona ermemişti; şimdi de burada uykusuz geceler başlıyordu. Ama, O’nda ve O’nun gibi düşünenlerde bu azim oldukça hiçbir engel aşılmaz değildi.
Kısaca vermeye çalıştığımız bu yolculuk Türk Milleti için bir dönüm noktası oldu ve kurtuluşun başlangıcıydı. Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’da Anadolu topraklarına bastığı 19 Mayıs 1919 tarihinin önemi nedeniyle de 19 Mayıs’ı Türk gençliğine armağan etti. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi gençlik kavramı genel anlamda fikirlerdeki yeniliği anlatmaktadır.
Atatürk “Gençler! Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler! Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum” derken Türk gençliğine olan güvenini de anlatmıştır.
Atatürk’ün şu sözleri hepimiz için bir rehber olmalıdır:“ Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir” demiştir. Atatürk’ü anlamak, yaşadıklarını ve fikirlerini bilmekle mümkündür. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında yaşanan zorlukları her zaman göz önünde tutarak, 19 Mayısları Atatürk’ün emanetine daima sahip çıkarak kutlamalıyız.
]]>“Filistin halkının, 40 binden fazla şehit ve kayıp, 70 binden fazla yaralıyla sonuçlanan bir imha, yerinden etme, açlık, tutuklama ve kitlesel katliam savaşına maruz kaldığını” belirten Dekran, erkek ve kadın hemşirelerin, Filistin halkının ayrılmaz bir parçası olduğunu, yaralılar ve hastaların hayatlarını kurtarmak için ulusal ve insani görevlerini yerine getirdiklerini ifade etti.
İsrail’in sağlık çalışanlarından 500’ünü öldürdüğünü, 1500’ünü yaraladığını, 312’sini ise alıkoyduğunu aktaran Dekran, İsrail’in, 7 Ekim’den bu yana 33 hastaneyi, 53 sağlık merkezini, 133 ambulansı imha ettiğini dile getirdi.
Dekran, uluslararası topluma ve dünyanın özgür insanlarına, sağlık çalışanları ve sağlık kurumlarını koruma, sınır kapılarının açılması için baskı yapma ve tıbbi yardım gönderilmesi çağrısında bulundu.
“NEKBE’DEN BU YANA 134 BİNDEN FAZLA KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ”
Filistin Merkezi İstatistik Kurumu, 15 Mayıs 1948’in 76’ıncı yıl dönümü münasebetiyle, Filistin’de yaşanan ölüm, gözaltı, yerleşim birimleri inşaatları ve toprak gasplarıyla ilgili istatistiki bilgilerin yer aldığı bir rapor yayımladı.
Buna göre, 1948’den bu yana (Filistin içinde ve dışında) yaklaşık 134 bin Filistinli ve Arap öldürüldü. Sadece 7 Ekim’den bu yana Gazze’de en az 14 bin 944’ü çocuk, 9 bin 849’u kadın olmak üzere 35 bin 34 Filistinli öldürüldü, çoğu kadın ve çocuk yaklaşık 7 bin kişinin cesedine ulaşılamadı. Batı Şeria’da ise 7 Ekim’den bu yana 492 Filistinli, İsrail askerleri ile Yahudi yerleşimcilerin saldırıları sonucu hayatını kaybetti.
Filistin Kurtuluş Örgütüne bağlı Esirler ve Serbest Bırakılanlar Heyetinin verilerine yer verilen rapora göre, 1967’den bu yana yaklaşık 1 milyon kişi gözaltına alındı.
Sadece 7 Ekim’den bu yana Batı Şeria’da gözaltına alınanların sayısı 8 bin 520’ye ulaştı, bunlardan bazıları serbest kalırken bazıları tutuklandı. Nisan ayı sonu itibarıyla İsrail hapishanelerinde bulunan tutuklu sayısı 3 bin 600’ü “idari tutuklu” olmak üzere 9 bin 400’e ulaştı.
BATI ŞERİA VE GAZZE’DEKİ SALDIRILAR
Rapora göre, 2022 sonu itibarıyla Batı Şeria’daki İsrail askeri noktaları ile yerleşim bölgelerinin sayısı 483’e ulaştı. Batı Şeria’daki yerleşimci sayısı ise yine 2022 sonu itibarıyla çoğu Kudüs’te olmak üzere 745 bin 467’ye yükseldi. 2023 yılında ise yerleşim birimleri inşaatında büyük bir artış gözlendi. İsrail makamları, Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria’da, 18 bini aşkın yerleşim biriminin inşaat planına onay verdi.
İsrail makamları, Batı Şeria’da 2022’de 26 bin dönümlük Filistin toprağına el koyarken, bu rakam 2023’te 50 bin 526 dönüme yükseldi.
İsrail’in, 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda Gazze’de 104’ü Birleşmiş Milletlere (BM) ait olmak üzere toplamda 89 bin bina tamamen yıkıldı ya da büyük zarar gördü. Alt yapı, yollar, elektrik ve su şebekeleri ile tarım arazilerinin de zarar gördüğü Gazze’de savaşın maliyetinin 30 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.
İsrail, Batı Şeria’da ise 2023’te 659 bina ve tesisi kısmen ya da tamamen yıktı. Ruhsatsız oldukları gerekçesiyle 1333 Filistin tesisine de yıkım emri çıkardı.
Yahudi yerleşimciler ve İsrail güçleri, 2023’te Filistinlilere ve mülklerine yönelik 12 bin 161 saldırı gerçekleştirdi. Bunlardan 3 bin 808’i mülklere ve dini mekanlara, 707’si arazilere ve doğal kaynaklara, 7 bin 646’sı ise bireylere yönelik gerçekleşti. Bu saldırılarda 18 bin 964’ü zeytin ağacı olmak üzere yaklaşık 21 bin 700 ağaca zarar verildi ya da yerinden söküldü.
]]>Buruk, ligin 36. haftasında Atatürk Olimpiyat Stadı’nda 3-2 kazandıkları VavaCars Fatih Karagümrük maçının ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulundu.
Maça çok iyi başlamadıklarını, ilk yarının da istedikleri gibi geçmediğini aktaran Buruk, “İlk yarı rakip kaleye gittiğimiz pozisyonlar oldu ama üretken değildik. Rakibimiz, çok net pozisyonlar vermesek bile kalemize geldi. Markao’ya atılan toplarda iyi savunma yapamadık. Maçın sonunda attığımız 3 gol ve 25 şuta, gol beklentisine, ceza sahasında topla buluşmamıza ve yüzde 65’lik topa sahip olmamıza bakınca, iyi oynamış gibi gözüksek de iyi oynamadık. Bundan önceki haftaların gerisinde kaldık. Daha iyisini yapabilirdik. İkinci yarı daha üretkendik. Rakibi daha az kalemize getirdik. İyi bir takıma karşı oynadık. Fatih Karagümrük’ün hakkını vermem gerekiyor. Geride savunsalar da hücumda kaliteli işler yaptılar. Maçın genelinde kanatlardan bizi zorladılar. Güzel bir maç oldu. Kazanarak bitirdik. Berkan’ın maçı kazandıran golü atmasına çok sevindim. Barış da hücum anlamında önemli işler yaptı.” diye konuştu.
ERDEN TİMUR DEVAM ETMEMESİ…
Tecrübeli teknik adam, son 2 sezondaki başarılarda büyük pay sahibi olan Galatasaray Sportif AŞ Başkan Vekili Erden Timur’un yeni dönemde devam etmeyeceğinin hatırlatılması üzerine, “Hedefimiz şampiyonluk. Önümüzdeki sezon veya seçimle ilgili bir şey konuşmuyoruz. Oyuncularımla sadece şampiyonluğa odaklandık. Devam eden çok güzel bir ortam var. Bunun sürmesini istiyoruz. Ancak şu ana kadar Erden Bey ile bir şey konuşmadık. Başkanımız, yönetim kurulumuz hep yanımızda. Biz sadece futbola ve sahaya odaklandık. Diğer taraf da bizim işimiz değil. Biz şampiyon olmak istiyoruz. Bunun için maçlara çok iyi hazırlanıp, konsantre olmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“TEK AMACIMIZ FENERBAHÇE DERBİSİNİ KAZANMAK”
Sarı-kırmızılı takımın teknik direktörü, ligin 37. haftasında yapacakları Fenerbahçe derbisiyle ilgili, “Beraberlik şampiyonluğu getirecek ancak tek isteğimiz ve amacımız kazanmak.” dedi.
Son 2 haftaya 6 puanlık avantajla girdiklerinin ve alacakları 1 puanın kendilerini şampiyon yapacağının hatırlatılması üzerine Buruk, “Biz Galatasarayız. Kendi sahamızda oynadığımız her maça kazanmak için çıkarız. Haftaya da kazanmak için çıkacağız. Beraberlik bize şampiyonluğu getirecek ama tek isteğimiz ve amacımız kazanmak. Çok başarılı bir takıma karşı oynayacağız. İki takım arasında 6 puan fark var. Rakibimizin de hala ümidi var. Bunu sürdürmek isteyecekler. Biz de kendi kalitemizi ve iç saha performansımızı göstermek isteyeceğiz. Tek düşüncemiz maçı kazanıp şampiyon olmak. Geçen sezon 3-0’lık bir galibiyet almıştık. Şimdiki amacımız da derbiyi galip tamamlamak.” değerlendirmesinde bulundu.
“ÇOK ÖNEMLİ VE KARAKTERLİ OYUNCULARA SAHİBİZ”
Okan Buruk, takımından memnun olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Çok önemli ve karakterli oyunculara sahibiz. Galatasaray bir his takımıdır. Sahip olduğu oyuncular da buna layık ve uygun isimlerdir. Böyle oyuncularla çalıştığım için çok mutluyum. Biz onlara her türlü saygıyı gösteriyoruz. Onların gelişimi, takımın kazanması için her şeyi yapıyoruz. Tecrübeli oyuncular da birçok konuda bizim en büyük yardımcılarımız. Maç bitince oynayan, oynamayan hep birlikte seviniyor. Bu durum, Galatasaray’ın ne kadar güzel bir ortamda olduğunu, Florya’da mutlu ve işine odaklanmış insanlar bulunduğunu gösteriyor. Şampiyonluk ve başarı her zaman olur ama bu kadar düzgün karakterli oyuncularla çalışmak ayrıca mutluluk veriyor.”
Yeni sezon için kadronun korunmasını isteyen Okan Buruk, “Barış (Alper Yılmaz) performansını artırarak ilerliyor. Bunu da hak ediyor. Çok çalışıyor. Aynı zamanda Kerem Aktürkoğlu ve Berkan Kutlu da çok çalışıyor. Oyuncularımız ekstra çalışmaları sürekli yapıyor. Bu başarıları hak ediyorlar. Bütün oyuncuların kalmasını istiyorum. Çok fazla değişiklik adaptasyon için zaman alıyor. Niyetimiz bu takımın büyük bölümüyle devam etmek. Barış da bunlardan biri. Barış, birçok pozisyonda oynayabiliyor. Her rolü oynayabilen bir oyuncu bulmak çok zor. Barış, Berkan ve Kaan, bu sezon bizim için jokerler oldu.” şeklinde görüş belirtti.
GALİBİYET GOLÜNÜ ATAN BERKAN İÇİN…
Berkan’ın sezon başında Genoa’ya kiralık gidip, ara transferde döndüğünü hatırlatan Buruk, “Berkan çok çalışıyor. Takımın fiziksel olarak düştüğü zamanlarda onun ayağa kaldıran bir dinamizmi var. Top hem bizdeyken hem de rakipteyken iyi işler yapıyor. Bugün bir ortasında isabet olmayınca tribünden ses çıktı. Ancak golü attıktan sonra maçın kahramanı oldu. Berkan’a zaman zaman hak ettiği payı vermiyoruz. O her zaman iyi niyetli, oyunun içinde. Geçen sezon da bize şampiyonluk yolunda büyük destek vermişti. Sonra kendi isteğiyle yurt dışına gitti. Giderken kendisine kapımızın açık olduğunu söylemiştik. Yeniden döndü. Şu anda da takıma hizmet ediyor.” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>
Arda Güler, Real Madrid formasıyla geçirdiği ilk sezonda şampiyonluk kutlamanın sevincini yaşadı.
Bu sezon İspanya Süper Kupası’ndan sonra lig şampiyonluğunu da kazanan Real Madrid’in kent merkezindeki kutlamalarını binlerce taraftarı izledi.
Yaklaşık 5 saat süren kutlamalar, İspanya Futbol Federasyonu (RFEF) Başkanı Pedro Rocha tarafından Madrid’in antrenman tesislerinde basına ve halka kapalı olarak düzenlenen kupa teslim töreniyle başladı.
Futbolcular, teknik heyet ve kulüp yöneticileri daha sonra sırasıyla Madrid özerk yönetim hükümet binası ve Madrid Belediyesine resmi ziyaretlerde bulundu.
Real Madrid Kulübü Başkanı Florentino Perez, takım kaptanı “Nacho” lakaplı Jose Ignacio Fernandez Iglesias ve teknik direktör Carlo Ancelotti, kazanılan kupa olmak üzere Madrid özerk yönetim hükümet başkanı Isabel Diaz Ayuso ve Madrid Belediye Başkanı Jose Luis Martinez Almeida ile bir araya geldi. Elde edilen başarı Madrid kentine ve Madridlilere adandı.
ARDA GÜLER’İN GOLÜ GÖSTERİLDİ
Törenler sırasında gösterilen fragmanda, Real Madrid’in Bellingham, Vinicius, Rodrygo, Brahim, Modric gibi yıldız futbolcularının gollerinin yanı sıra Arda Güler’in eflatun-beyazlı formayla ligde Celta Vigo’ya karşı attığı ilk gol de yer aldı.
Sol Meydanı’nda yer alan Madrid özerk hükümet binası balkonunda yapılan konuşmalarda kaptan Nacho ve teknik direktör Ancelotti ile Luka Modric, Jude Bellingham, Antonio Rüdiger gibi bazı futbolcular 1 Haziran’da Wembley Stadı’nda Borussia Dortmund’a karşı oynanacak Şampiyonlar Ligi finalini kazanarak, taraftarlara kupayla dönme sözü verdi.
Kulüp Başkanı Perez, sezon başında Militao, Courtouis, Alaba gibi önemli futbolcuların uzun süren sakatlıklarına atıfta bulunarak, “Bu şampiyonluk çok değerli. 122 yılda elde ettiğimiz her şeyi tevazu, saygı, dayanışma ve fair-play ile başardık. Bu sezon yaşadığımız olumsuzlukları aşmak çok zordu ve bu takım futbolun en kötü yanı olan sakatlıklara karşı ayağa kalkmasını bildi. Bu takım geri dönüşü olmayan bir durumun üstesinden geldi. Tüm zorlukları aştı. Şimdi önümüzde bir hedef daha var. 15. Şampiyonlar Ligi kupamızı kazanmak. Bu kupayı tekrar buraya getirmek için tüm ruhumuzu ortaya koyacağız” dedi.

ARDA GÜLER’E TEZAHÜRAT
Rüdiger de konuşmasının sonunda yanındaki takım arkadaşı Arda Güler’i göstererek, meydandaki binlerce taraftara “Güler, Güler” sloganı attırdı.
Kutlamalar sırasında takım arkadaşı Brahim Diaz ile birlikte Real Madrid televizyonuna kısa bir açıklama yapan milli futbolcu Arda Güler, İspanyolca “İlk defa buradayım. Çok memnunuz. Hala Madrid” dedi.
Arda’nın İspanyolca konuşması muhabiri şaşırtırken, Brahim, “Arda küçük erkek kardeşim gibi. Biz hep birlikteyiz, yakın arkadaşız. Arda, ben, Fede. (Federico Valverde) Bir aile gibiyiz” diye ekledi.

TARAFTARLARLA KUTLAMA
Resmi törenlerin ardından “36 şampiyonlar” yazılı üstü açık otobüse geçen ve takım elbiselerini çıkarıp, “şampiyonlar” yazılı formalarını üzerlerine giyen futbolcular ve teknik heyet, şehir turu attıktan sonra sabah erken saatlerden itibaren kendilerini bekleyen Kibele Meydanı’ndaki taraftarlarının yanına gitti.
Nacho, takım kaptanı olarak ilk kez Kibele anıtına çıkarak, her kupada yapılan merasimle Real Madrid atkısını ve flamasını anıta takarak, kupayı kaldırdı.
Futbolcular ve teknik heyet, şarkılar ve marşlarla şampiyonluk sevincini taraftarlarıyla kutladı.
İtalyan teknik direktör Ancelotti, kulüp marşını taraftarlarla birlikte söylerken, meydanlardan gelen “Modric bizimle kal”, “Altın Top Vinicius’un” tezahüratları öne çıktı.
Real Madrid’in kupa töreninin yapıldığı güzergahta geniş güvenlik önlemleri alan polis, takım otobüsüne atlı, motorlu ve çevik kuvvete bağlı ekiplerle eşlik etti.
]]>Kalamış Tesisleri’nde düzenlenen etkinliğe başkan Dursun Özbek’in yanı sıra ikinci başkan Metin Öztürk, başkan yardımcıları Niyazi Yelkencioğlu ve Mehmet Saruhan Cibara, genel sekreter Eray Yazgan ile yönetim kurulu üyesi Bora İsmail Bahçetepe katıldı.
Günün anlamına dikkati çeken Özbek, “Bugün başımızın tacı annelerimiz günü. Annelerimiz, her şeyin en güzelini ve en iyisini hak ediyor. Bütün annelerin ve anne adaylarımızın gününü şükranla kutluyorum. Benim annem de dahil olmak üzere aramızdan ayrılmış annelerimiz var. Onların da ruhu şad olsun.” dedi.
Başkanlığı boyunca verdiği sözleri yerine getirdiğini dile getiren Özbek, “Buradaki başarılarda çalışma arkadaşlarımın büyük bir emeği var. Sizlerin de desteği olmasaydı, başarılı olma şansımız yoktu. Bu dönem zarfında bize ve camiaya destek veren herkese teşekkür ediyorum. Takımımıza bağlı olan ve her maç stadımızı dolduran taraftarımıza da teşekkür ediyorum.” diye konuştu.
“30 YILLIĞINA ALDIK”
Dursun Özbek, göreve geldiklerinde ilk ele aldıkları konunun sosyal tesisler olduğunu belirterek, “Uzun zamandır kullanılmaz halde bulunan bir adamız vardı. Adamızda Milli Emlak’a ait parsellerin irtifak tapusunu 30 yıllığına aldık. Sonrasında da yapılaşma için imar durumuna ihtiyacımız vardı. Adamız üzerinde oluşabilecek ihtilafları tümüyle ortadan kaldırdık. Kalamış Tesisleri’nin de ihtiyaçları vardı. Yenileme çalışmalarımızla bu tesisimizin daha iyi kullanılmasını sağladık.” değerlendirmesinde bulundu.

Özbek, Türkiye Bankalar Birliği ile yapılan anlaşmasından çıkmak istediklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:
Mecidiyeköy’de inşaat halinde duran binamızı rezidans projesi haline getirdik. O projenin gelirleriyle Florya’daki tesislerimize bitişik Emlak Konut’a ait 40 dönümlük araziyi satın aldık. Böylelikle Florya’daki gayrimenkulümüzün de değeri artmış oldu. Bu durum Bankalar Birliğinden en iyi koşullarda ayrılmamıza yarayacaktır. Süreç şu anda devam ediyor. Siz değerli üyelerimizden rica ediyorum. Yalan yanlış konuşanlara itibar etmeyin. Galatasaray’ın 1 kuruşu için çalışıyoruz. Kulaktan dolma bilgilerle çalışma arkadaşlarımı lekelemeye çalışanlar var. Bunlara inanmayın.
“GALATASARAY’IN MALLARINI PEŞKEŞ ÇEKMEYE GELMEDİM”
Galatasaray Kulübü Başkanı Dursun Özbek, kapısının herkese açık olduğunu dile getirerek, “Bizleri eleştirebilirsiniz. Ne merak ediyorsanız gelin konuşalım. Divan kuruluna ve kongrelere gelmeyip sonra ‘Başkan, Florya’yı peşkeş çekiyor.’ diyemezsiniz. Bana verilen makama hakaret edemezsiniz. Bu konuda son derece duygusalım. Ben, Galatasaray’da büyüdüm. Beni sizler seçtiniz. Sevgi iklimi kurmaya çalıştığımız bu ortamda, bu tarz ifadeler olmamalı. Ben, Galatasaray’ın problemlerini çözmeye geldim. Galatasaray’ın mallarını kendime peşkeş çekmeye gelmedim.” ifadelerini kullandı.
“45 SENE AYNI TESİSİ KULLANDIK”
Amatör şubeleri tek bir yerde toplamak istediklerini anlatan Özbek, “Stadımızın hemen yanında 62 dönümlük araziyi 49 yıllığına kiraladık. Önümüzdeki dönemde göreve gelirsek bu projeyi Galatasaray’a maddi bir yük yaratmadan gerçekleştireceğiz. Bu projeyle Galatasaray’a bir gelir kaynağı yaratacağız ve amatör şubemizin dağınıklığını toparlayacağız. Dünyada spor, bambaşka bir yere gidiyor. Futboldaki eksikliğimiz şu anda Florya. 45 sene geçti ve bu tesislerle buraya kadar geldik. 45 sene aynı tesisi kullandık. İhtiyacımız olan yeni tesisleri yapmamız gerekiyor. Bu amaçla Kemerburgaz’daki tesisler için çalışıyoruz.” şeklinde görüş belirtti.
“TEK YUMRUK OLMAYA DAVET EDİYORUM”
Yeni dönemde Avrupa’da başarılı olmaya çalışacaklarını dile getiren Özbek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Her rekabet ettiğimiz branşta, en iyisi olmak için çabalamalıyız. Bunun için planlama yapıyoruz. Su topunda erkeklerde geçen sene finalde kaybettiğimiz şampiyonluğu bu sene kazandık. Kadın takımımız da şampiyonluğa gidiyor. Onlara da her türlü desteği veriyoruz. Yelkende Ecem Güzel, Paris 2024 Olimpiyat Oyunları için hazırlıklarını sürdürüyor. Paris’te kalbimiz onunla atacak. Kürek şubemizin kullandığı tesisleri ve Haliç’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bize tahsis kayıkhaneyi daha iyi hale getirmek istiyoruz. Yeni bir binicilik tesisi için çalışıyoruz. Bunun için çalışmalara başladık. Eğer bu görevi yeniden yapma onuruna sahip olursak, başardıklarımızın daha iyisini yapmak için çalışacağımın sözünü veriyorum. Galatasaray’ı hayallerimizin ötesine taşımak için birlikte tek yumruk olmaya davet ediyorum.”
Dursun Özbek, konuşmasının ardından yeni yönetim listesinde bulunan isimleri sahneye davet etti.
]]>Bir süre sonra eğlenen grup, yan masalarında oturan kişilerle bilinmeyen nedenle tartışmaya başladı. Tartışma sırasında Ramazan Kaya yan masada oturan kişiye şişe fırlattıktan sonra, yanındakilerle birlikte saldırdı.
Restoranda çıkan arbede, çalışanların da araya girmesiyle büyüdü. Restoran çalışanları kavga eden grubu, yaka paça dışarı atarken, öfkeli grup tehdit ve hakaretler ederek tekrar geleceklerini söyledi.
10 Temmuz Pazartesi günü ise işletme sahibi restoranda kavga eden gruptakiler tarafından telefonla aranarak tehditler aldı.

KURŞUNLAR MEHMEDALİ’YE İSABET ETTİ
Gece saatlerinde restoranın önüne gelen motosikletli iki kişi, önce birkaç tur keşif yaptıktan sonra restorana tabancayla ateş açtı. Kurşunlar dinlenmek üzere restoranın önünde oturan Murat Alp (18), Sercan Demir (27) ve Mehmedali Memiş (19)’e isabet etti.
İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Yaralanan Alp ve Demir ilk müdahalelerinin ardından ambulansla hastaneye götürüldü. Adana’dan İstanbul’a çalışmak üzere gelen ve olaydan 20 gün önce işe başlayan Mehmedali Memiş ise dinlenmek için restoranın önünde oturduğu sandalyede hayatını kaybetti. Polis ekipleri olay yerinde yaptıkları incelemelerin ardından şüphelileri yakalamak için çalışma başlattı.

3 ŞÜPEHLİ YURTDIŞINA KAÇTI, 2’Sİ GERİ GELİP TESLİM OLDU
Polis ekipleri, yaptıkları çalışmalarda motosikletli iki saldırganın Turgay Gündoğdu ve Eren Okumuş olduğunu, Gündoğdu’nun olaydan sonraki gün yurtdışına kaçtığını tespit etti. Ramazan Kaya ve Bayram Kaya’nın ise 15 Temmuz’da yurtdışına kaçtığı tespit edildi.
Çalışmaların devamında Eren Okumuş ve Güven Polatdemir polis ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alındı. Ramazan Kaya ve Bayram Kaya ise yurtdışından geri dönerek 1 Ekim’de teslim oldu. 7
İfadelerinin ardından gözaltına alınan 4 şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi. Şüpheliler verdikleri ifadelerde suçlamaları kabul etmediklerini söyledi. Olayda ağır yaralanan Murat Alp ve hafif şekilde yaralanan Sercan Demir’de hastanede gördükleri tedavinin ardından taburcu oldu.
KAVGA VE SİLAHLI SALDIRI ANLARI SANİYE SANİYE GÖRÜNTÜLENDİ
Öte yandan restorandaki kavganın ve saldırının güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı. Güvenlik kamerası görüntülerinde şüpheli grubun yan masalarında oturan kişiye saldırması, restoran çalışanlarının da kavgaya dahil olması yer alıyor. Mehmedali Memiş’in ise kavgayı uzaktan izlediği görülüyor.
Silahlı saldırı görüntülerindeyse, şüphelilerin olaydan önce yaptıkları keşif, ardından dinlenmek üzere olan 3 çalışana ateş ettikleri, Alp ve Demir’in koşuşturması, Memiş’in ise yaralandığı görülüyor.
“TEDBİRİNİZİ ALIN BU ADAMLAR GELECEK”
Mehmedali Memiş’in babası Neşet Memiş yaşananları şu sözlerle anlattı:
“Benim oğlum burada dershaneye gidiyordu, üniversiteye gitmesi için. Kazanamadı, biz de tekrar dershaneye gönderdik. ‘Baba ben polis olacağım’ diyordu. Yunus polislerini görünce heyecanlanıyor, ‘Baba ben de bunlar gibi’ olacağım diyordu.
Sınavdan çıktıktan sonra, ‘Baba ben İstanbul’a gideceğim’ dedi. ‘Biraz kafamı dağıtırım, sınav sonuçları açıklandıktan sonra geri gelirim’ dedi. İstanbul’a gönderdik, çalışmaya gitti. 20 gün falan çalıştı.
Çalıştığı yerde daha öncede tartışmalar, bir takım kavgalar olmuştu. Ama biz bu mekanın bu kadar tartışılır, kavga edilir bir yer olduğunu bilmiyorduk.
Bir gün böyle bir masa geliyor, oradaki mekan sahipleriyle kavga ediyorlar. Bunlar gelen müşterileri dövüyorlar. Müşteriler çıkarken de ‘Tedbirini al, biz geleceğiz. Bunu senin yanına bırakmayız’ diyor.
Mekan sahibi S.Ş’de hiçbir güvenlik almadan, kimseye bir şey söylemeden normal yaşantısına devam ediyor. Para kazanayım, müşterim eksik olmasın diye. Bu sırada dayak yiyen taraf boş durmuyor, telefonla mekan sahibi S.Ş’i arıyorlar, ‘Bizim niyetimiz ciddi, biz bu mekana geleceğiz’ diyorlar.
Sadece bu konudan benim oğlum ve arkadaşlarının haberi olmuyor. Otoparkçıya dahi bu söyleniyor. Otoparkçıya, ‘Tedbirinizi alın, bu adamlar gelecekler’ diye. O sırada ne oğluma ne de yeğenim Murat Alp’e kimse bir şey söylemiyor.
Ertesi gün gece 00.00 – 01.00 civarlarında, Ramazan Kaya’nın tuttuğu adamlar geliyor, motosikletle o tarafta bir iki tur atıyorlar. Gelip sıkıp sıkıp gidiyorlar kafasına göre. O sırada benim masum oğlum gidiyor.”
“HAYALLERİMİZİ, GELECEĞİMİZİ ELİMİZDEN ALDILAR”
Anne Perin Memiş, “Benim oğlumun hayalleri, geleceği vardı. Hayallerimizi, geleceğimizi elimizden aldılar. Perşembe günü mahkeme var, İnşallah belalarını bulacaklar. Her gece gömleğini öpüp de yatıyorum. Gömleğini kokluyorum ama yok, artık gelmez” diye konuştu.
]]>Çift, oğullarının tedavisinin ardından saat 00.30 sıralarında evlerine dönmek üzere tıp merkezinden çıktı. Birol Bahadır’ın kullandığı 16 VEC 523 plakalı hafif ticari araca, evlerinin bulunduğu Belde Sokak’ta seyir halindeyken, iddiaya göre ana yolda süratle ilerleyen Hüseyin Başaran (28) yönetimindeki 16 ARL 705 plakalı otomobil yandan çarptı.

CAMDAN FIRLAYARAK DİĞER ARACIN ALTINDA KALDI
Çarpmanın şiddetiyle araçta sıkışan Birol Bahadır ile Gülsüm Bahadır ağır yaralanırken, arka koltuktaki çocuk koltuğunda oturan Mert ise camdan fırlayıp metrelerce savrularak Hüseyin Başaran’ın kullandığı otomobilin altında kaldı.

İhbar üzerine bölgeye polis, itfaiye ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri yaptıkları kontrolde Mert Bahadır’ın olay yerinde hayatını kaybettiğini belirlerken, ağır yaralanan anne ve babası, sıkıştıkları araçtan itfaiye ekipleri tarafından çıkarılarak kaldırıldıkları hastanede tedaviye alındı.
Mert Bahadır, kazadan 1 gün sonra toprağa verilirken, iç kanama geçiren ve vücutlarının çeşitli yerlerinde kırıklar oluşan Bahadır çifti, öldüğünü bilmedikleri oğullarının cenazesine de katılamadı. 16 gün boyunca yoğun bakımda tedavi gören ve 15 gün önce hastaneden taburcu olan çiftin, vücutlarındaki kırıklar nedeniyle evde yatarak tedavileri devam ediyor.

‘OĞLUMUN ÖLÜMÜNÜ PSİKOLOG EŞLİĞİNDE ÖĞRENDİM’
Oğullarının öldüğünü kazadan günler sonra öğrendiklerini söyleyen Gülsüm Bahadır, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
“İlk zamanlar kendimizde değildik. Oğlumun ölüm haberini sonradan psikolog eşliğinde öğrendim. Acımız çok büyük. Oğlumuzu iyileştirmek için hastaneye gittik, başımıza bu olay geldi. O cani adam, hızlı bir şekilde gelip bizim arabamıza vurdu. Oğlumuzu iyileştirmek istedik ama ölüme gitti. Kolumda, kaburgalarımda ve bacaklarımda kırıklar var. 2 ay boyunca evde yatmaya devam edeceğiz. Ben oğlumdan oldum. Bir daha oğlum geri gelmeyecek. İnşallah o cani gereken cezayı alır. O mahalle arasında o kadar hızla gelmenin bedelini öder.”

“OĞLUMUN HEP YOĞUN BAKIMDA OLDUĞUNU ZANNEDİYORDUM”
Oğlunun ölüm haberini kazadan 1 hafta sonra ziyaretine gelen bir arkadaşı tarafından öğrendiğini belirten Birol Bahadır, “Ben yoğun bakımda oğlumun ölüm haberini aldıktan sonra hastanede duramadım. Yanımıza ziyarete gelen bir arkadaşım ağzından kaçırdı. Oğlumun hep yoğun bakımda olduğunu zannediyordum. O caninin en ağır cezayı almasını istiyorum” diye konuştu.
Kaza anı ile ilgili olarak da Birol Bahadır, tutuklu sürücü Hüseyin Başaran’ın otomobiliyle çok süratli bir şekilde ana yolda ilerlediğini ve frene basmadığını söyledi. Kazanın ardından aracın içinde sıkıştıklarını ifade eden Bahadır, “Vücudumda ezilmeler var. Sol kalçamda platin var. Kalçamızda kırıklar olduğu için, 2 ay boyunca yataktan kalkamayacağız. Doktorlar, belki eski hayatımıza geri dönememe ihtimalimiz olduğunu söyledi. İnşallah adalet yerini bulur” dedi.

“ÇOCUKLARIM HALA YATAĞA MAHKUM YAŞIYOR”
Torununu, anne ve babası olmadan toprağa vermek zorunda kaldıklarını ve yaşadıkları acının tarifinin mümkün olmadığını belirten babaanne Fatma Bahadır ise “Gece yarısı, gelinimin telefonundan beni aradılar. Kaza haberini aldım. Çocuklarımı gördüğümde perişan haldeydiler. Gülsüm ve Birol’un 5 sene çocukları olmadı. Evlendikten 5 sene sonra çocukları oldu. Onu da toprağa verdik. Bu kişiden sonuna kadar davacıyım. Çocuklarım hala yatağa mahkum yaşıyor” sözleriyle yaşadıklarını anlattı.
‘BU YAŞANAN KAZA DEĞİL CİNAYET’
Kazanın ardından tutuklanan otomobil sürücüsünün, sokak arasında 150 kilometre hızla gittiğini, güvenlik kamerası görüntülerinde de bunun görüldüğünü belirten, ailenin avukatı Tuncay Özdemir, olayın kaza değil cinayet olduğunu söyledi. Özdemir;
“Kazaya sebep olan Hüseyin Başaran, kanunlar niteliğinde incelendiğinde, ‘bilinçli taksir’ veya ‘olası kast’ ile yargılanmalıdır. Müvekkillerimde alkol ve madde yok. Karşı tarafta bir alkol olmadığı söyleniyor ama elimize hastane kayıtları ulaşmadı. Kazanın olduğu yeri ana yol olarak tabir etsek dahi, sokak olarak geçilen bir yer. Orada seyir halinde olan bir kişi 30 kilometre hızla gitmesi gerekirken, bize göre 150 kilometre hızla geldiği için, bu olay meydana geliyor. Bu yol tek şeritli bir yol. Karşı taraf önündeki araçları sollayarak müvekkilime çarpmıştır. Bu durum bize göre cinayet ama takdir mahkemenindir. Karşı taraf tutuklu ve sürecimiz devam ediyor” dedi.
]]>Prof. Dr. Bush, ergenler, çocuklar, hatta hamileler arasında dahi kullanımı çok artan ve elektronik sigara, iqos, puff bar gibi farklı form ve adlarla piyasada satılan ‘alternatif’ tütün ürünlerinin tehlikelerine dikkat çekti.
Prof. Dr. Bush, evdeki e-sigara sıvılarını içme sonucu 2-3 yaşındaki bebeklerde dahi e-sigara zehirlenmelerine rastladıklarını kaydetti. Gerçekleştirilen bilimsel oturumda endüstrinin esrar dahi içeren bazı ürünleri artık “astımlı hastaların kullandığı inhaler (fısfıs)” formunda satışa sunduğuna da dikkat çekildi.
“BİN 200’DEN FAZLA GENDE DEĞİŞİKLİĞE NEDEN OLUYOR”
E-sigaraların sanıldığı gibi masum olmadığını anlatan Prof. Dr. Bush, bu cihazlar yüzünden tütün ürünü kullanımının 10-11 yaşa kadar düştüğünü vurguladı. Prof. Dr. Bush’un sunumundaki en dikkat çeken verilerden biri de yapılan araştırmalara göre e-sigaranın bin 200’den fazla gende değişikliğe neden olduğuydu.
Prof. Dr. Bush tütün ürünü kullanma yaşının bu kadar düşmesinin, ileride akciğer kanseri görülme yaşını da çok daha erkene çekme endişesi doğurduğuna dikkat çekti.
Doç. Dr. Pelin Duru Çetinkaya da ülkemizde 10 yaşından itibaren elektronik sigara kullananlara şahit olduklarını anlattı:
“16 yaşın altında yapılmış bir araştırmaya göre çocukların yüzde 5’i düzenli, yüzde 20’si ise ara sıra olmak üzere elektronik sigara ve ürünlerini kullanıyor. Çocuklarımızdan önce ne yazık ki ebeveynler, eğitimciler ve sağlıkçılar tehlikeyi bilmiyor. Yapılan araştırmalarda görülmüş ki bu ürünlerin neredeyse üçte birinde Cannabis yani esrar var. Bir sürü kanserojen madde var. Elektronik sigara kullanmasa bile bir çocuk bunun sıvılarını içerek toksik zehirlenmeler yaşayabiliyor. 6 yaşında bu şekilde zehirlenme vakalarımız oldu.”
“EBEVEYNLER SESİNİ ÇIKARMIYOR”
Bu ürünlerin zararlı olmadığı ve her yerde kullanılabileceği algısıyla ebeveynlerin, çocuklarının yanında dahi kullandığına işaret eden Doç. Dr. Çetinkaya, şöyle devam etti:
“Yine ülkemizde yapılan bir çalışmada gördük ki yüzde 70’i evlerinde, yüzde 40’ı iş yerinde bu ürünleri kullanıyor. Adına istediğiniz kadar buhar deyin, bunlar da duman çıkarıyor. Eğitimcilerimizin farkına varamadığı durumlar da var. Çocuk okulda flash bellek şeklinde avucunun içerisinde saklıyor ve bunları soluyor. Ama ortama dumanı saldığında sigaradaki gibi kötü bir koku olmuyor. Çünkü içinde aromalar var, çilek, meyve aroması gibi. Öğretmenler de bunun aslında bir tütün ürünü olduğunun farkına varmıyor. Ebeveynler bir ilaç kullanması gerektiğinde her şeyi sorgularken bunları koşulsuz şartsız sorgulamadan çocuklarının kullanmasına sesini çıkarmıyor. Gebeler bile kullanıyor. Ülkemizde yapılmış bir çalışmada gebelerde elektronik sigara kullanımının yüzde 5’lerde olduğu ortaya çıkmıştı 5 yıl önce. Şu an bu oran eminim daha yüksektir.”
“AYNI AĞIZLIKLA 5-6 ÇOCUK KULLANIYOR”
İki çocuğunun olduğunu ve her ikisinin okullarında yaygın bir şekilde bu ürünlerin kullanıldığını vurgulayan Doç. Dr. Çetinkaya, sözlerini şöyle noktaladı:
“Bir de Puff Bar dedikleri tek kullanımlık ürünler var. Bir çocuk alıyor, 5-6 çocuk aynı ürünü aynı ağızlıkla kullanıyor. Akciğer, kalp damar sistemi, kanser, bulaşıcı hastalıklara zemin hazırlıyor. Sigara bırakma polikliniklerinde sadece 5 hekimden birisi elektronik sigara ve yeni nesil tütün ürünleri hakkında hastadan sorgu alıyor. Meslektaşlarımız da bunu bilmiyor. Örneğin son zamanlarda çocuk yaş hastalarda çok sık duyduğumuz pnömotoraks yani akciğer sönmesi tablosunda, altta yatan neden elektronik sigara ürünleri olabilir mi, bunun sorgulanması lazım.”
“CİDDİ ÖNLEMLER ALINMALI”
Prof. Dr. Andrew Bush ise “Çocuk hekimleri bu ürünlerin tehlikelerini biraz daha iyi biliyor. Ama yetişkin hekimleri sigaranın zararlarına daha çok odaklandıkları için daha az zararlı olan bir şeye yönlendirmek istiyor hastalarını. Ama e-sigaraların daha az zararlı olduğuna dair elimizde herhangi bir kanıt yok. Hatta acaba daha fazla zararlı olabilir mi? Bununla ilgili kanıtlar konuşuluyor artık. Dolayısıyla bu sıcak kimyasalların ciğerlerimize çekilmesi hiç de güvenli değil ve tehlikeli. Ergenlik döneminde sigara içildiği zaman yetişkinlik hayatında akciğer kanseri geliştirme riski kat kat artıyor. Kanser görülme yaşını ileride çok daha genç nüfusta görebiliriz. Bu beni çok kaygılandırıyor. Bir felaketin olmasını beklemeden bu ürünlerin tüketilmesine yönelik ciddi önlemler alınmalı” diye konuştu.
İngiltere ve Avrupa’nın pek çok ülkesinde satışı serbest olan ve bu ürünlerin özel mağazalarının bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Bush, Türkiye’de elektronik sigara satışının yasak olmasının önemli bir avantaj ve başarı olduğunu da vurguladı. Ancak sadece kağıt üzerindeki yasakların etkili olamayacağını ifade eden Bush, özellikle çocuklara bu ürünlerin satışını yapanlara hapis cezasına varan ciddi yaptırımlar getirilmesi gerektiğini kaydetti.
]]>
Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024 yılı yaş çay alım fiyatının kilogram başına 17 lira, üreticilere verilen destekleme bedelinin ise 2 lira olarak belirlendiğini, böylece 2024 yılı yaş çay bedeli olarak üreticilerin eline kilogram başına 19 lira geçeceğini açıkladı.
Rizeliler, açıklanan fiyata tepki göstererek, fiyatın en az 25 lira olmasını talep etti.
Yapılan açıklamalarda, “25 lira bu milletin hakkıdır. Çünkü burada geçen sene 800 lira yevmiye yapılırken, yevmiye çay toplanırken bugün bin 500 lira isteniyor. Bunun gübresi var, çapalaması var, ot temizliği var, bakımı var. Yani bunları üste koyduğunuzda çayın değerini bugün 19 lira olarak açıklamak öyle bir çay almak bu akla ziyandır” denildi.
Rize’deki siyasi parti temsilcileri ve ziraat odası başkanlarının konuyla ilgili değerlendirmeleri şöyle:
“25 LİRA BU MİLLETİN HAKKIDIR”
İYİ Parti Rize İl Başkanı Kürşat Hacısüleymanoğlu:
“Rize Ticaret Borsası’nın çay fiyatıyla ilgili 19 lira açıklamasının tamamen bir fiyasko olduğunu, çay fiyatının manipüle edildiğini düşünüyoruz.
Ayrıca açıklanacak olan çay fiyatının güncel ekonomik koşullar dikkatine alınarak, güncel enflasyon dikkate alınarak, maliyet hesabı yapıldı. Maliyet hesabına göre en az 25 TL olarak açıklanmasını talep ediyoruz.”
Demokrat Parti Rize İl Başkanı Hamit Çelik:
“Bugün çay fiyatının gerçek rakamı uluslararası piyasada 85 senttir. Yani o da 26 lira üzerindedir. Bu para, bugün çaya verilecek zam bir defa 25 liranın altına düşmemesi lazım. 25 lira bu milletin hakkıdır.
Çünkü burada geçen sene 800 lira yevmiye yapılırken, yevmiye çay toplanırken bugün bin 500 lira isteniyor. Bunun gübresi var, çapalaması var, ot temizliği var, bakımı var. Yani bunları üste koyduğunuzda çayın değerini bugün 19 lira olarak açıklamak öyle bir çay almak bu akla ziyandır.”
“BİR AN ÖNCE BU YANLIŞTAN VAZGEÇİLMELİDİR”
Gelecek Partisi Rize İl Başkanı Osman Civelek:
“Devletin en yetkilisi o günkü parlamenter sistemde başbakan vardı. Rahmetli Başbakan Mesut Yılmaz gelirdi Rize’ye, çay fiyatını açıklardı. Çay fiyatının açıklanmasıyla bir bayram havası estirirdi. Rize Meydanı mitinglere dönüşürdü adeta. Diyelim ki o gün ki şartlarda enflasyona yakın bir rakam verilirdi. Rizeli olması münasebetiyle de onun üzerine ilave bir ek ödenek daha aktarırdı başbakan ve çay fiyatını öyle açıklanırdı.
Son yıllarda artık alışkanlık haline getirdi iktidar, Çaykur binalarından, bakanlığın
odalarından çay fiyatları açıklanmaya başlandı. Buna da Rizeliyi alıştırdılar. En son geçen sene seçimlerde mayıs ayı çayı fiyatı açıklanırken Cumhurbaşkanı Rize Meydanı’nda bir fiyat açıkladı ve fiyattan da üreticilerimiz çok memnun kalmadı. Çünkü miting alanının boşaldığını hissettik ve gördük çay fiyatı açıklandıktan sonra.
Bugünün şartlarında fiyatın 25 TL ve üzerinde olması makbuldür. Çünkü ekonomik sıkıntılarla insanlarımız uğraşırken bir nebze nefes alma adı altında belki bir faydası olacaktır bu rakamın.
Saadet Partisi Rize İL Başkanı Muhammet Kaçar:
“Ülkemizde yaşanan enflasyon da nazara alınarak, daha önceden de ifade ettiğimiz üzere asgari 25 TL olarak çay fiyatının belirlenmesini ve desteklemenin de 3 TL olarak belirlenerek milletimizin güvenle önüne bakabileceği bir ortamın oluşmasını hükümet yetkililerimize önemle arz ediyoruz.
Bu yanlıştan bir an önce vazgeçilerek olması gereken asgari 25 TL olarak fiyatın belirlenmesini ve bu fiyatın bir an önce açıklanmasını yetkililerden önemle rica ediyoruz.”
Artvin Kemalpaşa Ziraat Odası Başkanı Olcay Muti:
“4 Mayıs Cumartesi günü başlayan çay tarımı bir sürü belirsizliklerle, sıkıntılarla başladı. Biz çay üreticileri olarak en az en yüzde 100 zam istiyoruz. Yani maliyetlerimiz geçen yıldan bugüne arttı.
Mazota gelen, enerjiye, gıdaya gelen maliyetler arttı. Ziraat Odaları olarak maliyet hesaplaması yaparken birçok kalemde maliyet hesaplaması yaptık ve bunların bir yıllık almış olduğu zamları hesapladık ortalama 17.8 kuruşa denk düştü.
Biz Odalar olarak, çay bölgesi Ziraat Odaları olarak, Hopa Ziraat Odası olarak bu yıl çay fiyatının 25 liranın üzerinde olmasını talep ediyoruz. Döviz artışı alım gücümüz düştü. Geçen yıl 150 liraya aldığımız çay makası, bu yıl 600 geçen yıl 20 liraya aldığımız çuval bu yıl 50 lira buyurun sayın devlet büyükleri bu hesabı bu maliyeti siz yapın ve bu yıl üreticilerimizin yüzünü güldürecek bir fiyat belirleyin.”
]]>ANNELER GÜNÜ MESAJLARI
“Sevginin en kutsal sembolü, sonsuz sabır ve şefkatin kaynağı, senin gibi bir annenin değeri ölçülemez. Anneler Günün kutlu olsun!”
“Her bir gülüşünde, yüreğimizdeki sevginin yeşerdiğini hissediyoruz. Seninle geçirdiğimiz her an, bize hayatın en değerli hediyesini veriyor. Anneler Günün kutlu olsun, anneciğim!”
“Güçlü bir sığınak, sıcacık bir liman, yolumuzu aydınlatan bir yıldızsın sen. Anneler Günü kutlu olsun, varlığın bizim için en değerli hazinemizdir.”
“Hiç solmayan bir çiçek gibi, sevgin her zaman etrafımızı sarmalıyor. Seninle geçirdiğimiz her an, bize anneliğin ne demek olduğunu hatırlatıyor. Anneler Günün kutlu olsun, seni çok seviyoruz!”
“Hayatımızın her anında, yanımızda olduğun için minnettarız. Yüreğindeki sevgi ve sıcaklıkla bize rehberlik eden, değerli annemiz, Anneler Günün kutlu olsun!”
“Anneler Günü, sadece bir gün değil, senin bize her gün sunduğun sevgi ve özverinin kutlandığı özel bir zaman dilimi. Varlığınla hayatımıza anlam katan anneciğim, seni çok seviyoruz!”
“Kelimelerle ifade edilemeyecek kadar büyük olan sevgini hissediyoruz her zaman. Bize her zaman destek olan, yüreği sonsuz sevgiyle dolu annemiz, Anneler Günün kutlu olsun!”

“Hayatın en güzel renklerini bize öğreten, her zorluğun üstesinden gelmemize yardımcı olan annemize sonsuz teşekkürler. Anneler Günün kutlu olsun, seni çok seviyoruz!”
“Sevgi dolu kalbinle, bize her zaman en iyisini sunan annemiz, sana minnettarız. Seni seviyoruz ve Anneler Günün kutlu olsun!”
“Anneler Günü, senin değerini anlamak ve sana olan sevgimizi ifade etmek için bir fırsat. Senin gibi harika bir annenin evlatları olmaktan gurur duyuyoruz. İyi ki varsın, Anneler Günün kutlu olsun!”

ARKADAŞA ANNELER GÜNÜ MESAJLARI
Canım arkadaşım, Anneler Günü’nü kutlarım! Senin gibi bir anneye sahip olduğun için çok şanslısın.
Annelerimize olan sevgimizi ve saygımızı her zaman yürekten hissediyoruz. Anneler Gününüz kutlu olsun!
Bu özel günde, tüm anne dostlarımıza en içten dileklerimizi sunuyoruz. Anneler Gününüz kutlu olsun!
Annelik duygusunun ne kadar kutsal ve değerli olduğunu biliyoruz. Anneler Gününüz kutlu olsun!
Tüm anne dostlarımıza, sevgi dolu bir Anneler Günü diliyoruz.

EŞE ANNELER GÜNÜ MESAJLARI
Sevgili eşim, öncelikle anneler gününü kutlarım. Çocuklarımıza verdiğin sevgi ve emeği için sana minnettarım.
Sen sadece çocuklarımızın değil, benim de en şefkatli ve en sevgi dolu annemsin. Anneler Günün kutlu olsun!
Hayatımın en güzel armağanı olan sana, anneler gününü kutlarım. Hem bana hem de çocuklarımıza sunduğun sevgi ve şefkat için sana minnettarım.

Senin gibi bir anneye sahip olduğumuz için çocuklarımıza çok şanslıyım. Anneler Günün kutlu olsun!
Her zaman yanımızda olduğun, bize destek olduğun ve bize sevgini gösterdiğin için sana çok teşekkür ederim. Anneler Günün kutlu olsun canım!
]]>PATRON TAHLİYE OLDU
Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği karar istinaf mahkemesi tarafından da onandı. 19 Nisan 2019’da verilen onama kararıyla birlikte, Can Gürkan’ı yurt dışına çıkış yasağı koyarak tahliye edildi. Somalı madencilerin avukatları dosyayı Yargıtay’a taşıdı. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, cezaları az buldu. Sanıklar Can Gürkan, Haluk Evinç, Adem Ormanoğlu ve Efkan Kurt’un 301 kez olası kastla öldürme suçundan, 162 kez de yaralama suçundan cezalandırılmasını istedi. Yargıtay’ın kararından hemen sonra, davanın görüldüğü Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nin yeni duruşma günü verip davaya yeniden başlaması bekleniyordu ancak öyle olmadı…
Yargıtay 12. Dairesi heyeti değiştirildi
Ölen ve yaralanan her bir madenci için ayrı ayrı ceza verilmesi gerektiğine hükmeden Yargıtay 12. Ceza Dairesi heyeti, davanın yeniden başlamasının beklediği sırada değiştirildi. Yeni gelen heyet, siyaset ve bürokrasi kökenliydi. 12. Ceza Dairesi Başkanı Ahmet Er ve üye hakim Nadir Güngündeş koltuğunu korurken, sanıkların 301 kez olası kastla öldürme ve 162 kez yaralama suçundan cezalandırılması gerektiğine yönelik karara imza atan üyelerin yerine eski Adalet Bakanı ve Müsteşarı Kenan İpek, eski HSK Genel Sekreteri Fuzuli Aydoğdu ve eski Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Mustafa Yapıcı getirildi.
LEHE OY KULLANILDI
Heyet değişikliğinden 8 gün sonra, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan itiraz geldi. İtirazda Daire’nin bozma kararındaki ‘olası kastla öldürme’ suçundan ceza istemi fazla bulundu, sanıkların ‘bilinçli taksirle öldürme’ suçundan cezalandırılması istendi. Sanıkların ‘bilinçli taksirle öldürme’den cezalandırılmaları yönünde karar verildi. Karar 3’e karşı 2 oyla çıktı. Yeni üyeler, kararda sanıkların ‘lehine’ oy kullandı.
YAŞAM HAKLARI İHLAL EDİLMEMİŞ
2021’de başlayan yeniden yargılama sonunda Can Gürkan, 20 yıl, Adem Ormanoğlu ve Efkan Kurt, 12 yıl 6 ay hapisle cezalandırıldı. Haluk Evinç ise beraat etti. Madencilerin avukatları, Yargıtay’ın onama kararından sonra Soma Davası’nı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Başvuruda madencilerin yaşam haklarının ihlal edildiği belirtildi, yeniden yargılama ve tazminat talep edildi. Yüksek mahkeme, avukatların başvurusunu reddetti. Kararda, olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayrımın ceza hukukundaki en tartışmalı konulardan biri olduğu öne sürüldü ve hayatını kaybeden madencilerin yaşam hakkının ihlal edilmediği belirtildi.
]]>
Bursa temsilcisi, bu sonuçla play-off oynama şansını kaybetti.
Karşılaşmaya daha tempolu başlayarak Şehmus Hazer, Melih Mahmutoğlu ve Sertaç Şanlı ile sayılar bulan Fenerbahçe Beko, 2. dakikayı 8-2 önde geçti. Bursa temsilcisi, kötü başlangıca rağmen Zivko ve Brown ile tempoyu arttırdı ve 6. dakikada skoru lehine çevirdi: 13-12. Karşılıklı basketlerle devam eden ilk çeyrek 25-25 eşitlikle sonuçlandı.
İkinci çeyreğe de hızlı başlayan Fenerbahçe Beko, Madar’dan üst üste sayılar bularak 14. dakikada farkı 6’ya (31-37) çıkardı. Yeşil-beyazlı ekibin basit top kayıplarını iyi cezalandıran sarı-lacivertliler, bu periyodun genelinde daha iyi mücadele etti ve soyunma odasına 51-40 üstün gitti.

Üçüncü çeyrekte istediği ritmi bir türlü bulmayan Bursaspor karşısında set hücumlarını devam ettiren Fenerbahçe Beko, 32. dakikada farkı 13’e (41-54) kadar çıkardı. Farkı çift hanelerde tutmayan çalışan sarı-lacivertliler karşısında seyirci desteğini de arkasına alan Bursaspor, boyalı alandan Vlademir, çizginin dışından ise Brown’un sayılarıyla etkili olarak üçüncü çeyreğe skoru eşitleyerek (68-68) gitmeyi başardı.
Son çeyrek çekişmeye sahne oldu. Ömer Utku Al ve Michineau ile çeyreğin başında sayılar bulan Bursaspor, uzun süre sonra 32. dakikada skorda üstünlüğü ele geçirdi: 72-70. Tarık Biberoviç ve Şehmus Hazer ikilisiyle etkili olan Fenerbahçe Beko, çeyrek genelinde iyi oyunu sürdürerek son dakikaya 92-89 önde girdi. Bitime saniyeler kala Brown ile 3 sayılık isabet bulan Bursaspor, skoru 92-92 eşitleyerek adeta tekrar umutlandı. Karşılıklı basketlerin devam ettiği çeyreğin son 4 saniyesine 96-96 eşitlikle girildi. Son topu kullanan Fenerbahçe Beko, Şehmus Hazer ile yararlanamayınca maç uzatmaya gitti.
Uzatma dakikalarında iki takımın çekişmeli oyunu devam etti. Fenerbahçe Beko’nun sürekli öne geçtiği, Bursaspor’un kovaladığı uzatmanın son 19 saniyesine 102-102 eşitlikle girildi. Son hücumu kullanan sarı-lacivertliler 4. periyotta olduğu gibi yine Şehmus Hazer ile skoru bulamadı ve ikinci uzatma periyoduna geçildi.
İkinci uzatma periyodunda dar rotasyonla oynayan Bursaspor iyice yoruldu ve skor üretmekte zorlandı. Bu durumu lehine çeviren Fenerbahçe Beko, iyi oynayarak parkeden 116-112 galip ayrılmayı başardı.
Salon: TOFAŞ
Hakemler: Emin Moğulkoç, Musa Kazım Çetin, Yiğit Gönültaş
Bursaspor İnfo Yatırım: Young 14, Neal 9, Michineau 14, Brown 32, Zivko 26, Ömer Utku Al 4, Davit Mutaf 13, Metin Türen
Fenerbahçe Beko: Şehmus Hazer 17, Sertaç Şanlı 10, Melih Mahmutoğlu 13, Mert Emre Ekşioğlu, Noua 20, Montley 4, Metecan Birsen, Tarık Biberoviç 15, Pierre 11, Dorsey 6, Madar 20
1. Periyot: 25-25
Devre: 40-51
3. Periyot: 68-68
Normal süre: 96-96
5 faulle çıkan: 36.51 Neal (Bursaspor İnfo Yatırım)
]]>İsrail’in yaklaşık 8 aydır suç işlemeye devam ettiğini söyleyen Salah, Şifa Hastanesinin acil servisi, diyaliz merkezi ve ameliyathane bölümünün olduğu yerde bulunan toplam 3 toplu mezarda 80 cesede ulaştıklarını, bunların yanı sıra hastanenin diğer bölümlerinde ve kum yığınlarının altında onlarca ceset bulduklarını kaydetti.
CESETLER TOPLU MEZARLARDAN ÇIKARILIYOR
Toplu mezarlarda bulunan cesetler üzerinde yapılan incelemelere ilişkin bilgi veren Salah, şunları söyledi:
“Bu kişilerin, sağlık hizmeti almalarına engel olunan hastalar, yoğun bakımda olup suni solunum cihazı durduğu için ölenler, tedavi olamadığı için yaralarında iltihaplar oluştuğundan ötürü hayatını kaybedenler, İsrail askeri araçları tarafından ezildiği için parçalanmış bir şekilde bulunanlar, başı gövdesinden ayrılanlar, defnedilmeden önce başından ve göğsünden vurularak öldürülenler ve çöp yığınlarının altına defnedilenlerden oluştuğunu gördük. İsrail, hastaneleri, can kurtarılan mekanlardan ölüm kokularının yayıldığı mekanlara ve toplu mezarlara dönüştürdü.”
SAĞLIK PERSONELLERİ ÖLDÜRÜLDÜ VE ALIKONULDU
Kemal Advan, Nasır ve Şifa hastanelerinde bulunan 7 toplu mezarda 520 cesede ulaşıldığını aktaran Salah, İsrail ordusunun ihlallerinin sadece toplu mezarlarla sınırlı kalmadığını Şifa Hastanesinde gerçekleşen son baskında 4 sağlık çalışanının şehit olduğunu ve böylelikle ölen sağlık personeli sayısının 492’ye yükseldiğini dile getirdi.
Salah, şu ana kadar 310 sağlıkçının İsrail tarafından alıkonduğunu, bunların çok zor koşullar altında tutulduğunu ve işkenceye maruz kaldığını, bunlardan birinin de işkence sonucu hayatını kaybeden Şifa Hastanesi Ortopedi Bölümü Başkanı Adnan el-Burş olduğunu ve cesedinin hala teslim edilmediğini söyledi.
SAĞLIK SİSTEMİNİN KARŞILAŞTIĞI SORUNLAR
Sağlık sektörünün pek çok sorunla karşılaştığını belirten Salah, bunların başında yakıtın geldiğini, hizmet veren az sayıdaki hastanenin yakıt sıkıntısı nedeniyle minimum kapasiteyle çalıştığını, yakıt olmadı için ambulansların da hasta ve yaralılara ulaşmakta zorlandığını kaydetti.
Salah, karşılaştıkları bir diğer zorluğun ise sağlıkçı kadrosunda verilen kayıplar ile ilaç ve tıbbi malzeme eksikliği olduğunu ifade ederek, Şifa Hastanesinde hala ortaya çıkarılmamış cesetler olduğunu düşündüklerini ancak bunları bulmak için gerekli ekipman ve araçlara sahip olmadıkları için arama çalışmalarını durdurduklarını aktardı.
ULUSLARARASI TOPLUMA ÇAĞRI
Salah, tüm bu ihlallere binaen uluslararası kurumlar, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ), bu suçları belgeleme ve İsrail’i bunlarla yargılama çağrısı yaptıklarını kaydetti.
Başta Şifa Hastanesi Müdürü Muhammed Ebu Silmiyye olmak üzere alıkonulan sağlıkçıların serbest bırakılmasını istediklerini kaydeden Salah, Filistin Sağlık Bakanlığı ve uluslararası kurumlardan, Şifa ve diğer hastanelerin yeniden hizmete açılması için çalışmasını talep etti.
SİVİL SAVUNMA EKİPLERİNİN KARŞILAŞTIĞI ZORLUKLAR
Basın toplantısında söz alan Basal ise sivil savunma ekiplerinin yaşadıkları sıkıntılara değindi. İsrail’in saldırılarında çoğu aracın zarar görmesi nedeniyle aylardır çok basit alet ve ekipmanlarla çalıştıklarını kaydeden Basal, bu durumun enerji ve vakit kaybetmelerine neden olduğuna işaret etti.
Basal, Uluslararası Sivil Savunma Teşkilatı, uluslararası kurumlar, insan hakları kuruluşlarına Gazze’de yaşanan “felaketi” görme çağrısı yaptı.
Basal, sivil savunma ekiplerinin görevlerini yerine getirebilmesi için yakıt ve ekipman talep ettiklerini, saldırıların devam etmesi ve enkaz altında hala en az 10 bin ceset olduğu göz önüne alındığında ağır iş makineleri ile gelişmiş ekipmanlara ihtiyaç duyduklarını söyledi.
İsrail’in, sivil savunma Kurumu’nun kapasitesinin yüzde 70-80’ini yok ettiğini, 69 sivil savunma çalışanını öldürdüğünü dile getiren Basal, çalışanlar için koruma talep ettiklerini aktardı.
]]>
“FİLİSTİN’İ ‘ÖZGÜRLÜĞÜN SEMBOLÜ’ DUYGUSUYLA TAKİP EDİYORUZ”
Kassis’i ağırlamaktan mutluluk duyduğunu belirten İmamoğlu şunları söyledi:
* “Sizinle en son, Mega Şehirler Zirvesi’nde bir arada olmuştuk. Çok ilginç bir şekilde, biraz da o ağırlama esnasında saldırının başlama anını yaşamıştık. Bölge çok ağır zamanlar geçiriyor. Biz, çok büyük ve derin üzüntüyle takip ediyoruz süreci. Filistin, dünyadaki bütün insanların, tabii bizim için de özellikle Türk halkı için her zaman öyle olmuştur; ama bu dönemde de yine özgürlüğün sembolü şeklinde bir duyguyla takip ediyoruz süreci. Tabii bir yandan atak ve saldırılar devam ediyor. Bunun acısı büyük.
* Ama bir yandan da 2 milyon civarında insan, yurtlarından ayrılmak zorunda kalan insanların ihtiyaçları da hepimizin içini acıtıyor. Tüm uluslararası platformlarda, Filistin halkının haklı mücadelesinin yanında olduğumuzu belirtmek isterim. Yaşanan vahşetin bir an önce durmasını ve kanın akmamasını, savaşın sona erdirilmesini, artık ne yazık ki katliama dönen bu saldırının sona ermesi gerektiğini, her yerde, sesimizin son noktasına kadar haykırarak dile getiriyoruz.

“GAZZE’YE ULAŞTIRILMAK ÜZERE YARDIM TIRLARIMIZI GÖNDERDİK”
* İstanbul özelinde de aynı duyarlılığı sürdürüyoruz. Burada yaşayan Filistinli öğrencilere katkı sunduk ve ihtiyaçlarını takip ediyoruz. Gazze’ye ulaştırılmak üzere yardım tırlarımızı gönderdik. Bu ve buna benzer aksiyonlarla, ihtiyacı olan her hususta, Filistin halkına da yardıma hazır olacağız. Bu tür ortamlarda, özellikle yerel yönetimler olarak süreci çok hassas irdelemeli ve birbirimize her yönüyle de destek olmalıyız. Ben, ilk tanıştığımız andan beri, bu konudaki hem olgun tutumunuzdan hem aynı zamanda şehrin ihtiyaçlarıyla beraber hem bölgeye hemşehrimize hem ülkemize olan güçlü bakışınızdan dolayı da sizi tebrik ederim.
İBB, RAMALLAH’TAKİ OSMANLI ADLİYESİ’NİN YENİDEN YAPIMINA KATKI SUNACAK
* Ramallah Filistin’in en önemli şehirlerinden bir tanesi. Bugün, yönetici arkadaşlarımı da dış ilişkilerdeki sorumlu arkadaşlarımla birlikte çağırdım. Oradaki Osmanlı Adliyesi’yle ilgili olan alakanızı biliyorum. Oraya vereceğimiz destekle ilgili süreci konuşmak da istediğinizi biliyorum. Ben, oradaki süreçte, -ki dün de bu konuda bir kısım görüşme yaptığınızdan da haberdarım- o projede olmak istiyoruz ve mutlaka süreci destekliyoruz. İnşallah birlikte çok güzel bir eseri şehrinize kazandırırız. Hem şehrinizde hem ülkenin genelinde, bir an önce insanların yaşam ve mücadeleleri noktasında, bütün hizmetlerden iyi faydalanması gerekiyor. Bu yönde sizin atacağınız her örnek çalışmada da İstanbul’un yanınızda olduğunu bilin. Ve öyle de imkanlar sunma gayreti içerisinde olacağız.
* Şehrinizdeki dayanışmaya katkı sunmaya, atık yönetimi ve çevreyle ilgili atacağınız adımlarda sizi her türlü desteği sunmaya hazırız. Bu yönüyle gerçekleştireceğimiz şehre dönük iyileştirici bütün projelere de destek olma konusunda kararlıyız. Şahsım ve tüm İstanbullular adına, Filistinlilerin yanında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Kalacağınız süreç içerisinde arkadaşlarımla yapacağınız toplantılardan çıkacak sonuçları hızlıca değerlendirip, mutlaka size hızlıca dönüş yapacağımızı da bilmenizi isterim. Bu adımlarla Ramallah için çok güzel hizmetler sunacağınıza da son derece eminim.”

“SİZİNLE OLAN İLİŞKİMİZDEN DOLAYI ÇOK MEMNUNUZ”
Ülkesinde ve yönettiği şehirde yaşadıkları zorluklardan örnekler veren Ramallah Belediye Başkanı Kassis de şunları söyledi:
* “Hem kişisel anlamda hem de resmi anlamda sizinle olan ilişkimizden dolayı çok memnunuz. Bildiğiniz üzere ülkemizde deki durum çok acı. Bütün gözler Gazze’de. Ama Batı Şeria’da durum, gün geçtikçe çok daha ciddileşiyor. Böyle bir durumda, insanların üzerindeki gerginliği almak ve yerel hizmetleri sürdürmek, yerel yönetimler için çok zorlu bir durum. Biz de sizin gibi genç bir toplumuz.
* Dün, BM Genel Kurulu çok önemli bir karar aldı ve tabii ki Türkiye bizim yanımızda yer aldı. Bu topraklarda, insanlarımızın varlığını sürdürmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Bu topraklarda var olmak için direniyoruz. Biz, ülkemiz için ölmek istemiyoruz, ülkemiz için yaşamak istiyoruz. Yerel yönetimler açısından bu çok zorlu bir durum.”

“DEMOKRASİ ADINA KAZANÇ”
“Yeni anayasa çalışmaları için bir takvim var mı? Yeni siyasi iklim, yeni anayasaya yakınlaşmamızı daha çok sağlar mı?” sorusunu Kurtulmuş, şöyle yanıtladı: Anayasa çalışmaları, aslında hem Türkiye’de siyasetin normalleşmesi bakımından önemli bir fırsat olur hem de bu karşılıklı normalleşme sürecinin anayasa başta olmak üzere yasama faaliyetlerinin kalitesinin arttırılması bakımından katkısı olur. Siyasi partiler arasında görüşmelerin yapılmış olması, Sayın Cumhurbaşkanımızın ana muhalefet partisinin liderini kabul etmesi ve bu görüşmenin oldukça sıcak, dostane bir ortamda geçmesi Türkiye demokrasisi adına kazançtır.
Kurtulmuş, TBMM’nin 28. Dönemi’nde halkın oylarının yüzde 95’inin temsil edildiğine; 14 siyasi parti ve 6 siyasi parti grubunun bulunduğuna işaret ederek, “Çok sesliliğe açık bir parlamentomuz var. Eğer burada partiler bir uzlaşma zemini geliştirebilirlerse bu parlamentoda istenilen bir anayasa gerçekleşebilir” diye konuştu.
“DAYATMA DOĞRU DEĞİL”
Yeni anayasa için doğru zemin ve doğru yöntemin bulunması gerektiğine dikkati çeken Kurtulmuş, bu çalışmaların doğru zemininin TBMM olduğunu söyledi. Herkesin bu konuda fikrini söyleyeceği, toplumun bütün kesimlerinin anayasayla ilgili külli bir fikri de dile getirebileceğini anlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
– İsteyen istediği maddelerle ilgili teklifler de yapılabilir. Bunun için parti ziyaretlerinden sonra sivil toplum kuruluşlarının, hukuk camiasının, üniversitelerin, kanaati olan grupların da fikirlerinin alınması için zemini düzgün bir şekilde oluşturmaya gayret edeceğiz. Ayrıca bu tartışmalar yapılırken doğru bir yöntemin tespit edilmesi lazım. Açıkçası şuna başından itibaren özen gösteriyorum. Doğru zemini, doğru yöntemi söylüyorum ama ‘Şu yöntemle yapacağız.’ ya da ‘Şöyle olması gerekir.’ diye bir dayatmayı ortaya koymanın doğru olmadığına inanıyorum. Partilerle görüşmelerimizi tamamladıktan sonra yönteme ilişkin belki teklifler talep edeceğim.
“ESAS TARTIŞMA KONULARA GİRİNCE ÇIKACAK”
Kurtulmuş, yeni anayasa konusunda yaptığı görüşmeler anımsatılarak, yapıcı görüşmeler olup olmadığı sorusunu, “Şimdiye kadar ziyaret ettiğim partiler, anayasa çalışmaları için kapıyı açık tutmuştur. Yani iyi karşıladılar, çok olumlu görüşmeler oldu. Ama tabii ki anayasa görüşmelerinde yöntemi bulunduktan sonra esas tartışma, konulara girildikçe ortaya çıkacaktır” diye yanıtladı.
Kurtulmuş, “Anayasa’nın değişmesi gerektiğini düşünüyorlar mı?” sorusuna karşılık, “Tabii ki. Zaten bu siyasi partilerin tamamı kendi programlarında da anayasa değişikliklerinden bahsetmişlerdir. Dolayısıyla bu bir fantezi değil, bu bir hayal değil. Olabilir. İlk turdaki görüşmelerimizi çok sıcak, çok olumlu gördüm. Ümit ediyorum ki sonuç alırız” ifadelerini kullandı.
Kurtulmuş, yeni anayasanın tartışılacağı yerin Meclis çatısı olduğunu belirterek, “TBMM, anayasa yapma iradesine de gücüne de yetkisine de sahiptir. Bu süreci kimsenin zehirlemesine müsaade edilmemesi lazım” dedi.
FİLİSTİNLİ AKADEMİSYEN ÇAĞRISI
Kurtulmuş, Filistin’e destek verdiği için okuldan uzaklaştırılan üniversite öğrencileri ve akademisyenlerle ilgili de çağrısını yineledi:
– Dünyanın dört bir tarafında şu anda siyonizmin baskılarıyla işini bırakmak zorunda kalan öğretim üyelerinin, akademisyenlerin tamamına çağrıda bulunuyoruz. Dünya üniversitelerinde siyonist baskılar yüzünden işinden atılan insanlara Türkiye üniversitelerinin kapıları açıktır.
]]>Tüpraş Stadı’nda gerçekleştirilen ve kulüp genel sekreteri Cem Sezgin’in açılış konuşmasının ardından kürsüye gelen başkan Hasan Arat, Beşiktaş Kulübünün tarihinde ilk kez stadyumda genel kurul yapıldığını belirterek, “(Yeni tüzüğü okumadım ama şöyle…) diye başlayan sözleri üzülerek izliyoruz. Beşiktaş’ta yaşanan değişimi görmek istemeyenler var. Bu değişikliklerin Beşiktaş’a faydası olacaktır. Beşiktaş halkın takımıdır, genel kurul ne derse o olur. 3 Aralık’ta emaneti almaya nasıl geldiysek bu emaneti gelecek nesillere bırakacağız. Bu tüzük değişikliği tamamlandığında sokakta gururla dolaşacaksınız. Bu değişiklikler başka kulüplere örnek alacaktır.” dedi.
Beşiktaş’taki sıkıntıları çözmeye çalıştıklarını vurgulayan Arat, “Tüm değişikliklerden önce kaos gelir. Biz bir kaosta seçime gittik. Hala sıkıntıları çözmeye çalışıyoruz. Bu yönetimin tüzüğü değildir. Yönetim bazı maddeleri tüzük kuruluna sunmuştur. Bu tüzük taslağı 17 Nisan’da ilana çıktı. Bu tüzük Beşiktaş’ın halk içinde büyümesini sağlayacaktır. Üniversiteli gençlerimiz, kadınlarımız, çocuklarımız yeni doğan bebekler için Beşiktaş üyeliğinde avantajlar gelmektedir. Şehit aileleri, gaziler, olimpik ve paralimpik sporcular için üyelikte kolaylıklar gelmektedir. Örneğin Nesrin Baş, Paris’e katılınca otomatik üye olacaktır. 10 Aralık 2016’daki şehitlerimizden Beşiktaş’a üye olmak isteyen otomatik üye olacaktır.” diye konuştu.
“DEĞİŞİM KAÇINILMAZDIR”
Çeşitli oylamaların ve işlemlerin elektronik ortamda yapılacağını kaydeden Arat, “Beşiktaş dijital aplikasyon çalışmaları sonuca ulaşmak üzere. Haziranda lansmanını yapacağız. Eğer genel kurul onaylarsa elektronik ortamda oylamaya katılabilecek. Birçok işi elektronik ortamda yapmak mümkün olabilecektir. Daha iyiye gitmek için iyiden vazgeçmekten korkmayacağız. Beşiktaş gelecek yıllarda benzer yeniliklere ayak uydurmak için değişiklikler yapacaktır. Değişim kaçınılmazdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Arat, tüzük taslağını inceleyerek gerekli değişiklikleri yaptıkları için Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’a ve devlet kademesindeki ilgililere teşekkür etti.
“YÖNETİMDE KEYFİLİĞE SON VERMEKTE”
Beşiktaş’ın gayrimenkullerini tekrar devralacağına dikkati çeken Arat, şunları kaydetti:
“Bu tüzük, tarihimizde ilk kez yönetimde keyfiliğe esastan son vermektedir. Yönetim kurulu başkanı tek imzayla her şeye imza atabiliyordu. ‘Böyle şey olmaz’ dedik, kurula özellikle bildirdik ve iki imza şartı olması gerektiğini söyledik. Bir başkan tek başına Beşiktaş’ın en kritik davalarından birinin ibralaşmasına hukuki gerekçeler olmadan imza atamazdı, attılar. Kimse kendi isteğiyle bu imzayı atamayacak. Yine tüzüğümüzde Akaretler’i 2044’e kadar, Fulya’yı 25 yıllığına kiralıyorlardı. Kiralanan binamızın bize geri teslimini istedik. Hüseyin Yücel ve hukuk kurulumuz, geri adım atmadı ve tahliye davası açtık. Tahliye davasında çok kuvvetli bir yere geldik. ‘Yönetim kurulu 10 yıldan fazla kiralama yapamaz’ diyoruz bu tüzükte. Fulya’da Aşçıoğlu’na tahliye davası açtık. Binanın üzerindeki Aşçıoğlu yazısı tamamen kalktı. Beşiktaş mallarını tek tek geri alacak, haksızlığa son verecek. Sayın Aşçıoğlu son derece duyarlı bu konuda. Kira artırımı istemiyoruz, ‘binayı komple Beşiktaş’a devredeceksiniz’ diyoruz, o da anlayışla karşılıyor. Beşiktaş Fulya meselesindeki en önemli adımlardan biri çözülecek. Sorunlarımız çok büyük. Beşiktaş Belediye Başkanı’yla konuştum, yarın 1903 Mehmet Üstünkaya tesislerini boşaltıyor. Ekrem İmamoğlu’yla konuştuk, Çilekli’yi devralacağız. Bunların hepsini tek tek yapacağız. Uzun süreli kiralamalarda 5 yılda bir yeniden değerleme şartı getiriliyor, denetimin gücü arttırılıyor.”
“BU KULÜPTEN ELİNİZİ ÇEKİN”
Her kurula minimum 2 kadın üye şartı getirdiklerini hatırlatan Arat, “Yeni üye referansı 35’e yükseltiliyor artık sahte imza atılmasın diye. Denetim kurulunun sunduğu raporda 5700’ün üzerinde üye farklı şekilde kaydedilmiş. Hepsi tespit edildi. Disiplin kurulu gerekli işleri yapacak. Bu kulüpten elinizi çekin. Beşiktaş’ta bu tip hakimiyet bitmiştir. Artık kimse gruplardan medet ummasın.” ifadelerini kullandı.
]]>İsrailli çalışanların anlattığına göre, askeri tesis, Gazze’den alıkonularak getirilen Filistinlilerin tutulduğu kapalı alanlar ile yaralıların yataklara bağlı halde yattığı bir sahra hastanesi olmak üzere ikiye ayrılıyor.
Tesiste çalışanların CNN ile paylaştığı görüntülerde alıkonulan Filistinlilerin dikenli tellerle çevrili alanlarda tutulduğu, kağıt inceliğinde şiltelerin üzerinde oturmak zorunda bırakıldığı ve gözlerinin bağlı olduğu görüldü.
Çalışanlardan biri alıkonulan Filistinlilerin birbirleriyle konuşmalarının yasak olduğunu belirtirken, doktorların sürekli kelepçe takmaktan dolayı yaralananlardan bazılarının uzuvlarını kestiğini ve bazı tıbbi işlemlerin deneyimsiz veya o alanda uzman olmayan sağlık görevlileri tarafından uygulandığını ifade etti.
Gardiyanlara “sorun çıkardığı” iddia edilen kişileri seçip cezalandırmaları talimatı verildiğini ifade eden bir çalışan, “Bize onların (Filistinlilerin) hareket etmesine ve konuşmasına izin verilmediği söylendi. Sürekli dik oturmaları gerekiyordu.” dedi.
“İNSANLIKLARINI SÖKÜP ALDILAR”
“Sde Teiman”da sağlık görevlisi olarak görev yapan bir çalışan da tesisin sahra hastanesindeki durumu anlattı.
Yaralıların bez taktığını, yataklara bağlı halde yattığını ve pipetle beslendiğini belirten İsrailli sağlık görevlisi, “(Filistinlilerden) Onlardan insanlıklarını söküp aldılar.” dedi.
Bir başka çalışan ise kendisine, çoğu zaman anestezi kullanmadan Filistinliler üzerinde tıbbi işlemler uygulamasının emredildiğini söyleyerek, “Hastalara uzmanlığımın tamamen dışında olan küçük tıbbi işlemler yaptım.” ifadesini kullandı.
“İNSANLARIN GÖRDÜĞÜ MUAMELEYE ŞAHİT OLDUM”
İsrail tarafından alıkonulan ve gözaltı merkezlerinden birine gönderilen Filistinlilerden biri olan Doktor Muhammed el-Ran, çölün kavurucu sıcağı ve gecelerin soğukluğunda hayatta kalmaya çalıştığını anlattı.
İsrail’in saldırıları sonucu kapanan Endonezya Hastanesi’nin cerrahi biriminde çalışan el-Ran, El-Ehli Baptist Hastanesi’nde çalışmaya başlamasının üçüncü günü olan 18 Aralık 2023’te alıkonulduğunu belirtti.
El-Ran, kıyafetlerinin çıkarıldığını, gözlerinin ve bileklerinin bağlandığını, ardından bir kamyonun arkasına atıldığını ve neredeyse çıplak olan Filistinlilerin tesise götürülmek üzere üst üste yığıldığını kaydetti.
Gözaltı merkezinde 44 gün tutulan el-Ran, “Göz bağımı çıkardıklarında insanların gördüğü muameleye, küçük düşürücü davranışlara, bizi nasıl insan değil de hayvan olarak gördüklerine şahit oldum.” ifadesini kullandı.
İSRAİL, İŞKENCE SONUCU 27 FİLİSTİNLİNİN ÖLDÜĞÜNÜ DUYURMUŞTU
İsrail’deki Haaretz gazetesi, mart ayında, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana alıkoyduğu Filistinlilerden 27’sinin askeri tesislerde öldüğünü, birçoğunun ise dayak, kötü muamele ve tacize maruz kaldığını yazmıştı.
Gazetenin haberinde, İsrail güçlerinin alıkoyduğu Filistinlilerin “Sde Teiman” ve “Anatot” isimli askeri tesislerde veya İsrail sınırlarında gerçekleştirilen sorgulamalar sırasında öldüğü belirtilmişti.
– UNRWA: İsrail’in gözaltı merkezlerinde tutulan Filistinliler kötü muamelelere maruz kalıyor
Birleşmiş Milletler (BM) Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansının (UNRWA) martta yayımlanan raporunda, İsrail’in gözaltı merkezlerinde tutulan Filistinlilerin dayak ve cinsel saldırı gibi çok kötü muamelelere maruz kaldıkları bildirilmişti.
Raporda bildirilen kötü muamele yöntemleri arasında, dayak, tutuklulara ve ailelerine zarar verme tehditleri, köpek saldırıları, kişinin onuruna hakaret ve aşağılama, su, yemek, uyku ve tuvaletten mahrum bırakma, alıkonulanların üzerine idrar yapma gibi davranışların yer aldığı kaydedilmişti.
]]>
“PLANLANMIŞ BİR OLAYDIR, NASIL YAPTIKLARI BELLİDİR”
Baba Cantürk Erzen ifadesinde, “Olaydan önce, 10-15 dakika önce, oğlum Yunus Emre ile telefonla konuşmuştum ama bu olayla ilgili konuşmadım. Kredi kartına para yatırması için aramıştım. Sosyal medya paylaşımımla ilgili herhangi bir konuşmamız olmadı. Bana isteselerdi parayı almak için ulaşıp alırlardı. İsteseler beni arayabilirlerdi. Benim telefon 24 saat açıktır. Benden alacakları varsa şimdi de ödemeye hazırım. Planlanmış bir olaydır. Nasıl yaptıkları bellidir” dedi.

MAHKEMEDE OLAY ANI İZLENİNCE ANNE GÖZYAŞLARINI TUTAMADI
Anne Solmaz Erzen ise oğlunun acımasızca katledildiğini belirterek sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti. Anne Erzen’in talebi üzerine duruşma salonunda olay anına ait güvenlik kamera görüntüsü izletildi. O anlarda anne Solmaz Erzen gözyaşlarına hakim olamadı.
AVUKATLAR ARASINDA TARTIŞMA
Tutuksuz sanıklardan biri, şikayetçi avukata şov yaptığını söyleyince avukatlar arasında sözlü tartışma çıktı. Baba Cantürk Erzen’in sanık avukatlarına bağırması üzerine mahkeme başkanı duruşmaya 10 dakika ara verdi.
“YUNUS EMRE’Yİ ENGELLEMEK İÇİN 4 KURŞUNU AYAKLARINA DOĞRU SIKTIM”
Tutuklu sanık Tarık Özer, şunları söyledi:
* “Yaşanan olaydan dolayı çok üzgünüm. Ölenler içinde üzgünüm keşke yaşanmasaydı. Olaydan dolayı çok pişmanım. Olayda tasarlama söz konusu değildir. Bir anda gelişen bir olaydı.
* Oraya gitmemin sebebi; Cantürk’ün sosyal medya hesabından yapmış olduğu hakaret içerikli sözleri nedeniyle gittik. İlk girdiğimiz anda, konuşmak için gittiğimiz için konuştuk. Olay başlayınca oğlumun baba demesinin üzerine babalık içgüdüsüyle, oğluma zarar geldi düşüncesiyle hareket ettim. Yunus Emre’nin silahını çıkartıp kardeşimi vurmasıyla olay başladı. Oğlumu ve kardeşimi koruma içgüdüsüyle hareket ettim. Ne olduysa bir anda oldu.
* Olay nedeniyle pişmanım. Öldürmek gibi bir niyetim yoktu. Emre’yi engellemek için 4 kurşunu ayaklarına doğru sıktım. Yunus Emre’yi kardeşim gibi severdim. Cantürk, o akşam çok hakaret etti sosyal medyada. Eminim ki Cantürk alkolsüz kafayla olsa bunları yapacak biri değildir.
* Kaçmak gibi bir niyetim olsa kendim gidip teslim olmazdım. Kötü insanlar değiliz, iş insanıyız. Bu zamana kadar şiddet içeren bir olaya karışmadım.”

“SANIKLARIN PASAPORTU ARACIN İÇERİSİNDE ÇIKMIŞTIR, BU KAÇACAKLARINI GÖSTERMEKTEDİR”
Erzen ailesi avukatı Kerim Bahadır Şeker, “Olayda herhangi bir meşru müdafaa söz konusu değildir. Meşru müdafaanın koşulları arasında saldırı olmalı, savunma olmalı, orantılılık olmalı ve araçların eşitliği olmalı. Bu olayda bunların hiçbiri yoktur. Haksız tahrik de söz konusu değildir. Sanıkların pasaportu aracın içerisinde çıkmıştır. Bu kaçacaklarını göstermektedir. Meydana gelen olayda sanıklar lehine takdiri indirim nedenlerinin de uygulanmaması suretiyle en ağır şekilde cezalandırılmalarını istiyoruz” diye konuştu.
“OLAYDA TASARLAMA SÖZ KONUSU DEĞİLDİR”
Sanık avukatı Büşra Bayraktar ise, “Olayda tasarlama söz konusu değildir. Tasarlama için aranılan sebat etme olgusu dosyada yoktur. Müvekkilimizin beraat edeceğini düşünüyoruz. Tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
DURUŞMA 12 TEMMUZ’A ERTELENDİ
Mahkeme heyeti, sanıklar Tarık Özer, Murat Özer, Azat Özer ve Servet Özer’in tutukluluk halinin devamına karar verdi. Heyet, 5 tutuksuz sanığın imza atma şeklinde adli kontrollerinin kaldırılmasına, yurt dışı çıkış yasaklarının ise devamına hükmetti.

İDDİANAME
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, tutuklu sanıklar Tarık Özer, Murat Özer, Azat Özer ve Servet Özer’in, Yunus Emre Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Batuhan Bayındır’a yönelik “kasten öldürme” suçundan müebbet, Yusuf Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan 13 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi.
Sanıkların ayrıca, “kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak” suçundan 6’şar aydan 3’er yıla kadar, “ruhsatsız silah bulundurmak” suçundan da 1’er yıldan 3’er yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. İddianamede, tutuksuz sanıklar Adem Kılıç, Erdal Adıyaman, Ercan Topçu, Vedat Erkin, Nimetullah Özer, Hüsamettin Ahmetoğlu’nun da “suçluyu kayırma” suçundan 6’şar aydan 5’er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları gerektiği belirtildi.
]]>Gürsel Aksel Stadı’nda basın mensuplarıyla bir araya gelen Ankersen, “Yakaladığımız başarıyı ve Süper Lig’e çıkmayı kutluyoruz” dedi. İzmir’e gelmeden önce Göztepe’nin çok ilgisini çektiğini anlatan Ankersen, “Göztepe ile ilgili en çok ilgimi çeken tesisleri, antrenman sahaları, Gürsel Aksel Stadı ve Şampiyonlar Ligi’ni hak eden taraftarıydı. İzmir gelişmeye açık kapasitede bir şehir. Sport Republic olarak bu potansiyeli gördük ve böyle bir yatırımı yaptık. 2 yılı tamamladık, temelleri oturttuk. Üstün çalışmalarımızla yolculuğumuzun ilk kısmı tamamlandı. Artık ikinci kısma geçiyoruz. Tüm şehrin desteğini ve muhteşem kutlamaları görüyoruz, sıcaklığı görüyoruz. Herkese çok teşekkür ediyoruz. Aynı şekilde yolumuza çok çalışarak devam edeceğiz” diye konuştu.
“FUTBOLDA PARA OYNAMAZ”
Rasmus Ankersen altyapıyla İlgili çalıştıklarını belirterek, “Biz altyapıya yatırımlar yapmak istiyoruz. Genç yetenekleri keşfetmek istiyoruz. Maalesef altyapı tesisi sıkıntımız var. Şehrin desteğini, yetkililerin desteğini istiyoruz. Doğru tesis için doğru alanlar olmalı. Yönetimle de konuşuyoruz ancak kesinlikle altyapıyla ve tesisleşmeyle ilgili desteğe ihtiyacımız var. Para futbolda önemli ama tek şey değil. Teknik direktörümüz Stanimir Stoilov hocanın bir lafı vardır, ‘Futbolda para oynayamaz’ diye. Futbolda olay doğru oluşum, doğru kültür ve doğru seçimdir. Para dışında farklı yöntemlerimiz var. Türk futbolunun yaşadığı sorunlardan bir tanesi, futbol sadece transferler üzerinden okunmaya çalışılıyor. Birçok iyi oyuncuyu bir araya getirisiniz ama doğru plan yoksa başarı gelmez. Türkiye’de bu eksik, dünyada da bu eksik” ifadelerine yer verdi.
“DOĞRU TRANSFERLER YAPMAK ZORUNDAYIZ”
Başarılı bir futbol takımı yönetmek için çok bileşenin olduğunu söyleyen Rasmus Ankersen, “Öncelikle futbolda nasıl oynamak istiyoruz bunu iyi bilmek lazım. Oyuncularınız ve takımınız sizin ürününüz. Buna uygun olarak doğru transferler yapmak zorundasınız. Bu da futbol kültürünüzü, yapılanmanızı oluşturacak. Oyuncu iyi olabilir ama doğru oyuncuyu bulmak gerekli, bu teknik direktör için de gerekli. Biz hoca değişikliğine gittik. Biraz daha fazlasına ihtiyacımız vardı. Eski teknik direktörümüz Radomir Kokovic de burada istikrarlı işler gerçekleştirdi. Başarılı olmak adına birçok bileşen var. Doğru oyuncuyu ve doğru hocayı buluşturmak bunların başında. Teknik futbol oynamak istiyorsanız teknik oyuncuları seçeceksiniz, fizik olarak iyi olacaksanız fiziği güçlü oyuncuları getireceksiniz. Bunu mimarlık gibi düşünüyoruz.”
“ÇOK BÜYÜK İSİMLER GÖRECEĞİMİZİ SANMAM”
Futbolcu yetiştirmenin en büyük hırsları olduğunu vurgulayan Ankersen, “Göztepe’de bu konuda başarılı olduk. En büyük hırslarımızdan biri en iyi Türk futbolcuları yetiştirmekti, bunda başarılı olduk. Önümüzde Taha örneği, Ümit örneği var. Yurt dışından getirdiğimiz Antony Dennis de iyi bir örnek. Yetenek geliştirme adına Afrika’dan önemli oyuncular bulmaya çalışıyoruz. Bu stratejiye devam edeceğiz. Biz Göztepe için aç, potansiyeli yüksek gençleri getirmek için çalışıyoruz. Onlara Süper Lig’de şans vermek için her şeyi yapacağız. Çok büyük isimler göreceğimizi düşünmüyorum. Bizim çalışma prensibimiz bu değil. Geçmişinde oyuncu çok iyi şeyler yapmış olabilir ama bu gelecekte başarılı olacağı anlamına gelmez. Biz potansiyele odaklanıyoruz. Biz oyuna uygun oyuncalara odaklanıyoruz. Bizim şiddetli, agresif oyun anlaşımız var. Futbolcu seçerken bu oyun tarzını sahaya yansıtacak oyunculara odaklanacağız” açıklamasında bulundu.
]]>213 televizyon kanalı ile 562 radyoda yayınlanan kampanyada 115.1 milyar liralık bağış rakamına ulaşılırken, 9 milyon adedi aşkın SMS gönderilmişti.

‘Türkiye Tek Yürek’ kampanyasına kulüp başkanları, sporcular, iş insanları ve oyuncular katılmıştı.
Spor, sanat ve iş dünyasından önde gelen isimlerin yer aldığı etkinlikte toplanan paranın akıbeti, program sonrası sık sık gündeme geldi.
Söz konusu programda yardım taahhüdünde bulunup uzun süre sözünün yerine getirmeyen kişi ve kurumların isimlerinin açıklanması yönünde kamuoyunda beklenti oluşmuştu.
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in toplanan paralarla ilgili soru önergesini yanıtlayan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, toplam yardım tutarının 133 milyar 216 milyon 444 bin 143 TL olduğunu açıkladı.

Yerlikaya’nın yanıtına göre bu paranın 83 milyar 784 milyon 910 bin 635 TL’si harcandı. Yapılan harcamaların 48 milyar 975 milyon 698 bin 500 TL’sinin afetzedelere yönelik nakdi ödemeler olduğu belirtildi.
Yerlikaya “Bağış hesabında 133.216.444.143 TL toplanmış olup 83.784.910.635 TL’si harcanmıştır. Harcanan tutarın 48.975.698.500 TL’sini afetzedelere yapılan nakdi yardım ödemeleri (hasar hane ödemesi, taşınma yardımı, vefat edenlerin yakınlarına ödeme, kira ödemesi ve tahliye ödemesi) ve 34.809.212.135 TL’sini barınma giderleri (çadır-konteyner ahır ve konteyner altyapısı, gıda-hijyen seti alımı ve Esenkart ödemeleri) oluşturmaktadır” dedi.
Yerlikaya, aradan bir yılı aşkın süre geçmesine rağmen “Türkiye Tek Yürek Kampanyası” kapsamında toplanan ve kampanya hesaplarında bulunan 49.431.533.508TL’nin afetzedelere yapılacak nakdi yardım ödemeleri, konteyner kent kurulumu ve sosyal donatı için kullanılacağını belirtti.
“AFAD HESAPLARINDA DEĞERLENDİRİLİYOR”
Yerlikaya, Gürer’in paraların nasıl değerlendirildiğine ilişkin sorusuna da “Kampanya hesaplarında bulunan 49.975.698.500 TL’nin tutarın kamu bankalarında AFAD adına açılan hesaplarda değerlendirilmekte olup afetzedelere yapılacak nakdi yardım ödemeleri, konteyner kent kurulumu ve sosyal donatı çalışmaları kapsamında kullanılacaktır” yanıtını verdi.

“YARDIMLAR BİR YILDIR NEDEN ULAŞMADI?”
CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede; bağış kampanyasında toplanan yardımların bölgeye bir an önce yansıtılması gerektiğini bildirdi.
Gürer, şunları söyledi:
– Bir yardım kampanyası dahi depremin ardından geçen süreçte tamamı bölgeye ulaşmaması, bu bağlamda planlama sorununun göstergesidir. Bir yılı geçmiş kampanya yapılalı ve yardımlar toplanıp AFAD hesabına yatmış ve de halen tamamı bölgeye ulaşmamış. Orada sorun yaşayan mağdur olan binlerce yurttaşımız var. Deprem bağışları bir yıldır tamamı yerine neden ulaşmadı?
– Deprem sonrası yaşanan sorunlar ve eksiklikler kamuoyuna sıkça yansımıştır. Deprem acısı yürekleri dağlamış ve unutulmamıştır. Depremi o dönem milletvekillerimiz ile bölgede bizzat yaşamış ve tanıklık etmiş bir milletvekili olarak, deprem bölgesinin bir an önce tüm sorunlardan arındırılmasının önemini bir kez daha altını çizmek isterim. Hesapta bulunan toplanan yardımlar bir an önce bölgeye ulaşmalıdır.
]]>Rapora göre nisan ayında en az 163 işçi hayatını kaybetti.
Yaş dağılıma göre incelediğinde ise 14 yaş ve altı 2 çocuk işçi, 15-17 yaş arası 3 çocuk/genç işçi, 18-29 yaş arası 27 işçi, 30-49 yaş arası 64 işçi, 50-64 yaş arası 51 işçi, 65 yaş ve üstü 8 işçi, yaşını bilmediğimiz 8 işçi hayatını kaybetti.
Raporda, 2024’ün ilk dört ayında ise 597 işçinin hayatını kaybettiği belirtilerek “2024 yılının ilk dört ayında (Ocak’ta 161, Şubat’ta 149, Mart’ta 124 ve Nisan’da 163 olmak üzere) ise en az 597 işçiyi; yani her gün “en az” 5 işçiyi iş cinayetlerinde kaybettik…” ifadelerine yer verildi.
İSİG tarafından yapılan açıklamada “Raporumuzu İstanbul Beşiktaş Gayrettepe’de 16 katlı bir binanın eksi 1. ve eksi 2. katında faaliyet gösteren Masquerade Club (eski Discorium) adlı gece kulübünde tadilat yapıldığı sırada sahnenin yanında meydana gelen yangın sonucu hayatını kaybeden 30 işçi arkadaşımıza adıyoruz” denildi.

İŞKOLLARINA VE ŞEHİRLERE GÖRE DAĞILIM
Nisan ayında iş cinayetlerinin işkollarına ve şehirlere göre dağılımı ise şöyle oldu:
İnşaat, Yol işkolunda 51 işçi; Tarım, Orman işkolunda 36 emekçi (8 işçi ve 26 çiftçi+2 balıkçı); Konaklama, Eğlence işkolunda 20 işçi; Taşımacılık işkolunda 10 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 8 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 8 işçi; Madencilik işkolunda 5 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 3 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 3 işçi; Enerji işkolunda 3 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 3 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 2 işçi; Metal işkolunda 2 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 2 işçi; Banka, Finans, Sigorta işkolunda 1 işçi; elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 6 işçi hayatını kaybetti.
46 ölüm İstanbul’da; 7 ölüm Antalya’da; 6 ölüm Sakarya’da; 5’er ölüm Manisa ve Muğla’da; 4’er ölüm Adana, Adıyaman, Ankara, Hatay, Konya, Mersin, Niğde ve Şanlıurfa’da; 3’er ölüm Aydın, Gaziantep, İzmir, Kocaeli, Osmaniye, Sinop ve Sivas’ta; 2’şer ölüm Balıkesir, Çanakkale, Diyarbakır, Edirne, Kahramanmaraş, Kayseri, Kütahya, Ordu, Samsun, Siirt ve Zonguldak’ta; 1’er ölüm Aksaray, Artvin, Bilecik, Çorum, Denizli, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Hakkari, Isparta, Karabük, Kastamonu, Mardin, Şırnak, Trabzon, Tokat, Yalova, Arnavutluk ve Karadağ’da meydana geldi.
Nisan ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı ise şöyle açıklandı:
Ezilme, Göçük nedeniyle 35 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 32 işçi; Trafik, Servis Kazası nedeniyle 27 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 16 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 13 işçi; Şiddet nedeniyle 13 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 7 işçi; İntihar nedeniyle 6 işçi; Kesilme, Kopma nedeniyle 4 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 3 işçi; diğer nedenlerden dolayı 7 işçi hayatını kaybetti…
]]>
Kane’in sezon başında transfer olduğu Bayern Münih, mücadele ettiği 4 kulvarda da havlu attı.
Sezon başında oynanan Almanya Süper Kupa’da Leipzig’e yenilen Münih ekibi, Almanya Kupası 2. turunda 3. lig ekibi Saarbrücken’e elendi. Bayern Münih, bitime iki hafta kalan Bundesliga’da ise şampiyonluğunu ilan eden Bayer Leverkusen’in 15 puan gerisinde kaldı.
Bayern Münih, son olarak UEFA Şampiyonlar Ligi yarı finalinde İspanya temsilcisi Real Madrid’e elenmekten kurtulamadı.
BAYERN MÜNİH 12 YIL SONRA KUPASIZ KALDI
Alman futbolunun en başarılı takımı Bayern Münih, 12 yıl sonra ilk kez sezonu kupasız tamamlayacak.
Münih ekibi, 2012’den bu yana her sezon en az bir kupa kazanmasına rağmen Kane’in takıma transfer olduğu ilk sezonda kupa kazanmayı başaramadı. Kane, Bayern Münih formasıyla 45 karşılaşmada 44 gol kaydederek başarılı bir bireysel performans sergiledi.
KUPASIZ GEÇEN TOTTENHAM YILLARI
Harry Kane, altyapısına 2004’te girdiği Tottenham ile 2010’da profesyonel sözleşme imzaladı.
Tottenham’da sahaya çıktığı 435 maçta 280 gol atma başarısı gösteren yıldız oyuncu, futbol dünyasında adını en etkili santrforlar arasına yazdırdı.
Kane, etkileyici performansına rağmen 2008 İngiltere Lig Kupası’ndan bu yana kupa sevinci yaşayamayan Tottenham’ın makus talihini değiştiremedi. Golcü futbolcu, kariyerinin başlarında kiralık olarak top koşturduğu Leyton Orient, Milwall, Norwich City ve Leicester City’de de kupa sevinci yaşayamadı.
TOTTENHAM’DA ÜÇ KEZ FİNAL KAYBETTİ
İngilizlerin “gol makinesi” Harry Kane, Tottenham formasıyla üç kez kupa finali kaybetti.
Tottenham, Kane’in oynadığı dönemde 2014-2015 sezonunda Chelsea, 2020-2021 sezonunda Manchester City’ye İngiltere Lig Kupası finalinde yenildi. UEFA Şampiyonlar Ligi’nde 2018-2019 sezonu finalini Liverpool’a kaybeden Londra ekibi, Premier Lig’de ise 2016-2017 sezonunu ikinci sırada tamamlayarak şampiyonluğun bir adım uzağında kaldı.

MİLLİ TAKIMDA DA KUPASI YOK
İngiltere Milli Takımı’nın en golcü futbolcusu Kane, kupa şanssızlığını milli takımda da kıramadı.
Harry Kane, 89 maçta 62 gol attığı milli formayla bir kez final oynamasına rağmen mutlu sona ulaşamadı. Kane’in forma giydiği dönemde 2020 Avrupa Şampiyonası finalinde İtalya’ya yenilen İngiltere, 2018-2019 sezonunda ise UEFA Uluslar Ligi’nde üçüncü oldu.
6. KEZ GOL KRALLIĞININ EŞİĞİNDE
Bu sezon Bundesliga’nın en skorer ismi Kane, kariyerinde 6. kez gol krallığı yaşamak için gün sayıyor.
İngiltere Premier Lig’de 2015-2016, 2016-2017 ve 2020-2021 sezonlarında gol krallığına ulaşan tecrübeli oyuncu, 2018 FIFA Dünya Kupası ve 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası Elemeleri’nde de en çok gol atan futbolcu oldu. İngiliz futbolcu, Bundesliga’da bu sezon gol krallığına ulaşmaya en yakın isim olarak dikkati çekiyor. Ligde 36 gol kaydeden Kane, Stuttgartlı Serhou Guirassy’nin (25 gol) önünde bitime iki hafta kala zirvede bulunuyor.

LEWANDOWSKI’NİN REKORUNA YAKLAŞTI
Bayern Münih efsaneleri arasına giren Robert Lewandowski’nin Bundesliga rekoru, Harry Kane’in bir sonraki hedefi olarak göze çarpıyor.
Lewandowski, 2020-2021 sezonunda 29 maçta kaydettiği 41 golle Bundesliga tarihinin bir sezonda en çok gol atan futbolcusu ünvanını elde etti. Polonyalı oyuncu, Gerd Müller’in 1971-1972 sezonundaki 40 gollük performansını geçerek yaklaşık 50 yıllık rekoru kırmıştı.
Kane, ligin son iki haftasında 5 gol daha atması halinde Lewandowski’nin 41 gollük rekoruna ortak olacak.
]]>Telefonla dolandırıcılık yöntemlerinin detaylı olarak anlatıldığı iddianamede, sanıkların müştekilerle olan telefon görüşme kayıtları ile görüntüleri de yer aldı.
İddianamede, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine yeni atanan ya da sözleşmeli olarak görev yapan kadın öğretmenlerin bilgilerini ele geçiren sanıkların, aradıkları müştekilere kendilerini polis, savcı gibi kamu görevlisi olarak tanıttıkları ve gizli bir soruşturma yürüttüklerini söyledikleri belirtildi.
“Atıcı” olarak tabir edilen ve organizasyonun başındaki kişinin, kadın öğretmenlere bazı kişilerin kimlik bilgilerini ve telefonlarındaki fotoğrafları ele geçirerek cinsel içerikli görüntülerle montajladığı ve bunların internette yayınlanacağı sırada engellendiğini söylediği, müştekilerde korku ve endişe oluşturarak sanıkların banka hesaplarına para göndermelerini sağladıkları ve bu şekilde dolandırıcılık eylemlerini gerçekleştirdikleri aktarıldı.
CİNSEL İÇERİKLİ YAZIŞMA YALANI
Sanıkların 32 müştekiyi 4 milyon 396 bin lira dolandırdığı aktarılan iddianamede, belirli bir iş bölümü içerisinde eylemleri gerçekleştiren sanıkların yabancı uyruklu kişiler adına açılan GSM hatları üzerinden müştekileri aradığı ifade edildi.
İddianamede şu bilgilere yer verildi:
“Şüpheliler Mustafa C, Mehmet C. ve Casım Y’nin hedef olarak mesleğe yeni atanmış ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde görev yapan aday statüsündeki kadın öğretmenleri seçtikleri, öğretmenlerin tüm kişisel bilgilerine tape kayıtlarından anlaşıldığı üzere vakıf oldukları, bu öğretmenlere ‘yol uygulamasında yakaladıkları şahıs ya da şahısların üzerinde kimlik bilgilerinin ve GSM hattının ikizinin çıktığı, bu hat üzerinden WhatsApp uygulamasını yedekleyerek başkaları ile cinsel içerikli görüşmeler yaptıklarını, müstehcen görüntülerinin sosyal medyada yayılacağı veyahut aile bireylerine gönderileceği sırada engellendiğini, dosyanın gizli olduğunu, gizlilik kalktığı takdirde aday öğretmen olması nedeniyle mesleğinin riske gireceğini ve Milli Eğitim Müdürlüğüne faks gönderilerek görevden uzaklaştırılacaklarını, kimlik bilgilerinin banka çalışanları tarafından sızdırıldığını, banka hesaplarına erişim sağlandığını’ söyleyerek onları korkutup bir nevi etkisiz hale getirdikleri anlaşılmıştır.
KREDİ ÇEKMEYE İKNA ETMİŞLER
Şüphelilerin, öğretmen müştekilere kendilerine inanmaları için aile fertlerinin isimlerini sayıp kendisi ile alakalı kişisel veri niteliğindeki bilgileri verdikleri, WhatsApp üzerinden kadın fotoğrafları gönderip tanıyıp tanımadıklarını sorduktan sonra fotoğraftaki kişinin banka çalışanı olduğunu ve kimlik bilgilerini sızdırdığını söyledikleri, banka hesaplarında yapacağı işlemin hayali olduğunu, hesaplarının koruma altında olduğunu, hesabından gönderilecek paranın geri iade edileceğini söyleyerek müştekinin tüm inceleme ve denetleme olanağını ortadan kaldırdıktan sonra onları kredi çekmeye ikna ederek verdikleri hesaba para göndermesini sağladıkları, hedef olarak seçtikleri mağdurlar ve onlara uyguladıkları hile yöntemleri nedeniyle cezalarının alt sınırdan uzaklaşılarak verilmesi gerektiği tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır.”
578 YILA KADAR HAPİS CEZASI İSTEMİ
İddianamede “atıcı” oldukları tespit edilen tutuklu sanıklar Mehmet C, Mustafa C. ve Casım Y. için 32 kez “nitelikli dolandırıcılık”, “şantaj” ve “kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme” ve farklı suçlardan toplam 237’şer yıldan 578’er yıla kadar hapis cezası istendi.
30 sanık için ise “nitelikli dolandırıcılık” suçundan 6’şar yıldan 15’er yıla kadar hapis talep edildi.
Hem binanın müteahhidi tutuksuz sanık Mahmut Oktay Hartavi (63) hem de yakınlarını kaybedenler, fırının işletmecisi firari sanıklar Akın (78) ve Ferihan Yağcı (78) çiftini suçladı. Depremde anne ve babasını kaybeden Mehmet Kaan Çimen “O kadar çok usulsüzlük vardı ki anlatılmaz. Arka tarafı kırıp kapı ve pencereler açtırdı. 2-3 haftada TIR’la un geliyordu. A ve B Blok’ta laf arasında ‘Bir gün deprem olursa bu apartman yıkılacak’ derlerdi” diye konuştu.
BELEDİYE 2013’TE MÜHÜRLEMİŞ
Mimar Sinan Mahallesi’ndeki 2 bloklu Fazilet Apartmanı’nın A bloğu, 6 Şubat’ta meydana gelen ilk depremde yıkıldı. Binada yaşayanların 19’u hayatını kaybederken, 20 kişi enkazdan yaralı çıkarıldı. Binanın yıkılmasıyla ilgili başlatılan soruşturmada, zemin katta fırının usulsüz tadilatlar yaptığı iddiasıyla bina sakinlerinin şikayeti üzerine Kahramanmaraş Belediyesi’nin 2013’te fırını mühürlediği, aynı yıl binada oturanlara can güvenlikleri olmadığı binayı boşaltmaları içi yazı gönderdiği belirlendi.

Akın Yağcı ve Ferihan Yağcı
Kahramanmaraş 1’nci Sulh Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldığı ve mahkemenin 16 Nisan 2019 tarihinde tadilatların binayı zayıflattığının tespit edildiği ve tadilatların güçlendirme projesi ile yapılması gerektiğine karar verdiği tespit edildi. Fırın işletmecileri Akın Yağcı ve eşi Ferihan Yağcı hakkında gözaltı kararı verildi ancak adreslerinde bulunamadı. Bunun üzerine fırıncı çift hakkında yakalama kararı çıkartıldı.
BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ ETTİ
Soruşturma sonunda binanın hem müteahhidi, statik proje müellifi ve fenni mesulü olan Mahmut Oktay Hartavi ile zemin katta fırının işletmecileri Akın Yağcı ve eşi Ferihan Yağcı hakkında ‘Bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma’ suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis istemiyle Kahramanmaraş 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
Davanın ilk duruşmasına başka suçtan tutuklu olan tutuksuz Mahmut Oktay Hartavi, taraf avukatları, tanıklar ve ölenlerin yakınları katıldı. Duruşmada ilk olarak Hartavi savunma yaptı. Suçlamaları reddeden Hartavi, bilirkişi raporunu kabul etmediğini söyledi. Her şeyi o dönem yürürlükte olan yönetmeliklere uygun olarak yaptığını, A ve B blokun aynı dönem yapıldığını ve her ikisinde de aynı malzemenin kullanıldığını kaydeden Hartavi, şunları söyledi:
– 1975 yılı yönetmeliğine göre Kahramanmaraş 2’nci deprem bölgesiydi ve projeyi yönetmeliğe göre hazırladım. Projem hem inşaat mühendisleri odasından hem de belediye tarafından incelenip onaylandı. Statik projeyi hazırlarken hesaplamalar fırına göre yapılmadı. İddianamede binanın altında faaliyet gösteren yapının Akın Ekmek Unlu Malulleri’nde tadilat yapıldığından dolayı Kahramanmaraş 1’nci Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurdukları, mahkemenin 2019’da yapılan tadilatların güçlendirme projesi ile yapılması gerektiğinden bu haliyle tadilatların binayı zayıflattığının tespit edildiği ifade edilmektedir.
GÜÇLENDİRİLEN BİNALARI ÖRNEK GÖSTERDİ
– Güçlendirme projesiyle ilgili bir iki örnek vereceğim. Trabzon Caddesi’ndeki LcWaikiki binası deprem öncesi güçlendirme yapıldı, biliyorsunuz ilk depremde yıkılmadı. Aynı şekilde Belli Oteli’nde deprem öncesi güçlendirme yapılmıştı yine depremde ağır hasarlı olmakla birlikte yıkılmadı. Şekerbank’ın olduğu emek iş hanında yine güçlendirme yapılmıştı, bina yıkılmadan depremi atlattı. Son olarak Beyzade Sokak’ta Efes Oteli’nde güçlendirme yapıldı ve yaşadığımız asrın felaketi denilen bu büyüklükteki depremde yıkım olmadan ilk depremi atlatabildi.

“BABAM DA ‘YIKILACAK’ DERDİ”
Firari olan Akın Yağcı ve Ferihan Yağcı duruşmaya katılmadığı için ölenlerin yakınlarına söz hakkı verildi. Binada anne ve babasını kaybeden Mehmet Kaan Çimen, zemin kattaki fırında sürekli tadilatların yapıldığını ve apartmandaki herkesin fırından şikayetçi olduğunu söyledi.
Çimen, “O kadar çok usulsüzlük vardı ki anlatılmaz. Arka tarafı kırıp kapı ve pencereler açtırdı. 2-3 haftada TIR’la un geliyor. A ve B Blok’ta laf arasında ‘Bir gün deprem olursa bu apartman yıkılacak’ derlerdi. Bunu babam da komşularımız da dedi. Laf arasında herkes fırınla ilgili bunu söylemişken bir deprem oluyor, Oktay Bey’in söylediği gibi aynı malzemeler, aynı yılda aynı yönetmeliğe göre yapılan iki blok, o iki bloktan hep ‘Yıkılacak’ diye konuşulan fırının altında olduğu bloka yıkılıyor” diye konuştu.
BİNA SALLANMADAN YIKILDI
Ayşenur Tekin de sanıklardan şikayetçi olduğunu belirterek, “Fırında tadilatlar yıllardır hiç bitmedi. Bina zaten ilk depremde 10-15 saniye içinde yıkıldı. Bina hiçbir salınım yapmadan tak tak şeklinde yıkıldı, yani sallanma yaşamadık” dedi.
B BLOK’TA ÇATLAK DAHİ YOK
Binada yakınlarını kaybedenlerden Nurettin Çağdaş Çakmak da fırında birçok usulsüz tadilatların yapıldığını belirterek, “Bu bina aynı zamanda aynı malzemelerle yapıldı. Biz deprem sonrasında enkazın üzerine çıktığımız zaman B blokta çatlak dahi göremedik ve cenazelerimizi oradan indirip çıkardık. Yani bir sıkıntı varsa bunun yapısal mimariyle alakalı olduğunu düşünmüyorum, eğer öyle bir şey olsaydı bırakın içine girmeyi, yanından bile korkarak geçerdik. Akın Bey, fırının borusunu, kapıcı dairesindeki kirişi kırarak çıkarmış ve bunu herkesten saklamış. Biz bunu yıkımdan sonraki fotoğraflardan tespit ettik” diye konuştu.
BELEDİYENİN YAZISI ENKAZDA BULUNDU
Gülay Sevinç Kahveci de sanıkların cezalandırılmasını talep ederek, “Sanırım babamın yaptığı başvuru üzerine Kahramanmaraş Belediyesi’nden 10 Haziran 2013 tarihli bir yazı gelmiş ve imara aykırı yapılan usulsüzlüklerin belediye tarafından düzeltileceği ancak bunun yapılabilmesi için evi boşaltması gerektiği, ‘Can güvenliğiniz yok boşaltın’ diye 27 Haziran 2013 tadilat yapılacağını söylemiş. Biz bu yazıyı tesadüfen enkazda bulduk” dedi.
Avukatların da savunmalarını yapmalarının ardından duruşma 24 Ekim’e ertelendi.
]]>Suç örgütü elebaşı olduğu öne sürülen Okan Atlas, kardeşi Eren Atlas ile Turgut Ergen tutuklanırken, 21 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Okan Atlas’ın kaldığı evde yapılan aramada yaklaşık 7 metre uzunluğunda, 80 santim genişliğindeki Kürkçüler Cezaevi’nin krokisi, muska kavanozlar içinde düğümlenmiş saç, iplik örgüleri bulundu. Ayrıca, Atlas’ın polise yakalanmamak ve işlerinin iyi gitmesi için ‘Medyum’a gittiği, bin 500 liraya muska yaptırdığı ortaya çıktı.

Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Savcısı, yaptığı soruşturmada, şüphelilerle ilgili ‘Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta, kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık, ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Suç örgütü üyesi olmak’ ve ‘Suç örgütüne yardım etmek’ suçlarından dava açtı.
Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaklaşık 5 yıldır devam eden davanın karar duruşması görüldü. Duruşmaya davanın tek tutuklu sanığı suç örgütünün elebaşısı olduğu iddia edilen Okan Atlas ve bazı tutuksuz sanıklar ile avukatları katıldı. Sanıklar, eski savunmalarını tekrarladı.

‘HESAPLARINI KULLANDIKLARIMA HARÇLIK VERİYORDUM’
Okan Atlas, daha önceki savunmasında internetten hasarlı ya da pert olmuş araçları tespit ettiğini söyledi.
Kardeşi Eren Atlas’ın dolandırıcılık yapmak istemediğini ifade eden Okan Atlas, “Ancak benim baskım sonucunda bu işlere yardım ediyordu. Turgut Ergen, benim yanımda çalışmıyordu. Annemin suçu yok. Bir keresinde annemin hesabına para aktardık ancak annem dolandırıcılık parası olduğunu bilmiyordu” dedi.
Okan Atlas, hesaplarını kullandıkları kişilerin dolandırıcılık olayını bilmediğini, bu kişilere 50-100 lira gibi harçlık verdiğini söyledi.
Ağabeyi Okan Atlas’ın bir kağıda bazı isimleri yazıp aramasını istediğini iddia eden Eren Atlas da “Kendimi Bahadır veya Hakan olarak tanıttıktan sonra ağabeyimin kağıda yazdıklarını söyledim. Bu şekilde aradığım birkaç müşteki vardır” dedi.
‘GECE KULÜBÜNDE PARAYI YEDİK’
Olaylarla ilgisinin olmadığını savunan Turgut Ergen ise “Ben bu insanların hiçbirini tanımam. Müştekilerin herhangi birisi beni görmüş, bana para vermiş ise her türlü cezaya razıyım. Boşu boşuna tutukluyum. Biz Okan ile gece eğlenmeye gidiyorduk, masrafları kendi karşılıyordu. Ben sadece R.Ç.’nin hesap numarasını Okan’a verdim. Okan da bunun karşılığında bana 1000 lira verdi, biz de R.Ç. ile gece kulübünde bu parayı yedik” diye konuştu.
SUÇ ÖRGÜTÜ ELEBAŞINA 147 YIL HAPİS
Mahkeme heyeti, suç örgütünün elebaşısı olduğu iddia edilen Okan Atlas’ı ‘Nitelikle Dolandırıcılık’ suçundan toplam 147,5 yıl hapis cezasına mahkum etti. Aynı suçtan Atlas’ın kardeşi Eren Atlas’a 117,5 yıl hapis cezası verildi.
Diğer sanıklar, Turgut Ergen 53 yıl, R.Ç. 31 yıl 3 ay, S.A. 26 yıl 3 ay, G.D. 17 yıl 1 ay, E.G. 15 yıl, T.S.G. ve M.G. 11 yıl 3’er ay, H.E.S. 10 yıl 10 ay, K.T.P. 10 yıl, V.C., H.C. ve M.A. 8 yıl 9’ar ay, Ö.K., Y.O.S., D.P., İ.E. ve C.S. 5’er yıl, M.H. 4 yıl 2 ay, G.M. 3 yıl 9 ay ve S.A. 3 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.
A.E. ve S.Ş.O. ise delil yetersizliğinden beraat etti. Tüm sanıkların ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, örgüte üye olma, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlarından ise beraatlerine karar verildi.
NASIL DOLANDIRDILAR?
İddianamede, suç örgütü üyelerinin, hasarlı araç sahiplerini nasıl dolandırıldıkları ayrıntılarıyla anlatıldı.
Okan Atlas’ın suç örgütünü kurup yönettiği, Atlas’ın kardeşi Eren ile Turgut Ergen’in ise suç örgütü yöneticisi oldukları, diğer şüphelilerin de örgüt üyesi ya da örgüte yardım ettikleri belirtilen iddianamede, Atlas kardeşlerin internet üzerinden ilana koyulan kaza yapmış, perte ayrılmış araç ilanlarından faydalanarak hasarlı araçların bağlı bulundukları servis istasyonlarını arayıp kendilerini bazı sigorta şirketlerinin yetkilisi olarak tanıttıkları ve ‘Serviste bulunan aracı perte ayıracağız ancak araç sahibinin telefonu sisteme yanlış girilmiş, araç sahibine ulaşamıyoruz, araç sahibine gün içerisinde 30 ile 50 bin lira gibi araç parası yatıracağız’ diyerek araç sahiplerinin irtibat bilgilerini temin ettikleri belirtildi.
ÖNCE ARAÇ SAHİPLERİNİ SONRA SERVİS ÇALIŞANLARINI DOLANDIRDILAR
Daha sonra suç örgütü yöneticileri, telefonlarını aldıkları araç sahiplerini de sigorta şirketi yetkilisi olarak arayıp, ‘Sizin aracınızın pert işlemi onaylandı, size yeni araç vereceğiz ya da gün içerisinde 30 ile 50 bin lira gibi araç parası yatıracağız. Perte ayrılan aracı da size 3’te bir oranında 5-10 bin lira gibi paraya geri vereceğiz, plakası ile birlikte satın almak isterseniz bu hali ile size verebiliriz’ diyerek kandırdıkları araç sahiplerine suç örgütünün bazı üyelerine ait banka ve PTT hesap numaralarına değişik miktarlarda para havalesi yaptırdıkları kaydedildi.
Bununla da yetinmeyen suç örgütü üyelerinin, aracın devrini vereceklerini söyleyerek vatandaşları noterlere yönlendirdikleri, hemen devamında da aracın bulunduğu servisi arayarak dolandırdıkları vatandaşa ait aracın kendi sigorta şirketlerinde olduğunu, aracı üçte bir fiyata alıp almayacaklarını sorup pazarlık sonucu hiçbir hakları olmayan aracı servis çalışanlarına ya da üçüncü şahıslara satış yaptıkları ve belli bir miktar parayı kapora olarak hesaplara havale ettirip nitelikli dolandırıcılık olaylarını gerçekleştirdikleri ve haksız kazanç sağladıklarına dikkat çekildi.
HESABI KULLANILANLARI EĞLENCEYE GÖTÜRÜYORLARDI
Hesap sahiplerine dolandırıcılıktan yatan paranın belli bir yüzdesini komisyon olarak veren Atlas kardeşlerin, gerçekleştirdikleri olaylarda hesabı kullanılan ya da kendilerine hesap temin eden şahısları gece kulüplerine eğlenceye götürdükleri kaydedildi.
]]>Düğünlerde çalgıcılık yapan Gencay Korur, 9 Ağustos 2022 saat 20.00 sıralarında, boşanma davaları süren eşiyle konuşmak için kayınpederinin evine gitti. Gencay Korur, burada yanında getirdiği av tüfeğiyle eşini öldürüp, kaçtı.
Sosyal medya hesabından ‘gülen yüz’ ifadesi ve ‘gururlu hissediyor’ paylaşımı yapan Korur, polis tarafından İzmir’in Dikili ilçesinde yakalandı. İfadesinde, “Olay günü eşimin yaşadığı ailesinin evine gittiğimde dışarıda telefon ile konuşurken gördüm.
Cilveli şekilde konuştuğunu duyunca sinirlenerek av tüfeğini sakladığım yerden aldım. Eşimi takip ederek evin içerisine girip kendisine ateş ettim” diyen Korur, tutuklandı. Korur hakkında ‘eşi kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı.
AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS CEZASI
Davanın 12 Mart’ta görülen Çanakkale 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki karar duruşmasına tutuklu sanık Gencay Korur, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, Ayşe Korur’un yakınları ise duruşma salonunda yerlerini aldı.
Duruşmada mütalaasını açıklayan savcı, tutuklu sanık Gencay Korur’un ‘eşe ve kadına karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması talebinde bulundu.
Duruşmada savunma yapan sanık Korur, “Yaptığınızın adil yargılanma olmadığını düşünüyorum. Mütalaayı kabul etmiyorum” dedi. Korur’un savunmasından sonra mahkeme heyeti kararını açıkladı. Korur, ‘eşe ve kadına karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, indirim de uygulamadı.
GEREKÇELİ KARAR AÇIKLANDI
Davayla ilgili 14 sayfalık gerekçeli karar açıklandı. Açıklanan gerekçeli kararda olay günü sanığın ilk önce olay yerinde bulanan evin bahçesinin içindeki hurda araca tüfeği bıraktığı, daha sonrasında saklandığı ve evi izlediği belirtildi. Sanık Gencay Korur’un, o sırada telefonla konuşmak için evin dışına çıkan Ayşe Korur’u gördüğü, ailesi eve girdiğinde ise harekete geçtiği kaydedildi.
Sanık Korur’un evin dış penceresinden içeriye hedef gözeterek Ayşe Korur’a doğru tüfekle tek el ateş edip, ağır yaralayıp, ölümüne neden olduğu da gerekçeli kararda belirtildi. 10 Ağustos 2022 tarihli olay yeri inceleme raporunda, evin tek katlı olduğu ve sadece bir odası bulunduğu ve tüfekten atılan saçmaları evin farklı yerlerine isabet ettiği, kartuşun olay yerinde olduğu tüfeğin ise olmadığı daha sonrasında ise olay yerinden kaçan sanık Korur için yakalama kararı çıkartıldığı, mobil telefonun sinyal bilgilerinin takip edilerek 11 Ağustos 2022 tarihinde İzmir’in Dikili ilçesinde olayda kullanılan tüfekle beraber yakalandığı da kararda yer buldu.
Korur’un olayda kullandığı pompalı tüfeğin incelenmesi sonucunda, alınan swaplarda atış artıkları çıktığı ve olay yerinde bulunan boş kartuşun bu tüfekten atıldığının sabit olduğu belirtilerek, bilirkişi raporunda ise sanığın telefonu incelenmiş olup savunmasında geçtiği üzere Ayşe Korur’un kendisini aldattığına dair mesaj kayıtları ve ekran görüntülerinin yer almadığı, aksine sanığın bir başka kadınla yazışmasının olduğu sonucuna varıldığı kaydedildi. Adli Tıp Raporu’nda Ayşe Korur’un silah saçma taneleriyle yaralanmasına bağlı olarak beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu öldüğünün anlaşıldığına da dikkat çekildi.
‘SAVUNMASINI DEĞİŞTİRDİĞİNE KANAAT GETİRİLMİŞ’
Gerekçeli kararda sanık Korur’un eşi sadakatsiz olduğu için eylemi gerçekleştirdiğini savunduğu belirtilip, “Sanık mahkememiz huzurunda verdiği beyanında ‘Ses gelince eşim beni fark etti. ‘Korkma’ dedim. Bana ‘Neden geldin’ diye sordu. Ben de ‘Senin için geldim. Hadi gidelim. Neden böyle yapıyorsun? Hani sen tövbe etmiştin? Adamlarla konuşuyorsun ama ben seni dinledim’ dedim. O da bana ‘Madem bunları biliyorsun boynuzlusun, niye geliyorsun’ dedi ve yüzüme tükürdü. Ben de ona ‘Kızıma seni adamlara satacağım’ dedin mi diye sordum. Ayağa kalkıp eve gitmeye başladı. Eve giderken dönüp, bana küfretti. ‘Bıktım sizden Allah sizin belanızı versin’ dedi ve eve girdi. Ben de kendimi tutamadım. Tüfeği aldım evin içine direkt ateş ettim’ beyanında bulunmuş. Ancak, Ezine Cumhuriyet Başsavcılığı’nda 11 Ağustos 2022 tarihli beyanında böyle bir olaydan bahsetmediği buna göre sanığın haksız tahrik indiriminden yararlanabilmek için savunmalarını değiştirdiğine kanaat getirilmiş, sonradan değiştirdiği bu beyanlarına da mahkememizce itibar edilmemiştir” denildi.
‘OLAY ANİ KASTLA GELİŞMİŞ’
Öte yandan gösterilen delillere ve sanığın savunmalarına göre olayın ani bir kastla geliştiği, olay yerine gitmeden önce yaptıklarına ve içinde bulundukları ruh hallerine dair herhangi bir delilin dava dosyasında bulunmadığı anlaşıldığı için sanık hakkında tasarlama hükümlerinin uygulanmadığı gerekçeli kararda yer aldı.
]]>Usta sanatçı, Safranbolu’nun Yörük köyünden Hasanzade İbrahim Çeyrekgil ile aslen Polonyalı Alexandra Angela Minakovska’nın çocuğu olarak, 10 Ekim 1928’de Polonezköy’de dünyaya geldi.
Fransız bakıcısından dil öğrenerek Fransız klasiklerini okumaya başlayan sanatçı, çocukluğunda edebiyat, tiyatro, müzik, sanat ve kültürün her alanında geniş bilgiler edindi.
Babasını genç yaşta kaybeden Gencer, 18 yaşındayken İbrahim Gencer ile evlendi. Evlendikten sonra da eğitimine devam eden sanatçı, kariyeri boyunca eşi tarafından desteklendi.
Notre Dame de Sion’un ardından gittiği İstanbul İtalyan Lisesi’nden mezun olan Gencer, bir süre Beyazıt Kütüphanesi’nde çalıştı.
KONSERVATUVARDAKİ İLK GÜNÜDE KAFASINA KOYDU
Leyla Gencer, İstanbul Konservatuvarında şan eğitimi aldığı sırada Reine Gelenbevi, Cemal Reşit Rey ve Muhittin Sadak’ın öğrencisi oldu.
Konservatuvardaki ilk gününde La Scala’da sahneye çıkmayı kafasına koyan Gencer, 1946-1949’da İstanbul Şehir Korosunda solo sanatçısı olarak yer aldı.
Ankara Devlet Konservatuvarına şan eğitimi vermek üzere davet edilen ünlü İtalyan sanatçı Arangi Lombardi’yi ziyaret ederek sesini dinleten Gencer, performansıyla etkiledi. Lombardi, Gencer’in konservatuvarı bırakarak kendisiyle Ankara’ya gelmesini isteyince, sanatçı İstanbul Konservatuvarındaki eğitimini yarıda bıraktı. Gencer Ankara’da, İtalyan tenor Apollo Granforte, Adolfo Camozzo, Di Ferdinando, George Reinwald ve Domenico Trizzio’nun da öğrencisi oldu.

Usta sanatçı, 1949’da operanın bağlı bulunduğu Devlet Tiyatrosu sınavlarına girdi. Sınavı kazanan Gencer, operanın solist kadrosunda yer olmadığından koro kadrosuna alındı.
Opera kariyerine 1950’de Ankara Devlet Tiyatrosunda Cavalleria Rusticana eserindeki “Santuzza” rolüyle adım atan sanatçı, İtalya’da da ilk kez bu rolle seyirci karşısına çıktı.
Gencer, ilk sahne deneyimine ilişkin TRT’de 1990’da yayınlanan röportajında, “Ben sahneye ilk adımımı Ankara Devlet Operasında attım ve ‘Cavalleria Rusticana’ ile başladım. Sene 1950, 15 Ocak. 15 Ocak 1990’da Rossini seminerime başladım İstanbul Devlet Tiyatrosunda. Bu benim için çok güzel bir olaydı. Aradan şöyle bir 40 sene geçmiş yani kolay değil” ifadelerini kullandı.
“İNSAN HİÇBİR ZAMAN KÖKLERİNİ İNKAR ETMEMELİ”
Sanatçı, La Scala’ya ilk gittiğinde yaşadıklarını da aynı röportajda şu sözlerle dile getirdi:
“Ben ilk kez İtalya’da Scala’ya gittiğim zaman, (Antonio) Ghiringhelli diye bir umum müdürü vardı. Harpten sonra uzun seneler kaldı. Beni ilk defa Scala’ya davet ettiği zaman, ‘Siz büyük bir kariyer yapmak isterseniz bir İtalyan ismi alın.’ dedi bana. ‘Hayır. Ben kendi ismimle kariyer yapmak istiyorum.’ dedim. ‘Ama senin ismin bir Türk ismi. İtalyan ismi alırsan diğer Amerikalı arkadaşların gibi, daha çabuk isim yaparsın.’ dedi. ‘Zararı yok. Ben daha yavaş isim yaparım ama kendi Türk ismimle yapacağım.’ dedim. Yani insan hiçbir zaman köklerini inkar etmemeli.”
ABD BAŞKANI İÇİN 1953’TE ÇANKAYA KÖŞKÜ’NDE SANHE ALDI
Birçok resmi devlet resepsiyonunda sahne alan Gencer, 1953’te ABD Başkanı Dwight Eisenhower için Çankaya Köşkü’nde verilen konserde, Henry Purcell’a ait “Didone” aryasını söyledi.
Leyla Gencer, Fransız Parlamento Başkanı ve Dışişleri Bakanı için ise Faust operasının “Mücevherler” aryasını seslendirdi.
Türkiye ile İtalya arasında 1953’te gerçekleştirilen kültür anlaşması kapsamında, Roma’da bir resital vermek üzere görevlendirilen Gencer’in yaşamı ve kariyeri, büyük başarı elde ettiği konserin ardından farklı bir yön kazandı. Konserdeki performansı dolayısıyla RAI Stüdyoları Genel Müdürü ve Müzik Yönetmeni Mairo Labroca, Gencer’i sesini dinletmesi için Napoli’deki San Carlo Operası’na gönderdi.
Gencer, San Carlo Operası ile 1954’te Napoli’de gerçekleştirilen yaz festivalinde yeniden “Santuzza” rolünü oynadı. “Yevgeni Onegin” ve “Madam Butterfly”da başrol alan Gencer, “Madam Butterfly” operası için yıl içinde 23 kez sahne aldı.
“Napolili Türk” olarak anılmaya başlayan usta sanatçı, “La Traviata”daki “Violetta” rolünü, Avrupa’nın çeşitli kentlerindeki operalarda canlandırdı, uluslararası festivallere katıldı ve piyano eşliğinde resitaller verdi.

LA SCALA’DAKİ BAŞARISIYLA PRİMADONNA OLDU
Leyla Gencer, 1956’da San Francisco’da rahatsızlanan Renata Tebaldi’nin yerine 1956’da “San Francesca de Rimini” operasında sahne aldı. San Francisco Operası ile 1957’de “La Traviata” eserinde “Violeta”yı seslendiren sanatçı, “Lucia di 74 Lammermoor” adlı eserde ise Maria Callas’ın yerine “Lucia” rolünü üstlendi.
Konservatuvara girdiği ilk günden itibaren hayalini kurduğu, operanın merkezi sayılan Milano’daki La Scala’da 26 Ocak 1957’de sahneye çıkan sanatçı, Francis Poulenc’in “Les Dialogues de Carmelites” operasındaki başarısıyla primadonnalığa yükseldi.
Unutulmaz sanatçı, Milano’da La Scala’da Verdi, Bellini, Donizetti, Mozart, Monteverdi, Tchaikovsky ve Puccini’nin de aralarında bulunduğu ünlü bestecilerin eserlerini başarıyla yorumladı.
Londra Royal Albert Hall ve New York Carnagie Hall’de orkestra eşliğinde çok sayıda konser veren sanatçı ayrıca Roma, Napoli, Venedik, Viyana, Paris, San Francisco, Köln, Buenos Aires, Rio de Janerio, Bilbao ve Chicago’da sahne aldı.
Leyla Gencer, son kez 1985’te Venedik Fenice Tiyatrosu’nda opera seslendirdi, 1994’te Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Onur Ödülü Altın Madalyası’nı aldı.
İTALYA’DA CARUSO ÖDÜLÜ ALDI
Konserlerini 1992’ye kadar sürdüren, sonraki yıllarda genç sanatçılar yetiştiren Gencer, Ankara ve İstanbul’da opera seminerleri verdi.
Gencer, Türkiye’de opera sanatının tanınması ve gelişmesi için birçok çalışmaya imza attı, araştırmacı yönüyle Türk ve dünya operasına önemli katkılarda bulundu. Dönemi itibarıyla unutulmuş birçok opera eserini tozlu arşivleri tarayarak gün yüzüne çıkaran sanatçı, yorumladığı eserleri yeniden opera dünyasına kazandırdı.
“Devlet Sanatçısı” ünvanını 1988’de alan sanatçı, 2007’de İtalya’da Caruso Ödülü’ne layık görüldü.
Opera dünyasına yeni yetenekler kazandırmayı amaçlayan “Leyla Gencer Uluslararası Şan Yarışması” sanatçı adına ilk kez 1995’te düzenlenmeye başladı.
Ayrıca 2004’te Türkiye’de Leyla Gencer adına gümüş hatıra parası basıldı.
“BEN ANADOLU ÇOCUĞUYUM”
Birçok ülkeden ve kurumdan sayısız ödülle nişan alan Gencer’e, pek çok ülke vatandaşlık teklifinde bulundu. Tekliflerin tamamını geri çeviren sanatçı, “Ben, Anadolu çocuğuyum.” diyerek, yaşamı boyunca Türk vatandaşlığını onurla taşıdı.
Hakkında, Zeynep Oral’ın yazdığı “Tutkunun Romanı: Leyla Gencer” kitabının yanı sıra birçok yazı ve araştırma kaleme alınan Gencer, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle 10 Mayıs 2008’de Milano’daki evinde hayata veda etti.
]]>“BÜTÜN KADINLAR CADIYIZ AMA TESCİLLİ CADI OLMAK ÇOK SEVİNDİRDİ”
Festival, Sevda Cenap And Müzik Vakfı Dostlar Korosu’nun kısa bir müzik şöleniyle başladı. Festivalin bu yıl Genç Cadı Ödülü oyuncu Deniz İlhan’a verildi. İlhan’a, ödülünü geçen yıl Genç Cadı Ödülü’nü alan Öyküsu Özyürek takdim etti. İlhan, “Bütün kadınlar cadıyız ama tescilli cadı olmak çok sevindirdi. Kadın dayanışması tarafından ödüllendirilmenin de insan çok güvende hissettiren bir tarafı var” dedi.
Festivalin Bilge Olgaç Başarı Ödülleri film yapımcısı Nida Karabol, yönetmen Ayşe Polat ve oyuncu Tülin Özen’e verildi. Karabol’a ödülünü yönetmen Biket İlhan takdim etti. Ödül konuşmasında Gazze için ateşkes çağrısı yapan Karabol, şunları söyledi:
“EN ÇOK İSTEDİĞİMİZ ŞEY BARIŞ”
“Festivalin teması olan ‘Daha fazlası azı değil.’ Neler dersek, her şeyden önce toplumsal cinsiyet eşitliği diyoruz. Kesinlikle daha fazlası, daha azı değil. Günümüzde çok önemli olan hak, hukuk, adalet kesinlikle daha fazlası daha azı değil. En çok istediğimiz şeylerden biri barış, empati, sevgi. Laik eğitim istiyoruz. Kültür-sanat istiyoruz. En çok sinemayı istiyoruz.”

“ÇOĞUNLUKLA KADIN YÖNETMENLER ARKA PLANDA KALMIŞTIR”
Yönetmen Ayşe Polat, bir diğer Bilge Olgaç Başarı Ödülü’nün sahibi oldu. Polat, “Kadın olmak zor, kadın yönetmen olmak daha zor. Çoğunlukla kadın yönetmenler arka planda kalmıştır. Sinema tarihi böyledir. Gelecek için çok umutluyum. Yeni nesil çok aktif, kadın dayanışmasını çok iyi biliyorlar” diye konuştu.
Bir diğer Bilge Olgaç Başarı Ödülü’nün sahibi olan Tülin Özen, bu gece açılış törenine katılamadığı için kadın sinemaseverlere bir video mesaj yolladı. Özen, “Bilge Olgaç ile anılan bir ödüle sahip olmak çok gurur verici. Bundan sonrası için de çok büyük bir güç veriyor bana” dedi.
Festivalin bu yılki Onur Ödülü oyuncu Hatice Aslan’a verildi. Aslan’a ödül takdimini oyuncu Ece Dizdar yaptı. Aslan, şunları söyledi:
“ÖZÜ SÖZÜ BİR OLMAK BENİM İÇİN ÇOK ÖZEL”
“Opera binası benim için çok özel bir yer. Çünkü ben ilk tiyatro oyunumu burada seyrettim. Yücel Erten sahneye koymuştu. Çok etkilendim, 10 defa seyrettim. Sivas’tan gelip böyle bir oyunu seyretmenin ne demek olduğunu anlarsınız diye düşünüyorum. Ankara, benim için çok özel. Hayatımın dönüm noktası olan bir şehir burası. Ece, benim için çok özel. Benim biricik manevi kızım. Kendine ve tüm varlıklara şefkatin, özenin ve saygının iyileştirici gücünü daima hatırlamaya devam edeceğim. Özü sözü bir olmak benim için çok özel bir şey.”

Açılış töreni, tüm kadınların sahneye çıkarak “Kadınlar Vardır” şarkısını söylemesiyle son buldu.
Onur Ödülü alan oyuncu Hatice Aslan, ANKA Haber Ajansı’na duygu ve düşüncelerini şöyle paylaştı:
“Bu ödülü Ankara’da almak benim için çok kıymetli. Ankara benim hayatımın dönüm noktası olan yer. İlk oyunculuk eğitimime burada başladım. Sivas’tan Ankara Devlet Konservatuvarı’na geldim. 27 yıl dile kolay, festivalin 27. yılı. Çok çaba sarf ettiklerini gözlüyorum. Özümle sözüm birbirini tuttuğu sürece ben varım. Yoksa bilgi var. Harekete geçmek ve onu en azından kendi bulunduğun köşede yapabilmek… Çünkü her yere kolumuz yetişemez. Oyuncu olduğum için insan olmanın çok kıymetli bir şey olduğunu, değişik karakterler oynadığım için biliyorum. Her bir karakter benim için kıymetli. Şefkat ve anlayışa devam.
“DAİMA CESARETLİ VE ÖZGÜRDÜM”
Daima yapabileceğimin en doğrusunu yapmaya çalıştım. Daima cesaretli ve özgürdüm. Başkasının ne dediği ya da ne yaptığından çok kendi yaptığımla ilgilendim. O zaman zaten bir şeyler yapmaya başlıyorsun. Başkalarını bırakıp kendine odaklı, yaptığın işe saygı gösterdiğin zaman çok farklı bir yere doğru gidiyor hayat.”
“HAYALİM KADIN YÖNETMENLERLE ÇALIŞMAK”
Oyuncu Deniz İlhan ise ANKA Haber Ajansı’na “Çok mutluyum, gururluyum. Filmde oynayalı 2 sene oldu. O zamandan bu zamana insan bazen durgunlaşabiliyor. Sinemayla ilgili bir düşüncem yoktu. Daha sonra film çıktı. Oyunculuk, tekrardan aklıma düştü. Daha sonra hiç beklemediğim bir anda bu ödül haberi geldi. Bunun bir kadın filmleri festivalinden gelmesi çok büyük bir motivasyon oldu. Hayalim, kadın yönetmenlerle ve genç insanlarla çalışmak” diye konuştu.
]]>Miçotakis’in 13 Mayıs’ta Türkiye yapacağı ziyarete ilişkin soruları yanıtlayan Yerapetritis, Türk ve Yunan liderler arasındaki görüşmelerin “dramatize” edilmemesi gerektiğini ifade etti.
Yerapetritis, Türk ve Yunan liderlerin buluşmalarının, diğer tüm ülke liderlerinin ikili görüşmeleri gibi olağan değerlendirilmesi gerektiğini belirterek “Buluşup, konuşup, krizleri bertaraf edip, sonraki adımları atmamız önemli.” dedi.
Kariye Camii’nin ibadete açılmasının ardından Miçotakis’in Türkiye ziyaretini ertelemesi gerektiği yönündeki Yunanistan muhalefetindeki yorumları da değerlendiren Yerapetritis, hükümet olarak böyle bir ihtimali hiç düşünmediklerini kaydetti.
Yerapetritis, Kariye Camii’nin ibadete açılması kararından Yunanistan’ın duyduğu memnuniyetsizliği dile getirerek, bunun yeni bir karar değil, 2020’de alınmış bir karar olduğuna dikkat çekti.
Türk-Yunan ilişkilerinde her iki ülkenin de temel tezlerinin değişmesine yönelik bir beklenti bulunmadığını belirten Yerapetritis, “Türk-Yunan yakınlaşmasından beklentimiz sükunet dolu bir dönemdir.” diye konuştu.
Yerapetritis, Yunanistan’ın bir başka beklentisinin de iki taraf arasında iletişim kanallarının açık kalması olduğunu vurgulayarak, bu şekilde olası krizlerin de önlenebileceğine işaret etti.
MİÇOTAKİS’İN TÜRKİYE ZİYARETİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Aralık 2023’teki Atina ziyaretinde iki taraf arasında imzalanan anlaşmaların iki ülke ilişkilerini ileriye taşıyan önemli anlaşmalar olduğunu vurgulayan Yerapetritis, bu anlaşmaların, sistematik olarak ilerlediğini ve pazartesi günü Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Miçotakis arasında yapılacak görüşmenin de bir parçası olacağını kaydetti.
Yerapetritis, 13 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Miçotakis arasında yapılacak görüşme için “Bence beklememiz gereken samimi bir görüşme olmasıdır. Ortaya konması gereken konular ortaya konacaktır. Dikenli konular da liderler ve heyetlerimiz arasında ele alınacaktır. Pozitif gündem, siyasi diyalog ve güven artırıcı önlemleri içeren görüşmelere yönelik sonraki adımlar için bir yol haritası çizilecektir.” diye konuştu.
Miçotakis’in 13 Mayıs’taki Türkiye ziyaretinin ikili ilişkilerde atılacak önemli bir adım olduğunu ifade eden Yerapetritis, bir sonraki önemli adımın ise iki liderin NATO Zirvesi kapsamında temmuzda Washington’da buluşması olduğunu belirtti.
– Edi Rama’nın Yunanistan ziyareti
Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’nın Arnavutluk diasporası ile buluşma amacıyla hafta sonu Yunanistan’a yapmayı planladığı özel ziyareti de değerlendiren Yerapetritis, ziyaretin zamanlamasını doğru bulmadığını ifade etti.
Yerapetritis, hem Arnavutluk’ta 2025’te düzenlenecek seçimlere kadar daha çok zaman olduğuna hem de Yunanistan’ın Avrupa Parlamentosu seçimleri arifesinde bulunduğuna dikkat çekti.
Arnavutluk’taki belediye seçimlerinde Himara’dan aday olan Yunan kökenli siyasetçi Alfred Beleri, 12 Mayıs 2023’te “seçimlerde aktif yolsuzluk” yaptığı suçlamasıyla gözaltına alınmıştı.
14 Mayıs 2023’te düzenlenen yerel seçimlerde Beleri, Himara Belediye Başkanı seçilmişti.
Arnavutluk Yolsuzluk ve Organize Suçlara ilişkin Özel Mahkemesi, 22 Mayıs 2023’te Beleri’nin tutuklanmasına karar vermişti
Beleri’nin tutuklanması, Arnavutluk ve Yunanistan’daki siyasi partilerin ve yetkililerin tepkilerine neden olmuştu.
Yunanistan’da iktidardaki Yeni Demokrasi Partisi, nisanda Beleri’yi Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekili seçimleri için aday göstermişti.
]]>Bu süre sona erinceye kadar kooperatif ve üst kuruluşlarının yönetim kurulu üyeleri ve memurları hakkında KOOPBİS yükümlülüğüne aykırı davranmalarına yönelik hükümler uygulanmayacak. Bu düzenleme, 26 Nisan 2024 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.
Kooperatiflerin ana sözleşmelerini intibak ettirmeleri için öngörülen süre, 2 yıl daha uzatılıyor.
Teklifle Anayasa Mahkemesinin kararı doğrultusunda Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’unda değişikliğe gidiliyor. Buna göre, Kanun’un ekinde yer alan cetvellerdeki kadro ünvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla dolu kadrolarda derece değişikliği ile boş kadrolarda sınıf, ünvan ve derece değişiklikleri Rekabet Kurulu kararıyla yapılacak.
Rekabet Kurulu, başlattığı soruşturmaları, soruşturmaya başlanması kararının verildiği tarihten itibaren 15 gün içinde ilgili taraflara bildirecek. Kurul, bu bildirim yazısı ile birlikte iddiaların türü ve niteliği hakkında yeterli bilgiyi ilgili taraflara gönderecek. Böylece hem tarafların daha etkin savunma yapabilmesine olanak sağlanması hem de soruşturma süreçlerinin daha seri ilerlemesi amaçlanıyor.
Taraflara yazılı savunmalarını soruşturma raporunun tebliğinden itibaren 30 gün içinde Kurula göndermeleri tebliğ edilecek. Haklı gerekçeler sunulması halinde bu süre bir kereye mahsus olmak üzere ve en çok bir katına kadar uzatılabilecek. Soruşturmayı yürütmekle görevlendirilenler, gelen yazılı savunmalar sonucunda soruşturma raporundaki görüşlerinde bir değişiklik olması halinde 15 gün içinde yazılı görüşlerini tüm Kurul üyeleri ile ilgili taraflara bildirecek. Taraflar 30 gün içinde bu görüşe cevap verebilecek.
ÜRÜN İHTİSAS BORSALARI
Teklifle Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nda değişiklik öngörülüyor.
Buna göre, ürün senetleri ve alivre sözleşmelere ilişkin işlemlerde, devir ile bedelin ödenmesi, alıcı ve satıcının diğer yükümlülüklerinin ürün ihtisas borsalarında alım satımına aracılık edenlerce veya takas ve saklama hizmeti aldıkları kuruluşlarca yerine getirilmesi, alım satımın tescili ve alım satıma ilişkin diğer hususlar yasa ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak ürün ihtisas borsası tarafından yürütülecek.
Ürün ihtisas borsasının veya ürün ihtisas borsası tarafından takas merkezi olarak yetkilendirilen kuruluşun takas işlemlerinde mali sorumluluğu, tesis edecekleri limitler dahilinde ve alınacak teminatlar ile garanti fonu varlıklarıyla sınırlı olacak.
Ürün ihtisas borsalarında gerçekleştirilen işlemlerden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak ve zararların tazmini için alınacak teminatların ve oluşturulabilecek garanti fonunun kuruluşu, işletimi, kullanımı ve katılımcılarına ilişkin usul ve esaslar, Ticaret Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek. Düzenlenen teminatlar ve garanti fonundaki varlıklar tevdi amaçları dışında kullanılamayacak, üçüncü kişilere devredilemeyecek, kamu alacakları için olsa dahi haczedilemeyecek, rehin edilemeyecek, iflas masasına dahil edilemeyecek ve üzerlerine ihtiyati tedbir konulamayacak.
Ürün senetleri ve alivre sözleşmelerin ürün ihtisas borsalarında alım satımına aracılık edilmesine, aracıların yetkilendirilmesi ile bu yetkinin askıya alınması ve iptaline, aracıların gözetim ve denetimine, ürün senetleri ve alivre sözleşmeler üzerindeki aracılık hizmetlerine dair diğer işlemlere müşterinin verdiği yetkiye bağlı olarak müşteri hesaplarındaki nakit alacak bakiyelerinin nemalandırılmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık ve Sermaye Piyasası Kurulunun birlikte çıkaracağı yönetmeliklerle düzenlenecek.
LİSANSLI DEPOCULUKTA İDARİ PARA CEZALARI
Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu’nda değişiklik yapılarak, cezaların etkinliği ile caydırıcılığının artırılması amacıyla bazı fiillere yeni cezai yaptırımlar getiriliyor ve idari para cezaları artırılıyor.
Buna göre, lisanslı depoculuk ücret tarifesinde belirlenenin üzerinde veya ücret tarifesinde yer almayan hizmetler için ücret talep ve tahsil eden ya da ürün teslimi sırasında mevzuata aykırı şekilde ürün miktarından kesinti yapan, yasanın “teşhir” hükmüne aykırı hareket eden, ürün senedinin ilgili yönetmeliğinde düzenlenen içerik, şekil ve muhafaza şartlarına uymayan lisanslı depo işletmelerine 200 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası kesilecek.
Teslim yükümlülüğü düzenlenmiş ve iptal edilmemiş ürün senedinin temsil ettiği tarım ürününün tümü veya bir bölümü için başka bir ürün senedi düzenlenememesi, teslim yükümlülüğü, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının uyarı ve idari tedbirlerine rağmen verilen sürede kanuna ve ilgili yönetmeliklere aykırı ya da eksik hususların giderilmemesinin de aralarında bulunduğu hükümlere aykırı hareket eden lisanslı depo işletmelerine 200 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.
Analiz ve sınıflandırma işlemi yapılmadan ürünün depoya kabul edilmesi veya depodan çıkarılması, tartım makbuzunun ilgili yönetmelikte belirlenen şartları taşımaması, alet ve ekipmanların kalibrasyonunun ya da periyodik kontrollerinin yapılmadan kullanılması, muhafaza şartlarına uyulmaması nedeniyle ürünü temsil eden elektronik ürün senedinde belirtilen sınıf ve kalite ile depoda bulunan ürünlerin sınıf ve kalitesi arasında farklılık tespit edilmesi durumlarında, bu fiilleri gerçekleştiren lisanslı depo işletmelerine her bir aykırılık için 200 bin lira idari para cezası uygulanacak.
Şahit numune alınmaması ve ilgili yönetmelikte belirlenen süre boyunca saklanmaması, analiz ve sınıflandırma belgesinin ilgili yönetmelikte belirlenen şartları taşımaması, laboratuvarda yer alan alet ve ekipmanların kalibrasyonunun ya da periyodik kontrollerinin yapılmadan kullanılması, şahit numune ile bu numunenin temsil ettiği ürünün analiz ve sınıflandırma belgesinin farklı olması, analiz esnasında tutulan kayıtlardaki değerler ile analiz ve sınıflandırma belgesindeki değerlerin farklı olması durumlarında bu fiilleri gerçekleştiren yetkili sınıflandırıcılara her bir aykırılık için 200 bin lira idari para cezası kesilecek.
Yetkili sınıflandırıcılık ücret tarifesinde belirlenenin üzerinde veya ücret tarifesinde yer almayan hizmetler için ücret talep ve tahsil eden ya da ilgili hükme aykırı hareket eden yetkili sınıflandırıcılara 200 bin liradan 1 milyon liraya kadar idari para cezası verilecek.
İdari para cezalarının verilmesini gerektiren aykırılığın bir takvim yılı içinde tekrarı halinde her bir tekrar için bir önceki cezanın iki katı idari para cezası uygulanacak.
KAPALI PAZAR YERLERİNİN KULLANIMINDA TAHSİS USÜLÜ
Yasa teklifiyle Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’da da değişiklik yapılması öngörülüyor.
Düzenlemeye göre, kapalı pazar yerlerindeki satış yerleri ve diğer yerlerin, pazarcılara yüksek fiyatlarla kiralanmasına neden olan sınırlı ayni hak yöntemiyle kiralama usulü kaldırılıyor. Pazar yerlerinde bulunan satış yerleri yalnızca tahsis usulüyle kullandırılarak pazarcıların maliyetlerinin azaltılması amaçlanıyor.
Teklifle kapalı pazar yerlerindeki satış yerlerinin sınırlı ayni hak yöntemiyle pazarcılık mesleğinden olmayan diğer kişilere verilmesi sonucu pazarcıların maliyetlerinin artmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.
3 Mayıs 2024’ten önce kapalı pazar yerlerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve kiracılık hakları, bu hakların kullanımı için öngörülen sürenin sonuna kadar geçerli olacak.
]]>Her 45 dakikada 50 kadar üye yapıldığını ifade eden Özgür Özel, “Türkiye ittifakı kazandı ve Türkiye ittifakı büyük bir moralle güçlenmeye devam ediyor. CHP’nin üye kampanyasında, üye kayıt formu yetiştiremiyoruz. Kuyrukta gençler oluyor. 45 dakikada 50’ye yakın kayıt yapılan standımız oluyor. Ankara genç üye kayıtlarını yetiştiremiyor. Ailemiz büyüyor, baba evi büyüyor” diye konuştu.
Eskişehir’in bir önceki dönem belediye başkanı Yılmaz Büyükerşen’in tüm CHP’li belediyeler için kurulan Eğitim ve Eşgüdüm Denetim Komisyonu’nun başkanı olduğunu ve komisyonun hızla çalışmalarına devam ettiğini kaydeden Özel, şu ifadeleri kullandı:
* “Önümüzdeki günlerde hizmetlerin tüm belediyelerde ortaklaştığını, belli hizmetlerin tek tipleştiğini, CHP belediyeciliğinin kanıtlandığını ve artık bütün Türkiye’de görülen bu iyi uygulamaların ileride genel iktidar içinde CHP’ye olan ilgiyi, alakayı, güveni artıracağını hep birlikte göreceğiz. İsrafa son verip, hizmeti getirmeye devam edeceğiz. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Kırıkkale’de, Kastamonu’da Eskişehirler yaratacağız.
* Türkiye’nin dört bir yanında CHP belediyeciliğini mutlaka özdenetimi kuvvetli, israfı olmayan, yolsuzluk olmayan bir şekilde halkın gözleri önünde şeffaf bir şekilde yönetecek, denetleyecek, denetlettirecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin de gerek işlevsizleştirilen Sayıştay’ın yeniden güçlendirileceği, gerek CHP iktidarında başkanlığını ana muhalefet partisinin yapacağı kesin hesap denetim komisyonunu kurulacağı ve bu memlekette artık rüşvetin, adam kayırmanın, ortadan kaldırılacağı yarınları müjdeleyeceğiz.”
ATANAMAYAN ÖĞRETMENLER VE EMEKLİLER İÇİN MİTİNG DÜZENLENECEK
Özgür Özel, atanamayan öğretmenler ve emeklilerin seslerini duyurabilmek için Ankara ve İstanbul’da iki miting düzenleyeceklerini belirterek, şunları söyledi:
* “Bu süreçte muhataplarımızla bir yandan sizlerin haklarını, işçinin ve emekçinin haklarını, kiracıların haklarını, atanmayan öğretmenin haklarını staj mağdurlarının haklarını, astsubayın, uzman çavuşun talep ve haklarını konuşurken bir yandan da büyük bir mücadeleyle sokaktan korkmadan, meydandan kaçmadan halkın sesini en yukarıdan duyuracağız. CHP geçen günlerde atanmayan öğretmenlerle ilgili mülakatın kaldırılma sözünün verildiği öğretmenlerle ilgili, onların talebine uygun olarak 68 bin mülakatsız atama talebinin kampanya boyunca arkasında durduk. Kürsümüzü, bu taleplere açtık. Ancak geçtiğimiz pazartesi günü Sayın Erdoğan, kendi açıklamaya varamadı, ertesi gün Milli Eğitim Bakanı’na bıraktı. Bakan salı günü, sadece 20 bin atama dediğinde gençlerimizin umutları kırıldı. Ardından biz ‘Hani mülakat yapmayacaktınız? Hani 14 Mayıs’ta, 28 Mayıs’ta Sayın Erdoğan ‘mülakatı kaldırıyoruz’ diye söz vermişti, hani seçim bildirgesine yazmıştınız.
* Gençlerin kendilerinden ailelerinden böyle oy istemiş, böyle oy toplamıştınız’ dediğimizde, ‘Mülakat gibi mülakat yapacağız’ dediler. Elbette kabul etmedik. Bugün duyuyoruz ki ‘Efendim 45 dakika sürecek, kamera da koyacağız, bunu da yapacağız’ diyerek partizanlığı, adam kayırmayı, yüksek not alanı ailesi muhalif, diye geride bırakıp, düşük not alanı birilerinin yakını, diye AK Parti’den diye ileri alan bir sistemi devam ettirecekleri anlaşılıyor. İşte biz bu şartlar altında, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’ndan bir gün önce genç hocalarımız, öğretmenlerimizle atanamayan değil, ne kusuru varmış da atanamıyormuş veya senin nasıl bir mesuliyetin var bu işte? Atayamıyormuşsun.
* Atanmayan öğretmenlerle, mülakat mağdurlarıyla çağdaş, bilimsel, laik eğitime karşı yürütülen müfredat çalışmasına da isyan eden herkes ile birlikte 18 Mayıs’ta İstanbul Saraçhane’de onların sesine ses, mücadelelerine omuz vereceğiz. Onların sesini duyuracağız, müzakere de edeceğiz ama bu güzelim gençler için mücadelenin de en büyüğünü vereceğiz. Artan enflasyon asgari ücreti kemiriyor. Biz temmuz ayında enflasyon güncellemesi beklerken, hatta yılda 4 kez olsun derken, asgari ücrete enflasyon zammı yapmamaya, emeklileri süründürmeye devam ediyorlar. Bununla da mücadele edeceğiz. Bunun için ilk adım emekliler, sonra da emekçiler geliyor. Emekliler için 26 Mayıs Pazar günü saat 13.00’te Ankara’da bir büyük emekli mitingi düzenliyoruz. Emeklilerin sesini bütün Türkiye’ye duyuracağız.”
“BİRAZ DA ZENGİNLERİN KAPISINA GİT”
Özel, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i eleştirerek, “Buradan herkese sesleniyorum, hayat pahalılığıyla mücadele emeklinin, emekçinin, yoksulun sırtından yapılamaz. Bugün Türkiye’de bir IMF programı uygulanmaktadır, örgülü bir IMF programı uygulanmaktadır. IMF hayalet gibi üzerimizde dolaşmaktadır. IMF, ‘Memura zam yapma’ diyecek yapmıyor. ‘Emekliye zam yapma’ diyecek, yapmıyor. IMF ile anlaşsan ‘İstihdam yaratma, işe alma’ diyecek ama adına bir tek IMF demiyor. Bu hayalet, bu gulyabani, hep emeklinin penceresinde, hep emekçinin, yoksulların kapısına dayanıyor. Mehmet Şimşek’e sesleniyorum; gulyabanini al biraz da zenginlerin kapısına git. Biraz da zenginlerle uğraş, yoksulun peşini bırak” diye konuştu.
]]>Zübeyde Hanım Teknik ve Anadolu Lisesi 9’uncu sınıf öğrencisi Sıla Akgül, ambulansla kaldırıldığı Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Gözaltına alınan otomobil sürücüsü Yağcı, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Sıla’nın cenazesi ise Menteşe ilçesi Akgedik Mahallesi Mezarlığı’nda toprağa verildi.

İLK DURUŞMADA TAHLİYE EDİLDİ
Soruşturmanın ardından Tolga Yağcı hakkında ‘taksirle ölüme neden olma’ suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Yağcı, Muğla 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde 17 Ocak 2023’te görülen davanın ilk duruşmasında, 33 gün kaldığı cezaevinden adli kontrol şartı ile tahliye edildi.
Davanın 19 Ekim 2023’te görülen 4’üncü duruşmasında mütalaasını veren savcı, sanık Yağcı’nın, Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi’nin raporuna göre, otomobil ile kavşak yaklaşımındaki seyrini kendisine hitaplı levhalar dikkate alacak şekilde sürdürmediği, aydınlatma bulunmayan mahalde zeminin de ıslak olmasını gözeterek far ışığı altındaki görüş alanını dair yeterli kontrolleri yapmadığını belirtti.
Yağcı’nın ilk geçiş hakkını yaya geçidinden geçiş yapmakta olan Sıla Akgül’e vermeyip, kontrolsüzce gerçekleştirdiği seyri sırasında çarptığını kaydetti. Savcı, olayda dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı davranışı nedeniyle otomobil sürücüsü Yağcı’nın ‘asli kusurlu’ olduğu, ölen Akgül’ün ise kusurunun bulunmadığını belirtti. Mütalaada, sanık Yağcı’nın 2 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.
4 YIL HAPİS CEZASI İNDİRİLDİ
Hakim, mütalaaya ilişkin beyanların alınmasının ardından kararını açıklayıp, sanık Tolga Yağcı’ya ‘taksirle ölüme neden olma’ suçundan 4 yıl hapis cezası verdi. Hakim, ardından pişman olması ve cezanın üzerindeki olası etkilerini dikkati alarak, cezasını 3 yıl 4 aya indirdi. Hakim, sanığın ekonomik durumunu da göz önünde bulundurup, verilen hapis cezasını 24 ay taksitle ödenmek üzere 24 bin 300 lira para cezasına çevirerek, sürücü belgesine 6 ay süreyle el konulmasını hükmetti.
SAVCILIK, DOSYAYI İSTİNAF MAHKEMESİNE TAŞIDI
Bunun üzerine Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı, temel cezanın azlığı ve hapis cezasının paraya çevrilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunduğu gerekçesiyle mahkemenin kararını istinaf mahkemesine taşıdı. Dosyayı görüşen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi, Yağcı’ya verilen cezayı az bularak yeniden yargılanmasına karar verdi.
CEZASI ARTTIRILDI
Kararın bozulmasının ardından bugün Muğla 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesinde yeni duruşma görüldü. Duruşmada mahkeme heyeti sanık Yağcı’ya önce üst sınırdan 6 yıl hapis cezası verdi. Ardından cezanın sanık üzerindeki etkilerini dikkate alıp, bu cezasında 6’da 1 oranında indirim yaparak 5 yıla düşürdü. Ayrıca sanık Yağcı’nın daha önce verilen 6 ay ehliyetine al koyma cezası da 1 yıla çıkarılıp, hakkında uygulanan yurt dışı çıkış yasağının infaz süresinin başlamasına kadar devamına da karar verildi.
]]>Yenilenen 7 köy parkının da açılışının yapıldığı temel atma törenine İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Çatalca Belediye Başkanı Erhan Güzel, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Amasya Belediye Başkanı Turgay Sevindi ve İSKİ Genel Müdürü Şafak Başa ile birlikte katıldı.

“MUHALEFETE ÇOK ÇALIŞMAYI DA ÖĞRETECEĞİZ”
İmamoğlu törende yaptığı konuşmada, seçildikleri 2019 yılından beri 39 ilçeye ayrım yapmadan eşit hizmet götürdüklerini söyledi.
İmamoğlu “Biz seçimi sadece birkaç günlük seçim maratonu olarak görmüştük. Seçimin son gününe kadar sahada çalışıyorduk. İş üretiyorduk, temel atıyorduk, açılış yapıyorduk. Seçim bitti, o günden bugüne yine açılışlar yaptık, temel atma törenleri yaptık. Biz ne dedik? Arı gibi çalışmak… ‘Ekrem İmamoğlu atom karınca.’ Ben diyorum ki; biz bundan sonra çok çalışmanın adını bile değiştireceğiz. Bize bakıp akıllarına sadece şu gelecek; kim olursa olsun ‘biz de çok çalışmalıyız’ diyecekler. Biz Türkiye’de muhalefetimize çok çalışmayı da öğreteceğiz. Göreceksiniz hem gayretli, hem adaletli, hep liyakatli olacağız. Size mahcup olmayacağız” diye konuştu.

“ATIK SU KAYNAKLI KİRLİLİĞİ ORTADAN KALDIRACAĞIZ”
Çatalca’ya sundukları hizmetleri anlatan İmamoğlu, 16 mahallede altyapı eksikliğinden dolayı yaşanan su baskınlarını temelini attıkları yatırımlarla kalıcı olarak çözüleceğini belirtti.
İmamoğlu “Muhtemel can kayıplarını, mal kayıplarını artık Çatalca’da da hiç yaşamayacağız. Atık su kaynaklı kirliliği ortadan kaldıracağız. Ne Karadeniz’e ne de Büyükçekmece Gölü’ne herhangi bir atık su gitmeyecek. Çevre temizliğini çok önemsiyoruz. Arıtma tesislerinin yükünü hafifletiyoruz. Yağmur sularının en temiz şekilde göle denize ulaşmasını sağlıyoruz” dedi. Hiçbir zaman göz boyayan işler yapmayacaklarını vurgulayan İmamoğlu “Biz size faydalı işler yapacağız. Görmeyeceksiniz ama toprağın altında size hayatınızı güzelleştirecek, hayatınızı, yaşamınızı kaliteli hale getirecek yatırımları yaptık. Yapmaya devam edeceğiz” dedi. Çatalca’nın 7 köy parkını da yenileyerek açılışını yaptıklarını anlatarak Çatalca’nın bütün köylerinin elden geçirileceğini söyledi.

“İHANET, EMANETE EDİLMEZ”
Bakış açılarının “insana saygı ve şehre özen” olduğunu dile getiren İmamoğlu “İnsanlarımızı dinleyeceğiz. Onların ne dediklerini duyacağız. Ona göre sorunlarına çözüm ulaştıracağız. Çözemeyeceğimiz bir sorun ise niçin çözülemeyeceğini anlatacağız. Bizim gizlimiz saklımız yok. Biz neyi biliyoruz? Sizin adınıza görev yaptığınızı biliyoruz. Biz, sizlerin şehri emanet ettiği insanlarız. Ben de öyleyim Erhan Başkan da öyle. İhanet, emanete edilmez. Hele hele sizlerin emaneti olan bu kutsal şehre hiç ihanet edilmez. Bu şehre Allah’a şükür hep koruyucu gözle baktık. Hep iyi işler, güzel işler yapma gayretinde olduk, olmaya devam edeceğiz. 100 milyonlarca liralık temel atma töreni yapıyoruz. Bir liralık iş de, bir milyar liralık iş de birbirinden çok farklı değildir. Biz baktığımız pencere şu; milletin parasını kullanıyoruz. Milletin parasıyla sizlere faydalı işler yapıyoruz. Yani milletin parasını kuruşuna kadar millete veriyoruz. Bu bizim en asil yolculuğumuzdur” diye konuştu.

“BAŞARIMIZIN ÖNÜNDE ENGEL DEĞİL”
İmamoğlu, son seçimde AKP’den CHP’ye geçen Çatalca Belediyesi’nin sıkıntılarıyla teslim alındığını belirterek “ Problemleri var. Ama inşallah her birini çözeceğiz. Mazeretimiz yok. Sorunları tespit edecekler. Size anlatacaklar. Belediyenin borcu neydi? Hangi eksikler yapıldı? Hangi hatalar yapıldı? Hangi işler yapılırken vatandaşa bilgi verilmedi. Bunları tek tek sizinle paylaşacak ama hiçbirisi bizim başarımızın önündeki bir engel değil. El ele, kol kola, sizin de o manevi gücünüzle bizim bu sorunlara çözmeye ve aşmaya Allah’ın izniyle gücümüz yeter. Hiç endişeniz olmasın” dedi. İmamoğlu “Aradan 5 yıl geçecek, görev dönemimiz biterken sizin huzurunuza geldiğimizde hem seçim öncesi söylediklerimi hem de bugün burada söylediklerimi hatırlayacaksınız. Diyeceksiniz ki; ‘İmamoğlu hemşerimiz, Erhan Başkanımızla birlikte söylemişti, yaptı. Bize oraları kazandırdı.’ Endişeniz olmasın” diye konuştu.
]]>
Sedir ve kızılçam ağaçlarıyla kaplı ormandaki mermer ocaklarına karşı verdikleri mücadeleyle tanınan çiftin cinayet şüphelisi Ali Yamuç, olaydan bir gün sonra yakalandı ve Elmalı Cezaevi’ne gönderildi. Alanya L Tipi Cezaevi’ne nakledilen Yamuç’un, 20 Eylül 2017’de intihar ettiği açıklandı.
DAVA ANAYASA MAHKEMESİ’NDE
Çiftin kızı Emine Büyüknohutçu, cinayetin ardından olayda azmettirici olduğuna dair Finike Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, soruşturmanın bu yönde derinleştirilmesi talebinde bulundu. Savcılık ise kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.
Büyüknohutçu ailesi, savcılığın kararına Elmalı Sulh Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulundu. İtirazı değerlendiren mahkeme, savcılık kararını onadı ve itirazı reddetti. Soruşturmanın derinleştirilmesi yönündeki talebin reddedilmesi üzerine çiftin kızları ve avukatları, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.
MEZARLARI BAŞINDA ANMA TÖRENİ
Büyüknohutçu çiftinin öldürülmesinin 7’nci yıl dönümünde, Andızlı Mezarlığı’ndaki mezarları başında kızı Emine Büyüknohutçu, yakınları ve çok sayıda seveni tarafından anma töreni düzenlendi. Çiftin mezarlarına çiçek bırakıldı.
Babasının ‘Eğer biri bir gün çıkıp deli cesaretiyle bu işlerin üstüne gitmezse, canları pahasına bu işlerin peşinden koşmazsa, bu işler çözülecek işler değil’ diye bir cümlesi olduğunu belirten Emine Büyüknohutçu, “Gerçekten öyle. Birilerinin çıkıp deli cesaretiyle bu rant sisteminin üzerine gitmesi ve bu rantın özellikle hangi konularda döndüğünün araştırılması ve didik didik edilmesi gerekiyor ki bu tür şirketlerin desteklenmeleri, ÇED raporlarına onay verilmeleri ve güzelim sedir ağaçlarının, nehirlerin, kurdun, kuşun evinin, yuvasının yıkılması, yok olmasına son verilmesi gerekiyor” dedi.
AZMETTİRİCİ İDDİASINDA MEKTUPTAKİ İSMİ HATIRLATTI
Aradan 7 yıl geçtiğini, hala umudu olduğunu söyleyen Büyüknohutçu, “Evet davada herhangi bir ilerleme katedilmedi. Şu an dosyamız AYM’de, azmettiricinin takipsizliği yönünden onaması beklenen bir dosyamız var. Azmettirici olarak anılan isim Ali Yamuç’un da mektuplarında ifade ettiği, taş ocağı, mermer ocağı sahibi, ortaklarından N.B. Mektuplarında da Ali’nin ifade ettiği isim budur, ‘Vadettiğiniz parayı ödeyin. Yoksa ipleriniz cebinizde’ dediği isim budur. Kamuoyuna senelerdir yansıyan isim budur. Bu ismi saklamayın. Bu ismi daha çok dile getirin. Ben bu ismin saklanmasını uygun görmüyorum. Bu dava senelerdir söylediğim gibi tekrar söylüyorum, bir gün çözülecek. Eğer biz peşini bırakmazsak çözülecek” diye konuştu.

DAVA AYM ÖN KOMİSYONDA
Davanın avukatı Tuncay Koç, “Maalesef her yıl burada yargılamanın durumunu anlatmaya söz bulamıyorum. Yargı adına utanıyorum. Ama Ali Ulvi ve Aysin’i unutmadığınız için bu da bize güç veriyor. Maalesef geçtiğimiz süreç içinde davalarda hiçbir gelişme yok. Anayasa Mahkemesi’nde süreç bekliyor. Ön komisyonda incelemede şu anda. Oradan gelecek olumlu bir sonuçtan sonra daireye gidecek. Olumlu sonucu bekliyoruz. Her an karar çıkabilir. O yüzden kamuoyunda gündeme gelmesi çok önemli” dedi.
KATİLİN MEKTUBU EŞİNİN ÜSTÜNDE YAKALANMIŞTI
Büyüknohutçu Dostları Grubu adına konuşan Erol Malçok ise “Ölümlerinin üzerinden geçen 7 yıla rağmen organize bir cinayet olduğu apaçık belli bu olayın azmettiricileri yargılanmadı. Cinayetin arkasından tutuklanan Ali Yamuç, yaşam savunucuları Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu’yu para için öldürdüğünü söyledi. Arkasından eşi Fatma Yamuç’un üzerinde bir mermer şirketi sahibine hitaben yazılan, ’10 gün içerisinde param gelmezse görüşürüz. İpleriniz cebinizde haberiniz olsun’ ifadeleri bulunan bir mektup yakalandı. Bu mektuba ve cinayet delillerini saklamasına dayanarak Fatma Yamuç cinayete iştirakten tutuklandı. Ancak tüm bu süreçler, derinleştirme ve etkili bir soruşturmadan yoksun işletildi” diye konuştu.

İddianamede, Türkiye genelinde çok sayıda kişiye, avukatlık ofisi isimleri ve telefon numaraları ile birlikte, “Dosyanız icra takibi başlatılması için hukuk ofisine devredilmiştir.” mesajı gönderildiği belirtildi.
Telefonlarına mesaj gelen vatandaşların bu numaraları aradığında ise geçmiş yıllarda teslim almadıkları siparişlere ait kargo parasının faiziyle birlikte istenildiği belirtilen iddianamede, arayanlara ödeme yapmadıkları takdirde masraflarla birlikte haciz işlemi başlatılacağının söylendiği kaydedildi.
İddianamede, 90 lira ve 200 lira arasında değişen parayı faiziyle birlikte ödetmek için sürekli mesaj atılarak taciz edilen vatandaşların CİMER’e, emniyete ve savcılıklara giderek şikayette bulunması üzerine soruşturma başlatıldığı ifade edildi.
Kargo şirketinin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı suç duyurusu dilekçesine de yer verilen iddianamede, şirketin müşterilerine mesaj gönderip borç tahsilatı yapma gibi bir uygulamasının olmadığı, yapılan incelemede de mağdurların borcunun bulunmadığının belirlendiği aktarıldı.
DOLANDIRICILIK YÖNTEMLERİ
İddianamede, şüphelilerin güvenli olmayan ya da sahte alışveriş sitesi üzerinden ürün reklamı verdikleri, sonra da sipariş vermek amacıyla bu ürünlere erişim sağlayan mağdurların kişisel bilgilerini temin ettikleri anlatıldı.
Mağdurların sipariş vermese de oluşturulmuş gibi gösterildiği tespitine yer verilen iddianamede, sipariş verenlere ise alakasız ürünler gönderilerek, kargo iade işlemi yapılmasının sağlandığına dikkat çekildi.
İddianamede, şüphelilerin bu yöntem dışında, çeşitli firmalardan verilen siparişler sonrasında teslim alınmamış ve iade işlemi yapılmış kargo bilgilerini de temin ettikleri belirtildi.
Farklı dolandırıcılık grupları tarafından da kargo iade bilgilerinin ele geçirildiği ve birçok vatandaşın bu şekilde arandığı vurgulanan iddianamede, “Mevcut örgüt kapsamında mağdur olan on binlerce şahsın olduğu değerlendirilmekte olup, sadece şikayette bulunan şahısların bir kısmı yönünden evrak hazırlanmıştır.” ifadesine yer verildi.
AVUKATLARIN SORUŞTURMASI AYRICA SÜRÜYOR
İddianamede, haklarında Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden soruşturma izni alındığı belirtilen şüpheli avukatlar yönünden, soruşturma ve kovuşturma usullerinin farklı olması sebebiyle dosyalarının tefrik edildiği kaydedildi.
Şüpheli avukat G.Ö’nün şirket adına mesaj atarak, mağdurlardan para almaya çalıştığı öne sürülen iddianamede, mağdurların para yatırmaları için verilen hesap numaralarının ise avukat şüpheliler G.Ö, Y.M.Y, E.O.B ve M.D’ye ait olduğunun tespit edildiği kaydedildi.
Kargo şirketinin hukuk bürosu hakkında pek çok şikayeti olduğu belirtilen iddianamede, şirketin, avukat G.Ö. ile çok sayıda görüşme yaptığı, noterden de 18 Mayıs 2021 tarihli ihtarname gönderdiği ancak avukatın bu ihtarlara cevap vermeyip dolandırıcılık eylemine devam ettiği öne sürüldü.
Avukat şüphelilerin mesleklerini kullanarak müştekilerin kendilerine kolayca inanmasını sağladıklarına vurgu yapılan iddianamede, bu şüphelilerin avukat yapılanması adı altında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye oldukları, aynı zamanda kendi çalışanları olmadığı halde kendi isimleri adına diğer şüphelilerin arama yapmalarını sağladıkları iddia edildi.
Suç örgütü elebaşlarının Hakan Üzer ve Hakikan Üzer olduğu kaydedilen iddianamede, bu şüphelilerle doğrudan bağlantılı olan ve çağrı merkezlerinin kurulumu ile müşterilerin bilgi akışını sağlayan örgüt yöneticilerinin ise Mehmet Avcı ile Bekir Bekiroğlu olduğu ileri sürüldü.
İddianamede, örgütün hukuki altyapısının kurulmasını Avcı’nın, İstanbul ve İzmir’de kurulan çağrı merkezlerinin kontrolünü ise Bekiroğlu’nun sağladığı dile getirildi.
CEZA İSTEMLERİ
Haklarında dava açılan şüpheliler Hakan Üzer, Hakikan Üzer, Mehmet Avcı, ve Bekir Bekiroğlu’nun “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, 65 müştekiye karşı “nitelikli dolandırıcılık”, “kişisel verileri verme veya ele geçirilmesi” ile 137 mağdura yönelik “nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs” suçlarından 712’er yıldan 1945’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istenen iddianamede, Hakan ve Hakikan Üzer’in ayrıca “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçundan 3’er yıldan 7’şer yıla kadar hapis ve 20 bin güne kadar adli para cezasına çarptırılmaları istendi.
İddianamede, şüpheliler Erdoğan Yılmaz, Kubilay Elmas, Mustafa Yüksel, Olcay Altuğ, Mehmet Bestami Güder, Ramazan Emir Oran, Sedat Önder, Ahmet Tantaş, Yener Çıdıroğlu, Naki Şen, İsmail Karakaya, Hümeyra Yelkenci, Ayşe Karık, Melek Bal, Meryem Muratoğlu, Kübra Hasar, Özge Can, Rabia Üney ve Kübra Yılmaz’ın da “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak”, 65 müştekiye karşı “dolandırıcılık”, 137 mağdura yönelik “dolandırıcılığa teşebbüs” ile “kişisel verileri verme veya ele geçirme” suçlarından 603’er yıldan 1466’şar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.
Ayselin Ünsal, Berna Kovan, Fadime Nur Uysal, Zeynep Karık, Senanur Ülker, Gülşen Tavukçu, Aleyna Uzunyılmaz, Hülya Atılmış, Eyüp Can Aytan, Enis Yılmaz ve Müşerref Ünal’ın da benzer suçlardan 594’er yıldan 1476’şar yıla kadar hapsi istenen iddianame, İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
Şüphelilerin yargılanmalarına ilerleyen günlerde başlanacak.
]]>Barman, Çiğli ilçesindeki özel bir hastaneye yanık izinin tedavisi için başvurdu. Barman’a boynundaki yanık izi için lazer tedavisi uygulanmaya başlandı ve 13 Ekim 2022’den itibaren aralıklarla lazer tedavisi yapıldı.

Tedavi sonrası gün geçtikçe boynundaki yanık izlerinin daha da belirginleştiğini öne süren Barman, hastaneye konuyu iletti ancak bir çözüme ulaşamadı.
Barman, 4 Mart’ta avukatı Serap Demir aracılığıyla konuyu yargıya taşıdı. İzmir 6. Tüketici Mahkemesi’nce kabul edilen davanın ilk duruşması, 6 Haziran’da görülecek.

“PSİKOLOJİK SORUNLAR YAŞIYORUM”
Yaşadıklarını anlatan Suat Barman, şöyle konuştu:
“Boynumda ufak bir yanık izi vardı. Tedavisi için özel bir hastaneye başvurdum. Deneyecekleri bir yöntemle izin iyileşeceği söylendi. Bu yöntemleri denedikçe boynumdaki yara izi daha kötü oldu. Kabardı. Kendimi çok kötü hissediyorum. Defalarca kendilerine başvuruda bulundum.
Çözüm üretemediler. İş, içinden çıkamayacağım bir hale geldi. Devlet hastanesine gidip, durumu anlattım. Bu tedavi yüzünden boynumdaki izin 30 yıl geriye gittiğini belirtip, tedavi için sürecin meşakkatli olduğunu söylediler.
Özel hayatımı, iş hayatımı etkiledi. Psikolojik sorunlar yaşıyorum. Bu konu yüzünden psikiyatrik ilaç kullanıyorum. Hayallerim vardı ancak başarılı olamıyorum. Mağduriyetimin giderilmesini istiyorum.”
Avukat Serap Demir ise davanın olumlu sonuçlanacağını beklediklerini söyledi.

HASTANEDEN AÇIKLAMA
Konuya ilişkin hastaneden yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadeler kullanıldı:
“Suat Barman isimli hasta 35 yıl önce boynunda iz oluştuğu şikayeti ile yaklaşık 2 yıl kadar önce plastik cerrahi polikliniğimize başvurmuş olup, yapılan muayenesi sonucunda dermatoloji bölümüne yönlendirilmiştir. Hastaya dermatoloji bölümünde mikrofraksiyonel cilt yenileme işlemi uygulanmıştır.
Bu işlem yapılmadan önce hastaya yapılacak olan işlemin detayları, sonuçları, iyileşme süreci, muhtemel komplikasyonlar, verilen medikal tedavileri uygulaması gerektiği, güneşten kaçınması gerektiği gibi hususlar anlatılmış ve aydınlatılmış yazılı onamları alınmıştır.
Uygulanan işlem neticesinde 35 yıldır mevcut olan izin tamamen silinmesinin mümkün olmadığı ve keloid dokunun tekrar nüksedebileceği hastaya anlatılmıştır. Hastanın işlem sonrasında uygun medikal tedavi verilmiş, tedavi süreci devam etmiştir. Hasta planlanan seanslarına devam etmemiştir.
Süreç sonunda hasta, yapılan işlemden memnun olmadığı gerekçesi ile tıp merkezimize ödemiş olduğu ücretin iadesi ile 1 milyon Türk lirası tazminat talebinde bulunmuş, talep haksız olduğu için tıp merkezimiz tarafından reddedilmiştir. Konu yargıya intikal etmiş olup dava süreci devam etmektedir.
Hastaya uygulanan tedavi ve işlem tıp bilimi kurallarına ve standartlarına uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Tıp merkezimiz ve hekimlerimizin herhangi bir kusuru, ihmali ya da özen eksikliği bulunmamaktadır. Dava sürecinde yapılacak Adli Tıp Kurumu incelemesi neticesinde haklılığımız ortaya konacak olup konu yargıdadır.”
]]>ANNELER GÜNÜ NE ZAMAN?
Anneler Günü Dünya’da farklı günlerde kutlanır. En yaygın şekliyle Mayıs ayının ikinci haftasında kutlanır.
2024 yılında Türkiye’de de 12 Mayıs Pazar 2024′de Anneler Günü kutlanacak.

ANNELER GÜNÜ HEDİYESİ NE ALINIR?
Kişiselleştirilmiş hediyeler: Annenizin adını veya resmini içeren özel bir hediye, ona kendisinin ne kadar özel olduğunu hatırlatır. Örneğin, kişiselleştirilmiş bir kupa, fotoğraf albümü veya takı.
Spa günü: Annenizi bir spa gününe veya masaj seansına götürerek ona rahatlamayı ve kendini şımartmayı sağlayabilirsiniz.
Yemek deneyimi: Annenizi sevdiği bir restoranda romantik bir yemek veya evde özel bir akşam yemeğiyle şaşırtabilirsiniz.
Hobiye yönelik hediyeler: Annenizin ilgi alanlarına yönelik bir hediye seçerek onun hobilerini destekleyebilirsiniz. Örneğin, bahçe işleriyle ilgileniyorsa yeni bir bitki veya bahçe aletleri, el işleriyle ilgileniyorsa bir el işi seti veya resim yapmayı seviyorsa yeni bir boya seti.
Kitaplar: Eğer anneniz kitap okumayı seviyorsa, ilgi alanlarına uygun kitaplar veya bir Kindle gibi bir e-okuyucu hediye edebilirsiniz.
Wellness ürünleri: Yoga matı, aromaterapi seti, egzersiz ekipmanları veya sağlıklı beslenmeyle ilgili ürünler gibi wellness ürünleri annenizin sağlığını desteklemesine yardımcı olabilir.
Hatıra hediyeleri: Annenizin geçmişten gelen hatıralarını içeren özel bir hediye, duygusal bir bağ kurmanıza yardımcı olabilir. Örneğin, aile albümü, eski bir fotoğrafın bulunduğu bir çerçeve veya aile mirası bir takı.

ANNELER GÜNÜ MESAJLARI
* Hayat yolculuğumun en başından beri beni besleyen, üzerimden duayı hiç eksik etmeyen, benim için her an endişelenen, bana rehberlik eden ve her arayışımda beni destekleyen kişi sendin anneciğim. İhtiyacım olan sevgi için her gün orada olduğunu biliyorum. Anneler Günün kutlu olsun!
* Bana yolları göstermek için orada olduğun sürece, hiçbir şey için endişelenmem gerekmiyor. Seni seviyorum anneciğim. Anneler Günün kutlu olsun!
* Sarılmaya ihtiyacım olduğunda, kolların benim için her zaman açık. Bir arkadaşa ihtiyacım olduğunda, her zaman yanımdasın. Bir derse ihtiyacım olduğunda, en iyi öğretmensin. Gücün ve sevgin bana her zaman rehberlik ediyor. Seni çok seviyorum anneciğim, Anneler Günün kutlu olsun!
* Çocukken, bana örnek olmak için benden önce; gençken, her ihtiyacım olduğunda beni gözetmek için arkamdan, yetişkin olduğumda ise destek vermek için hep yanımda yürüdün. Her an yanımda olduğun için sana minnettarım. Anneler Günün kutlu olsun!
* Gökyüzünden bir yıldız kayar dilek tutarız. Annem gözlerini kapar bütün dilekleri benim içindir. Ellerinden öperim anneciğim.
* Sen hayatımın kutup yıldızı oldun. Nereye gidersem gideyim ışığının altında sevginle uyudum. Doğru yolu buldum. Seni seviyorum annem.
*Geleceğini oluşturacak her yeni günün bir önceki günden daha güzel, isteklerine uygun ve seni mutlu edecek şekilde olmasını dilerim. Anneler günün kutlu olsun benim melek annem.
*Anne senin yüreğin taş olsa dayanır mı, kuş olsa, çiçek olsa, gündüz olsa, kırılmaz mı? Acıdan bir sap menekşenin boynu bu kez dağlar doğursun beni anne. Sen de ılık bir yağmur ol durmadan yağ kanayan yerlerime. Anneler günün kutlu olsun canım annem.
*Anne gökte bir ışık, anne parlak bir yıldız anne yoklukta bir düş, ayda bir yaldız anne tutunulan bir dal, dertlerin garip çizgisi anne gözümdeki yaşların bir virane dizgisi. Anneler günün kutlu olsun canım anam.
* Annem senin sevgin dünyamı ısıtan tek güneştir. Hiç ışığın eksilmeyecek biliyorum.
* Sen evimizin kraliçesi, başımızın tacısın.. en aziz varlığımız. Anneler günün kutlu olsun annem.
* Senin kucağın, senin merhametin beni yaşama bağlıyor sevgili anneciğim. Anneler günün kutlu olsun..
* Kuzey rüzgarı da esse, kopsa da fırtına, sığınacağım tek liman sensin annem. Hakkını nasıl öderim.. Başımı dizlerine koymaya geldim.
]]>Belinden rahatsızdı. Kasları zayıfladığı için yürümekte zorluk çekiyor. Şu anda haftada üç gün fizik tedaviye gidiyor. Giderek iyileşmeye başladığının farkında. Hareketleri aksatmıyor. Hemşire Güler Akıncı, hareketsiz kalmasına asla izin vermiyor.
DUYGU YÜKLÜYDÜ
Odasını, gazetenin havasını özlemişti. Eski model cep telefonunu masasına koydu. Sigarasını, çakmağını çıkardı. Belki 40 yıldır binlerce sigarasını söndürdüğü kül tablasını önüne çekti. Üzerinde fotoğrafı olan kupasına suyunu Dilek Hanım doldurmuştu. “Döne Hanım kahve” dediğinde, “Senin kahveni özledim” diye ekledi. Gazetemizin havası ayrıdır. Hemen her gün de konuşsak biz de Emin abiyi özlemiştik. Emin abiyi en çok duygulandıran olaylar gazetemiz sahibi Burak Akbay’ın, Genel yayın Yönetmenimiz Metin Yılmaz’ın, Genel Müdürümüz Asım Akgül’ün ve diğer arkadaşlarımızın her zaman olduğu gibi bu süreçte de yakın ilgileriydi.
“Vay be… Neredeyse 5 aydır bürodan uzaktayım” dedi. Duygu yüklüydü. “Abi sen yazmadığın zaman bak neler oldu neler” dedim. Ben sordum, Emin Çölaşan ağabeyimizin cevapları şöyle oldu:

Özel’in Erdoğan’a gitmesi olumludur
Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan randevu isteyip gitmesi bana göre olumlu olmuştur. Çünkü AKP, bu sürecin sonucunda bir kez daha köşeye sıkışacaktır ve bunları hepimiz göreceğiz. Yeter ki yerel seçimlerde kazanılan başarıyı bazı CHP’li başkanlar kötüye kullanmasın, yolsuzluklar olmasın, vurgun düzenine son verilsin, kayırmacılık son bulsun.
Bu ortamda CHP’lilere düşen temel bir görev vardır. Doğru yoldan sapmadığı sürece Genel Başkanlarına ve partilerine saygı duymak ve ortalığı velveleye vermemektir. Sonuç olarak hepimiz AKP’nin bu anayasa oyununun fiyaskoyla sonuçlanacağını, yakında görmüş olmasak bile görmeye başlayacağız.
SORUMLULUĞU ARTTI
Yerel seçimler sonrasında siyasetin ipleri artık AKP’nin elinde değildir. CHP’nin eline geçmiş durumdadır. Birinci parti olmuştur, sorumluluğu artmıştır. Buna uygun hareket etmek durumundadır.
Anayasayı beğenmiyor paspas gibi çiğniyorlar
“Önce bir gerçeğe değinelim. Yıllardır iktidar partisi olan AKP’ye, anayasa beğendirmek mümkün değil. Bugünkü anayasayı beğenmiyorlar. Ama sürekli anayasaya saygısızlık edip paspas gibi çiğniyorlar. Şimdi yeniden anayasayı gündeme getirdiler. Herkesin dikkat etmesi gereken bir husus var, o da anayasanın hangi maddelerinin nasıl değiştirilmek istendiğini bir türlü söylemiyorlar. Bunu adeta bir devlet sırrıymış gibi kendilerine saklıyorlar.

23 KEZ DEĞİŞTİ
Burada şunu irdelemek gerekir. Sıfırdan bir anayasa mı istiyorlar, yoksa bazı maddelerin değiştirilmesini mi? Bunu bilen yok. Kendilerinin de bildiği kanısında değilim. Anayasa bu güne kadar tam 23 kez değiştirildi. Toplam 78 madde ya değiştirildi ya da tamamen yürürlükten kaldırıldı. Bu nasıl iştir ki karşımıza yeniden anayasa değişikliği istemiyle çıkıyorlar? Bu sorunun yanıtını kimse bilmiyor.
Burada ikinci bir husus daha var. İktidar partisiyle küçük ortağı MHP’nin TBMM’deki salt çoğunluk sayısı anayasa değişikliğine izin vermiyor. İktidar partisi bunları bildiği halde şimdi Türk milletini oyalamak ve zaman kazanmak için karşımıza yeniden anayasa talebiyle çıkıyor. Ben şunu söylüyorum: Bu anayasa değişikliği onların istediği doğrultuda olmayacaktır. Olsa bile sonuçta piyasaya civciv çıkacak, kuş çıkacaktır. Türk milletinin bunca sorunu varken şimdi AKP’nin yeni bir tezgahıyla karşı karşıyayız. İktidar partisi, bu çabalarından hiçbir sonuç elde edemeyecektir.
Bu görüşmeler sonucunda siyasette değişen fazla bir şey olmaz. Siyasette gerilim Türkiye’de azalmaz. Çünkü, başta iktidar partisi olmak üzere belli kesimler milleti birbirine düşürmenin, ortalığı germenin peşinde koşuyor. Bu söylediğimin kanıtı 22 yıldan bu yana iktidarda bulunan AKP ve Recep Tayyip Erdoğan zihniyetidir. Dolayısıyla ben siyasette herhangi bir yumuşama beklemiyorum. Eğer olursa göstermelik olur. Anayasa değişmez, değişecek olursa zaten hepimiz hayretler içinde kalır ve olayları şaşkınlıkla izlemeye çalışırız.
Akşener’in siyaseti bırakması iyi oldu!
Meral Akşener’in siyaseti bıraktığını açıklaması iyi oldu. Çünkü görevinde neredeyse 180 derece çark etti. Nedenini kimsenin çözebildiğini sanmıyorum. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun gideceğini açıklamasına ise ben kendi adıma üzüldüm. Çünkü sağlam duran bir siyasetçiydi. Başkaları gibi vücudunun her organı aşağıya, yukarıya oynamıyordu.

İktidarın küçük ortağı ne yapacağını bilmiyor
Bu ortamda bir de MHP’nin, özellikle de Devlet Bahçeli’nin durumuna iyi bakmak gerekir. Karşımızda, ne yapacağını bilmeyen ya da şaşırmış olan bir küçük ortak var. Bu ortak, Devlet Bahçeli’nin kişiliğinde dün ak dediğine, bugün hiç şaşırmadan kara deyip AKP iktidarını, yerine daha sağlam bir biçimde yerleştirmek için çaba harcamaktadır. Ülkücüler şaşkındır. Nitekim partileri, DEM’in bile gerisinde kalıp dördüncü parti konumuna düşmüştür. Bu durum özellikle Türk milliyetçileri açısından üzücüdür. Anayasa değişikliği belli birkaç konuda uzlaşma sağlanmadığı sürece zaten gerçekleşmeyecek. Ben bu durumu şöyle görüyorum: AKP, bu anayasa çıkışı sonrasında kendi ayağına kurşun sıkmıştır. Bence hikayenin en önemli kısmı budur.
]]>Örneğin, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey aranarak, yeğeninin ataması geri çektirildi.
LİYAKAT BAHANE DEĞİL
Balıkesir’de CHP milletvekili Serkan Sarı’nın ağabeyi Gökhan Sarı’nın ataması da durduruldu.
Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu kayınbiraderini ve bacanağını, Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı ise kız kardeşinin oğlunu başkan yardımcısı olarak atamıştı. Bu başkanlara “Atamaları geri alın” diye haber verildi.
Dün Özel’i aradım.
“Atamalar hakkındaki ne düşünüyorsunuz” diye sordum.
Şöyle dedi:
“Milletvekilleri ya da belediye başkanlarının yakınları istediği kadar liyakatli olsunlar, AKP’nin bu kadar nepotizm (kayırmacılık) yaptığı bir yerde bu tip atamaları kimseye anlatamayız. Bu kadar işsizlik ve yoksulluğun olduğu yerde bu tip işler CHP’ye duyulan güveni kökten sarsar. Hiç tavizimiz yok. Asla kabul etmiyoruz. En sert tepkiyi ben gösteriyorum. Bundan sonra da asla izin vermeyeceğiz. Atamaların geri alınması gerekiyor. Aksi takdirde parti hukuku içinde ne yapmamız gerekirse onu yaparız. Bana yapılan her kusuru, partideki her hatayı affedebilirim. Ama belediyede akraba, eş, dost işi ve paralı pullu işlere bulaşanların gözüne yaşına bakamayız.”
KARDEŞİNİN DURUMU
Özel, geçen hafta kardeşi Barış’ın işsiz olduğunu vurgulamıştı.
“Siz kardeşinizi bu yüzden örnek vermiştiniz, değil mi?” sorusunu yönelttim.
“Öyle” dedi.
Ve şöyle devam etti:
“Kardeşim iyi bir bilgisayar mühendisi. Türkiye’nin en büyük bankasının IT’sinde (teknoloji) çok önemli bir görevdeydi. Adalet yürüyüşüne izin vermedikleri için ayrıldı. Sonra bunu duyan bir sürü kişi ‘Belediyeye koysana, şuraya-buraya koysana’ diyor.”
ÖRGÜTE ALARM VERDİ
“Bir keresinde bankadaki amiri aramış, ‘Veri korumanın başına geçer misin’ demiş. Ancak müşterinin İBB olduğunu öğrenince gitmedi. Kayınbiraderim Bursa’da 15 yıldır ilaç deposunda paketleme departmanında çalışıyor. Ben bilmiyor muyum kardeşimi Bursa’da bir belediyede işe koymayı. Ama yapmam. Geçmişte de yapmadım. Bursa’da üç belediyemiz var. Bugün de yapmam. Yapanın da gözünün yaşına bakmam.”
Özel, bu tür atamaları takip edeceklerini ifade ediyor. Şunları söylüyor:
“Hatta ‘Alarma geçin’ dedim. WhatsApp grupları var başkanlara ait. ‘Oraya yazın’ dedim, ‘Genel başkan bizzat takip ediyor, bu işlere sakın kalkışılmasın’ diye.”

Özgür Özel’in iktidar yanlısı Taha Hüseyin Karagöz’le görüşmesi tepki çekmişti.
TARTIŞILAN GÖRÜŞMEYİ BÖYLE AÇIKLADI: Düğün davetiyesi getirdi geri çeviremezdim
Özel’in iktidar yanlısı Taha Hüseyin Karagöz’ü makamında ağırlaması büyük tartışma yarattı ve çok eleştiri aldı.
Özel’e bu görüşmeyi de sordum.
Şöyle yanıt verdi:
“Yıllar önce programa çağırdı, gittim. En sert sorularına en net cevapları vererek, karşı mahalleye iyi ulaştığımızı değerlendirdik. Bayramda seyranda arar. Bir kez meclisteydim. Aradı, kuliste merhabalaştık. Geçen aramış. ‘Özgür Beye uğramak istiyorum. Beş dakika işim var’ demiş. Salı günü tüm gruplara uğrarken bana da gelmiş. ‘Evleniyorum’ dedi. Davetiye verdi. Oturduk, beş dakika sohbet ettik, ayrıldı. Son derece insani bir şey. Bizim mahallede çok makbul ve çok sevilen bir gazeteci değil. Birçok görüşümüz taban tabana zıt. Programda bana en ağır eleştirileri yaptı ve en zor soruları sordu. Ama düğün davetiyesi vermeye geleni kapıdan çeviremezsin. ‘Seninle görüşmem’ diyemezsin ki.”
]]>Konuya vakıf iki kaynağa göre, İsrailli üst düzey yetkililer, İsrail’e silah sevkiyatını durdurma kararından dolayı Biden yönetimine “derin hayal kırıklığı” yaşadıklarını bildirdi.
Yetkililer ayrıca, silah sevkiyatının durdurulması kararının esir takası müzakerelerini tehlikeye atabileceği konusunda Washington yönetimini uyardı.
Kaynaklara göre, İsrailli yetkililer, ABD’li muhataplarına sadece silah sevkiyatının askıya alınma kararından değil, aynı zamanda konunun medyaya sızdırılmasından da rahatsızlık duyduklarını iletti.
ABD SAVUNMA BAKANI, SEVKİYATIN DURDURULDUĞUNU DOĞRULADI
Amerikan medyasında yer alan, adı açıklanmayan bazı ABD’li yetkililere dayandırılan haberlerde, ABD’nin İsrail’e bazı silahların sevkiyatını geçici olarak durdurduğu ve sürecin Refah’taki gelişmeler kapsamında değerlendirildiği belirtilmişti.
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, bugün İsrail’in Refah’a yönelik kapsamlı bir kara saldırısı bağlamında bu ülkeye yakında gönderilecek silahlarla ilgili bir değerlendirme sürecinde olduklarını ve bu süreç devam ederken bazı silahların sevkiyatını askıya aldıklarını doğruladı.
Austin, İsrail’in Refah’a yönelik kapsamlı bir kara saldırısı düzenlemesini istemediklerini, bu konudaki net mesajlarını Tel Aviv’deki muhataplarına aktardıklarını ve Biden yönetimi olarak bölgedeki gelişmeleri yakından izlediklerini söyledi.
Austin, “İsrail’in kendini savunma araçlarına sahip olduğundan emin olmaya devam edeceğiz. Ancak şu anda Refah’taki gelişmelerin seyri bağlamında yakın zamanda (İsrail’e) gönderilecek güvenlik desteği sevkiyatlarını değerlendiriyoruz. Mevcut durumu değerlendirirken içinde yüksek miktarda mühimmat barındıran bir sevkiyatı durdurduk.” dedi.
“GAZZE’Yİ HASSAS OLMAYAN FÜZELERLE VURURUZ”
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun partisi Likud Milletvekili Tali Gottlieb, İsrail Meclisi’nde yaptığı konuşmada, Joe Biden yönetiminin geçen hafta İsrail’e gönderilecek ABD yapımı mühimmat sevkiyatını durdurmasına tepki gösterdi.
Sevkiyatın durdurulmasına karşılık Gazze’yi hedef alacakları tehdidinde bulunan Gottlieb, şunları söyledi:
“ABD bizi hassas saldırı füzeleri vermemekle tehdit ediyor. Evet, ABD’ye haberlerim var. Bizim de hassas olmayan füzelerimiz ve kendimizi koruma hakkımız var. Bu yüzden belki hassas füzeler kullanarak belirli bir odayı veya binayı yıkmak yerine hassas olmayan füzelerimizi kullanarak (Gazze’de) on binayı çökertirim. On bina. Kullanacağım. Yapacağım şey bu.”
BIDEN, REFAH SALDIRISINA KARŞI
Biden yönetimi, İsrail’in Refah’ta sivilleri korumaya yönelik gerçekçi bir plan içermeyen herhangi bir kapsamlı kara saldırısına karşı çıkıyor.
Biden ve Batılı yetkililerin, Refah’a yönelik olası kara saldırısının daha çok sivil ölümüne ve insani krizin büyümesine neden olacağı uyarılarına rağmen Netanyahu, yaklaşık 1,5 milyon yerinden edilmiş Filistinlinin sığındığı Gazze’nin güneyindeki Refah kentine saldırının yapılacağını duyurmuştu.
İsrail ordusu, yaklaşık 1,5 milyon yerinden edilmiş Filistinlinin sığındığı Refah bölgesine dün kara saldırısı başlatarak Gazze’nin Mısır’a açılan sınır kapısının Filistin tarafını ele geçirdiğini duyurmuştu. Refah’ın doğusundaki kara saldırıları devam ederken İsrail ordusu sık sık bölgeye hava saldırıları düzenliyor.
Öte yandan, ABD Kongresi’nde Demokrat Partili 88 üye, İsrail’in Filistinli sivillere yönelik insani yardımları kasten engellediğine dair inandırıcı iddialar bulunduğunu belirterek, Biden’a ABD yasalarına göre İsrail’e yapılan yardımları yeniden gözden geçirme çağrısında bulunmuştu.
]]>Bu tarihi anlaşma, 14 Aralık 2000’de Barcelona yöneticisi Carles Rexach’ın, o dönem 13 yaşında olan Messi ile sözleşme imzalamak istemesiyle yapıldı.
Messi, Eylül 2000’de Barcelona ile geçirdiği iki haftalık deneme sürecinde oldukça etkileyici bir performans sergilemişti. Ancak kulüp, o dönemde genç ve Avrupa dışından gelen bir oyuncuyla sözleşme yapma konusunda tereddüt ediyordu.
Messi’nin memleketi Rosario’ya dönmesinden ve Barcelona’nın imzasını kaçırmasından endişelenen Rexach, genç yetenek konusunda kararlıydı.
Gaggioli, geçen yıl The Athletic’e verdiği demeçte, Aralık 2000’de Rexach’a Messi’yi transfer edememeleri halinde genç oyuncunun Real Madrid de dahil olmak üzere başka kulüplere teklif edileceğini söylediğini belirtti.

PEÇETE ÜZERİNE ATILAN İMZA
Rexach, Messi ile ilgili nihai kararı vermek için Gaggioli’yi Barselona’da bir akşam yemeğine davet etti. Ancak bir sorun vardı: Rexach’ın resmi bir sözleşme hazırlayacak ya da yazdıracak zamanı yoktu.
Bu nedenle, yasal olarak bağlayıcı olacak bir belge için imzalara ihtiyaç duydu ve sözleşmeyi peçete üzerine yazdı.
Rexach, o dönem 13 yaşında olan Messi ile sözleşme yapmak için bir peçete üzerine “14 Aralık 2000 tarihinde Barselona’da, beyefendinin (menajer Josep Maria) Minguella ve Horacio’nun (Gaggioli) huzurunda, FCB teknik sekreteri Carles Rexach, Lionel Messi’nin imzalanmasına karşı olan diğer kişilerin görüşlerine rağmen, anlaşılan ücretler korunduğu sürece, kendi sorumluluğunda olduğunu taahhüt eder.” sözlerini yazdı.
Peçete, Rexach, futbol menajerleri Josep Maria Minguella ve Horacio Gaggioli tarafından imzalanarak yasal bir taahhüde dönüştü. Rexach, daha önce Diego Maradona da dahil olmak üzere birçok Barcelona anlaşmasında görev almıştı.
“EN HEYECAN VERİCİ PARÇALARDAN BİRİ”
Bonhams New York’un güzel kitaplar ve el yazmaları bölüm başkanı Ian Ehling, “Bu şimdiye kadar elime geçen en heyecan verici parçalardan biri. Evet, bu bir kağıt peçete ama Lionel Messi’nin kariyerinin başlangıcında yer alan ünlü peçete. Messi’nin hayatını, FC Barcelona’nın geleceğini değiştirdi ve dünyanın dört bir yanındaki milyarlarca taraftara futbolun en görkemli anlarından bazılarını yaşattı.” ifadelerini kullandı.

Gaggioli ise yıllar sonra bu olayı “muhteşem bir an” olarak nitelendirerek ekledi: “O peçete kördüğümü çözdü.”
“PEÇETEYİ KASADA SAKLIYORUM”
Lionel Messi’nin Barcelona ile yaptığı ilk sözleşmenin yazılı olduğu peçetenin satışa çıkmasıyla, peçeteyi ilk bulan isim olan Josep Maria Minguella açıklamalarda bulundu.
Minguella, “Avukatlarım ona baktı. Peçetede her şey vardı: benim adım, onun adı, tarih. Noter onaylı. Yasal bir belgeydi. Hayatımın geri kalanında benim bir parçam olacak. Peçete her zaman yanımda olacak. Andorra’da yaşıyorum ve peçeteyi bir bankanın içindeki kasada saklıyorum.” ifadelerini kullandı.
Peçetenin yıllardır ofisinde durduğunu belirten Minguella, Katalunya Radyosu’na yaptığı açıklamada peçeteyi Barcelona’nın müzesinde sergilemeyi teklif ettiğini ancak kulüpten bir yanıt alamadığını söyledi.
Minguella, “Şimdi avukatlarımdan peçetenin yasal sahibinin kim olduğunu ve peçeteyi satışa çıkarmak için peçeteye yasal olarak sahip olduğumuzu nasıl kanıtlayabileceğimizi öğrenmelerini isteyeceğim.” dedi.
Ayrıca Minguella, peçeteden kar elde etmek istemediğini, ancak peçeteyi Barcelona’nın müzesinde görmeyi ya da satılması durumunda gelirinin kulübün vakfına gitmesini tercih edeceğini vurguladı.
]]>İBB Park Bahçe ve Yeşil Alanlar Dairesi Başkanlığı yönetimindeki park içeresinde meydana gelen ve elim olayla ilgili İBB Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı Avrupa Yakası Park ve Bahçeler Şube Müdürlüğü ile İBB iştiraki Ağaç A.Ş. görevlilerinin ihmali olup olmadığı araştırıldı. Soruşturma sonrası zaafiyetin varlığı araştırılarak raporlandı.
İHRAÇ KARARI PAYLAŞILDI
Suda Boğulma olayına istinaden hazırlanan raporda AĞAÇ A.Ş. uhdesinde işçi statüsünde bulunan Makine Teknikeri F. K., kepçe operatörü S. A. ve tesisat ustası F. C. ile 2. Bölge Şefi C.Ş. isimli personellerin gerçekleştirmiş oldukları eylemlerin şirket Disiplin Yönergesinin ‘Disiplin Cezaları’ başlıklı 4.maddesinde sayılan ‘III.İhraç’ başlıklı ceza türüne tekabül ettiği değerlendirildi.
Hükmünün tesis edilmesi maksadıyla Soruşturma Raporunun bir örneğinin AĞAÇ A.Ş. Genel Müdürlüğü Disiplin Kuruluna gönderilmesi gerektiği belirtildi.
İDARİ SORUMLULUĞU SORUŞTURULDU
İBB Park Bahçe ve Yeşil Alanlar Dairesi Başkanlığı Avrupa Yakası Park ve Bahçeler Şube Müdürlüğü görevlilerinin idari sorumluluğu (disiplin) da soruşturuldu. Soruşturmada Avrupa Yakası Park ve Bahçeler Şube Müdürü Z.D. , Teknik Müdür Yardımcısı E. U., Küçükçekmece Bölge Şefi T.Y. ’nin, 26 Nisan 2024 tarihinde Ağaç A.Ş. görevlileri tarafından gerçekleştirilen kazı işlemi öncesinde ve sonraki süreçte haberdar edilmedikleri anlaşıldı. Kazı esnasında alanda bulunmadıkları, bu bağlamda yüklenici firma görevlileri tarafından sergilenen ihmalkar tutum ve davranışların neticesi olarak açık bırakılan 135 cm derinliğindeki çukurun su dolması nedeniyle 5 yaşında bir çocuğun boğularak hayatını kaybetmesi eyleminde doğrudan bir dahli ve illiyet bağı bulunmadığı tespit edildi.
İKİ GÜN ÖNCE SU BİRİKİNTİSİ TESPİT EDİLDİ
Raporda ayrıca ölümle ilgili doğrudan bağları bulunmamakla birlikte Avrupa Yakası Park ve Bahçeler Şube Müdürü Z. D., Teknik Müdür Yardımcısı E. U., Küçükçekmece Bölge Şefi T.Y. ve AĞAÇ A.Ş. yetkililerinin vuku bulan olayın gerçekleşme tarihinden iki gün önce 24 Nisan 2024 tarihinde bakım çalışmalarını kontrol ettikleri esnada parkın bir lokasyonunda çim ve yürüyüş yolu üzerinde yüzeyde bir su sızıntısı/birikintisi olduğunun tespit ettiğine yer verildi. Avrupa Yakası Park ve Bahçeler Şube Müdürü Z. D.’nin sorunun tespitinin yapılması ve sorunun çözülmesi için talimat verdiği bilgisi raporda paylaşıldı. “İdare kontrol teşkilatının teknik konulardaki görev dağılımına göre süreci idare adına takip edecek olan kontrol mühendisi (Makine Mühendisi) M.E.Ö’nün 24 Nisan 2024 tarihinde yapılan saha gezisindeki heyet arasında bulunmadığı (Başakşehir şefliği ofisinde bulunduğu), su sızıntısına/birikintisine dair sorunun giderilmesi yönünde (Makine Mühendisi) M.E Ö.’nün bilgilendirilmediği/haberdar edilmediği, nitekim 26 Nisan 2024 tarihinde yüklenici firma çalışanlarının idareye haber vermeksizin/bildirim yapmaksızın kazı çalışması yapıldığı, dosya içeriğinde yer alan belgelerle sübuta erdiğinin anlaşıldı” denildi.
MÜDÜR VE TEKNİK PERSONEL DE SORUŞTURULDU
Avrupa Yakası Park ve Bahçeler Şube Müdürü Z.D.’nin 24 Nisan 2024 tarihindeki talimatının gereğinin yapılıp yapılmadığını takip etmemesi nedeniyle “Uyarma” cezası alması raporda tavsiye edildi. Talimata yönelik işlem tesis etmeyen kontrol mühendisi (Makine Mühendisi) M. E. Ö.’nün bilgilendirme noktasında eylemsiz kaldıkları anlaşılan Avrupa Yakası Park ve Bahçeler Şube Müdürlüğü Teknik Müdür Yardımcısı E.U. ile Avrupa Yakası Park ve Bahçeler Şube Müdürlüğü Küçükçekmece Bölge Şefi T. Y.’nin “Kınama” cezası alması gerektiği soruşturma raporunda yer aldı.
]]>‘HER ŞEYİ DİYEBİLİRSİN AMA…’
“Bizim kültürümüzde çok daha iyiye ulaşmak için eleştirmek vardır, her zaman da olacaktır. Ama başka bir konu var. Bizleri eleştirebilirsiniz, bir takım yapıcı tenkitlerle karşımıza gelebilirsiniz. Elbette ki hatalar yapmışızdır. İş yapan insan hata da yapar. Ben Galatasaray için her konuyu, her üyemizle konuşmaya varsa daha doğrusunu bulmaya hazırım. Genel kurul iradesiyle ilerlediğimiz süreci devam eden bir projede, seçim için divana gelip imzalarını teslim ederken basının karşısına çıkıp, biraz önce de ifade etti Süheyl kardeşim, ‘Başkan bu araziyi peşkeş çekiyor’ diyemez. Her şeyi diyebilirsin ama peşkeş çekiyor diyemezsin.”
‘ÇAMUR ATMAYA KİMSE CÜRET EDEMEZ’
“Bir takım yalan ve iftiralarla kulaktan dolma bilgilerle, araştırmadan, soruşturmadan, sormadan Galatasaray’ı yanlış yönlendirmeye kimsenin hakkı yoktur. Sadece benim değil, burada birlikte görev yaptığımız pırıl pırıl insanlara çamur atmaya kimse cüret edemez.”
‘2 SENEDE BİRÇOK BAŞARIYA İMZA ATTIK’
“Geçtiğimiz 2 senede büyük mutluluklar yaşadık. İnşallah Galatasaray bu mutlulukları yaşamaya devam etsin. Bu 2 senede emek verenlerle beraber birçok başarıya imza attık. Sağ olsun, var olsunlar. Bazı arkadaşlarımızın, genel kurul ve divanlarımıza katılma alışkanlıkları olmadığı için kulübümüzle alakalı detaylı ve doğru bilgiye sahip değiller.”
“Göreve geldiğimizde Galatasaray için bir gelecek hedefimiz vardı. O da Galatasaray’ı güçlü bir mali yapıyla rekabet ettiği her branşta sürdürülebilir başarıya ulaşmış, bizden sonra geleceklere bu şekilde bir Galatasaray bırakmaktı.”
‘ADA İÇİN SON DERECE ÜZGÜNDÜK’
“İlk olarak ele aldığımız konulardan biri Galatasaray Adası oldu. Kalamış gibi sosyal tesiste bir araya gelmenin ne kadar önemli olduğuna inanıyorduk. Uzun süredir kullanılamaz halde olan ada için son derece üzgündük. Bugün sadece üyelerimizin kullanımına açık yaz ve kış hizmet veren bir tesisimiz oldu. Adamızda, Milli Emlak’a ait yerlerin irtifak tapusunu 30 yıllığına aldık. İhtilafları tümüyle ortadan kaldırdık. Çok da önemsediğim bir konu, Galatasaray Adası’nın imar iznini de aldık. Adamızın koşullarını çok daha iyi hale getirip çok uzun yıllar hizmet vermesini sağlamak için tüm gücümüzle çalışacağız. Adamıza bu yatırımları yaparken yüzme, yelken, su topu branşlarımızın yuvası olan Kalamış’ta bir takım yenilemelere ihtiyaç vardı. Bu yenilemeleri yaparak Kalamış tesislerimizin üyelerimize daha iyi hizmet verecek şekilde organizasyonunu sağladık.”
‘DEFALARCA BAHSETTİM, ANLATTIM’
“Divan toplantılarında, genel kurullarda defalarca bahsettim, anlattım. Siz de verdiğiniz destekle bu konuyu ön planda tuttum. Amacımız kulübümüzün finansal anlamda daha güçlü olması için ekstra kalemler yaratmaya ihtiyaç olduğunu her seferinde belirttim. Bunun yanında faaliyetlerimizi büyük ölçüde etkileyen Bankalar Birliği yapılandırma anlaşmasından çıkma hedefini ifade etmiştim. Amacımız, elimizdeki gayrimenkulleri geliştirme suretiyle elde edilecek fonlarla süreci yönetmekti. Bu hedefimiz doğrultusunda genel kurulları toplayıp iradenin bu şekilde olduğunu hep birlikte gördük.”
]]>Diyarbakır’a kayyum yönetimi tarafından kent dışından atanan belediye bürokratlarına yüksek maaşlar ve yönetim kurulu üyeliği huzur hakkı adıyla ek ödemeler verildiği ortaya çıktı. Bazı bürokratlar yerel seçime kadar aylık 176 bin TL’yi aşan çifte maaşlar aldı.
MAAŞ VE HUZUR HAKKI ÖDEMESİ: AYLIK 176 BİN TL
Diyarbakır Belediye Başkanı seçildikten sonra, belediye başkanı makamında mermer döşemelerle yapılan lüks harcamayı kamuoyuna duyuran HDP’li Selçuk Mızraklı’nın tutuklanmasının ardından atanan kayyum yönetimi kent dışından bazı bürokratları belediyede görevlendirmeye başladı.

Önce Mersin’den Diyarbakır’a getirilen Vedat Güngör Belediye’de Genel Sekreter Yardımcısı yapıldı.
Güngör, bu görevinin yanı sıra belediye şirketi MED A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Üyesi olarak da görevlendirildi.
2020 yılında Mersin Üniversitesi Genel Sekreteri iken kızlarını rektörlük kadrosundan işe soktuğu gerekçesiyle ”akraba kayırma” iddialarıyla gündeme gelen Vedat Güngör’e Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi 31 Mart 2024’e kadar maaş ödemeyi sürdürdü. Güngör’ün son maaşı Genel Sekreter Yardımcısı olarak 80 bin 200 TL, huzur hakkı da 96 bin 300 TL oldu.
Toplam 176 bin 500 TL aylık alan Güngör, yerel seçimde DEM Parti’nin belediye başkanlığını kazanmasının ardından görev yaptığı üniversiteye geri döndü.
Güngör, Diyarbakır’da görev yaptığı son bir yılda belediyenin kent dışından hasta getiren yurttaşlar için kurduğu ancak “ithal bürokratlar” için otel gibi düzenlenen hasta yakını misafirhanesinde konakladı.
“İTHAL BELEDİYE BÜROKRATI” ELEŞTİRİSİ
Kent halkı, belediye görevlerinin yanı sıra huzur hakkı da alan ve tamamı başka illerden getirilen yöneticileri yerel basında zaman zaman yayınlanan haberlerle tanıdı ve “ithal bürokrat” tanımlamasıyla anmaya başladı. Kent dışından Diyarbakır’a atanan ve çifte maaş alan yöneticiler arasında Genel Sekreter Yardımcısı Bülent Civelek (aynı zamanda MED A.Ş. Yönetim Kurul Üyesi), İnsan Kaynakları Daire Başkanı Ali Yücel (aynı zamanda Personel A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi), Kültür Daire Başkanı Ali Çelik (aynı zamanda Personel A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi), Destek Hizmetleri Daire Başkanı Sedat İpek (aynı zamanda Personel A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi) bulunuyor.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcılığı görevine Ordu Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliğinden getirilen Bülent Civelek’in aylığı 77 bin 600 TL’si maaş, 96 bin 300 TL’si huzur hakkı olmak üzere toplam 173 bin 900 olarak ödendi. Ali Yücel, Ali Çelik ve Sedat İpek’e 5 bin 900’er TL’si huzur hakkı olmak üzere 52 bin ila 37 bin TL arasında maaşlar ödendi.
BELEDİYE KAYNAKLARIYLA “OTEL KONFORU”
Kayyumların farklı tarihlerde atadığı, aralarında Güngör, Civelek, Yücel’in de olduğu dokuz yönetici Diyarbakır’da oldukları dönemde belediye kaynaklarıyla konaklamayı tercih etti. Bunun için belediyenin kent dışından Diyarbakır’a hastalarını getiren hasta yakınlarının gecelemesi için kurduğu misafirhanede bazı odalar bu yöneticilere tahsis edildi.
Misafirhanenin bir otel konforunda yeniden düzenlendiği, odalara klima, buzdolabı ve mobilyalar yerleştirildiği, belediye bürokratlarının da herhangi bir ücret ödemeden misafirhaneye sonradan eklenen oda hizmeti, ütü, kuru temizleme, temizlik gibi hizmetlerden faydalandıkları ortaya çıktı.
ANKA Haber Ajansı’nın görüşlerine başvurduğu bu isimler aldıkları maaş ve ödemelerin “yasa ve yönetmelikler kapsamında” olduğunu vurguladı.
Kamu kaynağı israfı yönündeki iddiaları reddeden bürokratlar, belediye misafirhanesinde konaklamalarının da belediye uygulama ve mevzuatına aykırı olmadığını dile getirdi. İsminin yayınlanmasını istemeyen bir bürokrat “misafirhaneye kim ödeme yapmış ki ben yapayım” yanıtını verdi.
SAYIŞTAY DENETİMİNDE DE USULSÜZLÜKLER TESPİT EDİLMİŞTİ
Kayyum yönetiminde yapılan bazı usulsüz uygulamalar Sayıştay’ın denetim raporlarına ve TBMM gündemine de yansımıştı. Sayıştay’ın 2021 raporuna göre, MED Kentsel ve Sosyal Hizmetler Sanayi Ticaret A.Ş. 2021 yılı içinde tedariki gerçekleştirilmiş olan dört adet yazar kasa demirbaş olarak kayıt edilmeyerek doğrudan gider gösterildi.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile protokol tanzim edilerek belli bir süreliğine kiralanmış olan taşınmazlar, daha uzun süreler ile üçüncü kişilere kiralandı. Üçüncü kişilere kiralanan Belediye taşınmazlarının kira bedelleri defalarca vaktinde ödenmemesine rağmen Şirket tarafından sözleşme fesih işlemi yapılmadı.
Belediyeden kiralanan 320 araçlık otopark, sözleşmesinde üçüncü kişilere devir yapılamayacağı belirtilmiş olmasına rağmen, üçüncü kişiye kiralandı. Ağaç, çalı, bitki ve lale soğanı alımları ihalesiz olarak yapıldı.
Minibüs hatları ihalesiz şekilde süresiz kooperatiflere verildi. Taşınmazlar için elektrik tüketim vergisi ödenmedi ve sosyal konutlarda oturma süresine uyulmadı.
]]>Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) kapsamında yerleştirilmesi planlanan 20 adet yeni ‘Çok Disiplinli Tsunami Erken Uyarı’ istasyonlarından 19’unu devreye aldı.
Yapımı devam eden İmralı istasyonunun devreye alınmasıyla birlikte daha önce yapılan 28 istasyonla birlikte toplam erken uyarı sistemi sayısı 48’e ulaşılmış olacak.
Türkiye genelinde faaliyet gösteren istasyonlar sayesinde depremin ardından 7 dakika içerisinde tsunami olup olmayacağı yönünde vatandaşların uyarılabileceğini belirten Kandilli Rasathanesi Müdürü Haluk Özener, istasyon sayısını arttırarak süreyi 4 dakika seviyesine indirmeyi planladıklarını söyledi.

“13 FARKLI ÜLKEDE 19 TANE KURUMA TSUNAMİ UYARI MESAJI YOLLUYORUZ”
Tsunami Erken Uyarı Sistemi hakkında bilgi veren Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Haluk Özener, şöyle konuştu:
– Hepimizin bildiği gibi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü sadece Türkiye’de değil, Ege, Akdeniz, Karadeniz ve bağlantılı denizlerde tsunami uyarı merkezi. Bu merkezin görevi sadece Türkiye’ye değil bize abone olan 13 farklı ülkede 19 tane farklı kuruma biz tsunami uyarı mesajı yolluyoruz.
-Bir denizde bahsetmiş olduğum denizlerde veya karadan 100 kilometre içeride, 5 buçuğun üzerinde bir deprem olduktan sonra bu depremlerin tsunami yaratma riski bulunuyor.
-Enstitümüzde bu konuda bir depremden sonra arkadaşlarımız bir algoritma çalıştırdıktan sonra bunun bir tsunami yaratma imkanı varsa bunu Türkiye’de AFAD aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılıyor. Onun dışında dediğim gibi farklı ülkelere gönderiliyor” ifadelerini kullandı.
“MARMARA DENİZİ’NDE TSUNAMİ OLMA RİSKİ VAR”
Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün 10 yılı aşkın süredir bu konuda yetkili olduğunu söyleyen Haluk Özener, şöyle konuştu:
-Sadece Türkiye içinde değil, bakın şu ana kadar Harita Genel Müdürlüğü’nün kurmuş olduğu 20 tane deniz seviyesi istasyonlarının verileri Kandilli’ye geliyor. Bizim kurmuş olduğumuz 8 tane daha öncesinde deniz seviyesi istasyonları var.
-Tsunami istasyonları diyoruz, mareograf diyoruz. Fakat önceki 8 tanenin farklılıkları, içinde sismik gözlem yapan cihazların da olmasıydı. Bununla birlikte İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) kapsamında, tabii ki bunun büyük ölçekteki organizasyonda TARAP, Türkiye Afet Risk Azaltma planı.
-Marmara Denizi çevresinde yakın alan tsunamisini belirlemek için Kandilli’ye verilmiş bir görev var. Yani hepiniz biliyorsunuz olası bir Marmara depremi, Marmara Denizi içinde olacak ve özellikle meydana gelecek heyelanlardan dolayı tsunami olma riski var.
-Biz de mümkün olan en kısa sürede vatandaşlarımıza tsunami riskine karşı haberdar etmek için bu istasyonları kuruyoruz. Bu görev bize verildi.

“TARAP KAPSAMINDA 50 TANE İSTASYONU TAMAMLAMAYI DÜŞÜNÜYORUZ”
Projenin bütçesinin Cumhurbaşkanlığı Strateji Bütçe Başkanlığı tarafından tahsis edildiğini belirten Özener, şu ifadeleri kullandı:
-Marmara Denizi çevresinde 20 tane ilk etapta tsunami istasyonu kurmaya başladık. Bunların 19 tanesini hayata geçirdik. Bu istasyonlar sadece deniz seviyesi gözlem istasyonu değil, aynı zamanda içinde sismik gözlem cihazlarının olduğu, meteorolojik parametrelerin gözlemlendiği istasyonlar, bu istasyonların bazılarında da GNSS alıcıları var. Yani yer kabuğu hareketlerini belirleyen istasyonlar var.
-Ekranda da gördüğünüz üzere Marmara Denizi’nin çevresine yani farklı illerde Yalova, Bursa’ya bağlı, Balıkesir’e bağlı istasyonlarımız var. Tekirdağ’da var, Edirne’nin sahil kesimlerinde var.
-Denizin içine İstanbul’da, Büyükada’da, Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda, aynı zamanda en son istasyon da İmralı Adası’na kurulacak. Bunlarla ilgili gerekli bütün izinler kurumlardan alınmış vaziyette.
-Dediğim gibi son bir tanesi kaldı. İstasyon sayısı 47 oldu, 48 olacak ve bundan sonraki aşamada da bu istasyona biz sadece Marmara özelinde değil, tüm kıyı şeridinde, Türkiye’nin etrafında sayılarına 30 tane daha ilave etmeyi düşünüyoruz.
-Toplam İRAP dolayısıyla TARAP kapsamında 50 tane istasyonu tamamlamayı düşünüyoruz.
“4-5 DAKİKA CİVARLARINA İNDİRMEYİ PLANLIYORUZ”
Sistemin ne kadar süre önce uyarı vereceğini de açıklayan Özener, şöyle konuştu:
-Uluslararası standartlarda biz bir deprem olduktan sonra 7 dakika içerisinde bir tsunaminin olup olmayacağını AFAD üzerinden vatandaşlarla paylaşacağız. Dolayısıyla uluslararası standartlar 7 dakika, Marmara Denizi için istasyon sayımızı ne kadar arttırırsak bu uyarı mesajını daha erken verme şansımız var.
-Biz bunu 4-5 dakika civarlarına indirmeyi planlıyoruz. Yine enstitümüzün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile birlikte yürütmüş olduğu projeler kapsamında, tüm Marmara Denizi içindeki İstanbul’a bağlı ilçelerde tsunami tahliye tabelaları kuruldu.
-Dolayısıyla tsunami konusunda gerçekten İstanbul üzerinde özellikle çok ciddi çalışmalar yapılıyor. Bununla birlikte özellikle vatandaşları bir konuda uyarmak istiyorum. Yani bizden uyarı beklemelerine de gerek yok aslında.
-Olası bir Marmara depreminde, deniz kıyısındaysanız yani kıyıya yakın yerlerdeyseniz deprem olduktan sonra meraklı gözlerle deniz kenarına gidip de denizin çekildiğini seyretmektense mümkün olan en hızlı sürede kendinizi güvende hissedeceğiniz ve yüksek rakımlı yerlere doğru kendinizi tahliye etmenizde fayda var.

İlaç o kadar popüler bir hale geldi ki, ünlü bir ismin aniden çok daha zayıf göründüğünde, Ozempic kullandığının varsayılmasında şaşılacak bir şey yok.
Hollywood oyuncusu Melissa McCarthy, Instagram sayfasına son yıllardaki en ince görünen fotoğrafını yüklediğinde, takipçilerinin çoğu kendisinin ilacı kullanıp kullanmadığını merak etti.
53 yaşındaki McCarthy, kilolarıyla mücadelesinden bahsetti ve ünlü tasarımcıların kendisini kırmızı halı etkinliklerinde giydirmeyi reddettiğini açıkladı.
McCarthy’nin söz konusu ilacı kullanarak zayıfladığı iddia ediliyor, peki başka hangi ünlülerin Ozempic kullandığını ve ne kadar zayıfladıklarını biliyor musunuz?
REBEL WİLSON
Avustralyalı aktris, hedef ağırlığı olan 75 kg’ya ulaşmak için dört yılda 36 kilo kaybetti. 2020’yi “sağlık yılı” olarak nitelendirerek fazlalıkların çoğunu attı ve hayatında sağlıklı beslenme ve egzersize yer açtı.

Ancak anı kitabı “Rebel Rising”in tanıtımını yaparken Ozempic’i kullandığını itiraf etti. 44 yaşındaki yıldız, kilo verdikten sonra yeni şeklini korumasına yardımcı olmak için ilacı kısa bir süre kullandığını söylüyor.

AMY SCHUMER
Komedyen Schumer, Haziran 2023’te yapılan bir röportajda bir yıl önce bu ilacı aldığını itiraf etmiş ancak yan etkiler nedeniyle kullanmayı bırakmıştı.

İstenmeyen vücut yağlarını ortadan kaldıran kozmetik bir prosedür olan liposuction yaptırdığını da kabul eden Schumer, Ozempic’in yaygın olarak kullanıldığının Hollywood’da açık bir sır olduğunu ve birçok yıldızın nasıl zayıfladıkları konusunda yalan söylediğini belirtti.

OPRAH WİNFREY
70 yaşındaki talk show sunucusu yakın zamanda kilosu hakkında gülmenin Amerika’da ulusal bir eğlence haline geldiğini söyledi.

30 kilo vermesiyle ve sonrasında hızla geri almasıyla sonuçlanan, yalnızca sıvı içeren bir diyet de dahil olmak üzere moda diyetleri denediğini itiraf etti. Aralık ayında Winfrey, söz konusu kilo verme ilacı kullandığını itiraf etti ve içinin rahat olduğunu söyledi.
ELON MUSK

Kasım 2022’de milyarder, 182 milyon takipçisine 13 kg kaybettiğiyle övünmek için X’i kullandı. Bu kadar fit ve sağlıklı görünmesinin sırrının ne olduğu sorulduğunda, Musk, “Aralıklı oruç + Ozempic + yakınımda lezzetli yemek yok.” cevabını verdi.

SHARON OSBOURNE
Osbourne, kilo verme mücadelesi konusunda oldukça dürüst. 71 yaşındaki ünlü isim, zayıflamasının Ozempic’e bağlı olduğunu itiraf etti.

Mail’e yaptığı açıklamada, “Geçen aralık ayında kendime Ozempic enjekte edilmesi için başvurdum… 19 kg kaybettim. Aslında 4 kilo almam gerekiyor ama ne kadar yersem yiyeyim aynı kiloda kalıyorum.” dedi.

ROBBIE WILLIAMS
Williams, gençliğinden beri kilolarıyla mücadele ediyor.

50 yaşındaki şarkıcı, Netflix dizisinin tanıtımını yaparken şu anki fiziğinin “Ozempic gibi bir şey” alması nedeniyle olduğunu söyledi. Kendisinin “tip 2 kendinden nefret etme” sorunu yaşadığını söylerken enjeksiyonları “bir mucize” olarak nitelendirdiğini söyledi.
Not: Bu ilacı kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışmanızı tavsiye ederiz.
]]>Antalya 3’üncü İdare Mahkemesi’nin iptal kararı, Danıştay’dan ‘bilirkişi raporu eksik’ denilerek iade edildi. Keşif yapılmadan eksiklik giderildi, ancak mahkeme yeniden iptal etti ve karar geçen yıl Danıştay tarafından onandı.

130 KÖYLÜ DAVALARA MÜDAHİL OLDU
130 köylü ikinci davayı ise Toprak Koruma Kurulu’nun, alanın tarım dışı kullanımına izin veren kararının iptali için açtı. Antalya 3’üncü İdare Mahkemesi bu davada da iptal kararı verdi. Konya’da istinaf mahkemesine yapılan itiraz sonrası, bilirkişi heyetinin raporu yine eksik görüldü ve iade edildi. Geçen hafta bilirkişi heyeti, aynı alanda üçüncü kez keşif yaptı.
Köylülerin avukatı Tuncay Koç, Dereköy’de 39 hektarlık mutlak tarım arazisi üzerinde 2021 yılında kömür ocağı açılmasına yönelik ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararının iptaline yönelik dava hazırlanırken, proje dosyası içinde Toprak Koruma Kurulu kararına göre 39 hektar tarım arazisinin, Toprak Koruma Kanunu dışına çıkarıldığını gördüklerini söyledi.

Tarım vasfı niteliğini değiştiren bu kararın iptali için de aynı yıl dava açtıklarını belirten Koç, “2022 yılında ise bakanlık, alanın 8 hektarlık kısmında ‘kamu yararı’ olduğunu kabul etmiş. Bu işlemi öğrenince o işleme de dava açtık. ÇED Gerekli Değildir kararı davasında bilirkişi raporları doğrultusunda mahkeme iptal kararı verdi. Karar Danıştay’dan geçerek, onandı. Dolayısıyla şirket şu aşamada Dereköy yaylasında ‘ÇED Olumlu’ kararı almadan hiçbir faaliyette bulunamaz” dedi.

İKİNCİ DAVA TOPRAK KORUMA KURULUNA
İkinci davada mahkemenin Toprak Koruma Kurulu kararına karşı ilk bilirkişi heyetinin raporu doğrultusunda iptal kararı verdiğini belirten Koç, şunları söyledi:
“Biz davayı kazanıyoruz, üst mahkemeler bozuyor. Bu sefer de Konya’da istinaf mahkemesi ‘eksik inceleme var’ gerekçesiyle kararı bozdu. Bu nedenle geçen hafta Korkuteli Dereköy’de üçüncü defa keşfe gidildi.
Bu, Antalya’da açtığımız, 130 davacının olduğu en kalabalık davalarımızdan biri. Çünkü Dereköylü orada kesinlikle kömür ocağı istemiyor.
Arazi çok değerli, mutlak sulu tarım arazisi, böyle bir arazinin kömür ocağı için tarım vasfının değiştirilmesi, tarım dışına çıkarılması kamu yararınca uygun değil”
BİLİRKİŞİ RAPORU BEKLENİYOR
Dünyanın en değerli topraklarından birinin tarım toprağı olduğuna dikkati çeken Koç, “Bunu dört yıllık bir kömür ocağı yerine ikame etmek mümkün değildir. Oradaki toprak binlerce yıldır burayı beslemiştir. Binlerce yıldır da torunlarımızı besleme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle verilen kararın Toprak Koruma Kanunu’na da uygun olmadığını düşünüyoruz. Bilirkişi raporu şu anda bekleniyor. Bu rapor neticesi mahkeme yeniden bir karar verecek” dedi.
ÜRETİLEN MEYVELER İHRAÇ EDİLİYOR
Buradaki tarım arazilerinde çok nitelikli erik, kayısı, vişne gibi meyve ve hububat üretimi yapıldığını anlatan Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Meyveler özellikle erik ve vişne ihraç ediliyor ve döviz kazandırılıyor. Durmadan gelir getiren, döviz getiren bir alana 4 yıllık faaliyet uğruna, özellikle bütün dünyanın üretiminden artık çekildiği, kullanmaktan imtina ettiği kömür gibi bir enerji kaynağıyla ikame etmek akıl dışı bir karar.
Dolayısıyla mahkemenin bu akıl dışılığın önüne geçeceğine güveniyoruz. Zaten ilk ÇED Gerekli Değildir kararı iptal edildi.
Dolayısıyla köylüler bu haklı mücadelede öne geçti. Şimdi Toprak Koruma Kurulu davasında da önce bilirkişi raporunu bekliyoruz, sonra kararı bekleyeceğiz”
]]>
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ GİBİ AB’NİN TEMEL ALDIĞI DEĞERLER GERİLEME SÜRECİNDE”
İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
* “‘Avrupa Günü’nü kutlamak, önem verdiğimiz ortak değerlerimizi hatırlamak için iyi bir fırsat. Bizim için AB, her şeyden önce demokratik bir barış projesidir. Uluslar arasındaki birliğin, etnik köken, dil veya din farkı gözetmeksizin demokratik ve insani ideallerin bayrağı altında kurulabileceğinin bir kanıtıdır. Ancak, uzun bir süredir AB hem içeride hem de sınırlarının dışında yeni sınamalarla karşı karşıya kaldı.
* Euro krizi ve 2010’ların başındaki göç baskısıyla artan sorunlar, Brexit, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve son olarak Gazze’de yaşanan insanlık trajedisinin ortaya çıkmasıyla derinleşti. Bu jeopolitik çalkantıların sonuçları, Avrupa’daki liberal demokrasileri adalet, insan hakları ve özgürlükler üzerinden test ediyor. Hükümetlerin bu sorunlara halkın beklentileri yönünde cevap verememesi, popülist otoriter liderlere doğru bir kaymaya yol açıyor. Esasında, ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü gibi AB’nin temel aldığı değerler maalesef küresel olarak da gerileme sürecinde.

“BU DEMOKRATİK KRİZ DÖNEMİ, AVRUPA VE TÜRKİYE İÇİN NE ANLAM İFADE EDİYOR?
* Peki içinde bulunduğumuz bu demokratik kriz dönemi, Avrupa ve Türkiye için ne anlam ifade ediyor? Geçen hafta sonu Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun daveti üzerine, Avrupa’nın yaşadığı demokratik krizi ele almak üzere sosyal demokrat belediye başkanlarıyla Paris’te bir araya geldik. Orada da şu soruyu sordum: Kendisini ‘demokratik ideallerin muhafızı’ olarak konumlandıran Avrupa, bu değerleri tutarlı bir biçimde savunduğunu samimiyetle söyleyebilir mi? Göçmen ve mülteci sorununun AB dışındaki ülkelere aktarılmaya çalışılması, bunun aksini göstermektedir.
* Konu, mültecilerin Avrupa ülkelerinde barınmasına izin verilip, verilmemesi değil, onların Türkiye gibi, Avrupa sınırı dışındaki ülkelerde tutulmasının politika haline getirilmesidir. Bu durum, mülteci meselesinin popülist ve yabancı düşmanı siyasi söylemlerde kullanılmasına zemin hazırlıyor ve sağ otoriterlik Avrupa’da güçleniyor. Oysa, Türkiye ve İstanbul, dünyada en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke ve şehirlerin başında geliyor. Buna rağmen, Türkiye’de demokratların güçlenmesi önemlidir.

“BİZİM GİBİ, AVRUPA İDEALİNİ ÖNEMSEYEN İNSANLARI ENDİŞELENDİREN…”
* Avrupa’daki mevcut hükümetlerin Gazze’de yaşananlara verdikleri, daha doğrusu veremedikleri cevap da Avrupa’nın insani değerlerinin farklı coğrafyalarda tutarlı bir şekilde savunulamadığı anlamına geliyor. Aralarında kadınların ve çocukların bulunduğu on binlerce masum Filistinlinin, tüm dünyanın gözlerinin önünde katledilmesinin daha yüksek bir sesle eleştirilmesi ve kınanması gerekmez mi?
* Bazı hükümetler, bırakın kendileri bunu yapmayı, bunu yapan vatandaşlarının toplantı ve gösteri haklarını, ifade özgürlüklerini kısıtlama yoluna gidiyor. Bu ise, Avrupa’nın demokratik değerler üzerinde yükselen evrensel bir barış projesi olma niteliğinin sorgulanmasına yol açıyor. Bizim gibi, Avrupa idealini önemseyen insanları endişelendiren en önemli konulardan birisi budur.

“İSRAİL’İN REFAH’A ASKERİ HAREKATINI YİNE İZLEMEKLE Mİ YETİNECEĞİZ?
* İsrail’in, dün, ateşkes teklifini reddederek, 1,5 milyon Filistinlinin sığındığı Refah kentine askeri harekat başlatmasını da yine izlemekle mi yetineceğiz? Avrupa’yı ve insani değerlere önem veren tüm ülkeleri, bu vahşete ‘dur’ demeye çağırıyorum. Gazze’de olanlar, insanlık tarihinde kara bir leke haline gelmiştir. Buna daha fazla izin verilmemelidir. Önümüzdeki dönemde AB’nin kendi iç demokrasi mücadelesine devam edeceğini gözlemliyorum.
* Haziran ayında gerçekleşecek Avrupa Parlamentosu seçimlerini, dikkatle takip edeceğiz. Türkiye’de ve Avrupa’nın diğer bazı ülkelerinde karşılaştığımız demokratik gerilemeye, ancak kapsayıcı, katılımcı ve halkın sesine kulak veren yeni bir siyaset kültürü ve bu anlayışla inşa edeceğimiz siyasal ve ekonomik kurumlarla çözüm bulabiliriz.

“MART 2024 YEREL SEÇİM SONUÇLARI, TÜRKİYE’DEKİ DEMOKRATİK GERİLEMEYE SON VERDİ”
* Türkiye de kendi içinde derinleşen bir demokrasi krizinden geçiyor. Ülkemizde son 10 yılda kurumsal yapı zayıflatıldı. Arkasından tek bir lider etrafında otoriter bir siyasal rejim şekillendi. Mart 2024 yerel seçim sonuçları, Türkiye’deki demokratik gerilemeye son verdi. Seçmen, muhalefeti güçlendirerek, siyaset zeminindeki meşruiyeti yeniden dağıttı. Bu sonuç, demokrasimizin dayanıklılığının göstergesidir. Bu zor zamanlarda Türk halkı demokratik değerlere olağanüstü bir bağlılık gösterdi. İstanbul’da geçtiğimiz 5 yıl boyunca, siyasi görüşü ne olursa olsun, İstanbulluların her kesimine hizmet götürdük. Kutuplaşmanın ilacı buydu.
* ‘İstanbul İttifakı’ adı altında kapsayıcı bir toplumsal hareket inşa ettik. Dahası; halkın endişelerini dinlemenin ve bunlara uyum sağlamanın önemini gösterdik. Toplumla, güçlü ve samimi bir iletişim kurduk. Bu siyasi zeminde CHP, liyakatli adaylarla halkın karşısına çıktı ve ülke genelinde her kesimden 3,5 milyondan fazla yeni seçmen kazandı. Bugün Türkiye nüfusunun yüzde 65’inden fazlasını ve ekonomisinin, neredeyse yüzde 80’ini oluşturan belediyeleri, sosyal demokrat belediye başkanları yönetiyor. CHP, Türk siyasetinin yeni ağırlık merkezi haline geldi.
“BİRLEŞİK VE DEMOKRATİK BİR AVRUPA, TÜRKİYE’NİN KATILIMI OLMADAN GERÇEKLEŞTİRİLEMEZ”
* Avrupa, kendi demokratik sorunlarıyla mücadele ederken, Türkiye’nin rolü sıklıkla göz ardı edilmektedir. AB’nin, ‘önce Avrupa’ vizyonunun demokratik bir Türkiye’yi kucaklaması gerektiğini fark etmesi elzemdir. Avrupa’ya yönelik varoluşsal tehditlerle mücadele, Türkiye’yi de içeren kapsayıcı bir yaklaşımı gerektirmektedir. CHP olarak biz, Türkiye’yi her zaman Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak gördük ve kendimizi Avrupa meseleleri ve çözümlerinin paydaşı olarak konumlandırdık.
* İddiamız şudur: Birleşik ve demokratik bir Avrupa, Türkiye’nin katılımı olmadan gerçekleştirilemez. Bu nedenle, AB’nin genişleme politikaları tartışılırken, Türkiye’nin adının geçmemesi, 60 yıldır süregelen ortaklık ilişkisinin ve 20 yılı aşkındır devam eden üyelik sürecinin yok sayılması kabul edilemez.
“SADECE TÜRKİYE’DE DEĞİL, AVRUPA’DA DA İLHAM KAYNAĞI OLMAYI SÜRDÜRECEK”
* Büyükelçi Meyer-Landrut’un konuşmasında bahsettiği gibi, İstanbul’un karbon-nötr bir şehir olması ve iklim değişikliğine adaptasyon programı gibi AB ile beraber başarılı projelere de imza attık. Fakat bunlar yeterli değil. Önümüzdeki dönemde, AB’nin yerel yönetimlerle daha yakın çalışmasını ve etkisi halkımız tarafından da hissedilebilen projeleri birlikte hayata geçirebilmeyi hedeflemeliyiz. İstanbul’daki yönetim anlayışımızın temelinde, demokrasi ve katılımcılığın olduğunun altını çiziyorum. Bunu, son 5 yıl içerisinde yaptığımız icraatlarla kanıtladık. İnsanı odağımıza alıyor, ayrım gözetmeden 16 milyon İstanbulluya eşit hizmet veriyor, şehri yurttaşlarla birlikte yönetiyoruz. Önümüzdeki 5 yıllık dönemde de aynı anlayışla çalışmaya devam edeceğiz. Katılımcı ‘İstanbul Modeli’, sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da ilham kaynağı olmayı sürdürecek.”
]]>Kanununun verdiği yetki çerçevesinde KDV oranlarının günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre “Cumhurbaşkanı” tarafından belirlendiği ifade edilen açıklamada, “Mal ve hizmetler itibarıyla halihazırda 3 farklı oran uygulanmaktadır. Temel gıda maddelerinin yer aldığı 1 sayılı listedeki mallar için oran yüzde 1’dir. Yeme-içme, sağlık, eğitim, tekstil, konaklama gibi bazı mal ve hizmetlerin yer aldığı 2 sayılı listedeki mallar için oran yüzde 10’dur. Bu iki listede yer almayan mal ve hizmetler ise genel oran olan yüzde 20’ye tabiidir.” denildi.
KDV TEBLİĞ DÜZENLEMESİNE NEDEN İHTİYAÇ DUYULDU?
Açıklamada, yeme içme sektöründeki bazı lokanta ve kafelerle ilaç dışında çeşitli ürünleri satan eczanelerin, oran farklılığını istismar ettiği ve rekabet eşitliğini bozduğunun tespit edildiğine işaret edilerek, fiyatları KDV dahil olarak belirlenen lokanta veya kafelerde, yeme içme hizmeti karşılığında yüzde 10 KDV hesaplaması gerekirken, bu hizmet yerine market gibi et, su, meyve suyu ve benzeri ürünleri satmış gibi göstererek KDV’nin yüzde 1 olarak hesaplandığının görüldüğü belirtildi.
Bu işletmelerin vatandaştan aldığı yüzde 10’luk KDV tutarını fiş veya faturada yüzde 1 olarak gösterdiğine işaret edilen açıklamada, “Aynı şekilde KDV oranı yüzde 10 olan ilaç ve benzeri tıbbi ürünlerin yanında KDV oranı yüzde 1 olan gıda takviyesi içeren ürünleri satan eczanelerin, KDV dahil belirlenmiş fiyatlar üzerinden satış yaptıkları halde tüm satışlarını gıda takviyesi içeren ürün gibi göstermek suretiyle yine vatandaştan aldığı yüzde 10 KDV’yi devlete vermedikleri görüldü.” ifadesi kullanıldı.
Açıklamada, bu örneklerin sürekli arttığı dikkate alınarak istismarın önüne geçmek ve bu konudaki tereddütleri gidermek maksadıyla konuya açıklık getiren tebliğin hazırlandığı belirtilerek, “Tebliğ ile KDV oran artışı yapılması mümkün değildir. Dolayısıyla Tebliğ ile herhangi bir oran artışı yapılmamıştır.” bilgisine yer verildi.
“YENİDEN DÜZENLENECEK”
Yeme içme hizmeti sunan işletmelerin, gıda maddelerini olduğu gibi satmadığı, bu ürünlerden hazırlanmış bir yemeği veya içeceği hizmet şeklinde müşterilerine sunduğu aktarılan açıklamada, bu hizmetle beraber sunulan tuzun, karabiberin, peçetenin, ıslak mendilin veya ikram edilen çay ya da kahvenin ayrı fiyatlandırmasının söz konusu olmadığı vurgulandı.
Açıklamada, tüm bunların yeme içme hizmetinin bir parçası olduğu için hizmet bedelinin tüm maliyetler dikkate alınarak belirleneceği ifade edilerek buradaki KDV’nin yüzde 10 olduğunun altı çizildi.
Söz konusu işletmelerin düzenledikleri fiş veya faturada doğru KDV oranı belirttiği takdirde vatandaşın ödediği verginin Hazine’ye gideceği, aksi halde ise işletmenin kasasında kalacağı belirtilerek şunlar kaydedildi:
“Sayın Bakanımız Mehmet Şimşek birçok kez genel KDV oranında artış olmayacağını ifade etmiş, ancak, indirim, istisna ve muafiyetlerin gözden geçirileceğini, etkin olmayanların kaldırılacağını, kayıt dışılıkla mücadelede suistimale açık, vergi kayıp ve kaçağına sebebiyet veren alanların yeniden düzenleneceğini belirtmiştir. Halihazırda KDV oranlarında artış yapılmasına yönelik herhangi bir çalışma bulunmamaktadır.”
]]>
Ölen Fadime Aslan’ın diğer kızı Emine Atalay (32), çocukları Hasan Atalay (11), Ali Cemal Atalay (8), Fadime Aslan (6) ve sürücünün yanındaki Ceylin Naz Övüş (16) yaralandı. Hastaneye kaldırılan yaralılardan Emine Atalay da kurtarılamadı. Kazadan sonra gözaltına alınan Sefa Selvi ise işlemleri sonrası tutuklandı.
89 METRE FREN İZİ
Kaza tespit tutanağında caddedeki azami hız limitinin otomobiller için 82 kilometre olduğu, ancak Selvi’nin otomobilinin 111-120 kilometre hızla gittiği, fren izi uzunluğunun da 89,6 metre olduğu belirtildi. Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamedeki bilirkişi raporuna göre de kaza yerindeki aydınlatma lambalarından birkaçının çalışmadığı, ancak farların etkisiyle görüş açısının yeterli olduğu ve sürücünün hız limitinin üzerinde seyrettiği için kazanın meydana geldiği ve birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet verdiği ifade edildi.
“YOLDA AYDINLATMALAR YETERSİZDİ”
İddianamede Sefa Selvi’nin savcılıkta alınan ifadesi de yer aldı. Selvi, bir anda karşısına kalabalık bir grubun çıktığını belirterek, “Direksiyonu refüje doğru kırdım, frene bastım, ancak duramadım. Yolda aydınlatmalar yetersizdi; bu yüzden yayaları göremedim, hayatımda hiç uyuşturucu madde kullanmadım. Olay öncesinde protein tozu ve enerji içeceği almıştım. Zaten alkol testim olumsuz çıktı. O gün spora giderken 1,5 litre protein tozu içmiştim. Bir önceki gece de 1 litre enerji içeceği içmiştim” dedi.
Selvi hakkında ‘Taksirle ölüme neden olma’ suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar, ‘Taksirle yaralama’ suçundan ise 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası talep edildi. İddianame, Konya 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.
“HAYATINI KAYBEDENLERİN AİLELERİ BANA HAKKINI HELAL ETSİN”
Tutuklu Sefa Selvi’nin yargılanmasına başlandı. Duruşmaya kazada ölenlerin yakınları Hamza Aslan ve Ramazan Aslan, tutuklu olarak yargılanan Sefa Selvi ve taraf avukatları katıldı. Sürücü Selvi savunmasında, fren yaptığını, ama duramadığını belirterek “Akşamüstü arkadaşımla, onu eve bırakmak için yola çıktım. Sancak tramvay durağının orası karanlıktı. Karanlıktan bir şey geldiğini gördüm. Fren yaptım, ama duramadım. Çarpmamak için refüje manevra yaptım, ancak kazayı engelleyemedim. Kazanın ardından ilk kız arkadaşımın durumuna baktım. Sonra ise aşağı inerek ambulansı aradım. Kaç kilometre hızla gittiğimi hatırlamıyorum. Hayatını kaybedenlerin aileleri bana hakkını helal etsinler” dedi.
“ÇOK KİŞİYDİK, ŞİMDİ AZALDIK”
Kazadan yaralı olarak kurtulan Fadime Aslan da tanık olarak dinlendi. Ses ve görüntü bilişim sistemiyle (SEGBİS) adli görüşme odasında (AGO) psikolog eşliğinde ifade veren Fadime Aslan, “Sadece anneannemin elini tuttuğumu hatırlıyorum. Çok kişiydik, şimdi azaldık” dedi.
Kazada eşi Sultan, kızları Elif ve Fadime Aslan’ı kaybeden Hamza Aslan, “Kaza olduğunda ben şehir dışında çalışıyordum. Kazada kayınvalidem, eşim ve 2 kızımı kaybettim şikayetçiyim” diye konuştu.
Kazada annesini, 2 ablası ve yeğenlerini kaybettiğini söyleyen Ramazan Aslan ise “Şikayetçiyim. En ağır şekilde ceza alsın” ifadelerini kullandı.
“YOLDA KARARTI OLDU”
Sürücü Sefa Selvi’nin yanında bulunan ve kazadan yaralı olarak kurtulan Ceylin Naz Övüş de tanık olarak ifadesinde “Sefa beni eve bırakacaktı. Yol karanlıktı. Bir anda yolda karartı oldu ve kaza anını gördüm. Arabanın hızını bilmiyorum” dedi.
Olay sırasında aynı istikamette ilerleyen başka aracın sürücüsü Fatih Büyükkurt da “Sol şeritteydim. Hızım 60-70 kilometre vardı. Arkamdan gelen araç selektör yapınca, sağ şeride geçtim. 100 metre sonra ise kazayı gördük. Paramedik olduğum için ilk müdahaleyi yapmak için koştum” diye konuştu.
“KAZAYI O YAPMASAYDI, BEN ÇARPACAKTIM”
Tanık olarak dinlenen başka bir sürücü Sefa Ayhan da kazaya yakın mesafede olduğunu söyledi. Kaza yapan aracın, kendisini solladığını belirten Ayhan, “Olay günü şehir merkezi istikametine seyir halinde olduğum sırada araç sağımdan beni geçti. Bir anda gaza yüklendi ve hızlandı. Beni geçmesiyle kaza meydana geldi. Eğer kaza yapmasaydı, büyük ihtimalle ben çarpacaktım. Çünkü yayaları görmedim. Kaza sonrası aracımdan inerek hemen yardım ettim. Yayaları gördüğümde hepsi yerdeydi. Kaza yapan aracın hızı da tahminime göre 110-120 kilometre arasındaydı” ifadelerini kullandı.
Sefa Ayhan’ın kızı Sevda Ayhan ise “Babamla eve giderken araç bizim sağımızdan geçerek hızlandı ve bir anda önümüze kırdı. Yayalara çarptı. Biz çok hızlı değildik. Babam insanlara çarpmamak için fren ve manevra yaptı. Kazayı yapan araç çok hızlıydı. Yol boştu, biz hariç 3 araç daha vardı” dedi.
Mahkeme heyeti tanıkların dinlenmesinin ardından dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için Sefa Selvi’nin tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi.
]]>Akdoğan, “Darağacında 3 fidan” başlığıyla Genel Kurul’da şunları söyledi:
“KORKULARI KERBELA’DA BIRAKTIK”
“Deniz, Hüseyin İnan’a idama giderken “Korkuyor musun?” diye soruyor. Hüseyin, Deniz’e şöyle cevap veriyor: ‘Biz korkularımızı Kerbela’da bıraktık.’ İşte, Hüseyin’in bu cevabı emperyalizme karşı, faşizme karşı yıllardır direnen gençlere ışık tutuyor. O ışık tutarken, bakın, açık konuşuyorum; görüşünün ne olduğu, hangi partiden olduğu fark etmeksizin, onların idamını onaylayanların çocukları, babalarının bu tercihlerinden utanıyorsa bundan herkesin ders çıkarması gerekir.
“HESAP VERECEKLER”
Zaman kamuya mal olmuş insanları ikiye ayırır: Bir, tarihe geçenler; iki, hesap verecek olanlar. Sistematik, dönemsel bir mezalime ortak olmuşsanız siz hesap vereceklerdensiniz.
Gencecik evlatları ölüme yollamışsanız, Sivas gibi bir katliam zaman aşımına uğradığında ‘Hayırlı olsun’ demişseniz, Roboski’deki utancı görmemişseniz, Berkin Elvan’ın annesini miting meydanlarında on binlerce kişiye yuhalatmışsanız, Gezi’de kaybettiğimiz canlara yanmamışsanız, Sinan Ateş’in cinayetiyle ilgili on yedi ay sonra bir iddianame değil de bir örtbasname hazırlamışsanız siz tarih önünde hesap verirsiniz.
“SİZİN GİBİLER TARİH ÖNÜNDE YARGILANIR”
Kimler tarihe geçer? 23 yaşında Filistin meselesini davasının merkezine koymuş Deniz Gezmişler, Uğur Mumcular, Metin Göktepeler, 1 Mart tezkeresinde cesaretle burada ‘hayır’ oyu vermiş AKP’li, CHP’li milletvekilleri, Recep Yazıcıoğlu gibi valiler, Gaffar Okkan gibi emniyet müdürleri, Cumartesi Anneleri, 2 Temmuzda dilinde bir Pir Sultan Abdal dizesi, elinde bağlaması yüreği sızısıyla Sivas’a gidenler tarihe geçer, siz ve sizin gibiler de tarih önünde yargılanırlar.
‘1400 YIL’ TARTIŞMASI
Ey zalimler ister Kaymakam olun ister Vali! İster vekil olun ister Bakan. Boşa çiğniyorsunuz yalan dünyayı. bin 400 senedir yapıyorsunuz bunu. Nesimi’nin derisi yüzerken yaptınız bunu, Hallacı Mansur’u asarken yaptınız bunu.
Kubilay’ın başın keserken yaptınız. Mustafa Pehlivanoğlu’nu annesi görmeden asarken, Erdal Eren’i yaşını büyüterek asarken yaptınız bunu… (AKP sıralarından ‘bin 400 yılla ne demek istediniz?’ diye itirazlar)”
Akdoğan’ın sözlerine yanıt veren AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta “Sayın vekil ‘bin 400 yıldır yapıyorsunuz’ derken neyi kast ettiğini, açıklayacak. Müslümanlar üzerindeki bu ithamları, yaftayı bitirmek zorundalar. Müslümanlara bu hakarettir” dedi.
Akdoğan bu sözlerine açıklık getirdi ve “Konuşmamda ey zalimler diye başladım, bunu üzerinize alındınız. Bunda bir beis yok. Sonra Müslümanlara itham olarak gördünüz. Tekrar söylüyorum: ey zalimler tarih önünde yargılanacaksınız” dedi.
Tartışma devam edince oturuma ara verildi. Ancak AKP-CHP’li vekiller arasında karşılıklı atışmalar sürdü, bazı vekiller ayağa kalkarak birbirlerine üzerine yürüdü.
]]>Vanspor FK, şampiyonluk mücadelesi verdikleri Esenler Erokspor karşısında Serik Belediyespor’un U19 takımı ile sahaya çıkmasını protesto etmek için sahadan çekildiklerini duyurmuştu.
Serik Belediyespor Kulüp Başkanı İbrahim Şahin, 4 Mayıs Cumartesi günü Serik İsmail Ogan Stadyumu’nda oynadıkları Esenler Erokspor karşılaşması ile sessizliğini bozdu.
Kulüp Başkanı İbrahim Şahin, “Ligin son haftasında hakkımızda birçok yorumlar yapıldı, röportajlar verildi. Sosyal medyalarda birçok asılsız ve mesnetsiz iddialarda bulundular. Zonguldak Kömürspor maçına çıkmadan önce futbolcu kafilemizle bir görüşme yaptık. İçeride alacak bir primleri vardı. ‘Primler ödenmezse Zonguldak Kömürspor maçına çıkmayacağız’ dediler. Şahsım olarak o bir maç primini ödedim. Maça çıktılar. Maçı kazandık ve ligde kalmayı garantiledik. Son maçımız Esenler Erokspor maçıydı. Maçtan 3-4 gün önce futbolcular yanıma gelerek içeride sadece Zonguldak maçının primi kalmıştı. Maçtan bir gün önce cuma günü prim ödemelerinin yapılacağını söylememe rağmen ve bu zamana kadar verdiğim sözleri mertçe tutmama rağmen perşembe günü futbolcular kendi sosyal medya hesaplarından açıklama yaparak Esenler Erokspor maçına çıkmayacaklarını bildirdi. Biz de bu tehditler üzerine U19 takımı hocalarımız ve yönetim kurulumuz ile görüşmeler yaparak U19 takımımızı sahaya çıkartma kararı aldık” dedi.
“GÜVENMEDİĞİM FUTBOLCU TOPLULUĞU İLE MAÇA ÇIKMAM”
Bu kararı almaktaki en büyük sebeplerden birinin sahaya çıkmamaları durumunda alacakları ceza ile alt lige düşmeleri olduğunu vurgulayan Başkan İbrahim Şahin, şunları söyledi:
Maçtan 2 saat önce A takımı oyuncuları sahaya gelerek ‘Biz maça çıkacağız’ diye söylemlerde bulunmuş, sosyal medya hesaplarında açıklamalar yapmışlar. Onların sahaya çıkıp 5- 10 dakika sonra sahadan çekilmeyeceklerini nereden bileyim? Güvenmediğim futbolcu topluluğu ile maça çıkmam. Onlar maçtan çekildiği zaman ben ceza alacağım ve benim kulübüm bir alt lige düşecek. Biz de bu yüzden U19 takımımızla sahaya çıktık. Maçımızı oynadık. Şöyle söylemler var. Biz Esenler Erokspor maçını kazanırsak Van takımı da karşıdaki rakibini yenerse Vanspor şampiyon oluyor. Biz kimsenin içişlerine karışmıyoruz. İstediğimiz futbolcu ile maça çıkarız. Bize bu zamana kadar yapılan haksızlıklara ve hakem hataları, buna benzer şeylerde kimse yoktu da ne oldu da bir anda ‘siz maça U19 takımı ile çıkıyorsunuz’ diyorlar. İstediğimiz takımla maça çıkarız. Şampiyonun kim olup olmadığı bizi ilgilendirmiyor. Biz kulübümüzün çıkarlarını gözetiyoruz. Bu zamana kadar da sonuna kadar gözettik. Gözetmeye de devam edeceğiz. Bu şekilde sosyal medya algısı yapmalarına gerek yok. Çıksınlar sahaya maçlarını oynasınlar. Biz kimseden ne maddi olarak ne de manevi olarak hiçbir şey almadık ve almayız. Biz mertçe ligimizi bitirdik. Sürecimizi tamamladık.
“DEVAM EDECEĞİMİZ FUTBOLCU OLACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUM”
Kulüpte sözleşmeleri devam eden futbolcularla ilgili yönetim kurulu kararı alacaklarını kaydeden Serik Belediyespor Kulüp Başkanı İbrahim Şahin, “Devam edeceğimiz futbolcu olacağını düşünmüyorum. Son maçta Erbay Eker’e teşekkür ederim. Abiliğini gösterdi ve mertçe sahaya çıktı, oyununu oynadı” dedi.
Geçen sezon sonunda hiçbir futbolcunun kulüpte alacağı kalmadığını, tüm borçları sıfırladıklarını aktaran Şahin, “Ben futbolcuların alacaklarına karşılık sahaya çıkmamalarını normal bulmuyorum. Karşılarında Esenler Erok, Vanspor girdabı olmasaydı sahaya çıkarlardı” diye konuştu.
Esenler Erokspor’dan teşvik primi aldıkları iddialarına da yanıt veren Serik Belediyespor Kulüp Başkanı İbrahim Şahin, “Banka hesaplarımız ve etrafımızdaki kişilerin banka hesapları sonuna kadar incelenebilir. Biz bu kulübe kendi cebimizden para veriyoruz. Bazı kulüplerin söylemleri tamamen asılsız ve mesnetsizdir. Doğruluğu kabul edilemez. Biz hayatımız boyunca böyle bir şeyin içine girmedik, girmeyiz. Esenler Erokspor başkanı ile ben sadece maçtan bir gün önce ter idmanı için antrenman sahası istedi, bir defa ve hayatımda ilk kez görüştüm” dedi.
]]>İYİ Parti’nin 31 Mart’ta tüm seçim çevrelerinde aday çıkarma kararına karşı çıkıp istifa eden eski Genel İdare Kurulu Üyesi Bahadır Erdem de grup toplantısında CHP’ye katıldı. Özel “Sayın Bahadır Erdem baba evine katılıyor” dedi. Erdem de “Tek adam rejimini demokrasiyle sonlandırmak için elimden geleni yapacağım” ifadesini kullandı.
Ardından Özel, Erdem’e rozetini taktı.

SARAÇHANE’DEKİ ‘BOZDOĞAN DUVARI’
Özel, grup toplantısında şu mesajları verdi:
– (Taksim’in 1 Mayıs’a kapanması) Çağrıda bulundum, arabuluculuk teklif ettik ama tüm bu önerilerimiz reddedildi. Elimiz havada bırakıldı. AYM kararına rağmen Taksim 1 Mayıs’ta emekçilere kapatıldı. Orada örülen utanç duvarını gördük. Surların önüne, sarnıcın önüne, tarihi kemerlerin önüne toma ve polisimizi dizerek orayı utanç duvarı haline getirdiler. O utanç duvarı tarihe geçti. O utanç duvarı hep hatırlanacak. O gün birileri anayasaya uymadılar. Emekçileri içeriye almadılar. Girmek isteyenler karşısında kendileri de emekçi olan polisimizle karşı karşıya getirildiler.
1 MAYIS TUTUKLAMALARI
– 49 yurttaşımız, önce gözaltına alındı ve tutuklandılar. Bir taraftan AYM kararına direnip kanunsuz emir verenler gençleri tutukluyor. Suçluların mağdur, mağdurların suçlu ilan edildiği bir süreçteyiz. Orantısız tutuklama tedbirinin ortadan kaldırılması gerektiğini hatırlatıyoruz. Gençler serbest bırakılmalı. Milletten kanuna uymasını isteyenlerin önce Anayasa’ya uyması gerektiğini hatırlatıyorum.
26 MAYIS’TA EMEKLİ MİTİNGİ
– (Ekonomi) İstanbul’da ortalama kira 23 bin lira, asgari ücret 17 bin lira. Bunun Avrupa’da bir örneği yok. Ortalama kiranın yarısından az emekli maaşı alan dünyada hiçbir ülke yok. Emeklimize ve emekçimize yapılan zulmün altını çiziyoruz. Geçen bayram İstanbulluların yüzde 70’i tatile gidemedi, memleketine gidemedi. Önümüz kurban… Bırakın kurban almayı Kayseri’ye otobüs bileti almanın maaşı aştığı bir süreçteyiz.
ŞİMŞEK’E IMF GÖNDERMESİ
– Enflasyon maaşları dört ayda kuşa çevirdi. Herkesi 26 Mayıs pazar Büyük Emekli Mitingi’ne davet ediyorum. Emeklinin hakkını CHP alacak. Mehmet Şimşek… Harcamaları kısıp, tüketimi düşürecek bir yöntem arıyor. Görünmez IMF programı… IMF’nin yap dediklerini vatandaşa yaptırıyor. Program Şimşek’in Gulyabani programıdır. Şu Gulyabani’yi biraz da zenginlere götür be kardeşim…
SİNAN ATEŞ İDDİANAMESİ
– (Sinan Ateş cinayeti ve Ayşe Ateş ile görüşmesi) Görüşmede birçok şeyi konuştuk. Arkasında olduğunu söyledik, bir kez daha ifade ediyoruz. İddianamelerle yeni gerçekler ortaya çıkar, adalete atılmış adımdır. Gazeteciler, iddianamenin kendilerinin gerisinde olduğunu gördüler. Bu iddianamenin iade edilmesi, asla yargılamaya başlanmaması gerekmektedir.
– (Müfredat ve öğretmen atamaları) Müfredat önemli dedik, sesimizi duyuramadık. Çıkmış Milli Eğitim Bakanı 10 günde görüşlerini bildirsinler diyor, gülüyor. Küstahlık, küstahlık, küstahlık… 68 bin atama beklenirken, 20 bin mülakatlı atama söylediler. Biz atanmayan her bir öğretmenimizin arkasındayız, yanlarındayız.
– (İsrail ile ticaret durması) Bizi ve kendilerini eleştirenleri haklı çıkardılar. Biz mazlum Filistin halkının yanında durmaya devam edeceğiz. İsrail’in Refah Sınır Kapısı’na saldırmasını kabul edilemez buluyoruz.
AYRINTILAR GELİYOR…
]]>19-21 Nisan 2024 tarihlerinde telefon araması yapılarak gerçekleştirilen araştırmada Türkiye’deki 15 yaş üstü nüfusun enflasyon beklentilerini ölçmek hedeflendi.
76 ilde ve 1447 farklı mahallede yaşayan 2 bin 906 kişiyle telefonda gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda Nisan 2024 itibarıyla yıllık enflasyon beklentisi yüzde 119, yıl sonu enflasyon beklentisi ise yüzde 96 olarak açıklandı.
Merkez Bankası’nın (TCMB) nisan ayı anket sonuçlarında ise yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi nisan anketinde yüzde 44,16, 12 ay sonrası TÜFE beklentisi ise yüzde 35,17 oldu.
Anket sonucunda yıl sonu enflasyon beklentilerinin Ocak 2024-Nisan 2024 döneminde yüzde 72’den yüzde 96’ya yükseldiği belirtildi.
Enflasyon beklentileri ortalama değeri hem yıllık hem yıl sonu enflasyon beklentisinde medyan değerin üzerinde ölçüldü. Yani yıllık enflasyon beklentileri yüzde 119’dan yüksek olanların sayısı, düşük olanlardan daha fazla oldu. Benzer şekilde yıl sonu enflasyon beklentileri yüzde 96’dan yüksek olanların sayısı düşük olanlardan daha fazla.
EN YÜKSEK BEKLENTİ METROPOLDE
Ankette bireylerin yaşadığı yerleşim tiplerine göre, kır, kent ve metropol şeklinde bir ayrıştırma yapıldığında kırdan metropol alanlarına doğru gittikçe fiyat artışı beklentisinin yükseldiği gözlemlendi.
Kırda yaşayanların fiyat artışı beklentisi yüzde 89,85 olurken bu oran kentte yüzde 92,46’ya metropolde ise 99,07 olarak ölçüldü.

EN YÜKSEK ENFLASYON BEKLENTİSİ EMEKLİDE
Görüşülen kişilerin çalışma durumuna göre bir inceleme yapıldığında ise enflasyon beklentisi en yüksek olan grup emekliler oldu. Emekli grubunu işsizler takip etti.
Emeklinin enflasyon beklentisi yüzde 111,09 olurken işsizlerin enflasyon beklentisi yüzde 98,37 oldu. İşçi, esnaf ve çiftçi grubunda ise beklenti yüzde 96,88 oldu.

GELİR DÜŞTÜKÇE BEKLENTİ YÜKSELİYOR
Haneye giren toplam gelir beyanına göre bir gruplama yapıldığında ise düşük gelir seviyeleri için gelir düştükçe yılsonu enflasyon beklentisinin yükseldiği gözlendi.
10 bin TL altı maaş alan grubun enflasyon beklentisi 108,13 olurken, 10 bin-15 bin arası gelire sahip kişilerin enflasyon beklentisi 104,25 oldu.

ENFLASYON BEKLENTİSİ NEDEN ÖNEMLİ?
TEBA sitesinde ayrıca hanehalkı enflasyon beklentisini ölçmenin önemine de yer verildi.
Açıklamada şunlar kaydedildi:
Enflasyon beklentileri ileriye yönelik ekonomik dinamiklerin anlaşılması açısından önemli bir öncü gösterge. Varlık fiyatlamalarında, politika kararlarında, tüketim ve yatırım kararlarının oluşturulmasında kritik bir rol oynuyor.
Firmalar ürün fiyatını belirlerken, çalışanlar ücret pazarlığına oturduklarında, ev sahibi kira ödemesini belirlerken enflasyon beklentilere göre hareket ediyor. Dolayısı ile bugünün enflasyon beklentileri yarının gerçekleşen enflasyonunu da şekillendiriyor.
Gelişmiş ülkelerde enflasyon beklentileri büyük ölçüde merkez bankalarının koyduğu enflasyon hedefine yakın seyretmesine rağmen bu veriyi yine de çok yakından takip ediyorlar. Gerek piyasa katılımcılarının perspektifinden, gerekse hanehalkı perspektifinden ayrı ayrı değerlendiriyorlar. Gelişmekte olan ülkelerde ise enflasyon beklentilerinin ölçümü çok yetersiz durumda.
]]>
2 SAAT 50 DAKİKA
Asya ve Avrupa yakalarını birbirine bağlayan bu hat, her gün katettiği 72 kilometre uzunluğuyla, kentin en uzun hatları arasında yer alıyor. Zeytinburnu’ndan hareket edildiğinde kentin 39 ilçesinin 12’sinden, Tuzla’dan binildiğinde ise 13 ilçeden geçen hatta 79 durak bulunuyor. Hat, ortalama 2 saat 50 dakika sürüyor. Sefer aralığı yolcuların yoğun kullandığı saatlere göre belirlenen ve çift biletle seyahat edilebilen hatta kullanımın pik yaptığı saatlerde her 3 dakikada bir sefer gerçekleştiriliyor. Günlük 437 sefer yapan 500T, 45 bin kişinin ulaşımını sağlıyor.
500 T DİNLENME TESİSLERİ VAR
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri (İETT) Genel Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren 500T, Şifa Mahallesi’nden ilk seferini 04.20’de son seferini 23.30’da gerçekleştirirken, Cevizlibağ’dan 05.20’de başladığı seferini 00.00’da bitiriyor.
Ayrıca, otobüsün Tuzla’daki son durağında şoförler için 500T Dinlenme Tesisleri bulunuyor. Burada, çay ocağı, mescit ve berber gibi alanlar da yer alıyor. Hattın şoförleri, sefer süreleri arasındaki mola saatlerinde tesiste dinlenip, vakit geçirebiliyor.
SOSYAL MEDYADA ÇOK KONUŞULUYOR
İşe, okula ya da evlerine gitmek için bu hattı kullananlar, uzun seyahat süresi nedeniyle, vakit geçirmek için çeşitli aktiviteler yapıyor. Bir kısım yolcular, sosyal medyaya hesaplarına bakarak vakit geçirmeyi tercih ederken, bazıları dizi ya da film izliyor. Uyumak, kitap okumak ve geçilen yolları izlemek de vakit geçirmek için tercih edilen yöntemler arasında.
Zaman zaman sosyal medyanın çok konuşulanları arasına giren ve hakkında çeşitli espriler yapılan hat ayrıca, dizi ve filmlerde repliklere de konu oluyor.
“GÜNEŞİ BATIRMAYAN TEK HAT”
500T şoförü Kerem Temur, bu hattın Türkiye’nin en uzun ve tercih edilen hattı olduğunu belirterek, “Tabiri caizse üzerinde güneşi batırmayan tek hat diyebiliriz. Çok uzun bir süreç içerisinde bu hatta çalıştığımdan dolayı rahatım. İşimi severek yapıyorum. Artık alıştık” dedi.
Bu hattı neredeyse her gün kullandığını, çünkü okula gidip geldiğini ifade eden Emine Nur Ateş, Cevizlibağ ile Kavacık Köprüsü arasında seyahat ettiğini aktardı. Ateş, yol süresinin trafiğe göre değiştiğini, yolunun 40 dakika ila bir saat arası sürdüğünü ifade etti. İlk duraktan bindiği için otobüste oturabildiğini dile getiren Ateş, müzik dinlendiğini, dizi izlediğini, bu süreçte yapılabilecek birçok şey olduğunu söyledi.
“BURSA’YA ÇOK RAHAT GİDEBİLİRDİM”
Haftanın 2-3 günü 500T’yi kullandığını ifade eden Sezgin Demir de sabah trafiğinde kullanmayı tercih etmediğini belirterek, “Topkapı-Tuzla arasında yol gidiyorum. Hemen hemen ilk duraktan son durak gibi bir şey oluyor. Trafiğe bağlı değişiyor ama 5,5 saatte gittiğim de oldu. Bir gün trafiğe bir takıldık, o gün de maç varmış, her taraf kilit. Bursa’ya çok rahat gidebilirdim” diye konuştu.
Ece Hanadova ise, bu hatla Kavacık’tan Kozyatağı’na gittiğini, yolun trafik olması halinde bir saat sürebildiğini söyledi. Bu süreci müzik ve kitapla geçirdiğini anlatan Hanadova, otobüsün kalabalık olmaması halinde sıkıntı yaşamadığını aktardı.
]]>ASGARİ ÜCRETE ZAM GELECEK Mİ?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan yaptığı açıklama ile Temmuz ayında asgari ücrete zam yapılmayacağını duyurdu.
Bakan Işıkhan, “Asgari Ücret Tespit Komisyonu belirler. Biz Bakanlık olarak işçi ve işvereni bir masada toplayıp müzakerelerin sağlanmasını sağlayan moderatör bir kurumuz. Temmuz’da artış yapılmayacağı dikkate alınarak Ocak ayında ona göre artış yapıldı. ” dedi.
ASGARİ ÜCRET ERİMEYE DEVAM EDECEK
Asgari ücretin yıl ortasında en az yüzde 25.4 oranında eriyeceğini ortaya koyuyor. Asgari ücrete yıl ortasında zam yapılmaması halinde 2024 sonunda asgari ücretin alım gücü yarı yarıya erimiş olacak.
Hesaplamalar hem asgari ücrete hem de en düşük emekli aylığına temmuzda en az yüzde 25 oranında zam yapılmasının kaçınılmaz hale geldiğini gösteriyor. Merkez Bankası’nın anketine göre ilk 4 ayda yüzde 18.72 olan enflasyonun, mayıs ayında yüzde 3, haziran ayında da yüzde 2.54 daha artacak. Enflasyonun tahmin edilen rakamların etrafında oluşması halinde haziran sonunda tüketici enflasyonu yüzde 25.4’e ulaşacak.
EN AZ 21.320 TL OLMALI
Temmuzda memur ve emeklilere gerçekleşen enflasyon hesaba alınarak zam yapılacağı için bu kesim kısmen de olsa enflasyon kaybını telafi edecek. Ancak asgari ücrete zam yapılmaması halinde, açlık sınırının da altına düşmüş olan asgari ücretlinin her 4 lirasından 1 lirası enflasyonla buhar olacak. Üstelik ikinci 6 ayda kayıp daha da artarak maaşın yaklaşık yarısını götürecek. Enflasyon beklentilerine göre 17 bin 2 lira olan asgari ücretin reel alım gücü haziran sonunda 13 bin 558 liraya düşecek. İlk 6 aylık enflasyon kaybının telafi edilebilmesi için asgari ücretin 1 Temmuz’dan geçerli olmak üzere en az 21 bin 320 liraya çıkarılması gerekiyor. Zam yapılmaması halinde ise asgari ücretin bir miktar üzerinde maaş alanlarla birlikte en az 10 milyon çalışan, açlıkla karşı karşıya kalacak.

DÖRT AYDA YÜZDE 18 ERİDİ
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ocak-nisan arasındaki 4 ayda tüketici fiyatlarının yüzde 18.72 arttığını hesapladı. TÜİK’in resmi enflasyonuna göre, iktidarın yıl ortasında zam yapmayacağını açıkladığı 17.002 liralık asgari ücretin alım gücü mayıs başı itibarıyla 2.681 lira eriyerek 14 .321 liraya geriledi. Asgari ücretin alım gücü İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) hesabıyla 14.043 liraya, alternaif enflasyon hesabı yapan ENAG’a göre ise 13.285 liraya düştü. Mayıs ve haziran tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) artışla birlikte 6 aylık enflasyonun yüzde 25’lere ulaşması bekleniyor. Bu durumda asgari ücretin alım gücü 13.600 liraya kadar gerileyeceği için ara zam kaçınılmaz hale gelecek.
İKİ KEZ ASGARİ ÜCRETE ARA ZAM YAPILDI
Enflasyonun hızla yükselmesinin etkisiyle 2022 ve 2023 yıllarında asgari ücrete temmuz ayından geçerli olacak şekilde ara zam yapıldı.
2022 yılının ocak ayında 4 bin 253 TL olan asgari ücret temmuz ayında yapılan yüzde 29,3’lük ara zamla birlikte 5 bin 500 TL’ye çıkartılmıştı.
2023 yılının ocak ayında asgari ücret yüzde 54,5 artışla 8 bin 506 TL olarak belirlenmiş, 2023 yılının temmuz ayında ise asgari ücrete yüzde 34 oranında ara zam yapılmış ve asgari ücret 11 bin 402 TL olmuştu.
2024 yılının ocak ayında ise asgari ücret yüzde 49 artışla 17 bin 2 TL’ye çıkartılmıştı.
]]>Bu sezon dört kulvarda mücadele eden Galatasaray, UEFA Şampiyonlar Ligi’nde iyi bir performans sergilemesine rağmen Bayern Münih, Manchester United ve Kopenhag’ın yer aldığı zorlu grupta üçüncü sırada yer alarak yoluna UEFA Avrupa Ligi’nde devam etti.
Süper Lig’e Kayserispor beraberliğiyle başlayan sarı-kırmızılılar, Fenerbahçe ile kıyasıya bir mücadeleye girdi. İlk 10 hafta rakibini yakından takip eden Galatasaray, 11. haftada liderliği ele geçirdi, ancak bir sonraki hafta koltuğunu kaybetti.
Yoğun Avrupa kupaları programı nedeniyle yorucu bir periyot geçiren Galatasaray, sakatlıklar ve bazı oyuncuların formsuzluğuna rağmen Süper Lig’deki yarıştan kopmadı. Fenerbahçe ile puan puana mücadele eden sarı-kırmızılılar, 10 Şubat’taki 25. hafta maçından sonra liderliği ele aldı.
Şubat ayında UEFA Avrupa Ligi’nde Çekya temsilcisi Sparta Prag ile iki kez karşılaşan Galatasaray, 22 Şubat’taki ikinci maçtan sonra elendi. Üç kulvarda yoluna devam eden sarı-kırmızılılar, 29 Şubat’ta Fatih Karagümrük’e yenilerek Türkiye Kupası’na çeyrek finalde veda etti.
Galatasaray’ın elinde yalnızca Süper Lig ve 7 Nisan’da Şanlıurfa’da oynanan Süper Kupa kaldı. Fenerbahçe’nin 19 yaş altı takımıyla sahaya çıktığı ve ilk dakikanın ardından çekildiği Süper Kupa maçı, sarı-kırmızılıların ligdeki maç programını etkilemedi.

SÜPER LİG’E ODAKLANDI
Mart ayı itibarıyla Galatasaray, tüm dikkatini Süper Lig’e vermeye başladı.
Sarı-kırmızılı ekip, ocak ve şubat aylarında Mauro Icardi’nin sakatlığı nedeniyle idman yapamadan maçlara çıkması, Afrika Uluslar Kupası’nda yer alan Hakim Ziyech ile yeni transfer Serge Aurier’in sakat dönmesi, Abdülkerim Bardakcı’nın sakatlığı, Sacha Boey’in ara transferde takımdan ayrılması, Wilfried Zaha, Tanguy Ndombele ve Tete’nin formsuzluğu, sol bek Derrick Köhn’ün geç transfer edilmesi gibi sorunlarla mücadele etti.

Mart ayı öncesinde yoğun fikstür ve yaşanan problemlere rağmen Süper Lig’de galibiyet serisini sürdüren Galatasaray, 8 maçlık bir galibiyet serisi yakaladı. Teknik direktör Okan Buruk’un bu dönemde Barış Alper Yılmaz, Berkan Kutlu ve Kaan Ayhan’ı farklı pozisyonlarda kullanarak ürettiği taktiksel çözümler, sarı-kırmızılıların performansında belirleyici oldu.
Avrupa Ligi ve Ziraat Türkiye Kupası’ndan elendikten sonra Galatasaray, tamamen Süper Lig’e odaklandı.

YILDIZLAR ŞAMPİYONLUK HAVASINA GİRDİ
Süper Lig’de son 8 haftaya damga vuran Galatasaray’ın yıldız futbolcuları, şampiyonluk havasına girdi.
Mart ayı öncesinde 8 maç üst üste kazanarak yükselişe geçen sarı-kırmızılı ekip, bu seriyi 16 maça çıkardı. Özellikle Mauro Icardi, Hakim Ziyech, Dries Mertens ve Kerem Demirbay’ın başını çektiği yıldız futbolcular, attıkları gollerle Galatasaray’ın başarısında önemli rol oynadı.

Son 7 lig maçında 9 kez ağları sarsan Icardi, toplamda 23 gole ulaşarak gol krallığı yarışında zirveye yerleşti. Arjantinli yıldız, son dönemde gösterdiği performansla dikkatleri üzerine çekti.
Formlarıyla son haftalarda dikkat çeken Mertens, Ziyech ve Kerem Demirbay dörder, Barış Alper Yılmaz iki, Derrick Köhn, Lucas Torreira, Carlos Vinicius, Kerem Aktürkoğlu ve Abdülkerim Bardakcı ise birer kez fileleri havalandırdı.
AVERAJDA FENERBAHÇE’Yİ GEÇTİ
Mart ayı öncesinde genel averajda Fenerbahçe’nin gerisinde bulunan Galatasaray, mart ayı sonrasında bu alanda rakibini geçti.
2020-2021 sezonunda şampiyonluğu 1 gol averajla Beşiktaş’a kaptıran Galatasaray, bu sezon benzer bir duruma düşmemek için tedbirli davrandı. Sarı-kırmızılı ekip, 27. hafta sonunda attığı gol bakımından 13, genel averajda ise 6 gol farkla Fenerbahçe’nin arkasındaydı.

Son 8 haftada 29 gol atan ve kalesinde sadece 7 gol gören Galatasaray, bu performansıyla +22 averaj elde etti. Fenerbahçe ise aynı dönemde 19 gol atarken kalesinde 9 gol görerek +10 averaj yakalayabildi.
Bu performansın ardından son 3 haftaya 6 puan farkla lider giren Galatasaray, attığı gol sayısında farkı 3’e indirirken genel averajda da 6 gol farkla Fenerbahçe’yi geride bıraktı.
]]>Olay, 3 Mart’ta saat 07.00 sıralarında, Melikgazi ilçesi Alpaslan Mahallesi Ünal Sokak’ta meydana geldi. Fırında iş yeri sahibi Lütfullah Tüysüz ile aynı sokakta oto yıkamacı olan Osman Tüşümel arasında tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesiyle taraflar tabancalarını çekip, birbirine ateş etti. Osman Tüşümel hayatını kaybetti, Tüysüz ise bacağından yaralandı.
İhbarla bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Lütfullah Tüysüz, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılırken, Tüşümel’in cenazesi ise Kayseri Devlet Hastanesi’nin morguna götürüldü. Otopsi işlemlerinin ardından Tüşümel toprağa verildi, cinayet şüphelisi Tüysüz ise Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ndeki tedavisinin ardından 13 Mart’ta taburcu edilip sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı.
Öte yandan, silahlı çatışmada fırında poğaça almak için bekleyen ve seken kurşunun koluna isabet etmesiyle yaralanan M.T.E.’nin babası A.E. ve avukatı Umut Taşdemir, Cinayet Büro Amirliği’ne giderek şikayetçi oldu.
OLAY GÜVENLİK KAMERASINDA
Çatışma anı güvenlik kamerasına da yansıdı. Görüntülerde, Osman Tüşümel’in fırına geldiği, bu sırada Lütfullah Tüysüz’ün masada oturduğu görüldü. İçeride dolaşan Tüşümel dışarı çıktı, kısa süre sonra tekrar fırına girip Tüysüz’e doğru yönelip belinden 2 tabanca çıkararak ateş etti. Lütfullah Tüysüz de belinden çıkardığı silahla karşılık verdi. Tüşümel’in aldığı kurşunlarla yere yığıldığı da görüntülerde yer aldı. Bu sırada fırından ekmek alan bir kişinin hızla dışarı doğru kaçtığı görüldü. Görüntülerde, çatışma sırasında fırının giriş kapısının yanında oturan ve poğaça almak için bekleyen abla kardeşin panik yaşadığı, ablanın erkek kardeşine sarılıp, masanın altına saklanmaya çalıştığı anlar yer aldı. Cinayet şüphelisi Tüysüz’ün, Tüşümel yere düştükten sonra cep telefonuyla uğraştığı görüldü.

Lütfullah Tüysüz – Osman Tüşümel
Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma tamamlanıp, iddianame hazırlandı. Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianamede sanık Lütfullah Tüysüz hakkında, ‘Kasten öldürme’ suçundan müebbet, ‘Ruhsatsız silah bulundurma’dan 1 yıldan 3 yıla kadar hapis, fırında bekleyen M.T.E.’nin koluna kurşun isabet ederek yaralanmasına neden olduğu gerekçesiyle de ‘Olası kastla silahla basit yaralama’ suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istendi.
“CAN HAVLİYLE ATEŞ ETTİM”
İddianamede ifadesine yer verilen Lütfullah Tüysüz, “Osman Tüşümel’i gıyabında tanırdım. Kendisi beni tanımazdı. Olaydan bir gün önce Osman Tüşümel’in oğluyla tartıştık. Olay günü de fırında karşımdaki kişinin silahını çıkarıp ateş edeceğini düşünemedim. 2 silahını görünce kendimi korumak amacıyla can havliyle ateş ettim. Böyle bir şeyin olmasını istemezdim. Üzgünüm. Olayın nasıl olduğunu anlamadım. Şoka girdim. Bacağıma aldığım kurşunlarla ağrı ve yanma hissedince can havliyle silahımı ateşledim. Her şey bir anda oldu. Panik oldum” dedi.
İDDİANAME İADE EDİLDİ
İddianamenin geldiği ağır ceza mahkemesi, fırındaki çatışma sırasında koluna kurşun isabet eden M.T.E.’nin yaralanmasının ateşli silahtan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, eğer silah yaralanması ise hangi silahtan çıkan kurşun sonucu yaralandığının tespit edilmesi için ilgili kolluk biriminden bilgi alınmasını isteyerek, dosyayı yeniden Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı’na iade etti ve söz konusu eksikliklerin tamamlanmasını istedi. Polis, M.T.E.’nin koluna isabet eden kurşunun hangi silahtan çıktığını inceleyecek.
]]>“BELGRAD ORMANI’NDA HAVA SICAKLIĞI 30 DERECE, MASLAK’TA 42- 43 DERECE”
Gökdelenlerin şehirlerde hissedilen hava sıcaklığını arttırdığını belirten Ahmet Köse, “Aşırı şehirleşme, betonlaşma ve asfalt yüzeyler şehirleri ciddi manada etkiliyor. Her yağış sele neden oluyor. Her yağış su baskınına neden oluyor. Ve şunun farkına vardık ki, yazın Maslak’ın 2 kilometre ilerisindeki Belgrad Ormanı’nda hava sıcaklığı 30 derece olsun, nem yüzde 55 olsun, hissedilen sıcaklık 32 derece iken, bulunduğumuz bölgede hissedilen sıcaklık 42- 43 derece oluyor. Şanlıurfa sıcağını hissediyoruz.” dedi.
“GİYDİRME CAM ISIYI ARTIRIYOR”
Köse, “Nasıl oluyor bu? Buradaki hava sıcaklığı 32-33 derece. Nem yine yüzde 55 olsun. Ancak giydirme cam binaların, yapılan bilimsel çalışmalarda ortamın ısısını 3 derece kadar arttırdığı tespit edilmiş, yine beton ve asfalt yüzeylerin sıcaklığı 54 dereceye, 30 derece sıcaklıkta asfalt yüzeyin sıcaklığı ise 58 dereceye kadar çıkabiliyor. O yüzden bunların ve mercek görevi gören giydirme cam binaların da etkisiyle sıcaklığı 45 dereceye yakın hissediyoruz. Yine uluslararası tıbbi merkezin yaptığı araştırmalara göre 2003 yılında Avrupa’da sıcak hava dalgaları sebebiyle yaklaşık 70 bin kişi hayatını kaybetti. Yapılan çalışmalar şunu gösteriyor ki sıcak hava dalgasının yaşandığı günlerde ölüm oranları yüzde 10 oranında artıyor. Ülkemizde bununla ilgili çok ciddi çalışmalar olmasa da yapılan sadece Avrupa’da değil Amerika’da da yapılan çalışmalarda yüzde 14’lere kadar ölüm vakalarında ciddi artışlar görülüyor. Bu da kalp krizi ve beyin kanaması risklerinin arttığını gösteriyor” dedi.

“MERCEK GÖREVİ GÖRÜYOR”
Gökdelenleri ‘Rüzgar kapanı’ olarak adlandıran meteoroloji mühendisi Köse, “İstanbul’un hakim rüzgar yönü yüzde 70 poyrazdır. Biz gökdelenleri İstanbul’un hakim rüzgar aldığı alanlara diktik ve aralarında boşluk bırakmadığımız için rüzgar bir taraftan geliyor, diğer taraftan çıkamıyor. Çıkamadığı için o gökdelenlerin arka tarafında kalanlar yaklaşık bunun 50 katı mesafede rüzgarsız kalıyor. Rüzgarsız kalmak ne demek? Hava sirkülasyonu olmaması, hava kirliliğinin artması anlamına geliyor. Gökdelenin diğer tarafında kalanlar ise bu defa türbülans sebebiyle başta kulak rahatsızlıkları olmak üzere çok ciddi sinir harbine neden olan hastalıklara maruz kalmak zorunda kalıyor.” dedi.
Köse “Dolayısıyla biz bir şeyler yaparken, bir şeyleri göz ardı ediyoruz. Mesela gökdelenler, tamam cam giydirme binalar çok şık duruyor. Gece gündüz siz arka taraftakini göremiyorsunuz, işiniz gidiyor. Ancak diğer taraftan baktığınız zaman gelen ışığın bir kısmını gökdelenler geri yansıtıyor. Bu da mercek görevi görüyor. Hatta İngiltere’ de bir vaka var. Aynı yere park eden bir vatandaş belli bir süre sonra bakıyor ki arabası o mercek görevi sebebiyle boyası yanmış ve dava açıyor. Bunun gibi olayları artık gelecekte de sık sık biz görmeye başlayacağız. Öncelikle meteorolojik etki değerlendirme dediğimiz bir hadise var. Bir yörenin şehirleşme yapılırken meteorolojik hadiselere, parametrelere bakılması gerekiyor. O yörenin suyu yetecek mi, insanlara havası yeterli mi, yeterince temiz mi? Ya da biz dere boyunca, mesela Büyükdere Caddesi diyoruz. Derenin haberi yok bundan. Her tarafa plazalar dikmişiz. İki damla yağmur düştüğü zaman buralarda sel ve su baskınları yaşanıyor ve sonrasında bütün suçu iklim değişikliğine bağlıyoruz” diye konuştu.
“ŞEHİRLEŞME VE İMAR PLANLAMALARINDA METEOROLOJİ UZMANLARI DİNLENMELİ”
Şehirleşme ve imar planlamalarında meteoroloji uzmanlarının dinlenmesi gerektiğini savunan Ahmet Köse, “Şehirleşmeyi yeniden bizim tasarlamamız gerekiyor. Artık günümüzde sürdürülebilir şehircilik kavramı hat safhada ön plana çıkmış durumda. Çünkü biz gelecek nesillere artık yaşanabilir şehirler bırakabilmemiz için meteoroloji mühendislerinin sözlerine dikkat ederek, imar planlarında onlara yer vererek imar planlarını yeniden revize etmemiz gerekiyor. Çatı eğiminden, binaların yön seçimine kadar mesela biz kuzey-güney cepheler yapıyoruz. Binalara kuzey-güney istikamette yerleştiriyoruz, batı-doğu istikamette yerleştiriyoruz. Bunlar hakikaten o yöresel şartlara uygun mu? Mesela İstanbul da hakim rüzgar yönü poyraz olduğu için güneşi maksimum alacak şekilde şehirleri planlamamız gerekiyor. Binaları planlamamız gerekiyor. Zira mimar arsaya bakıyor. Şehre en fazla kaç metrekare alan çıkıyorsa ona göre binayı tasarlıyor ki şu an iyi günlerimiz” ifadelerini kullandı.
“BU KISIR DÖNGÜ DEVAM ETTİĞİ SÜRECE BİZİM SORUNLARIMIZ KATLANARAK DEVAM EDECEK”
Gökdelenlerin plansız şekilde yapılması durumunda yaşanacakları değerlendiren Köse, “Her geçen gün, iddia ediyorum her sene sel olayları katlanarak devam edecek, çatı uçmaları katlanarak devam edecek ve orman yangınları katlanarak devam edecek. Bunu önlemenin yolu sürdürebilir şehirleşme ve ulaşım. Orta çağdaki ahşap binaların ısı yalıtımı ile mevcut cam giydirme binaların ısı yalıtımı eşdeğer. Dolayısıyla biz bu evleri karşılamak için kışın sürekli buraları ısıtmak yazın ise soğutmak ile uğraşıyoruz. Bu da hava kirliliğine neden oluyor çünkü sürekli sera gazı salmak zorunda kalıyoruz. Bu kısır döngü devam ettiği sürece bizim sorunlarımız katlanarak devam edecek” dedi.
]]>Eşleri gönüllü olmasına rağmen donör olmaya uygun olmadıkları için yıllardır diyalize mahkum olan Saliha Aslan ile Akil Taka, çareyi çapraz nakil yönteminde buldu. Saliha Aslan’ın eşi Engin Aslan, Akil Taka’ya, Engin Aslan’ın eşi Gülgün Taka da Saliha Aslan’a donör oldu.
İzmir Acıbadem Kent Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Uzman Dr. Uğur Saraçoğlu, Uzman Dr. Işık Özgü, Uzman Dr. Gökhan Ekin ve Nefroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hüseyin Töz, Doç. Dr. Ebru Sevinç Ok’un gerçekleştirdiği ameliyattan 1 ay sonra hastanede bir araya gelen çiftler, böbrek değiş tokuşu sonrasındaki yeni hayatlarını anlattı.
Evliliklerinde 30 yılı geride bırakan, ikişer çocuk sahibi olan çiftler, ameliyattan sonra donör kardeşi olduklarını söyledi.
“YENİ DOĞMUŞ GİBİ OLDUM”
2022 yılı Ocak ayında diyalize başladığını belirten Saliha Aslan, “6 ay sonra felç geçirdim. Hastaneye çapraz nakil için başvurmuştuk ama felç geçirince iptal ettik. ‘1,5 sene geçmesi lazım’ dediler. Onu atlattım. Sonra burada çapraz nakle başvurduk” dedi.
Donör bulunduğunu ilk duyduğunda çok sevindiğini aktaran Aslan, “Ameliyat çok güzel geçti. Kendime geldim” diye konuştu. Donör olma konusunda vatandaşlara seslenen Aslan, “Herkesin gelmesini istiyorum. Kimse bu çileyi çekmesin. Çapraz nakil çok güzel bir şey, herkes başvursun. Çaresizdim. Diyaliz çok zor. Allah kimsenin başına vermesin. Kurtulduk. Yeni doğmuş gibi oldum” ifadesini kullandı.
“HERKESE ÇAPRAZ NAKLİ TAVSİYE EDERİM”
3,5 yıl boyunca diyalize girdiğini ifade eden Akil Taka, çok zor günler geçirdiğini söyledi. Çapraz naklin ne olduğunu diyaliz sürecinde öğrendiklerini belirten Taka, “Şu anda çok iyiyiz, mutluyuz. Böbrek veren eşime, böbrek kardeşime de teşekkür ederim. Bir ay bir gün oldu. Adeta yeniden doğdum” dedi.
Donör bulunduğunu duyduğunda çok mutlu olduğunu dile getiren Taka, “Ocak ayında bir donör bulunmuştu ama ‘Günah’ deyip, iptal ettiler. Bir ay sonra mart gibi tekrar donör bulundu. Bayramı burada geçirdik. Zor bir hastaydım. Diyabet, kalp yetmezliği hastasıyım ve damarlarımda daralma var. Dikişlerim alındıktan sonra damar ameliyatım olacak. Ondan sonra yeniden doğmuş gibi hayatıma devam edeceğim. Bütün böbrek hastalarına donörlerin organ bağışlamasını isterim” diye konuştu.
Ali Taka, sürecin başında kadavra donörden nakil için sıraya yazıldığını ve çok beklediğini hatta son zamanlarda ümidini yitirdiğini söyleyerek, “Herkese çapraz nakli tavsiye ederim. Akrabalarından kardeşlerinden, çocuklarından böbreğini vermek isteyenler versinler, her iki tarafta mutlu olsun. Bundan iyi sevap yok” dedi.
“ALAN RAZI, VEREN RAZI”
Eşinin ilk defa 2022 Ocak’ta diyalize girdiğini belirten Engin Aslan, “Diyaliz sürecinde hastanede 18 gün kaldık. Hastaneden çıktıktan sonra Bursa’ya başvurduk, 28 gün sonra böbrek bulundu. Yatış yaptılar ama donör Covid-19 olduğu için evimize dönmek zorunda kaldık. Sonra İzmir’e geldik. 15 gün sonra geri çağrıldık. ‘Nakil yapacağız’ dediler. Donör hazırdı, tanıştık. 15 günün içinde eşim diyalizdeyken beyinde pıhtı atınca nakil işi askıda kaldı. İzmir’de hastaneye başvurduktan 40 gün sonra böbrek bulundu. Sonra süreç bizi buraya kadar getirdi” diye konuştu. Donör olma sürecini anlatan Aslan, “Ayağımdan dikeni, gözümden çapağı çıkartamam. Bir cesaret geldi. Böbrek vermişim, vermemişim kendimde öyle bir şey hissetmiyorum. 5 Nisan’da nakil oldu. Alan razı, veren razı. Hepimize geçmiş olsun” ifadelerinin kullandı.
“ÇAPRAZ NAKİL ÇARESİZLİĞİMİZE ÇARE OLDU”
Böbrek beklediği süreç boyunca eşinin sağlığını kaybettiğini belirten Gülgün Taka, 3,5 yıllık süreçte eşinin kaslarının zayıfladığını, tansiyonunun düzensizleştiğini belirtti. Taka, “Ben verici oldum, çapraz nakile yazıldık. Çapraz nakilden hiç korkum olmadı. Çok şükür şu an oldu bitti. Allah’a şükür eşim sağlığına kavuştu” dedi.
Böbreğini verdiği Saniye Aslan’a ‘böbrek kardeşim’ diye hitap ettiğini dile getiren Taka, “Tanıştığımızda Saniye zor yürüyordu. Şimdi maşallah çok iyi. Böbrek kardeşim oldu. Herkesin çapraz nakle yazılmasını isterim. Bir rahatsızlığım yok. Tek böbrekle yaşıyorum. Çapraz nakil çaresizliğimize çare oldu. Herkesin organ bağışlamasını istiyorum” diye konuştu.
“EN İYİ TEDAVİ CANLI VERİCİLİ BÖBREK NAKLİ”
Böbrek yetmezliği hastalığının en iyi tedavisinin canlı vericili böbrek nakli olduğunu aktaran Dr. Uğur Saraçoğlu, “Kadavradan da böbrek nakli yapabiliyor ama en uzun böbrek sağlığını gerçekleştiren müdahale canlı vericili böbrek. Canlı vericili böbrek naklinde de genellikle hastaların birinci ya da ikinci derece akrabaları gönüllü oluyor. Fakat her zaman hastanın yakınlarının kan grupları, doku tipleri hastaya uymuyor. Hastalar bize ‘Yanımda bir vericim, gönüllü yakınım var’ diye geliyor. Tetkikleri yapıyoruz. Diyelim ki, böbreği uymadı. Bu hastaları biz bir yere yazıyoruz, bir grup oluşuyor. Daha sonra aynı şekilde olan hastaların birbirlerinin böbreklerinin uyacağı ortaya çıkıyor. Örneğin, ben hastayım, sizin böbreğinizi bana değil ama uyan başka bir vericisi olan kişiye takıyoruz. O kişinin yakınının böbreği de bana takılıyor. Biz buna çapraz nakil diyoruz” diye konuştu.
Çapraz naklin bütün dünyada uygulandığını söyleyen Dr. Saraçoğlu, “Gelişmiş ülkelerde, Amerika’da bazen gönüllü ama alıcısı olmayan, tek bir hastayla başlayan zincirler oluyor. Herhangi bir yakını böbrek yetmezliği yok ama verici oluyor. Böylelikle bir çapraz nakil zinciri başlıyor. Şu ana kadar yapılan en uzun zincir, 12-13 hastaya ulaştı. Tek bir kişinin gönüllü olması bile çapraz nakilde 13 hastanın böbrek nakliyle hayatının uzamasına sebep olabiliyor” dedi.
“DEVLETİN ORGANİZE ETMESİ LAZIM”
Hastaların durumu hakkında bilgi veren Dr. Saraçoğlu, “Hastaların durumu iyi. Ameliyat iyi geçti. Özellikle ilk 3 ay önemli. İlk 3 ayda doku reddi, operasyona dair komplikasyonlar olabiliyor. Yaklaşık 1 ay oldu. Sağlıkları iyi gidiyor. Onlar kontrole gelmeye devam ediyor” diye konuştu.
Gönüllü vericisi olan fakat doku tipi uymayan hastalarla ilgili böbrek nakli yapan merkezlerin listeleri olduğunu belirten Dr. Saraçoğlu, “Biz bu listeli kendi hastalarımızla çakıştırmaya çalışıyoruz. Bununla birlikte diğer hastanelerle de iletişim devam ediyor. Bazen de başka hastanelerle çakışmalar yapılıyor. Aslında devletin organize etmesi lazım. Bununla ilgili bazı çalışmalar olduğunu biliyorum ama henüz bir sonucu ulaşmamış. Çakıştırmak kolay değil. Yüzlerce hastayı tanımak gerekiyor. Bununla ilgili yapılan algoritma çalışmaları var. Bilgisayar ortamında yapay zekanın çakıştırdığı hastalar oluyor. İleride yaygınlaşacak ama Türkiye’de şu an merkezlerin çabasıyla giden bir şey. Daha devlet bu işe elini atmış değil” ifadelerini kullandı.
]]>Cesaretleri ve sadakatleri nedeniyle saygı gören İsviçreli paralı askerler, 16. yüzyılın başlarından bu yana, Papa’nın ikametgahını ve şehrin sınırlarını korumak için Vatikan’da yaşıyor.

Guardian’ın haberinde, Vatikan Şehri’nin doğu kesiminde yer alan muhafızlar ile aralarına katılan yeni askerlerin yemin töreni için prova yapan birliklerin geçmişine ve günlük yaşamlarına dair bir fikir verildi.
Zırh ve kargılarla tamamlanan geleneksel kırmızı, sarı ve mavi kıyafetlerini giymiş erkekler, kışlanın avlusunda kusursuz bir koreografiye sahip yürüyüş provası yapıyorlardı; her biri papalık yeminini ederken Kutsal Teslis’i anmak için sağ ellerinin üç parmağını gökyüzüne kaldırıyordu.
Pazartesi günü yapılan törenle papayı savunmak için “hayatını feda etme” sözü veren 34 yeni kişi birliğe katıldı.

Muhafızlar sıra dışı görünebilir, ancak 1914’te Col Jules Repond tarafından tasarlanan Rönesans tarzı üniformaların arkasındaki adamlar, birçok kişinin inandığı gibi, bu noktaya gelebilmek için rekabetçi bir başvuru sürecinden ve sıkı bir eğitimden geçiyor.
Askere alınacak kişiler erkek, İsviçreli, 19 ile 30 yaşları arasında, 1,74 metrenin üzerinde, bekar ve “kusursuz bir karaktere” sahip dindar bir Katolik olmalıdır. İsviçre’de askerlik hizmetinden geçmeleri ve en az iki yıl boyunca papaya hizmet edeceklerini taahhüt etmeleri gerekiyor. Beş yıllık hizmetin ardından evlenebilirler.
Teber onların geleneksel silahıdır, ancak birlikler, daha yakın zamanda tanıtılan şok silahları da dahil olmak üzere, günümüzün küçük silahlarını kullanmak üzere eğitiliyor.

Papa Francis, Fransa’da ve Avrupa’nın başka yerlerinde gerçekleşen bir dizi terör saldırısının ardından ve 35 milyon kişinin Vatikan’ı ziyaret etmesinin beklendiği gelecek yılki yıldönümüne hazırlık amacıyla 2018’de ordunun sayısını 110’dan 135’e çıkardı.
Askere alınan askerler, askeri eğitimin yanı sıra, İsviçreli Muhafız olarak hayata uyum sağlayabilecek zihinsel kapasiteye sahip olduklarından emin olmak için yoğun psikolojik testlerden de geçiriliyor. Bir kaynak, “Birçoğu bu noktada başarısız oluyor ya da belki işe alınıyorlar ve kariyerin kendilerine göre olmadığını anladıklarında yalnızca birkaç ay dayanabiliyorlar” dedi.
İsviçreli Muhafızların bugünkü rolü kısmen törensel ve kısmen de papanın güvenlik hizmeti olarak hizmet etmek olsa da, tarih boyunca şiddetli savaşlara da dahil oldular.

Ordu yalnızca erkeklere yönelik kalsa da, kadınların da barınabileceği yeni bir kışla planlanıyor. Bir yetkili, “Kadınların katılıp katılamayacağına karar vermek papaya kalmış ve biz de onun istediği her şeyi yasalaştıracağız” dedi.
Gardiyanlar, yoğun günlerde bazen 12 olmak üzere altı saatlik vardiyalar halinde çalışıyor. Ayda yaklaşık 42 bin TL (1.299 euro) kazanıyorlar ve boş zamanlarında Vatikan’ın ötesine geçmekte özgürler. Ortak yurtlarda birlikte yaşıyorlar.
İsviçreli Muhafızlardan biri olan Peter, “Hayatınız neredeyse günün 24 saati birlikte geçiyor. Ama iyi bir ortam var ve gerçekten iyi arkadaşlıklar kuruyorsunuz.” diyor.
Ama hepsi papaya hizmet etmeye hazır. Peter, “Bu işin en iyi kısmı; o dünyadaki en önemli insanlar arasında ve sadece 135 kişi bunu yapma fırsatına sahip.” diye ekliyor.
]]>Diyarbakır’da 23 Ocak 2023 günü aşırı hız sonucu biri polis aracı olmak üzere iki araca çarpan ve Kemal Güleç adlı polisi şehit edip 4 kişiyi yaraladıktan sonra tutuklanan Hasan Aydın’ın yargılanmasına Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Şehit polisin eşi Hilal Güleç, vatanına hizmet eden bir polisin hayatın kaybettiğini belirterek sanığın cezalandırılmasını istedi.
“ECELİNE GİDERMİŞCESİNE SÜRÜYOR”
Güleç’in avukatı da, sanığın daha önce de ehliyetsiz araç kullanmaktan cezalandırıldığını belirterek, “Alkollü ve ehliyetsiz araç kullanarak bu kazaya neden olmuştur. Kaza bilinçli taksir değil, olası kastla öldürmedir. Savcı bile iddianamesinde ‘Eceline gidermişçesine sürüyor’ ifadesini kullanmıştır. Vefat eden polis 32 yaşındaydı. Hayatını kaybettiğinde üzerinde polis üniforması vardır. 4 yaşında bir çocuğu var ve ailesi Malatya’da depremzede oldukları için halen konteynerde yaşamaktadırlar. Sanığın olası kastla en üst sınırdan cezalandırılmasını talep ediyoruz” dedi.

“GÖREV BAŞINDA ÜNİFORMALIYDIK”
Olayda yaralanan polis memuru da, “Görev başındaydık, üzerimizde resmi üniformalarımız vardı. Kazadan sonra uzun süredir araç kullanamıyorum, ağrılarım devam ediyor. Maddi ve manevi kaybımız oldu. Zararın karşılanacağı söyleniyor ancak karşılanmadı. Sanığın cezalandırılmasını istiyorum” diye konuştu.
“BEN DE ÖLEBİLİRDİM, MAĞDURUM”
Sanık ise, kazayı bilerek yapmadığını, evli ve 3 çocuklu olduğunu belirterek, “Aldığım alkol oranı bellidir, kaza anında frene de bastım ancak tutmadı. Ben de bu kazada ölebilirdim. Rahmetlinin ailesine elimden geleni yaptım yine yapmaya devam edeceğim, bende mağdur oldum, tahliyemi istiyorum” dedi. Mahkeme, 13 aydan beri tutuklu yargılanan sanıkla ilgili delillerin önemli ölçüde toplandığını, sanığın tutuklu kaldığı süre ve kaçma, gizlenme ya da delilleri karartması yönünde somut olguların bulunmayışı dikkate alınarak tahliyesine karar verdi.

FREN YAPMADI
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanık Hasan Durmaz’ın 34 FPH 196 plakalı araçla sokak arasındaki tali yoldan ana bulvara adeta eceline gidercesine durmadan ve fren yapmadan hızla çıktığı, ardından seyir halindeki polis Ömer Doğan’ın kullandığı araca 46 AFF 530 plakalı araca çaptığı bildirildi.
Sanığın hızını alamayarak bu kez seyir halindeki Velat Karakaş’ın kullandığı 27 AHF 268 plakalı araca çarparak durduğu kaydedildi. Olayda Devriye Ekipler Büro Amirliğinde görev yapan Kemal Güleç’in şehit olduğu, polis Ömer Doğan ile ikinci araçta bulunan Velat Karakaş ile kazaya neden olan Hasan Aydın’ın kullandığı araçtaki Mehmet Ali Başyiğit ile Mehmet Ali Özen’in de yaralandıkları ifade edildi.
PTS ve KGYS kayıtlarından kazaya neden olduğu belirlenen Hasan Aydın Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi’nin raporuna göre asli derecede kusurlu bulundu. Sanığın kullandığı aracın 6 aylık yeni bir araç olduğu, mekanik sisteminde bir arıza bulunmadığı, fren balatalarının monteli ve güvenli kullanım durumuna uygun olduğuna dair uzman raporu soruşturma dosyasına eklendi.
KANINDA ALKOL, AMFETAMİN, EXTACY…
İddianamede, sanığın alkol ve uyuşturucunun etkisiyle “Olası kastla kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmek” suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığı oluşsa da, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, somut olaya dair bilinçli taksir suçu olduğuna dair emsal kararları olduğuna dikkat çekildi. Sanığın olay anında ters yönden çok hızlı şekilde hareket ettiğine dair izlenen kamera kayıtları, kanında alkol, amfetamin ve Extasy uyuşturucu madde bulunduğu ve kaza anında ehliyetsiz olduğu da göz önüne alındığında failinin “Ne olursa olsun her durumda eylemi gerçekleştirirdim” düşüncesi ile hareket ettiğine dikkat çekildi.
EHLİYET YOK, ŞANSINA VE BECERİSİNE GÜVENDİ
Sanığın bu şekilde meydana gelen zararlı sonucu kabul ettiği olası kastla öldürme suçunu oluşturduğu değerlendirmesi yapılmış ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararlarının irdelenmesiyle suçun “Bilinçli taksir” olduğunun altı çizildi. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonucun, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmediği belirtildi. İddianamede, neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya kişisel becerisine güvenerek hareket ettiği vurgulandı.
Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde ise bilinçli taksirin söz konusu olacağı vurgulandı. Sanık Hasan Aydın’ın amfetamin, esrar, Extasy uyuşturucu ve alkolün etkisiyle ehliyetsiz biçimde araç kullanma konusundaki kişisel becerisine güvenerek kaza yapacağına inanmadığı için mevcut sonucun ortaya çıkması nedeniyle hukuki durumunun bilinçli taksirle öldürme suçunu oluşturacağının altı çizildi.
İSTEMEDİĞİ BİR SONUCA NEDEN OLDU
Sanığın şoförlük yeteneklerine güvenerek gece olması nedeniyle trafiğin az olacağı düşüncesiyle ve karşı yönden gelenlerin kendilerini koruma yönünde dikkatli davranacaklarına inandığı için bu saikle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek öngördüğü ancak istemediği neticeye neden olduğu belirtildi.
Meydana gelen sonucu kabullenmediği ve arzulamadığı anlaşıldığından gerçekleşmesini istemediği ancak öngördüğü sonucun meydana gelmesini engelleyecek şekilde özen yükümlülüğüne uygun davranmayarak bir kişinin ölümüne birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmak suçundan 15 yıla kadar bilinçli taksirle cezalandırılması isteniyor.

Şehit polis Kemal Güleç
]]>Hamas’ın kabul ettiği anlaşmaya İsrail’den ret geldi. İsrail, ateşkesin taleplerini karşılama konusunda yetersiz kaldığını ancak bir anlaşmaya varmak için bir heyet göndereceğini duyurdu.
Katar ve Mısır tarafından iletilen, Hamas’ın onay verdiği ateşkes teklifinin, toplamda 124 gün süreceği ve 3 aşamadan oluştuğu belirtiliyor.
Filistinli bir yetkiliye göre, ilk aşama “ilk günden itibaren iki taraf arasındaki karşılıklı saldırıların geçici olarak durdurulmasını ve İsrail askerlerinin, Gazze’nin doğu bölgelerine ve nüfusu yoğun bölgelerden uzakta İsrail sınırına yakın bir bölgeye çekilmesini içerecek.
İlk aşamanın 7’inci gününde tüm İsrailli kadın esirlerin serbest bırakılmasının ardından, İsrail askerleri, sahil boyunca uzanan Er-Reşid Caddesi ile doğuda onun paralelindeki Salahaddin Caddesi’nden çekilecek ve böylece, insani yardımların kuzeye girişleri kolaylaşacak, yerinden edilenlerin evlerine dönüşüne izin verilecek ve Gazze’nin tamamında halkın hareket özgürlüğü garanti edilecek.
İlk aşamada ayrıca, İsrail’in askeri ve keşif uçuşları günde 8 saat, İsrailli esirlerin serbest bırakıldığı günlerde ise 10 saat süreyle durdurulacak. Ayrıca 50’si yakıt olmak üzere günlük 500 yardım tırı Gazze’ye girecek ve bunlardan 250’si kuzeye gönderilecek, Gazze genelinde hastaneler, sağlık merkezleri ve fırınlar yeniden faaliyete geçirilecek.
KARŞILIKLI ESİR TAKASI
Hamas’ın, aralarında hala hayatta olan kadınlar, 19 yaş altı çocuklar ve 50 yaş üstü yaşlıların da bulunduğu 33 İsrailli tutukluyu serbest bırakmasına karşılık İsrail tarafı, Hamas’ın belirleyeceği liste doğrultusunda her bir İsrailli için çocuk, kadın ve yaşlılardan 20 Filistinliyi serbest bırakacak.
İlk aşamada ayrıca, 7 Ekim’de alıkonulduklarında fiili olarak askerlik görevini yürüten ve halen hayatta olan her bir İsrailli kadın askere karşılık 20’si müebbet hapis mahkumu 40 Filistinli tutuklu serbest bırakılacak.

Önerinin 42 gün sürecek ikinci aşamasında ise sürdürülebilir sükunet için gerekli düzenlemeler üzerinde anlaşılacak ve tüm esirlerin takas edilmesinden önce bunun yürürlüğe gireceği ilan edilecek. İkinci aşamada ayrıca, üzerinde anlaşmaya varılan sayıda Filistinli mahkuma karşılık hala hayatta olan İsrailli sivil erkekler ile askerler serbest bırakılacak, İsrail askerleri Gazze’den tamamen çekilecek, savaş nedeniyle tahrip edilen evlerin, sivil tesislerin ve altyapının kapsamlı bir şekilde yeniden inşası için gerekli düzenlemeler başlatılacak.
Üçüncü aşamada ise her iki tarafın elinde bulunan hayatını kaybetmiş tüm esirlerin naaşları takas edilecek ve Gazze’nin 5 yıllık imar planı uygulamaya koyulacak.
ABD: İSRAİL’İN CEVABINI BEKLİYORUZ
ABD yönetimi, Hamas’ın Katar ve Mısır tarafından iletilen “İsrail’le ateşkes önerilerine” onay vermesini hem içeride hem de bölgedeki müttefikleriyle değerlendirdiğini ve İsrail’in cevabını beklediğini açıkladı.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby, günlük basın brifinginde, Gazze’deki olası ateşkes durumuna ilişkin son durumu değerlendirdi. “Rehine anlaşması konusunda Hamas’ın bir yanıtı oldu. Şu anda bunu değerlendiriyoruz. Bunu bölgedeki ortaklarımızla da konuşuyoruz. (CIA) Direktörü Burns bölgede ve şu anda sahada bunun üzerine çalışıyor” diyen Kirby, hassas bir noktada olunduğu için daha ileri bir yorum yapamayacağını söyledi.
Kirby, bu noktada herkesin İsrail’in vereceği yanıtı beklediğini ve kendilerinin bu sürecin önüne geçmek istemediğini kaydetti.
]]>Özel, törenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. CHP liderine “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP içinde bir karışıklık planı olduğu” iddiası da soruldu.
TUTUKLU GENERALLERİN DURUMU
Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde generallerle ilgili bir talimatı olup olmadığı sorusu üzerine şunları söyledi:
– İki genel başkan bir görüşme yaptıktan sonra ya ortak bir açıklama yapılır ya da herkes görüşmeyle ilgili kendine ait kısımlar hakkında bilgi verebilir. Diğeri son derece müzakere tekniğine aykırıdır. Ben şöyle dedim, bana böyle dediler dediğinizde, görüşmenin belli seyrini, bundan sonra olabilecek olumlu görüşmeleri engellemiş olursunuz. Ben gazetecilik merakına sonuna kadar saygılıyım ancak bu cevap için muhatap ben değilim. Benim söylemem doğru olmaz. Ben sadece kendimin ne yaptığını söyleyebilirim.
– Biz detaylı bir dosya hazırlamıştık. O dosyayı, Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmede gündemimize aldık, üzerinde konuştuk. Ben bu konuda, önümüzdeki günlerde olumlu gelişmeler olacağını ümit ediyorum, bu ümidimi koruyorum. Dikkatle takip edeceğiz. Belki Sayın Erdoğan bu konuda bir açıklama yaparsa ondan sonra o günle ilgili diğer detaylar aleniyet kazanabilir. Ama benim aksini yapmam müzakere tekniğine uygun bir davranış olmaz.

“BÜYÜK BİR NEZAKETLE MÜZAKERE EDİLDİ”
– Herkesin içi rahat olsun. Gezi davasında da 28 Şubat davasında da yaşanan hukuksuzluklar ve toplumdaki tüm beklentiler, yani önceden bir gündem hazırladığımızı söylemiştim. O gündem içindeki herhangi bir madde konuşulmadan o toplantıdan ayrılınmadı. O gün de söylemiştim, daha önce söylediğimiz her şey ve daha fazlası toplantıda konuşuldu. Büyük bir nezaket ile karşılıklı müzakere edildi, görüş alışverişi yapıldı. Bizim tarafımızdan belli talepler çok net şekilde dillendirildi. Ben marj içinde kalmak zorundayım.
SİNAN ATEŞ İDDİANAMESİ
Özel, Sinan Ateş iddianamesi ile ilgili soru üzerine şöyle konuştu:
– Sinan Ateş iddianamesi le ilgili kapsamlı bir çalışma ve açıklama yapacağız. Ancak iddianame hem aileyi son derece rahatsız etmiştir hem de Türkiye’deki gerçekten adalet isteyen herkesi rahatsız etmiştir. İddianameyi hazırlayan savcının görevi şudur; delilleri toplamak, şahitleri dinlemek, soruşturmayı genişletmek ve en geniş şekilde yargılanma safhası gelmeden önce iddianameyi hazırlamak.
– Kamuoyunun kapsamı savcıdan geniş. Sizler savcıdan daha çok şey biliyorsunuz. İddianamenin özelliği şudur; iddianameyi okuduğunuzda haber yaparsınız. İddianame ile ilgili yapılan haberler, iddianamede bir şey olmadığına yönelik. İddianamede yeni bilgiler yok. Sizlerden birisi eline kalem alsa daha güçlü bir iddianame yazar. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.

AYŞE ATEŞ İLE GÖRÜŞECEK
Bu arada Sayın Ayşe Ateş -Sinan Ateş’in eşi- bizden bir randevu talebi olmuştu. Kendisiyle bugün görüşeceğiz. Kendisinin bu konuyla ilgili topluma mal olan tepkisini biz de sizlerle takip ettik. Onun dışında kendisiyle de görüştükten sonra dah fazla, daha net şeyler söyleme imkanı buluruz.”
ERDOĞAN’IN ZİYARET TARİHİ NET DEĞİL
Erdoğan’ın iade-i ziyaretine ilişkin tarihin netleşip netleşmediği sorusu üzerine Özel, “Bize henüz böyle bir başvuru yapılmadı. Böyle bir talepte bulunulacağını biliyoruz. Tarih netleşince açıklanır” dedi.

“ÖZGÜVENSİZ DÖNEMDEN KALAN MESELELER”
“Görüşmeden sonra bazı iddialar da ortaya atıldı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın CHP içinde bir karışıklık planı olduğu şeklinde yorumlar yapılıyor. Bu konuda değerlendirmeniz nedir” sorusu üzerine Özel, şu yanıtı verdi:
– 47 yıl seçim kazanamamanın verdiği özgüvensizliği atamamış bazı arkadaşlarımızın değerlendirmeleri. Türkiye’nin birinci partisini, yüzde 38 oy almış bir partiyi, gelecek seçimlerde Türkiye’nin iktidar partisi olmak için canla, başla çalışan ve buna yürekten inanmış kadroların partisini kim karıştırmak isteyebilir, kim komplo teorileriyle bizleri meşgul etmek isteyebilir. Bunlar özgüvensiz dönemden kalan meseleler. Kendimize güvenimiz tam. Kayıt dışı siyasete karşıyız.
– Her şeyi gözlerinizin önünde yapıyoruz, açıklıyoruz, çalışıyoruz. Gayret ediyoruz. Hiç kimse korkmasın. CHP’yi topuyla, tüfeğiyle, tankıyla darbeciler karıştıramadı. Biz her seferinde bazen düştük, hep beraber düştüğümüz yerden kalktık. Şimdi yerdeyken kalkacağına inanan bir parti, tarihinin en önemli çıkışlarından birinde böyle özgüvensiz sorularla, özgüvensiz tartışmalarla kimse kimseyi meşgul etmesin. İşimiz var daha iktidar olacağız.
]]>Bunun üzerine söz alan sanık avukatlarından Aykan Akkaçmaz “Dönemin savcısı Word belgesini tarayıp bize PDF olarak sunmuştur. Biz de savunmalarımızı buna göre hazırladık. İstanbul Adliyesi’nde belgenin orijinal hali Word şeklinde. Karargah Evleri dosyasının kumpas olduğu ortaya çıktı. Tamer Tatar’ın getirdiği Karargah Evleri dosyasından devşirildiğini düşündüğümüz 5 numaralı CD’den çıkan Genelkurmay belgelerinin üstünde 03 kodları var. Karargah Evleri’nin kumpas olduğu sabit. Burada da aynı kodlar var. CD 5’in uydurma bir delil olduğu kanaatindeyiz. Bu esas olmamalıdır” talebinde bulundu ve ”Tamer Tatar’a gönderildiği iddia edilen askeri belgeler FETÖ’cü savcılara veriliyor hatta biri firari. Ayrıca Tamer Tatar bu belgelere yama yapıyor. Tamer Tatar’ın Bank Asya hesaplarına ve yurt dışı ziyaretlerine rağmen ne hikmetse sadece 2 yıl 2 ay ceza almıştır” diye konuştu.
”FETÖ’CÜ TUTUKLU SAVCI TARAFINDAN İDDİALAR SUNULDU”
Sanık avukatlarından Mehmet Sever de “Bu davada yargılanan kişiler 7 Nisan toplantısı ile ilgili yargılanmaktadırlar. Bu 7 Nisan toplantısına dair soruşturmanın genişletilmesi talebim var. FETÖ’cü tutuklu savcı Kemal Çetin tarafından bu iddialar sunulmuştur. FETÖ’nün kumpas ve yalan delil üretmekte olduğunun ne kadar usta olduğu tüm yargılamalarda ortaya çıkmıştır. FETÖ örgüt üyeliğinden mahkum olan ve yardımdan ceza alan ve bu dosyaya bilgi ve belge sunan kişilerin dosyaları sunulmalıdır. Bu dosyalar bu davadaki süreci etkileyecek derecede önemlidir” talebinde bulundu.
“HİÇ KİMSE 18 MADDEYE İTİRAZ ETMEDİ”
Duruşmada tanık olarak dinlenen dönemin Devlet Bakanı-Hükümet Sözcüsü ve ATA Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, şunları söyledi:
– Refah Yol hükümetinde Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü’ydüm. Doğru Yol Partisi adına bir hafta ben sözcülük yapardım bir hafta Refah Partisi adına Abdullah Gül. Dolayısıyla hükümetin içindeydim. 12 Eylül sonrasında MHP ve ülkücü kuruluşlar davasında devleti cebir ve tehditle yıkmak suçlamasıyla tutuklandım, idamla yargılandım ve aklandım. Yeminime sadık kalarak söylüyorum o dönemde herhangi bir şekilde darbe söz konusu değildi ne klasik bir darbe ne de postmodern darbe.
– Eğer MGK’da kararlaştırılan 18 maddeden söz ediliyorsa Süleyman Demirel’in bana söylediğini söylüyorum ‘8 saat boyunca Başbakan hiçbir konuya itiraz etmedi hatta başını sallıyordu. MGK’da kararlaştırılan 18 maddeye aynen katılıyorum. Biz de o görüşteyiz. Devlette irtica vardır hatta 200 yıldır vardı’ dedi. Bakanlar Kurulu’nda görüşüldü ve Tansu Çiller de içinde olmak üzere hiç kimse bu 18 maddeye itiraz etmedi.
”TOPLUMUN GERİLDİĞİ BİR GERÇEK”
”Refah Partisi iktidara gelince ve Necmettin Erbakan’da başa gelince sanki yeraltında bekleyen örgütler bir anda ortaya çıktı ve ‘gün bizim günümüz’ dedi. Tarikat şeyhleri olduğu iddiasıyla bir takım insanlar Başbakanlık konutuna çağrıldı ve iftar yemeği verildi” diyen Zeybek, şöyle devam etti:
– Bir örnek daha vermek istiyorum. Ben aynı zamanda Basın Yayın’dan Sorumlu Devlet Bakanıydım. Gazetelerde Refah Partisi Genel Sekreteri Oğuzhan Asiltürk diyor ki ikindi namazı da tatil olsun. Dedim ki sayın başbakanım siz artık başbakansınız güzel işler de yapıyorsunuz. Ama artık dini siyasete alet etme işini bırakın ne demek ikindi namazı tatil olsun. ‘Oğuzhan öyle bir şey söylemez’ dedi. Dolayısıyla toplumun gerildiği bir gerçek. Dolayısıyla bu gerginlik MGK’ya da yansıdı ve bu kararlar çıkarıldı. Darbe zorlamayla olur ancak benim kanaatimce asla bir darbe girişimi söz konusu değildir.
– 2 yıl sonra Tansu Çiller Başbakan olacaktı ama Türkiye gerçekten çok gerilmişti ve bu gerginliği gidermenin bir yolu olarak da Tansu hanım Başbakan olursa bu kabaran gerginlik halkımızın daha sakin olabileceği düşünüldü buna Erbakan da razı oldu ama o dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başka yönde bir karar verdi. Dolayısıyla Mesut Yılmaz’a verdi hükümeti ve buna Tansu Çiller ‘darbe’ dedi. Generallerin hükümet üzerindeki baskısı asla söz konusu değildir.
”BİR DARBE DÜŞÜNCESİ OLSAYDI YAPILIRDI “
– Sincan’dan tankların yürüme iddiası da bana gülünç geliyor. Sonradan öğrendik normal bir geçişmiş. O gün tankların Sincan’dan yürümesi ile 4 ay sonra hükümetin düşmesinin arasında bir bağlantı olduğu iddiası oldukça gülünç. Ben sanıkları tanımam. Batı Çalışma Grubu sanki bir cuntaymış gibi anlatıldı. Ancak bir çok bakanlıkta çalışma grupları kuruldu. O dönemin şartlarında bir darbe düşüncesi olsaydı bu yapılırdı ve kimse de bunu önleyemezdi.’
DURUŞMA 9 EYLÜL’DE
Mahkeme sanık avukatlarının ATK raporu hakkında beyan vermesi için bir sonraki duruşmaya kadar süre tanırken savunma delili olarak dosyaya celbi istenen Deniz Ay, Gökhan Eski ve Tamer Tatar’ın dosyaya katkısı olmayacağı gerekçesiyle bu taleplerin reddine karar verdi ve bir sonraki duruşmayı 9 Eylül saat 10.30’a erteledi.
Duruşma sonrası açıklamalarda bulunan Namık Kemal Zeybek, ”28 Şubat’ın darbe olduğuna yönelik tüm savlar tutarsız ve temelsizdir. Böyle bir şey olmamıştır. Şimdi yargılanan generaller, subaylar o süreçte vatana büyük hizmet etmişlerdir ve gerginleşen ortamı soğukkanlı şekilde sakinleştirerek görevlerini yapmışlardır” diye konuştu.
]]>

Ümit Yalım
LOZAN’I İHLAL EDEN ZİYARET
1- Lozan’ı ihlal eden Yunan Tugayı’nın Komutanı General, Edirne’deki tugayımızı ziyaret etti. T.C. Milli Savunma Bakanlığı resmi internet sitesinde Güven Artırıcı Önlemler çerçevesinde Trakya’daki Türk ve Yunan sınır birlik komutanlarının karşılıklı olarak ziyaretler yaptığı açıklandı. Bu kapsamda Yunanistan 3. Mekanize Piyade Tugay Komutanı’nın 16-17 Nisan 2024’te Edirne’deki 54. Mekanize Piyade Tugayı’nı ziyaret ettiği belirtildi. Yunan 3. Mekanize Piyade Tugayı, Meriç Nehri’nin batısında Orestias bölgesinde konuşlu olup bölge 1923 Lozan Antlaşması’na göre Gayri Askeri Statüde’dir. Yunan Tugay Komutanı’nın ziyaret ettiği 54. Mekanize Piyade Tugayı ise Bulgaristan sınırının güneyindeki bölgede konuşludur. Yani Yunan sınır bölgesinde değildir. 1923 Lozan Antlaşması’na ekli Trakya sınırlarına ilişkin sözleşmenin 1. Maddesi ile Ege Denizi’nden Karadeniz’e kadar Türkiye’yi Yunanistan’dan ve Bulgaristan’dan ayıran sınırların iki yanındaki topraklar üzerinde 30 kilometre genişliğinde Gayri Askeri Bölge oluşturuldu. Sözleşmenin 3. Maddesi’ne göre Gayri Askeri Bölge’de hiçbir kara, deniz ve hava tesisi/birliği kurulmayacak/bulunmayacak, sadece jandarma, polis, gümrük memurları ile her türlü top dışında tüfek ve makinalı tüfeklerle donatılmış Hudut Birlikleri bulundurulacaktır.

Yunanlı general Edirne’de konuşlu 3. Mekanize Tugay Komutanlığı’nı ziyaret etti.
2- Türk Generali, Gayri Askeri Bölge’de konuşlu Yunan Tugayı’nı ziyaret etti. Savunma Bakanlığı, Keşan’da konuşlu 4. Mekanize Tugayı Komutanı’nın 18-19 Nisan 2024’te Yunan 31. Mekanize Piyade Tugayı’nın yaptığı ziyaretin haber ve görüntülerini de yayınladı. Yunan 31. Mekanize Piyade Tugayı, Meriç Nehri’nin batısında Ferecik bölgesinde konuşlu olup bölge 1923 Lozan Antlaşması’na göre Gayri Askeri statüdedir. Türkiye, Gayri Askeri Statü’deki adalara yapılan askeri ziyaretleri sert bir şekilde eleştirip Yunanistan’a nota verirken T.C. Milli Savunma Bakanlığı’nın Gayri Askeri Bölge’de bulunan Yunan Tugayı’na ziyaret maksadıyla Türk generalini göndermesi tam bir skandaldır. Bakanlık bu uygulaması ile Yunanistan’ın Lozan Antlaşması’nı ihlal etmesini kabulleniyor ve sınır güvenliğimizi tehlikeye atıyor. Yunanistan’ın Gayri Askeri Statü’deki sınır bölgesine konuşlandırdığı 2 Tümen’de toplam 4 Tugay bulunuyor. Yunanistan’ın Gayri Askeri Bölge’nin dışındaki sınır bölgesinde 2 Tugay bulundurması dikkat çekiyor.

Türk subaylar Meriç’in batısındaki Ferecik bölgesinde konuşlu Yunan tugayını ziyaret etti.
DEDEAĞAÇ ÜSSÜNE SEYİRCİYİZ
3- Savunma Bakanlığı, Gayri Askeri Bölge’de/Dedeağaç’ta konuşlu ABD Askeri üslerine seyirci kalıyor. Trakya Sınırları’na İlişkin Sözleşme’nin 3. Maddesi ile Gayri Askeri Bölge’de kara, deniz ve hava üsleri kurulamaz ve hava araçları uçurulamaz. ABD 2020’de Yunanistan’ın Gayri Askeri Statü’deki Dedeağaç bölgesinde deniz ve hava üssü kurdu. Hem ABD hem de Yunanistan bu uygulama ile 1923 Lozan Antlaşması’nı ihlal ediyor. Gayri Askeri Bölge’deki ABD üslerine seyirci kalan bakanlık, ABD ve Yunanistanın Lozan Antlaşması’nı ihlal etmesini kabulleniyor ve sınır güvenliğimizi tehdit ediyor.

ABD’nin Dedeağaç bölgesindeki askeri yığınağı bölgedeki dengeleri değiştirdi.
TÜRKİYE’YE MEYDAN OKUDU
4- Savunma Bakanlığı işgalci Nikos Dendias ile Güven Artırıcı Önlemler’i görüşüyor. Savunma Bakanlığı’nda görevli amirallerden oluşan Türk Heyeti 22 Nisan 2024’te Atina’da işgalci Yunan Savunma Bakanı Nikos Dendias ile görüştü. 2015-2016 yıllarında da Savunma Bakanlığı yapan Dendias 11 Ocak 2015’te Aydın Eşek Adası’na gelerek bizim adamızda egemenlik ve bayrak gösterisi yapmış ve Türkiye’ye meydan okumuştu. Dendias’ın bizim adamızda bize meydan okuduğu tarihte şimdiki Savunma Bakanı Yaşar Güler de Genelkurmay İkinci Başkanı olarak görev yapıyordu. Dendias’ın Aydın Eşek Adası’ndaki fotoğrafları da Yunan Savunma Bakanlığı’nın resmi intirnet sitesinde yayınlanmıştı.
İşgalci Dendias ile Güven Artırıcı Önlemleri görüşmek havanda su dövmek ve adalarımızdaki Yunan işgaline meşruiyet kazandırmaktır. Savunma Bakanlığı Yunanistan ile yapılan Güven Artırıcı Önlemler toplantılarına ve sınır birlik komutanlıklarının karşılıklı ziyaretlerine derhal son vermelidir.

Türk heyetin görüştüğü Yunanlı isim Dendias Aydın Eşek adasını ziyaret ederek poz vermişti.
]]>“PARTİ BAŞKANINI BULDU”
“Peki Erdoğan aniden neden Özgür Özel’e yeşil ışık yaktı? Olası 2028 seçimleri için CHP içindeki olası rakibini mi seçiyor?” sorusu üzerine ise Ali Mahir Başarır, genel başkanından övgüyle bahsederek “Erdoğan’ın yerinde olsam Özgür Özel ile yarışmak istemem. Zor bir rakip. Çok çalışkan. Zeki ve çok güçlü bir hafızası var. İkna edilmesi kolay biri değil. Uzun yıllardan sonra parti genel başkanını buldu, herkes çok mutlu” açıklamasını yaptı.
Başarır parti içi çekişmenin, o’cu bu’cu tartışmalarını bittiğini söyledi “Ekrem Bey, Mansur Bey, hepimiz bir bütünüz. Hiçbirimizin derdi koltuk değil. Türkiye’nin geleceği egolarımızdan daha önemli. 85 milyon yurttaşımız müsterih olsun. 31 Mart seçimlerinde yüzde 38 oy alarak birinci olduk. Seçim olsa umutla adaletle ülkeyi biz yöneteceğiz. Bunun üzerimizde sorumluluğu var. Bir oyun kurulacaksa o oyunu biz kuracağız herkes rahat olsun. Adalet ve ekonomi taleplerimizi iletmek için gittik. Özellikle ezilenler, emekliler ve gençler için mücadele edeceğimizi söyledik. biz tarihe not düşelim de çözerler ya da çözmezler gerisi onlara kalmış” ifadelerini kullandı.
Eleştirilerin aksine anayasa için AKP’nin tuzağına düşmeyeceklerini söyleyen CHP Grup Başkanvekili, iktidarın anayasa hamlesinin de samimi olmadığı görüşünde: “Erdoğan’ın siyasi ikbaline göre bir anayasa yapamayız. Erdoğan’ın kurtuluş reçetesi olacak maddeleri bütününü imzalamayız. Çağdaş toplumlarda anayasalar yüzde 90 kabullü yürürlüğe girer. Bizde yüzde 50+1 ile girdi. Bu noktaya geldikten sonra ‘parlamenter sisteme geçelim’ demek samimi değil. Elbette bizler parlamenter sistemini, hukukun üstünlüğünü istiyoruz ama önce sorunları çözsünler.”
Yaratılan siyasi iklimin yumuşaması gerektiğine de dikkat çeken Başarır “Yarın seçim olsa bu ülke böyle mi gidecek. Emekli 10 bin TL ile mi geçinecek, açlık sınırı asgari ücretin altında mı kalacak, Can Atalay cezaevinde mi olacak?” dedi.
“HİZBULLAH’A VAR DOĞAN’A YOK”
Cezaevinde hâlâ tutuklu bulunan Çetin Doğan ve Osman Kavala konusuna değinen Başarır “Biz hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını savunuyoruz. Erdoğan’a ‘Sen aldın sen ver’ diyemeyiz. Ne diyoruz; ‘Adaletin önündeki dikenli tellerini kaldır. HSK üyelerini, AYM üyelerini sen atama.’ Kavala için AYM’nin gerekçeli kararı yeninden yargılama sebebi de olabilir. Biz bunu istiyoruz. Sadece bir konu kendi iradesinde. Çetin Doğan’a af… Hizbullah’a kullandığı af yetkisini Çetin Doğan’a kullanmaması utanç verici. Derhal kullanmalı. Görüşmede bunu da talep ettik” diye konuştu.
]]>Şimşek’in 2026 yılına ilişkin enflasyon beklentilerini hatırlatan Karabat, iktidarın tek güvencesinin sıcak para olduğunu söyledi.
Yıllara göre enflasyon verilerini yorumlayan Karabat, “Tek haneli enflasyon yaşanan dönemlerin, Türkiye’ye yoğun sıcak para girişi olduğu dönemler olduğunu görebilirsiniz” dedi. Türkiye’de artan gelir adaletsizliğini de eleştiren Karabat, “Mehmet Şimşek günü kurtarmak istiyor ve üretim reformu yapmak yerine yine sıcak para peşinde. Bu paralar doğrudan yatırım yerine borsaya ve faize akacak, Türkiye’nin yapısal sorunlarına çare olmayacaktır” dedi.
ENFLASYONDA BELİRSİZLİK SÜRÜYOR
AKP iktidarının enflasyon hedeflerini tutturamayarak rakamları sürekli güncellediğini ifade eden Karabat, “Tek haneli enflasyon için önce 2025 dediler, baktılar ki dünyada işler istenildiği gibi gitmiyor, şimdi 2026 dediler” ifadesini kullandı. AKP’nin ekonomide yarattığı bağımlılık ilişkilerini de eleştiren CHP’li Karabat “Bugün sıcak para diye kaynak alanlar, yarın aynı yerlerden emir alıyorlar” dedi.

ENFLASYONDA YİNE SICAK PARA HİKAYESİ DEVREYE ALINIYOR
Karabat’ın açıklamaları şöyle:
*Mehmet Şimşek, 2026 yılında enflasyonun tek haneye ineceğini söylüyor. Şimşek’in burada tek güvencesi ise dış kaynak girişi, yani sıcak para.
Veriler üzerinden anlatalım. Yıllar itibarıyla enflasyon tablosuna baktığımızda, tek haneli enflasyon yaşanan dönemlerin, Türkiye’ye yoğun sıcak para girişi olduğu dönemler olduğunu görebilirsiniz.
*AKP, 2002 yılından bu yana küresel finans sistemine hizmet eden, dış girdiye ve sıcak paraya bağımlı ekonomi modeli inşa etmiştir. Türkiye’nin rekor kıran ihracatı, aynı şekilde rekor kıran ithalata bağımlıdır. Ara malı ve hammadde üretimi konusunda gereken adımlar atılmamıştır. Bu, bilinçli bir tercihtir. Bazı ülkelere diplomatik taviz olarak “Sizden ithalat yapacağız” denilmiştir.
*AKP’nin ve Mehmet Şimşek’in sürekli dile getirdiği ihracat ve büyüme hikayesinin dünya ölçeğinde bir karşılığı yoktur. Türkiye en büyük 20 ekonomi sıralamasından düşmüş, gelir adaletsizliği derinleşmiş ve yoksulluk artmıştır.
Şimşek günü kurtarmak istiyor ve üretim reformu yapmak yerine yine sıcak para peşindedir. Bu paralar doğrudan yatırım yerine borsaya ve faize akacak, Türkiye’nin yapısal sorunlarına çare olmayacaktır.
*Daha önce de belirttiğimiz gibi, AKP elde kalan son enerji santrallerini satmak dahil özelleştirme programını devreye almak istiyor. İşçi ve emeklilerin maaşlarının tırpanlanması ile zaten gayrı resmi IMF programını da uyguluyor.
Verilen diplomatik tavizler ve mevcut ekonomi politikaları ile küresel fonların Türkiye’ye gelmesi bekleniyor. Tabii bu süreçti ABD ve AB’nin faiz indirimine gitmesi gerekiyor.
*Küresel enflasyon ve faiz hedeflerinin belirsiz olması nedeniyle AKP’nin planları da aksıyor. Bu nedenle tek haneli enflasyon için önce 2025 dediler, baktılar ki dünyada işler istenildiği gibi gitmiyor, şimdi 2026 dediler. Görüyorsunuz AKP yine aynı hikaye ile sahnede. Buna geçit vermememiz gerekiyor. Bugün sıcak para diye kaynak alanlar, yarın aynı yerlerden emir alıyorlar.
]]>*Kendi iklimini kurabilen, kendi kültürünü oluşturabilen siyasi partiler, kendi siyasi iklimini oluşturabilen ülkeler kalıcı kurumlar oluştururlar. Ve sorunlarla karşılaştıklarında akılla, yürekle bu sorunları çözmeyi başarılar.
*Siyasi partileri de ülkeleri de ayakta tutan, ortak ruhtur. Kurallar önemlidir ama iklim yoksa kuralların nasıl baypas edildiğini yakın dönemde ülkemizde müşahede ettik. Kuralları uygulayacağız ama iklimi kuracağız.
*Kampımızda, dört soruya cevap aradık. Bir: 31 Mart seçimlerinden sonra Türkiye’nin siyasi iklimi, görüntüsü, tablosu nedir ve ülkemizin nereye doğru gitmesi konusunda milletimiz hangi mesajları vermiştir?
*İkincisi: Alandan gelen bilgilerle Türkiye’nin her yerinden bu tabloya bakış açısı nedir? Üçüncü sorumuz: Partimizin bu tablo içindeki konumlanması ne olmalıdır? Dördüncü soru: Bu konumlanma esnasında alınması gereken tedbirler nelerdir?
“TOPLUMDA OTOKRASİYE DOĞRU GİDİŞ KAYGISININ YERİNİ…”
*Çok önemli sonuçlara ulaştık. İlk soru için hepimizi kaygılandırması ama ümitlendirmesi gereken bir olgu var. Türkiye’de siyasetin psikolojisi çok çabuk değişiyor. Geçen sene, 14 ve 28 Mayıs seçimlerinden sonra ülkede iktidarın mutlak egemen olduğu ve artık bazı demokratik kazanımların dahi tehlikeye düşebileceği, AK Parti kitlelerinin dahi ‘Acaba nereye gidiyoruz’ sorusunu sorduğu bir iklim mevcuttu.
*Muhalefet partileri dağınık, kafalar karışık, iktidar aşırı bir özgüvenle, kibir halinde geleceğe bakıyordu. 31 Mart seçimleri bunun tam tersi bir tablo ortaya koydu. Bu sefer iktidar partisi ilk kez ikinci kez parti konumuna geriledi.
*Muhalefet yaşadığı bütün travmaya rağmen, özellikle öfke oylarıyla ana muhalefet partisi öne çıktı. Ve toplumda otokrasiye doğru gidiş kaygısının yerini, ‘Demokratik bir dönem başlayabilir ama sonrası ne olacak’ kaygısı aldı.
“SİYASET ÖZGÜRLEŞİYOR”
*Dün ve bugün yaptığımız istişarelerde geldiğimiz sonuçları paylaşmak isterim. Birincisi: Yeni bir dönem başlıyor. Belki de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni, hatta 2016’dan bu yana ilk kez siyasetin tartışma alanı ve önü açılıyor. Bu önemli bir değişimdir. Geçmişte, son 8 yıldır ittifak partileri, Cumhur İttifakı düşmanlaştırma, şeytanlaştırma, terörle işbirliği iddiasıyla yöntemlediği bir kutuplaştırma stratejisi takip etti.
*Toplum karpuz gibi ortadan ikiye bölündü neredeyse. Birbiriyle konuşamaz niteliğe dönüştü insanlar. Siz iktidarı eleştirdiğinizde hain oldunuz, muhalefette olduğunuzda dış güçlerin ajanı oldunuz. Ama iktidar içindekiler de kendi hallerinden hiç memnun değillerdi. Çünkü ahlaki meşruiyetlerini kaybetmeye başlamışlardı.
*İktidar içindeki tartışmalar kapalı kapılar ardından yapılıyordu. İktidar bağımlılığı oluşmuştu, uyuşturucu gibi iktidarı ‘nasıl olsa güç bizde’ ataletine sevk etmişti. Şimdi siyaset özgürleşiyor. Bu, siyasi partilerin aldığı oyların ötesinde bir gerçektir.
*Belki de en önemlisi iktidar unsurları, AK Parti’nin içerisindeki kesimler ilk defa özgürleşiyorlar. Bu sağlık işaretidir. Muhasebe yapacaklar. ‘Neden 22 sene sonra, mutlak bir iktidar imkanına sahipken AK Parti ikinci parti konumuna düştü?’
“TARİHİ BİR AÇIKLAMA OLARAK GÖRÜYOR VE DESTEKLİYORUZ”
*Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘Millete küsmek olmaz. Oturup değerlendireceğiz’ sözünü ciddiye almıştık. Son attığı adımları, özellikle son cuma namazı çıkışı ‘Siyasi yumuşama dönemi başlamıştır’ ifadesini tarihi bir açıklama olarak görüyor ve destekliyoruz. Ancak içinin doldurulması lazım.
*Sayın Erdoğan’ın siyasi hayatının önemli bir kısmında yanında en yakın çalışma arkadaşı olarak bulunmuş, bir kısmında da yapılan yanlışlar karşısında hiç çekinmeden konuşmuş bir siyasetçi olarak şu soruyu sormak isterim kendisine: Bu siyasi yumuşama bir taktik manevra mı, Türkiye’nin geleceğini belirleyecek stratejik bir dönüşüm kararı mı?
*Hepimiz biliyoruz, Sayın Erdoğan bir siyasi taktik dehasıdır. Ama stratejik hedefler konusunda bir uçtan diğer uca gidecek esnekliğe de sahiptir. AK Parti içindeki arkadaşlarıma seslenerek ifade ediyorum: Onların taktik olarak gücü koruma sorusuna verdiği cevaplar, Türkiye’nin stratejik hedeflerini bir uçtan bir uca savrulur hale dönüştürmüştür.
*2002’de, ekonomik kriz sonrası yolsuzluklarla, hortumlamalarla, siyasi ahlak açısından yaşanan büyük zaaflarla, yasaklarla boğuşan bir Türkiye’den AK Parti kurulurken bunu alıp özgürlüklere, demokrasiye, insan haklarına dayalı yeni bir siyasal düzen, yoksullaşmayı durduracak sosyal adalet anlayışı, ve temiz siyaset anlayışıyla Türkiye’yi bir yere taşımayı hedeflemiştik. Sayın Erdoğan’ın ve iktidardakilerin taktik güçlerini koruma düşüncesi o stratejik hedefi yok etti.
“ERDOĞAN CHP’YE GİDECEKSE BİZDEN BİR KÜÇÜK ÖZRÜ BORCU VAR”
*İktidara ve Sayın Erdoğan’a seslenmek istiyorum: Siyasi yumuşama kararınız ve ifadeniz çok doğrudur, içini stratejik olarak doldurmak şartıyla. Ama amacınız, ‘İkinci parti konumuna düştüm. Bir müddet tartışmaları benim alanımdan çıkarıp muhalefetin içine taşımak için muhalefetin bir liderini öne çıkarıp diğerlerini göz ardı edeyim ve içeride böylece bir tartışma çıkartayım gibi bir taktik manevraysa Türkiye bir yerden diğer yere yine savrulur.
*Çok doğru bir tavır, eleştirmek için söylemiyorum; Sayın Erdoğan CHP Genel Merkez’e gidecekse bizden bir küçük özür borcu var. Eğer 2016 darbesinden sonra Yenikapı ruhu korunmuş olsaydı Türkiye’de ‘tek millet’ çağrısını her alanda söylemek gibi bir ihtiyaç hissetmeden milleti tek bir ruhta birleştirmek mümkün olmaz mıydı?
*Üslubumuzu bunda sonra değiştireceğiz, siyasi yumuşamaysa biz de aynısını yapacağız ama samimiyet görmek istiyoruz.
“NİYE EN YAKIN ARKADAŞLARINIZLA GÖRÜŞMÜYORSUNUZ”
*Arkasından atılması gereken adımların şunlar olduğunu düşünüyorum: Siyasi yumuşamanın bütün kesimlere aynı ölçüde yansıması. Eğer siyasi yumuşamaysa Sayın Erdoğan’ın Gazze konusunda bir özür dileme ihtiyacı var. bayramlarda bile bizimle bayramlaşmaktan kaçan AK Parti, neyin yumuşamasını yapmış olur?
*AK Partili kardeşlerime sesleniyorum: Dönün, Sayın Erdoğan’a sorun, Daha geçen sene terörle işbirliğiyle suçladığınız CHP, Erdoğan görüşmesinden bir gün sonra DEM ile de görüşme yapıp Erdoğan da şimdi orayı ziyaret edecek -ki bunların hepsi doğru- bir sene önce, ‘Masanın altında HDP var’ deyip terörle işbirliği yapmakla suçladığınız CHP ile görüşüyorsunuz -ve doğru da- niye en yakın arkadaşlarınızla görüşmüyorsunuz?
*Anayasa tartışmalarına siyasi yumuşamanın yansıması lazım. Siyasi yumuşama, dikte ettirilmiş anayasa değişikliği veya oyalama taktikleriyle olmaz.
*Numan Kurtulmuş, anayasa görüşmesinde grubumuzu ziyaret ettiğinde, ‘Usul için geldik, detaya girmeyeceğiz’ demiş. Siyasi yumuşama varsa anayasa tartışmalarına limit konmamalı. Türkiye gerçek anlamda sivil bir anayasaya kavuşmalı.
“SİNAN ATEŞ CİNAYETİNE BULAŞAN HERKES EŞKIYADIR”
*Yumuşama varsa görüşlerini beğenmesek bile milli iradeyle seçilmiş milletvekillerine saygı göstereceğiz. AYM kararının gereği olarak Can Atalay’ın TBMM’de göreve başlamasının önünü açacaksınız. AYM üzerindeki tartışmaları bitireceksiniz. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin gereği olan bireysel başvuru hakkını ortadan kaldıracak her teşebbüse karşı çıkacaksınız.
*Biliyorum, Sayın Bahçeli bunların hepsinde size karşı çıkacak. O zaman yol ayrımına geleceksiniz. Basın ve düşünce özgürlüğü başlıklı olarak hapishanelerde bulunan herkesi serbest bırakacaksınız. TRT başta olmak üzere sizin kontrolünüzdeki bütün basın kuruluşlarına, ‘Bundan sonra diğer siyasi partilere de söz hakkı tanıyın’ diye küçük mesaj göndereceksiniz.
*Türkiye’yi Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi diye Goebbelsvari bir yapının algı operasyonu yaptığı bir ülke halinden çıkaracaksınız. Sinan Ateş cinayetine bulaşan herkes eşkıyadır. Savunan da eşkıyadır vuran da eşkıyadır, katildir.
*Sayın Erdoğan, eşkıyayı korursanız siyasette yumuşama falan olmaz, herkes eşkıyalığa özenir. Devlet, katilin cezasını verir, maktulun de hakkını sorar ve arar. Devlet demişken devleti kastediyorum, ismi ‘Devlet’ olanları değil.
“KHK’LILARIN HAKLARINI VERECEKSİNİZ”
*Mafyatik yapılara karşı net bir tavır alın. Son beş yıldır siyaset mafyatik yapıların gölgesinde yapıldı. Sayın Erdoğan, o geçmişi bir temizleyin. Yumuşaması gereken en önemli unsurlardan biri yoksul halkla onun kanını sömürerek cebindeki son kuruşu çalarak oluşturulan rantiye sınıf arasındaki uçurumu kapatmalısınız.
*Bu halk, ıstakoz yiyenleri görüp nasıl yumuşasın? Niye siyasi ahlak yasasına hala ayak sürüyorsunuz? 15 Temmuz’un Çankaya’ya helikopterle inen darbecibaşını, kardeşini büyükelçi yapacaksınız; parasızlıktan burs alıp da o okullara giden çocukların anne-babalarını cezalandıracaksınız, sivil ölüme mahkum edeceksiniz.
*Yumuşama istiyorsanız darbecilerle iltisakı olmayan KHK’lıların da haklarını vereceksiniz. Özgür Özel ile bir resim verelim, demokrasi geri gelsin. Biz o resimleri çok gördük.
“YÜZDE 37’YE ÇIKABİLECEK MİYDİNİZ?”
*Altılı Masa’da bütün bu çabamızı sürdürdüğümüz için ve onun için bedeller ödediğimizi göre göre bize dönüp ‘Bizden şu kadar milletvekili aldınız’ diye hesaba çekenlere soruyorum şimdi: Eğer o masanın oluşturduğu yumuşama olmasaydı siz yüzde 37’ye çıkabilecek miydiniz?
*Oranlar değişir ama değişmeyecek olan tek şey ilkeleriyle davranan siyasetçilerin gün gelip halkın vicdanında hak ettiği yeri alacakları gerçeğidir.
“BÜTÜN PARTİLERE KAPIMIZ AÇIKTIR, BÜTÜN PARTİLERLE GÖRÜŞÜRÜZ”
*Alanda bize büyük bir teveccüh vardı ama niye oya dönmedi? Bu önemli bir sorudur. İktidara yönelik öfkenin en büyük alternatife yönelmesi önemli bir sebeptir. Bunun bize uygulanan medya ambargolarıyla da ilgili sebepleri vardır.
*Yeni bir yönetime ihtiyacımız var. İstikametimiz doğrudur. Siz, Gelecek Partisi’nin milletvekillerini satılık mal, şahsiyetsiz insanlar mı zannettiniz? İşte buradan bu fitneyi çıkaran tilkilere, çakallara söylüyorum: Gelecek Partisi’nin neferleri, milletvekilleri, il başkanları, kurucuları aslanlar gibi burada.
*Bu yeni üslup içerisinde en zayıf tarafımızın iletişim olduğunu biliyoruz. Biz bu milletin yürekten yüreğe iletişimine talibiz. İlkesel olarak aldığımız kararı paylaşıyorum: Bütün partilere kapımız açıktır, bütün partilerle görüşürüz, milletten oy almış hiçbir partiyi dışlamayız.
*Bugün AK Parti ile CHP’nin böyle görüşüyor olması, bazı ipotekleri siyasetin üzerinden kaldırmıştır. Bizim AK Parti ile görüşmemiz halinde, -görüşme peşinde değiliz- hiçbir CHP’linin ‘AK Parti ile iş mi tutuyorsunuz’ deme hakkı yoktur.
“BİR SİYASİ TUTUM BELGESİ KALEME ALACAĞIZ”
*Bundan sonra yolumuz açık ve nettir. Bizimle görüşmek, birleşmek, bir yapı kurmak, bir şekilde kurumsal ilişki kurmak isteyen bize gelecek. Biz ise doğru bildiğimiz yolda, hiçbir fire vermeden milletin ihtiyaç hissettiği konularda kararlı bir şekilde yürüyüşümüzü sürdüreceğiz. Üç kanatlı yapımızdan üçer temsilciyle bir koordinasyon kurulu kuracağız.
*Bu kurul, partinin gidişatıyla ilgili hem yön verici ve koordine edici çalışmalar yapacak hem de parti organlarının vazifesini ne kadar yaptığıyla ilgili denetim görevini üstlenecek.
*Bu bağlamda bütün bu tartıştıklarımızı, konuştuklarımızı ve özellikle de siyasi partimizin kimliğini kamuoyuyla açık ve net bir şekilde paylaşmak, bundan sonraki yol haritamızın ana unsurlarını milletimize açıklama üzere bir siyasi tutum belgesi kaleme alacağız. En geç bir ay içinde bir toplantıyla kamuoyumuzla paylaşacağız.
]]>
Bahis ve şike iddialarının bitmek bilmediği alt liglerde, kısa süre önce Ankaraspor ve Nazilli Belediyespor arasında oynanan maç kamuoyunun gündemine oturdu.
TFF 2. Lig Beyaz Grup’ta mücadele eden iki ekibin maçında, hiç şut çekilmedi ve karşılaşma 0-0 beraberlikle sona erdi. Bu sonuçla Ankaraspor play-off oynama şansı yakalarken, Nazilli Belediyespor’un kümede kalması garantilendi. Zonguldak Kömürspor ise bir alt lige düştü.
‘İki takımın anlaşarak maçı 0-0 berabere tamamladığı’ iddiası üzerine, Türkiye Futbol Federasyonu karşılaşmayla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurmuştu.
Yaklaşık 1 hafta geçmesine rağmen henüz konuyla ilgili başka bir bilgilendirme yapılmadı.
TARTIŞMALI ESENLER EROKSPOR VE SERİK BELEDİYESPOR MAÇI
Ankaraspor ve Nazilli Belediyespor arasındaki maçla ilgili soru işaretleri yerini korurken, aynı ligin son haftasında oynanan Serik Belediyespor-Esenler Erokspor mücadelesi de kamuoyunda tartışma yarattı.
Ligin son haftasına 80 puanla zirvede giren Esenler Erokspor, 78 puana sahip ikinci sıradaki Van Spor ile şampiyonluk mücadelesi veriyordu. Son maçında, alt sıralarda yer alan ve ligde kalması kesinleşen Serik Belediyespor’a konuk olan Esenler Erokspor, TFF Başkan Vekili Mustafa Eröğüt’ün tribünden izlediği maçta 6-0 galip gelerek şampiyon oldu ve 1. Lig’e yükseldi.
Ancak Serik Belediyespor’un maça genç takımla çıkması, Van Spor cephesinde tepkiyle karşılandı. Serik Belediyespor cephesi, as takım oyuncularının, hafta içinde para alamadıkları gerekçesiyle maça çıkmama kararı aldıklarını iddia etti.

(Erokspor maçında görev yapan Serik Belediyespor’un genç oyuncuları)
“TEŞVİK PRİMLERİ GİBİ ŞEYLER…”
Maç günü futbolcular karardan vazgeçse de, Serik Belediyespor Başkanı İbrahim Şahin, bazı futbolcuların teşvik primi teklif edildiği için maça çıkmak istediğini iddia etti:
Biz sahaya ve maça çıkmayacağız’ açıklaması yapan, kampa katılmayan futbolcu kafilesi maça 2 saat kala ‘Biz maça çıkacağız’ diye stada geliyor. Bu zamana kadar zorlu imkanlar ile kulübü ayakta tutmaya çalıştık. Bir kulüp tarafından şahsıma yapılan açıklamalar asılsız, mesnetsiz ve üzüntü vericidir. Siz kendi maçınıza odaklanacağınıza bizim maçımıza gölge düşürmeyin. Futbolcular aranıp teşvik primleri gibi şeyler söylenip, sahaya çıkmaları istendiği gibi duyumlar aldık. Biz edepli ve şerefli şekilde bu zamana kadar ilerledik ve bu çizgimizi hiçbir zaman da bozmayız. ‘Muhatap bulamadık’ açıklamaları gerçeği yansıtmamaktadır. Görüşmeler yapılmış, cuma günü içeride kalan 1 prim ödemeleri şahsım tarafından yapılacaktı. Perşembe günü yaptıkları açıklama ile kulübü değil kendi çıkarlarını ve futbolu yerler altına almışlardır. As takım da, ‘U’ takımlarımız da bizim. Biz kime güvenirsek onların sahada olmasını isteriz.
VAN SPOR SAHADAN ÇEKİLDİ
Öte yandan, Esenler Erokspor ile şampiyonluk mücadelesini son haftaya taşıyan Van Spor ise, Serik Belediyespor’un genç takımla maça çıkma kararı sonrasında Bursaspor karşılaşmasında sahadan çekildi.
Küme düşen Bursaspor ile karşılaşan Van Spor oyuncuları, maç başladıktan sonra bir süre hareketsiz kalıp daha sonra sahayı terk etti.

Yaşananlarla ilgili görüşlerini açıklayan Van Spor Başkanı Feyat Kıyak, şöyle konuştu:
Kimsenin gönlünü kırmamak ve bu kirli ligde temiz kalan sporcu kardeşlerim ile değerli spor çalışanlarını zan altında bırakmamak için kısa bir süre olayları izleyerek pazartesi gününe kadar sessiz kalmayı tercih etmiş bulunmaktayım. Gerek değerli yöneticilerim gerekse kulüp hukukçularımız ile yapmış olduğumuz istişare neticesinde bu olayın üstünün kapatılmasına müsaade etmeyeceğimizi ve sonuna kadar temiz futbolu desteklemek maksadıyla sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygı ile bildiririm. Masa başında kazanılmayan şampiyonluğu sahada kazanacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.
ERDOĞAN’IN PROJE TAKIMI: ESENLER EROKSPOR
1959 yılında Kasımpaşa semtinde kurulan Erokspor, uzun yıllar amatör liglerde mücadele etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, amatör futbol oynadığı dönemde formasını giydiği Erokspor, 2017 yılındaki şirketleşme ve Başakşehir’in pilot takımı olma hamlelerinden sonra yükselişe geçti.
Esenler semtine taşınan, tarihinde ilk kez 2017 yılında 3. Lig’de mücadele eden ve Esenler Erokspor adını alan kulüp, 2022’de 2. Lig’e yükseldi.

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Erokspor formasıyla)
İki sene sonra, gelecek yıl 1. Lig’de yer alma hakkını elde eden kulüpte, Erdoğan’ın yanı sıra eski Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ve eski A Milli futbolcu Nevruz Şerif forma giyen isimler arasında yer aldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başakşehir’in Süper Lig şampiyonu olduğu sezon katıldığı bir televizyon programında, Esenler Erokspor için şu sözleri sarf etmişti:
Proje takımı var, benim mahalli takım olarak çocukluğumda 14-15 yaşında oynadığım takım. O da Başakşehir’in altyapısını oluşturuyor, Esenler Erokspor diye. Başakşehir bu sene şampiyon olursa, bir Bursaspor gibi şampiyonluk yakalarsa, bu da bir devrimdir.
OLAYLI ERDOĞAN PANKARTI
Esenler Erokspor’un başkanlığını TOYA Yapı’nın sahibi olan Zafer Topaloğlu yürütüyor.
Topaloğlu, 2014 seçimleri öncesinde Cevizlibağ’da Basın İlan Kurumu’na dev bir Erdoğan posteri açılması olayıyla ilgili açıklama yaparak binanın kendilerine ait olduğunu ve Basın İlan Kurumu’nun kiracı olduğunu belirtmişti.

İsrail’de Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin getirilmesi için anlaşma imzalanması çağrısının yapıldığı, Netanyahu hükümetine karşı her hafta cumartesi günü düzenlenen protestolar, bu hafta da geniş katılımla devam etti.
Hükümet karşıtı gruplara katılan on binlerce kişi, Gazze’ye saldırıların sonlandırılmaması ve esirlerin geri getirilmesi konusunda siyasi iradenin kayıtsızlığını eleştirerek, ülke tarihinin “en sağcı hükümetinin” istifasını ve erken seçim talep ettikleri protestolarını yineledi.

Tel Aviv, Hayfa, Birüssebi ve Batı Kudüs’ün yanı sıra Netanyahu’nun konutunun bulunduğu kuzeydeki Kayserya kenti ile ülkenin farklı noktalarında hükümetin istifasının ve esirlerin geri getirilmesinin istendiği gösteriler düzenlendi.
Protestoların merkezi, on binlerce İsraillinin akşam saatlerinde toplandığı başkent Tel Aviv’de yer alan, Netanyahu hükümetinin yargı düzenlemelerine karşı yapılan gösterilerde sembolleşen, polisin demir bariyerlerle kapattığı Kaplan Caddesi oldu.
İsrail bayrakları taşıyan binlerce protestocu, Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde pankart, afiş ve dövizler taşıdı, caddede kurulan platformda hükümeti eleştiren konuşmalar yapıldı.

Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin yakınları da yakındaki Savunma Bakanlığının önünde Netanyahu ve öncülük ettiği hükümete eleştirilerini yöneltti.
Esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yaparak davullar ve düdükler çalan protestocular, “Hepsi hemen eve!”, “Yardım!” yazılı dövizler taşıdı, Netanyahu’yu suçlayan sloganlar attı. Göstericiler, “(Netanyahu) Bibi esirleri serbest bırak!” diye bağırdı.
Burada konuşma yapan İsrailli esir Matan’ın annesi Einav Zangauker, masada Hamas’ın uzlaşabileceğini belirttiği bir anlaşmanın olduğunu, buna rağmen Netanyahu’nun savaşı sonlandırmaya razı olmayacağını dile getirerek, ateşkesi sabote ettiğini söyledi.
Kaplan Caddesi’nden yürüyerek bakanlık binasının önüne gelen hükümet karşıtı protestocular, esir takası talep eden göstericilerle eylemlerini sürdürdü.

Göstericiler, buradan ayrılarak kalabalık gruplar halinde kentin sokaklarında ilerledi.
İsrail polisi, kentin ana arteri Ayalon Otoyolu’na çıkışlarda demir bariyer ve göstericilerin geçişini engellemek için kamyonlar yerleştirerek konuşlandı.
Ayalon Otoyolu’na ilerlemek isteyen göstericilere İsrail polisi atlı birliklerle müdahale etti. İsrail polisi ile göstericiler arasında zaman zaman arbede yaşandı. Göstericiler, kolluk kuvvetlerinden sorumlu aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’e hitaben “Ben-Gvir terörist” sloganı attı.
NETANYAHU’NUN EVİNİN ÖNÜNDE GÖSTERİ
Sahil kenti Hayfa’nın yanı sıra kuzeyde Kayserya kentindeki Netanyahu’nun şahsi konutunun çevresinde de binden fazla gösterici İsrail bayrakları, davul ve düdüklerle toplandı. Göstericiler, “Sen baştasın, sen suçlusun!” sloganları atarak hükümetin istifasını ve erken seçim talep etti.

Batı Kudüs’te de binlerce kişi, esirlerin serbest bırakılması için hükümetin anlaşma yapması talebiyle yürüdü.
Hükümetin istifası ve Gazze Şeridi’ndeki esirlerin geri getirilmesi için bir an önce anlaşma imzalanmasını isteyen İsrailliler, ülkenin çeşitli noktalarındaki yolları ve kavşakları kapattı.
130’DAN FAZLA İSRAİLLİ ESİR VAR
Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
Mısır ile Katar arabuluculuğunda hazırlanan yeni ateşkes ve karşılıklı esir takası anlaşması, Kahire’de görüşülüyor. İsrail, Hamas’ın ateşkes teklifine yanıt vermeden Kahire’ye heyet göndermeyeceğini ve savaşı bitirmeyi kabul etmediğini açıklıyor.
Başta Netanyahu olmak üzere İsrail’deki üst düzey isimler, Gazze Şeridi’nin güneyinde en az bir kez zorla yerinden edilmiş, 1,5 milyon kadar Filistinlinin sığındığı Refah’a saldırı düzenleyeceklerini uluslararası toplumdan gelen uyarılara rağmen yineliyor.
Hamas ise imzalanacak esir takası anlaşmasında Gazze’deki savaşın sona ereceği kalıcı ateşkes konusunda güvence talep ediyor.
İsrail makamlarına göre Gazze Şeridi’nde bazıları hayatta, bazıları ölü 130’dan fazla İsrailli esir bulunuyor.
]]>Avcı, maçın ardından düzenlenen basın toplantısında, Samsunspor’un çok basit ama güçlü bir oyunu olduğunu dile getirdi.
Rakibin aynı oyunu hem iç sahada hem de dış sahada uyguladığına işaret eden Avcı, “Yani çok basit, sade ama çok güçlü bir oyunları var Samsunspor’un. Bizim maça gelmeden evvel, yanlış hatırlamıyorsam 11 maçın 7’sini içeride kazanmış, tek mağlubiyeti var. Oyunu basit ama doğru ve bunu şiddetli şekilde uygulayan bir takım. Direkt oyunları var ve özellikle burada ikinci topa yanaşmak, ondan sonrasında yapılacak ortalar, bir de rakip arkası şiddetli yapacağı koşullar vardı. Bu plan her maç böyle yani burada da dışarıda da oynadıklarında bunu kendi güçlü oyunlarını oynatıp bunu yansıtıyorlar. Biz buna özellikle oyunun başlangıcında doğru cevap veremedik.” ifadesini kullandı.
“HİÇ ŞIK OLMADI”
Avcı, oyuna girmek için birtakım denemelerinin olduğunu ancak arkasından penaltı geldiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Arkasından da bizim gibi takıma yakışmayacak bir organizasyon bozukluğundan dolayı yediğimiz bir gol oldu. Rakip 2-0 öne geçti. Sonrasında golü de bulduk. Tam oyuna tutunacakken kornerden bu sefer kendi kalemize attığımız gol… 3-1 mağlup duruma düştük devreye girerken. Olabilir mi? Olabilir. Geçen hafta da iki farklı mağlup duruma düşmüştük. İkinci yarıda daha doğru oyun oynamamız gerekiyordu. Topa sahip miyiz? Evet topa sahibiz. Bunu da bekliyorduk zaten. Ama bunu beklerken bu oyunu oynarken özellikle oyuna genişlik verip sayısal olarak fazla girdiğimiz ceza sahasında paslar veya kısa ortalar yapmamız gerekiyordu. Rakibi böyle çözecektik, rakibin de baskı şiddeti düşecekti. Zaman zaman bunu dedik ama sonuçlandıramadık. Oyunun başından sonuna kadar net bir şekilde hem bireysel performansımızın hem de oyun performansımızın çok altında kaldık. Hiç doğru ve şık olmadı.”
“KONSANTRASYON BOZUKTU”
Ligde rakiplerden puanla önde olduklarını anlatan Avcı, “Üçüncülük anlamında lige baktığında haftaya başlarken birine 6 puan, birine 7 puan önde girdik. Rakibin bir tanesinin kazanması puan farkının 4 puana düşmesi bizi yukarıya doğru çekmesi gerekirken aşağıya doğru gitti. Konsantrasyon bozuktu. Oyunun her anını doğru oynamadık. Futbolda bazen kaybedersin. Oyunu doğru oynamaya çalışırsın ama kaybedebilirsin. Çünkü karşında da bir rakip vardır. Rakip bugün çok istedi. Fiziksel olarak bizden daha fazla mücadele etti. Daha fazla temas yaptı. Daha fazla sertlik yaptı ki normal. Biz buna hem sertlikle hem mücadeleyle doğru cevap veremedik. Onun için rakibimizi tebrik ediyoruz.” diye konuştu.
“LÜTFEN OYUNA BÖYLE BAKALIM”
Samsun’daki stadyuma ilk kez geldiğini vurgulayan Avcı, şunları kaydetti:
“Çok güzel bir ortam. Samsun bir futbolcu yeri geçmişiyle, tarihiyle…Stadyuma ilk defa geldim. Yapanların emeğine sağlık. Ama şunu da belirtmek istiyorum. Futbol bir iyileştirme gücü olan güzel bir oyundur. Bu sadece burayla alakalı değil genel olarak söylüyorum. Dilimizi, üslubumuzu değiştirmediğimiz sürece gönlümüzü dönüştüremeyeceğiz. Sonunda ölüm yoktur, kalım yoktur, savaş yoktur. Mücadele vardır. Onun için bu bir ölüm kalım maçı değildir. Bu tarihte oynanmıştır, oynanmaya da devam edecektir müsabakalar. Lütfen bu oyuna böyle bakalım. Rakibimizi yaptıkları mücadeleden dolayı tebrik ediyoruz. Bundan sonraki maçlarında başarılar diliyorum. Bizim adımıza 4 gün sonra, çarşamba günü bir adım kaldı finale, oynayacağımız kupa maçımız var. İstanbul’da oynayacağız. Şimdi buradan ne çıkartacağız? Bir sürü olumsuzluğun olduğu oyun anlamında ve performans anlamında bunu kaldırıp konsantrasyonumuz daha yüksek, doğru bir oyunla Karagümrük maçına hazırlanıp ligde de bundan sonra kalan 3 maçı en iyi şekilde tamamlayıp ligi, 3. sırada bitirmek istiyoruz.”
]]>Söz konusu listede basketbol ve voleybolun olmadığını belirtelim… Türk bisiklet tarihinde ilk yarışlar Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 1890’larda yapılsa da; profesyonelleşme ancak 2010’lu yıllardan sonra gerçekleşti.
Buna karşın, ülkemizin en köklü ve prestijli uluslararası spor organizasyonlarından biri, Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu. Bu yıl 59’uncusu düzenlenen TUR’da SÖZCÜ’yü de misafir eden Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu ile Türk bisikletinin dününü, bugününü ve yarınını konuştuk.
– Öncelikle bu yılki TUR’un genel bir değerlendirmesini yapar mısınız?
– Bu yılki organizasyon fazlasıyla tatmin etti. Takımların ve hakemlerin geri dönüşlerinden çok memnunuz. Bizim için çok önemli bu. Bir etabın sonucu, itirazlar üzerine, futboldaki VAR’a benzer incelemeyle değişti. Bu, Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun uluslararası arenada ne kadar ciddiye alındığını gösteriyor.
– Geçen yıllara göre merkezi ve yerel otoritenin desteğinin arttığını gözlemledik. Doğru mu?
– Evet. Geçen yıllara göre Cumhurbaşkanlığı’ndan yerel otoritelere, polisi, jandarması, tüm devlet kurumlarımız da bize çok daha fazla destek verdiler. Çok daha organizeydik. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.
– Antalya’dan İzmir’e, oradan İstanbul’a… Halkın ilgisi?
– Bu yıl halk desteğinin de arttığını gördük. Ellerinde bayraklar, telefonlar. Hem sporcuları, hem kendilerini hem de yarışı çekiyorlar. Sosyal medya etkisi. Bisiklet kültürüne çok büyük katkısı olacak bunun. İnsanlar okuduklarına değil, gördükleri şeylere daha iyi adapte oluyor.
– Bu ilgi, Türk bisikletinin gelişimine nasıl katkı yapar? Nereden nereye geldik?
– Eskiden Mallorca’da, İsviçre’de çalışıyordu sporcularımız. Konya’daki velodromun yapılmasıyla bisikletin makus talihi değişti. Balkan şampiyonalarında onlarca madalya aldık. Avrupa ikincisi, üçüncüsü olduk. Yıldız seviyesinde (14-15-16 yaş) 150 civarı gencimizi okullarından izin alarak Konya’da kampa aldık. 25-30 kişilik bir havuz oluşturacağız. Bu gençleri TOHM’da (Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezleri) yetiştireceğiz. Bundan sonraki olimpiyata nasıl gidiliri değil, nasıl madalya alırızı hesap eden bir federasyon olacağız. Futbolda Mısır, Mohamed Salah gibi bir figür çıkarıp peşinden kitleleri sürüklüyorsa, biz de çıkarmalıyız.
– Profesyonel seviyede durumumuz nedir?
– 2010’a kadar profesyonel takımımız yoktu. Daha önce sporcular kulüplerde ‘ek iş’ yaparak bisiklet sürüyorlardı. Artık 4 profesyonel takımımız var. 10’ardan 40 sporcu. Maaşları, hakları banka teminat mektubuyla garantiye alınmış sporcular. Sayıları çoğalsın istiyoruz. Bundan sonra kıta takımı kurmak istiyoruz. Bugün 1500-2000 aileyi bulan ‘gran fondo’ amatör yarışları var. Bir kültür, bir havuz oluştu. Çocuklar, anne-babalarının yaptığı spora ilgi duyuyor, yöneliyor. Ailece yarışlara katılanlar var. Bu açıdan, her yarış çok önemli.
– Dünya turu takımı?
– O çok zor! Bir dünya turu takımının bütçesi, futbolda Süper Lig’deki Anadolu takımlarının bütçelerinden fazla. Euro bazında hesap yapmanız lazım…
– Her çocuk, küçükken bisiklet hayali kurar…
– Bisiklet bir özgürlük. Çocukların güreş, tekvando, tenis gibi hayalleri yok. Bisiklet hayali var. O özgürlüğü yaşamak istiyorlar. Bisiklet sahibi olmak eskiden daha zordu. Şimdi genelde belediyeler, karne hediyesi olarak bisiklet dağıtıyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı, okullara antrenör göndererek bisiklet eğitimi veriyor. Jandarma Genel Komutanlığı da bu yıl güvenli sürüş eğitimleri verdi.
– Bakanlığın size ayırdığı bütçeden, sponsor desteğinden memnun musunuz?
– Bütçemiz yeterli. Sıkıntımız yok çok şükür… Sponsorlarımız da günün şartlarında iyi. Ama olması gereken kadar mı; hayır.
– Avrupa’nın pek çok ülkesinde bisiklet yolları görüyoruz.
– Şehirlerdeki güvenli yollarla çok daha ilerleyeceğiz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu konuda destek veriyor. İstanbul’da sahil semtlerinde; Akdeniz’de, Ege illerinde bisiklet yolları var. Belediyeler artık bu işe önem veriyor.
– TUR’un kategorisi düşürülmüştü. Daha yukarılara çıkma olasılığı var mı?
– UCI (Uluslararası Bisiklet Birliği) yönetiminde, uluslararası masada daha önce vardık. Ara verdik, yine olmalıyız. Hep orada olmalıyız. O zaman turumuzun seviyesini arttırabiliriz.
]]>Açıklamada, mutabakat kapsamında, ihtilaflı adaların çevresinde küçük ölçekli balıkçılığa izin verilmesine, buna karşın donanma, sahil güvenlik ve diğer resmi gemi ve uçakların 12 deniz mili (22 kilometre) içinde adaların “kara suları” olarak anılan bölgelere erişiminin kısıtlanmasında anlaşmaya varıldığı ileri sürüldü.
Filipinler tarafının son 7 yılda anlaşmaya uyduğu ancak geçen yıldan itibaren “kendi siyasi gündemini tatmin etmek için” mutabakatı bozduğu savunulan açıklamada, “Çin ile Filipinler arasında bir yılı aşkın süredir denizlerde sürekli yaşanan sürtüşmelerin temel sebebi budur.” ifadesine yer verildi.
Açıklamada, Duterte’nin, Filipinler’in İkinci Thomas Sığı’nda karaya oturan savaş gemisine ikmal yapılmasına Çin tarafından yerinde kontrol edilmesi ve inşaat malzemesi taşınmaması şartıyla izin verilmesini kabul ettiği de ileri sürüldü.
İDDİALARI REDDETMİŞLERDİ
Çin’in gizli mutabakata dair iddiası, hem Duterte hem de görevdeki Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr. tarafından reddedilmişti.
2016’daki ziyaretinde yalnızca Güney Çin Denizi’nde “statükonun sürdürülmesi” konusunda mutabakata vardıklarını belirten Duterte, “Devlet Başkanı Şi ile el sıkışmamız dışında hatırladığım tek şey, ‘statüko’; kullandığımız sözcük buydu. Temas olmayacak, hareket olmayacak, silahlı devriye olmayacak ve cepheleşme olmayacak.” demişti.
Duterte, savaş gemisine inşaat malzemesi taşınmaması konusunda anlaşmaya varıp varmadıklarına ilişkin ise bunun da yazılı bir taahhüt değil, statükoyu korumaya yönelik bir centilmenlik anlaşması olduğunu vurgulamıştı.
Haziran 2022’de iktidara gelen Devlet Başkanı Marcos ise ülkesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, Çin tarafının gizli mutabakatın varlığında ısrar ettiğini, ancak kendisinin böyle bir uzlaşmadan haberdar olmadığını belirterek, “Eğer böyle bir gizli anlaşma varsa ben şimdi yürürlükten kaldırıyorum.” diye konuşmuştu.
Marcos’un kuzeni, Temsilciler Meclisi Başkanı Ferdinand Martin Romualdez, Duterte’nin “centilmenlik anlaşması” dediği mutabakat konusunda soruşturma başlatılması talimatı vermişti.
İKİNCİ THOMAS SIĞI
Güney Çin Denizi’nde Spratly Adaları’nın parçası olan, Filipinler’in kontrolündeki İkinci Thomas Sığı, iki ülke arasında ihtilaflı deniz bölgeleri arasında yer alıyor.
Filipinlilerin “Ayungin”, Çinlilerin “Rınai” adını verdiği sığ resifte, Filipinler Donanmasına ait savaş gemisi karaya oturmuş halde bulunuyor. Gemiye ikmal sağlamak üzere Filipin gemileri aralıklarla bölgeyi ziyaret ediyor.
Pekin yönetimi, karaya oturtulan savaş gemisinin bölgede yasa dışı bulunduğunu belirterek, geminin geri çekilmesi ve resifin eski haline getirilmesini talep ediyor.
GÜNEY ÇİN DENİZİ ANLAŞMAZLIĞI
Güney Çin Denizi, kıyıdaş ülkelerin bağımsızlıklarını kazandığı İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana bölge ülkeleri arasında egemenlik ihtilaflarının odağında yer alıyor.
Çin, ilk kez 1947’de yayınladığı haritayla Güney Çin Denizi’nin yüzde 80’i üzerinde egemenlik iddiasında bulunurken, yer altı kaynakları açısından zengin bölgede Filipinler’in yanı sıra Vietnam, Brunei ve Malezya da hak iddia ediyor.
Çin’in bölgedeki ihtilaflı adalarda üsler inşa etmesine, askeri unsurların yanı sıra sivil gemi filolarıyla varlık göstermesine, bölge ülkelerinin yanı sıra ABD karşı çıkıyor.
Lahey’deki Daimi Tahkim Mahkemesi, 2016’da Filipinler’in başvurusuyla verdiği kararda, Çin’in, Güney Çin Denizi’nde tek taraflı egemenlik taleplerinin yasal olmadığına hükmetmişti.
]]>Karşılaşmanın 3. dakikasında Carlos Mane’nin golüyle 1-0 öne geçen ev sahibi Kayserispor, ilk yarıyı bu skorla üstün tamamladı. İkinci yarıda Emre Mor ve Sofiane Feghouli’nin oyuna girmesiyle etkisini artıran Karagümrük , 51. dakikada Feghouli ve 60. dakikada Marcao ile 2-1’lik üstünlüğü yakaladı.
Ancak Kayserispor’un bu gollere yanıtı gecikmedi ve 64. dakikada Aylton Boa Morte ile duruma 2-2’lik eşitliği getirdi. Kalan dakikalarda iki takımın da çabası üstünlük golü için yetmedi ve mücadele beraberlikle sona erdi.
Öte yandan, Karagümrük’ün yıldızı Feghouli, 86. dakikada VAR kararıyla kırmızı kartla oyun dışında bırakıldı.
MAÇTAN DAKİKALAR
Stat: RHG Enertürk Enerji
Hakemler: Atilla Karaoğlan, Ceyhun Sesigüzel, Abdullah Bora Özkara
Mondihome Kayserispor: Bilal Bayazıt, Gökhan Sazdağı, Kolovetsios, Arif Kocaman, Shukurov, Kartal Kayra Yılmaz (Dk. 82 Eray Özbek), Boa Morte, Ramazan Civelek (Dk. 79 Carole), Cardoso, Nazon (Dk. 73 Bahoken), Mane
VavaCars Fatih Karagümrük: Sirigu, Veseli (Dk. 41 Nazım Sangare), Koray Günter, Kourbelis, Ceccherini, Levent Mercan (Dk. 74 Salih Dursun), Rohden (Dk. 46 Feghouli), Can Keleş (Dk. 46 Emre Mor), Eysseric, Mendes, Marcao (Dk. 88 Paoletti)
Goller: Dk. 3 Mane, Dk. 64 Boa Morte (Mondihome Kayserispor), Dk. 51 Feghouli, Dk. 60 Marcao (VavaCars Fatih Karagümrük)
Kırmızı kart: Dk. 86 Feghouli (VavaCars Fatih Karagümrük)
Sarı kartlar: Dk. 24 Mane (Mondihome Kayserispor), Dk. 67 Kourbelis, Dk. 80 Ceccherini, Dk. 87 Eysseric (VavaCars Fatih Karagümrük)
]]>Ret kararının ardından Kocagöz’ün avukatları tutukluluğa tekrar itiraz için savcılığın istediği bilirkişi raporunu bekledi. İstenen bilirkişi raporu dün akşam dosyaya eklendi.
“KONTROLLER YAPILMADAN SİSTEMİN TEKRAR ÇALIŞTIRILMASI SONUCU OLAY MEYDANA GELMİŞ”
Hazırlanan raporda, “Olayın meydana geldiği gün boyunca teleferik otomasyon sisteminde çok sayıda düşük tork hatası oluşmasına rağmen hata kodunun nedenlerine dair inceleme yapılıp, gerekli önlemler alınmadan sistemin çalıştırılmaya devam ettirildiği anlaşılmaktadır. Olaya yakın bir süreçte yolcuların uyarısıyla sistemin durdurulmasının akabinde gerekli kontroller yapılmadan sistemin tekrar çalıştırılması sonucu olay meydana gelmiş ve hemen sonrasında teleferik kontrol/kumanda sistemi elektriksel olarak tüm sistemi durdurmuştur. ANET Antalya İnş. Tur. San. ve Tic. A.Ş.’de Mesut Kocagöz’ün, 28 Kasım 2023 tarihine kadar ANET Genel Müdürü görevi yaptığı ve görevinden istifa ettiği, Mesut Kocagöz’ün kazanın olduğu 12.04.2024 tarihinde genel müdür ya da işveren sıfatı olmaması sebebiyle kazada sorumluluğunun olup olmadığının takdiri Sayın Savcılığınızdadır” ifadelerine yer verildi.
Ayrıca aynı raporda, üst yapıyı oluşturan boru tipi çelik kolonlar ve bunların birleşim detayları için benzer nitelikte inşaat mühendisi imzalı ve yine idare adına inşaat mühendisi onaylı standart bir uygulama projesine rastlanmadığı, bunun yerine direk kısımlarını gösteren ve eksik bilgili çizimler ve onaylı olmayan hesaplar bulunduğu, çizimlerin üzerinde ise sorumlu inşaat mühendisi imzası ve onayı görülmediği, dış yüklere göre tasarım yapılmadığı ve mevcut bulon sayısının ve çapının yetersiz olduğu belirtildi.
KOCAGÖZ’ÜN AVUKATINDAN AÇIKLAMA
Raporun dosyaya eklenmesinin ardından Kocagöz’ün avukatları adına avukat Buğra Özçelik açıklama yaparak, Kocagöz’ün tutukluluğuna yeniden itiraz edeceklerini belirtti. Yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
* “Kazanın meydana geldiği teleferik işletmesinin yapımı, kazanın olduğu tarihte bakım ve kullanma sorumluluğu bulunmadığı açık olmasına, soruşturma konusu taksirle ölüme ve yaralamaya sebebiyet vermek suçunun CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olmamasına karşın Mesut Kocagöz’ün ‘yüklenen suçun CMK 100 maddesinde sayılan suçlardan olması’ gerekçesiyle tutuklanmasına yönelik uygulama, mesuliyeti gerektirecek vahamette hukuka aykırı olduğu kadar, son derece talihsiz ve vicdanları ciddi surette rahatsız eden ve örseleyen bir uygulamadır. Bu nedenle Sayın Başkanın tutuklanmasına dair karar mevzuatımıza uygun şekilde görevli ve yetkili hakim tarafından verilmiş ise de hukuki bir karar değildir. Açıklanan nedenlerle açık hukuka aykırılıklar nedeniyle Sayın Mesut Kocagöz’ün tutuklanmasına dair kararın ‘bir şekilde tutuklansın da nasıl tutuklanırsa tutuklansın’ düşüncesiyle tesis edildiği kuşkusunu ciddi surette uyandırmaktadır.”
Yapılan açıklamada bilirkişi raporuyla birlikte İl Emniyet Müdürlüğü’nün kamera tespit tutanaklarının da sabit olduğu belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
* “Ne yazık ki yolcuların uyarıları ve sistemsel hata bildirimlerine rağmen teleferiğin durdurulmaması, durdurulduğunda uyarıların nedenlerinin tespit edilmemesi, gerekli prosedürün ve talimatların uygulanmadan teleferiğin tekrar çalıştırılması kazanın meydana gelmesindeki en büyük etkendir. Müvekkilin tutukluluk haline dair yaptığımız itirazlar, bilirkişi raporunun hazırlanmamış olması gerekçesiyle sürekli olarak reddedilmiştir. Müvekkil 20 gündür tutuklu olup, ailesinden ve nihayet hizmet bekleyen Kepez halkından uzak tutulmaktadır.
* Sayın Başsavcılık makamından beklentimiz, sadece 12 saatte hazırlanan raporla tutuklanan müvekkilin, 20 günde 5 keşif yapılarak hazırlanan ve elim kazanın müvekkille bağı olmadığını teyit eden bilirkişi raporuyla birlikte artık re’sen harekete geçerek hukuka aykırı tutukluluk sürecini sonlandırmasıdır. Müdafileri olarak aksi halde, maddi ve hukuki nedenlerle dosya kapsamındaki kanıtlara ve konuyla ilgili Türk Ticaret Yasası amir hükümlerine göre, soruşturma konusu olayda hiçbir sorumluluğu bulunmayan tutuklu müvekkilin yeni oluşan delil sebebiyle salıverilme talebini Pazartesi 08.30’da dosyaya sunacak olduğumuzu kamuoyuna bildiririz.”
]]>Özel ve Yavaş 31 Mart seçimlerinin ardından ilk kez bir araya geldi.
Özel, ziyarette Yavaş’ı seçim başarısından dolayı tebrik etti. Özel, görüşmeye geçerken Yavaş’ın ve eşinin 2019 ve 2024 yılına ait mal varlığı listesini gösteren duvardaki tabelayı inceledi.
Ziyarette Yavaş, Özel’e Ankara’nın 5 beyazı olan Ankara tavşanı, Ankara balı, Ankara keçisi, Ankara kedisi ve Ankara güvercinini simgeleyen bir plaket takdim ederken, Özel de Yavaş’a seçimlerdeki başarısı adına Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne yaptığı bağışın sertifikasını hediye etti.
Özel ve Yavaş’ın görüşmesinin ardından ikili belediye meclisi üyeleri ve ilçe belediyeleriyle meclis salonunda bir araya geldi. Ardından yapılan açıklamada Özel, şunları söyledi:
‘-Mansur Başkan bana Ankara’nın 5 beyazını temsil eden çok güzel hediye verdi. Biz de kendisine hem ADD’ye he de ÇYDD’ye bağış yaparak kız öğrencilerin bursları için onun adına bağış yaptık ona sunduk.
”İSRAFI BİTİREN, HİZMETİ GETİREN BELEDİYECİLİK ANLAYIŞINA SAHİBİZ”
-Bu belediye tasarrufun başkenti. Önümüzdeki günlerde bütün belediyelere göndereceğimiz tasarruf genelgesi titizlikle hazırlanıyor. Tasarruf nedir israf nedir diye tartışan, israf nedir diye bakacaklarsa 7 kere tasarruf belgesi çıkarıp uymayıp 8’incisini hazırlayanlara baksınlar.
-Tasarruf nedir diye bakacaklarsa başta ABB olmak üzere yönettiğimiz belediyelere baksınlar. Biz tasarrufu ön plana alan, israfı bitiren, hizmeti getiren belediyecilik anlayışına sahibiz.
-Bu anlayış çakarlı arabalarla, uzun konvoylarla, korumalarla değil bir minibüsle, sokakta yürümesiyle, vatandaşın derdini bizzat dinlemesiyle, halkın içinde belediye başkanının neler yapabileceğini gösterdi.
”CHP’Lİ BELEDİYELERİN ÇOK DAHA ÖNEMLİ İŞLERİ YAPTIĞINI GÖRECEKSİNİZ”
-Ankaralılara Mansur Yavaş’ı anlatacak değilim. Mansur Yavaş’ın elde ettiği başarı tek başına elde dilmiş başarı değildir.
-Biz gücü elimize geçirdiğimizde şımaranlardan, kibre kapılanlardan değiliz. Belediye meclisine eşimizi, dostumuzu işe sokmak, onun bunun işini takip etmek için değil, kimsesizlerin kimsesi olarak girdik.
-CHP’nin geçen dönem Meclis’te azınlıkken birçok kararı alamazken bir destan yazdılar ve CHP belediyeciliği tescillendi.
-Bir 5 yıl daha görev aldılar. Ama bu 5 yılın seçimlerin yapılacağı güne kadar ki kısmı, bu sefer CHP’liler kamu yönetiminde çok iyiler, dürüstler, tutumlular dedirtip bundan sonraki süreçte genel iktidarın anahtarı da bu arkadaki ABB Meclis grubunun uyumlu, emek yoğun icraatlarıyla gerçekleşecek. Bundan sonraki süreçte CHP’li belediyelerin çok daha önemli işleri yaptığını göreceksiniz.
Açıklamanın ardından Özgür Özel, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
-Erdoğan’la görüşmede gündeme gelen Gezi tutukluları, Osman Kavala ile ilgili yeniden yargılama, atılacak olumlu bir adım bekliyor musunuz” sorusuna Özel, şu açıklamayı yaptı:
”TÜRKİYE BU CENDEREDEN KURTULSUN”
‘-Bu konuda en yoğun beklenti Türkiye’nin ekonomisi iyiye gitsin isteyen herkesin beklentisidir. Gezi Davası, bu konudaki AİHM ve AYM karaları ayrı ayrı uygulanmadığı için Türkiye’de hukukun üstünlüğü olmadığını, insanların önünü göremediğini böyle bir ülkeye yatırım yapılamayacağını, kredi verilemeyeceğini doğrudan ekonomiye dahi olumsuz etkisi olan durum olduğunu anımsatalım.
-Erdoğan’a özellikle Tayfun Kahraman’ın Bülent Arınç’la ve kendisi ile yaptığı konuşmayı hatırlattım belgeleri bıraktım.
-AİHM kararına karşın inatlaşılmamalı. Türkiye’de yargı talimat alıyor tartışmasına ben girmeyeyim, yargı da talimat almasın. Yeniden yargılamam mı yargılamanın yenilenmesi mi en doğrusunu hukukçular bilir ama bir yol bulunsun, Türkiye bu cendereden kurtulsun.”
”CUMHURBAŞKANI’NIN DÜŞÜNCELERİNİ İFADE ETMEK BANA DÜŞMEZ”
”Erdoğan ile ilgili görüşmede hasta tutuklular konusunun gündeme geldiği ve Erdoğan’ın bu konuda talimat verdiği doğru mu” sorusuna Özel, ”Kamuoyuna mal olmuş konularda kendi düşüncelerimi söyleyebilirim ama Cumhurbaşkanı’nın düşüncelerini ifade etmek bana düşmez. Bu sorunun muhatabı kendisi. Ben büyük dramı anlattım, gerekenin yapılmasını kendisinden talep ettim” yanıtını verdi.
Ahlatlıbel’de Kemal Kılıçdaroğlu ile dünkü görüşmede 31 Mart sonuçlarını ve Erdoğan görüşmesini nasıl değerlendirdikleri ile ilgili soruya Özel, şu yanıtı verdi:
‘-Genel Başkanımızla en çok faydalı hem bugüne kadar en rahat ve en keyifli yemeğimizi yedik. İki taraf da kazanan tarafta sonuçta. Tabii ki hem Meclis Başkanı hem de Cumhurbaşkanı’yla yaptığım görüşmeyle ile ilgili kendisine bilgi verdim. Detayların önemli bir kısmını paylaştım. Kendisinin görüşlerini aldım.
-O Twitter meselesiyle ilgili ben onu hiç üstüme almamıştım, almamakla da doğru yapmışım. Genel başkanlar her tweeti üstüne almazlar.
-Dün de kendisinin son derece yapıcı, son derece katkı verici, geleceğe dönük ve ışık tutucu bir yaklaşımı vardı.
-Öyle bir sorun alanımız yok Genel Başkan’la. Bundan sonra partiyle ilgili, partinin geleceğiyle ilgili, partinin iktidara gelmesiyle ilgili umutlarımız var. Bu konuları konuştuk. Genel Başkanla 8,5 yıl çok defa yemek yedik, bu kadar keyifli bir yemek hiç yememiştik.”
]]>
Müzayede evinden yapılan açıklamada satın alacak kişinin kimliğinin ve teklifinin gizli tutulacağı belirtildi:
“Kitapta Epstein’in irtibat kurduğu kişilerin isimleri, adresleri ve telefon numaralarının yanı sıra aile üyelerinin, sekreterlerin, acil durum iletişim bilgileri de bulunuyor. Kitapta daha önce kamuya açıklanan isimler dışında açıklanmayan yüksek profilli 221 kişinin ismi de bulunuyor.

Bu kitabı 1990’ların ortasında Manhattan’da yaşayan bir müzisyen, New York’ta bir kaldırımda buldu. Daha sonra kitap FBI tarafından incelendi fakat o dönem delil teşkil edecek bir öneme sahip olduğu düşünülmedi. Kitapta 1998’de satın aldığı özel adası Little Saint James ile ilgili ayrıntılar da bulunuyor.
Epstein’ın adayı satın aldığı adamın karısının iletişim bilgileri yer alıyor. Kitapta ayrıca adresleri kamuya açık kayıt aramalarında bulduğumuz konutlarla eşleşen Epstein’ın akrabalarına ilişkin ayrıntılı bilgiler de yer alıyor.”
EPSTEIN DAVASI
Jeffrey Epstein dava dosyaları 3 Ocak’ta kamuya açıklanmaya başlanmış ve dünyada büyük yankı uyandırmıştı. Yayınlanan belgeler, Epstein’ın kurbanlarından biri olan Virginia Giuffre tarafından 2015 yılında Ghislaine Maxwell’e karşı açılan davanın bir parçası olan dosyalarda, birçok ünlü iş insanı, politikacı ve ünlünün isimleri yer almıştı.

Jeffrey Epstein, 2005’te ABD’nin Florida eyaletinde, 14 yaşında bir kızla cinsel ilişkiye girmek için para verdiği iddiasıyla gözaltına alınmış, reşit olmayan birçok kız Epstein’in ve arkadaşlarının kendilerini cinsel istismara maruz bıraktığını iddia etse de mahkeme Epstein’i 2008’de tek bir kişiye cinsel istismar uygulamaktan suçlu bulmuştu.
Epstein, suçlu bulunmasının ardından 13 aylık bir ceza aldı. New York savcılarının Epstein’i 2019’da fuhuş ağı oluşturmaktan suçlu bulmasının ardından, milyarder gözaltında tutulurken hapishanede ölü bulundu. Dava dosyasında ilk gözaltı sürecine dair;

“Bu davanın kökenleri, finansçı Jeffrey Epstein’a karşı on yıldır devam eden ceza davasına dayanıyor. 30 Haziran 2008’de Epstein, Florida eyaletinde on sekiz yaşın altındaki bir kişiyi fuhuş için teşvik etme ve temin etme suçlamalarını kabul etti. Suçlamalar, bazıları Florida’nın reşit olma yaşı olan on sekiz yaşın altında olan, özel olarak kiralanan ‘masözler’ ile cinsel aktiviteden kaynaklanıyordu. Eyalet ve federal savcılarla yapılan anlaşma uyarınca Epstein, eyaletin suçlamalarını kabul etti. Sınırlı hapis cezasına çarptırıldı, cinsel suçlu olarak kaydedildi ve kurbanlarına tazminat ödemeyi kabul etti. Buna karşılık savcılar federal suçlamalarda bulunmayı reddetti” ifadeleri kullanıldı.
DOSYALARDA KİMLERİN İSİMLERİ GEÇİYOR?
Dosyalarda adı geçen çok sayıda tanınan politikacı ve ünlü bulunuyor. Clinton ve Trump’ın yanı sıra İngiltere Prensi Andrew, eski New Mexico Valisi Bill Richardson ve eski Senatör George Mitchell, ünlü mankenler Heidi Klum ve Naomi Campbell, şarkıcı Michael Jackson ‘da dosyalarda adı geçen ünlülerdendi.

Eski ABD Başkanı Bill Clinton ile ilgili olarak Epsetin ile yakın oldukları ve birçok uçak yolculuğu yaptıkları ifadeler arasında yer alırken, Prens Andrew’in söz konusu adayı çok kez ziyaret ettiği ve reşit olmayan kızlara cinsel istismarda bulunduğu davacılar tarafından iddia edilmişti. Prens, verdiği röportajlarda bu iddiaları reddederek Jeffrey ile arkadaş olduklarını doğruladı. Donald Trump ile ilgili dava dosyalarında, Epstein ile yakın oldukları ifadeleri kullanıldı.
FRANSIZ ŞÜPHELİ DE ÖLÜ BULUNDU
Dosyada ismi geçen Fransız mankenlik ajansı sahibi Jean Luc Brunel ise, reşit olmayan kızların cinsel istismar amaçlı ticareti şüphesiyle 2020 Aralık’da tutuklanmıştı. Epstein ile yakın arkadaş olduğu belirtilen Brunel, 2022’nin Şubat ayında tutuklu olduğu Paris’teki hapishane hücresinde ölü bulunmuştu.

“EVİNİN HER KÖŞESİNDE ÇIPLAK KIZ TABLOLARI VARDI”
Birçok üst düzey siyasetçi ve sanatçı ile cinsel birlikteliğe zorlandığını ifade eden davacı Virginia Guiffre, tanınmış bir başbakan, iş insanı ve model ajansı işleten Jean Luc Brunel, Harvard hukuk profesörü Alan Dershowitz tarafından birçok kez istismar edildiğini ifade etmişti. Virginia ayrıca, Epstein’in istismar görüntülerini kayıt altında tuttuğunu açıklamıştı. Evde çalışan hizmetliler, evinin her odasında kamera olduğunu ve duvarlarda çıplak kız tablolarının olduğunu belirtmişti.
]]>Peki bu veriler bize ne söylüyor? Avukat Mustafa Zafer, yakın zamanda çekini ödeyemediği için birçok şirket hakkında icra takiplerine girişilebileceğini ve karşılıksız çıkan çeklerin yapılacak icra takipleri sonrasında tahsil edilmeye çalışılacağını söylüyor.
Aynı zamanda eski icra müdürü olan Zafer şöyle devam ediyor: “Merkez Bankası tarafından gerçekleştirilen faiz artışları sonrasında geçen yılın bu zamanlarında çeki karşılıksız çıkan bir borçlu alacaklısına yüzde 10,75 yıllık faiz öderken bugün karşılıksız çıkan bir çek hakkında yapılan takipte alacaklı yüzde 51,75 yıllık faiz talep edebilecek. Borcun anaparasını ödeyemeyen borçluya bir de faiz yükü binmiş olacak.” Avukat Zafer’den bir örnek vermesini istiyorum: “100 bin liralık çeki yazılan esnaf hakkında icra takibine başlandı diyelim. Borcun 3 ay sonra ödeneceği düşünülürse haciz masrafları hariç olmak üzere esnaf 154 bin lira icra dairesine ödemek suretiyle çekini icra dairesinden geri alabilecek.”

KONKORDATO TALEBİ ARTACAK
2024 Ocak ayından bu yana icra dosyalarındaki artış sayısı bankaların kredi musluklarını kapamasıyla hayli yükselmişti. UYAP istatistik bilgi siteminden edinilen verilere göre 2 Mayıs 2024 tarihi itibariyle 21 Milyon 852 bin icra dosyası derdest olup borçlular hakkında işlem yapılmaya devam edilmekte. Avukat Mustafa Zafer yaşanacak bir soruna daha dikkat çekiyor: “Merkez Bankası tarafından açıklanan sektörel bilançolar verisi de çok kıymetliydi. Özellikle gayrimenkul faaliyetlerinde bulunan firmalardaki zarar oranının yüzde 62’ye eğitim sektöründe faaliyet gösteren firmaların yüzde 60, madencilikte yüzde 55, kültür sanat ve eğlence sektöründe ise faaliyet gösteren şirketlerin yüzde 53’nün zarar gösterdiği verisi paylaşıldı. Tüm bu verilerden hareketle artan faiz oranları, kredi musluklarının kapatılması ve nakit akışlarında yaşanan önemli daralmalar sonrasına özellikle işletme sermayesi olmayan firmaların yakın bir dönemde ekonomik olarak daha fazla sıkıntı yaşayabileceği bununla birlikte konkordato taleplerinde ciddi bir artışın yaşanabileceğini söylemek yanlış olmayacaktır.”
VATANDAŞ KARTINI KULLANAMIYOR
Avukat Mustafa Zafer’e göre, kredi kartı kullanmaması için son 15 ayda azami gecikme faizi aylık yüzde 1,66 seviyesinden 4,55’e, kredi kartı nakit çekim işlemlerinde uygulanan faiz oranın ise yüzde 1,66 seviyesinden yüzde 5,3’ e yükseltilmesiyle vatandaş bitmeyen bir faiz sarmalının içine girdi. Bununla birlikte bankaların kredi kartlarındaki taksit uygulamasını neredeyse kaldırmış olmaları, düşürülen kullanım limitleri ve nakit avans taleplerinin bazı bankalar tarafından hemen hemen yüzde 15 seviyesine kadar düşürülmesi vatandaşın cebindeki kredi kartını da kullanamaz hale getirdi.
4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, tutuklu sanık Mehmet Tekin ve tutuksuz sanık Yakup A. ile müştekiler ve taraf avukatları hazır bulundu. Tutuklu sanık Ertan Danacı, duruşmaya bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.
Tanık M.C. ifadesinde, eşiyle birlikte 2020 yılında Ezgi Apartmanında daire kiraladıklarını daire içerisinde detaylı bir tadilat yapmadıklarını dekorasyon amaçlı çalışmalar yaptıklarını belirtti.
“KAFAMIZA GÖRE İZİN VERİLMİYORDU”
Diğer tanık M.D. de binanın inşa edildiği dönemde Kahramanmaraş Belediyesi’nde mimar olarak çalıştığını ifade ederek, “İmar bölümünde yapı kullanım izinlerini veriyordum. Mimar, projenin yerinde kullanıp kullanılmadığını kontrol ediyordu. Makine mühendisi, kazan dairesi ve asansörle ilgileniyordu. İncelemeler sonrasında bir eksiklik çıkarsa liste yapılıyordu. Yönetmeliğe uygunsa izin veriliyordu öyle kafamıza göre izinler verilmiyordu” diye konuştu.
BİLİRKİŞİYİ SUÇLADI
Sanık Mehmet Tekin ise savunmasında KTÜ’nün sonuçlarında yanıldığını, binadan demir numunesinin alınmadığını öne sürdü.
Bilirkişinin inşaattan anlamadığını iddia eden Tekin, “Ben 60 yaşındayım Kahramanmaraş’ta 30 tane bina yapmışım hiçbirinde sorun yok. Özel apartmanda ben niye yanlış yaptırayım. Benim yanımda çalışan demirci ve kalıpcı ekipleri Özel İdare İş Merkezi, Necip Fazıl Kültür Merkezi ve Ezgi Apartmanı aynı dönemde yapıldı. Diğer bir konu da Ezgi Apartmanı köstebek yuvasına dönmüş. Sabah’tan beri herkesi dinliyorum hiç kimse teknik konudan bir konuşma yapmadı. Ben şeker hastasıyım iki defa kalp krizi geçirdim. Tahliyemi ve beraatımı istiyorum” ifadesini kullandı.
Diğer sanıklar da suçlamaları kabul etmediğini belirterek, tahliye ve beraat talebinde bulundu.
DURUMŞA TEMMUZA ERTELENDİ
Daha sonra söz alan müşteki avukatları, Ezgi Apartmanı’nda faaliyet gösteren pastane yetkilisi firari sanıklar Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel’in yakalanması için “kırmızı bülten” çıkarılmasını talep etti.
Sanık avukatlarından Ersan Şen de Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel’in kiriş ve kolon kesmediğini savunarak sanıkların yakalama kararının kaldırılmasını talep etti.
Mahkeme heyeti, Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel hakkında “kırmızı bülten” çıkarılması talebini reddetti.
Sanıkların mevcut halinin devamına, eksik hususların giderilmesine karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı 12 Temmuz’a erteledi.
NE OLMUŞTU?
Davanın Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamesinde, merkez Onikişubat ilçesinde bulunan Ezgi Apartmanı’nın depremde yıkılması sonucu 35 kişinin öldüğü, 1 kişinin de yaralandığı belirtildi.
İddianamede, sanıklardan apartmanda faaliyet gösteren pastanenin yetkilisi firari sanıklar Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel ile pastanedeki tadilatı organize eden tutuklu sanık Ertan Danacı hakkında 35 kez “olası kastla kasten öldürme” ve “olası kastla kasten yaralama” suçlarından 700 yıl 4 aydan 876 yıl 6 aya kadar, tutuksuz sanık apartmanın müteahhidi Yakup A. ve tutuklu sanık fenni mesulü Mehmet Tekin hakkında ise “bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan 8 aydan 22 yıl 5 aya kadar hapis cezası talep edildi.
]]>
Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Derya Uludüz
ERKEN EVRE
Bir Alzheimer hastasının başlangıçta gösterdiği belirtiler, genellikle yaşlılıkla karıştırılan türdendir: Yakın zamanda yapılan konuşmaları unutma, isimleri hatırlayamama ve günlük eşyaları yerleştirdiği yeri unutma gibi… Ancak bu durumlar, Alzheimer hastalığının tipik işaretleridir. Bu dönemde beyinde, özellikle hafızayı yöneten hipokampüs bölgesinde, zararlı proteinlerin biriktiğine dair belirtiler başlar. MR ve PET taramaları, bu evrede hipokampüste hafif bir küçülme ve protein birikintilerinin arttığını gösterebilir. Zamanla günlük işlerde zorlanma; özellikle parasal işlemleri yönetme veya etkinlikler planlama gibi daha karmaşık görevlerde bu durum kendini gösterir. Bu tür zorluklar, Alzheimer’ın ilk belirtileri olan hafif bilişsel bozulmayı (MCI) işaret eder.

Erken evrede hangi sorunlar yaşanır?
Alzheimer hastalığının genellikle gözden kaçan erken evresinde şu sorunlar ortaya çıkar:
Hafızada bozulma: Özellikle yakın zamanda olan olayları hatırlamada güçlük, yeni bilgileri öğrenmede zorlanma. Örneğin, yeni tanışılan insanların isimlerini veya o gün yapılan önemli bir konuşmayı unutmak gibi…
Kelime bulma güçlüğü: Konuşma sırasında doğru kelimeyi bulmada zorluk çekme, cümle kurarken ara verme ya da yanlış kelimeler kullanma.
Görevleri tamamlamada güçlük: Günlük işlerde, özellikle birden fazla adım gerektiren işlerde zorlanma. Örneğin, tariflere uygun yemek yapma veya faturaları ödeme gibi.
Karar verme ve muhakemede bozulma: Basit kararlarda zorlanma, normalde kolayca yapılan finansal kararlar gibi işlerde hatalar yapma.
Planlama ve organizasyon problemleri: Planlama gerektiren görevlerde başarısızlık, önceden kolaylıkla yapılan organizasyon görevlerinde zorlanma.
Sosyal çekilme: Sosyal aktivitelere ve hobilere olan ilginin azalması, eskiden keyif alınan sosyal etkinliklerden kaçınma.
Ruhsal değişiklikler: Depresyon, kaygı veya sinirlilik gibi duygusal değişiklikler, değişken ruh hali, önceden keyif alınan aktivitelere karşı ilgisizlik.
Yönlendirme ve mekansal problemler: Yolunu kaybetme ya da tanıdık yerleri tanımada güçlük çekme.
ORTA EVRE
Alzheimer’ın orta evresinde hasta zaman ve mekan algısını yitirmeye başlar, ciddi oranda ruh hali değişiklikleri yaşamaya başlar. Bu durum, sosyal ilişkilerini ve günlük konuşmalarını olumsuz etkiler. Bu evrede beyindeki zararlı proteinlerin yayılması ve sinir hücreleri arasındaki iletişimin bozulması daha belirgin hale gelir. Bu da günlük yaşam aktivitelerinin ciddi şekilde etkilenmesine yol açar ve hastalar giderek daha fazla desteğe ve gözetime ihtiyaç duyar. En önemli belirtiler; daha ciddi hafıza kaybı, dil kullanımında bozulma, karar verme kabiliyetinde azalma, kolay sinirlenip, üzülme, giyinme, banyo yapma ve tuvalet için desteğe ihtiyaç duyma, zaman-mekan kavramında bozulma, sosyal becerilerde azalma, halüsinasyonlar görme, yürümede zorlanma, uyku düzeni ve konuşmaları takip etmede bozulmalardır.

GEÇ EVRE
Hasta bu evrede artık sürekli bakıma ihtiyaç duyar hale gelir, büyük kişilik değişiklikleri gösterir ve yakın aile üyelerini tanıyamaz hale gelir. Fiziksel ve bilişsel işlevlerde ciddi bozulmalar görülür; yutma güçlüğü, hareket kabiliyetindeki problemler ve genel motor fonksiyonlarında düşüş gibi belirtiler daha da belirginleşir. Ağır hafıza kaybı, iletişim kuramama, enfeksiyon, beslenme sorunları gibi sağlık problemleriyle daha sık karşılaşma, duygusal tepkilerde azalma ve uyku düzeninde bozulmalar görülür.
]]>
Açıklamada, İsrail ordusunun “7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde 3 bin 70 katliam gerçekleştirdiği” bildirildi.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında 14 bin 944 çocuk ve 9 bin 849 kadının hayatını kaybettiği belirtilen açıklamada, 10 bin kişinin enkaz altında veya kayıp olduğu, hastanelere ulaşan ölü sayısının 34 bin 622, yaralı sayısının da 77 bin 867 olduğu kaydedildi.
Açıklamada ayrıca Gazze’de İsrail saldırılarına maruz kalanların yüzde 72’sinin kadın ve çocuk olduğu vurgulandı.
75 BİN TONDAN FAZLA PATLAYICIYLA SALDIRI DÜZENLENDİ
İsrail’in halkı zorla aç ve susuz bıraktığı, yardımların girişini engelleyerek insani felakete neden olduğu Gazze’de 30 çocuğun yetersiz beslenme ve sıvı kaybı nedeniyle hayatını kaybettiği hatırlatıldı.
İsrail ordusunun 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye 75 bin tondan fazla patlayıcıyla saldırı düzenlediği aktarılan açıklamada, sağlık sektörünü de hedef alan İsrail saldırılarında Gazze’de 492 sağlık çalışanı ve 68 sivil savunma görevlisinin yaşamını yitirdiği ifade edildi.
İsrail askerlerinin baskın yaptığı hastanelerde bulunan 6 toplu mezardan 471 Filistinlinin cenazesinin çıkarıldığı belirtildi.
Saldırılar nedeniyle Gazze’de 17 bin çocuğun ebeveynlerinden biri veya her ikisinden yoksun şekilde yaşadığı vurgulandı.
Hayati tehlikesi bulunan ve yurt dışında tedavi edilmesi gereken yaralı sayısının 11 bin olduğu, yetersiz sağlık hizmeti nedeniyle 10 bin kanser hastasının ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu aktarıldı.
2 MİLYON KİŞİ YERİNDEN EDİLDİ
Yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı kalabalık barınma merkezlerindeki gayriinsani duruma işaret edilen açıklamada, yerinden edilme sonucu 1 milyon 95 bin bulaşıcı hastalık ve 20 binden fazla “Hepatit A” vakasının tespit edildiği bilgisi verildi.
Gazze’de sağlık bakımı verilemediği için 60 bin hamile kadının, ilaç eksikliği nedeniyle de kronik hastalığı bulunan 350 bin kişinin hayati tehlikesinin olduğu kaydedildi.
Açıklamada, İsrail ordusunun saldırılarını başlatmasından bu yana Gazze’de 5 binden fazla Filistinliyi gözaltına aldığı belirtildi.
İsrail askerlerinin 310 sağlık çalışanı ve 20 gazeteciyi alıkoyduğu, 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde 2 milyon kişinin yerinden edildiği vurgulandı.
İsrail’in Gazze’deki saldırılarında 86 bin konutun tamamen yıkıldığı, toplamda ise 294 bin konutun zarar görerek oturulamaz durumda olduğu bilgisi paylaşıldı.
İSRAİL’İN VERDİĞİ ZARAR 33 MİLYAR DOLAR
İsrail ordusunun, 184 hükümet tesisi ile 103 okul ve üniversiteyi yerle bir ettiği, 311 okul ve üniversitenin ise kısmen zarar gördüğü kaydedildi.
İsrail ordusunun Gazze’de 243’ünü tümüyle yıktığı 321 camiye zarar verdiği ve 3 kiliseyi hedef alarak yıkımına neden olduğu aktarıldı.
Gazze’de İsrail’in 160 sağlık kuruluşunu hedef aldığı, 53 sağlık merkezi ile 32 hastaneyi hizmet dışı bıraktığı, 126 ambulansı da kullanılamaz hale getirdiği belirtildi.
İsrail’in Filistin’in kültürel mirasını da hedef aldığı, Gazze’de 206 tarihi ve kültürel varlığı yıktığı ifade edildi.
Gazze Şeridi’nde İsrail’in saldırılarıyla doğrudan verdiği zararın 33 milyar dolar olduğu belirtildi.
]]>Taktaş’ın ailesi, daha önce darbedilen ve dalağını kaybeden kızlarının ölümüne sebep olduğunu iddia ederek avukatları aracılığıyla Türk asıllı ABD vatandaşı ressam sevgilisi A.C.F.’den şikayetçi oldu.
Taktaş’ın ismini açıklamak istemeyen teyzesi K.C., kanında ölümüne neden olmayacak kadar uyuşturucu bulunduğu tespit edilen yeğeninin, ressam sevgilisi tarafından uyuşturucuya alıştırıldığını ileri sürdü.
Yeğeninin darbedilip, tutulduğu yerde aç bırakıldığını da iddia eden teyze, “Hem ABD’de hem Türkiye’de hukuk mücadelesi başlattık. Bu konunun asla peşini bırakmayacağız. Sevgilisi, kıskançlığından güzel görünmesin diye saçlarının ön kısmını ve kaşlarını bile kazıyordu” dedi.

AİLE AVUKATI BASIN TOPLANTISI DÜZENLEDİ
Taktaş ailesinin avukatı Fethi Öksüz, düzenlediği basın toplantısında, soruşturmayla ilgili gelişmeleri açıkladı. Öksüz, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde cinayet şüphesiyle başlatılan soruşturmanın aktif olarak devam ettiğini ve Türkiye’de de otopsi yapılması için 6 Mayıs’ta fethi kabir işlemi yapılacağını söyledi. Öksüz, şunları söyledi:
* “Amerika’daki otopsi sonucu henüz çıkmadı. Bu 3-4 aylık bir süreç olduğu Amerika’nın adli makamları tarafından tarafımıza iletildi. Bununla beraber tabii ki darp yahut kanında bir yabancı maddenin olup olmadığıyla alakalı somut bir tespit varsa, bu yabancı maddenin miktarı, cinsi, yoğunluğu, öldürmeye ilişkin elverişli olup olmadığı, bunun yanında Yağmur’un aç bırakılıp bırakılmadığı yahut başkaca bir şekilde eziyet edilip edilmediğiyle alakalı bir otopsiden sonuç çıkmasını bekliyoruz.
* Siz de takdir edersiniz ki otopsiyle alakalı süreçlerin hızlı olarak ilerletilmesi lazım. Yağmur 3 Nisan’da vefat etti. Ölümünden bu yana 30 gün geçti. Bu sebeple Türkiye’de yapılan otopsi ile alakalı sonuçların ne kadar sağlıklı olacağını biz bilemiyoruz fakat en azından aç bırakılıp bırakılmadı yahut kanında yabancı madde olup olmadığıyla alakalı somut bir şeylerin ortaya çıkabileceğini düşünüyoruz.”

“MESAJLAŞMA KAYITLARIYLA ALAKALI ARAŞTIRMALAR DEVAM EDECEK”
Yağmur Taktaş’ın cinayete kurban gitmiş olabileceğine dair ellerinde deliller olduğunu kaydeden Öksüz, şunları belirtti:
* “Yağmur Hanım’ın öldüğü zaman, vefat ettiği vakitte şüpheli şahsın yanında bulunduğuna ilişkin elimizde şu anda mevcut bir delil var. Bunu soruşturmaya da aksettiriyoruz. Bununla alakalı adli makamlarımız da gerekli araştırmaları yapacaktır. Bununla beraber de otopsi raporunun çıkması akabinde soruşturma süreci hızlı bir şekilde ilerleyeceğine ilişkin bizim bir şüphemiz yok.
* Pazartesi günü fethi kabir işlemleri gerçekleşecek, akabinde hemen otopsi işlemlerine başlanacak. Daha sonra ilerleyen süreçlerde şüpheli şahısların ifadeleriyle, verdiğimiz telefon numaralarıyla, mesajlaşma kayıtlarıyla alakalı araştırmalar devam edecek. Bizim vermiş olduğumuz bilgi ve belgelerle alakalı araştırmalar yapacak.”

SEVGİLİSİNİN ANNESİ HAKKINDA DA SUÇ DUYURUSU
Yağmur Taktaş’ın sistematik bir şekilde işkence ve şiddete uğradığını öne süren Öksüz şunları söyledi:
* “Şüphelinin Yağmur Hanım’a karşı gerçekleştirmiş olduğu şiddet, tehdit, hakaret eylemleri mevcut. Bununla alakalı birtakım soruşturmalar ve kovuşturmalar halihazırda zaten devam ediyor. Bununla alakalı Yağmur Hanım’ın zaten şikayeti akabinde gerekli adli prosedürler başlatılmış. Yağmur Hanım’ı daha önceden bir organını, bir uzvunu kaybetmesine neden olacak kadar ciddi bir şiddet eylemi gerçekleştirilmiş. Yağmur Hanım bu şiddet eylemi neticesinde dalağını kaybetmiş ve boydan boya, boynundan aşağıya kadar uzun bir kesikle bir operasyon gerçekleştirilmiş.
* Yağmur Hanım’ın kaşlarının tıraşlanması, saçlarının ön kısımlarının tıraşlanması gibi durumlar da söz konusu. Burada bir eziyet, bir işkence durumu söz konusu. Açık konuşmak gerekirse bu konuda bizim bir şüphemiz yok. Bununla beraber elimizdeki bilgi ve belgelerden zaten Yağmur’un Amerika’dayken vefat etmeden önce parasına, çantasına, pasaportuna el konulmuş olduğu ve şüpheli şahıs tarafından Türkiye’ye dönmemesi için zorla tutulmuş olduğu anlaşılıyor. Yağmur Hanım’ın mesajlaşmalarından, belgelerinden bunu da anlayabiliyoruz. Zaten bu zorla tutulma akabinde hürriyeti tahdit neticesinde Yağmur hanım maalesef şu anda aramızda değil. Maalesef kaybettik. Bununla alakalı zaten bilgi ve belgeleri de savcılığımıza sunduk.”
Avukat Öksüz, Yağmur Taktaş’ın öldürülmesinde sevgilisinin annesinin azmettirici olabileceğini düşündükleri için ayrıca suç duyurusunda bulunduklarını kaydetti.
]]>Dr. Leno, sabahları bırakmanız gereken dört ve bunların yerine yapmaya başlamanız gereken beş alışkanlığı şu şekilde sıralıyor…

YAPMAYIN: Güne hızlı bir başlangıç yapmak için e-postalarınızı kontrol etmeyin
İyi bir şey yaptığınızı düşünebilirsiniz, ancak Dr. Leno bunun yerine sadece sabahınıza gereksiz yere stres katıyor olabileceğinizi söylüyor.
Sabah ilk iş olarak telefonunuza uzanmamanız yönünde sık sık tekrarlanan tavsiyeyi duymuş olabilirsiniz. Ancak yatmadan önce telefon kullanımını kötü uyku kalitesine bağlayan çok sayıda çalışma olsa da sabah kullanımına ilişkin kanıtlar daha az kesindir.
Bir çalışma, “telefon molası” vermenin beyninizin gerçek bir mola vermesine gerçekten izin vermediğini gösterdi. Yani, ilk iş olarak telefonunuzu kontrol ettiğinizde beyninizin aşırı hızlandığını hissediyorsanız, nedeni bu olabilir.
YAPMAYIN: Yüksek sesli alarm sesiyle uyanmayın
Uyanmak için gürültüye ihtiyacınız olsa da, daha iyi bir uyanma deneyimine olanak tanıyan farklı sesler veya alarm saatleri denemelisiniz.
Dr. Leno, “Sizi uyandıran o büyük ses, çok fazla kaygıya neden olabilir. Neyin daha rahatlatıcı olduğunu bulun. Dünyada bizi kaygılandıran yeterince şey var.” dedi.
YAPMAYIN: Sorunu hemen çözmeye çalışmayın
İlk uyandığınızda kendinizi biraz sersem hissetmeniz normaldir. Bu duyguya uyku ataleti denir ve normalde 15 ila 60 dakika sürer. Bilim insanları bunun neden olduğunu tam olarak bilmese de bunun, gece boyunca beklenmedik veya istenmeyen uyanmalarda tekrar uykuya dalmanıza yardımcı olacak koruyucu bir önlem olabileceğini öne sürüyorlar.
Mesele şu ki, ilk uyandığınızda beyniniz en iyi durumda değildir.
Dr. Leno, “Sabah ilk iş olarak problemi çözmeye çalışmayın. Bazı şeyleri nasıl düzelteceğimi, nasıl çözeceğimi bulmaya çalışırken ben de çok suçluydum.” diyor.

YAPMAYIN: Dün ters giden şeylere odaklanmayın
Dr. Leno, “Bu çok ama çok zor bir şey” diye kabul ederken, uyanıp önceki gün sizi sinirlendiren bir şeyi düşünmenin kolay olduğunu ve “ne olursa olsun, kendimizi onunla tükettiğimizi” söyledi.
Bunun yerine zihninizi sinir bozucu konudan uzaklaştırmaya çalışın. Zor ve biraz pratik gerektirecek.
Dr. Leno, “Bu, gün boyunca onu hiç düşünmeyeceğiniz anlamına gelmiyor, ancak onu düşünerek uyanmamaya çalışın. Ve bunu bir sabah deneyebilirsiniz, işe yaramaz, ertesi sabah işe yaramaz. Ertesi sabah bunu denersiniz ve işe yarar.” diye ekledi.
Bu önerilerin çoğunda olduğu gibi, onlara bağlı kalmak çok önemlidir. Artık bırakmanız gereken alışkanlıkları bildiğinize göre, güne daha parlak bir şekilde başlamanın bilim destekli bazı yollarını burada bulabilirsiniz.
YAPIN: Meditasyonla ve derin nefeslerle başlayın
Dr. Leno, “Yaptığım ilk şey bir çeşit meditasyonla başlamaya çalışmak. Ve bunun tüm gününüzü almasına gerek yok.” dedi.
Psikolog, sabahları birkaç dakikanızı derin nefes almaya ve zihninizi sakinleştirmeye ayırmanın – ister rehberli bir meditasyon izliyor olun ister sadece kendi başınıza nefes alıyor olun – daha uyanık ve açık fikirli hissetmenize yardımcı olabileceğini söyledi.
YAPIN: Ne olmasını istediğinize odaklanın ve bir liste yapın
Güne dün neyin yanlış gittiğini veya bugün neyin yanlış gidebileceğini düşünerek başlamak yerine, başarmak istediğiniz şeyleri düşünün.
Bu çok açık görünüyor, ancak olumsuz “eğer olursa”ların ortaya çıkması kolaydır.
Dr. Leno, “Gününüzün veya günlerinizin kaosla dolu olacağına inansanız bile, olumlu bir şeyi hayal etmeye başlayın” diye önerdi.
Yapın: Yatak odanıza sizi gülümseten bir şey asın
Yatak odanızda asılı “neşe uyandıran” bir sanat eseri veya fotoğrafınız yoksa hemen bir tane edinin. Uyandığınızda, eğlenceli bir tatilin, sevdiğiniz birinin veya gerçekten keyif aldığınız bir sanat eserinin görsel olarak anında hatırlatılması, güne başlamanın harika bir yolu olabilir.

Yapın: Biraz hareket edin
Bunun tam bir egzersiz olması gerekmez. Birkaç dakika esneyebilir veya biraz yoga yapabilirsiniz. Dr. Leno, “eğer zamanınız ve enerjiniz varsa mutlaka egzersiz yapın” diyor. Ancak bazen basit hareketlerle de ruh halinizi iyileştirebilirsiniz.
YAPIN: Ne deniyorsanız ona sadık kalın
Bir alışkanlığın en zor kısmı onu oluşturmaktır. Dr. Leno, bu uygulamaları entegre etmenin zor olmasına rağmen önemli olanın denemeye devam etmeniz ve disiplinli kalmanız olduğunu belirtiyor.
Dr. Leno, “Sizin için önemli olan şeylere zaman ayırdığınıza inanıyorum. Zamanla yaptıklarınız doğal gelecek ve bunları devam ettirmek isteyeceksiniz.” diye ekliyor.
]]>
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile seçim sonuçlarını değerlendirmek üzere bir araya geldiklerini anlatan Özel, yerel seçimlerden başarı ile ayrılan DEM Partili belediye başkanlarını kutladı.
“İKİNCİYE MAZBATA AYIBINDAN DÖNÜLDÜ”
Özel, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
– Bu nazik ziyaret için teşekkür ederken DEM Parti’nin seçimleri kazanan belediye başkanlarını hem tebrik ediyorum, hem çalışmalarında başarılar diliyorum. Hem de geçmiş yerel seçimlerden sonra Türkiye demokrasisi önemli bir yara almıştı kayyum atamaları ile. Bu seçimde önce Van’daki durum ortaya çıktı. Orada çok önemli bir dayanışma sergilendi, toplumun tüm kesimleri tarafından. İkinciye mazbata verme gibi bir ayıptan, yanlıştan dönüldü. Şu ana kadar da herhangi bir kayyum uygulamasının yaşanmamış olmasından ihtiyatlı bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim.

“KRİZLERİ YENİDEN KONUŞMAK ANLAMLI DEĞİL”
Özel, bir soru üzerine Erdoğan ile yaptığı görüşmeye ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
– Aşılmış krizleri yeniden konuşmak anlamlı değil. Orada ortaya çıkan tablo ve aramızdaki görüşmeden sonra Sayın Erdoğan’ın CHP’ye bir ziyaret yapma talebini iletmesiyle birlikte olabilecek en iyi şekilde çözümlenmiş oldu. Burada artık dönüp de tekrar bir değerlendirme yapmayı doğru bulmam. Nezaketli de bir davranış olmaz.
“TÜRKİYE DEMOKRASİSİ İÇİN BİR KİLOMETRE TAŞI”
– Biz kamuoyunun gündeminde ne varsa hepsini dün Sayın Erdoğan ile konuşma imkanı bulduk. Benim ortaya koyduğum gündemlerin tamamını kendisi ve heyetinde bulunan arkadaşlar not aldılar. Biz de Sayın Erdoğan’ın yapmış olduğu değerlendirmeleri dinledik. Ben dünkü toplantının Türkiye demokrasisi açısından önemli bir kilometre taşı olduğunu ifade etmek isterim. Siyasetçilerin el sıkışmadığı dönemlerin sonu demokrasi açısından hep felaket olmuştur. 1977 ile 80 arası iktidar ile ana muhalefetin el sıkışmadığı ve konuşmadığı bir dönemdi.
– Türkiye’de de ana muhalefet ile iktidarın ve bütün siyasi partilerin birbirleri ile konuşabilen, el sıkışabilen, her şeyde anlaşmak mümkün değildir ama tartışabilen bir çizgide kalmalarını son derece önemli buluyoruz. Dünkü konuşmalar ve tartışmaların bu anlamda nasıl sonuç verdiğini önümüzdeki günlerde, haftalarda, aylarda biz de takip edeceğiz. Siz de takip edeceksiniz.

AHMET NECDET SEZER’DEN BÜYÜKELÇİ ÖNERİSİ
Özel, Erdoğan görüşmesine CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan’ın da katılması ve deprem bakanlığı önerisine ilişkin sorulara da şöyle yanıt verdi:
– Namık Tan ile ilgili merakı giderelim. Ben Sayın Cumhurbaşkanını ziyaret etmeden önce seçilmiş son tarafsız Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’e bir ziyarette bulundum. Ziyaretim hem kendisinin bana nazik kutlama mesajına teşekkür etmek içindi, hem de bir Cumhurbaşkanı ile yapılacak görüşmeden önce kendisinin önerilerini almak ve bazı sorularıma kendisinden yardım istemek üzereydi. Kendisini uyarısı bana şöyle oldu.
– Cumhurbaşkanlığı’nın özel kaleminin ve protokol müdürlüğünün bir büyükelçi olduğunu, onun için benim de partimde bulunan büyükelçilerden birini görevlendirmek suretiyle bu protokol akışını, randevulaşmayı ve devamını özel kalemimizle koordineli bir büyükelçinin götürmesinin doğru olacağını ifade ettiler. Ben de partimizde görev yapan ve şu anda İstanbul Milletvekilimiz olan Namık Tan’ı bu konuda görevlendirdim. Kendisi de Cumhurbaşkanlığı Protokol Başkanı ve Özel Kalem Müdürü’yle dünkü görüşmenin detaylarını görüştüler.
– Heyet teşekkülü sırasında da kendi mesleki deneyimleri ve birikimleri gereğince görüşmeyi takip etmek ve gerekli notları tutmak üzere de Namık Tan’ı heyette bulundurduk. Kendileri de önce Sayın Elitaş, Sayın Cumhurbaşkanına eşlik ediyordu. Not tutma noktasında ilerleyen süreçte Sayın Cumhurbaşkanının daveti üzerine Özel Kalem Müdürü de eşlik etti ve böylece iki büyükelçinin görüşme ile ilgili not tuttukları süreci hep birlikte yaşamış olduk. İsim tercihini elbette ben yaptım. Milletvekili grubumuzdaki tek büyükelçidir kendisi. Ama bir büyükelçiyi görevlendirme önerisi kendi deneyim ve taktirleri ile Sayın Ahmet Necdet Sezer’in doğrudan bana teklifiyle olmuştur.
“DEPREM BAKANLIĞI ÖNERDİM”
Özel, Erdoğan’la görüşmesine ilişkin şöyle devam etti:
– Deprem bakanlığını önemsiyorum. Bu mesele ne iktidarın tek başına bir meselesidir. Ne o kenti yöneten belediyenin tek başına çözebileceği bir meseledir. Ne de muhalefete muhalefet alanı tanıyacak bir durumdur. Bu meselenin kendisi ülke için bir beka sorunudur. Bunun için de Sayın Erdoğan’a bir deprem üzerine, ismi doğrudan deprem bakanlığı olarak konur mu, yoksa doğal afetlerle mücadele ve depreme hazırlık bakanlığı mı olur ama bir bakanlık kurmasını önerdim. Dahasını önerdim, Meclis’te grubu bulunan bütün siyasi partilerden birer bakan yardımcısı talep etmesi durumunda ben partimden bir bakan yardımcısını görevlendireceğimi ve depreme meselesini siyaset üstü bir şekilde ele almanın, siyasetin kısır tartışmalarının dışına çıkarmanın, bir beka sorununu el birliği ile ortadan kaldırmanın önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundum.
– Sayın Cumhurbaşkanı dikkatle takip etti, not aldı ve not aldırdı. Ancak bu konuda biliyorsunuz, Anayasa gereği yeni bakanlıklar kurulması kendi yetkisindedir. Kendi uhdesindedir. Nasıl bir adım atacağını bilmiyorum. Kurulmasını önemserim. Partimizden talep olduğu taktirde deprem bakanlığına bir bakan yardımcısı vermeyi de siyasi açıdan değil insani açıdan, vicdani açıdan ve o gün pişman olmamak için almamız gerekli bir sorumluluk olarak görürüm.
ATATÜRK VE ERDOĞAN’A HAKARET
DEM Partili bir belediyede Atatürk, Erdoğan ve bayrağa yönelik sarf edildiği bildirilen sözleri de yorumlayan Özel, şunları söyledi:
– Olaylar yaşandığında da diyalog halindeydik. Birincisi bir Atatürk’e ve Sayın Erdoğan’a saygısızca ifadenin DEM Parti Eş Başkanları tarafından sarf edildiği noktasındaki yanlış iletişim kendileri tarafından düzeltildi. Ardından kolluk güçlerinin yapmış olduğu soruşturma ve kovuşturma aşamasında da netleşti. DEM Parti’nin seçilmiş başkanları değildi onu söyleyenler.
– İkinci husus da bayrak konusu. O konuda ben her iki Sayın Eş Başkanın yapmış olduğu açıklamaları DEM’in kurumsal tavrı olarak görüyoruz ve o noktada da yapmış oldukları açıklamalarda hem bayrağa, hem Atatürk resmine, simgelere ve sembollere karşı bir hürmetsizlik ve saygısızlıklarının olmadıklarına ilişkin açıklamalarını son derece önemli, yerinde ve yeterli buluyorum.
]]>“Durup dururken imza süreci başlamadı. Herkes memnun mesut, dünya toz pembe, kimse şikayet etmiyor, boş vaktimiz var gidip imza toplayalım denmedi. Olağanüstü bir kişiyle muhatap oluyoruz. Milyonların maç skorlarına, hafta sonu skorlarına bütün haftasını etkilediği futbol sektörünün nasıl son derece ilginç, garip, kindar, son derece kolay günü anı kurtarmak için yalan söyleyen bir insanın elinde olduğunu anlatmaya çalışacağım. Biz artık bıktık devamlı kendimizi müdafaa etmekten. Riyad’da ihaleyi bize çıkardılar. Yine aynı şeyi yapıyorlar. En son sert cevabı mecburen, istemeyerek, üzülerek vermek zorundayım. Onlar siyaseti karıştırdıkları için siyasete değinmek zorundayım.”
“RAHATÇA YALAN SÖYLEYEN BİR İNSAN…”
“MHK Başkanı’na ‘omurgasız’ derken bunu ifade etmek istiyorum. İmzasını koyduruyor ve açıklamayı yaptırıyor. Yaşanan bunca skandal ve kriz var, bunları yönetemedi. Mesela hakem olayı… Talihsiz olaydan önce TFF’deydik. Devre arasında MHK’yi ve hakemlerin yüzde 40’ını değiştireceğini söyledi. Yumruk olayı oldu, bizim başkan 180 derece değişti. Riyad olayı zaten malumunuz. Bir sürü başkan çıktı ‘Bana şike teklif edildi’ dedi, bahis olayları diz boyu… Bunlar soruşturuldu mu? Hiçbirine cesaret edemedi. Bizim futbolcularımıza Trabzonspor maçından dolayı dörder beşer maç ceza verilecekti, cesaret edemedi. Liyakatsiz kadrolar… Kurumsal hafıza silindi silinecek. Futbolla alakası olmayan danışmanlarla kurumu yönetmeyi çalıştı. Ama esas sıkıntı şu; doğruları söylememek, gerçekleri çarpıtmak. Olağanüstü şekilde rahatça yalan söyleyen bir insandan söz ediyoruz.”
“TELEFONUNUZDA BYLOCK ÇIKTI”
”Sayın başkan beni iyi dinleyin! Söz konusu milli değerler ise bizi en son sorgulayacak kişilerden biri sizsiniz. 2 telefonunuzda Bylock çıktı. Bize milli değerler hakkında konuşamazsınız.”
“Bu ülkeyi de anlamıyorum artık! Bu örgütün kenarından köşesinden geçenlerin futbolun içinde yer almaması lazım. Adam mı kalmadı bu ülkede? Bu FETÖ unsuru hala futbolun içerisinde. Daha fazla o günlere dönme adımları atılmaktadır.”
“BEŞİKTAŞ OLAYINDA GÖRDÜK Kİ KİNDAR BİRİ”
“21 ayda hakemlik müessesinde ne kadar çok format denenip vazgeçildi. Kişilere ve kurumlara özel düzenlemelere gidildi. TFF statüsü madde 3, tarafsız davranmak ve ayrımcılık yapmamak diyor. Bize göre tamamen ters bir yönetim anlayışı var. Bunu anlamamız zaman aldı. Kindar bir başkan var. Sayın Ahmet Nur Çebi ile ilgili girdiği polemikte olayı kişiselleştirdi. Birçok kez arayı bulmaya çalıştım, olmadı. Beşiktaş’a gösterdiği muamele… Amirimiz TFF. Seviyorum sevmiyorumla futbolu yönetemez. Standart içinde muamele göstermesi lazım. Beşiktaş olayında gördük ki kindar biri.”
“GALATASARAY’LA ARASINDA GARİP BİR İLİŞKİ VAR”
“Galatasaray ile arasında garip bir ilişki var. Kendilerine söylüyorum. Galatasaray Başkanı ve TFF Başkanı’na ‘Sizin kavganız kayıkçı kavgası’ diyorum.”
“DERHAL SEÇİME GİDELİM DİYEN DURSUN ÖZBEK…”
“4 Nisan’da 8 takım, Galatasaray ve Trabzonspor da dahil buna, imza vereceklerini söylüyorlar. Pazartesi lafı geçiyor, pazartesi geç diyenler de var. 5 Nisan’da 4 takım daha sürece dahil oluyor, bunlardan biri Fenerbahçe. Süper Kupa’yla ilgili TFF’den bize zehir zemberek bir yazı geldi. Biz de ‘Yeter’ dedik ve katıldık. Sonrasında Beşiktaş da katıldı. Beşiktaş da suçlanıyor ya. Bu işin farkına varan Büyükekşi, dayanamayacağını anlayıp Şanlıurfa’da zaman kazanmak için bir açıklama yaptı. Hala yönetim kurulu kararı var mı yok mu bilmiyoruz. Bu açıklama gelince, orada da Dursun Özbek ile istişare yapıyorlar. Derhal seçime gidelim diyen Dursun Özbek ne olacak 15-20 günden noktasına geliyor. İmza vereceğinden üçü, 18 Temmuz hedefimize ulaştık, imzaya gerek yok diyorlar. 18 Temmuz’da yeni bir TFF seçileceğini düşünerek bunu söylüyorlar.””
]]>Savcı, şirket yetkilisi Şafak Sırrı Demirel, şirket görevlisi Ersin Koparan ve TTK Şube Müdürü Ahmet Aktaş hakkında ‘Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne veya yaralanmasına neden olmak’ suçundan ayrı ayrı 22,5 yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını talep etti. Mütalaada TTK’nin dönemin üst düzey yöneticileri olan 6 sanığın bilinçli taksir suçlamasından beraati istendi.
YERİN 630 METRE ALTINDA
TTK Kozlu Müessese Müdürlüğü’ne ait maden ocağında 7 Ocak 2013’te yerin 630 metre altında ani metan gazı püskürmesi sonucu taşeron olarak çalışan Star İnşaat A.Ş.’nin 8 işçisi hayatını kaybetti, 8 işçi yaralandı.

Kazanın meydana geldiği dönemde TTK Kozlu Müessese Müdürü olan Kazım Eroğlu, TTK Kozlu Müessese Müdür Yardımcısı Nurettin Yılmaz, Şube Müdürü Ahmet Aktaş, taşeron firma Star İnşaat Genel Müdürü Şafak Sırrı Demirel, şirket ortağı İlal Köksal, şirket görevlileri Ersin Koparan, Mustafa Ünlü ile firma mühendisleri Yüksel Keskin, Murat Çınar ve Uğur Öztürk hakkında ‘Bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek’ten, Zonguldak 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
YENİ İDDİANAME HAZIRLANDI
Dava sürerken dönemin TTK üst düzey yöneticilerinden Rıfat Dağdelen, Burhan İnan, Mahmut Yılmaz, Mehmet Açıkel, Mustafa Şimşek ve Çetin Onur hakkında Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla yeni iddianame yazıldı. Yöneticilerin yargılaması ana davadan bağımsız olarak devam etti. Ana davada, Star İnşaat Genel Müdürü Şafak Sırrı Demirel, şirket ortağı İlal Köksal, şirket görevlisi Ersin Koparan’a ‘iyi hal’ indirimi uygulayarak ‘Basit taksirle ölüme neden olma’ suçundan 8 yıl 4 ay hapis cezası verildi.
Dönemin Kozlu Müessese Müdürü Kazım Eroğlu ile Müessese Müdür Yardımcısı Nurettin Yılmaz ‘tali kusurlu’ oldukları gerekçesiyle 3 yıl 4’er ay hapis cezasına çarptırıldı. Eroğlu ile Yılmaz’ın cezaları para cezasına çevrilirken, ana davadaki şube müdürü Ahmet Aktaş ve firma çalışanları Mustafa Ünlü, Murat Çınar, Uğur Öztürk ve Yücel Keskin beraat etti.
DAVALAR BİRLEŞTİRİLDİ
Yargıtay 12’nci Ceza Dairesi ana davadaki kararı, “Bilinçli taksir’ uygulanmalı” diyerek bozdu. Ardından üst düzey yöneticilerin de yargılandığı dava ile bozulan dosya birleştirildi. Birleştirilen dosya ile 9 sanığın bu kez ‘Bilinçli taksirle öldürme’ suçundan TTK üst düzey yöneticilerinden Rıfat Dağdelen, Burhan İnan, Mahmut Yılmaz, Mehmet Açıkel, Mustafa Şimşek ve Çetin Onur ile TTK Kozlu Müessese Müdürlüğü Yapı Denetim Grup Başkanı ve Hizmet Alım Şube Müdürü Ahmet Aktaş, Star İnşaat Genel Müdürü Şafak Sırrı Demirel, şirket görevlisi Ersin Koparan hakkında 22,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılama devam etti.
Bozma kararının ardından yeniden görülen davanın 2’nci duruşması yapıldı. Duruşmaya tutuksuz sanıklar Rıfat Dağdelen, Ersin Koparan, Mehmet Açıkel, ölen madencilerin yakınları ile taraf avukatları katıldı.

SAVUNMALARINI YAPTILAR
Bozma kararına karşı söz verilen şirket görevlisi Ersin Koparan, “Ben talimatla çalışırım, idarenin yap dediğini yaparım, yapma dediğini yapmam” dedi.
Yaşanan degaj olayının yönetmelikleri ve yönergeleri değiştirdiğini, dünyada yaşanan en büyük 2’nci degaj olayı olduğunu belirten Koparan, “Bu yaşanan olaydan sonra yönergeler değişti. Tedbirlerin seviyesi arttırıldı. Yönerge ve yönetmeliklerin bile öngörmediği bir kaza yaşandı. Türkiye’de yaşanan en büyük degaj olayıydı. Dünyada ise 2’nci en büyük degaj olayıydı. Ayrıca bu olay yönetmelikleri değiştiren bir olay olduğu için bilinçli taksir hükümlerinin uygulanmamasını talep ederim” diye konuştu.
Mehmet Açıkel de “İhalenin tüm aşamaları Sayıştay denetçileri tarafından her yıl inceliyor. İhaleyi alan firmanın yetersiz olduğuna dair hiçbir tespit yapılmamış. Eğer bu kaza olmasaydı firmanın yetkin olmadığına dair bir konu gündeme gelmeyecekti. Firmanın yetkin olmadığını söylemek, suç üretmek gibi oluyor. Beraatimi talep ederim” dedi.
“BEN EMEKLİYDİM”
TTK’nin eski genel müdürü Rıfat Dağdelen, “Ben emekli olalı 15 sene oluyor. Ben emekli olduktan 3 sene sonra bu hadise oluyor. Ben bununla suçlanmaya karşıyım” diyerek kendini savundu.
Madencilerin ve hayatını kaybedenlerin ailelerinin avukatları, sanıkların bilinçli taksir suçundan cezalandırılmalarını talep etti. Avukatlardan Murat Kemal Gündüz, Yargıtay kararı ile ana dava ve birleşen dosyadaki bilirkişi raporlarının çeliştiğini ve birleşen dosya açısından yeni bilirkişi raporu alınmasını talep etti. Mahkeme heyeti, dosyanın geldiği aşama gereği yeniden bilirkişi raporu alınmasına gerek olmadığını belirterek bu talepleri reddetti.
MAHKEME ERTELENDİ
Savcı duruşmada mütalaasını açıkladı. Sanıklardan Ersin Koparan, Şafak Sırrı Demirel ve Ahmet Aktaş hakkında ‘Bilinçli taksirle birden çok kişinin ölümüne neden olmak’ suçundan ayrı ayrı 22,5 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edilen mütalaada, diğer sanıkların bilinçli taksir suçundan beraati istendi.
Buna göre Yargıtay’ın bozduğu ana dava dosyasının 3 sanığına ceza istenirken, TTK’nin üst düzey yöneticilerinin yargılandığı birleştirilen dava sanığı 6 kişiye beraat talep edildi. Mahkeme, mütalaaya karşı avukatların savunma hazırlamaları için ertelendi.
]]>Dünyanın en büyük saray müzelerinden biri olan ve mimarisiyle dikkatleri üzerine çeken Topkapı Sarayı, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a kazandırdığı en önemli yapı olarak gösteriliyor.
Saray, Sultan Abdülmecit’in Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırmasına kadar devletin idari merkezi konumundayken 1924’ten itibaren ise müze olarak kullanılıyor.
Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasında bulunan ve İstanbul’un sembolik yapılarından biri olan Topkapı Sarayı’nda, Osmanlı dönemine ait koleksiyonlar, mimari yapılar ile yaklaşık 300 bin arşiv belge bulunuyor.
Askeri dehası ve devlet adamlığı kimliği ile bilinen Fatih Sultan Mehmet bilim, kültür ve sanat alanında da şehre pek çok eser kazandırdı.
Bunların başında ise İstanbul’daki ilk külliye olma özelliğine sahip Fatih Camisi ve Külliyesi geliyor. İstanbul’un fethinden sonra Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilen külliyede medrese, kütüphane, darüşşifa, hamam, çarşı ve türbeler yer alıyor.
Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı eserlerden 20 kapısı, 65 caddesi, 17’den fazla han ve 4 bin dükkanıyla Osmanlı’dan bugüne miras kalan Kapalıçarşı, kente gelen yerli ve yabancı turistlerin en sık ziyaret ettiği yerler arasında bulunuyor.

Fatih’in ünlü portresi 2020’de İstanbul’a getirildi
İstanbul’u fethettikten sonra adeta yeniden imar eden Fatih Sultan Mehmet, 3 Mayıs 1481’deki vefatının ardından adını taşıyan Fatih Camisi’ndeki türbeye defnedildi.
Fatih’in kılıçları, kaftanları, zırhları ve yüzükleri gibi şahsi eşyaları günümüze kadar özenle korunarak Topkapı Sarayı’nda sergileniyor.
Sanata ilgisiyle bilinen Fatih Sultan Mehmet, 1480 yılında diplomatik bir görev için İstanbul’da bulunan Venedikli ressam Gentile Bellini’ye portresini çizdirdi.
Uzun yıllar Birleşik Krallık’ın başkenti Londra’daki National Gallery’de sergilenen portre, 2020’de İstanbul Belediye Sarayı’na getirildi.
Yine Bellini tarafından çizilen ve Fatih Sultan Mehmet ile oğlu Cem Sultan’ın resmedildiği varsayılan tablo da İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından 2020’de Londra’daki bir müzayededen satın alınarak İstanbul Belediye Sarayı’nda sergilenmeye başladı.
Ayrıca Fatih Sultan Mehmet’in İtalyan sanatçı Costanzo de Ferrara’ya yaptırdığı, ön yüzeyinde “Bizans İmparatoru Muhammed” yazan ve dünyada sadece 4 adet bulunan madalyon da 2023’te İBB tarafından satın alınıp İstanbul Belediye Sarayı’na getirildi.

Kılıçları ve kaftanları Topkapı Sarayı’nda sergileniyor
Milli Saraylar Topkapı Sarayı Daire Başkanı İlhan Kocaman, sarayın Fatih Sultan Mehmet döneminde kullanılmaya başlandığını söyledi.
Fatih Sultan Mehmet’in 1457’den itibaren fiilen Topkapı Sarayı’nı kullandığı belirten Kocaman, bu sebeple o dönemden kalma Fatih’e ait özel eşyaların da arasında olduğu birçok eserin envanterlerinde bulunduğunu dile getirdi.
Bu eserlerin başında Fatih Sultan Mehmet’in tahta çıkarken ve kılıç kuşanma törenlerinde kullandığı kılıçların olduğunu aktaran Kocaman, şöyle devam etti:
“Biz bunların birini Fatih Köşkü dediğimiz mekanda, bir tanesini de silahlar bölümünde sergilemekteyiz. Onun ötesinde kaftanlar arasındaki en önemli eserlerin başında da zırhlı kaftan gelmektedir. 2 tane zırhlı kaftanı var ve bu kaftanlar da ipek olmasına ve içinde zırh olmasına rağmen günümüze kadar çok fazla bir bozulmaya uğramadan gelmiştir. Onun ötesinde yine Fatih Sultan Mehmet’in vefat ettiği zaman üzerindeki kıyafetler de çıkarılmış ve onu da yine biz bu depoda muhafaza etmekteyiz.”
Eserlerin bugüne kadar gelme sürecini hakkında bilgi veren Kocaman, “Sarayda padişahların bizzat kullanmış oldukları eserler hemen vefatıyla birlikte belli bir düzen içerisinde, örneğin kıyafet ise bohçaya sarılır, üzerine damgası vurulur, envanteri belirlenir ve hazinenin saklanmış olduğu yere konarak muhafaza edilirdi” dedi.
Söz konusu eserlerin Cumhuriyet döneminde de kayıt altına alındığını, defterlere işlendiğini ve muhafazasının yapıldığını ifade eden Kocaman, “Günümüzde de Milli Saraylar Başkanlığına ait uzmanlarımız tarafından onların kondisyonlarına bakılıyor. Eğer bir bozulma görülürse atölyelerimiz var, atölyedeki uzmanlarımız tarafından restorasyonları ve konservasyonları yapılmaktadır” diye konuştu.

Topkapı Sarayı’nın genel yapısı Fatih döneminde belirlendi
Tarihi eserlerin muhafazasının kolay olmadığına dikkati çeken Kocaman, şöyle devam etti:
“Gerek restorasyonu, gerek konservasyonu, gerekse muhafazası, depoda olsun, tefrişte olsun, vitrinde olsun elbette ki belli kuralar içerisinde yapılması gerekiyor. Bunların çağdaş anlamda muhafazası ve sergilenmesi, Milli Saraylar Başkanlığı olarak biz bunların nasıl yapılacağını çok iyi biliyoruz. Tarihi bir eserin gerek sergilenmesi gerekse muhafazası için çağdaş önlemler ne ise onların tamamı alınmıştır. Vitrinlerin iklimlendirilmesi, güvenliği gerek kamera ile gerekse alarmlar ile muhafazası sağlanmaktadır. Günümüzde biz bunları bu şekilde muhafaza ediyoruz.”
Topkapı Sarayı’nda Fatih Sultan Mehmet’e ait eşyalar arasında en dikkat çekenlerin kılıçları olduğunu söyleyen Kocaman, “Topkapı Sarayı’nın Seferlik Koğuşu’nda ‘Elbise-i Hümayun’ diye belirlediğimiz bölümde sergilemiş olduğumuz zırhlı kaftanları öne çıkıyor” dedi.
Bunların ötesinde birçok eserin sarayın mutfaklarında, silahlar bölümünde ve diğer bölümlerde sergilendiğini belirten Kocaman, Topkapı Sarayı’nda Fatih döneminin en önemli eserinin saraydaki yapılar olduğunu, sarayın genel yapısının Fatih döneminde belirlendiğini belirtti.
]]>DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “TÜİK sürekli olarak enflasyonu düşük belirleyerek her gün ama her gün soframızdaki ekmeğin daha fazla küçülmesine yol açıyor. TÜİK, İşçinin , emekçinin sofrasından bir dilim ekmeği daha çalıyor” dedi.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) önünde “TÜİK’i yargı kararlarına uymaya, ekmeğimizle oynamamaya, gerçekleri açıklamaya çağırıyoruz” çağrısıyla basın açıklaması gerçekleştirdi.
Açıklamaya DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
DİSK üyeleri “Gerçekleri açıkla ekmeğimle oynama”, “TÜİK elini cebimizden çek”, “Sefalete teslim olmayacağız”, ”İnsanca yaşamak istiyoruz” sloganları attı.
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, yaptığı açıklamada, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda işçilerin Taksim’e çıkışının engellendiğini hatırlatarak, “Bizlerin Taksim’de olmamızı engellemek demek milyonlarca emekliyi on bin lira emekli aylığıyla yaşamaya mahkum etmek demektir. Bizlerin Taksim’de olmasını engellemek adaletsiz vergi sistemiyle krizin bütün yükünü işçiye emekçiye yüklemek demektir. Bizler 1 Mayıs’a ve Taksim’e sahip çıktığımız gibi emeğimize, ekmeğimizi sahip çıkmak için mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.
‘HER GÜN DAHA FAZLA YOKSULLAŞIYORUZ’
TÜİK tarafından bugün açıklanan Nisan ayı enflasyon verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çerkezoğlu, “Enflasyon 3,18 yıllık enflasyon ise 70’ye dayanmış. Geçen yıl nisan ayında enflasyon yüzde 43,6 idi. TÜİK’in baskılanmış rakamlarıyla bile tablo ortada. Dört aylık enflasyonu hesapladığımızda yüzde 18,72 gıda enflasyonu yüzde 70’e dayanmış, ama bizim araştırma dairemizin gelir gruplarına göre hesapladığı gıda enflasyonuna baktığımızda örneğin emeklinin gıda enflasyonu yüzde 84, en düşük gelirli grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 107. TÜİK rakamlarıyla bile baktığımızda çok yüksek bir enflasyon karşısında her gün daha fazla yoksullaştığımız bir dönemi yaşıyoruz” diye konuştu.
TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerinin uzun bir süredir tartışma konusu olduğunu, rakamların gerçekle ilgisinin olmadığını ve vatandaşların bu rakamların yanlış olduğunu yaşayarak gördüğünü söyleyen Çerkezoğlu, “Her gün hepimiz çarşıya, pazara, manava gittiğimizde, evimize elektrik, su faturası geldiğinde gerçek enflasyonun ne kadar olduğunu yaşayarak görüyoruz. TÜİK sürekli olarak enflasyonu düşük belirleyerek her gün ama her gün soframızdaki ekmeği daha fazla küçülmesine yol açıyor. TÜİK, İşçinin , emekçinin sofrasından bir dilim ekmeği daha çalıyor.”
‘TÜİK, VERİLERİ KARARTMAYA DEVAM EDİYOR’
TÜİK’in gerçekleri açıklamadığını ve verileri kararttığını ifade eden Çerkezoğlu, TÜİK’in 20 yıl boyunca açıkladığı enflasyon sepetini iki yıldır açıklamadığını ve bunun için TÜİK’e yaptıkları başvurunun reddedildiğini söyledi.
Çerkezoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz DİSK olarak bu listenin açıklanması için TÜİK’e bir başvuru yaptık. TÜİK, bu başvurumuzu reddetti. Arkasından CİMER üzerinden TÜİK’den bu listeyi istedik. TÜİK, ikinci kez reddetti. Adalet Bakanlığı bünyesindeki Bilgi Edinme Kurulu’na başvurduk. Biz işçi örgütüyüz, emekçi örgütüyüz. Milyonlar emekçinin ücreti bu rakam üzerinden belirleniyor. Bu rakamı neye belirlediğinizi görmek, bizim ve Türkiye’nin hakkıdır dedik. Kurul, başvuruyu reddetti.
Ondan sonra bu süreci yargıya taşıdık. Ankara 6. İdare Mahkemesi, oy birliğiyle verdiği kararda bu verilerin TÜİK’in elinde olduğu ve bunu bütün kamuoyu ile ve DİSK ile paylaşmasının görevi gereği olduğunu söyledi. Ama TÜİK, buna rağmen verileri bizlerle paylaşmamaya devam ediyor. Yargı kararlarına uymayan TÜİK, verileri karartmaya devam etti. TÜİK’in Danıştay’a yaptığı başvurusu reddedildi. TÜİK’in verileri açıklamamak için denediği bütün yollar tükendi.
‘EMEKÇİNİN EKMEĞİYLE OYNAMAKTAN VAZGEÇİN’
TÜİK’e Anayasa’nın 138. maddesini hatırlatıyoruz. Yasama, yürütme, yargı arasındaki idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Mahkeme kararlarını değiştiremez ve yerine getirilmesini geciktiremez. TÜİK başkanı, yargı kararlarına uymayarak açıkça suç işlemektedir. Ceza hukuku açısından ciddi suçtur. Kararı geciktirenler kişisel olarak da suçludur.
Yargı kararlarına uymayarak milyonları mağdur edenlerin yarattığı hukuksuzluk ve haksızlıkla sonuna kadar mücadele edeceğiz. TÜİK başkanlığını görevini yapmaya çağırıyoruz. Gerçekleri saklamaktan vazgeçmeye çağırıyoruz. TÜİK başkanlığını işçinin, emekçinin ekmeğiyle oynamaktan vazgeçmeye çağırıyoruz.
Bu enflasyon rakamlarıyla bile her gün daha fazla yoksullaştığımız bu süreçte herkes bilsin ki yargı ve hukuk tanımaz düzenle sonuna kadar mücadele edeceğiz. Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönen bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. İktidar yöneticilerinin kemer sıkma politikaları adı altında, enflasyonla mücadele adı altında ücretleri baskılayan politikaları karşısında DİSK olarak mücadele edeceğiz. İktidar, enflasyonun sebebi ücretlerdeki artış diyor. Bu kocaman bir yalan.”
]]>

PKK- YPG’nin silahlı kadın yapılanması olan YPJ’nin tepe isimlerinden olan teröristin Suriye’den çıkış yaparak bir toplantı için Irak’ın kuzeyine geçiş yapacağı bilgisi üzerine MİT harekete geçti.

Her anı saniye saniye takip edilen kadın teröristin önce Irak’ın Sincar bölgesine, buradan da PKK elebaşlarıyla gizli bir toplantı gerçekleştirmek için Irak’ın Süleymaniye bölgesine geçiş yapacağı bilgisi üzerine operasyon için düğmeye basıldı.
MİT’in sahadaki yerel saha ajanlarından da aldığı bilgiler doğrulanınca kadın teröristin içinde bulunduğu sivil zırhlı araç deşifre edildi.

Sinyal takibiyle uydudan izlenen araca yönelik Irak’ın Sincar bölgesinde hareket halindeyken Silahlı İnsansız Hava Aracıyla nokta hava operasyonu gerçekleştirildi.
Tam isabetle vurulan araç patlamanın da etkisiyle yanarak hurda yığınına dönerken, araçta Zozan Haseki kod adlı Münevver Fatima ile şoförü de öldürüldü.

SİLAH VE LOJİSTİK AKTAMINDAN SORUMLUYDU
Kadın teröristin ölümü terör örgütü PKK içinde de şok etkisi yarattı. TSK’nın Suriye’nin kuzeyine gerçekleştirdiği Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Fırat Kalkanı harekâtlarında yüzlerce teröristin başında yer alıp terörist aktarımı; lojistik ve silah aktarımından sorumlu olan terörist Fatima, ABD başta olmak üzere batılı ülkelerin IŞİD’le mücadele adı altında Suriye’ye gönderdiği silah ve mühimmatın da Suriye ile Irak’ın kuzeyine aktarımından da sorumluydu.

ABD’LİLERLE TOPLANTI VE TATBİKATLARA KATILIYORDU
Kadın terörist Suriye’nin kuzeyinde de sık sık bölgeye gelen ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı Ortadoğu Masasında görev alan CENTCOM’a bağlı üst düzey generallerle birlikte gizli toplantılara katılarak PKK-YPG’li teröristlerin sahadaki askeri eğitimleriyle ilgili tatbikatlara katılıyordu.
Kadın terörist, bölgedeki Arap aşiretlerinin de ileri gelenleriyle birlikte ABD’li generallerle toplantılara katılan isimlerden biriydi.
Terörist Münevver Fatima’nın Irak’ın kuzeyindeki barınma alanları başta olmak üzere Kandil bölgesi, Suriye ve Türkiye içinde de 1990’lı yılların sonlarına kadar Hakkâri, Siirt, Şırnak kırsalında da çok sayıda mayınlama, karakol baskını ve bombalı saldırı gibi saldırılarda yer aldığı bildirildi.

ŞAMDA APO’NUN SEKRETERYASINDAKİ İSİMDİ
Teröristin 1990 yılında terör örgütüne katıldıktan sonra 5 yıl boyunca Suriye’nin başkenti Şam’da Abdullah Öcalan’ın kaldığı villada ideolojik eğitim aldıktan sonra terörist elebaşının sekretaryasında da bir dönem görev aldığı öğrenildi.
Teröristin Şanlıurfa Suruç sınırındaki Ayn El Arab, Ceylanpınar sınırındaki Resulayn, Akçakale sınırındaki Teb Abyad, Kızıltepe sınırındaki Amude, Cizre sınırındaki El Malikiye, Nusaybin sınırındaki Kamışlı bölgelerinde hudut birliklerine çok sayıda füzeli, havan ve roketli saldırıları da bizzat yöneten, emir ve talimatını veren isimlerden olduğu yakalanan veya teslim olan teröristlerin teşhis ve ifadelerinde yer alıyordu.
Zozan Haseki kod adlı terörist, Suriye’deki örgüt elebaşı Mazlum Kobani kod adlı Ferhad Abdi Şahin ile birlikte her yıl terör örgütü PKK-YPG için Pentagonun ayırdığı bütçeyle ilgili örgütün para trafiğini de yöneten isimlerden biri olduğu ifade edildi.
]]>Genel Müdürlükten yapılan yazılı açıklamada, Avrupa Birliğine (AB) ihraç edilen ve geri dönen ürünlerle ilgili medyada yer alan haberler üzerine açıklama yapılması ihtiyacı doğduğu belirtildi.
AB üye ülkeleri tarafından yapılan resmi kontroller sonucunda tespit edilen olumsuzlukların Gıda ve Yemde Hızlı Alarm Sistemi (RASFF) üzerinden ilan edildiği aktarılarak, sistemin erişime açık olup herkes tarafından görülebildiği ifade edildi.
ÜRETİCİ VE İHRACATÇIYA SORUŞTURMA
Türkiye’nin itibarı ile Türk malının imajının korunması, güvenilir ürünlerin piyasaya sunulması ve ihraç edilmesi için RASFF bildirimlerinin kurumca ivedilikle incelendiği ve hata kaynağının tespitine yönelik resmi kontrollerin başlatıldığına yer verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Bildirim alan üretici, ihracatçı ve bildirime konu ürünlere yönelik resmi kontroller yapılmakta, tedbirler alınmakta, ihracatçı firmalara 1 yıl süreyle yüzde 100 analiz sıklığı uygulanmaktadır. Son günlerde haberlere konu olan, RASFF bildirimlerinde tespit edildiği belirtilen, chlorpyrifos-ethyl aktif maddesinin 21 Mayıs 2020’de, propiconazole aktif maddesinin 31 Aralık 2020’de, chlorpyrifos-methyl aktif maddesinin 31 Aralık 2021’de, Avrupa Birliğinde alınan kararlar, çevre ve insan sağlığı dikkate alınarak ülkemizdeki kullanımları sonlandırılmıştır.
Ayrıca ülkemizde AB uyum çerçevesinde çevre ve insan sağlığı açısından olumsuz etkileri tespit edilen 223 aktif madde daha yasaklanmıştır. Belirtilen tarihlerden sonra yasaklı aktif maddeleri içeren bitki koruma ürünlerinin üretimine ve ithalatına izin verilmemektedir. Mevzuata aykırı hareket eden bütün kişi ve firmalara olduğu gibi, son olarak haberlere konu olan, Bulgaristan’dan dönen ve yasaklı madde kullanıldığı tespit edilen limonlarla ilgili de üretici ve ihracatçı firmalarla ilgili soruşturma başlatılmıştır.”
Açıklamada, bitki koruma ürünlerinin kaçak veya tavsiye dışı kullanımının önlenebilmesi amacıyla kolluk kuvvetleri ile işbirliği yapılarak ilaç üreticilerin, dağıtıcıların, bayilerin ve çiftçilerin denetlendiği aktarılarak, yasaklı veya tavsiye dışı aktif maddeli bitki koruma ürünlerinin kullanımının engellenmesi amacıyla “hasat öncesi pestisit denetimi” yapıldığı belirtildi.
Denetimlerde pestisit kullanımına alternatif yöntemlerden biyolojik ve biyoteknik mücadele yöntemlerinin kullanılmasının teşvik edildiği ve maddi olarak da desteklendiği vurgulanan açıklamada, “Ülkemizde yetiştirilen ürünlerin tarladan çatala gelene kadar bütün süreçlerde pestisit kontrolleri aralıksız gerçekleştirilmektedir. Yetiştirilen ürünlerin ülkemiz mevzuatına uygun olmadığı tespit edilen ürünler nedeniyle, gıda işletmesine ve birincil üreticiye 5996 sayılı Kanuna uygun yasal işlem uygulanmaktadır” ifadelerine yer verildi.
‘UYGUNSUZ ÜRÜNLER İMHA EDİLİYOR’
Uygunsuz ürünlerin tüketime sunulmasına izin verilmeyerek imha edildiği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
“RASFF’a konu olan veya herhangi bir nedenle ülkemize geri dönen tüm gıda ve yem ürünleri, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunumuz ve yönetmeliklerimiz gereği yüzde 100 analize alınarak resmi kontrole tabi tutulmakta olup, analiz sonucu ülkemiz mevzuatına uygun olmayan ürünlerin girişine katiyen izin verilmemektedir. Bu tür haberler, ülkemizin uluslararası itibarını zedelemekte ve ihracatını da riskli hale getirmektedir. Halkımızın sağlıklı gıdaya erişebilmesi için resmi kontrollerimiz aralıksız devam etmektedir.”
]]>
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), enflasyon verilerinin ardından yaptığı açıklamada, “En yoksul gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 108 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 50 oranında kaldı” ifadelerine yer verdi.
Açıklamada ayrıca TÜİK’in Haziran 2022’de madde sepeti fiyat listesini açıklamaktan vazgeçmesi üzerine DİSK’in TÜİK’e karşı açtığı davaya rağmen madde sepeti verilerinin hâlâ yayımlanmadığına da değinildi.
YOKSULUN GIDA ENFLASYONU YÜZDE 108
“TÜİK, Nisan 2024 döneminde gıda enflasyonunu yüzde 68,5 olarak açıkladı. Ancak bu enflasyon halkın hissettiği gerçek enflasyonu yansıtmaktan oldukça uzak bir oran” denilen açıklamada DİSK-AR’ın araştırmasına ait verilere yer verildi.
DİSK-AR’ın TÜİK verilerinden yararlanarak yaptığı hesaplamaya göre resmi gıda enflasyonu ortalama yüzde 68,5 olarak gerçekleşirken emeklilerde gıda enflasyonu yüzde 84,1 oldu.
Üçüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 78,1 olurken, düşük gelirli ikinci yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 89,5 ve en yoksul yüzde 20’lik gelir grubun gıda enflasyonu ise yüzde 107,6 olarak gerçekleşti.
“Yüksek gelir gruplarının daha düşük gıda enflasyonu hissettiği görülüyor” denilen açıklamada yüksek gelir gruplarının gıda enflasyonuna ilişkin şunlar paylaşıldı:
Dördüncü (yüksek) yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 65,5 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 49,9 oldu. Böylece en yoksul gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 108 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 50 oranında kaldı. Bu durum enflasyonun gelir gruplarına, farklı toplumsal kesim ve sınıflara göre önemli ölçüde farklı hissedildiğini ortaya koyuyor.
DİSK- AR, TÜİK, aylık Tüketici Eğilim Anketi gerçekleştirmesine rağmen, bunun çıktısı olan “hissedilen/algılanan enflasyon”u açıklamadığını belirtirken “TÜİK, uluslararası kuruluşların yaptığı gibi halkın hissettiği/algıladığı enflasyon oranı ve beklenen enflasyonu da elinde hazır bulunan verileri işleyerek yeni bir veri olarak yayımlamalıdır. TÜİK ayrıca gelir gruplarına göre enflasyon farklılaşmasını da açıklamalıdır” ifadelerine yer verdi.
GIDA ENFLASYONU İLE FARK AÇILDI
2005 ve 2024 verilerinin karşılaştırıldığı açıklamada son yıllarda gıda enflasyonu ile genel enflasyon arasındaki farkın açılmaya başladığı belirtilerek şunlar kaydedildi:
*2005 Nisan’da 115,6 olan TÜFE endeksi, Nisan 2024’te 2207,5’e yükseldi.
*2005 Nisan’da 111,9 olan gıda fiyatları endeksi ise 2024 Nisan’da 3237,6’ya yükseldi.
*Nisan 2005’te yüzde 8 olan yıllık enflasyon oranı Nisan 2024’te yüzde 69,8 oldu.
*2005’te yüzde 3,5 olan yıllık gıda enflasyonu ise Nisan 2024’te yüzde 68,5’e yükseldi.
*Öte yandan son yıllarda gıda enflasyonu ile genel enflasyon arasındaki fark açılmaya başladı. Nisan 2005’te TÜFE’yle aynı seyreden gıda fiyatları endeksi Nisan 2024’te TÜFE’nin 1.030 puan (yüzde 46,6) üstüne çıktı.
]]>Saraçlı istenen bu ücretin yasal olmadığını ve vatandaşların ödemeyebileceğini söyledi. Ödemek zorunda kalan vatandaşların ise şikayet haklarını kullanmalarını isteyen Saraçlı, işletmeleri de yeni çıkacak genelge ile ticaretten men edilebilecekleri yönünde uyardı.
“BÖYLE BİR TALEBİ İSTEMEYE KESİNLİKLE HAKLARI YOK”
Müşteriden istenen servis ücretinin yasal olmadığını söyleyen TUKONFED Hukuk Komisyonu Başkan Yardımcısı Mücahit Saraçlı, “Adisyonların altında yüzde 15, yüzde 20, yüzde 10 artık işletmeye göre değişen tabii ki tamamında olan bir şey değil. Ama servis ücreti diye bir ilave bir ücret koyuyorlar. Böylesine bir ücret talebinde bulunmaya hakları yok. Bu tamamen yasaya aykırı bir taleptir. Bir de bilsinler ki bu tür uygulamalar yapan işletmeler Maliye Bakanlığı tarafından da geriye dönük denetlenmekte. Bu servis ücreti gibi bir isimden adlandırılmış olan ekstradan bir taleptir. Böyle bir talebi istemeye kesinlikle hakları yok. Tüketiciler de böyle bir talep karşısında ödeme yapmasınlar. Çünkü bu talepleri yasaya aykırıdır” dedi.

“VERGİ USUL KANUNUNA GÖRE HAKSIZ İŞLEM YAPIYORLAR”
Tüketicilerin şikayet etme haklarını sonuna kadar kullanmaları gerektiğini söyleyen Mücahit Saraçlı, “Adisyonun altında böyle bir şey gördüğünüzde mecbur kalınırsa tabii ki yani tartışma ortamı restoran içerisinde bir noktaya derdinizi anlatabiliyorsunuz ama sizden bunu gerçekten direterek bu tahsilatı yaparlarsa bu ödediğiniz fişi yanınızda bulunduracaksınız. Alo 175 tüketici hattına da bildirdiğinizde veya Ticaret Bakanlığı’nın kendi portalı üzerinden haksız rekabet kurulunun portalına girildiğinde bu işletmenin adını verdiklerinde ve bu ödemiş oldukları fişi de buraya fotoğrafını gönderdiklerinde bu işletmelerin geriye dönük incelemesi yapılacak.” ifadelerini kullandı.
Saraçlı “Burada sadece aslında tüketicileri uyarmanın dışında bu işletmeleri de uyarmamız gerekiyor. Vergi usul kanununa göre haksız işlem yapıyorlar. Haksız kazanç elde etme yolunu seçiyorlar. Burada da bu tür işlem yapan işletmeler çok ciddi denetlenecektir. Özellikle Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü nezdinde birçok denetçisinden fazla mesailer yaparak bu denetimleri yapmaktalar. Çünkü burada servis ücreti dedikleri olay satmış oldukları ürünlerin haricinde bir hizmet bedeli talebindeler. Bu hizmete dayalı ücretlerin KDV oranı da farklıdır. Ayrı fiş kesmeleri gerekir” dedi.
“İŞLETMELER BU UYGULAMALARDAN BİR AN EVVEL VAZGEÇSİNLER”
İşletme sahiplerini uyaran Saraçlı, “Bu tür uygulamalarla ilgili olarak Ticaret Bakanlığı bir genelge yayınlayacak. Bu genelge içeriği hazırlandı. Her türlü haksız ticari işlemler adı altında yapılan her türlü işlemler kapatma cezaları, hapis cezaları hatta ve hatta ticaretten men cezalarına kadar boyutlara ulaşacak. Bunun da Resmi Gazete de yayınlanmasıyla birlikte aslında var olan bir genelgenin genişletilmiş şekliyle yayınlanmış olacak ve bu konuda Ticaret Bakanlığı, Maliye Bakanlığıyla birlikte senkronize bir şekilde çalışıyorlar. İşletmeler bu uygulamalardan bir an evvel vazgeçsinler. Çünkü denetimlere girdiklerinde geriye dönük incelemelerde çok ciddi cezai boyutlara ulaşacaktır” diye konuştu.

“ÜRÜNDEN 3 DEĞİL, 3,50 AL AMA O ÜCRETİ AYRICA YANSITMA”
Müşterilerden servis ücreti alınmasının doğru olmadığını söyleyen restoran sahibi Murat Sakin, “Vatandaşın durumu zaten zorda, dışarda yemek yemeye zorlanıyorlar. Bizim müessesemizde öyle bir şey yok. Büyük restoranlar yapıyorsa onu da bilmiyorum ama bence yanlış bir uygulama. Müşteri ne yediyse zaten parasını alıyorsun. Onun altında birde servis ücreti şahsen bence yanlış. Son zamanlarda mı personel ücreti servis ücretinden çıkıyor onu bilemem. İşletme sahibinin kendi görüşüdür. Üründen 3 değil, 3,50 al ama o ücreti ayrıca yansıtma. 20 lira üstüne koy, ‘Beni kurtarmıyor’ de ama o ücret vatandaşın zoruna gider. Ne kadar lahmacun, bende 110 lira. Ben yüzde 20’de servis ücreti dersem geldi 130 liraya. 115 liraya satarım ama servis ücreti yazmam” ifadelerini kullandı.
“YEMEĞİ EVİME Mİ GETİRİYORLAR, MASAYA GETİRİYORLAR”
Restoranda yemek yiyen Mahmut Ayaz, “Böyle bir hizmet bedeli olmaması gerekiyor. Öyle bir mekana gitmem de kimseye tavsiye de etmem. Böyle bir şeyle karşılaşmadım, saçmalık. Yemeği evime mi getiriyorlar, masaya getiriyorlar. Şuradan şuraya getiriyor. Resmen insanlarla alay etmektir, başka bir şey değil” dedi. Bir diğer müşteri Nurhan Güler ise, “Ben böyle bir uygulama ile karşılaşmadım, karşılaşsaydım da kesinlikle tepkimi gösterirdim. Servis ücretini ne için istiyorlar, ben kabul etmem. Restoranlar, her şey çok pahalı o yüzden ödemem bunu dile getiririm” diye konuştu.
]]>Galatasaray’ın çok ciddi bir puan avantajıyla girdiği son düzlükte Fenerbahçe de iddiasını korumak için mücadele edecek. Sarı-kırmızılıların başında Okan Buruk, sarı-lacivertlilerin başında da İsmail Kartal yer alırken sonuç ne olursa olsun, Süper Lig’de son 16 sezondur yaşanan Türk teknik direktörlerin şampiyonluk geleneği değişmeyecek.
Ligde 2007-2008 sezonundan bu yana olduğu gibi yine bir yerli teknik adam, 17. kez takımını şampiyonluğa taşıyacak. Sezon sonunda kupa İstanbul’un hangi yakasına giderse gitsin Türk futbolunda yerli teknik direktörlerin başarılarına bir yenisi daha eklenecek.
Türk teknik adamlar son 16 sezona damga vurdu
Süper Lig’de geride kalan 65 sezonun 30’unda Türk teknik adamların yönettiği takımlar zirvede yer aldı. Türk teknik direktörler, son 16 sezonda şampiyonluklara ambargo koydu.
Ligde 2007-2008 sezonunda Karl Heinz Feldkamp’tan devraldığı Galatasaray’ı son haftalarda şampiyonluğa taşıyan Cevat Güler’le başlayan seride, 2008-2009 sezonunu Mustafa Denizli yönetimindeki Beşiktaş, 2009-2010 sezonunu Ertuğrul Sağlam teknik direktörlüğündeki Bursaspor kazandı.
2010-2011 sezonunda Aykut Kocaman, Fenerbahçe’yi şampiyonluğa taşırken 2011-2012 ile 2012-2013 sezonlarında Fatih Terim yönetimindeki Galatasaray mutlu sona ulaştı.
Ersun Yanal yönetimindeki Fenerbahçe 2013-2014 sezonunda zirvede yer alırken, 2014-2015’de Hamza Hamzaoğlu idaresindeki Galatasaray, 2015-2016 ve 2016-17 sezonlarında Şenol Güneş yönetimindeki Beşiktaş, 2017-2018 ve 2018-2019 sezonlarında yine Fatih Terim idaresindeki Galatasaray aynı başarıyı gösterdi. 2019-2020 sezonunu Okan Buruk’un çalıştırdığı İstanbul Başakşehir, 2020-2021 sezonunu Sergen Yalçın idaresindeki Beşiktaş, 2021-2022 sezonunu Abdullah Avcı’nın yönetimindeki Trabzonspor, 2022-2023 sezonunu da Okan Buruk’un yönettiği Galatasaray şampiyon tamamlayarak Türk teknik adamların geleneğini sürdürdü.
Fatih Terim zirvede
Süper Lig’de 8 kez şampiyonluk yaşayan teknik direktör Fatih Terim, bu alanda rekoru elinde bulunduruyor.
Tecrübeli teknik adam, dört dönem çalıştığı Galatasaray’da 1996-1997, 1997-1998, 1998-1999, 1999-2000, 2011-2012, 2012-2013, 2017-2018 ve 2018-2019’da şampiyonluk sevinci yaşadı.
Ligde Terim’in ardından en fazla şampiyonluk yaşayan ikinci isim ise 4 kez ile Ahmet Suat Özyazıcı oldu. Özyazıcı, Trabzonspor ile 1975-1976, 1976-1977, 1979-1980 ve 1983-1984 sezonlarında şampiyonluk ipini göğüsledi.
Daha önce Başakşehir ve Galatasaray ile Süper Lig’i kazanan Okan Buruk, bu sezon da mutlu sona ulaşması durumunda şampiyonluk apoletini üçüncü kez takacak. Gündüz Kılıç ve Şenol Güneş’i geride bırakacak Buruk, 3 şampiyonluğu bulunan Mustafa Denizli’yi yakalayacak.
Dört puanlık dezavantaja rağmen sezon sonunda ipi önde göğüslemesi durumunda Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal ise ilk kez bu sevinci yaşayacak.
Şampiyonluk yaşayan son yabancı teknik adam
Ligde şampiyonluk yaşayan son yabancı teknik adam, 2006-2007 sezonunda Fenerbahçe ile mutlu sona ulaşan Brezilyalı Zico olmuştu.
Son 16 sezonda Galatasaray 7, Beşiktaş 4, Fenerbahçe 2, Bursaspor, İstanbul Başakşehir ve Trabzonspor ise birer kez şampiyonluk kupasını kazandı.
Associated Press’in (AP) kendi kaynaklarını kullanarak elde ettiği bilgilere göre, bu protestolarda aralarında birçok öğretim görevlisi ve profesörün de bulunduğu en az 2 bin gösterici gözaltına alındı.
UCLA’DA POLİS MÜDAHALESİ
Ülkenin dört bir tarafındaki üniversite kampüslerinde kurulan Gazze ile dayanışma kampları, üniversite yönetimlerinin baskısı ve polisin sert müdahalesiyle dağıtılırken, California eyaletindeki üniversite kampüsleri, son 24 saatte en çok hareketliliğin yaşandığı protesto alanlarından oldu.
Los Angeles California Üniversitesi’nde (UCLA), günün erken saatlerinde özel polis birliklerinin öğrencilere müdahalesinde “kaotik sahneler” yaşandı.
Eyalet polisi, UCLA’daki polis baskınında en az 200 kişinin gözaltına alındığını ve bu kişilerin Los Angeles merkezindeki ilçe hapishanesinde tutulduğunu açıkladı.
New Hampshire, Kuzey Arizona ve Tulane üniversitelerinde de protesto kampları dağıtıldı, öğrenciler gözaltına alındı.
Gazze ile dayanışma kamplarının öncüsü olan New York’ta, Columbia Üniversitesinden sonra City College, Stony Brook, Buffalo ve Fordham üniversitelerindeki protestolarda da eylemciler polisin sert müdahalesiyle dağıtıldı.

ÖĞRENCİLER POLİSE “DÜN GECE NEREDEYDİNİZ?” DİYE SORDU
Polis, Gazze ile dayanışma kampını dağıtmaya çalışırken UCLA öğrencileri, İsrail yanlısı bir grubun kendilerine yaptığı saldırıyı hatırlatarak güvenlik güçlerine, “Dün gece neredeydiniz?” diye sordu.
Filistin destekçisi öğrenciler, polise, kesici alet, çekiç ve taşlarla saldıran İsrail yanlılarına karşı neden korunmadıkları ve saldırganların neden gözaltına alınmadığı sorularını yöneltti.
UCLA’da dün gece İsrail yanlısı maskeli grubun kampüsteki çadır alanına saldırmasıyla tansiyon yükselmiş, polisin olaya müdahale etmesi saatler almıştı.
Müslüman Halkla İlişkiler Konseyi yetkilisi Rebecca Husaini, düzenlediği basın toplantısında, “Toplumun, polisin kendilerini koruduğunu, başkalarının onlara zarar vermesine izin vermediğini hissetmesi gerekiyor.” ifadesini kullanmıştı.
Amerikan Üniversite Profesörleri Birliğinin Columbia Üniversitesi şubesi de sosyal medyadan paylaştığı basın açıklamasıyla, kampüste Filistin’e destek veren öğrencilerin dağıtılması için New York Polis Departmanını müdahaleye çağıran okul yönetimini kınamıştı.

COLUMBIA ÜNİVERSİTESİ’NDE BASKI ARTIYOR
New York’ta, Columbia Üniversitesindeki Gazze dayanışma kampının dağıtılmasından bir gün sonra, Fordham Üniversitesinde kurulan kamp da 24 saat geçmeden polis zoruyla kaldırıldı.
ABD’nin batı yakasındaki California Üniversitesinde ise Filistin destekçisi öğrenciler, hem polisin hem de İsrail destekçisi protestocuların saldırısına uğradı.
İsrail destekçisi grubun, çekiç, kesici alet ve göz yaşartıcı sprey gazıyla saldırdığı öğrencilerin kampı, daha sonra California eyalet polisinin sert müdahalesiyle sonlandırıldı.
İsrail yanlısı grubun kampa saldırısından saatler sonra olay yerine gelen ve hiç kimseyi gözaltına almayan polis, Filistin destekçisi öğrencilerin tepkisiyle karşılaştı.
Diğer taraftan başkent Washington’da ise bazı Kongre üyeleri, Filistin’e destek gösterisi düzenlenen üniversite kampüslerini ziyaret ederek, okul yönetimlerine, protestoların sonlandırılması için baskı yapmaya devam ediyor.
ABD’nin birçok üniversite kampüslerine sıçrayan gösteriler, her türlü siyasi ve polis baskısına rağmen büyümeye devam ediyor.

ABD ÜNİVERSİTELERİNDE FİLİSTİN’E DESTEK EYLEMLERİ
Columbia Üniversitesinde Filistin destekçisi öğrenciler, 16 Nisan’da okulun, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını ve işgalini destekleyen şirketlere devam eden finansal yatırımlarını protesto amacıyla kampüsün bahçesinde oturma eylemi başlatmıştı.
Rektörlük, eylemlerin 2. gününde, New York polisinden göstericilerin dağıtılması için yardım talebinde bulunmuş, kampüse giren polis 108 öğrenciyi gözaltına almıştı.
Columbia Üniversitesindeki olay, 7 Ekim 2023’ten sonra ABD’deki üniversitelerde Filistinli öğrencilere karşı başlayan “ifade özgürlüğü kısıtlaması” tartışmalarını alevlendirirken, gözaltına almalara tepki olarak öğrenci protestoları ülke genelindeki diğer üniversitelere de yayılmıştı.
En son 29 Nisan’da okul yönetimi ile öğrenciler arasında devam eden müzakerelerin çıkmaza girmesi üzerine o gece öğrenciler okulun tarihi Hamilton Hall binasını işgal etmişti.
Okul yönetiminin talebi üzerine 30 Nisan gecesi New York Polisi’ne bağlı çevik kuvvet ekipleri, öğrencilere müdahale ederek binayı boşaltmış, bahçedeki Filistin ile dayanışma kampını da dağıtmıştı.
Aynı gece Columbia Üniversitesinin yakınındaki City College okulundaki öğrencilere de müdahale eden polis, yaklaşık 300 kişiyi gözaltına almıştı.
ABD genelindeki birçok büyük üniversitede, Filistin’e destek için öğrenci eylemleri hala devam ediyor.
Polis, son 2 haftada aralarında bazı öğretim görevlilerinin de bulunduğu 2 binden fazla öğrenciyi gözaltına aldı.
]]>Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, arama ruhsatı alarak bulduğu madenler için UMREK koduna göre rapor hazırlama şartı aranmaksızın MTA tarafından hazırlanan raporlar ile buluculuk hakkını kazanacak.
İÇME-KULLANMA DUYU
İçme-kullanma suyu temin edilen rezervuarlar ve sulak alanlar ile Kıyı Kanunu kapsamında kalan kıyı ve sahil şeritleri hariç olmak üzere denizler, baraj gölleri, suni göller ve tabii göllerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca yenilenebilir enerji kaynak alanı olarak ilan edilen alanlarında imar planı yapılmaksızın yenilenebilir enerji üretim santralleri kurulabilecek.
İçme-kullanma suyu temin edilen rezervuarlar ve sulak alanlar ile yasa kapsamında kalan kıyı ve sahil şeritleri hariç olmak üzere baraj gölleri, suni göller ve tabii göllerde imar planı yapılmaksızın Elektrik Piyasası Kanunu’na göre hidrolik kaynaklara dayalı önlisans veya üretim lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından yenilenebilir enerji kaynağına dayalı birden çok kaynaklı üretim tesisi kurulması mümkün olacak.
Söz konusu alanlarda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne veya sulama birliklerine ait tarımsal sulama amaçlı tesislerin elektrik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü veya Genel Müdürlüğün izniyle sulama birlikleri tarafından yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı lisanssız elektrik üretim tesisi kurulabilecek.
Öte yandan, teklifin bu düzenlemelerini içeren 4. maddesi, Danışma Kurulu kararıyla, tekriri müzakere önergesiyle yeniden görüşüldü.
Maddeye, belediye sınırları içinde yer alan söz konusu alanlarda DSİ Genel Müdürlüğünün izniyle ilgili belediyeler ve bağlı kuruluşları tarafından yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı lisanssız elektrik üretim tesisi kurulabilmesine yönelik düzenleme de eklendi.
DOĞALGAZIN SIVILAŞTIRILMASI
Doğal Gaz Piyasası Kanunu’na “doğal gazın sıvılaştırılması” tanımı eklenerek, Türkiye’nin doğal gazda ticaret merkezi olma hedefleri çerçevesinde hem yerli üretim doğal gazın hem de farklı kaynaklardan ithal edilen veya ithal edilecek doğal gazın ülkede sıvılaştırılarak dünya piyasalarına LNG olarak pazarlanabilmesi hedefleniyor.
Yüzen LNG tesislerinin işletilmesi ve yer değişikliği kapsamında sağlanacak istisnalar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının görüşü alınarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) tarafından bu düzenleme uyarınca yayımlanan usul ve esaslara göre belirlenecek.
Mevcut depolama tesisleri, mevcut tesislerdeki kapasite artışları veya yeni yapılacak tesisler, kullanım oranları veya rekabet koşulları dikkate alınarak düzenlemenin sisteme erişime ilişkin hükümlerinden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının görüşü alınarak Kurul kararı ile belirli süre muaf tutulabilecek. Depolama şirketleri verecekleri hizmetlere ilişkin birim bedelleri ve tesis kapasitelerini yayımlamak zorunda olacak.
Yurt içinde üretilen veya ithal edilen doğal gazın sıvılaştırılarak yurt dışına ihraç edilmesi ya da yurt içinde yeniden satışı amacıyla kurulacak sıvılaştırma tesislerini işletecek tüzel kişilerin Kuruldan lisans almaları gerekecek.
Doğal gaz sıvılaştırma lisansı başvurusunda bulunan tüzel kişilerin teknik ve ekonomik güce sahip olmaları ve yönetmeliklerde belirtilen diğer şartları taşımaları zorunlu olacak. Sıvılaştırma tesislerinde yürütülen faaliyetler depolama faaliyeti olarak sayılmayacak. Sıvılaştırma tesisi işletmecileri faaliyet gösterdikleri tesislerin ilgili standartlara ve teknik kriterlere göre yapılması ve işletilmesinden sorumlu olacak. Sıvılaştırma tesislerinde yürütülecek faaliyetlere ilişkin usul ve esaslar Bakanlık görüşü alınarak Kurul tarafından belirlenecek.
YEKA YARIŞMALARI
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun’da yapılan değişiklikle, Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) yarışmalarına ilişkin usul ve esaslar, ilgili yarışma şartnamesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından belirlenecek. Yarışma sonucunda oluşan fiyat veya bedel, yarışma şartnamesinde belirlenecek süre boyunca YEK Destekleme Mekanizması kapsamında değerlendirilecek.
10 yıllık süresini bitiren lisanssız üretim faaliyeti kapsamındaki tesisler, talep halinde ve lisans alma bedeli ile lisans süresi boyunca elektrik piyasasında oluşan saatlik piyasa takas fiyatını, tesis tipi bazında uygulanan güncel YEK Destekleme Mekanizması fiyatından fazla olması halinde aradaki fiyat farkının YEK Destekleme Mekanizmasına katkı bedeli olarak ödeyerek lisanslı üretim faaliyetine geçebilecek.
Bu kapsamdaki başvurular için uygulanacak lisans alma bedeli, lisans süresi ve lisanslı üretim faaliyetine geçilmesine ilişkin diğer hususlar EPDK tarafından ayrıca belirlenecek.
Lisanssız üretime devam edecek tesislerde üretilecek ihtiyaç fazlası elektrik enerjisi için elektrik piyasasında oluşan piyasa takas fiyatını geçmemek üzere uygulanacak fiyat ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek.
ENERJİ VERİMLİLİĞİ PROJELERİNİN DESTEKLENMESİ
Enerji Verimliliği Kanunu’na “başvuru sahibi”, “spesifik enerji tüketimi” ve “karbon yoğunluğu” tanımları ekleniyor.
Enerji verimliliği projelerinin desteklenmesi, enerji veya karbon yoğunluğunun veya spesifik enerji tüketiminin azaltılmasıyla ilgili uygulamalara yönelik usul ve esaslar belirleniyor. Buna göre, enerji verimliliğini artırmak amacıyla hazırlanan projeler, Bakanlık tarafından 15 milyon lirayı geçmemek kaydıyla bedellerinin en fazla yüzde 30’u oranında desteklenecek. Bu kapsamdaki destekler hibe veya faiz desteği şeklinde verilecek. Destek bedeli her yıl, bir önceki yıla ilişkin ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılacak.
Enerji veya karbon yoğunluğunu veya spesifik enerji tüketimini Bakanlığın belirlediği kriterler çerçevesinde azaltan başvuru sahiplerine, ödenek imkanları göz önüne alınmak ve 10 milyon lirayı geçmemek kaydıyla, kriterlerde belirlenen yıla ait enerji giderinin en fazla yüzde 30’u oranında destek ödemesi yapılacak. Destek bedeli her yıl, bir önceki yıla ilişkin ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılacak.
Enerji verimliliği projelerinin ve enerji veya karbon yoğunluğunu veya spesifik enerji tüketimini azaltan başvuru sahiplerinin desteklenmesi ile ilgili usul ve esaslar Bakanlık tarafından yönetmelikle düzenlenecek. Bakanlık tarafından enerji verimliliği desteklerine ilişkin iş ve işlemlerde mevzuat ile belirlenen hükümlere aykırı davranılması, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenlenmesi veya kullanılması, yanlış ve yanıltıcı bilgi verilmesi veya herhangi bir usulsüzlük tespit edilmesi halinde, başvuru veya proje sahiplerine ödenen desteklerin, ödeme tarihinden itibaren belirlenen oranda hesaplanarak faizi ile birlikte bir ay içinde ödenmesi istenecek.
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, enerji verimliliğinin artırılması ile yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanılmasına yönelik araştırma ve geliştirme projelerini öncelikle destekleyecek. Bu projelerin yönlendirilmesinde ve değerlendirilmesinde Bakanlığın görüşü alınacak.
GEÇİCİ SÜRELİ ELEKTRİK ENERJİSİ TALEPLERİ
Elektrik Piyasası Kanunu’nda yapılan değişiklikle, olağanüstü hal kararı alınan veya genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde, elektrik hizmetlerinin kesintisiz karşılanabilmesi için geçici süreli elektrik enerjisi talepleri Kurul kararı ile belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde karşılanabilecek.
Elektrik dağıtım tesisleri veya nakil hatlarına ilişkin irtifak alanı, en düşük yaklaşım mesafesi, iletkenin salınım mesafesi ve direkler arası uzaklık dikkate alınarak ilgili mevzuata göre belirlenecek. Böylece fahiş kamulaştırma bedelleri belirlenmesinin önüne geçilmesi ve kamu kaynaklarının tasarrufuyla yatırımların artırılması hedefleniyor.
Yenilenebilir enerji kaynak alanları yarışmaları sonucunda imzalanan sözleşmeler nedeniyle hak kazanılmış olanlar hariç, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce mevcut olan üretim lisanslarını, ön lisanslarını, lisans başvurularını sonlandırmak veya kurulu güç düşümü suretiyle tadil etmek isteyen tüzel kişilerin 2 ay içerisinde Kuruma başvurmaları halinde başvuruları sonlandırılarak veya tadil edilerek Kuruma sundukları teminatları kısmen ya da tamamen iade edilecek.
Söz konusu yarışmalar sonucunda imzalanmış sözleşmelerini iptal etmek isteyen tüzel kişilerin düzenlemenin yürürlüğe girmesinin ardından iki ay içerisinde Bakanlığa başvurmaları halinde tüm hak ve yükümlülükleri sona erecek, başvuruları sonlandırılacak, Bakanlığa ve Kuruma sunduğu teminatları iade edilecek.
Nükleer Düzenleme Kanunu’nda yapılan değişiklikle, nükleer madde taşıyan kişinin talebi, nükleer tesis işletenin muvafakati ve Nükleer Düzenleme Kurumunun onay yönündeki kararıyla, taşıyıcının sorumlu olabilmesine imkan tanınıyor. Buna göre, işleten, nükleer maddelerin taşınmasına ilişkin sigorta yaptırma veya teminat gösterme yükümlülüğünü Kurumun onaylaması şartıyla taşıyıcıya devredebilecek. Yükümlülüğü devralan taşıyıcı, düzenleme kapsamında işleten olarak sorumlu olacak.
TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, teklifin kabul edilmesinin ardından, birleşimi, 7 Mayıs Salı saat 15.00’te toplanmak üzere kapattı.
]]>Venedik Cumhuriyeti’yle bir anlaşma imzalayan Osmanlı İmparatorluğu, 1479’da Venedik’ten İstanbul’a hem resimde hem de heykelde başarılı bir sanatçı gönderilmesini istedi.
Bu şekilde İstanbul’a gelen Bellini, 1481’e kadar İstanbul’da kaldı. Fatih Sultan Mehmet’in portresinin yanı sıra bir de madalyonunu yapan Bellini, dönemin Osmanlı vatandaşlarını, manzaralarını ve kıyafetlerini de resmetti.
İtalyan Rönesans sanatçılarının biyografilerini kaleme alan 16. yüzyıl yazarı Giorgio Vasari’ye göre portrenin yapımı İstanbul’da başlasa da Venedik’te tamamlandı.

Portrede “Dünyanın Fatihi” yazıyor
Üzerinde “1480, Kasım’ın 25’inci günü” ifadesi yazsa da zamanla tahrip olan tablodaki bazı müdahaleler nedeniyle yazılar ya tamamen okunamıyor ya da yeniden yazılmış durumda.
Buna rağmen tablodaki bazı yazılar ve detaylar net şekilde görülebiliyor. Alt kısmında incelikle işlenmiş dantelli bir örtünün yer aldığı kemerli kapının iki ayağında kısmen tahrip olmuş iki yazı dikkati çekiyor.
Bunların birinde Latince “Victor Orbis (Dünyanın Fatihi)”, diğerinde ise “1480, Kasım’ın 25’inci günü” yazısı okunabiliyor.
Portre, kişilerin özelliklerini sembollerle anlatma tekniğinin de örneklerini taşıyor. Portrenin sağ ve sol üst köşelerinde yer alan üçer taç, Fatih’in üç büyük zaferini simgeliyor.
Bunlar Roma İmparatorluğu’nun yıkılışını sembolize eden İstanbul’un fethini, Anadolu’nun fethi anlamına gelen Konya’nın ve Trabzon Rum İmparatorluğu’nun alınmasını işaret ediyor.
Öte yandan Fatih Sultan Mehmet’in içinde resmedildiği kapı, Osmanlı sanatında devleti ve adaletin tesis edildiği yeri sembolize ediyor. Bellini ise kapıyı, kötülükten iyiliğe girişin sembolü kabul edilen Aziz Zekeriya Kilisesi’nin kapısını çizerek portresinde kullandığı belirtiliyor.
Sultan Mehmet’in kırmızı-beyaz sarığı siyasi ve dini mevkisini, yan duruşu ise o dönemin portre çizim modasını yansıtıyor. Fatih’in kemerli burnu ve çıkık çenesinin portrede yer alması ise bir kişinin olduğu gibi resmedilmesi akımının ilk örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Fatih Sultan Mehmet’i tasvir eden üç madalyon sergileniyor
VA’da Fatih Sultan Mehmet’in tasvir edildiği tek eser Bellini’nin tablosu değil. Sergide, İstanbul ziyareti sırasında Fatih’i yakından görüp portresini çizme şansı yakalayan Bellini’nin bir de Sultan Mehmet’i tasvir ettiği kabartmalı bronz madalyonu bulunuyor.
Madalyonun bir yüzünde Fatih’in sol profilden portresi bulunurken arka yüzünde yine tablodaki gibi üç taç yer alıyor. Bellini’nin madalyon ve portresi, Fatih’in dönemin Avrupa’sında da tanınan bir yüz haline gelmesi açısından önem taşıyor.
Bellini’nin İstanbul dönüşü yaptığı tahmin edilen madalyon, sanatçının bilinen tek madalyonu olma özelliğine de sahip.
Fatih Sultan Mehmet’in portresini taşıyan bir diğer madalyonun sahibi ise Constanza de Ferrera. Bu madalyonun arkasında ise Fatih, at üzerinde görülüyor.

Yine Sultan’ın isteği üzerine İstanbul’a gönderilen sanatçılardan Ferrera’nın madalyonunun Fatih Sultan Mehmet öldükten sonra satılmak üzere tekrar yaptığı madalyonlardan olduğu tahmin ediliyor.
Bertoldo di Giovanni’ye ait Fatih madalyonunun arkasında ise at arabası üzerinde bir genç kabartması bulunuyor.
Medici ailesinin saray heykeltıraşı Giovanni’nin hiç İstanbul’a gelmediği, madalyonunun ise Bellini’nin tablosundan esinlenerek yapıldığı düşünülüyor.
Madalyonun arkasındaki at arabası üzerindeki genç figürü, Fatih’in askeri zaferlerini sembolize ediyor.

Koleksiyonerlerin mirası olarak müze envanterine girdi
Tablo ile madalyonların müzelere kimlerden geldiği bilinse de bu kişilerin eserleri nasıl elde ettiğine ilişkin bilgi bulunmuyor.
Son 10 yılda yaklaşık 30 milyon ziyaretçi ağırlayan Victoria ve Albert Müzesi’ndeki bilgilere göre, tablonun sahibi Ulusal Galeri ancak tablo galeri envanterine Austen Henry Layard isimli İngiliz diplomatın mirası olarak 1916’da dahil oldu.
İngiltere’nin 1877’de İstanbul’a atadığı büyükelçi olan Layard, farklı dönemlerde Osmanlı topraklarında farklı kademelerde diplomatlık ve arkeolojik araştırma ekip başkanlığı da yaptı.
Çocukluğu Venedik’te geçen Layard, emekliliğinde de Venedik’te yaşadı. Sanat eseri koleksiyonu yapan Layard, diplomatlığın verdiği dokunulmazlık sayesinde birçok sanat eserini rahatlıkla İngiltere’ye kaçırabildi.
Layard, 1894’te öldüğünde koleksiyonundaki birçok eserini miras olarak Ulusal Galeri’ye bırakırken, bunlar arasında Bellini’nin Fatih portresi de yer aldı.
Di Giovanni ve de Ferrera’nın madalyonları ise 1909’da ölen iş insanı ve koleksiyoner George Salting’in miras yoluyla müzeye bağışladığı eserlerden.
]]>“17 BİN MADEN İŞÇİSİ KAPININ ÖNÜNE KONULACAK”
Türkiye Maden İşçileri Sendikası Ege ve Marmara Bölgesi Örgütlenme Uzmanı Selçuk Metin:
“Soma yüzde 65 linyit rezervi ile Türkiye’nin göz bebeği. 17 bin maden işçisi Soma’da istihdam edilmekte. Maalesef son zamanlarda yapılan uygulamalarla iş yerimizdeki iş barışı bozulmak üzere. Bunun nedeni hükümetin 2015 yılından sonra yapmış olduğu destek bizlerden geri almaya başladı. Yeraltı madencileri zor durumda. Yeraltı madencileri elindeki kömür rezervlerini tüketemiyor. Piyasaya veremediği için ithal kömür bizim yerli kömürümüzden daha ucuza denk geliyor. Yarın yerli kömürümüz satılmadığında 17 bin maden işçisi kapının önüne konulacak. Ocaklar kapanacak. Hem yerli hem milli olmakla olunmuyor. Biz diyoruz ki ithal kömür durdurulup yerli kömürlere daha ağırlık verilsin. Sadece Somada maden sektöründeki arkadaşlarımız değil, bu kömürü pazarlamadığımız da esnafımız, kamyoncular Türkiye’deki maden sektörü zor durumda kalacak.
Emin Kara: “Maden işçisi kaygılı maden işçisi tedirgin. Bugün 1 Mayıs’ın anlam ve önlemi bizim için daha da fazla. Hem maden işçileri hem de maden işletmeleri ithal kömür yüzünden büyük darbe almakta. Bildiğim kadarıyla 13 – 15 bin maden işçisi var. Bu da aileleriyle birlikte 30 bine yakın maden işçisi yapıyor. Tedirginiz. Daha önce yaşanmışlıklar var. Balıkesir’in Balya ilçesi gibi. Ve Soma’da yaşanmıştı. Aynı sahneleri bir daha yaşamak istemiyoruz. Bu politika bize darbe vurmakta elimizden ne geliyorsa yapmaya çalışacağız. Madenciliği sürdürülebilir pozisyonundan çıkarmış durumda. İşçi çıkışları başlar işsizlik başlar. Umudumuzda geleceğimize kararmaya başlar. Maden işçilerinin sesine kulak verin. Yerin metrelerce altından çıkarılan kömürü eğer satamazsak işçiler işsiz kalacak. Soma esnafa mağduriyet yaşayacak bölgeye büyük sıkıntı yaşanacak.”
“İTHAL KÖMÜRE HAYIR DİYORUZ”
Şendoğan Serin: “İthal kömürü hayır diyoruz. Yerli kömürümüz varken, emeğimiz varken ithal kömür neden olsun. Neden biz işçiler işsiz kalalım. Neden biz kendi milli enerjimizi çıkarmayalım. Onun için ithal kömüre hayır diyoruz.”
Birol Kara: “Tasarruf yapmaya çalışıyorlar galiba üretimden tasarruf olmaz. Biz üretiriz. Üretirsek satmamız lazım. Satamazsak kazanamayız. Kömür satışları durduğu zaman Soma’da 15- 20 bin kişi ekmeksiz kalır aç kalır. Soma biter. Soma’da esnaf kazanamaz işçi kazanamaz kimse kazanamaz.”
Bir maden işçisi: “Bu kömürler satılmazsa yarın maden işçisinin sıkıntısı başlar. Soma biter. Bu işten esnaflarda zarar görür. İthal kömür geldiği zaman Soma’da 15 bine yakın madenci aç kalır.”
Madencilerin protestolarının ardından Türkiye Maden İşçileri Sendikası yöneticileri Zekeriya Aydın ve Mehmet Ali Çakır, Soma Belediye Başkanı Sercan Okur’u ziyaret etti.
“YERLİ VE MİLLİ OLAN KÖMÜRÜMÜZE SAHİP ÇIKMAMIZ LAZIM”
Zekeriya Aydın, burada yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bizim bir sloganımız vardı. ‘Yerli ve milli’. Bizim kömürlerimiz yerli ve milli olduğu için işçi arkadaşlar üretim yaptığı müddetçe ve bu pazarlanmaya sunduğu müddetçe burada döngü döner. Hiç üretim yapmayan hiç sorumluluk almayan işçi çalıştırmayan insanlar ithal kömürle yerli kömürün önüne geçerse ileride sıkıntılar büyük olur. Bizim bu Soma bölgesinde, işçi arkadaşlarımızın işten çıkarılmasıyla da karşı karşıya kalırız. Madenlerimizin kapanması gündeme gelir. Yerli ve milli olan kömürümüze sahip çıkmamız lazım.”
“İŞBİRLİĞİ YAPMAYA HAZIRIZ”
Soma Belediye Başkanı Sercan Okur ise şunları dile getirdi:
*Soma madenci kenti işçi ve emekli kenti. Biz burada bütün sendikalarımızla, sivil toplum örgütlerimizle, meslek odalarımızla işbirliği içerisinde yerel hizmetlerin üretilmesi, bu hizmetlerde yaşanan sorunların sıkıntıların aşılması noktasında işbirliği yapmaya hazırız.
*Maden İş Sendikası da Soma’da çok ciddi bir kesimi temsil eden, madenci kardeşlerimizi temsil eden bir sendikadır. Bu anlamda onların sorunları bizim sorunlarımızdır.
*Bu sorunların çözümünde yerel yönetim olarak belediye imkanları doğrultusunda her türlü desteği kendilerine vereceğimizden madenci kardeşlerimizin ve sendika kardeşlerimizin hiçbir zaman bizden şüphesi olmasın.
*Biz Soma’da ithal kömürden kaynaklanan özellikle maden şirketlerinin özellikle bu işin yükünü çeken firmaların yaşadığı sıkıntıların bir an önce çözülmesini istiyoruz.
*Bu çözülmediği takdirde işçilerin işsiz kalması, işten çıkarılması onların haklı olarak tepkileri dile getirmek için sokağa çıkmaları hem Soma’nın ekonomisine zarar vereceği gibi toplumsal huzuru ve barışı bozan hakkaniyetli olmayan bir durum ortaya çıkaracaktır.
*Bunun da yaşanmasın istemiyoruz. İnşallah temenni ediyoruz ki işçi arkadaşlarımız işsiz kalma gibi bir durumla karşılaşmaz.
*Böyle eylemlerle tepkilerle haklarını aramak zorunda kalmazlar. Bu konuda bunu yaşanması bizi üzer. İşçilerinde her türlü haklı taleplerini yanında olacağımızı şimdiden söylemek istiyoruz.
]]>Beşiktaş’a iki ayrı konuda toplam 732 bin TL ceza verilirken, siyah-beyazlıların Fenerbahçe ile oynadığı derbide kırmızı kart gören Al Musrati 2 maç ceza aldı.
Al Musrati, Beşiktaş’ın Süper Lig’deki Çaykur Rizespor ve Alanyaspor maçlarında forma giyemeyecek. Libyalı orta saha oyuncusu kupadaki Ankaragücü rövanşında ise tercih edilmesi halinde sahada olabilecek.
Öte yandan Fenerbahçe’ye 112 bin, Galatasaray’a da 500 bin TL para cezası verildi.
TFF’DEN YAPILAN AÇIKLAMA
“Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun 02.05.2024 tarih ve 76 sayılı toplantısında almış olduğu kararlar aşağıda belirtilmiştir.
1- YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.’nin, 26.04.2024 tarihinde oynanan YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.–GALATASARAY A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan KUZEY KALE ARKASI ALT TRİBÜN 110-111 numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.’nin, sportif ekipman talimatına aykırılık nedeniyle İHTAR CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.’nin, zaman çizelgesine uygun hareket edilmemesinden dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle İHTAR CEZASI ile cezalandırılmasına,
2- GALATASARAY A.Ş.’nin, 26.04.2024 tarihinde oynanan YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş.–GALATASARAY A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 9. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 500.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜN 201-202-234-235 numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
3- FENERBAHÇE A.Ş.’nin, 27.04.2024 tarihinde oynanan FENERBAHÇE A.Ş.-BEŞİKTAŞ A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta SPOR TOTO TRİBÜN SPOR TOTO B, C, D, E, F, L, M, N, MARATON ÜST TRİBÜN C, D, E, F, G, H, KUZEY TRİBÜNÜ D, E numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada FENERBAHÇE A.Ş.’nin, sportif ekipman talimatına aykırılık nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
4- BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, 27.04.2024 tarihinde oynanan FENERBAHÇE A.Ş.-BEŞİKTAŞ A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 12. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 620.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜN KUZEY G, H, N, O, F, P numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada BEŞİKTAŞ A.Ş. sporcusu ALMOATASEMBELLAH ALI MOHAMMED AL MUSRATI’nın, rakip takım sporcusuna yönelik ciddi faulü nedeniyle 2 RESMİ MÜSABAKADAN MEN CEZASI ile cezalandırılmasına,
5- SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.’nin, 28.04.2024 tarihinde oynanan SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş.–MONDİHOME KAYSERİSPOR Trendyol Süper Lig müsabakasında, mensubunun ve taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
6- ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.’nin, 28.04.2024 tarihinde oynanan ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.–MKE ANKARAGÜCÜ Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta KAPALI DENİZ TRİBÜN A blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
7- MKE ANKARAGÜCÜ Kulübünün, 28.04.2024 tarihinde oynanan ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.–MKE ANKARAGÜCÜ Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 7. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 380.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜNDE yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada MKE ANKARAGÜCÜ Kulübü sporcusu ATAKAN RIDVAN ÇANKAYA’nın, sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada MKE ANKARAGÜCÜ Kulübü doktoru MEHMET MESUT ÇELEBİ’nin, müsabaka hakemine yönelik sportmenliğe aykırı hareketi nedeniyle 1 RESMİ MÜSABAKADA SOYUNMA ODASINA VE YEDEK KULÜBESİNE GİRİŞ YASAĞI ve 39.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.”
]]>Ziyaretçilerini “anne evi sıcaklığıyla karşılayan” müzede Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Baha Said Bey, Sanayi-i Nefise’nin kurucularından Fuat Soyhan, ünlü ressamlar İbrahim Balaban, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fikret Otyam, Abidin Dino, Ali Demir, Hüseyin Bilişik, Mustafa Aslıer, Erol Özden ve daha pek çok isme ait tablolar bulunuyor.
Burhan Alkar, Metin Yurdanur, Jale Yılmabaşar, Hüseyin Gezer gibi isimlere ait heykel ve seramik sanatı eserlerinin de sergilendiği müzede annelik teması üzerine sanata dair geniş bir koleksiyon sunuluyor.

Annelerin ve bebeklerin kullandığı eşyalar, analık madalyaları
Müzede, geçmişten bugüne annelerin kullandığı ve anneliği simgeleyen eşyalar, objeler, anneliğin değerine dikkati çeken sanatsal çalışmalar, tablolar bulunuyor.
Bebeklerin kullandığı kıyafet, emzik, bez, biberon gibi eşyalar ve anne çocuk ilişkisini sanatsal bir anlatımla sunan çalışmalar da ziyaretçilere anılarını yeniden canlandırma imkanı sunuyor.
Türk resim ve heykel sanatının anne çocuk, anne bebek temalı pek çok önemli eserinin de bulunduğu müzede, Türkiye’den ve farklı ülkelerden “analık madalyası” örnekleri sergileniyor.
Geçici sergi alanında ise Cumhuriyet Müzesi envanterine kayıtlı Mustafa Kemal Atatürk’ün bebeklik eşyaları zıbını ve başlığı ile Zübeyde Hanım’ın seccadesi ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor.
Dünya anne bebek koleksiyonunun bulunduğu salonda ise 50’den fazla ülkeye ait anne bebek temalı ve görselli antika bebekler yer alıyor.

“Anadolu annelerinin sırtını sıvazlamak istedim”
Yazar Şermin Yaşar, müzeyi ve kuruluş sürecini anlattı.
“Anadolu annelerinin biraz sırtını sıvazlamak istedim” diyen Yaşar, bunu yapmanın pek çok yolunun bulunduğunu, müze fikrinin de bunlardan biri olduğunu söyleyerek, “Anlatmak istediğim Anadolu’nun annelik hikayelerini, annelik tarihini ve o eşsiz sanat eserlerini bir araya getirip bir kompozisyon oluşturarak biraz Anadolu kadınına, Anadolu annelerine, bugünün annelerine ve kadınlarına bir selam vermek istedim” ifadelerini kullandı.
Müzeye gelen ziyaretçilerin bir sanat eserine bakarak dile getirdikleri “Ondan benim annemde de vardı. Bundan benim de vardı” ifadelerinin aslında bir “birliktelik duygusunu” yansıttığı değerlendirmesinde bulunan Yaşar, şöyle konuştu:
“Bir sanat eseri kıymetlidir. Müzelerde bulunan envanterler değerli ve kıymetlidir. Böyle baktığında aslında kendi annesinde olanın, kendi evinde var olanın, kendi çocuğuna ya da kendi çocukluğunda alınmış ve verilmiş olanın ne kadar kıymetli ve değerli olduğunu da görebiliyor ziyaretçilerimiz.”

“El ele gezmelerini istiyoruz”
Ziyaretçilerden, “Hemen çıktım ve annemi aradım” şeklinde dönüşler aldıklarını bildiren Yaşar, annesi ya da çocuğuyla gelenlerin müzeyi el ele gezmelerini istediklerini, bunu görmenin kendileri için çok mutluluk verici olduğunu ifade etti.
Yaşar, müzeyi gezen anne ve çocuklarının aralarındaki bağı hatırlamalarının, müzeden birbirlerine sevgi sözcükleriyle ayrılmalarının kendileri için kıymetli olduğunu söyledi.
Dünyanın her yerinde çocukların annelerinin yanında, kucağında, omzunda, dizinde, yanı başında olduğunu, her kültürde bu durumun benzediğini ziyaretçilere göstermek istediklerini belirten Yaşar, bunun katılımcıları iyi hissettirdiğini ve onlara tanıdık geldiğini anlattı.

“Bugünün yaşantısı başka çocukların varlığını çok fazla düşünmeye fırsat vermiyor”
Annenin yokluğunun da bahsedilmesi gereken başka bir konuya dönüştüğünü, bu nedenle öksüzlük kavramına da değinmek istediklerini kaydeden Yaşar, şöyle konuştu:
“Çünkü öksüz kelimesi eski Türkçe ve geride kalmış bir kelime. Kelime eski olunca sanki kavramın kendisi de eskiymiş gibi algılıyoruz ve bugün insanımız sadece kendi çocuğuna ve kendi anneliğine daha çok odaklanıyor. Bugünün yaşantısı başka çocukların varlığını çok fazla düşünmeye fırsat vermiyor. Kelime eski ama kavram hala devam ediyor. Hala öksüz çocuklar var. Bunun üzerine düşündürtmek istedik biraz da.”
Altındağ Hacettepe Mahallesi Salaş Sokak’ta bulunan Anne Müzesi, Pazartesi günleri hariç her gün 10.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor.
]]>Çiçek, ülkemizin saygın siyasetçilerindendir. Hedef haline geleceğini bilse bile gerçeği, inandıklarını söylemekten çekinmez. TBMM Başkanlığı döneminde Anayasa görüşmelerini başlattı. Bugün TBMM arşivinde siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin yer aldığı on binlerce sayfalık dokuman var.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Anayasa görüşmeleri için siyasi partilere gidiyor. Ancak, gidilse bile sonuç alabilmek öyle kolay değil. 2011’de parlamentoda 4 siyasi partinin grubu vardı. AKP, CHP, MHP ve HADEP’in seçim beyannamelerinde yeni Anayasa talebi ve bu konuda mutabakat vardı. Çiçek, TBMM Başkanı seçilince partileri ziyaret etti, Anayasa değişikliği konusunda seçim öncesi vaatlerindeki gibi aynı fikirdelerse çalışma başlatacağını söyledi. Hepsi de “Evet” dedi. Bunun üzerine Çiçek çalışmaya başladı. O süreci SÖZCÜ’ye şöyle anlattı:
“Anayasa değişikliğine partiler destek vereceğini söyleyince kendilerine yazı gönderip uygun buldukları arkadaşlarla komisyon kuracağımı bildirdim. Yöntemlerden birisi buydu. İkincisi ise onlardan onay aldıktan sonra akademik çevrelerde tartışılan o günkü meclisin yeni bir Anayasa yapma yetkisini konuşacaktık. Bazı akademisyenler ‘Bu meclisin anaysa yapma yetkisi yok. Çünkü anayasayı kurucu meclisler yapar. Bu meclis anayasa yapmak üzere yetkilendirilmemiştir. Dolayısıyla kurucu meclisin yapacağı işi bugünkü meclis yapamaz’ diyorlardı. Prof. Dr. Atilla Özer ise ‘Her meslek grubundan belli sayıda insanlardan bir meclis oluşsun, anayasayı bu meclis değil, onlar yapsın’ görüşündeydi.
26 ANAYASA HOCASINI DAVET ETTİM
Yani o günlerde ‘Bu meclis anayasa yapar- yapamaz’ tartışması var. Ben, bunun üzerine üniversitelerde aktif olarak görev yapan hemen her görüşten 26 anayasa hukuku Profesörünü davet ettim. Böyle bir şey ilk defa oluyordu. Çoğu o toplantıda birbirini tanıdı. Onlar da yeni bir Anayasaya ihtiyaç olduğunu belirtip tutanak düzenlediler. Siyasi partilerin yeni Anayasa için görüşleri var. Yani bir anayasa ihtiyacı olduğu da ortada.
Mevcut Anayasa, daha yapılırken tartışılmış ve halende 42 yıldır tartışılmaya devam ediyor. Toplumun her kesiminin tartıştığı ama varlığını sürdüren tek anayasa metnidir. O da orijinal bir durum. Yani herkes tartışıyor ama kısmi değişiklikler hariç bir türlü değiştirilemiyor. 26 hocadan 3’ü hariç meclisin anayasa yapabileceğini söyledi. Ben siyasetçilerden onay aldıktan sonra ilim çevrelerinin desteğini almaya, yol göstericiliğine ihtiyaç duyduğumu söyledim. Dolayısıyla bu da ilk defa oluyor.
SIFIR KİLOMETRE ANAYASA MI, YOKSA…
Şimdi bir şey yapılacaksa, TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş ‘Yeni bir anayasa mı?’ diyor onun netleşmesi lazım. Anladığım kadarıyla ‘yeni anayasa’ denilince başlangıçtan son maddesine kadar sıfır km bir araba mı yoksa zaman içerisinde eskimiş maddeler var değişiklikler yapıldı o değişikliklere rağmen yine de değişmesi gereken maddeler olabilir, kısmı bir değişiklik mi arzu ediliyor netleşmesi lazım.
Yapılan açıklamalara bakarsanız yeni bir anayasa gözükmüyor. Bazıları ‘ilk 4 madde ve 66. Madde değişmez’ diyor. Bununla ilgili farklı görüşleri olan da var. Daha işin başında yeni bir anayasa konusu tam netleşmiş olmuyor. Meclis başkanının önce bunu netleştirmesi lazım. Bazıları ‘Biz onu çözdük, Artık bu meclis yeni bir Anayasa yapabilir. Artık kurucu meclis safhası geride kaldı. Bu tartışmalar akademik olarak yapılabilir ama fiilen bir karşılığı yok’ diyor.
Bu değişiklikler nerede yapılacak?1921 ve 1924 anayasalarının ismi Anayasa değil, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu. Yani devletin esas teşkilatı, anayasada yer alacak organları, bunların görev yetki ve sorumluluklarını belirleyen bir düzenleme. Halbuki günümüzdeki bir kısım anayasalarda teşkilatlarla ilgili bölümün dışında bir de hak ve özgürlüklerle, temel haklarla ilgili hükümler var. Dolayısıyla bu anayasanın değiştirilmek istenen kısmı, kısmi bir değişiklikse hak ve özgürlüklerle ilgili kısmı mı, erkler arasındaki ilişkilerle ilgili kısmı mı yeniden ele alınacak? Meclistir, yasamadır, yürütmedir, yargı kısmı mı ele alınacak. Evet, birinci bölümü anladık temel ilkler, değiştirilemez maddeler, hak ve özgürlükler. Ondan sonra işte esas teşkilat kısmı geliyor. Anayasanın yani meclisin görev, yetki ve sorumluluğu, icra organı, yürütme organı sonra da yargı ile ilgili maddeler var.
ORTA SAHADA TOP ÇEVİRİRLER
Şimdi işin bu kısmına gelince bir taraftan ‘yeni anayasa’ diyoruz ama öbür taraftan da yapılan açıklamalara baktığımızda seçim öncesi ve sonrası cumhur ittifakı dışında olanlar ‘Doğru olanı parlamenter sistem’ diyor. Cumhur ittifakı ise Sayın Devlet Bahçeli’nin bu konuda yazdığı metin de ortada. 100 maddelik bir anayasa taslağı var. Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Başkanı Mehmet Uçum’un yaptığı açıklamalar var. Onlara bakarsanız ‘Bu iyi bir sistem. Sadece aksayan yönleri var’ diyor. Dolayasıyla teşkilat kısmında çok ciddi görüş farklılığı var.
‘Parlamenter sistem’ diyenler, ‘Başkanlık sistemini düzeltelim biz ona evet mi diyoruz’ diyorlar, yoksa cumhurbaşkanı hükümet sistemi diyenler ‘Tamam eksiklikleri var ama biz parlamenter sistemi de konuşabiliriz mi?’ diyorlar. Bu soru netleşmeden sadece orta sahada top çevirmek bir yere götürmez. Çünkü parlamenter sistem veya cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi dediğinizde hangisini tercih edecekseniz en az 30-40 madde ona göre yazılacak. Öyle bir tek madde değil.
‘Onu anayasaya koymasak da olur’ diyebilirsiniz ama meclisin görev, yetki ve sorumlulukları, yürütme organının görev, yeki ve sorumlulukları, yargı ve yargının yönetimi bu sisteme göre şekilleneceği için en az 30-40 maddeyi yazmayacaksınız demektir. Daha baştan ihtilaf var. O zaman nasıl bir anayasa olacak? ‘Yeni’ demekle, yeni olmaz, içeriğine bakarak yeni demek lazım. Önce bunların bir netleşmesi gerekiyor.”
CİDDİ İTİBAR KAYBEDER
Çiçek, “42 senedir konuşup konuşup yine sonunda anlaşamadılar yine bu iş olmadı” tarzında bir sonuca varılırsa, parlamentonun, siyasi partilerin ciddi bir itibar kaybına uğrayacağını, darbecileri bir manada haklı çıkaracak bir sonuca götüreceğini belirtti.
Nasıl bir usulle bu değişiklik ya da yeni bir Anayasa yapılacağının önemli olduğunu hatırlatan Çiçek, “Başkanlığım döneminde ‘4 parti bir araya gelecek, her madde ittifakla çıkacak’. Daha bunu derken baştan bu işin yapılma şansı çok zorlaştı. 60 maddede anlaşılabilmesi için göbeğimiz çatladı. Çünkü, A partisinin ‘Evet’ dediğine, B partisi ‘Hayır’ dedi. Yalnız partiler arasında değil, aynı partinin temsilcileri arasında da köklü görüş ayrılıkları çıkıyordu. O yüzden komisyonda görev alacak aynı parti mensuplarının da birbiriyle uyumlu olması son derece önemli. Şimdi her maddeye 6 partinin temsilcisinin ‘evet’ demesiyle mi, yoksa çoğunluk oyuna göre mi karar verilecek? Bunların netleşmesi gerekir” dedi.
HER TÜRLÜ ÖNERİ VAR
2012’de Anayasa değişikliği çalışmalarına aralarında TOBB, TESK’, işçi ve işveren sendikaları konfederasyonlarının da bulunduğu 7 çatı kuruluş aracılığıyla 13 bölgede toplantı yaptıklarını, hemen her toplantıda 700-800 kişinin bulunduğunu hatırlatan Çiçek, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Her kesimin görüşünü yansıtan yaklaşık 30 bin sayfalık dokuman meclis arşivinde. Toplumun ne düşündüğü, anayasadan ne beklediği o metinlerde var. Önemli bir kaynak. Bunlardan yararlanabilirler. Kaldı ki 60’a yakın maddenin müzakeresi sırasında hangi partinin neyi nasıl düşündüğü de var. Orada bu müzakerelere katılan 4 partinin anayasa taslağı da peyderpey de olsa münakaşa müzakere edilmek üzere meclise verdiler. Yani mutfakta iyi bir menü çıkarmak için her şey var. Geri kalanı mutfakta çalışanlara kalmış.
O zaman kabul edilen bir ilke var. Ona bakmak lazım. ‘Usul önemlidir’ derim. 6 parti anayasanın tümüyle ilgili genel bir onay vermedikçe maddeler üzerindeki mutabakatın bir anlamı yok. Anayasayı değiştirmek öyle sanıldığı kadar kolay bir şey değil. Emin olun Erciyes dağını taşımaktan daha zor. Kimse kolay gösterip de o fiyakalı laflara bakarak bu işin kolay olacağını zannetmesin. Gerçekçi olmak lazım. İnşallah şeytanın bacağını bu sefer kırarız.”
]]>Edirne’de her yıl 5-6 Mayıs’ta, Hızır ve İlyas peygamberlerin yeryüzünde buluştuğu anın simgesi, baharın gelişi ve yenilenme ritüeliyle kutlanan Kakava eğlencelerine katılmak için Türkiye’nin dört bir yanından ve yurt dışından kente turist geliyor.
Özel olarak Kakava turları düzenlenirken, turla gelmeyenler ise kendi imkanlarıyla adeta kente akın ediyor.
Kakava’nın yarattığı hareketlilik kentteki ciğerci, şekerlemeci, otel işletmecisi başta olmak üzere esnafın da yüzünü güldürüyor.
Etkinlikler tüm yıla yayılmalı
Edirne Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) Başkanı Sezai Irmak, AA muhabirine, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi’ndeki Kakava’nın yüzyıllardır kutlandığını söyledi.
Şenlikler öncesi Vali Yunus Sezer başkanlığında yapılan toplantıda ciddi önlemler alındığını belirten Irmak, “Otoparklar, Kakava’ya gidiş ve geliş güzergahları konusunda ciddi düzenlemeler yapıldı. Edirne ekonomisini canlandıran etkinliklerden biri. Kakava’ya yurdun her tarafından geniş katılım olacak” dedi.
Irmak, hem Kakava hem de Tarihi Yağlı Kırkpınar Güreşleri’nin Sarayiçi’nden başka bir alanda, tüm yıla yayılacak etkinlikler kapsamında kutlanması gerektiğini ifade etti.
“Edirne önemli bir destinasyon”
Türkiye Otelciler Birliği Edirne Temsilcisi Gökhan Balta da kentin Kakava zamanı Türkiye’nin dört bir yanından ziyaretçi aldığını söyledi.
Şenlikler dolayısıyla Edirne’nin bayram havası yaşayacağını anlatan Balta, şunları kaydetti:
“Kakava Şenlikleri’yle çok güzel bir hafta geçireceğiz. Her yıl olduğu gibi Kakava’da başarılı bir organizasyon yapıyoruz. Otellerimizde rezervasyonlar devam ediyor. Tur şirketleri için Edirne önemli bir destinasyon olmaya başladı ve daha iyi bir yere gelecek. Edirne sadece Kakava değil Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir şehir olarak tarihi, turistik, gastronomi noktalarıyla ilgi çekiyor.”
Balta, kentteki 7 bin yatak kapasitesinin Kakava rezervasyonlarıyla yüzde 80 doluluğa ulaştığını aktardı.
“Heyecanla misafirlerimizi bekliyoruz”
Otel İşletmecisi Kemal Kılıç ise yoğun talep alan Kakava’nın kentte bir festival havası oluşturduğuna işaret etti.
Kakava’nın şehre büyük katkı sağladığını belirten Kılıç, “Gördüğümüz kadarıyla otellerin doluluk oranı yüzde 80’i geçti. Şehirde üretilen geleneksel lezzetlerden Kavala kurabiyesi, badem ezmesi üretimi hızlandı, ayrıca hediyelik mis sabunu üretimi arttı. Heyecanla misafirlerimizi bekliyoruz. Tur şirketleri de yoğun şekilde Edirne’ye taleplerini oluşturmaktalar. Geniş katılımlı bir şenlik bekliyoruz.” diye konuştu.
“Edirne’ye gel ciğerimi ye”
Tava ciğer ustası Uğurcan İmrak, kentteki ciğercilerin de Kakava’ya hazırlandığını söyledi.
Kentte tam bir bayram havası olduğunu anlatan İmrak, “Kakava Edirne’nin özel ve önemli günlerinden. Tava ciğerciler olarak bizler de bu günlerde ciğer kapasitemizi artırıyoruz. Kakava’da misafirlerimize en iyi hizmeti vereceğiz. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz ve bu kente çok katkısı olan Edirne’yi Tanıtma ve Tava Ciğeri Kalite Kontrol Derneği Başkanı Bahri Dinar’ın ifadeleriyle ‘Edirne’ye gel, ciğerimi ye’ diyoruz” diye konuştu.
Kutlamalar 4 Mayıs’ta başlıyor
Edirne Belediyesince organize edilen kutlamalar, Tunca Nehri’nin çevrelediği Sarayiçi’nde 4 Mayıs Cumartesi çeşitli konserlerle başlayacak.
Etkinlikler, 5 Mayıs Pazar günü saat 10.00’da başlayacak konserler ve gösterilerin ardından Kakava ateşinin saat 15.00’te Sarayiçi’nde yakılmasıyla devam edecek.
Program kapsamında 6 Mayıs Pazartesi günü sabahı ise şafak sökmeden Roman ritüelini görmek için binlerce turist Tunca Nehri kenarında dilekler dileyecek. Tunca’da sağlık için yüzünü yıkayan Roman gençleri ise hava uygun olduğu takdirde nehre girecek.
]]>İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “rehine anlaşması olsa da olmasa da Refah’a girecekleri” yönündeki son açıklamasıyla ilgili Austin, “Saldırı gerçekleşmeden önce yapılması gerekenler açısından, daha önce gerçekleşmesi gerektiğine inandığımız çok sayıda şeyi görmedik.” dedi.
Austin, California Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Ro Khanna’nın, “Biz en güçlü bir ülkeyiz, bu konuda müphemliğe yer bırakmadan Netanyahu’nun Refah’a girmemesi gerektiği yönünde net bir mesaj verebilir misiniz?” sorusuna, “Onlara, savaş alanında sivillerin güvenliği için çok daha fazlasını yapmaları gerektiğini her defasında söyledik.” diye konuştu.
Netanyahu’nun mevcut durumda Refah’a girmesine karşı olduğunu belirten Austin, girmesi halinde ise buna karşılık ABD’nin tutumunun ne olacağına ABD Başkanı Joe Biden’ın karar vereceğine işaret etti.
Austin, Refah’ta sivillerin hepsinin tahliyesinin gerçekleşmesi konusunda şüpheleri olduğunu belirterek, 1 milyon insanın nereye gidebileceği sorusuna da “muhtemelen kuzeye” şeklinde yanıt verdi.
“ABD ASKERLERİNİN ÇATIŞMAYA GİRMESİ MÜMKÜN”
ABD’nin insani yardımları ulaştırmak amacıyla Gazze’ye kuracağını açıkladığı geçici limanla ilgili sorulara değinen Austin, burada görev yapacak ABD askerlerine karadan ateş açılmasının ve karşılık verilmesinin “mümkün” olabileceğini söyledi.
Florida Cumhuriyetçi Kongre üyesi Matt Gaetz ile girdiği diyalogda Austin, Gazze’ye kurulacak geçici limanda görev yapacak ABD askerlerinin silahlı olacağını ve karadan kendilerine yapılabilecek saldırıların “mümkün” olacağını söyledi.
Austin, ABD askerlerinin kendilerini korumak için karadan yapılacak ateşlere karşılık verebileceğini belirterek, “Kendilerini koruma hakkı var.” diye konuştu.
Bunun üzerine Gaetz, “Bu şu anda çok önemli bir an Sayın Bakan. Çünkü, Gazze’den askerlerimize yönelik ateş açılabileceğini, askerlerimizin de Gazze içine canlı karşılık vermesinin mümkün olabileceğini söylediniz. Başkan Biden ise halka askerlerimizi Gazze’de sahaya sürmeyeceğini söylüyor. Bu askerimizi çatışma alanına sürmek olmuyor mu?” diye sordu.
Austin’ın “Hayır, olmuyor” cevabı üzerine Gaetz, “Amerikalılar, sahaya sürmek deyince, askerin çatışmalara aktif olarak angaje olabileceğini, zarar görebileceğini anlıyor. Siz, Gazze sahilinde karaya bağlantılı liman üzerine konulmuş, Gazze’ye ateş açan askerlerimizi böyle görmüyor musunuz?” diye tekrar sordu.
Gaetz, Bakan Austin’in “Hayır, görmüyoruz” yanıtı üzerine, “Bu konuda Amerika halkının farklı düşündüğünü sanıyorum. Eğer askerlerimiz orada silahlı çatışma yaşayacaksa, muhtemelen bunun ‘savaş yetkisi’ çerçevesinde Kongre’de oylanması gerekir.” diye konuştu.
NELER YAŞANMIŞTI?
ABD Başkanı Joe Biden, mart ortasında yaptığı açıklamada, İsrail’in karadan Gazze’ye insani yardımların geçişine izin vermemesi üzerine, Gazze sahiline geçici olarak liman kurulacağını ve yardımların buradan ulaştırılacağını duyurmuştu.
Mayıs başında hazır olacağı belirtilen söz konusu limanın kurulumu ve işleyişinde 1000 ABD askerinin görev yapacağı, bu askerlerin Gazze’ye ayak basmayacağı ve çatışmalara girmeyeceği belirtilmişti.
320 milyon dolara mal olacağı kaydedilen geçici limanın güvenliğinin ise İsrail tarafından sağlanacağı ifade edilmişti.
]]>
Yapılan açıklamada; “Şimdi TFF Başkanının Genel Kurul tarihini Haziran ayı başına almaması nedeniyle SENİN SÖZÜN DE YERE DÜŞMÜŞKEN; bizlere verdiğin imza sözünü tutmanı bekliyor ve artık sana verdiği sözlerin dahi arkasında durmayan ve zavallı bahanelere sığınan TFF Başkanını hiçbir ortamda sahiplenmeni istemiyoruz Dursun Abi.” denildi.
İşte İstanbulspor’un o açıklaması:
“HATIRLA DURSUN ABİ!
16.04.2024 tarihli Süper Lig Kulüpler Birliği Vakfı toplantısındaki ifadelerini hatırlıyor musun Dursun Abi?
Bize olan ifadelerini hatırlamıyorsan da; en azından TFF Yönetimine ilişkin, birebir görüşmelerin öncesindeki açıklamalarını unutmamışsındır Abi.
Mevcut TFF Yönetimine “gelmiş geçmiş en kötü federasyon” dediğin günler de üzerinden çok geçmiş değil Abi.
“BUNLARI HATIRLATMAK İSTERİZ”
Ama halen bir büyüğümüz olduğun, “Abi” dediğimiz ve temsil ettiğin Türkiye’nin en büyük kulüplerinden Galatasaray Camiasına duyduğumuz saygıdan ötürü aşağıdaki hususları yeniden hatırlatmak isteriz Dursun Abi.
16.04.2024 tarihli toplantıda “mevcut TFF Yönetimi’nin kesinlikle değişmesi gerektiğini ve bunun en geç Haziran ayı başında yapılacak genel kurul ile yapılmasının zaruri olduğunu” Kulüpler Birliği Vakfı tarafından yapılan sunumda ve Kulübümüzün 23.04.2024 tarihli açıklamasında yer alan detaylar nedeniyle TFF’nin belirlediği Temmuz ayının kesinlikle kabul edilemez bir tarih olduğu hususunda, sizin de dahil olduğunuz şekliyle, katılan 16 Kulüp olarak nasıl ortak bir fikre vardığımızı hatırlıyorsundur Dursun Abi.
Söz aldığında “Ben kendisiyle görüşüyorum, merak etmeyin. Seçimi Haziran başına alacaktır” diyerek “imza vermeyi bu görüşme sonrasına bırakalım” diyen de, “18 Temmuz çok geç bir tarih, en geç Haziranın ilk haftası olması gerekli” diyen de sen değil miydin Dursun Abi?
Toplantıya katılan 16 Kulübümüzün temsilcileri önünde “en azından imzayla gitmesin, saygısızlık olmasın, diyalog kapımız açık kalsın” diye bizleri ikna etmeye çalışırken; “merak etmeyin, bu seçim Haziran başında yapılacak.” dedin diye sözüne itimat ettiğimiz Başkan da sendin Dursun Abi.
“İMZA VERECEĞİZ DEMİŞTİN”
“Eğer seçimi öne almazlarsa biz de imza vereceğiz.” diyen de sendin Abi.
Kulüplerimizle yapılan müzakerede, TFF ile yapılacak görüşmeleri yürütecek İstişare Heyetine seçilen ve TFF ile olan toplantıya Galatasaray Spor Kulübü Başkanı olarak değil, Süper Lig Kulüpler Birliği Vakfının yetkilendirdiği İstişare Heyeti olarak katılacağını söyleyen de sendin Abi.
Vakfımıza yapılan terbiyesizliğe ve alaycı tavra karşı, istişare heyetinin diğer üyeleri olan güzide Kulüplerimizin Başkanları gibi tepki koymak yerine; kameralara “Bu ne güzel soru Serhan” diye cevap vermen doğru oldu mu Dursun Abi ?
“SANA YAKIŞTI MI?”
Türk futbolunu her gün bataklığın içine çekenler için “İmzayla giderse saygısızlık olur” hassasiyetine sahipken; katıldığın toplantıda Vakfımıza saygısızlık yapılmasına müsaade etmen yakıştı mı Dursun Abi ?
Kameralara “Kulüpler Birliği içerisinde bölünme var.” derken, son istişare toplantısında senin taleplerine istinaden “bölünme var” dediğin Kulüplerin TAMAMININ ittifakıyla diyalog kapısının açık bırakıldığını unuttun mu Dursun Abi ?
Şimdi TFF Başkanının Genel Kurul tarihini Haziran ayı başına almaması nedeniyle SENİN SÖZÜN DE YERE DÜŞMÜŞKEN; bizlere verdiğin imza sözünü tutmanı bekliyor ve artık sana verdiği sözlerin dahi arkasında durmayan ve zavallı bahanelere sığınan TFF Başkanını hiçbir ortamda sahiplenmeni istemiyoruz Dursun Abi.
Temsil ettiğin Milyonlarca onurlu Galatasaray Taraftarına ve Galatasaray Spor Kulübü Camiasına olan saygımızdan ötürü sen bizim ABİMİZ kalmaya devam edeceksin. Ama tüm konuştuklarımızı iyi hatırlamanı ve Türk Futbolu’nun geleceği için bizlere verdiğin imza sözünü tutarak gereğini yapmanı bekliyoruz Dursun Abi.”
]]>7 Ekim’in ardından Gazze’de durumun her gün kötüleştiğine dikkati çeken Guterres, insani ateşkes, esirlerin acilen ve koşulsuz serbest bırakılması ve insani yardımın artırılması için çok kez çağrıda bulunduğunu anımsatarak, henüz bunun gerçekleşmediğini ancak müzakerelerin tekrar başlatıldığını kaydetti.
Guterres, “Gazze’deki halk, esirler ve İsrail’deki aileleri, bölge ve dünya için İsrail ve Hamas liderlerini anlaşma sağlamaları için güçlü bir şekilde teşvik ediyorum. Eğer anlaşma sağlanmazsa, Gazze ve bölgedeki durum çok daha hızlı bir şekilde kötüleşir.” uyarısında bulundu.
REFAH’A SALDIRIYA KARŞI GÜÇLÜ İKAZ
Refah’a yönelik hava saldırılarının arttığına işaret eden Guterres, “Refah’a yönelik bir askeri saldırı dayanılmaz bir şekilde gerginliği arttırır, binlerce sivilin ölümüne yol açar ve yüz binlerce kişiyi yerinden eder. Bunun, Gazze’deki Filistinliler, işgal altındaki Batı Şeria ve bölge için korkunç sonuçları olur.” ifadesini kullandı.
Hem BM Güvenlik Konseyi üyeleri, hem de diğer ülkelerin Refah operasyonuna açık bir şekilde karşı çıktığının altını çizen Guterres, “İsrail üzerinde nüfuzu olan ülkelerin var gücüyle Refah’a operasyonu engellemeleri için çağrıda bulunuyorum.” vurgusunu yaptı.
Gazze’nin kuzeyinde çocuklar ve engelli kişilerin açlık ve hastalıktan öldüğünü ifade eden Guterres, “İnsan eliyle oluşturulan ve engellenebilen kıtlığın önüne geçmek için her şeyi yapmalıyız.” dedi.
Korkunç bir trajediyi engellemek için her türlü baskıyı uygulamanın önemli olduğuna işaret eden Guterres, Gazze’ye yardım önündeki en büyük engelin insani yardım çalışanlarının güvende olmaması olduğunu, insani yardım konvoyları, tesisleri, personeli ve ihtiyaç sahiplerinin hedef olmaması gerektiğini kaydetti.
Hava ve denizden yardımı da memnuniyetle karşıladıklarını ancak bunların kara yoluna alternatif teşkil etmediğini ifade eden Guterres, İsrailli yetkililerin güvenli, hızlı ve engelsiz yardıma izin vermeleri çağrısını yineledi.
TOPLU MEZARLARA ULUSLARARASI SORUŞTURMA ÇAĞRISI
Gazze’de sağlık sisteminin yok edildiğini ve “bazı hastanelerin mezarlığa dönüştüğünü” vurgulayan Guterres, Gazze’nin farklı yerlerinde bulunan toplu mezarlara ilişkin haberleri derin endişeyle takip ettiğini, sadece Nasir Hastanesi’nde 390 cesedin çıkarıldığına dikkati çekti.
Toplu mezarlara ilişkin farklı iddiaların bulunduğunu, bazı kişilerin yasa dışı yollarla öldürülerek gömüldüklerinin iddia edildiğini anımsatan Guterres, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Adli tıp uzmanlığı bulunan, bağımsız, uluslararası soruşturmacılara bu alanlara acilen giriş izni verilmesi şart. Yüzlerce Filistinlinin hangi koşullar altında hayatlarını kaybettikleri ve gömüldüklerinin bilinmesi gerekiyor. Yakınlarını kaybeden ailelerin buna hakkı var. Dünyanın uluslararası hukuk ihlallerinin cezalandırıldığını görmeye hakkı var.”
UNRWA’YA DESTEK ÇAĞRISI
BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) tarafsızlığına ilişkin Bağımsız İnceleme Grubu’nun raporunun ardından tavsiyeleri uygulamak için eylem planı oluşturulduğunu dile getiren Guterres, UNRWA’ya fonlarını askıya alan birçok ülkenin tekrar fon sağlamaya başladığını bildirdi.
Guterres, bazı üye ülkelerin ise ilk kez UNRWA’ya destek olmaya başladığını belirterek, özel donörlerin de cömertliğine karşın hala fon açığı olduğu bilgisini paylaştı.
“UNRWA’nın operasyonlarını sürdürebilmesi için tüm üye ülkelere, geleneksel ve yeni donörlere cömertçe katkı sağlama çağrısında bulunuyorum.” diyen Guterres, UNRWA’nın varlığının bölge için umut ve istikrar kaynağı olduğunu bildirdi.
İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜME VURGU
Antonio Guterres, “Şimdi iki devletli çözüm için umut ve katkılarımızı sunma zamanı.” diyerek, bunun sürdürülebilir barış ve güvenlik için tek yol olduğunu ifade etti.
BM Genel Sekreteri, BM’nin işgalin sonlandığı, Gazze’nin de parçası olduğu tamamen bağımsız, demokratik ve egemen Filistin devletinin kurulduğu barış sürecini desteklediğini sözlerine ekledi.
]]>“EDANUR ÇOCUĞUMUZU BİZ BURADA CİNAYETE KURBAN VERMİŞİZ”
Yıldırım, “Piknik yapan aile parkta güvenli bir şekilde çocuğunu koruyamaz hâlde. Çok basit bir olay, basit bir tedbirle engellenmesi gereken bir kazayı maalesef, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kazmış olduğu bu çamur çukurunu kapatamamış ve Edanur çocuğumuzu biz burada cinayete kurban vermişiz” dedi.
“CHP’NİN AÇTIĞI ÇUKUR YOK”
Yıldırım’a konuşması sırasında tepki gösteren CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, “CHP’nin açmış olduğu çukur, diyor ya. Ya, sizin açtığınız çukurlar bitmedi. CHP’nin açtığı çukur yok” dedi.
“İSTANBUL’UN CAN GÜVENLİĞİ YOK”
Yıldırım, “İstanbul’un can güvenliği yok. Otobüse binenler otobüste, metrobüse binenler metrobüste kaza yapıyor. Metroya binenler metroda takılı kalıyor. Pikniğe gidenler parkta çocuklarını ölü olarak teslim ediyor. CHP’li belediyenin getirmiş olduğu sonuç bu” diyerek konuşmasını sürdürdü.
“31 MART’A KADAR O İFTİRALARI YAPTINIZ, CEVABINI ALDINIZ”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ise yerinden konuşarak “31 Mart’ta aldın cevabını, hâlâ bu iftiralara devam et. 31 Mart’a kadar o iftiraları yaptınız, cevabını aldınız” dedi.
Yıldım ise “Biz boşuna demiyoruz CHP demek çamur, çukur, çöp demek” diye konuştu.
Sataşma gerekçesiyle söz alan CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, şunları söyledi:
*Biz böyle bir kazanın olmuş olmasından derin üzüntü duyuyoruz, keşke hiç olmasaydı. Sorumlu bir idare bu durumda hemen soruşturma başlatır ve adalet talep eder; biz bunu yapıyoruz, korkmayın.
*Ama sizin neler yapmadığınızı söyleyeceğim ben şimdi. Daha, Çorlu’da çocuklarını kaybeden anneler altı yıldır adalet arıyorlar, adaleti bulamıyorlar; mahkeme daha yeni kararı verdi, haberiniz var mı sizin bundan?
*Aladağ’da yurtta yanan çocuklar için ne yaptınız hatırlıyor musunuz? Peki, siz Gökçek döneminde metro kazısında ölüp de 300 metre arkada cenazesi bulunan vatandaşı hatırlıyor musunuz?
“SİYASET ÜRETELİM DİYORSANIZ BAŞKA KAPIYA”
*Yüreğiniz yetiyorsa, bakın, bir yavrunun ölümü üzerinden siyaset yapmayın; ayıptır, yazıktır, günahtır. Cesaretiniz var mı? Gelin, kamu idaresinin hizmet kusurundan kaynaklı bütün ölümleri araştıralım, var mısınız?
*Bütün o yargılama safahatlarının niye on yıl sürdüğünü araştıralım, var mısınız? Gelemezsiniz, gelemezsiniz. Bir yavrumuz çukura düştü, Allah rahmet eylesin; tabii ki gereğini yapacağız hiç şüphesiz ama ‘Bunu bir fırsata çevirelim, bundan yararlanalım, bundan siyaset üretelim’ diyorsanız başka kapıya.
“VAR MISINIZ; HER ŞEYİ KONUŞALIM”
*Çünkü ikiyüzlüsünüz, çünkü bugüne kadar kılınızı kıpırdatmadınız. Ama gerçekten bu bir vesile olsun sayın vekiller, bundan sonra bu Meclis, bu tip kazaların peşine düşsün, araştırsın, mahkeme safahatını takip etsin.
*Adalet de yerini bulsun; var mısınız, yüreğiniz yetiyor mu? Sayın Hatip yavaş yavaş bizim olduğumuz noktaya gelecek ama zorlanıyor çünkü onun kulağına üflemişler: “Çamur çukuru” demişler, iki de bir söylemek zorunda kalıyor. Şimdi, biz arkadaşlar diyoruz ki: ‘Her şeyi konuşalım.’
“GELİN ARAŞTIRALIM”
*Bu ülkede idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan bu belediye olabilir, kamu olabilir… Gelin araştıralım, üzerine eğilelim siyaset olarak ve Meclis olarak yapacağımız şey var mı, yok mu bakalım diyoruz. Siz ne diyorsunuz?
*Israrla “Bu yavrumuzu konuşalım.” diyorsunuz. Sayın Vekil burası bir hukuk devletiyse bu iş savcılığın işidir. Bakın, idari soruşturma da var, savcılık da el altmış; biz, bunları burada konuşamayız. Bakın, bunları bilmelisiniz.
*Eğer siz mahkemelerde adalet bıraktıysanız, savcı araştırır, soruşturur, kovuşturur, mahkeme olur, o safahatları birlikte takip ederiz ama o 5 yaşındaki yavruyu ısrarla konuşmaya çalışmanızı sadece kuru ve kötü bir siyaset yapmak olarak tanımlıyorum çünkü bunun başka bir açıklaması yok.
*Ama gerçekten samimiyseniz, gerçekten siz bu işe kafanızı takıyorsanız, gerçekten bir gün kalktınız ve 5 yaşındaki bir yavrumuzun böylesine müessir bir durumda vefat etmesinden rahatsız olduysanız, vicdanlarınız ayağa kalktıysa bundan önceki o yavruları düşünün, bundan önce yanan yavruları, kaybettiğimiz canlarımızı da düşünün.
*Bakın, sizin iktidarınıza sadece 32 bin işçi iş kazasında hayatını kaybetti. Şimdi bunları niye konuşmuyoruz? Bunların hepsini alalım, hepsini konuşalım Türkiye Büyük Millet Meclisi de görevini yapmış olsun.
]]>Bodrum Kent Konseyi Başkanı Arif Yılmaz “Genelde bu tarz uygulamalar, pazarlama amacıyla kayalık yapıyı yok etmek için ya da endemik ve koruma altındaki deniz canlılarını yok etmek için yapılıyor. Çünkü oradaki yosunların dipteki görüntüsü siyah. İnsanların ne olduğunu hoşlanmadığını düşünüyorlar ve böyle adımlar atıyorlar. Cezalar ise çok komik kalıyor, devede kulak” dedi.

Torba Mahallesi’nde bulunan Demir Koyu’nda Mesa Mesken tarafından inşa edilen, milyon dolarlık villaların bulunduğu tatil sitesinde sahildeki doğal yapıyı bozarak denizin içine kadar beyaz renkli maden tozu serilmesi görenleri isyan ettirdi.
İKAZ TUTANAĞI DÜZENLENDİ
Bodrum Belediyesi ekipleri hareket geçerek bölgede inceleme yaptı, tatil sitesine 106 bin TL para cezası vererek, serilen maden tozunun kaldırılmasını istedi. Bodrum Belediyesi ekipleri MESA Sitesi’ne sahile doğal olmayan malzeme dökmek ve çevre kirliliğine neden olmaktan, kabahatler kanunu 41/4 maddesi gereği en üst limitten cezai işlem uyguladı. Ayrıca kumun kaldırılması için işletmeye 2 gün süre verilerek, ikaz tutanağı düzenlendi, konu ile ilgili tutanak ilgili birim ve kurumlara sevk edildi.
Denize mermer tozu dökülmesinin ve pazarlama amacıyla denizin yapısının bozulmasının doğaya verdiği zararları anlatan Bodrum Kent Konseyi Başkanı Arif Yılmaz ”Burada denize ne döktüklerinden ziyade denize bir şey döküp dökemeyecekleri önemli. Ama bu döktükleri malzemelerin zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Bununla ilgili çalışmalar sürüyor” dedi.
GÖRÜNTÜ SİYAH OLDUĞU İÇİN YAPIYORLAR
Yılmazi şöyle devam etti:
– Genelde bu tarz uygulamalar, pazarlama amacıyla kayalık yapıyı yok etmek için ya da endemik ve koruma altındaki deniz canlılarını yok etmek için yapılıyor. Çünkü oradaki yosunların dipteki görüntüsü siyah. İnsanların ne olduğunu hoşlanmadığını düşünüyorlar ve böyle adımlar atıyorlar.

AKINTIYA KARŞI DUVAR ÖRÜYORLAR
Yılmaz, denize mermer tozu veya benzer madde dökenlerle ilçede 5 yıldır mücadele verdiklerini belirterek “Kum yeni gündem oldu ama yıllardır zaman zaman kimyasal dökerek, kireç dökerek zaman zaman iş makineleri ile deniz çayırları yok ediliyor. Deniz akıntılarını engellemek için beton duvarlar yapılıyor. Daha sonra da içine çeşitli malzemeler dolduruluyor. Şimdi olduğu gibi kumlarla da bu yapılıyor. Bu faaliyetler denizin doğal yapısını bozuyor” dedi.
“MALDİVLER’E BENZEMEYE ÇALIŞIRKEN…”
Yılmaz “Yanı sıra suların berrak olmasını engelliyor. Kıyı erozyonunu engelleyen doğal bariyerleri engelliyor. Bu faaliyetler önümüzdeki yıllarda kıyılarda çökmelere de neden olabilir. Karadeniz’in sahil yolları gibi. Nereden bakarsanız bakın her türlü zarar. Maldivlere benzemeye çalışırken bindikleri dalı kesiyorlar” ifadesini kullandı.

“CEZALAR CAYDIRICI OLMUYOR”
Verilen cezaların işletmeler için caydırıcı olmadığını belirten Yılmaz, ”Çevre Şehircilik Bakanlığı da belediye de ceza kesiyor. 106 bin TL ceza da caydırı değil. Ama kanunun en üst limiti bu. Bazı site ve oteller için bu cezalar yıldırıcı olmuyor. Doğaya zarar verseniz de, masmavi görünen deniz işletmenizin değerini yükseltiyor. Doğal olarak umursamıyorsunuz” dedi.
Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
– Ayrıca bu kuruluşlar cezai yaptırımın dışında neden olduğu sorunu da düzeltmeli. Yani orada öyle bir şey yapıyorsa, işletmeye verilen zararı düzeltmeleri sağlanmalı. Bu işlerde lazım olan kepçelerin, iş araçlarının denizde kullanılması için Liman Başkanlığı’ndan izin verilmesi gerekir.
Tatil sitesinin çuvallarla getirdiği maden tozunun sahilde durduğu görüldü.
CNN İklim Muhabiri Bill Weir, iklim krizinin giderek Dünya’yı ve tüm canlı yaşamını tehdit ettiğine dikkat çekerek bireysel olarak alınabilecek önlemleri sıraladı.
İşte iklim krizine karşı uygulanabilecek beş ipucu…
1. Fosil yakıtlara olan bağımlılığa son verin
Weir’a göre, küresel ölçekte fosil yakıt tüketimimizi kontrol altına almalıyız. Amerika Birleşik Devletleri sera gazı yayan ilk üç ülke arasında yer alıyor. Elektrik, ısı ve ulaşım için fosil yakıt yaktığımızda süreç, ısıyı hapseden emisyonları üretir.
Weir, Maine’de karbon bazlı fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı “Godzilla” olarak nitelendiren bir balıkçıyla konuştuğunu hatırlıyor. “‘Karbon Godzilla’yı parçalayıp geldiği yere geri koymak insanlığın ileriye dönük 1 numaralı işidir.”
2. Daha sıcak bir iklime uyum sağlamayı öğrenin
Weir, develerin aslen Kanada’dan geldiğini ancak kendilerini çölde bulduklarında sıcağa adapte olduklarını açıkladı.
Weir, develerin evrimleşmesinin binlerce yıl sürdüğüne değinerek, insanların bizim için vakti olmadığını söyledi, “ama teknolojiye sahibiz.” Örnek olarak, ışığın %98’ini uzaya geri yansıtan ve bir binayı 19 Fahrenheit’e (10,6 santigrat derece) kadar soğutabilen, şimdiye kadar yaratılmış en beyaz boyayı gösterdi.
3. Aktivistleri arayın
Olumlu değişiklikler yapan kişileri belirleyin ve onları destekleyin.
Weir, “Her zaman felaketlere koşan yardımcılar vardır” dedi. Gerçekten morali bozulduğunda, “Yardımcıları aramam gerekiyor; yalnızca Lahaina’daki orman yangını veya kasırga gibi bir olayın ardından toplulukları yöneten kişileri değil, aynı zamanda daha iyi fikir ve yöntemler arayan insanları da aramam gerekiyor. Sorunu çözelim ve hayatımızın daha sağlıklı, daha sürdürülebilir ve dayanıklı parçalarını yaratalım.”
4. Çevreyi kurtarmak için güçlerinizi birleştirin
Topluluğunuzun aktif bir üyesi olun; Çevreye ve birbirlerine birçok yerli topluluğun gösterdiği saygı ve özenle davranın.
“Suyla, toprakla ve havayla ilgileniyor… (bu) Maslow’un ihtiyaçlarını modern, kullanışlı dünyamızda hayal bile edemeyeceğimiz şekillerde karşılıyor” dedi. “Kendimizi tecrit etmenin altın çağında yaşıyoruz, oysa birbirimize her zamankinden daha çok ihtiyacımız var” dedi.
Bunu yapmak için, ister bir miting düzenlemek, uzmanlığınızı iyi bir amaç için kullanmak veya mahalle parkının temizlenmesine yardımcı olmak olsun, size en uygun şekilde yardım edin.
“İnsanların birbirleriyle ve doğayla mümkün olan en iyi şekilde bağlantı kurmasını istiyorum” dedi.
5. Yapabildiğiniz yerde emisyonları azaltın
Fırsatınız olduğunda çevreye biraz mola verin. Temel Maslow piramidi ihtiyaçlarınızı daha sürdürülebilir bir şekilde karşılamayı düşünün.
Weir kitabında Maslow’un “İnsan sürekli olarak isteyen bir hayvandır” yazdığını hatırlatıyor. Ancak Weir şunu yazdı: “O (Maslow) ‘sınırlı kaynaklara sahip bir gezegene’ gidiyor.”
“(Bu) İhtiyaç Piramidini nasıl çizdiğiniz önemli değil; Weir, önemli olan onu nasıl doldurduğunuzdur, diye yazdı.
Öyleyse onu nasıl dolduracağınızı düşünün. Belki tek kullanımlık plastiklere olan bağımlılığınızı azaltabilirsiniz; araba kullanmak yerine pazara yürüyerek gidin; Diyetinizin karbon ayak izini dikkate alın; Yiyecek, su, malzeme, kıyafet israf etmemeye özen gösterin. Küçük şeyler birikiyor.
]]>Törende İmamoğlu’na Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen ile İSKİ Genel Müdürü Şafak Başa da eşlik etti. İmamoğlu törende yaptığı konuşmada “Seçimler geçti. Biz aynı şeyi söylemeye devam ediyoruz. Bundan sonra da hedefe ulaşana kadar aynı sözleri kullanacağız. Nedir o? ‘Tam yol ileri’ kavramı aslında milletimizin diline de işledi, ruhuna da işledi. Tabiri caizse çok ciddi kabul gördü. Çünkü insanlarımıza moral veriyor. Geleceğe dair yol yürümenin, koşmanın çok iyi geldiğini görüyorum insanlarımıza” dedi.
“SEÇİMİ KAZANMAK BİR GÜNLÜK MESELE”
Hedeflerinin seçimi kazanmak olmadığını dile getiren İmamoğlu “Seçimi kazanacağız elbette ama o bir günlük mesele. Esas olan sonrası, 5 yıllık mesele. O da aslında hedefimiz olan; İstanbul’un sorunlarını çözmek, 16 milyonun hayatını kolaylaştırmak, güzelleştirmek. Hedefimiz İstanbul’da yaşam kalitesini yükseltmek. Bu konuda da çok kararlıyız. Odaklandığımız, kitlendiğimiz hedef budur. Seçim kazandığımız zaman değil, bu hedefe ulaştığımız zaman biz kazanmış olacağız ve mutlu olacağız. Bunu her yerden beyan ettik. Onun için tam yol ileri diyerek hızımızı artırdık. Ve seçimden bu yana yine açılışlarımızı yapıyoruz. Temel atma törenlerimizi yapıyoruz” diye konuştu.

“SÖZDE YATIRIMLARIN DEVRİ BİTTİ”
İmamoğlu, İstanbul’un geleceğinin ancak doğru, gerçek yatırımlarla güvence altına alınabileceğini vurgulayarak şöyle devam etti:
“Kamu yatırımlarını iyi yönetmek lazım. Aksi takdirde eğer israfa dayalı bir sistemle yönetir, bir avuç insanın ihya edilmesi gibi meseleyi görürseniz geleceğimizi karartan işler olur. Biz asla buna müsaade etmedik, etmeyeceğiz. O nedenle İBB’nin bütün yatırımlarını, işlerini şeffaf katılımcı ve bilimsel süreçlerle yönettik. Yönetmeye devam ediyoruz. Plansız, projesiz, seçimde insanların gözlerini boyamak için değil, insanları aldatmak için değil, insanlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için yol yürüdük. Sözde yatırımların devrini zaten milletimiz bu seçimde bitirdi. Zarar veren, doğasına, insanına fayda vermeyen, sadece cebindeki paraya göz diken anlayışı da bitirdi. Hatırlayın; Kanal İstanbul’un ismini bile ağızlarına alamadılar. Çünkü o milletimiz için bir kabustu. İsmini anmamalarına rağmen, ‘gündemimizde yok’ deyip insanımızı bu seçimde de aldatırız demelerine rağmen, hem onları aldatamadılar, hem insanımız aldanmadı hem de Kanal İstanbul denen ucubeye, o beton projesine ‘bay bay’ dedi insanımız. Onu uğurladı. Onu artık gündeminden kaldırdı İstanbul’un. Bu bakımdan biz İstanbul’u gerçekten yatırımlarımızla ekonomik, toplumsal, çevresel, risk ve tehditlere karşı güçlendiren işler yapıyoruz.”
“HER YÖNETİCİMİZİN RUHUNA İŞLEMELİ”
İmamoğlu “Bizim işimiz, bizim projemiz, bizim anlayışımız yani bir partinin projesi ya da şahsın projesi değil. Milletimize ait, sizin işiniz. Sizin paranız. Onu iyi kullanmanın gururunu yaşıyoruz. Siz de ‘bugün törene katıldım, temeli attık’ diyeceksiniz. Sahipleneceksiniz. Çünkü sizin, size ait” dedi.
Halkçı ve icraatçı bir belediyecilik anlayışına sahip olduklarını söyleyen İmamoğlu “Herkesin, her yöneticimizin ruhuna işlemeli; halkçı, icraatçı belediyecilik” dedi.
SU TASARRUFU VE MELEN BARAJI ÇAĞRISI
İmamoğlu küresel iklim değişikliğine ve yaklaşan yaz mevsimine de dikkat çekerek vatandaşlara su tasarrufu çağrısı yaptı.
Yapımı yılan hikayesine dönen ve 2016 yılında açılması planlanan İstanbul’un su sorununu çözecek Melen Barajı’nın hala bitmesine tepkisini sürdüren İmamoğlu, “Orada kocaman çatlak bir gövdeyle bir inşaat duruyor. Nasıl düzeltileceği, nasıl yönetileceği konusunda harekete geçilmiyor. Bu olumsuzluk bütün kurumlara iletildi. Cevap bile yazılmıyor, üzülüyoruz. Bu konuları bizimle masalarda konuşsalar, çözümü birlikte arasak, sorunu birlikte çözsek daha güçlü işler yaparız. Kurumların arasına bu soğukluğu sokan bir siyasi anlayıştır. O siyasi anlayışı her ne kadar bu seçimde yerel yönetimlerden uzaklaştırmış isek de hala hükümetin bazı kanallarında aynı anlayış devam ediyor. Bunun onlara siyasi olarak da faydası olmadığını bu seçim gösterdi. Bunun insanlarımıza da faydası yok. Bundan vazgeçin. Birlikte düşünelim, birlikte konuşalım. Geçmişte hatalar niçin yapıldı? Hatalarda bir ihmal var mıdır? Bir kamu zararı var mıdır? Hesabı sorulsun. Derhal Melen’in bir kaynak olarak sağlıklı bir biçimde depolanıp enerji üreterek İstanbul’a hizmet etmesinin sağlanması şart. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ olarak böylesi önemli bir problemin çözümüne katkı sunmaya hazırız” diye konuştu.
“EN ÖNDE YÜRÜYERLER OLACAĞIZ”
İstanbul’un 39 ilçesini ayrım yapmadan gezdiğini söyleyen İmamoğlu “Seçilen herkesin yeri başımızın üstü. Hiç sorun yok. Birlikte iş üretmek istiyoruz. Bürokrasimiz eş güdümlü çalışsın istiyoruz. O parti, bu parti demeden artık işimiz milletimize hizmet üretmek. Bu bağlamdaki anlayışın her zaman en önde yürüyenler olacağız. Altyapıdan üst yapıya, peyzajdan, yeşil alanda kreşlere, kültür merkezlerinden birçok noktaya kadar seçim öncesi söylediğimiz her sözün karşılığını bu 5 yıllık yolculuğumuzda bulacaksınız” dedi.
EMEKÇİLERİN İŞÇİ BAYRAMINI KUTLADI
Tüm bu yatırım projelerinde çalışan emekçilere özel olarak teşekkür eden İmamoğlu “Yarın işçinin ve emekçinin bayramı. Biz bu bayramı çok önemsiyoruz. Bayram tabii ki aynı zamanda bizim dertlenme günümüz. Dertleneceğiz, işçimizin, emekçimizin derdine. Ve çözüm bulma konusunda bize düşen payıyla en üstün sorumluluğu üzerimize alacağız. Ama ülkemizde biliyoruz ki ne yazık ki işçinin, emekçinin ve de ne yazık ki çok yazık ki çok üzülerek söylüyorum ki özellikle emeklinin derdi büyük. Biz elbette dayanışmayı, yardımlaşmayı arttırmayı da o insanlarımıza destek olmayı da birinci sırada tutuyoruz. İşçimizin, emekçimizin bayramı kutlu olsun. İnşallah sendikasız çalışan kalmasın. Biz İBB’de sadece 5 yılda hem sendikal çeşitliliği arttırdık. Hem de sendikalı çalışan sayısını iki katına çıkardık. Az buz değil. Biz insanımızla işimizi konuştuğumuz gibi insanımızla onun emeğinin karşılığını almasını da konuşmayı başarmalıyız. Çünkü biz demokrat olmayı, öncü olarak zihnine yerleştirmiş insanlarız. Demokrat olacağız, adil olacağız, ahlaklı olacağız. Özenli olacağız. Milletimize layık olacağız” dedi.
]]>1 MAYIS’TA TAKSİM KAPALI MI?
Geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü ile ilgili bakanlık binasında basın açıklaması yaptı.
Ali Yerlikaya, 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmayacağını açıkladı. Yerlikaya, “Taksim Meydanı toplantı ve gösteri yürüyüşü için belirlenen yer ve güzergahlar arasında değil” dedi.
1 MAYIS TAKSİM’DE KUTLANACAK MI?
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla vatandaşları 1 Mayıs’ta Taksim’e çağırdı.
Çelik, mesajında “1 Mayıs’ta Taksim’e! Emeği, adaleti, sömürüden arınmış düzeni savunmak için hep birlikte Taksim’e yürüyoruz. Toplanma alanı: Saraçhane, Saat: 10.00” bilgisini paylaştı.

TAKSİM’E İKİ KOLDAN YÜRÜYÜŞ PLANI
Özgür Çelik, SÖZCÜ TV canlı yayınında Taksim çağrısına ilişkin açıklamalar yaptı. İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı’na çağrıda bulunan Çelik, şunları söyledi:
* “1 Mayıs çağrısını tabii ki sendikalar yapıyorlar, kutlamanın düzenleyicisi sendikalar ve meslek odaları. DİSK’in, KESK’in Mimarlar Odası’nın Mühendisler Odası’nın ve Tabipler Birliği’nin organizasyonuyla bir planlama yapıldı. Biz de siyasi partiler olarak bu planlamaya uygun biçimde onların çağrısına uygun biçimde çağrılarımızı gerçekleştirdik.
* Sendikalar ve meslek odaları, Taksim’e iki koldan bir yürüyüş yapmayı planlıyor. DİSK, Devrimci İşçi Sendikası ve TMMOB Saraçhane’de buluşarak bir yürüyüş gerçekleştirecek. KESK ve Tabipler Birliği de Beşiktaş’ta buluşarak bir yürüyüş gerçekleştirecek.
* Biz de Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığı olarak Saraçhane önünde buluşup DİSK’in ve TMMOB’un arkasından yürüyüşü gerçekleştireceğiz.
1 MAYIS GÜNÜ TAKSİM’E ÇIKAN YOLLAR KAPATILACAK
İstanbul Valiliği, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü nedeniyle alınan olağanüstü önlemleri açıkladı.
Yüze yakın cadde 04.00’ten itibaren trafiğe kapatılacak. Deniz ve raylı sistem ulaşımındaki kısıtlama 05.30 itibarıyla başlayacak.
Anadolu yakasından Avrupa yakasına, Beşiktaş-Kabataş-Karaköy-Eminönü iskelelerine yolcu taşınmayacak.
Yenikapı-Hacıosman metrosu Vezneciler Levent, M11 Kağıthane Yıldız arası ulaşım yapılmayacak. Kabataş-Taksim Füniküler seferleri durdurulacak. Kabataş tramvayı Topkapı -Kabataş arası yolcu taşımayacak. Alibeyköy tramvayının son durağı Cibali olacak. Çok sayıda İETT seferi durdurulacak. Anadolu yakasından Avrupa yakasına pek çok noktadan yolcu taşınamayacak. Marmaray-Sirkeci istasyonu çift taraflı ulaşıma kapatılacak.
OTOPARKLAR BOŞALTILIYOR
Taksim, Şişhane, Kabataş, Mecidiyeköy, Şişli, Saraçhane, Beşiktaş Meydan, Dolmabahçe civarındaki otoparklar boşaltılacak ve araç parkına izin verilmeyecek.
İtfaiye Daire Başkanlığı 05.30’dan itibaren yeterli sayıda itfaiye aracı ve su tankerinin belirlenen noktalarda görevlileri ile birlikte hazır bulunduracak.
KAMYONLAR HAZIR KITA
Yol Bakım Müdürlüğü de belirtilen sayıda iş makinesi ve kamyonun belirlenen noktalarda hazır edecek. Çöp konteynerleri yürüyüş güzergahlarından kaldırılacak.
Beyoğlu, Şişli, Beşiktaş, Fatih ve Kadıköy ilçeleri seyyar satıcılardan arındırılacak.
Şehir genelinde belirlenen yerlerde yeterli sayıda ambulans sağlık personeli ile birlikte görevlendirilecek. İhtiyaç halinde sağlıkçılar İstanbul Emniyet Müdürlüğü Vatan ve Gayrettepe Hizmet Binalarında görev alacak.
]]>Blue Origin, SpaceX, Virgin Galactic uzay meraklıları için pek de yabancı isimler değil. Son birkaç yıldır her üç şirket de uzay turizminde hızlı bir şekilde ilerlemeyi başarıp sık sık dünya basınında manşetlerde yer aldılar. Ancak uzay turizminde seçenekler fazla ve her seyahatin vadettiği deneyim çok farklı.
MİLYONLARCA DOLARLIK SEYAHAT PLANLIYOR
Bu konudaki açığı fark eden Roman Chiporukha da uzay turizmine yöneliyor. SpaceVIP’in kurucu ortağı olan Roman Chiporukha, varlıklı müşterilere varış noktaları, ulaşım seçenekleri, seyahatlerin riskleri ve bir seyahatten en iyi şekilde nasıl yararlanılabileceği konusunda tavsiyelerde bulunuyor.

Aslında Chiporukha’nın, Roman & Erica adında, dünyanın en varlıklı kişilerine hizmet veren seyahat şirketi var. Bu müşteri portföyü sayesinde de 2018’de Axiom Space kendisine ulaşıyor ve “Dünyanın en zengin insanlarından bazılarıyla çalıştığınızı duyuyoruz. Uluslararası Uzay İstasyonu’na yapılacak tamamen özel ilk astronot misyonunu tanıtmamıza yardımcı olun. Üç biletimiz var, tanesi 50 milyon dolar değerinde” diyerek bir teklifte bulunuyor.
İşe koyulduğunda fark ettiği ilk şey, kamuoyunun diğer uzay turizmi operatörleri hakkında hiçbir fikrinin olmaması: “Blue Origin’i, SpaceX’i ve Virgin Galactic’i biliyorlar. Müşterilerin tüm bilgileri toplamak için tek bir yere ihtiyacı vardı, bu yüzden SpaceVIP’i yarattık.”

SEYAHATLER NASIL PLANLANIYOR?
Chiporukha, sundukları hizmetler hakkında bilgi vermeye şu sözlerle devam ediyor: “Pek çok insan Uluslararası Uzay İstasyonu görevinin yörünge altı uçuşla aynı şey olduğunu düşünüyor. Hayır, yörünge altı demek, beş dakika boyunca ağırlıksız kalmanız ve sonra tekrar aşağı inmeniz anlamına gelir. Bir Axiom görevi dört buçuk aylık eğitim ve 10 günlük uzay deneyiminden oluşur. Bu büyük bir taahhüt. Buradaki rolümüz, müşterilerimize süreç boyunca rehberlik etmek, onları doğru şirketlerle tanıştırmak.”

SpaceVIP Kurucu Ortağı Roman Chiporukha
ÖLÜM RİSKİ VAR
Her ne kadar çok cazip olsa da ve pek çok kişiye “Çok zengin olsam uzaya gitmek isterim” dedirtse de bu maceranın yaşatacağı deneyim ne kadar büyükse riski de o kadar büyük. Chiporukha, ölüm riskinin altına çizerek şunları söylüyor:
“İnsanlar şunu bilmeli ki evet ölebilirler. Bu onların düşünmesi gereken bir şey. Ancak yalnızca istatistiklere bakarsanız; bir araba kazasında ölme veya sokakta yürürken hayatınızı kaybetme olasılığınız, uçakta uçarken veya uzaya giderken ölmekten daha yüksek.”
Her seyahatte olduğu gibi uzay için de farklı bütçeler ve deneyimler söz konusu. 150 bin dolarlık bir seyahate de Uluslararası Uzay İstasyonu’nda kalarak roket fırlatmaya kadar 55 milyon dolarlık bir seyahat de planlanabilir.
]]>“Gerçek beka meselesi olan eğitimde müfredat değişikliği oldubittiye getirilmemelidir” çıkışının yer aldığı açıklamada, “Çocuklarımıza ve gençlerimize Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitim sunulmalıdır” ifadelerine yer verildi.
‘ÇAĞDAŞ EĞİTİMİN GEREKLERİNİ NE KADAR KARŞILADIĞI TARTIŞMALI’
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlıklı eğitim müfredatının, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitimin gerekliliklerini ne kadar karşıladığı kapsamlı şekilde tartışılmalıdır.
Bilimi esas alan, farklılıklara duyarlı, çocukların ve gençlerin potansiyellerini özgürce gerçekleştirmesini ve dünya çapında üst düzey bilgi, beceri, yetkinliklere sahip olmasını sağlayan bir müfredat hedeflenmelidir.
Farklı görüşlerden eğitim paydaşlarının müfredatın hazırlık sürecine dahil olması için bilimsel ve mutlaka daha fazla zamana yayılan bir geri bildirim süreci işletilmesi gereklidir. Bu süre zarfında ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı müfredat değişikliğinin askıda kalmaya devam etmesi, eğitim paydaşlarının eleştiri ve önerileri ışığında yeniden ele alınması katılımcılığı ve uzlaşıyı artıracaktır.
Eğitim hepimizin en öncelikli ve ortak meselesidir. Müfredatın çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve yetkinlikleri kazandırması kritik önemdedir. Çocuklarımıza ve gençlerimize Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitim sunulmalıdır. Yeni nesillerin ve ülkemizin geleceğinde belirleyici önemdeki müfredat çalışmasının hem yöntem hem içerik olarak bilimsel temelde, şeffaflık ve katılımcılık ile yürütülmesi esas olmalıdır.
Dünyada eğitim sistemleri yarış halindeyken ve yüksek katma değerli ekonomi olma hedefimiz varken, ülkemizin en kıymetli varlığı çocuklarımız ve gençlerimizin vasat bir eğitime mahkum edilmeyeceğinden emin olmalıyız. Çağdaş uygarlık seviyesini aşmanın yolu; Cumhuriyet değerlerini ve demokrasi ilkelerini özümsemiş, bilim-teknolojide yetkinleşmiş, sosyo-duygusal becerileri gelişmiş, özgür düşünceli nesiller yetiştirmektir.
Bu çerçevede, geçtiğimiz Cuma günü açıklanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlıklı eğitim müfredatının, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitimin gerekliliklerini ne kadar karşıladığı kapsamlı şekilde tartışılmalıdır.
STK’LAR YETERİNCE DAHİL EDİLMEDİ
Ülkemiz; eğitim STK’ları, öğretmenleri, öğrencileri, velileri, akademisyen ve uzmanları, eğitim-iş dünyası etkileşimi ile çok geniş bir “eğitim paydaş ekosistemi”ne sahiptir. Oysa müfredat hazırlık sürecinde yer alan kişi ve kurumlar açıklanmamış, farklı görüşlerden eğitim uzmanı ve STK’lar sürece yeterince dahil edilmemiş, yeni müfredata ilişkin görüşlerin iletilmesi için sadece bir hafta süre verilmiş, yeni müfredatın hemen önümüzdeki öğretim yılında belirli sınıflarda uygulamaya geçeceği kaydedilmiştir.
Gerçek beka meselesi olan eğitimde müfredat değişikliği oldu bittiye getirilmemelidir. Müfredat çalışmasında yer almış kişi ve kurumlar, yapılan ihtiyaç analizleri, çalıştay sonuçları gibi bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanması faydalı olacaktır.
Farklı görüşlerden eğitim paydaşlarının müfredatın hazırlık sürecine dahil olması için bilimsel ve mutlaka daha fazla zamana yayılan bir geri bildirim süreci işletilmesi gereklidir. Bu süre zarfında ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı müfredat değişikliğinin askıda kalmaya devam etmesi, eğitim paydaşlarının eleştiri ve önerileri ışığında yeniden ele alınması katılımcılığı ve uzlaşıyı artıracaktır. Alınan geri bildirimlerin neler olduğu ve müfredat revizyonunda nasıl dikkate alındığının açıklanması sürecin şeffaflığına katkı sağlayacaktır.
Bilimi esas alan, farklılıklara duyarlı, çocukların ve gençlerin potansiyellerini özgürce gerçekleştirmesini ve dünya çapında üst düzey bilgi, beceri, yetkinliklere sahip olmasını sağlayan bir müfredat ülkemizin çağdaş uygarlık seviyesini aşma hedefine hizmet edecektir.
Kentin park ve sokaklarına egzersiz yapmaları, sosyalleşmeleri ve tuvalet ihtiyacını gidermeleri için çıkarılan evcil köpeklerin çoğunun chihuahua, toy poodle, pug ve maltese gibi boyut olarak daha küçük ırklardan seçilmesi dikkati çekiyor.
Bu seçimde küçük ırkların daha az alan ve egzersize ihtiyaç duyması ve az tüy dökmesi, apartman yaşamına daha kolay uyum sağlaması gibi faktörler ön plana çıkıyor.
“İnsanların tercihleri mekan genişliği gibi farklı olgulara göre değişiyor”
Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan, yaptığı açıklamada, insanların birlikte yaşayacakları evcil hayvanları seçerken, tercihlerinin mekan genişliği gibi farklı olgulara göre değiştiğini söyledi.
Fizyolojik ihtiyaçları olan köpeklerin bakımlarıyla ilgili bazen sorunlar yaşandığını belirten Arslan, bu nedenle son zamanlarda bazı hayvanseverlerin küçük ırk köpekler ve kedi sahiplenmeyi tercih ettiğini aktardı.
Arslan, bunun nedenlerinden birinin evlerin daralması olduğunu belirterek, “Eskiden üç artı bir, dört artı bir evlerde otururken şimdi şehirlerin daralması ve nüfusun artmasıyla beraber daireler de küçülmeye başladı. İnsanlar daha dar bir alanda küçük ırklar tercih etmeye başladılar. Diğer önemli bir konu da aslında hayvanların ihtiyaçlarıyla ilgili. Bir hayvanın egzersiz yapabilmesi için yeterli alanının olabilmesi bilinçli hayvan severlerin tercihini etkiliyor. Hayvansever, bir hayvanı sahiplenirken kendi evinin büyüklüğüyle ilgili bir araştırma da yapıyor, ona göre karar veriyor” diye konuştu.
“Köpek cinsi seçiminde hayvanseverin kişiliği de etkili”
Arslan, köpek cinsi seçiminde hayvanseverin kişiliğinin de etkili olduğunu belirterek, “Bana köpeğini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. Herkes kendi mizacına uygun köpeği seçiyor aslında. Sakin insanlar sakin ve küçük köpekleri seçerken, bazıları statü göstergesine göre büyük ve güçlü hayvan seçiyor” diye konuştu.
Büyük ve küçük ırk köpekler arasında veteriner hizmetleri açısında pek bir fark olmadığını belirten Arslan, bu hayvanların beslenme şekli ve yedikleri mamamın miktarının değişim gösterdiğini anlattı.
Arslan, hayvanseverlerin köpek dostlarına kıyafet ve ayakkabı giydirmelerini önermediklerini kaydederek, “Köpeklerin ısısını dışarıya vermeleriyle ilgili insanlardan farklı bir yapıları var. Isılarını ağızdan verirler. Köpeklerin solunumu ağızdan vermeleri, enerjilerini atabilmelerinin tek yolu. Köpeklere giysi ve ayakkabı giydirilmesini önermiyoruz çünkü ayaklarının, reseptörlerinin yere temas etmesi lazım” dedi.
Ciddi bir hastalık geçirmedikleri sürece hayvanların üşümediğini dile getiren Arslan, hayvanlara giysi giydirmenin sağlıklarıyla ilgili riskler oluşturulabileceğini dile getirdi.
“Büyük köpek bahçe ister, dışarıda olmak ister”
“Mars” adını verdiği 5 yaşındaki poddle cinsi köpeğini Beşiktaş’taki bir parkta gezdirmeye çıkaran Erhan Çetinkaya küçük cins köpeklerin bakımının daha kolay olduğunu düşünenlerden biri.
Bu cins köpeklerin çok sosyal hayvanlar olduğunu belirten Çetinkaya, “Büyük köpek bahçe ister, dışarıda olmak ister. Küçük köpeklerin çok fazla öyle derdi olmuyor. Bu tür küçük cins hayvanlar çok sosyal. Dolaşmayı, birbirleriyle oynamayı seviyorlar. Sahipleri mama masrafını çok düşünmez ama elbette büyük bir hayvan ile küçük cinsin arasında maliyet açısından mutlaka fark var” ifadelerini kullandı.
Aynı parkta 8,5 aylık “Ricky” adını verdiği köpeğini gezdiren Hasan Kartın, French Bulldog ile Staffordshire Bull Terrier melezi olan köpeğinin tüylerinin çok kısa olmasının kendisi için bir avantaj olduğunu söyledi.
Kartın, küçük cinslerin bakımı daha kolay olsa da köpek bakmanın sorumluluk istediğini belirterek, “Bir çocuktan farkı yok. Düzenli yemeğini vermeniz, sokağa çıkarmanız gerekiyor. Gün boyu evde yalnız kalınca sıkılıyorlar. Eve gidince onunla ilgilenmenizi istiyorlar.” diye konuştu.
“Küçük ırk daha sevimli, istediğin yere alıp götürüyorsun”
“Çilek” adını verdiği köpeğiyle gezen Cüneyt Yılmaz ise “Evde ve ofiste bakımı çok zor. Muhakkak bir bahçe, toprak istiyor. Bayram tatilinde Ege tarafına götürdük. Hayvan bir anda değişti, gözlerinin içi parlamaya başladı. Oradaki mutluluğu bile hemen fark ediliyordu. İstanbul’a dönünce mutsuzlaştı tekrar, çünkü alanı daraldı. Orada hayvanlar var, toprak var, trafik yok ve mutlu. Burada ancak bahçeye, parka çıkarabilirsek mutlu olabiliyor. Evde bir karamsarlık halinde” diye konuştu.
Yılmaz, büyük ırk köpeklerin evdeki eşyalara zarar verebildiğini kaydederek, “Tuvalet eğitimi sıkıntı. Evde bakım için bazı kanunlar var. Hayvan 10 kilo üstüyse binadakilerden izin alınması lazım. Küçük ırk daha sevimli, istediğin yere alıp götürüyorsun. Masrafları arasında fark var. Mama tüketimi büyük ırklarda daha çok. Daha haşarı oluyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Güllü, “Abonelik sözleşmesinin tüketici tarafından sonlandırması halinde Abonelik Sözleşmesi Yönetmeliği’nin 8’inci maddesinde yer alan ‘Sağlayıcı, sunmadığı hizmetin bedelini tüketiciden talep edemez’ hükmü gereği sözleşme süresinin ne kadar olduğuna bakılmaksızın kalan aylar için sağlayıcı, tüketiciden bedel talep edemez” dedi.
Güllü, birçok insanın gerek internetten gerekse satıcıdan temin ettiği ürün veya hizmeti aldıktan hemen sonra çeşitli sebeplerle iade etmek durumunda kaldığını belirtti.
“Bununla ilgili tüketiciler birçok sorun yaşıyor, tüketici şikayetleri içerisinde abonelikten kaynaklananların sayısı tüm şikayetler içinde çok önemli bir bölümü oluşturuyor” diyen Güllü, aboneliğini sonlandırmak isteyenlere, tüketiciye istisnasız denilecek şekilde işletmeler tarafından “cayma bedeli dayatması” uygulandığını söyledi.
‘TÜKETİCİ ALDATILIYOR’
Abonelik sözleşmelerinde, kanun koyucu tarafından tüketicinin uzun dönem bağlayıcı sözleşmelerle mağdur olmaması adına birtakım süre sınırlamaları getirildiğini hatırlatan Güllü, şunları kaydetti:
“Sağlayıcılar ve müşteri hizmetleri, tüketiciyi abonelik iptalinden caydırmak için fesih halinde kalan ayların ücretlerini ödemek zorunda olduklarını söylemekte ve tüketici aldatılmaktadır. Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği’nin 8’inci maddesinde de belirtildiği üzere tüketici almadığı/almayacağı ayların bedelini ödemek zorunda değildir.
Esasen herhangi bir ek menfaat söz konusu değilse hiçbir tüketici, kendisini taahhüt altına sokacak bir sözleşmenin tarafı olmaz dolayısıyla belirsiz süreli abonelik tesis eder. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 52’inci maddesinde abonelik sözleşmesinin tanımı, dördüncü fıkrasında ise abonelik sözleşmelerinin tüketici tarafından feshedilmesi düzenlenmiştir.”
‘TALEP EDEMEZ’
TÜKONFED Başkan Vekili Güllü, 6502 sayılı yasanın 52’inci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince “Taahhütlü Aboneliklerin” süresinin 1 yıldan uzun olduğu durumlarda cayma bedeli yansıtılamayacağına dikkati çekti.
Kanun yapıcının bu maddeyi düzenlerken kanun gerekçesi olarak tüketicilere belirsiz süreli veya süresi bir yıldan daha uzun olan belirli süreli abonelik sözleşmelerini diledikleri zaman feshetme hakkı verdiğini hatırlatan Güllü, “Kanunun bu maddesinde kanun koyucunun asıl amacının satıcı ve sağlayıcının, tüketiciyi uzun süre kendisine bağlamasını engellemeyi amaçladığı açıktır.” dedi.
Yasaların, satıcı ve sağlayıcılardan, tüketicileri uzun süreli taahhütlerin vereceği zararlara karşı koruduğunu dile getiren Güllü, şöyle devam etti:
“Satıcı, sağlayıcı işletmeler, taahhütlü abonelik sözleşme sürelerini ve aynı sözleşme içeriğindeki birçok hususu tüketici ile müzakere yolu kapalı olarak matbu şekilde sunuyor. Tüketicinin içeriğine etki edemediği ve tüketici ile müzakere edilmeden hazırlanan matbu sözleşme hükümleri haksız şart olarak kabul edilmektedir. Firmalar 24 ay olarak belirli bir paket halinde sunulan sözleşmenin tüketici tarafından 10 veya 12 ay olarak uygulanmasını talep etmesi halinde satıştan kaçınma yoluna başvurmaktadır.”
Güllü, tüketiciyi sözleşmeyi kabule zorlayan bu durumun, 6502 sayılı kanunun haksız şart başlıklı 5’inci maddesi ile satıştan kaçınma başlıklı 6’ıncı maddesinin firmalar tarafından açıkça ihlal edilmesi anlamına geldiğini vurgulayarak, “Abonelik sözleşmesinin tüketici tarafından sonlandırması halinde Abonelik Sözleşmesi Yönetmeliği’nin 8’inci maddesinde yer alan ‘Sağlayıcı, sunmadığı hizmetin bedelini tüketiciden talep edemez’ hükmü gereği sözleşme süresinin ne kadar olduğuna bakılmaksızın kalan aylar için sağlayıcı, tüketiciden bedel talep edemez.” ifadelerini kullandı.
‘TÜKETİCİ HAKEM HEYETİNE BAŞVURABİLİR’
Güllü, satıcı veya sağlayıcıların tüketicilerin faturalarına cayma bedeli yansıtmaları durumunda tüketicilerin cayma bedelinin haksız ve fazla hesaplandığını düşünüyorsa bu konuda haklarını arayabileceklerini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Uyuşmazlığın parasal değerine göre İllerde Ticaret İl Müdürlüğü ilçelerde kaymakamlık bünyesinde oluşturulan tüketici hakem heyetine” (THH) veya arabulucuda mutabakat sağlanamadığı durumda tüketici mahkemesine başvuru yaparak haklarımızı kullanmamız mümkündür. 2024 yılı için tüketici hakem heyetlerine yapılacak başvurularda değeri 104 bin lira altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetlerine başvurulabilecektir.
THH kararlarına karşı taraflar tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde tüketici mahkemesinde itiraz için dava açabilirler. Bu davanın açılması ayrıca tedbir kararı verilmediği sürece THH kararının icrasını durdurmayacaktır. 104 bin lira ve üzerindeki uyuşmazlıklarda ise tüketici mahkemesinde dava açılabilecektir. Bu davanın açılmasından önce zorunlu dava şartı kapsamında Arabulucuya başvurulmuş olması gerekmektedir.”
]]>Galatasaray forması giyen Icardi, Süper Lig’de oynadığı son altı karşılaşmada 7 kez rakip fileleri havalandırarak formunu gözler önüne serdi. Adana Demirspor karşısında kaydettiği gol ile Dzeko’yu geride bırakan Icardi, bu performansıyla Galatasaray tarihinde en çok gol atan yabancı oyuncular listesinde üçüncü sıraya yükselerek Bafetimbi Gomis’i yakaladı.
DZEKO İKİ HAFTADIR SUSKUN
Öte yandan Fenerbahçe’nin golcüsü Edin Dzeko, ligdeki son iki haftada gol atma başarısı gösteremedi.
En son golünü 32. haftada Fatih Karagümrük ağlarına gönderen Dzeko, sonraki haftalarda golle tanışamadı. 34. haftadaki kritik Beşiktaş derbisine yedek başlayan ve maçın 73. dakikasında sahaya giren Bosna Hersekli oyuncu, bu sürede gol kaydedemedi. Dzeko, bu sezon Süper Lig’de çıktığı 33 maçta 20 gol atma başarısını gösterdi.

REY MANAJ SİVASSPOR’U SIRTLADI
Sivasspor, Süper Lig’de 48 puanla dokuzuncu sırada yer alıyor ve takımın golcüsü Rey Manaj, özellikle sezonun ikinci yarısında sergilediği performansla dikkat çekiyor. Arnavut forvet, ligdeki son dört maçında üç kez gol sevinci yaşayarak toplamda 18 gole ulaştı ve takımının gelecek sezon Avrupa kupaları için umutlanmasını sağladı.
Rey Manaj, bu sezon Süper Lig’de çıktığı 29 maçta 18 gol atarak etkileyici bir performans sergiliyor. Gol krallığı yarışında ise Icardi, Dzeko ve Manaj’ın ardından en yakın rakipleri, Pendikspor’dan Mame Thiam (15 gol) ve Antalyaspor’dan Adam Buksa, Kasımpaşa’dan Aytaç Kara ve Başakşehir’den Krzysztof Piatek (her biri 14 gol) olarak sıralanıyor.

AYTAÇ KARA, TÜRK KRAL
Bu sezon Süper Lig’de en çok gol atan Türk oyuncu, Kasımpaşa’nın orta saha oyuncusu Aytaç Kara oldu. Aytaç, kariyerinin en golcü sezonunu yaşayarak 33 lig maçında 14 gol kaydetti ve özellikle ceza sahası dışından attığı etkileyici gollerle göz doldurdu.
Aytaç Kara’yı, Fenerbahçeli İrfan Can Kahveci ve Galatasaraylı Kerem Aktürkoğlu 12’şer golle takip ediyor. Alanyaspor’dan Oğuz Aydın 11, Beşiktaş’tan Semih Kılıçsoy ise 10 golle diğer çift haneli Türk golcüler arasında yer alıyor.

BATSHUAYI EN VERİMLİ GOLCÜ
Fenerbahçe’nin Belçikalı santrforu Michy Batshuayi, Süper Lig’de en iyi gol ortalamasına sahip oyuncu oldu. Genellikle yedek kulübesinden maçlara dahil olan Batshuayi, bu sezon 24 lig maçında 564 dakika süre alarak 11 gol attı. Her 51 dakikada bir gol atma başarısı gösteren Batshuayi, bu alanda ligin zirvesinde yer alıyor.

Batshuayi’nin takım arkadaşı Cengiz Ünder, 900 dakikada 9 gol atarak her 100 dakikada bir gol ortalamasıyla onu takip ederken, Trabzonspor’un Nijeryalı forveti Paul Onuachu, 1315 dakikada 12 gol atarak her 110 dakikada bir gol kaydetti.
]]>Yurt dışından gelen görevliler için kentteki Karaağaç Mahallesi’nde konsolosluklar kurulurken, Yunanistan sınırına yakın bir alanda da Katolik mezarlığı oluşturuldu.
Osmanlı İmparatorluğu’nda çalışan Katolik mezhebine bağlı kişilerin defnedildiği, halk arasında ‘İtalyan mezarlığı’ olarak bilinen tarihi mezarlık, zamanla unutularak kaderine terk edildi.

‘DEMİR YOLU İLE BİRLİKTE NÜFUSLARI DA ARTMIŞ’
Bölgede Katolik nüfusunun özellikle demir yolu yapımı sırasında arttığını anlatan Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanlığından emekli olan Prof. Dr. Engin Beksaç, “Aslında Levanten ve Katolikler çok daha erken tarihlerden itibaren Edirne’de yaşamaktadır, bunu bilgilerimiz içerisinde bulabilmekteyiz ama yoğun faaliyetin olma süreci, özellikle demir yollarının yapılmaya başlamasıyla birlikte Avusturya, Fransız ve Alman Katolik mühendislerin ve bunların ailelerinin Edirne’ye gelmesi, buradaki yoğun Katolik nüfusun artışını sağlamıştır. Özellikle Kaleiçi’nde faaliyet gösterirken, yazlık yerleşimlerin Karaağaç’ta olduğunu biliyoruz ve bu Karaağaç’taki yoğun nüfusun, İslami nüfustan çok Hıristiyan nüfus olduğu da bilgilerimiz dahilindedir” dedi.

‘TAMAMIYLA KADERİNE TERK EDİLMİŞ’
Bölgede 19’uncu yüzyıl sonlarından itibaren 20’nci yüzyıl başlarına kadar yoğun bir defin olduğunu belirten Prof. Dr. Beksaç, “Sonraki süreçler itibariyle baktığınızda buradaki Katolik ve Levanten grupların ayrılmasından sonra buradaki mezarlıklar kaderine terk ediliyor. Özellikle 1940 yılından sonraki süreçte buradaki tahribat yoğunlaşmaya başlıyor. Hatta özellikle son yıllarda mevcut olan pek çok şey hızlı bir biçimde yok oldu. Ben 2006 yılında ilk defa bu mezarlığa gelmiştim, bugünkünden çok daha fazla veriler ortaya koymaktaydı. Mezar taşlarının büyük bir kısmı ayaktaydı ve çoğu yazılar da okunabilmekteydi. Fakat her geçen gün bunlar da kırıldı ve yok oldu. Şu andaki şekliyle baktığımız zaman tamamıyla kaderine terk edilmiş bir mezarlık alanıyla karşılaşıyoruz” diye konuştu.

‘PEK BİR ŞEY KALDIĞINI SANMIYORUM’
Prof. Dr. Beksaç, katakomb adı verilen mezarların çoğunun yağmalandığını belirterek, “Mezarlık aslında tipik bir Katolik mezarlığı, katakomb şeklinde örgütlenmiş birkaç kat oluşturulmuş bir mezarlık. Aşağıda koridorlar etrafında tabutların konması için hazırlanmış nişler mevcuttur. Fakat bütün bu nişlerin açıldığını ve tabutların çıkarıldığını görmekteyiz. Aşağıda esasında artık fazla bir şeyin de kaldığını sanmıyorum. Bugünkü haliyle tamamen kaderine terk edilmiş, pek çok insanın dikkatle yürümesi gereken bir alan haline gelmiştir. Esasında Edirne’nin hoşgörüsünün, dinler arası diyaloğun sağlanmasının, etnik grupların zenginliğinin en güzel göstergelerinden birisiydi burası” diye konuştu.

‘DEĞERLİ EŞYALAR TAHRİBATI HAZIRLANDIRMIŞ’
Mezarlardaki değerli eşyaların da tahribatı hızlandırdığını kaydeden Prof. Dr. Beksaç, “Özellikle 2006’dan beri burasının temizlenmesi, korunması ve belli ölçülerde tedbirler alınması konusunda epeyce mücadele verdim. Fakat aynı şekilde burası böyle kalmaya devam etti ve her geçen gün biraz daha yıprandı, biraz daha terk edildi ve şu anki şekliyle gördüğünüz gibi ortada hiçbir şey gözükmüyor. Maalesef buradaki Katolik mezarlarında cesetlerin altın dişleri, buna benzeyen bazı şeylerin cesetle birlikte kaldığını biliyoruz. Bu definler nedeniyle bazı Hıristiyan mezarlıklarında bazı ufak tefek de olsa soyguna neden olabilecek unsurlar var. Bunun da burada tahribatı hızlandırmış olduğu bir gerçektir” ifadelerini kullandı.

Engin Beksaç
‘TEDBİR ALINMASI ŞART’
Bölgenin korunmaya alınıp elden geçirilmesi gerektiğini de söyleyen Prof. Dr. Beksaç, “Artık öyle bir hale geldi ki, tanınmayacak halde, belki de son aşamalarını yaşıyor burası. Bir aşağıdaki katakombların çökmediği kaldı. Fazlasıyla yok oldu, ayakta kalan hiçbir mezar taşı yok. Son dönemde burada gördüğüm taşların hemen hemen hepsi kırılmış ve parçalanmış. Esasında burasının bir an önce tedbirinin alınması, korunmaya alınması, temizlenmesi ve bu ağır tahribatın ne kadar geç olursa olsun bir ölçüde engellenerek bu bölgede bir tedbir alınması şart. Bu sadece Edirne için değil bir insanlık onuru, bir insanlık saygısı, burada yaşayan insanlara karşı duyulması gereken bir saygı ve görev olarak algılanması gereken bir konu” dedi.
]]>Güvenlik kamerası görüntülerini inceleyen ekipler, Dina’nın ana yolda bir otomobilden inip, koşarak çalılıklara gittiğini, bir süre sonra araca döndüğünü, ardından otomobilin de çalılığa ilerlediğini tespit etti. Cesedinde morluklar bulunan Dina’nın para karşılığı cinsel ilişki talebi içeren mesajlar aldığı, annesine Karabük’ten gitmek istediğini söylediğine dair mesajlar ve ses kayıtları da ortaya çıktı.
Soruşturma kapsamında 3’ü Gabon uyruklu, 8 kişi gözaltına alındı. Şüphelilerden 5’i savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Mahkemeye sevk edilen şüphelilerden İ.Ç. ile S.Ç. adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı, 3 kez gözaltına alınıp, salıverilen Dina’nın son olarak bindiği otomobilin sürücüsü Dursun Acar ise 4’üncüsünde tutuklandı.

Dina’nın cenazesi de İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan alınarak Gabon’a götürülerek defnedildi. Karabük Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamenin kabulü ile Dursun Acar hakkında ‘kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet ve ‘cinsel istismar’ suçlamasından 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Davanın 3’üncü duruşması için Milletvekili Özgül Saki ile Burcugül Çubuk, Gabon Büyükelçisi Bernard Avouma, Dina’nın annesi Jessica Sandra Makemba Panga ve babası Guy Serge Ibouanga ile ‘Dina için Feministler’ grubundan aktivistler adliyeye geldi. Dava için gelenler polisin güvenlik önlemleri eşliğinde üst aramasının ardından adliyeye alındı.
Karabük Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Büyükelçi Bernard Avouma, Dina’nın anne ve babası ile taraf avukatları hazır bulundu. Tutuklu sanık Dursun Acar, mahkeme ses ve görüntü bilişim sistemi (SEGBİS) aracılığı ile katıldı. Duruşmanın başında Dina’nın ailesinin avukatları duruşmanın beyanlarının tamamının zapta geçmediği gerekçesiyle SEGBİS aracılığıyla kaydedilip daha sonra yazılmasını talep etti. Mahkeme heyeti, talebi reddetti.
“ADALET İSTİYORUZ”
Söz verilen Dina’nın annesi Jessica, “Adaletin sağlayacağınıza inanıyoruz. Biz Gabon’dan Türkiye’ye adalet bulmak için geldik. Adaletin yerini bulmasını istiyoruz. Bizim çocuğumuz öldü, sürekli gidip geliyoruz, ülkemize sonuçsuz dönüyoruz. Artık adalet istiyoruz” dedi.
“KIZIMI OKUMAYA GÖNDERDİM, TABUT İÇİNDE GERİ ALDIM”
Dina’nın bodrum katından koşarak çıktığını ifade eden baba Guy Serge Ibouanga “Kızım bir arabaya yardım çağrısı yapıyor ve biniyor. Hastaneye götürülmek için arabaya biniyor. Araba hastaneyi geçiyor ve yoluna devam ediyor. Dina da arabadan iniyor. Yolun karşısına koşarak gidiyor. Sanık ise oraya geri dönüyor. Bu durum videolarda da açıkça görülüyor. Ben kızımı okumaya gönderdim ama tabut içinde geri aldım. Gerçeği öğrenmek ve adalet bulmak istiyorum” diye konuştu.
Sanığın çelişkili ifadelerinden dolayı tutuklu olduğunu öne süren Dina’nın ailesinin avukatı, “Sanık hastanede durmadığını, aradığını söylediği polise dair HTS kaydı bulunmamaktadır. Tuvalet ihtiyacı için tali yola girdiğini söylese de anayol üzerinde birçok noktada bunu giderebilirdi. Bizce sanık, Dina’nın peşinden tali yola sapıyor. Gelinen aşamada sanığın çelişkilerinin giderilememesi, eksikliklerin giderilmemesi ve tanıkların dinlenmemesi gibi nedenlerle tutukluluğunun devamını talep ediyoruz” dedi.
“ÖNCESİ ARAŞTIRILSIN”
Bir başka avukat ise bir tanığın, Dina’yı bodrumda 2 erkek tarafından içeri çekildiğini gördüğünü anlatmasını hatırlatarak, “Tanık, Dina’nın, kendisinin bağırması üzerine kaçabildiğini söylüyor. Mahkemenizin görevi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Biz Dursun’un aracına binmeden öncesinin araştırılması ve neden yalın ayak duvarlardan atladığının ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Yaşananların tespit edilebilmesi için Dina’nın son görüldüğü apartmanda keşif yapılmasını talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Suçlamaları reddeden Dursun Acar, “Ölen kızımıza hiçbir şey yapmadım. Arabayı durdurunca karşıya gittiğini gördüm. Arabada, en ufak bir taciz içeren kelime kullanmadım. Diğer kişileri de tanımıyorum. Çayın kenarına şeker hastası olduğumdan ihtiyaç gidermek için döndüm. İhtiyaç giderip sigara içtim. Hastaneyi geçtiğim söyleniyor ama eğitim araştırma hastanesine götürüyordum” diyerek kendini savundu.
Müvekkili hakkında 3 şüphe bulunduğunu ifade eden sanık avukatı ise, “Hayatın olağan akışı içinde, iddiaların hepsine yanıt verdik. Müvekkilim suçsuz yere 1 yıl 1 aydır tutukludur. Her ne kadar iddianamede kasten öldürme suçundan dava açılsa bile ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesi göz önüne alınmamıştır. Bu yargılamada şüpheden iddia makamı yararlanmış gibi görünüyor. Müvekkil 65 yaşında hasta ve çelimsiz bir adamdır. Dosyada hiçbir delil yoktur. Önce beraatini eğer yargılama devam edecekse tahliyesini talep ediyoruz” dedi.
Sanığın oy çokluğu ile tutukluluk haline karar veren mahkeme heyeti duruşmayı eksik hususların giderilmesi için ileri bir tarihe erteledi. Dina’nın son bulunduğu apartmanda keşif yapılmasına yönelik talep ise reddedildi.
]]>Tutuksuz sanıklar Ali Rıza E, Faruk Ç, Mümtaz E. ile müştekiler ve taraf avukatları duruşma salonunda hazır bulundu. Diğer tutuksuz sanıklar Mehmet Sait K. ve Atilla K. ise duruşmaya katılmadı.
Tutuklu sanık Osman Polat Yalçın, binayı usulüne uygun yaptığını savunarak üzerine atılan suçları kabul etmedi ve beraatini istedi.
Tutuksuz sanık Faruk Ç, binaya 20 metrekarelik ilave asma kat inşaatı yaptıklarını, bunun inşaatın statiğini bozacağına yönelik herhangi bir etkisinin olmadığını savundu.
BAŞKA BİNALAR DA YIKILDI
Faruk Ç, şunları kaydetti:
“Biz bu ilaveyi yaptık ancak Osman beyden dükkanı aldığımda her yer sütundu, üstünde boşluk vardı, ben böyle dükkan yapamayacağımı söyledim. Osman bey de ‘kullanma iznini alalım, bir tabla basarsın, bu işi düzeltiriz’ dedi. Kullanma izni aldıktan sonra boşlukta birer metrelik kalıplarla 10’ar 15’er santim aralıklarla demir filizleri vardı. Fakat herhangi sütundan çıkma değildi. Kalıpçı getirdik beton döktük, öncesinde demirler bağlandı, bu şekilde ilave asma kat inşaatı yaptık. Bunun inşaatın statiğini bozacağına yönelik herhangi bir etkisi olsaydı Osman bey beni ikaz ederdi. Bu nedenle yaptık. Ayrıca o sırada bizim dışımızda başka binalarda, asma katlar projedeki gibi aynı durduğu halde onlar da yıkıldılar.”
Diğer tutuksuz sanıklar da suçlamaları kabul etmeyerek beraatlerini istedi.
SORUMLULARIN CEZALANDIRILMASINI İSTEDİ
Müşteki Mustafa Müdüroğlu, Manolya Apartmanı’nda annesini kaybettiğini, babası ve kız kardeşi ile kendisinin de enkazdan yaralı olarak çıkarıldıklarını belirterek, sorumlu olan tüm sanıkların cezalandırılmasını istedi.
Haklarında zorla getirme kararı bulunan Atilla K. ve Mehmet Sait K’nin duruşmaya katılmadığını dile getiren Müdüroğlu, şöyle devam etti:
*Sanık Ali Rıza E. ve Mümtaz E’ye gösterilen fotoğraflar sonrasında plan ve projede olmamasına rağmen iş yerinin asma katının üzerinde iş yerinin ortakları ve iş yerinin tapu sahibi olan aileye ait dairenin iş yerine dahil edildiğini ve dahil edilirken tablaların kesildiğini, iş yerinin asma katından daireye direkt geçiş amaçlı beton merdiven eklendiğini ikrar ettiler.
*Her ne kadar apartmanın ortak alanına yaptıkları eklenti ve o eklentiye geçiş sağlamak amaçlı dairenin duvarını yıkarak kapı açmaları konusunu sanık Ali Rıza E. ve Mümtaz E. reddetmiş olsa da tanık beyanları ile de bu eklenti ve geçişleri kendilerinin yaptıkları sabit olmuştur.
*Müteahhit her ne kadar bütün suçlamaları reddetmiş olsa da beton kalitesi ve demir kalitesinde 1975 deprem yönetmeliğine uymadığı, soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporuyla da sabit olmuştur.
TAHLİYE KARARI ÇIKTI
Mahkeme heyeti, tutuklu bulunduğu süre ve celse arasında dosyaya giren bilgi ve belgeler dikkate alınarak, tutuklu sanık Osman Polat Yalçın’ın yurt dışına çıkış yasağı ve haftada iki gün imza atması şartıyla tahliyesine karar verdi.
Heyet, tutuksuz sanıklar hakkında ise yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vererek duruşmayı 7 Haziran’a erteledi.
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanıklar hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis talep ediliyor.
]]>Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) yaptığı yazılı açıklamada çiğ süt fiyatına gelen zammı hayvancılığına vurulan bir darbe olarak niteledi.
TÜSEDAD’tan yapılan açıklamada, “Enflasyonun yüzde 68,50 (TÜİK) olarak açıklandığı, yem ham maddelerinin yüzde 50’den fazlasının ithal edildiği ve tüm üretim girdilerinin hızla yükseldiği bir ortamda çiğ süt fiyatına yüzde 8,51’lik bir artış yapılmış olması USK’nın ülke hayvancılığına vurduğu bir darbedir”” denildi.
Dernek ayrıca sanayicilerin üreticilerden düşük fiyatla çiğ sür satın almaya çalışıldığına yönelik şikayet gelirse Rekabet Kurumu ve Ticaret Bakanlığı Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’na şikayette bulunacağını açıkladı.
Dernekten yapılan açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Ülke hayvancılığımızın süregelen sorunlarını defaten dile getiren; et fiyatlarındaki yükselişin sebebinin çiğ süt fiyatları olduğunu, dişi hayvanların kesiminin hızlanacağını son 4 yıldır her mecrada dile getiren derneğimiz, gelinen noktada Ulusal Süt Konseyi (USK) tarafından 15 Nisan 2024 tarihinde 13,50 TL/litre olan çiğ süt tavsiye fiyatını yüzde 8,51’lik artışla üstelik de 1 Mayıs’tan geçerli olacak şekilde 14,65 TL/litre olarak ilan etmesi üreticilerimiz için kabul edilebilir değildir.
Enflasyonun yüzde 68,50 (TÜİK) olarak açıklandığı, yem ham maddelerinin yüzde 50’den fazlasının ithal edildiği ve tüm üretim girdilerinin hızla yükseldiği bir ortamda çiğ süt fiyatına yüzde 8,51’lik bir artış yapılmış olması USK’nın ülke hayvancılığına vurduğu bir darbedir.
Yıllardır yaptığımız tüm uyarılara, bilimsel ve çiftlik gerçeklerine göre açıkladığımız çiğ süt maliyetine rağmen hem USK hem de çiğ sütü işleyen sanayicilerimiz, dişi hayvan kesimlerinden kaynaklı kırmızı et fiyatlarındaki yükselişi göz ardı etmektedir. Halbuki süt ve et üretimi birbirine bağlı 2 üretim koludur. Maliyetinin altında veya maliyet sınırında satış yapan üreticilerimiz hayvanlarını kestirerek üretimden çıkmaktadır. Bu durum herkesçe algılanmış net bir durumdur.
‘KIRMIZI ET FİYATLARININ YÜKSELMESİ KAÇINILMAZ’
Çiğ sütü işleyen ve süt üreticisinin tek alıcısı konumunda olan sanayicilerin ise, USK tarafından açıklanan tavsiye fiyatını da dikkate almayarak geriye dönük; Mart, Nisan ayları ve hatta Mayıs ayı için, kendi aralarında oluşturdukları fiyat düşürme politikası ile üretici fiyatını baskılama çabalarının olması ise oldukça üzücüdür. Üreticilerimiz ise sanayicinin bu baskısı altında ezilmekte ve zararına satış yapmak yerine dişi hayvanlarını keserek üretimden çıkmaktadır. Bu durumda da kırmızı et fiyatlarının yükselmesi kaçınılmaz olmakta ve bu kısır döngüden çıkılamamaktadır.
1 Mayıs 2024 tarihinden itibaren, açıklanan çiğ süt tavsiye fiyatının altında alım yapmak isteyen ve bu konuda kartel oluşturmaya çalışan sanayicilerimiz olmayacağı inancıyla, üreticilerimiz tarafından böyle bir durum bildirildiğinde; Rekabet Kurumu ve Ticaret Bakanlığı Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’na resmi şikâyette bulunacağımızı belirtir, saygılarımızı sunarız.”
]]>
1 MAYIS OKULLAR TATİL Mİ?
1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı resmi tatil olduğu için okullar tatil olacak.
1 MAYIS RESMİ TATİL Mİ?
1 Mayıs Türkiye’de resmi tatil olarak kutlanıyor. 1 Mayıs ülkemizde 15 yıldan bu yana resmi tatil takvimi içerisinde yer alıyor. 1 Mayıs 2024 Çarşamba günü resmi tatil olacak.
1 MAYIS’TA BANKALAR ÇALIŞIYOR MU?
1 Mayıs resmi tatil olduğu için bankalar vatandaşlara hizmet vermeyecek. İnternet bankacılığında ise hafta sonu olduğu gibi EFT işlemleri ilk mesai saatinde gerçekleşecek.

1 MAYIS NEDEN KUTLANIYOR?
İlk kez 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler.
1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Şikago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece ön yargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştı.
Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı.
Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.
Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. Günümüzde sosyalist ülkelerde (Çin Halk Cumhuriyeti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs’ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bazı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem biçimini de alır.
TÜRKİYE’DE 1 MAYIS
– Osmanlı Devleti döneminde ilk kez 1911 yılında Selanik’te kutlanmıştır.
– 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra 1 Mayıs günü resmi tatil ilan edilmiştir.
– 2008 yılında ise “Emek ve Dayanışma Günü” olarak yeniden adlandırılmıştır.
]]>İlkokul 4. sınıf ve ortaokul 5, 6 ve 7. sınıf sosyal bilgiler dersinde bir dizi değişikliğin hayata geçirilmesi planlanıyor. Taslak halindeki müfredata göre “Ortak Mirasımız” öğrenme alanında, oyun ve oyuncak tarihi, aile tarihi, ortak kültürel mirasımız, Anadolu’nun ilk yerleşim yerlerindeki sosyal yaşam, Mezopotamya ve Anadolu medeniyetlerinin ortak kültürel mirasa katkıları üzerinde duruldu.
OSMANLI
Türkistan coğrafyasında kurulan ilk Türk devletlerinin medeniyete katkılarına, İslamiyet’in kabulüyle Türk sosyal ve kültürel hayatında yaşanan değişimlere, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecine, Osmanlı Devleti’nin bir cihan devleti haline gelmesinde etkili olan politikalara, değişen dünya dengeleri karşısında Osmanlı Devleti’nin uygulamaya koyduğu yeniliklere ve Osmanlı kültür ve medeniyetine değinildi.
CUMHURİYET
“Yaşayan Demokrasimiz” öğrenme alanında, milli mücadele döneminde Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Türk milletinin gösterdiği toplumsal dayanışmaya, Cumhuriyet’in hayata katkılarına, Cumhuriyet ve demokrasinin temel niteliklerine, demokrasi ve cumhuriyet kavramı arasındaki ilişkiye, demokratik katılımın önemine, etkin vatandaşın özelliklerine, toplumsal sorunlara temel hak ve sorumluluklar çerçevesinde çözüm üretilmesine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yönetim yapısına, ülkede demokrasinin geçmişten günümüze gelişimine ve bu süreçte karşılaşılan sorunlara değinildi.
TOGG, TURKOVAC…
Yeni programda, öğrencilerde “milli bilinç” ve “vatan sevgisi” oluşturmak amacıyla milli konulara daha fazla yer verildi. Öğrenciler, “hayatımızda ekonomi” isimli öğrenme alanındaki derslerde ise milli kalkınma hamlelerini neden ve sonuçlarıyla yorumlayacak.
Öğrenciler, yazılı ve görsel kaynaklar üzerinden Atatürk döneminde gerçekleştirilen sanayi hamlelerine odaklanacak. 1961 devrim arabası, ayrıca Türkiye Uzay Ajansı (TUA), Bilişim Vadisi, yerli Kovid aşısı TURKOVAC, yerli otomobil TOGG, savunma sanayi projeleri, milli kalkınmada etkili olan araştırma geliştirme çalışmalarıyla inovasyon süreçlerinden örnekler verilecek.
MAVİ VATAN
Ülkenin deniz yetki ve çıkar alanlarındaki hak ve menfaatlerini koruma ve savunma noktasında Mavi Vatan’ın Adalar Denizi, Karadeniz, Akdeniz ve Marmara Denizi sınırları açısından ülkenin jeopolitiğindeki önemine yer verilecek. Vatanseverlik değeri kapsamında ülke varlıklarını korumanın ve bağımsız bir devlet olmanın önemi vurgulanacak.
Milli kalkınma hamlelerinin toplumsal ve ekonomik etkilerinin niteliği, yeni kalkınma hamlelerini harekete geçirmesi açısından değerlendirilmesi sağlanacak. Bu süreçte TEKNOFEST örneği verilecek.
TERÖR, DARBE GÖRSELLERLE ANLATILACAK
Ayrıca öğrencilere milli mücadele, terör, darbe, afet, bilim, sanat ve spor gibi konularda yaşananlara yönelik yazılı ve görsel kaynaklardan örnekler sunulacak. Soru cevap tekniğiyle bu durumlar karşısında Türk toplumunun gösterdiği tutum ve davranışlara ilişkin tahminler yapılacak.
ALPER GEZERAVCI YERİNİ ALDI
Yeni programla, sorumluluk değeri üzerinde durularak topluma yönelik görev bilinci oluşturulacak. Müfredatta, 15 Temmuz darbe girişimi, Türkiye Kadın Milli Voleybol Takımı’nın dünya şampiyonluğu, Erkek Ampute Futbol Milli Takımı’nın dünya şampiyonluğu, Mete Gazoz’un okçulukta olimpiyat ve dünya şampiyonluğu, Sümeyye Boyacı’nın yüzmede dünya şampiyonluğu, Alper Gezeravcı’nın uzay yolculuğu gibi isimlere yer verildi.
15 TEMMUZ-MİLLİ MÜCADELE KIYASI
Milli mücadele döneminde Türk milletinin milli birlik ve beraberlik ruhu ile 15 Temmuz darbe girişiminde Türk milletinin milli birlik ve beraberlik ruhu karşılaştırılarak bu dönemdeki tutum ve davranışlardaki benzerlik ve farklılıklar tespit edilecek.
DEPREM FELAKETİ
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) hazırladığı raporlardan da yararlanılarak afetlere hazırlıklı olmanın önemi üzerinde durulacak. Öğrencilerden afet öncesi, sırası ve sonrası yapılması gerekenlere ilişkin acil durum aile planı hazırlamaları istenecek. Yeni müfredatta, 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler de yer alıyor.
]]>
Bu nedenle yaşamlarının neredeyse tamamını, kalın perdeler ardında, karanlıkta geçiren çocuklar, güneşe çıkmak zorunda kaldıkları nadir anlarda ise vücutlarını örten özel UV korumalı giysiler, yüz maskesi ve eldivenleri takmak zorunda kalıyor.
Türkiye’de bu rahatsızlıkla mücadele eden 100 hasta içerisinde yer alan Ali ve Halenur kardeşler de kendilerini bildi bileli güneşe hasret hayat sürüyor. Ankara’da camları UV koruyucu filmlerle kaplı, kalın perdelerle örtülü evlerinde yaşayan iki kardeş, ancak güneş battığında sosyal hayata karışabildiklerini anlattı.

“İLKOKUL, ORTAOKUL VE LİSEYİ EVDE EĞİTİMLE OKUDUM”
Tedavisi henüz olmayan hastalığıyla tanı aldığı 4 yaşından beri mücadele eden 24 yaşındaki Ali Şahin, gün ışığından korunmak için sabah namazından akşam ezanına kadar evde kalmak zorunda olduklarını dile getirdi.
Eğitim hayatının kolay olmadığını ama pes etmediğini vurgulayan Şahin, “İlkokul, ortaokul ve liseyi evde eğitimle okudum, bu şekilde bitirdim. Evimize öğretmenler geldi hep. İlkokulda tek hocam geliyordu ama ortaokul ve lisede her branştan öğretmen evimize gelemedi. O yüzden eğitimim çok yarım kaldı, kendim çalışarak sınavlara hazırlandım” dedi.

Üniversite sınavına da kalın perde takılan küçük pencereli bir odada, hocaların ve kameraların gözetiminde tek başına katıldığını anlatan Şahin, “Kastamonu Üniversit’esini kazandım, ikinci öğretim olarak okudum. Yurtta tek kişilik bir odada kaldım. O dönem hocalarım bana çok yardımcı oldu, arkadaşlarım sabah sınavlara girerken ben akşam giriyordum, staja akşamları gidiyordum. Bu şekilde üniversiteyi de bitirdim” diye konuştu.
Üniversitenin Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik bölümünden 2021’de mezun olduğunu, hastalığından dolayı özel sektör veya kamuda çalışamadığını belirten Şahin, evde internet üzerinden parça başı işler yaparak harçlığını çıkardığını ama akşamları çalışabileceği bir iş aradığını söyledi.
Şahin, “Hastalığımızın ne yazık ki bir iş tanımı yok. Bu nedenle özel sektörde ciddi hayati riske karşın gündüz vakitleri çalıştırılan XP hastaları bulunuyor. Devletimizden XP hastalarına yönelik bir iş tanımı yapılmasını istiyoruz” ifadesini kullandı.

“KIZGIN DEMİRİ GÖZÜME KOYMUŞLAR GİBİ CANIM YANIYOR”
Ali Şahin, hastalığının yarattığı zorluğu, “Ben sadece akşamları dışarı çıkabiliyorum. Gün ışığında hiçbir şekilde gözümü açamıyorum, canım çok acıyor. Sanki kızgın bir demiri gözümün üzerine koymuşlar gibi canım yanıyor” sözleriyle dile getirdi.
Evlerinin pencerelerinde güneş ışınlarını yüzde 90 engelleyen UV filmlerin yanında karartma perdelerin de takılı olduğunu anlatan Şahin, şöyle devam etti: “Gündüz sadece hastaneye gitmemiz gerektiğinde evden çıkıyoruz. Bu durumda UV korumalı maskeler, kıyafetler giyiyoruz. Güneş gözlükleri takıp, çok yüksek korumalı güneş kremleri sürüyoruz. Arabamızda da UV cam filmleri ve karartma perdeler var. Bu şekilde hastaneye gidebiliyoruz.”

Arkadaş çevresiyle genelde akşamları görüştüğünü, güneş battığında tekvando kursuna gittiğini de aktaran Şahin, “Bir gün hastalığımıza yönelik bir tedavi bulunacağına yürekten inanıyorum. Bu hastalıkla ilgili araştırmalar yapılması bizler için büyük önem taşıyor” diye konuştu.
“GÜNDÜZ HEP EVDE OTURUYORUZ”
YKS’ye evde hazırlanan 21 yaşındaki Halenur Şahin de yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Abime 4 yaşında tanı konulduğu ve bundan ötürü hastalığı benim de taşıdığım anlaşıldığı için ailem beni doğduğum günden itibaren güneş ışığından korudu. Kendimi bildim bileli gün ışığından uzaktayım. Gündüzleri hep evde oluyoruz, dışarı akşam beraber çıkıyoruz. Haziran ayında YKS’ye gireceğim. Sınava kendi başıma evde hazırlanıyorum, biraz zor oluyor ama bu şekilde ilerlemeye çalışıyorum.”

Ağabeyi gibi okula gitmeden, evde eğitimle ilkokul, ortaokul ve liseyi bitirdiğini, YKS’ye de camı olmayan bir odada, özel şartlarda gireceğini dile getiren Şahin, hastalığına yönelik bir tedavinin bulunacağına inandığını vurguladı.
]]>Öğrenciler hafta sonunu üniversite kampüslerindeki açık alanda kurdukları çadırlarda geçirirken, yetkililer, Gazze’ye destek gösterilerinin, yaklaşan mezuniyet törenlerine gölge düşürmesinden endişe ediyor.
Gösterilere katılan öğrenciler, ABD’nin İsrail’e maddi desteği kesmesi çağrılarını yinelerken, ABD’den dünya üniversitelerine yayılan gösterilerde gözaltı sayısının 900’ü geçtiği belirtildi.
ABD’deki kampüs gösterilerinin ilk başladığı New York’taki Columbia Üniversitesi’nde öğrenciler ile yönetim arasında cumartesi günü görüşmelerin başladığı duyuruldu.
Üniversite yönetimi, gösterilerle birlikte derslerde yaşanan aksaklıkların giderilmesini talep ederken, öğrenciler dün renkli çadırlarını mezuniyet tören hazırlıklarının yapıldığı kütüphane binası önüne taşıdı.
GÖSTERİCİLER KARŞI KARŞIYA GELDİ
Los Angeles kentinde yer alan California Üniversitesi (UCLA) Rektör Yardımcısı Mary Osako, dün İsrail destekçileri ile Filistin destekçilerinin karşı karşıya geldiğini ifade ederek, gözaltı veya yaralanma olaylarının yaşanmadığını belirtti.
UCLA’daki gösteride polis barikat kurarken, İsrail destekçileri ellerinde “Yahudi öğrenciler için destek” yazılı dövizler açtı.
İsrail-Amerikan Konseyi tarafından organize edilen karşıt gösteride konuşan Elan Carr, şiddet istemediklerini söyledi.
Güney California Üniversitesi’nde (USC) Filistin’e destek veren öğrenciler günler sonra kampüse geri döndü.
Pazar günü gerçekleşen gösteri olaysız sona ererken, üniversite yönetimi “bir kargaşa nedeniyle” üniversite kampüsünün kampüste yaşayanlar hariç herkese geçici olarak kapatıldığını duyurdu.
USC’den yapılan açıklamada, kampüsün yeniden açıldığı ifade edilerek, öğrenci, personel ve kayıtlı misafir girişlerinin 2 kapıdan yapılacağı kaydedildi.
BİR ÜNİVERSİTE DAHA KAPATMA KARARI ALDI
California Politeknik Eyalet Üniversitesi’nde ise Filistin’e destek veren öğrenciler cumartesi günü 2 okul salonunu kapattı.
Yaşanan olay üzerine üniversite yönetimi “zorunlu kapatma” kararı aldığını duyurdu ve öğrencilerin okula milyon dolarlık zarar verdiğini savundu.
Üniversite yönetimi ayrıca, mezuniyet törenlerinin de ertelendiğini açıkladı.
Missouri eyaletinin St. Louis kentindeki Washington Üniversitesi’nde yönetim cumartesi günkü gösterilerde bazı kampüs binalarını kilitlerken, gözaltılar yaşandı.
ABD’de 2024’teki başkanlık seçimleri için Yeşil Partiden aday olan Jill Stein, üniversitede düzenlenen Filistin’e destek gösterisinde gözaltına alındı.
Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde zırhlı polisin, Stein’ın üzerine bisikletle yürüdüğü ve başkan aday adayını engellemeye çalıştığı görüldü.
Sert müdahalede bulunan polisin, göstericileri yere yatırarak ters kelepçe takması da kayıtlarda yer aldı.
Washington Üniversitesi’nden yapılan açıklamada, olaylı gösteride aralarında 23 üniversite öğrencisi ve 4 çalışanın yer aldığı 100 kişinin gözaltına alındığı belirtilirken, göstericilerin “iyi niyetli” olmadığı savunuldu.
POLİS ÖĞRENCİLERİN ÇADIRLARINI TOPLADI
Northwestern Üniversitesinin Boston kampüsünde ise cumartesi günü çevik kuvvet, göstericilerin kamp alanındaki çadırlarını topladı.
Massachusetts Polisinden yapılan açıklamada, uygunsuz davranış sergiledikleri gerekçesiyle 102 kişinin gözaltına alındığı belirtildi.
Üniversiteden yapılan açıklamada ise hafta sonu devam eden gösterilere “profesyonellerin” sızdığı iddia edilirken, öğrenciler gösterilerinin barışçıl olduğunu aktardı.
Bu arada, Bloomington ve Arizona üniversitelerinde de gözaltılar yaşandı.
ÖĞRENCİLERE CEZA VERİLİYOR
Öte yandan, Gazze’ye destek gösterilerine katılan öğrencilere “ceza” olarak okuldan uzaklaştırma veya yasal işlem uygulanmaya devam ederken, California, Georgia ve Texas üniversitelerindeki akademisyenler sembolik de olsa “üniversite yönetimine güvensizlik oylaması” düzenledi.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby ise bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada, insanların görüşlerini belirtme hakkına sahip olduklarını, ancak bunun barışçıl olması gerektiğini söyledi.
ABD Senato Azınlık Lideri Mitch McConnell de hafta sonu yayımlanan açıklamasında, sorumluluğun üniversite yönetiminde olduğuna işaret ederek, “Kabul edilebilir olmayan antisemitizm de mevcut. Böyle şeylerin bu ülkede yaşanmasından şaşkınım” ifadesini kullandı.
Columbia Üniversitesinde öğrencilerin, Gazze’deki soykırımı destekleyen şirketlere sağladığı mali yatırımlara tepki göstermek için kampüsün bahçesinde başlattıkları oturma eylemi, dünyanın dört bir yanındaki öğrenciler için ilham kaynağı olmuştu.
ABD’den Avustralya’ya, Fransa’dan Mısır’a kadar birçok ülkede binlerce öğrenci, Filistin’le dayanışma amacıyla kendi üniversitelerinde gösteriler başlatmıştı.
]]>Tuvalet eksikliği yüzünden sokağa idrar yaptıkları için para cezasına çarptırılanların yıllarca süren baskısı, 4 milyon avroluk planlarla karşılığını verdi.
Geerte Piening’in 2015’te bir gece bardan eve dönerken tuvalete gitmesi gerekti. Amsterdam’ın hareketli Leidseplein bölgesinde kapanış saatinden sonra olduğu için bir bara giremedi, bu yüzden en yakın umumi tuvalete baktı ve 2 kilometre uzakta olduğunu gördü.
Bir ara sokakta çömeldi ve bunu yaparken arkadaşlarını da onu korumaya ikna etti. Kısa süre sonra polis geldi ve halka açık alanda idrar yapma nedeniyle 140 Euro para cezası verdi.
YARGIÇ PİSUVAR KULLANMASINI ÖNERDİ
O zamanlar 21 yaşında olan Piening, aldığı cezaya itiraz eden bir mektup yazarak Amsterdam’da erkekler için 35, kadınlar için ise yalnızca 3 umumi tuvalet bulunduğunu belirtti: “Sadece kadınları değil, tekerlekli sandalye kullananları da etkiliyor. Herkese uygun yerlerin olması gerçekten önemli.”
İki yılın ardından Piening, ödenmemiş para cezasıyla ilgili olarak mahkemeye çağırıldı. Yargıç ayrıca konuyla ilgili kendi görüşünü de sunarak Piening’e kadınlara yönelik olanaklar olmasa da erkeklere ait pisuvardan faydalanması gerektiğini söyledi ve “Hoş olmayabilir ama mümkün” dedi.

Piening, hakimin önerisi için “Hepimiz buna güldük çünkü çok saçmaydı. Bunun kesinlikle mümkün olmadığını düşünüyorum” dedi ve ülkenin çeşitli yerlerinden kadınlar pisuvardan ilginç görüntülerini internette paylaşarak bu öneriyi tiye aldılar.
Bu olay hiç beklenmedik bir şekilde büyümeye başladı ve binlerce kişinin Hollanda sokaklarına dökülüp dokuz yıl “idrara çıkma eşitliği” mücadelesi vermesine neden oldu.
“ŞEHİRLER ERKEKLER İÇİN İNŞA EDİLİYOR”
Harekete katılanlar arasında o zamanlar Amsterdam belediye meclis üyesi olan Ilana Rooderkerk de vardı. Şu anda Hollanda parlamentosunun bir üyesi olan Rooderkerk ve Piening, Amsterdam’a erişilebilir umumi tuvaletlerin sayısını artırma çağrısında bulunan belediye yasasını öne sürmek için birlikte çalıştı.
Rooderkerk konuyla ilgili şunları söyledi: “İlk başta insanlar neden bu kadar önemli diye düşündüler ya da bunun hakkında konuşmayı biraz tuhaf buldular. Fakat her zaman şunu vurguladım: Bu kadar basit bir şey söz konusu olduğunda neden bunu çözmüyoruz? Özellikle de şehir nüfusunun yarısı için çözülüp diğer yarısı için çözülmemişken.”

Diğer kadın meclis üyeleriyle bir araya gelerek, konuya halkın desteğini toplamaya başladılar. Şehirde yavaş yavaş değişiklikler yapılmaya başlandı; yaz aylarında büyük parklara ve yeşil alanlara seyyar tuvaletler yerleştirildi ve halka polis karakolları ve itfaiye gibi yerlerdeki tesisleri kullanabilecekleri bildirildi.
Bu ay ise Amsterdam, tekerlekli sandalye erişimine uygun yeni umumi tuvaletlerin ekim ayından itibaren kullanıma sunulacağını söyledi. Kesin sayı doğrulanmadı ancak belediye toplam yatırımın 4 milyon avro olacağını söyledi.
Piening yeni kararları mutlulukla karşılarken şunları söyledi: “Şehrin çoğunlukla erkekler tarafından ve erkekler için inşa edildiğini düşünüyorum. Yani bu açıdan bakarsam, sadece erkeklere ait pisvuarların olması şaşırtıcı değil.”
]]>1 MAYIS MESAJLARI
1 Mayıs’ta çevrenizdekilerin işçi bayramını kutlayabileceğiniz günün anlamına yönelik 1 Mayıs mesajları. 1 Mayıs kutlu olsun!
1 Mayıs’ın, anlamına yakışır bir şekilde dostluk ve dayanışma havasında kutlanmasını dileyerek, başta işçi, memur ve emekçiler olmak üzere bütün milletimizin Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyorum. Emek olmadan hiçbir şey yetişmez.
Emek, sermayeye öncüldür ve ondan bağımsızdır. Sermaye ancak emeğin meyvesidir ve emek olmadan sermaye olmazdı. Emek sermayeden üstündür ve daha büyük önem arz eder.
1 Mayıs barış, demokrasi ve güvenIi bir geIecek için mücadeIe günüdür. Dayanışmanın, iyiliğin, birliğin ve güzelliğin birleştiği 1 Mayıs’ta tüm işçi kardeşlerimizi kutluyoruz.
ÖzeIde emekçiIerimizin, geneIde dünya emekçiIerinin birIik mücadeIe ve dayanışma günü 1 Mayıs işçi bayramını kutIuyorum.
Haksızlıkların, eşitsizliklerin, adaletsizliklerin ve ezilmenin olmadığı, emeğin sömürülmediği, aydınlık, eşit ve güzel bir dünyayı göreceğimiz günlerin geleceği umuduyla, tüm emekçi kardeşlerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlarız.

İşine hakim ol, işinin sana hakim olmasına izin verme.” (Benjamin Franklin)
Yaptığı işten ücret dışında bir şey alamayan insan, bence en acınacak insandır.” (Edna Kerr) Dünya İşçi ve Emekçiler Günü’nde herkesin keyif aldığı bir işte çalışabilmesini diliyorum.
Ne yaparsanız yapın onun sanatçısı olun, sokak süpürgecisi de olsanız, onun Picasso’su olun.” (Martin Luther King) İşini dosdoğru yapan herkesin 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Günü’nü kutluyorum.
Taşlar değil, yapılan işler anıtları meydana getirir. (J. T. Motley)
Hiçbir işte istikbal yoktur, istikbal işe sahip olan kişinin elindedir. Hepinizin istikbali açık 1 Mayıs’ı kutlu olsun…
Bir metre iş yapmayı, bir kilometre söz vermeye değişmem.” Çalışan ve iş arayan her emekçinin 1 Mayıs’ı kutlu olsun…
”Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir gün bile çalışmış olmazsın.” (Confucius)

1 MAYIS’IN TARİHİ
1 Mayıs İşçi Bayramı neden kutlanıyor nasıl ortaya çıktı? İlk kez 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler. 1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Şikago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece ön yargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştı.
Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı.Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.
Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. Günümüzde sosyalist ülkelerde (Çin, Kuzey Kore, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs’ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bazı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem biçimini de alır.
]]>Sarı-lacivertli ekip, ligin sonuna kadar hatasız bir performans sergileyerek, lider Galatasaray’ın dört puan gerisinde şampiyonluk yarışını sürdürmeyi hedefliyor. 37. haftada Galatasaray ile deplasmanda kritik bir mücadeleye çıkacak olan Fenerbahçe, İsmail Yüksek’in sakatlığı nedeniyle kadro planlamasında önemli değişikliklere gitmek zorunda kalacak.
Yüksek’in, tedavi sürecinin başarılı geçmesi halinde 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’na yetişme ihtimali bulunuyor. Bu durum, teknik direktör İsmail Kartal’ın, “8+3 yabancı kuralı” çerçevesinde yeni stratejiler geliştirmesini zorunlu kılmakta.
İSMAİL KARTAL’DAN BEŞİKTAŞ PLANINA DÖNÜŞ
Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal, İsmail Yüksek’in Beşiktaş derbisinde yaşadığı sakatlık sonrası ligin kalan bölümü için taktik değişikliklerine gitmek zorunda kalacak.

Beşiktaş maçında, Yüksek’in çıkmasıyla sahada sadece iki Türk oyuncu kalması üzerine, Becao’nun yerine oyuna dahil edilen Çağlar Söyüncü ile Türk oyuncu sayısını tekrar üçe çıkaran Kartal’ın, aynı stratejiyi ligin kalanında da sürdürmesi öngörülüyor. Kadroda sürekli yer alan Ferdi Kadıoğlu ve İrfan Can Kahveci’nin yanı sıra Söyüncü’nün de ilk 11’deki yerini alması beklenmekte.
MERT HAKAN YANDAŞ İHTİMALİ
Öte yandan, İsmail Kartal’ın alternatif planları arasında Mert Hakan Yandaş’ı daha fazla sahaya sürmek bulunuyor.
Uzun süredir sakatlık sorunlarıyla mücadele eden Yandaş, Beşiktaş karşılaşmasında son dakikalarda oyuna girerek takıma katkı sağlamıştı. Eğer fiziksel durumu müsait olursa, Yandaş’ın ilk 11’de şans bulması muhtemel. İsmail Kartal, savunmadaki Becao ve Djiku ikilisini bozmak istemiyor; bu nedenle Mert Hakan Yandaş’ı üçüncü Türk oyuncu olarak sahaya sürebilir.
Sezon başındaki etkili performansına nazaran düşüş gösteren Sebastian Szymanski ise bu durumda yedek kulübesine demir atabilir.

CENGİZ ÜNDER 11’E UZAK
Fenerbahçe’nin başarılı milli oyuncusu Cengiz Ünder’in, sezonun kalan maçlarında ilk 11’de yer bulması giderek zorlaşıyor.
Sezon başında büyük umutlarla transfer edilen Ünder, ligde 9 gol kaydetmesine rağmen beklentileri karşılayamadı. İrfan Can Kahveci’nin sergilediği üstün performans, Ünder’i son haftalarda ilk 11 dışında tuttu. Teknik direktör İsmail Kartal’ın, sol kanatta Dusan Tadic ve sağ kanatta İrfan Can Kahveci’yi oynatmaya devam etme eğiliminde olduğu gözlemleniyor, bu da Ünder’in yedek kulübesine daha sık adını yazdırmasına neden oluyor.
SARI KART ALARMI
Diğer yandan, Fenerbahçe’nin ligde kritik bir döneme girmesiyle birlikte, takımda ceza sınırında bulunan oyuncuların fazlalığı endişe yaratıyor.
Sarı-lacivertli ekipte Rodrigo Becao, Ferdi Kadıoğlu, Mert Müldür, Dusan Tadic, Cengiz Ünder, Edin Dzeko ve Michy Batshuayi gibi önemli isimler sarı kart ceza sınırında bulunuyor.
Bu durum, özellikle Konyaspor deplasmanında bu oyunculardan herhangi birinin kart görmesi halinde, ligde 36. haftada oynanacak Kayserispor karşılaşmasında önemli eksikliklere yol açabilir.
]]>NBA play-off’larında dört maçın oynandığı günün en dikkat çeken sonuçlarından biri, üçüncü sırada yer alan Timberwolves’un, altıncı sıra Suns’ı “süpürerek” Batı Konferansı yarı finaline adını yazdırması oldu. Timberwolves’ta Anthony Edwards 40 sayı, 9 ribaund, 6 asistle mücadele ederek takımının lideri oldu. Karl-Anthony Towns 28 sayı ve 10 ribaund, Jaden McDaniels 18 sayı, Mike Conley ise 10 sayı ve 7 asist ile oynadı.
Suns cephesinde ise Devin Booker 49 sayı, 6 asist ve 5 ribaund ile öne çıksa da bu performans takımının mağlubiyetini engelleyemedi. Kevin Durant 33 sayı, 9 ribaund, 5 asist ile mücadele ederken, Bradley Beal ve Jusuf Nurkic her biri 9 sayı kaydetti.
KNICKS SERİYİ BİTİRMEK ÜZERE
Diğer taraftan, New York Knicks, Philadelphia 76ers karşısında deplasmanda aldığı 97-92’lik galibiyetle seride 3-1 öne geçti. Knicks’te Jalen Brunson 47 sayı, 10 asist ve 4 ribaund ile galibiyetin baş mimarı oldu. OG Anunoby ise 16 sayı ve 14 ribaund ile “double-double” yaparak takımına destek verdi.
76ers’ta Joel Embiid 27 sayı, 10 ribaund ve 6 asist, Tyrese Maxey 23 sayı, 6 ribaund ve 6 asist, Kelly Oubre Jr ise 19 sayı, 3 ribaund ve 2 asist ile oynadı.
CLIPPER SON MAÇA TAŞIDI
Los Angeles Clippers, Dallas Mavericks karşısında aldığı 116-111’lik galibiyetle NBA play-off serisini 2-2’ye taşıdı.
Deplasmanda Dallas Mavericks’i mağlup eden Clippers’ta James Harden ve Paul George başarılı bir performans sergileyerek 33’er sayı kaydettiler. Harden 7 asist ve 6 ribaund, George ise 8 asist ve 6 ribaund ile oynadı. Takımın diğer oyuncularından Ivica Zubac 13 sayı, Terance Mann ise 11 sayı ile katkı sağladı.
Mavericks cephesinde Kyrie Irving 40 sayı, 7 ribaund ve 5 asist ile öne çıktı. Luka Doncic ise 29 sayı, 10 ribaund ve 10 asist ile “triple-double” yaparak takımını sırtlamaya çalıştı. Derrick Jones Jr. da 14 sayı ve 7 ribaund ile mücadelesini tamamladı.
BUCKS’IN ÜMİTLERİ TÜKENİYOR
Indiana Pacers, Giannis Antetokounmpo ve Damian Lillard’ın sakatlıkları nedeniyle forma giymediği maçta Milwaukee Bucks’ı 126-113 yenerek seride 3-1 öne geçti.
Pacers’ta Myles Turner, 29 sayı, 9 ribaund ve 4 asist ile dikkat çekerken, Tyrese Haliburton 24 sayı, 4 ribaund ve 4 asist ile oynadı. Andrew Nembhard ise 15 sayı ve 9 asist ile etkili bir performans sergiledi.
Bucks’ta Brook Lopez 27 sayı ve 9 ribaund, Khris Middleton 25 sayı, 10 ribaund ve 5 asist, Malik Beasley ise 20 sayı ve 3 ribaund ile takımına katkıda bulundu.
]]>Faulkner, arzu nesnesi olmanın hayati unsurlarını şu şekilde sıralıyor…
1. Görünüşe değil, duygulara odaklanın
Güven inkar edilemez derecede çekicidir. Kendinize güven duyduğunuzda ve kendinizi rahat hissettiğinizde, başkaları da doğal olarak size çekilir. Peki onu nasıl besleyebiliriz? Güven geliştirmek, değerinizi, güçlü yönlerinizi bilmek ve pişmanlık duymadan kendiniz olmayı öğrenmekle ilgilidir. Benzersiz bir stil geliştirmek bunun bir parçası. Önemli olan “iyi” veya “seksi” giyinmek değil, kendinizi kendinize uygun bir şekilde sunmaktır. Stil kişiliğinizi yansıtabilir ve kendinizi güvende hissetmenizi sağlayabilir. Ayrıca nasıl göründüğümüzden ziyade nasıl hissettiğimize odaklanarak kendimize güvenme konusunda daha iyi olabiliriz.
2. Beden dilinizi rahatlatın
Beden dili bunda büyük bir rol oynuyor. Rahat bir duruş geliştirmeyi, göz teması kurmayı, sık sık gülümsemeyi, vücudunuzu hoş karşılanacak ve insanları kendine çekecek şekilde kullanmayı düşünün. Sıcaklık ve ilgiyi iletmek için jestler ve yüz ifadeleri kullanın. Bu aynı zamanda özgüvenin kibre dönüşmemesini de sağlar. Ancak genellikle bir kıvılcım oluştuğunda bunun nedeni bir kişinin aralıksız konuşması değildir. Denge var, eşit paylaşım var, verme ve alma var; güzel bir dans yaşanıyor.
3. Mesaj atmak seksi değil
Çekici olmak istiyorsanız telefonunuzun içinde değil, tamamen ortamın içinde olmayı deneyin. Hepimiz o kadar meşgulüz ki, her zaman bir işe odaklanmış durumdayız, bu da insanlarla bağlantı kurmayı zorlaştırıyor. Daha fazla yumuşamamız, sezgisel olmamız ve yavaşlamamız gerekiyor. Bu yüzden anda kalmaya çalışın. Bildirimlerinizi kapatın ve o telefonu bir kenara koyun. Telefona takılıp mesaj atmak hiç seksi değil. Bu sizi önemli ya da talep gören biri gibi göstermez, bunun yerine karşınızdaki kişiyle bağlantınızın olmadığına dair bir sinyal gönderir ki bu çok iticidir.
4. Parlayın
Karizma kendinizi nasıl taşıdığınızla ilgilidir ve aynı zamanda başkalarıyla nasıl etkileşim kurduğunuzla da ilgilidir. Yansıttığınız enerji önemlidir (eğer bu kulağa hoş geliyorsa, bazı insanların sizi nasıl yorgun ve moralsiz hissettirdiğini, diğerlerinin ise odayı neşeyle aydınlattığını düşünün). Muhteşem enerjiyle parlamak zor değil. Bu, ilgi çekici olmak, diğer kişiyle gerçekten ilgilenmek ve gerçekten dinlemekle ilgilidir. Merak ettiğinizde ve sorgulama tarzı yerine doğal bir şekilde sorular sorduğunuzda, bu coşku bulaşıcı ve heyecan vericidir. İnsanlar bir enerji hissederler ve yörüngenizden çıkmak istemezler.
5. Olduğunuz gibi davranın
Özgün olmak cinsel çekicilikte önemli bir rol oynar. Öyleyse kendi benzersiz tuhaflıklarınızı ve ilgi alanlarınızı benimseyin, bir amaç duygusu geliştirin ve gerçek kişiliğinizin parlamasına izin verin. Burada özgünlük anahtardır. Olmadığınız biri olmaya çalışmayın. Sizin için önemli olan şey konusunda tutkulu olmak büyüleyicidir. Bununla birlikte, aşırı ciddiyet duygusal açıdan biraz yorucu olabilir, bu nedenle mizah ve özgünlük harika yatak arkadaşları olabilir.
6. Duygularınızla iletişime geçin
Hayatta olmaktan ve duyularını kullanmaktan keyif alan bir insanda çok baştan çıkarıcı bir şeyler vardır. Bana göre seksi olan budur. Eğer yapabiliyorsanız, duyularınızı gerçekten tamamen kucaklayın. İster havanın tadını çıkarmak ister baharın kokuları ister lezzetli yemeklerin tadı olsun, duyusal dünyanıza bağlanın. Erotizm öylece çarşaf arasında yaşanan bir şey değil. Duyularımıza bağlandığımızda, o dışarı yayılır. Duyusal bağlantınızı tazelemenin bir başka harika yolu da dans etmektir. Yani eğer cinsel çekiciliğinizi arttırmak istiyorsanız, yemek yiyin, dans edin; hayatın tadını çıkarın!
]]>İngiltere’de Oxford Üniversitesi ortaklığıyla Covid-19 aşısı yapan AstraZeneca, aşının sebep olduğu ölüm ve ağır yaralanmalar sebebiyle açılan davada mahkemeye yanıt verdi.
AstraZeneca, geliştirilen Covid-19 aşısının nadiren de olsa yan etkiler yaratabileceğini ilk kez duyurdu.
AstraZeneca, mahkeme belgelerinde ilk kez corona virüsü aşısının nadir görülen bir yan etkiye neden olabileceğini kabul ederek, milyonlarca dolarlık bir yasal cezanın önünü açabilecek bir hamle yaptı.

İlaç şirketi, Oxford Üniversitesi ile birlikte geliştirdiği aşının düzinelerce vakada ölüm ve ciddi yaralanmalara neden olduğu iddiasıyla toplu bir davada yargılanıyor.
Avukatlar, aşının az sayıda aile üzerinde yıkıcı etkisi olan bir yan etki yarattığını savunuyor.
İlk dava geçen yıl, Nisan 2021’de aşıyı olduktan sonra çalışmasını engelleyen bir kan pıhtısı ve beyin kanaması yaşadıktan sonra kalıcı bir beyin hasarı oluşan iki çocuk babası Jamie Scott tarafından açıldı.
AstraZeneca iddiaları kabul etmezken Şubat ayında Yüksek Mahkeme’ye sunduğu yasal bir belgede Covid aşısının “çok nadir durumlarda TTS’ye neden olabileceğini” kabul etti. Bahsi geçen TTS, insanlarda kan pıhtılaşmasına ve düşük trombosit sayısına neden olan bir rahatsızlık.
Scott çifti İngiliz Daily Telegraph gazetesine konuştu.
51 DAVA AÇILDI
Şirkete yönelik 51 ayrı dava açılırken davacılar şirketten 100 milyon sterlin değerinde tazminatlar talep ediyor. AstraZeneca’nın belirli davalarda aşının yan etkileri kabul etmesi halinde ödeme yapmak zorunda kalacağı belirtilirken ülkenin çok okunan gazetelerinden Daily Telegraph, İngiliz hükümeti şirketin yasal masraflarını karşılama taahhüdünde bulunduğunu aktardı.
Mayıs 2023’te gönderilen bir yanıt mektubunda AstraZeneca, Bay Scott’un avukatlarına “TTS’nin genel düzeyde aşıdan kaynaklandığını kabul etmiyoruz” ifadesini kullandı. Ancak Şubat ayında Yüksek Mahkeme’ye sunulan yasal belgede AstraZeneca, “AZ aşısının çok nadir durumlarda TTS’ye neden olabileceği kabul edilmektedir. Nedensel mekanizma bilinmemektedir” denildi.
Davacı Scott’ın eşi Kate Scott, Telegraph’a, “Tıp dünyası uzun zamandır bunun aşıdan kaynaklandığını kabul ediyor. Sadece AstraZeneca Jamie’nin durumunun aşıdan kaynaklanıp kaynaklanmadığını sorguladı. Bu itirafın gelmesi üç yıl sürdü. Bu bir ilerlemedir, ancak onlardan ve hükümetten daha fazlasını görmek istiyoruz. İşlerin daha hızlı ilerlemesinin zamanı geldi. Bizim bir özre ihtiyacımız var ve ailemiz ve etkilenen diğer aileler için adil bir tazminat almaya hakkımız var. Gerçekler bizim tarafımızda ve biz vazgeçmeyeceğiz” dedi.
ŞİRKETTEN AÇIKLAMA GELDİ
AstraZeneca yaptığı açıklamada ise, “Sevdiklerini kaybeden ya da sağlık sorunları bildiren herkese başsağlığı diliyoruz. Hasta güvenliği en yüksek önceliğimizdir ve düzenleyici makamlar aşılar da dahil olmak üzere tüm ilaçların güvenli kullanımını sağlamak için açık ve katı standartlara sahiptir. AstraZeneca-Oxford aşısının kabul edilebilir bir güvenlik profiline sahip olduğu klinik deneyler ve gerçek dünya verilerinden elde edilen kanıtlarla sürekli olarak kanıtlanmıştır ve dünyanın dört bir yanındaki düzenleyici kurumlar sürekli olarak aşılamanın faydalarının son derece nadir görülen potansiyel yan etkilerin risklerinden daha ağır bastığını belirtmektedir” ifadelerine yer verdi.
]]>DARALMA BEKLENİYOR
Türk tüketicisinin enflasyonla yaşamayı bilen bir toplum olduğunu 2023 yılında alınan önlemlerle iç ticarette bir sıkıntı yaşanmadığını kaydeden Özpamukçu 2024 trendlerine ilişkin ise şu değerlendirmeyi yaptı: “2024 yılında bir miktar daralmayı bekliyoruz. Tüketicimiz de temel ihtiyaçlarını karşılama noktasında bilinçli. Hem market harcamalarında hem de yeme içme harcamalarında promosyon ve indirim hassasiyeti yoğun bir şekilde sürüyor. Özellikle hızlı servis restoranları kısmında yoğun rekabet ve tüketici talebi karşısında, fiyatlar ile maliyetler arasındaki makas çok daralmış durumda. Genel eğilim olarak alışveriş sepetlerinin küçüldüğünü, maliyet enflasyonu bazlı fiyatlar neticesinde ciroların artışta olduğunu, tüketici ve rakip işletmeler arasında promosyon savaşlarının sürdüğünü söyleyebiliriz.”
Komisyon oranları tahsilatı engelliyor
Türkiye’deki mevcut ekonomik koşullarla birlikte tedarikçilerin finansal kaynaklara erişim ve tahsilatlarda sorunlar yaşadığını kaydeden Alp Önder Özpamukçu, kredi kartı ile alışveriş oranlarının ise çok yüksek boyutlara ulaştığına dikkat çekti. Özpamukçu, “Kredi kartı ödemelerinin bankalardan tahsil edilmesi konusunda da yüksek maliyetler nedeniyle sıkıntı yaşanıyor. Bununla bağlantılı olarak hem ödeme sistemlerinde, hem de harcama noktaları konusunda maalesef kayıt dışına doğru bir kayma gözlemliyoruz. Enflasyonla mücadelenin yanı sıra kayıt dışı ile mücadelenin de önemli bir gündem olacağını görüyoruz” değerlendirmesini yaptı.
İstihdamda sirkülasyon yaşanıyor
Türkiye’nin döviz bazında pahalı bir ülke haline gelmesi ile birlikte turist ilgisini ve yabancılara ürün ve hizmet satışlarını zorladığını vurgulayan Özpamukçu, bugünlerde sakin seyretmesine rağmen yüksek döviz kurlarının ilave maliyet baskısı yarattığını söyledi. Diğer taraftan sektörün istihdamda yüksek sirkülasyon nedeni ile sıkıntı yaşadığını aktaran Özpamukçu, “Gençlerimize buradan da bir çağrı yaparak, perakendeyi kısa dönemli bir iş değil önemli kariyer hedefleri sağlayan ve bireysel gelişime önemli katkı sunan bir sektör olarak görmelerini bekliyoruz” dedi.

PERAKENDE SEKTÖRÜNE İLİŞKİN ÖNGÖRÜLERİNİ PAYLAŞTILAR
Metro Türkiye Satın Almadan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Deniz Alkaç: Marka ve ürünlerde tüketici ucuza yöneliyor
Yüksek enflasyon ve aralıksız olarak artan gıda fiyatları alışveriş tercihlerini temelden değiştirirken, pazarda trendler ucuz ürün ve markalara doğru kayışa işaret ediyor. Türkiye’de son 3 yıldır gıda fiyatlarının arttığını ve baz etkisinin devreye gireceği hazirana kadar yükselişin sürmesini beklediklerini kaydeden Metro Türkiye Satın Almadan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Deniz Alkaç, “Daha ucuza doğru markalar arası, ürünler arası kaymalar görülüyor. Marketlerin kendi özel markalı ürünlerine de bir kayış olduğunu görüyoruz. Ekonomik etkenler ve azalan alım gücüyle birlikte tüketici alışkanlıklarındaki değişimlere baktığımızda, kuruyemiş talebi azalırken bisküvi tercihinde artış yaşandığını görüyoruz. Pirinçte talep düşerken makarna satışları artıyor. Kırmızı et, beyaz et ya da balık seçiminde daha uygun fiyatlı çeşitler tercih edilebiliyor” değerlendirmesini yaptı.
FİYATLAR YÜZDE 60 ARTTI
Ramazan’da gıda fiyatlarının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 60 artış gösterdiğini açıklayan Alkaç, şöyle devam etti: “Özellikle mayıs ayından sonra sıkılaşmış para politikalarının etkisiyle ve meyve-sebzede tarla sezonunun başlamasıyla birlikte enflasyonda ciddi bir düşüşün başlayacağını öngörüyoruz. Gıda fiyatlarındaki yükselişin ortaya çıkardığı en büyük risk ise tüketicilerin daha ekonomik ürün arayışına girmesini fırsat bilenlerin taklit ve tağşiş ürüne yönelmesi, yani gıdada sahteciliğin artırması.”
20 bin üründe süreli değil sürekli iyi fiyat
Metro Türkiye olarak 2024’teki hedeflerini de aktaran Alkaç, bu yıl yeni fiyatlandırma politikalarıyla 20 bine yakın üründe süreli değil sürekli çok iyi fiyat sunduklarını kaydetti. “Çok Al Az Öde’ uygulamamız ile de profesyonel müşterilerimizin en çok talep gösterdiği ve ana ihtiyaçlarının tamamını karşılayan 4 bine yakın ürünümüzde yüzde 20, yüzde 30 hatta yüzde 50’lere varan fiyat avantajı sunuyoruz. Yeni müşterilere de ulaşmamızı sağlayacak bu strateji doğrultusunda satış ekibimizi iki katına çıkardık” diye konuşan Alkaç, bu sayede pazar paylarını da artırmayı planladıklarını dile getirdi.
Türkiye Perakendeciler Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Düzgün: Vatandaşın ana gündemi fiyatlar
Alışverişlerin temel belirleyicisi haline gelen fiyat hassasiyeti, ev dışı tüketimi hane içine kaydırırken, gıda perakendesinde bu yıl durgunluk bekliyor. Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı Ömer Düzgün, 2024’te sektörün pek çok zorlukla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti.
TENCERE EVDE KAYNIYOR
Düzgün, “Sektör, enflasyon, maliyet artışları ve üretimdeki dalgalanmalar nedeniyle belirsizliklerle mücadele ediyor. Tüketicilerin alım gücündeki düşüş ve fiyat odaklı olmaları perakende satışları üzerinde değişime neden oluyor. Tüketicinin ana gündemi fiyatlar. Raflardaki tüm fiyatlar inceleniyor, kıyaslanıyor, market arabasına içerik ve gramaj değerlendirilerek ekleniyor” değerlendirmesini yaptı.
Son iki yılda fiyat hassasiyeti artan tüketicinin önce fiyat karşılaştırması yaptığını aktaran Düzgün, şöyle devam etti: “Ancak market arabalarında geçen yıla kıyasla daha fazla ürün yer alıyor. Çünkü artan maliyetler nedeniyle tüketiciler artık evde yemek yapma ve yeme eğiliminde. Bu da hafta içi ve hafta sonu dışarıda yeme içmeye ayrılan paranın kesildiğini, yeme-içme fiyatlarının gerekenin üzerinde olmasından dolayı vatandaşların tencereyi evde kaynattığına işaret ediyor.” Düzgün, gıda perakendesinin genelinde bir durgunluk gözlemlediklerini, fiyat artışlarındaki yavaşlamaya rağmen başta et grubu olmak üzere vatandaşların gıdaya erişimde zorlandığını kaydetti.
Üreticinin fiyat eğilimi belirsizlik yaratıyor
Üreticilerin döviz ve enerji maliyetlerindeki artışlar karşısında fiyatlarını ayarlama eğilimlerinin sektörde bir takım belirsizlikler yarattığını da aktaran Düzgün, daha cazip fiyatlar nedeni ile ihracata yöneldiklerini kaydetti. Düzgün, “Bu yanlış eğilim, yanlış fiyat politikalarının denetimi maalesef bizim raflarda gerçekleşiyor. Vatandaşlarımızla bizler karşı karşıya kalıyoruz” dedi.

Market ve AVM’lerde kart harcamaları yüzde 161 arttı
Yüksek enflasyon nedeniyle alım gücü, artan fiyatları karşılayamayan vatandaşın market ve alışveriş merkezlerinde (AVM) kartlı harcamaları arttı. Marketlerde geçmişte yüzde 60 olan kartlı alışverişler bu yıl yüzde 85’lere ulaştı. Bankalararası Kart Merkezi’nin Mart 2024 verilerine göre vatandaşların market ve alışveriş merkezlerindeki kredi kartı harcamaları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 161.5 artış gösterdi.
163 MİLYARA DAYANDI
Mart 2023’te kredi kartı ile yapılan harcama tutarı 62 milyar 327 milyon 980 bin TL iken, Mart 2024’te bu tutar 162 milyar 977 milyon 490 bin TL’ye ulaştı. İşlem adedi de aynı dönemde 63 milyon artarak 272 milyon oldu. Mart 2024’te kredi kartı ile işlem başına yapılan ortalama ödeme bir önceki yılın aynı ayına göre iki katına çıktı. Mart 2023’te market ve alışveriş merkezlerinde kredi kartı ile yapılan işlem başına ortalama ödeme 298 lira iken Mart 2024’te bu tutar 599 liraya çıktı.
Market sayısı 52 bini aştı
Türkiye’de marketlerin sayısı geçen yıl sonu itibarıyla 52 bini aştı. Ülkede 400 kişiye 1 market düşerken, yerel market zincirleri de 7 bin 700’e ulaştı. Söz konusu büyümenin büyük kısmı bir önceki yıllarda olduğu gibi yine indirim (discount) marketlerinden geldi. 2019’da 25 bin 493, 2020’de 27 bin 660, 2021’de 30 bin 955 ve 2022’de 38 bin 122 şubeye ulaşan indirim marketler, 2023’te 3 bine yakın yeni şube açarak toplam mağaza sayısında yaklaşık 41 bini aştı. Böylece discount marketlerin pazardan aldığı pay yüzde 80’e yaklaştı. Ortakalan Perakende Raporu’na göre ise 2022’de 5 bin yeni market açılışıyla organize gıda perakendeciliğinde toplam market sayısı 48 bin 660 market ile kapatmıştı.
Atıştırmalıklar ana öğün oldu
Tüm kriz dönemleri tüketim alanında kendi trendlerini oluştururken, 63 aydır kesintisiz artan enflasyon, tüketiciyi gıdada farklı öğünlere ve yüksek maliyetlere maruz bıraktı. Araştırma şirketi Ipsos’un 2023 yılına dair gerçekleştirdiği analizde krizsiz dönemlerde keyif olarak tüketilen atıştırmalıkların artık ana öğün haline geldiğini ortaya koyuyor. “Öğün geçiştirmek eskiden belki sadece zaman kısıtıyla ilişkilendirilen bir davranıştı ancak şimdi ekonomik faydası ile de ön plana çıkıyor: 2023 yılında tüketicilerin yüzde 13’ü atıştırmalık ürünleri ana öğün niyetine tükettiğini söylüyor” tespitinin yapıldığı araştırma, uygun fiyatlı atıştırmalıkların temel gıda ürünlerinin yerine geçtiğini gösteriyor. Diğer taraftan hane halkının geçen yıl gıda harcaması yüzde 67 artarken, et v et ürünlerinde yüzde 84, süt ve süt ürünlerinde yüzde 62, içecekte yüzde 74’lük artış görüldü.
]]>“SADELEŞTİRİYORUZ”
Yıldız, darbe sonucu hazırlanan 1961 Anayasası’nın Kurucu Meclis, 1982 Anayasası’nın da Danışma Meclisi tarafından hazırlandığını hatırlattı. 1982 Anayasası’nda bugüne kadar 19 kez değişiklik yapıldı. Buna rağmen anayasanın bir türlü düzeltilemediğini belirten Yıldız, “Anayasamızın dili de bozuk” dedi ve şu örneği verdi: “Anayasada milletvekili yemin metni var. Bir yemin metni içinde 9 kez ‘ve’ diyoruz. İçinde 9 kez ‘ve’ olan yemin metni olur mu? Okurken bile yemin eden zorlanıyor. Hazırladığımız anayasada yemin metnini de düzeltiyoruz. Anayasanın mevcut dilini sadeleştiriyoruz, daha anlaşılır hale getiriyoruz. Buna ihtiyaç var.”
“HALK OYLAMALI”
Anayasanın sistematiğinin bozulduğunu öne süren Feti Yıldız, “Sivil, demokrat anayasa yapılması için halkımıza borcumuz var. Hazırladığımız anayasa 400 milletvekilinin oyu ile Meclis’ten geçse bile yine halk oyuna sunulmalı. Son sözü halkımız söylemeli” dedi.
Daha önce anayasa değişikliği için yapılan çalışmaları hatırlatan Yıldız şunları söyledi: “Anayasa Komisyonu’nda tüm partilerin bir araya geleceğini sanmıyoruz. 2011’de değişiklik çalışmaları yapılırken komisyonda partilerden eşit sayıda üye alınmıştı. Oysa böyle olmamalı, milletvekili sayısına göre, TBMM’deki temsil oranına göre anayasa değişikliği çalışmalarında siyasi parti temsilcisi bulunmalı. Anayasa Komisyonu’nda maddeler oy birliğiyle geçmeli. Ancak şu an oy birliğiyle karar çıkacağını sanmıyoruz. Nitelikli çoğunlukla kabul ya da ret oyu çıkmalı.”
MHP NELER ÖNERİYOR?
Feti Yıldız, MHP’nin hazırladığı 100 maddelik anayasa teklifinde yer alan en önemli düzenlemeleri de şöyle sıraladı:
– Anayasadaki il esası korunacak. Bundan taviz verilmeyecek. Yani bölge, eyalet gibi sistemler anayasamıza giremeyecek.
– Cumhurbaşkanı yardımcılığı iki ile sınırlandırılacak. Cumhurbaşkanı yardımcılığına seçimle gelinecek. Yani, atama ile değil, seçimi kazanan yardımcı olacak. Cumhurbaşkanı yurt dışına çıktığında yerine vekalet eden kişinin seçilmiş cumhurbaşkanı yardımcısı olması esas olmalı.
– Hükümet programı TBMM’ye sunulacak ve program Meclis’te okunacak.
– Milletvekili dokunulmazlığı yeni esaslara bağlanacak. Dokunulmazlık istismarı önlenecek.
– TBMM Başkanı tarafsız olmalı. Tarafsızlığı nedeniyle itilaflarda arabuluculuk yapacak.
– TBMM İç Tüzüğü ile İnfaz Kanunu değiştirilecek.
– Merkez Bankası anayasal statüye kavuşturulacak.
– Kanun teklifleri Meclis’te daha kapsamlı bir biçimde tartışılacak. Komisyonlarda STK’lardan da görüş alınacak. Anayasa kısa, öz ve az maddeli olacak.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Meclis’te Genel Yayın Yönetmenimiz Metin Yılmaz, SÖZCÜ Medya Grubu Ankara Temsilcisi Yazarımız Saygı Öztürk ve avukatımız İsmail Yılmaz ile görüştü. Anayasa hazırlığıyla ilgili sorularını yanıtladı.
Anayasanın bu maddelerine dokunulmayacak
MADDE 1: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
MADDE 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
MADDE 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.
MADDE 4- Anayasanın 1’inci maddesindeki Devletin şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2’nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
MADDE 66: Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk’tür. Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.
]]>
Öncelikle tabii İYİ Parti’yi ve İYİ Parti’nin yeni genel başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu’nu tebrik ediyorum. Ama bu kongrenin büyük bir olgunluk içerisinde geçmesini sağlayan Sayın Koray Aydın’ı ve Sayın Tolga Akalın’ı da tebrik ediyorum. Fakat ilginç bir tablo var ortada. Sizin yakından takip ettiğiniz günlerdi, İYİ Parti’yi iki kişi kurduk. Kurucular Kurulu’nu iki kişi oluşturduk. Herkes sonradan katıldı. Bugün partinin iki kurucusu da ayrıldı, yoklar. Tabii “Ben demiştim” demek istemiyorum ama Meral Hanım bugün konuşmasında, İYİ Parti’nin bir üçüncü yol olarak iki kutuplu Türk siyasetinde yola çıktığını söyledi. Evet öyle çıkmıştık. Hatta sizinle yaptığımız röportajda da ifade ettiğim husus buydu. Beni ayrılmaya iten gerekçelerden biri başlar başlamaz bu yoldan İYİ Parti’nin ayrılması ve CHP ile ittifaka girerek, önce genel seçimde alabileceğinin altında oy alması, sonra yerel seçimde CHP ile ittifak yapmasıydı ki, bu ittifak aynı zamanda dağılmış olan Cumhur İttifakı’nın yeniden kurulmasını sağlamıştı. Şiddetle karşı çıktım ve ayrıldım. Tabii siyasette “Keşke olmasaydı” denmiyor. Oldu ve bugünlere gelindi. Meral Hanım’a bundan sonraki hayatında sağlık ve mutluluk diliyorum. İYİ Parti’deki arkadaşlara kapımız açık, Sayın Müsavat Dervişoğlu bir kahve içmek isterse Zafer Partisi’nde güzel kahve yapılıyor.
Bu bir teklif mi?
Hatırlarsanız seçimden önce İYİ Parti’ye seçim işbirliği önerisinde bulunduk. İzah etmek için randevu istedim, verilmedi. Şimdi herhalde randevu isteme sırası İYİ Parti’de.
Sizi kurultaydan önce kimse aradı mı, davet etti mi?
Yok, kurultaya davet eden olmadı beni ama gazeteci arkadaşlar aradılar. Dediler ki “Kurultaya gelecekmişsiniz” Aklımdan bile geçmedi. Fakat ben bugün kurultayın yapıldığı Ankara Ticaret Odası’nın kongre salonunun altındaki kitap fuarında kitaplarımı imzaladım. Tabii kapının önünde bekleyen bazı İYİ Partili arkadaşlarla karşılaştık. Fotoğraf çektirmek isteyenler oldu. Çektirdik, hatta takıldım, “Yayınlama, sonra ihraç ederler seni” diye şakalaştık.
Bir milliyetçi lig tartışması var. Zaman zaman milliyetçilerin bir araya geldiğini biliyoruz. Geçen gün bir tweet attınız, dediniz ki “Milliyetçilik yükselmeye devam edecek”. Böyle diyorsunuz ama çok dağınık değil misiniz? Yavuz Ağıralioğlu’nun partisinin kurulacağı ifade ediliyor. Bir yanda İyi Parti, bir yanda siz, bir yanda BBP, MHP… Sol partiler için denir ya, bir türlü bir araya gelemiporlar diye. Ama görüyoruz ki milliyetçiler de öyle.
Haklısınız.
Değişik anlayışlar ve milliyetçilik yorumları var. Bunlar arasında uzlaşma sağlanabilecek zeminler de mevcut, sağlanamayacak olanlar da…
Bir gün birleşme olabilir mi?
Siyasette şu olmaz demek mümkün değil. Eğer Erdoğan ile Bahçeli yıllarca birbirine küfür ettikten sonra bir araya gelebiliyorsa neden olmasın. Özetle İmralı’da PKK elebaşısıyla anayasa konuşan bir AKP, altı ay sonra tırnak içinde en sert anti-terörist parti haline dönüşüyorsa siyasette “Bu olmaz” demek mümkün değil.
Önemli olan ilkeler üzerinde konuşmaktır. Türkiye’nin ihtiyaçları neyi gerektiriyorsa… Yoksa birliktelik olsun diye birliktelik olmaz.
Milliyetçi lig?
Evet, bunu gündeme önce Sayın Tuğrul Türkeş’in siyasi danışmanlığını yapan Sinan Baykent adlı bir arkadaşımız gündeme getirdi makalesinde. Çok donanımlı bir siyaset bilimcidir. Tuğrul Bey onu daha da siyasi dile tercüme ederek Türkiye’nin gündemine getirdi. Ama bugün gündemde reel politik anlamda böyle bir şey yok.
“Türk siyasetinde her şey olabilir” diyorsunuz. Biz sizden daha net ve keskin cümleler duymaya alışığız. O yüzden direkt sorayım: İYİ Parti size gelse…
İlkelerden taviz vermeyiz. Mesela Atatürk’ten taviz vermeyiz. Kuruluş değerlerimizden taviz vermeyiz. Milli, üniter, laik devletten taviz vermeyiz. Taviz verilmeden bunlarda uzlaşma sağlanır ise olur tabii ki.
Rahmetli Demirel’in bir lafı var, “Eğer barışmayacaksanız kavga etmeyeceksiniz” der. Kavgalar siyasette kişisel kavga değildir. Bakın size şimdi ilk kez bir şey açıklayacağım.
Buyrun.
Zafer Partisi hiçbir yerde hiçbir partiyi desteklemedi. Bir tek Mersin Mut’ta çok güvendiğim, çok sevdiğim partili arkadaşlarım bana geldiler, “Mut’ta İYİ Parti’nin belediye başkanı adayı gerçek bir Türk milliyetçisi, onun seçilmiş olması, bizim seçilmiş olmamız anlamına gelir. Rica ediyoruz, aday çıkartmayalım ve destekleyelim.” Öyle yaptık, seçildi. Seçim öncesi önerimizi dinleselerdi, ortaya yüzde 20’yi hedefleyen bir dinamik çıkıyordu. Olmadı, ileri tarihte olabilir mi, neden olmasın?
Zafer Partisi olarak, seçimden nasıl bir mesaj aldınız?
Hem saha hem anketler oyumuzu daha yüksek gösteriyordu. Ancak son hafta Erdoğan’dan intikam duygusu ön plana çıkınca sahadaki oyumuzun bir bölümü CHP’ye kaydı. Üniversite sınavları da öğrencilerin oy kullanmasını engellediği için bir oy kaybı yaşadık. Geçen seçimlerde 4.5 milyon seçmene aday çıkararak ulaşamadık. Bu seçimlerde ise 7.5 milyon seçmene aday çıkaramadık. Bunlara rağmen oyumuz rakamsal olarak nerede ise sabit kaldı. Oransal olarak ise 2.2’den 2.6’ya çıktı. Yerel seçim dinamiklerine rağmen bu sonuç bizi tatmin etmese de umut verici. Seçmenimiz genç, eğitimli ve motive, geleceğe umutla bakan kararlı bir seçmen. Kar yağınca önce toprağı soğutur ve bu süreçte erir, tutmaz. Kar toprak soğuduktan sonra tutar.
ÖZEL’İN LİSTESİNDE SIĞINMACILAR YOK
Siyaset, Erdoğan-Özel görüşmesine kilitlendi. Bu görüşmeden ne çıkar, bir öngörünüz var mı?
Nasıl sonuç çıkacak, bilmiyorum. Ama Sözcü Gazetesi’nde çıkan Özgür Özel’in 8 maddesini incelediğim zaman doğrusu hayret ettim. Bu maddeler arasında ülkede yaşayan 13 milyon sığınmacı ve kaçak yok.
“Sayın Erdoğan, bu sınırlarda güvenliği sağlamayı düşünmüyor musunuz?” sorusu yok. Bakın daha dün mahkeme bir Suriyeliyi İstiklal Caddesi’nde bombalama yaptığı ve 6 yurttaşımızı öldürüp, 99 yurttaşımızı yaraladığı için 7 kez müebbet hapse mahkûm etti. Bunların arasında daha ne kadar terörist ajan olduğunu ne ben biliyorum ne siz. Sayın Özgür Özel bunu gündemine almamış. Diğer yandan tabii Erdoğan açısından seçim sonucu bazı politikaları değiştirme ve yeni bir iletişim stratejisi kurma gereğini ortaya çıkardı. Bugün Erdoğan’ın bir benzin istasyonunda vatandaşlarla sohbet ettiği haberine siz de rast gelmişsinizdir muhakkak. 22 senedir bir rant ve soygun ekonomisi var bu ülkede. Bu ülkeyi bitap düşüren, bu ülkenin insanlarını açlığa mahkûm eden, 30,5 milyon insanı sosyal yardım almak zorunda bırakan bir ekonomik darboğaz ve kriz var. Özetle, halkın bu seçimde buna tepki gösterdiğini ve AKP elitinin halktan radikal kopuşunu ortaya çıkardığı bir durumu tamir etme girişimi… Öte yandan bu sürece belki Cumhuriyet Halk Partisi’ni de bir şekilde ortak etmeye yönelik bir girişim olabilir. Bunu önümüzdeki günlerde göreceğiz. Mesela anayasa değişikliği süreciyle ilgili dün bir AKP Genel Başkan Yardımcısı’nın “İlk dört maddeyi değiştirmeyeceğiz. Parlamenter demokrasiye dönüş yok. 50+1’den dönüş yok” sözlerini duydum. Kardeşim o zaman neyi değiştireceksiniz? Özetle yerel seçim iktidar açısından bir güven oylamasıydı. Bu güven oylamasından çıkamadı. Bu süreci yumuşatarak unutturma ve düzenleme girişimi olarak görülebilir.
Unutturup, düzenleyebilir mi?
Ekonomik veriler bunun gerçekleşmeyeceğini, krizin daha radikal hale geleceğini gösteriyor. Bir sene içerisinde 250 milyar dolar borç ödeyecekler. Nasıl ödenecek bu borç? Ve hala TBMM Başkanı, ailesiyle Mardin’e özel uçakla gidiyor. Bunun parasını biz ödüyoruz. Hala lüksten, israftan vazgeçilmiyor. Üretimi, verimliliği artırmayı konuşmuyoruz.
POLİSTE CEMAATLEŞME, TARİKATLAŞMA VAR
Adıyaman Altınşehir Polis Merkezi Amirliği’nde görev yapan polis memuru kendi beylik silahıyla iki polis amirini yaraladı. 2 şehit var. Yıllarca Polis Akademisi’nde ders verdiniz. Ne oluyor?
Ocak ayından bu yana 17 polis intihar etti. Polisin çalışma koşulları çok ağır. Geçinmekte de zorluk çekiyorlar. Benim duyduğum bu polis bitcoin dolandırıcılığına kurban olmuş. Savcıya gitmiş, şikayette bulunmuş. Savcı da onu karakola geri yollamış. Karakolda önce kapıda bir komiserle, sonra amiriyle tartışma yaşamış ve silahına davranmış. Bu olay bize bazı yapısal sorunlar olduğunu söylüyor.
Polisteki bazı yapısal sorunlarla ilgili olduğunu görüyoruz. Birincisi, poliste cemaatleşme, tarikatlaşma var. Çok üzerinde durulmuyor ama Özel Harekat’ta çok ağır bir tasfiye gerçekleşiyor. Deneyimli kadrolar görevden uzaklaştırılıyor, deneyimsizler atanıyor. Bunun raporunu da önümüzdeki günlerde kamuoyunda paylaşacağız. Az önce söylediğim gibi çok çalışıyorlar, geçinemiyorlar. Tüm bunlar poliste bir gerilim yaratıyor. Üstelik Türkiye her geçen gün hem suç oranının arttığı hem de suçun niteliğinin değiştiği bir ülke. Uluslararası mafyanın merkezi olmuş durumda. İnanılmaz bir silahla örgütlenme var. Milli güvenlik tehdidine dönüşüyor. Bununla ilgili 12 yıl kadar önce iyi tanıdığım bir emniyet müdürü arkadaşım, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde en önemli sorunlarından bir tanesinin mafyalaşma olacağını söylediğinde ihtiyatla yaklaşmıştım. Şimdi görüyoruz ki mafyalaşma, ağır silahlı bir mafyalaşma süreci yaşıyoruz. Bununla göğüs göğüse olan yine polis. Sadece 84 milyon Türk vatandaşıyla karşı karşıya değil, 13 milyon sığınmacı ve kaçakla da karşı karşıya ilk gelen polis oluyor. Bütün bunlar bir araya gelince polis üzerinde ağır bir psikolojik, ekonomik, politik, iktidar baskısı oluşuyor. Neticede bu tür intiharlar veya patlamalar yaşanıyor.
Sığınmacı sorunu çözülmezse ne yaşarız?
– Zafer Partisi’nin önerdiği Anadolu Kalesi projesi ile sınırlarımızdan geçen yılda 400 bin kaçağın gelişi engellenmez ve 13 milyon sığınmacı ülkemizde kalarak doğumlar ile artarsa 2040 yılında sadece ülkemizdeki Suriyeli sayısı 21 milyon olur.
– Bugün sayıları 2 milyon olan Afganlar, 2 milyon olan Afrikalılar da artacaktır.
– Enflasyon düşmez artar, işsizlik artar, Türkler işsiz kalırken, Türk doktor, mühendis göçü Avrupa’ya devam eder. Türkiye emek yoğun geri teknoloji ülkesi olur.
– Uyuşturucu zaten bir tehdit, sığınmacıların kalması durumunda uyuşturucunun ülkemize girmesi ve yayılması kolaylaşacaktır. Türkiye Afyon Savaşı öncesindeki Çin’e döner. Şehirlerimiz güvensizleşir.
– Türkiye, geri dönülmez şekilde kültürel olarak Ortadoğululaşır. Türk kadınları özgürlüklerini kaybederler.
– Ortaya yeni Arap ırkçısı terör örgütleri çıkar.
– Cihatçı Selefiliğin etkisi artar.
– Türkiye’nin sonunda Suriye ve Irak gibi iç savaşa sürüklenir.
]]>Tebliğe göre, lokanta, kafe, pastane gibi işletmelerde imal edilen veya bu işletmelerin dışarıdan temin ettiği gıda maddelerinin satışında uygulanan KDV oranı, yüzde 8’den yüzde 10’a çıkarıldı. Alkollü içecekler için ise bu oran yüzde 18’den yüzde 20’ye yükseltildi. Tebliğ, mayıs başından itibaren yürürlüğe girecek.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise “Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği”nde yapılan değişikliği, sosyal medya hesabından değerlendirerek, şu ifadelere yer verdi:
“KDV artışı yapılmadı. İşletmelerin vatandaştan aldığı KDV’nin doğru belgelendirilmesi için düzenleme yapıldı. Bu konuda hassasiyet gösteren ve bizlere bilgi veren vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz.”
“DEVLETİN VERGİ TOPLAMASI GEREKEN YER EN ÜST KADEMELERDİR”
İzmir’de esnaf ve vatandaşlar karara tepki gösterdi. Bir işletmeci “Bugün hükümetin yaptığı Türk esnafına yapılan bir darbedir. Gelirine karşı yapılmış yanlış bir düzenlemedir. Bugün devletin vergi toplaması gereken yer en üst kademelerdir. Bugün nasıl zenginleştiği belli olmayan zenginlerdir. Halkın eli değildir. Halktan uzak durulması gereklidir. Bu ekonomi politikaları yanlıştır” dedi.
“ZAM OLARAK GERİ DÖNÜŞ YAPACAK”
Döner işletmecisi Levent Şahin şunları söyledi:
*KDV’ler yüzde 10’a çıkarılınca tabi bu bizim için eksi yönlü bir zarar oluyor. Çünkü bizim aldığımız çoğu ürünlerin hepsi yüzde 1. Biz onlarla çalışınca faturalar da geri iadesinde yüzde dokuzluk bir kayıp yaşıyoruz.
*Yüzde 10’luk KDV’yi ödeyebilmek için de daha fazla zam gerekiyor bu sonuçta biz kasap ya da tavukçularla çalıştığımız için onlar yüzde 1 işletiyor. Ama biz de onu kurtarabilmek için o farkı kapatabilmek için yani hatır sayılır bayağı bir zam geliyor.
*Bizim için kötü. Yani bunu bir yüzde 5 oranında gibi sabit tutsa ya da marketlerde yüzde 5 gibi yapsa o zaman belki iyi olur ama KDV bizim için yüksek.
“DEVLET BİZİ DE GÖRMELİ”
*Zam olarak geri dönüş yapacak. Sonuçta işveren de sonuçta aradaki karını korumak zorunda, çalıştırdığı insanlar için ödemeler var giderler var. O aradaki karı tutabilirse bu dükkan ayakta kalabilir. Yoksa iflasa sürüklenir. Sonuçta günümüzde her ay kaç bin adet şirket iflas ediyor? Bu KDV farkının etkileri bunlar. Bize direkt olarak zam yansıyınca biz ertesi gün fiyatları uygulamak zorundayız.
*Bu da müşteriyi azaltıyor. Sonuçta müşteri de haklı. Asgarinin 17 bin gibi bir değer olduğu yerde yemeklerin fiyatının yükselmesi onun 7-8 binlere varan giderler oluşuyor. Düzenleme şart. Çünkü markette bile yüzde 1 çoğu üründe. İşlenik gıdada bile yüzde 1. Bizim aldığımız ürünlerde bizzat ben kendim yapıyorum KDV işlemlerini.
*Ama hala yüzde 1 çoğu yerde ve ona rağmen marketler aşırı fahiş fiyatlarda zam yapıyorlar ve daha çok kazanıyorlar. Yani bizi de görmeli devlet. Bizim paramızla onlar daha çok kazanıyor.
“YÜZDE 9’U ZATEN BANA YÜKLEMİŞ OLUYORLAR”
Bir diğer esnaf ise “Şimdi vatandaş zaten maaşını alırken KDV’si kesilerek alıyor. Ama gidip ekmek aldığında yine kesiliyor. Çalışan da öyle. Gelelim esnafa yüzde 1 KDV ile meyve alıyorum. Yüzde 10’la çıkıyorum. Dünyanın başka bir yerinde böyle bir şey var mı? Yüzde 1 KDV ile aldığım üründe yüzde 10 KDV uygulanıyor. Yani yüzde 9’u zaten bana yüklemiş oluyorlar. Bu durum aslında yöneticilerimiz biliyor ne olduğunu. Yöneticilerimiz sağ olsun bizi çok güzel kullanıyorlar. Kaç sene oldu. Dünyada hiçbir ülkede bu eziyet yok. Gelen müşteri profiline göre de söyleyelim. Yabancılar çok rahat. Para harcarken rahatlar. Bir şey alırken rahatlar. Ama biz buradan Manisa’ya giderken zorlanıyoruz. Bunların zaten klasik söyledikleri düzeltme, ayarlama. Onlar kendince yapıyor ama sıkıntısını biz çekiyoruz. Söyleyebilirim hep bizden çıkıyor yani. Onların da bir düzenleme yapacağı bizi düşüneceği yok” ifadelerini kullandı.
“20 YILDIR İNSANLARI ALIŞTIRDILAR BU KONUYA”
Fırıncı Muzaffer Özcan ise “Bunlar hep düzenleme yapıyorlar zaten. Artış yapmadılar bugüne kadar. Her şeyi düzenlediler. Benzin fiyatlarını da düzenliyorlar. O yüzden biz alıştık düzenlenmeye. Gerçekten bu son 20 yıldır insanları alıştırdılar bu konuya. Yani yüzde 1, yüzde 2, yüzde 5, kimse hiçbir şey ses de çıkartmıyor. Kaç para diyor, sadece soruyor, ödüyor” diye konuştu.
“TAHSİLAT VATANDAŞTAN VERGİ YOLU İLE YAPILIYOR”
Bir vatandaş da “Tahsilat vatandaştan vergi yolu ile yapılıyor. Buna da şaşırmadım çünkü cebinizdeki bütün parayı almak için her türlü çaba sarf ediliyor şu anda. Çünkü kasada para yok. Devlette para yok lüzumsuz harcamalardan dolayı. Gereksiz masraflardan dolayı para yok. Onun yerine bir şeyler koymak zorunda. İşte sonuç da bu oluyor” dedi.
]]>Polisin güvenlik önlemleri aldığı eylemde, katılımcılar ellerinde “Tüm çizgiler aşıldı, somut adım istiyoruz” yazılı pankart ile “Kısıtlama İsrail’le ticareti kesmiyor”, “Kürecik radarı İsrail’in kalkanı”, “Katliama değil direnişe ortak ol” yazılı dövizler taşıdı. Ayrıca “kanlı oyuncak bebek” bırakıldı. Eyleme katılanlar “İşbirlikçi iktidar istemiyoruz” sloganı attı.
“ZEYBEKÇİ’Yİ KINIYORUZ”
Direniş Çadırı gönüllüsü Harun Özkarakaş, AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci’nin açıklamasını hatırlattı. Özkarakaş, “Zeybekçi ‘katliam ayrı, ticaret ayrı’ diye bir garabet açıklama yaptı. Bu açıklamayla İsrail ile yapılan kirli ticareti normalleştirdi. Katliamı basitleştirdi. Zeybekçi’nin Filistin gibi bir davası yoktur olsa olsa İsrail gibi davası vardır. Zeybekçi’yi bu garabet açıklamasından dolayı kınıyoruz.” şeklinde konuştu.
Bu kirli siyasi ve ticari ilişkiden rahatsız olduklarını dile getiren Özkarakaş, “Somut adımlar atın, meydanda hamaset atmayı bırakın. Filistin üzerinden duyar kasmayı bırakın.” dedi.
Direniş Çadırı adına basın açıklaması yapan Ali Altıntaş da Filistin halkının yanlarında olduklarını ifade etti. Altıntaş, “Filistin için sadece göz yaşı dökmenin yetmeyeceğini, ABD ve İsrail’i kınamakla Gazze’ye nefes olunamayacağını cümle aleme ilan ettik. Talebimiz açık ve netti; İsrail’le tüm hızıyla devam eden ticaret başta olmak üzere tüm ilişkiler derhal kesilmeliydi. Aylardır süren yüzlerce eylemde, bizimle birlikte birçok farklı inisiyatifin dile getirdiği bu hakikat sonunda görmezden gelinemeyecek kitlesel bir talebe dönüştü. Hakkı haykıran bu sesin kısılamayacağı, aksine toplumdaki karşılığının giderek güçleneceği anlaşılınca AKP iktidarı, İsrail’le ticarete kısıtlama kararı aldı.” diye konuştu.
“KISITLAMA YETMEZ, AMBARGO GEREK”
Ticaret Bakanlığı’nın İsrail’e aralarında inşaat demirinden yassı çeliğe, mermerden seramiğe kadar 54 ürün grubunu kapsayan ihracat kısıtlaması getirdiğini hatırlatan Altıntaş, özetle şöyle konuştu:
*Siyonizme giden bir demir parçasını daha engelleyecek her adım bir kazanımdır ancak 185 gün sonra gelen sınırlı ve belirsiz bir kısıtlama ile yetinecek miyiz? 185 gün boyunca siyonizmi besleyerek ona can suyu olan, Gazzeli kardeşlerimizin kanına giren rantçı sermayeye ve onlara bu ticaret iznini tanıyan yöneticilere hesap sormayacak mıyız?
*Daha da önemlisi, tam bir boykota dönüşmediği sürece kısıtlamanın ticareti durdurmadığını, yani ihanetin devam ettiğini haykırmayacak mıyız? Niçin ‘Kısıtlama yetmez, ambargo gerek’ diyoruz? Çünkü hâlâ Gazze açlıktan ölürken Siyonistleri bu topraklardan giden gıda ürünleri besliyor.
*Çünkü Azerbaycan petrolü Türkiye üzerinden İsrail’e akmaya devam ediyor. Çünkü Zorlu gibi yerli sermayeler, Siyonistlerle kirli ticaretlerine tam gaz devam ediyorlar. Bugün hem İsrail’le ticaretin tamamen sonlandırılması talebimizi bir kez daha hatırlatmak, ‘kısıtlama’ ile ihanetin bitmediğini ilan etmek hem de İsrail’i koruyan yabancı üslerin derhal kapatılmasını istemek için buradayız.
“İNCİRLİK VE KÜRECİK ÜSLERİ KAPATILSIN” TALEBİ
Ali Altıntaş, İncirlik ve Kürecik üslerinin kapatılması gerektiğini vurgulayarak, “İsrail’in şu an dünyadaki en önemli müttefiki ABD, Kürecik Radar Üssü’nü 2012’de kurmuştur ve hâlâ yönetiminde NATO’nun ABD-Avrupa Ordusu bileşeni yer almaktadır. Hal böyle iken Kürecik radarının elde ettiği istihbaratın İsrail’le paylaşılmadığını iddia etmek mümkün mü? İsrail’e şu an açıkça silah satan, Siyonizmin yanında saf tutan NATO unsurlarının, özellikle Almanya’nın kontrolündeki bir radar ağının İsrail’i korumadığına mı inanmalıyız? Kürecik radarının ve İncirlik Üssü’nün İsrail’i kollayan rolleri ortadayken yapılması gereken artık bellidir; üsler kapatılmalı, emperyalistlerle askeri ittifak sonlandırılmalıdır.”
“KARA BİR LEKEDİR”
İsrail ile Türkiye arasındaki yıllık 9 milyar dolarlık ticaretin derhal kesilmesi gerektiğini söyleyen Altıntaş, “Uzun süre ticaretle ilgili iddiaları savuşturmaya çalışan AKP iktidarının, gelen tepkileri dizginlemek için sözüm ona pek çok ürün için kısıtlama kararı çıkarması bir yandan itiraf, diğer yandan ise ciddiyetsizliktir. ‘İsrail’in Gazze’ye yönelik insani yardımlara izin vermesi’ gibi sınırlı bir şart ile sürülerek ilan edilen bu kararın halihazırda içeriği de yetersizdir ve günü kurtarmaya yöneliktir. Onca katliama ortaklık eden bütün bu ticari faaliyetler, sorumluluk taşıyan her kişi ve kurum için alınlarına kazınmış birer kara lekedir.” ifadelerini kullandı.
ZEYBEKÇİ’YE SERT TEPKİ
Nihat Zeybekci’nin açıklamasını hatırlatan Ali Altıntaş, “Zeybekci’nin açıklamaları ise bütün bu gerçekleri kabul etmeye yanaşmayan herkesin suratına atılan bir tokat olmuştur. Zeybekci’nin kısaca, ‘Katliam var eyvallah ama ticaretten, paradan da vazgeçmeyiz’ anlamına gelen ifadeleriyle işbirlikçiliği alenen kabul etmiştir. Burada sayılması imkânsız kabarık bir listeyi kapsayan bu Siyonistsever tüccarlık, katliama ortak olmanın açık beyanından başka bir şey değildir. Gıdadan enerjiye, Varlık Fonu şirketinin bor madeni satışından bakır kablosuna kadar sayısız ürünün ton ton ihracı yapılmaya devam ediyorsa bize düşen de bu işbirlikçiliğe itiraz etmek olacaktır.” diye konuştu.
Siyonistlerle serbest ticareti savunarak, onca katliama rağmen paradan vazgeçmeyerek Filistin halkından yana olunamayacağını belirten Altıntaş, egemenlerin emperyalistler ve siyonistlerle ilişkileri aklamaya çalışan medya manipülasyonlarına itirazlarını dile getirmeye devam edeceklerini vurguladı.
]]>MEB bünyesindeki öğretmenlerin her kademede görev yaptıklarını ifade eden Tekin, ÖSYM’nin soru hazırlama ekibine bakanlık öğretmenlerinin dahil edilmesini, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinden (ÖSYM) istediklerini söyledi.
Tekin, “Üniversite sınavında sorulacak soruların tamamı, bizim size dağıtımız ders kitaplarından ve müfredattan çıkacak. Öğrencilerin sorulara bakış açısı, soruları çözebilme kapasitesini görebilmek açısından da soru hazırlama havuzunun da yarısının, branşları itibariyle ortaöğretim kurumlarımızdaki öğretmenlerimizden seçilmesini istedik. ÖSYM Başkanımız da bunu kabul etti. Çocuklarımızın tedirgin olacakları hiçbir şey yok.” dedi.
Öğrencilerin okula gitmeleri, ders kitaplarını ve öğretmenlerini takip etmeleri gerektiğini vurgulayan Tekin, ilave bir şeye ihtiyaç olması durumunda, Ortaöğretim Genel Müdürlüğüne (OGM) bağlı Destekleme ve Yetiştirme Kurslarını (DYK) okul müdürlerinden talep etmelerini istedi.
“GÖREVİMİZ ÇOCUKLARIMIZIN İLAVE BİR EĞİTİME İHTİYAÇ DUYMAMALARI”
Bakan Tekin, “Ders kitaplarından üniversite sınavlarında soru gelip gelmeyeceği” sorusu üzerine, “Bizim OGM’nin materyalleri ve EBA üzerinden oluşturduğumuz materyallere öğrenciler odaklansınlar. İnanın başka bir şeye gerek yok. Bakanlık görevimiz, zorunlu eğitim çağındaki çocuklarımızın ilave bir eğitime ihtiyaç duymamalarını sağlamak, kademeler arası geçişteki mekanizmaları ücretsiz bir biçimde çocuklarımız, gençlerimiz, velilerimizle paylaştırmak.” yanıtını verdi.
“Yeni müfredat elden ele geziyor zaten adrese teslimdir” eleştirilerine yönelik de açıklamalarda bulunan Tekin, bakanlıkta ekiplerin kurulduğunu ve müfredata ilişkin tartışmaların takip edildiğini, askı sürecinin mantığının da takip olduğunu söyledi.
Tekin, müfredata en ağır eleştirileri yapanlar da dahil katkı veren herkese teşekkür ederek, “Yeni müfredat cuma günü saat 14.30 itibariyle yayınlandı. 14.30’dan itibaren bakanlığa bildirilen toplam görüş sayısı 14 bin 595. Programın indirilme sayısı da 978 bin. İndirenler bu programı inceliyor ve bize bunlar geri dönüş olarak gelecek.” ifadelerini kullandı.
Müfredat için binin üzerinde kişiyle çalıştıklarını dile getiren Tekin, şunları kaydetti:
“Türkiye koşullarında programımızın sızmadığını ya da birileri tarafından paylaşılmadığını iddia etmek çok mümkün değil. Çalışan arkadaşlarımız yakın çevresiyle iyi niyetle paylaşmışlardır. Eğer paylaşıldıysa taslak halidir o da. Son hali bizim askıya çıktığımız hali zaten ve bu da sır değil. Bundan bir rahatsızlığım yok. Bu programların ‘yayın evlerinde elde ele gezmesi’ yorumu esas beni rahatsız eder. Bunu söyleyen kişi kesinlikle iyi niyetli değildir. Biz kademeli bir biçimde programı hayata geçireceğimizi de ilan ettik.
Müfredat çalışmasını, 2024-2025 yılı başlarken eylül ayında okul öncesi 1, 5 ve 9’da yapacağımızı söyledik. Eğer sizin söylediğiniz ‘belli yayınevlerini koruduk ve onlara verdik, siz buyurun kitap hazırlayın’ iddiası doğru olsaydı eğer, o yayınevlerinin Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığımızın onay sürecine kitapları sunmaları ve onaylanıp basılması gerekirdi. Bu çok manipülatif bir bilgi.”
“ÖZEL YAYINEVLERİNDEN KİTAP TALEP ETMİYORUZ”
Bakan Tekin, kitap yazımları için yazım komisyonları oluşturduklarını ve bu kitapların Milli Eğitim Bakanlığı yayını olarak Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının onay sürecine gireceğini aktararak, “Özel yayınevlerinden kitap talep etmiyoruz. Dolayısıyla bu, yalan bile diyemeyeceğim kadar iftiradır. Böyle bir şey mümkün değil.” diye konuştu.
Tekin, program askıya çıkıp son halini aldıktan sonra web sayfasında paylaşacaklarını, o andan itibaren de özel yayınevleri dahil herkesin istediği şekilde programa uygun kitap yazabileceğini, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının onay sürecini başlatacaklarını söyledi.
2025-2026’dan itibaren bu programa göre yazılmış, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının onayladığı kitapların bakanlık tarafından satın alınıp basılacağını bildiren Bakan Tekin, “2, 6 ve 10, 11 ve 12. sınıfların eski programı uygulandığı için onlarla ilgili olarak yayınevlerinin normal ihale süreci devam ediyor. Yayınevlerinin yazdığı kitaplar Bakanlığımızın başlattığı ihale sürecine girecekler ve daha önceki yıllarda olduğu gibi orada satın alıp, basıp çocuklarımıza dağıtmış olacağız.” bilgisini verdi.
“KARŞILAYACAK SAYIDA ÖĞRETMENİ İSTİHDAM ETMEK BENİM HAYALİM”
Bakan Tekin, “Bazı kavramların müfredattan çıkartıldığı, ‘cihat’ kavramı gibi kavramların dikte edildiğine yönelik eleştiriler var. Değerlendirmeniz nedir?” sorusu üzerine, bu eleştiriyi sosyal medyadan duyduğunu ifade etti.
Cihat kavramına yönelik eleştirilere özellikle baktığını belirten Tekin, “Cihat kavramı müfredata sayısı artırılarak konulmamış, mevcut programdaki versiyonlar devam ettirilmiş.” dedi.
Tekin, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR) programı mezunlarının atamasına yönelik sorunun ardından rehberlik hizmetlerinin öneminin de altını çizerek, “Öğrencilerimizin bu tür ihtiyaçlarını karşılayabilecek sayıda öğretmeni istihdam etmek benim hayalim. Yani bunu ben de arzu ediyorum. Bu benim kişisel düşüncem. Ama bir de realite var. Her yıl nihayetinde atamak üzere bize tanımlanan bir kadro tanımı var.” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Tekin, yakın zamanda atama rakamlarının da açıklanacağını bildirdi.
“‘Bilgi çağındayız’, ‘yabancı dil eksildi’, ‘Resim ve müzikle ilgili çok bir şey göremedik’ şeklinde sosyal medya yorumlarından bahsedilmesi ve “Yabancı dil dersini neden çıkardınız?” sorusu üzerine Tekin, “Biz yüzlerce ders okutuyoruz, yüzlerce dersimiz var. Biz taslakta sadece ‘mihver dersler’ dediğimiz 21 zorunlu dersin programını açıkladık. Diğerleri zaten devam ediyor. Yani onlarla ilgili program açıklanmadı diye, onlarla ilgili durumda eksiltme ya da çıkartma söz konusu değil.” yanıtını verdi.
Tekin, müfredat taslağının yayınlanmasının ardından yarım saat içinde çeşitli eleştirilerle karşılaştıklarını belirtti. Bu eleştirilerin çeşitli boyutları olduğunu ve farklı toplumsal kesimlerden geldiğini dile getiren Tekin, bazı eleştirilerin popülist yaklaşımlarla yapıldığını vurguladı.
Bakan Tekin, müfredatın ne kadar süreyle askıda kalacağına ilişkin soru üzerine ise, Anadolu Ajansı ile röportajında da aynı soruyu cevapladığını anımsatarak, “Bir hafta diyoruz ama bir bakarız ki biz toplumsal tartı, toplumsal kesimlerden yine yoğun bir şekilde talep geliyor; eleştiri, düşünce, görüş geliyor; biz bunları uzatabiliriz yani burada bir problemimiz yok. Hiç endişe edilmesin, biz tamamen şeffaf kamuoyunu açık bir biçimde müfredatımızı revize etmek istiyoruz.” diye konuştu.
Mülakatla öğretmen seçimi konusunda da açıklamalarda bulunan Tekin, öğretmenlerin seçiminde en iyi ve en donanımlı adayların belirlenmesinin önemli olduğunu ve mülakatın doğru bir yöntem olduğunu söyledi.
“LGS TARİHİNDE DEĞİŞİKLİK YOK”
Tekin, ortaokul öğrencilerinin Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınava hazırlandıklarını hatırlatarak, sınav takviminde herhangi bir değişiklik olmayacağını, sınavın 2 Haziran’da gerçekleştirileceğini açıkladı.
“Şu andaki beklentiler, her yılki kalitede olacağı. Tek fark, artık öğrenciler kendi okullarında değil eskiden de olduğu gibi farklı okullarda girecekler.” ifadelerini kullanan Tekin, merkezi sınavla kademeler arası geçiş konusu üzerine ise çalışılması gerektiğini kaydetti.
Çok sayıda öğrencinin LGS’ye dahil edildiğini dile getiren Tekin, “Proje okullarının sayısının azaltılması gerekiyor, sadece proje okulu değil, genel anlamda toplam öğrenci kitlesinden yani sınavlı öğrenci alan okul sayılarını biraz azaltmamız gerekiyor.” açıklamasında bulundu.
Bakan Tekin, şöyle devam etti:
“Bugünün konusu değil yanlış bir anlaşılma olmasın. Ama nihayetinde biz çocuklarımızın üzerindeki sınav baskısını azaltmak istiyorsak eğer, bir milyon öğrencinin sınava girmesi çok doğru bir yaklaşım değil. Biz hem okulların kontenjanlarını hem de sınava giren öğrenci sayısını azaltacak tedbirleri kademeli bir biçimde hayata geçireceğiz.”
ÖĞRETMENLERİN YER DEĞİŞİKLİĞİ TALEBİ
Öğretmenlerin şiddetle karşı karşıya kaldığında yer değişikliği taleplerinin karşılanması için yönetmelikte düzenleme yapılacağını da belirten Tekin, İstanbul Sarıyer’deki Prof. Ali Kemal Yiğitoğlu Ortaokulu’nda bir öğretmenin, bir velinin yumruklu saldırısına uğradığını anımsatarak, şunları söyledi:
“Şimdi bu İstanbul’da yaşadığımız olayla ilgili teknik olarak bizim şöyle bir sıkıntımız var, öğretmen arkadaşımızın yerini değiştirmek istediğimizde mevzuatla ilgili bir sorunla karşı karşıya kalıyoruz. Ben personel genel müdürümüzden rica ettim, yönetmeliğimize bununla ilgili bir hüküm de koyuyoruz. Yani bu türden bir şiddetle karşı karşıya kalan arkadaşımız, eğer okulda çalışmak istemiyorsa başka bir okula da kadrosunun aktarılmasıyla ilgili bir hüküm. Öğretmen arkadaşlara bu vesileyle müjdeyi verelim.”
]]>
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve eşi Didem Özel, Festivale, Manisa Valisi Enver Ünlü, CHP Manisa milletvekilleri Bekir Başevirgen, Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, CHP Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül, AKP Manisa milletvekilleri Tamer Akkal, Mücahit Arınç, MHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay, CHP Parti Sözcüsü Deniz Yücel, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay, Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, Manisa’yı, Mesir’i Tanıtma ve Turizm Derneği Başkanı Ufuk Tanık, protokol üyeleri ve vatandaşlar katıldı.

MEHTER TAKIMI EŞLİĞİNDE KORTEJ YÜRÜYÜŞÜ
Büyükşehir belediyesi mehter takımı eşliğinde kortej yürüyüşü yapıldı. Kortejde, Manisa’da yetişen Osmanlı padişahları, şehzadeler, Hafsa Sultan ve Merkez Efendi de temsil edildi. Öte yandan kortej boyunca Türk ve yabancı halk oyunları ekipleri, gösteriler sundu. Valilik önünden başlayarak Sultan Camisi önünde son bulan kortej boyunca protokol üyeleri, halkı selamladı. Temsili Hafsa Sultan’ın, Merkez Efendi’ye berat vermesinin ardından Sultan Camisi’nin kubbe ve minarelerinden, alanda ellerini açarak bekleyenlere şifalı macunlar saçıldı.

ŞEMSİYE AÇIP, TERS ÇEVİRDİLER
20 dakika boyunca 41 ayrı noktadan 7 ton mesir macunu, saçıldı. Bazıları, çıktıkları aydınlatma direkleri ve ağaçlar üzerinde şemsiyelerini ters çevirerek, mesir macunu topladı. Halk, şifalı olduğu belirtilen macunlardan kapmak için birbiriyle yarıştı. Mesir macunları camiye yakın binalardan da saçıldı. Öte yandan festivalde, 4 bin polis, jandarma ve özel güvenlik görevlisi görev yaptı.

MESİRİN TARİHÇESİ
Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in eşi, ‘Muhteşem Süleyman’ olarak tarihe geçen Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan, Manisa’da hastalanır. Hafsa Sultan’ın yaptırdığı Sultan Camisi Medresesi’nin başına getirilen Merkez Efendi, bitki ve baharatların karışımından oluşan bir macun hazırlar.

41 çeşit baharat karıştırılarak, hazırlanan macunu yiyen Hafsa Sultan sağlığına kavuşur. Daha sonra Hafsa Sultan, hastalara bu macunun verilmesini ister. Hafsa Sultan, daha sonra kağıtlara sardırılan macunun kendi yaptırdığı Sultan Camisi’nin kubbe ve minarelerinde halka saçılmasını buyurur. Halk, her yıl 21 Mart günü Sultan Camisi’nin önünde kendiliğinden toplanmaya başlar. Böylece Manisa Mesir Şenlikleri doğar. 1539’dan bu yana on binlerce insan, Sultan Camisi etrafında toplanır, doğanın uyanışı, baharın gelişini, bereket ve bolluğun başlangıcını seyreder.

41 ÇEŞİT BAHARAT KULLANILIYOR
483 yıldır içeriği bozulmadan hazırlanan mesir macununun içinde şunlar bulunuyor:
“Tarçın, karabiber, yenibahar, karanfil, çörek otu, hardal tohumu, anason, kişniş, zencefil, hibiskus, zerdeçal, Hindistan cevizi, rezene, kebabiye, sinameki, sarıhalile, vanilya, darı fülfül, kakule, havlıcan, hıyarşembe, safran, kimyon, çam sakızı, mürsafi, meyan balı, zulumba, limon kabuğu, portakal kabuğu, deve dikeni tohumu, keten tohumu, keçiboynuzu, udi hindi, ısırgan tohumu, ak biber, üzüm çekirdeği, hayıt tohumu, biberiye, funda yaprağı, melisa otu, karahalile.”
]]>Açıklamada, Halevi’nin, İsrail Güney Bölgesi Komutanı Tümgeneral Yaron Finkelman ve bazı komutanlarla yaptığı görüşmelerin ardından Gazze Şeridi’ndeki savaşı sürdürme planlarını onayladığı aktarıldı.
İsrail’in “Walla” internet sitesindeki habere göre, Genelkurmay Başkanı’nın görüşmeler sırasında Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ı işgal etme yönündeki operasyonel planları onayladığı aktarıldı.
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich de bugün yaptığı açıklamada, Binyamin Netanyahu başbakanlığındaki hükümetin Refah’ı işgal etmediği müddetçe var olma hakkının bulunmadığını söylemişti.
HAMAS YARIN AÇIKLAMA YAPACAK
“Al Qahera News”in haberine göre, Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti, hareketin Gazze’deki ateşkes önerisine ilişkin yanıtını iletmek üzere pazartesi günü Kahire’ye gelecek.
AA muhabirine konuşan isminin açıklanmasını istemeyen Filistinli bir kaynak da Hayye başkanlığındaki Hamas heyetinin Gazze’deki ateşkes önerisine ilişkin yanıtını iletmek üzere yarın Mısır’a geleceğini doğruladı.
Filistin İslami Direniş Hareketi Hamas, dün, İsrail’in, 13 Nisan’da arabulucu Mısır ve Katar’a ilettiği esir değişimi ve ateşkes anlaşmasına dair tutumuna ilişkin resmi yanıtını aldığını duyurmuştu.
Hamas Siyasi Büro Üyesi Halil el-Hayye, 24 Nisan’da yaptığı açıklamada, İsrail ile dolaylı müzakerelerde esnek bir tutum sergilediklerini ancak Tel Aviv yönetiminin Gazze’ye yönelik savaşı bitirmeyi reddederek süreci uzattığını söylemişti.
İstihbarat Şefi Abbas Kamil’in başkanlığındaki Mısır heyeti de İsrail ile Hamas arasında esir takası müzakerelerini görüşmek için dün İsrail’e gitmişti.
İsrail hükümetinin, Hamas ile esir takası müzakerelerine “son bir şans vermeye hazır olduğunu” ancak müzakerelerde ilerleme kaydedilmezse Refah’a kara saldırısı başlatacağı mesajını Mısır tarafına ilettiği bildirilmişti.
REFAH NEDEN ÖNEMLİ?
Gazze’nin güneyinde Mısır sınırında yer alan Refah şehri, İsrail saldırılarından önce yaklaşık 280 bin Filistinliye ev sahipliği yapıyordu. İsrail’in 7 Ekim’deki saldırıları nedeniyle 2,3 milyon nüfusa sahip Gazze Şeridi’nde 1,9 milyon kişi yerinden oldu.
Yerinden edilen Filistinlilerin büyük bölümü, İsrail’in daha önce “güvenli olduğunu” iddia ettiği Refah’a sığındı. Kuzey bölgelerden gelenlerle Refah’ın nüfusu 4 katından fazla artarak 1,5 milyona ulaştı.
Yeterli konut olmaması nedeniyle Refah’a sığınan Filistinlilerin büyük bir bölümü derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda yaşam mücadelesi veriyor.
İsrail güçleri, Refah kentini sık sık hava saldırılarıyla hedef alıyor. İsrail’in Refah kentine kara saldırısı başlatması halinde sivillerin Gazze Şeridi’nde sığınacak bir yerinin kalmayacağından endişe ediliyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 9 Şubat’ta İsrail ordusu ve güvenlik teşkilatına “Refah’a saldırı planı hazırlanması” talimatını vermişti.
MERON HAVA ÜSSÜNE SALDIRI
İbranice yayın yapan Kanal 7 televizyonuna göre, dün gece Lübnan’ın güneyinden İsrail’in kuzeyine yoğun füze saldırısı yapıldı.
Saldırı sonucu yaralanan bir askerin Zeif Safad Hastanesi’ne kaldırıldığı ve tedavinin ardından taburcu edildiği belirtildi.
İsrail’in kuzeyindeki Yukarı Celil bölgesinde bulunan Bar Yohai yerleşim birimi ve Meron Hava Üssü güzergahında Lübnan topraklarından 26 füzenin geçiş yaptığı ve sınırı geçen bazı füzelerin imha edildiği bazılarının da boş alana düştüğü belirtildi.
Televizyon kanalı, saldırının ardından İsrail Hava Kuvvetlerinin karşılık olarak, Lübnan’ın güney sınırındaki Maron Ras beldesinde bulunan Hizbullah hedeflerini vurduğunu ayrıca, Tayr Harfa ve Yarin beldelerindeki Hizbullah’ın askeri altyapısını tahrip ettiğini kaydetti.
Öte yandan Lübnan resmi haber ajansı NNA, İsrail saldırısını doğrularken, savaş uçaklarının gece yarısı öncesinde Tayr Harfa ve Dahira beldelerinin çevresine düzenlediği saldırılarda evlere ve tarım alanlarına büyük zarar verdiğini duyurdu.
Lübnan’daki İran destekli Hizbullah’tan yapılan açıklamada ise, sınır hattı üzerinde yer alan Meron yerleşim birimi ve çevresinin onlarca katyuşa füzesiyle hedef alındığı ifade edilmişti.
Son verilere göre, İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten beri devam eden çatışmalarda 287 Hizbullah mensubu, 56 Lübnanlı sivil, 18 Emel Hareketi, 13 Hamas, 12 İslami Cihad mensubu ile 7 İsrailli sivil ve 12 asker öldü.
]]>
Carl Jensen, kariyerinin büyük bölümünde 60’lı yaşlarında emekli olmayı planladı. Ancak 40’lı yaşlarının başında, “Yavaş Yavaş Zengin Olun” ve “Mr. Money Mustache” gibi bloglar aracılığıyla Finansal Bağımsızlık, Erken Emeklilik (FBEE) topluluğunu keşfetti.
Jensen 2013 yılında henüz 40 yaşındayken 1 milyon dolarlık bir portföy oluşturma ve 1500 gün içinde emekli olma hedefini belirledi.
Kendisinin ve eşi Mindy’nin yolculuğunu belgelemek için “Özgürlüğe 1500 Gün” adlı bir blog kurdu.
Jensen’ler 2013 yılındaki planlarına başlarken yaklaşık yarım milyon dolarlık yatırımları vardı. Ancak akıllarında belirli bir erken emeklilik hedefi varken yatırım stratejilerini yenilediler ve sonuçlarını görmeye başladılar. Yatırımlarının 2016 yılında ilk kez yedi haneli rakamları aştığını söylediler.
Böylece Nisan 2017’de Carl Jensen yazılım mühendisliği işinden ayrıldı.
Jensen ailesi 2013 yılında 586 bin dolar olan yatırım portföylerini 2024 yılında 4,6 milyon dolara çıkardı. Çiftin yatırımları ve evleri de dahil olmak üzere net serveti şuan 5 milyon doların biraz üzerinde.
NASIL ERKEN EMEKLİ OLDULAR?
50’li yaşlarının başında olan ve Colorado’da ikamet eden çift yatırım yolculuğunun ayrıntılarını Businnes Insider’a anlattı. İşte Jensen ailesinin yatırım yolculuğunun ayrıntıları…
Jensen ailesi Sahip oldukları tüm hisse senetlerini ve fonları bloglarında paylaşıyor.
Çiftin bireysel hisse senetlerine yatırılmış yaklaşık 2 milyon doları var. Ağırlıklı olarak Tesla, Meta, Amazon ve Google gibi teknoloji hisselerine sahipler.
Çift 2010’ların başında henüz erken emeklilik planlarına başlamadan önce satın aldıkları bu hisselerin yanında parayı değerlendirmek için başka yollar da olduğunu öğrendi.
Bireysel hisse senetleri, portföylerinin en büyük kısmını (yaklaşık yüzde 42) oluşturuyor. Ancak bu durum çiftin yatırım felsefesini tam olarak yansıtmıyor.
Mindy, “Bireysel hisse senetlerini elimizde tutmak servetimizi artırmanın harika bir yolu değil. Çünkü hiçbir yere gitmeyen bir hisseye de kolayca yatırım yapabilirdik. Ancak, çoğunlukla, bireysel hisse senetlerimizle çok iyi iş çıkardık çünkü Carl çok fazla araştırma yaptı. Teknoloji alanında çalıştı, bu şirketleri tanıyordu ve misyon ve vizyonlarına inanıyordu” diyor.
ENDEKS FONLARINA VE GAYRIMENKULE YÖNELDİLER
Çiftin portföylerinin yaklaşık yüzde 20’si ise çeşitli endeks fonlarında (ETF) bulunuyor. Endeks fonu yatırımının neredeyse herkes için doğru bir işlem olduğu görüşünde olan Carl, “Hayatımızın bu noktasında yeni paramızın neredeyse tamamı endeks fonlarına gidiyor” diyor.
Aile, doğası gereği çeşitlilik içeren ve düşük maliyetli olma eğiliminde olan bu tür fonlara daha önce de yatırım yapmaya erken emeklilik kararı alınca başladı.
Jensen’ler çeşitli gayrimenkul yatırım stratejileri deniyor. Şu anda sekizinci “içinde oturulan ev” projelerini tamamlamak üzereler. Bu projede bir ev satın alınıyor, içinde yaşarken evi onarıyor ve sonra yeniden satıyorlar.
İkili yalnızca 3 bin dolar gibi küçük bir miktar parayı nakit olarak tutuyor. Ayrıca arkadaşlarından birine ait yerel bir içki fabrikasına da yatırım yapmış durumdalar.
Yatırımın son derece kişisel bir konu olduğunun farkında olan Jensen’ler, yatırımın temellerine giriş olarak J.L. Collins’in “Zenginliğe giden basit yol” adlı kitabını tavsiye ediyor.
Genel yatırım tavsiyelerine sorulunca, Carl “Tamamen pasif olmak istiyorlarsa endeks fonları kullanmalılar. Ama eğer emek harcamaya istekliyseniz gayrimenkulle daha fazla para kazanabilirsiniz” diyor.
]]>İşte uzmanların güne iyi bir başlangıç yapmak için yapmanız gerektiğini düşündüğü şeyler…

1. Akşam yemeği sonrası yürüyüşe çıkın
Akşam yürüyüşü sadece havanın tadını çıkarmak için güzel değildir, aynı zamanda sağlığınıza da yardımcı olabilir.
Araştırmalara göre, akşam yemeğinden sonra yavaş bir yürüyüş yapmak da kan şekeri seviyesini düşürmeye yardımcı olabiliyor. Çok sayıda çalışma, her gün doğada vakit geçirmenin kan basıncınızı kontrol altında tutmanıza yardımcı olabileceğini gösteriyor.
2. Telefonunuzu başka bir odada şarj edin
Telefonunuzu alarm saatiniz olarak kullanıyorsanız yalnız değilsiniz. Ancak uzmanlar, telefonunuzu yatak odanızdan çıkararak uyku kalitenize ciddi bir iyilik yapabileceğinizi söylüyor.
Yale Üniversitesi psikoloji profesörü Laurie Santos, HuffPost’a, “Yatmadan yaklaşık 30 dakika önce ekranlarınızı kapatın ve geceleri onları kontrol etme isteğine kapılmamak için cihazlarınızı yatağınızdan uzak tutun. Ayrıca sosyal medyayla veya e-postanızla işi olmayan eski tarz alarm saatlerinden birini almanızı da öneririm.” dedi.
3. Sıcak bir banyo yapın
Uzmanlar, duşun iyi olduğunu ancak akşamları yatmadan önce banyo yapmanın mutluluk için gerçekten yardımcı olabileceğini söylüyor.
Zihin-beden psikoloğu Justine Grosso, HuffPost’a, “Duş almak yerine tamamen suya dalmanın, depresyonlu kişilerde ruh halini iyileştirdiği görüldü.” dedi. Psikolog, aynı zamanda uykusuzluk çeken kişilerin uykusunu iyileştirdiğinin ve kardiyovasküler sistemi güçlendirdiğinin tespit edildiğini de ekledi.
4. Kendinizle ilgilenin
Vücut taramaları, akşamları kendinizle görüşmenin bir yoludur.
Wisconsin-Madison Üniversitesi Sağlıklı Zihinler Merkezi’nde araştırma bilimcisi olan Cortlandt Dahl, “Başınızdan başlayıp ayak parmaklarınıza ulaşana kadar yavaşça aşağıya doğru ilerleyerek vücudunuzun her bir kısmına dikkat edin. Bedeninizde fark ettiğiniz hisleri ciddiye alın.”
Dahl, bu tekniğin stresinizi atmanıza ve günün stresinden kurtulmanıza yardımcı olmasının yanı sıra “iç dengeyi” yakalamanıza da yardımcı olabileceğini söyledi.
Ayrıca derin nefes almayı veya hafif esnemeyi de deneyebilirsiniz, bunların her ikisi de parasempatik sinir sistemini harekete geçirebilir ve sizi daha fazla dinlenmeye hazırlayabilir.
5. Başardığınız her şeyi düşünün
Birçok uzman, gününüzü derinlemesine düşünmenin mutlu bir şekilde uykuya dalmanın harika bir yolu olabileceğini vurguladı.
İngiltere merkezli psikolog Lee Chambers, “Ne kadar küçük olursa olsun, bir hedefe doğru atılan adımları, üstesinden gelinen zorlukları veya tamamlanan görevleri not edin” dedi.
Uzman, tek bir günde ne kadar çok şey başardığınızı not etmenin, ertesi sabah olumlu bir uyanma için zemin hazırlamaya yardımcı olabileceğini ekledi.
6. Neye minnettar olduğunuzu yazın
Uzmanlar her günün sonunda minnettar olduğunuz üç şeyi yazmanızı önerdi. Bu öğeler büyük ya da küçük olabilir, ancak her iki durumda da, Kaliforniya Üniversitesi Profesörü Robert Emmons’a göre, nimetlerinizi saymanın “refahınızda önemli iyileşmelere” yol açtığı biliniyor.
Dahl, her akşam uykuya dalarken neye minnettar olduğunuzu düşünmek için birkaç dakikanızı ayırırsanız, doğal olarak daha az stresli ve hayata daha bağlı hissedeceğinizi ekledi.
]]>İlk olarak 25 Mart’ta kayıtlara geçen ABD’deki süt inekleri arasındaki H5N1 kuş gribi salgını şu anda sekiz eyalette en az 33 sürüye yayılmış durumda. Çarşamba günü, piyasada satılan sütte virüsün genetik kalıntıları ortaya çıkarken yetkililer sütlerin güvenli olduğunu duyurdu. Buna rağmen olası bir salgın riskinin önüne nasıl geçileceği de merak konusu oldu.
Bu virüsün hayvanlardan insanlara geçmesinden endişe edilirken şu an kayıtlara geçmiş tek bir vaka bulunuyor… Fakat ABD Başkanı Joe Biden’ın corona virüsü danışma kurulunda görev alan bilim insanı Rick Bright durumun daha da kötüye gidebileceğini New York Times’a açıkladı. Bright, “H5N1 bulaşmış bir kişi ile 10 kişi arasında ince bir çizgi var. Rakam 10 kişiye çıktığında büyük ihtimalle çok geç kalmışızdır” ifadesini kullandı.
HASTALIK NASIL YAYILIYOR?
Teksas eyaletinde tarımdan sorumlu komiseri Sid Miller, salgının izlerinin Şubat ayına kadar gidebileceğini söylerken bölgedeki birçok sürünün de bundan etkilenmiş olabileceğini dile getirdi. Öte yandan Bright, bu tür verilerin tutulmadığını söylerken New York Times, hayvanların telef olmasına sebep olan bu hastalığın insanlık için de korkunç bir trajediye evrilebileceğini dile getirdi.
İnek sütlerindeki enfeksiyon oranının çok yüksek olmasından dolayı hastalığın süt sağım makineleri ya da ahırların temizliği sırasında bulaşabileceği ihtimali üzerinde duruluyor. Hastalığın hayvanlar arasındaki bir diğer yayılma ihtimali de ineklerin yemleri olarak öne çıkıyor. New York Times, ABD’de çiftçilerin kümes hayvanlarının artık yatak malzemelerini (tüyler, dışkı, dökülen tohumlar) ucuz bir ek protein kaynağı olarak süt ve besi sığırlarına vermesine izin verildiğine dikkat çekti.
“SÜTÜ İÇEN KEDİLER ÖLDÜ”
Öte yandan ABD’deki birçok eyalette pastörize olmayan sütlerin yasal olarak satılabildiği hatırlatılırken bu durumun çok ciddi sağlık sorunları oluşturabileceği de belirtildi.
Dr. Bright yaptığı açıklamada, “Bu çok ciddi bir sağlık sorunu teşkil ediyor. Özellikle enfekte olmuş sütleri içen kedilerin öldüğü göz önünde bulundurulursa” dedi.
Yetkililer hayvanların doğru bir şekilde virüs testi yapılması gerektiğini açıklarken buna rağmen çok dağınık bir şekilde virüs testlerinin yapıldığı vurgulandı. Testlerin hangi ortamlarda yapılıp yapılmadığının bilinmediği duyurulurken bunların doğru bir şekilde tasnif edilmediğine de dikkat çekildi.
ABD Tarım Bakanlığı’nın hastalanan hayvanların gen dizilimlerini ve diğer verilerini zamanında paylaşmadığı da açıklanırken, paylaşılan verilerin de çok farklı bir formatta olmasının bilim insanlarının elini kolunu bağladığı açıklandı. New York Times’ın haberinde ABD’nin önde gelen kurumlarından Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) hastanelerin acil servislerindeki verileri izlediği belirtilirken, gözle görülür bir artış yaşanması durumunda çok geç kalınabileceği de aktarıldı. New York Times’a konuşan CDC yetkilileri şu ana kadar 23 kişinin hastalık testi olduğunu da söyledi.
]]>
1 MAYIS RESMİ TATİL Mİ?
1 Mayıs Türkiye’de resmi tatil olarak kutlanıyor. 1 Mayıs ülkemizde 15 yıldan bu yana resmi tatil takvimi içerisinde yer alıyor.
1 MAYIS HANGİ GÜN?
1 Mayıs, 2024 yılında Çarşamba gününe denk geliyor. Bu gün kamu kurum ve kuruluşları kapalı olacak.
1 MAYIS GÜNÜ OKULLAR TATİL Mİ?
1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı da resmi tatil olduğu için kamu kurum ve kuruluşları kapalı olacak. Bu tarihte okullar da tatil olacak.
1 MAYIS NEDEN KUTLANIYOR?
İlk kez 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler.
1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Şikago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece ön yargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştı.
Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı.
Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.
Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. Günümüzde sosyalist ülkelerde (Çin Halk Cumhuriyeti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs’ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bazı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem biçimini de alır.
1 MAYIS’TA BANKALAR ÇALIŞIYOR MU?
1 Mayıs hem resmi tatil hem de hafta sonu olduğu için bankalar vatandaşlara hizmet vermeyecek. İnternet bankacılığında ise hafta sonu olduğu gibi EFT işlemleri ilk mesai saatinde gerçekleşecek.
]]>AKP’nin 20 yıl yönettiği Kilis’te belediye başkanlığını kazanarak büyük başarıya imza atan CHP’li Hakan Bilecen, “Gaziantep’in gölgesinde kalmış” dediği Kilis’i hak ettiği kimliğe kavuşturacaklarını söyledi. SÖZCÜ’yü ziyaret eden Bilecen’in ilk uygulamalarından birinin Arapça tabelaların kaldırılması olduğunu söyledi. Bilecen, “Suriyeli esnaf için tabelalarla ilgili kanun yetkisini kullanıyorum. Arapça tabelaları kaldırtıyoruz. ‘Kanun ne diyorsa herkes uyacak’ dedim. Her yere Türk Bayrağı astım Kilis’te. Herkes aynı bayrağa bakmak zorunda” dedi. “Asla bahanelere sığınamayız” diyen Bilecen projelerini şöyle anlattı:
KİLİS MİLLİYETÇİSİYİM
“Kilis 4 tarafı kapalı bir şehir. Artık bu şehrin kaçakçılıkla mültecilerle anılmasını istemiyorum. Bu şehrin konserlerle festivallerle anılmasını istiyorum. 3 Mayıs’ta Hatay Medeniyetler Korosu, 19 Mayıs’ta Zara Kilis’e gelecek. Kilis mutfağı özeldir. Gaziantep’i takdir ediyorum ama artık Kilis milliyetçisi bir belediye başkanı var. Fatma Şahin ne kadar Antep milliyetçisiyse ben de o kadar Kilis milliyetçisiyim. Kilis’in baklavasını herkes yiyecek. Fıstık Kilis’te yetişiyor ama Antep fıstığı. Hızlıca tescil başvuruları yapacağız. Üzümümüz çok meşhurdur. Fabrikamız önce özelleştirildi sonra yıkıldı. Üzüm entegre tesisi kurarak tüm dünyaya üzüm suyu, şarap, pekmez satabiliriz. Bunun için Kilis’te Kilis Üreten Kadınlar Kooperatifi kurdum. Kadınlara çok değer veriyorum.”
SEÇMENLER CHP’YE OY VERMEYİ UNUTMUŞTU
Kilis’in 1995’te il olduğunu hatırlatan Bilecen, “AKP’nin kuruluşundan beri muhtarlar dahil AKP’nin yönetimdeydi. Kilis’in iyi temsil edilmediğini gördüm ve elimi taşın altına koymak istedim. Hiçbiri siyasi geçmişim yoktu ama 5 yaşından beri birlikte büyüdüğüm ve bugün Kilis’in önde gelen isimleri olan arkadaşlarımla çalıştım. Onların da siyasi geçmişi yoktu fakat toplumda sevilen sayılan insanlar oldukları için halk bizi dineldi.
NÜFUS 300 BİN
Kilis’te yüzde 70 sağ kesim var. CHP’ye oy vermeyi unutmuş bir seçmen vardı. Her kesimin anlayacağı dilden konuştuk ve kazandık” dedi. Kilis’te 250- 300 bine yakın kişi yaşadığını da söyleyen Bilecen “Bunun 122 bini Türk vatandaşı. 80 bin kayıtlı Suriyeli var. Kalanlar da gezer geçer Suriyeliler. Belediyenin 120 bin kişilik ödeneği var ama 250 bini aşkın kişiye hizmet veriyoruz” diyerek bu konudaki sıkıntıyı dile getirdi.
AKP’liler annelerini bile işe aldırmışlar
Hakan Bilecen, AKP’den CHP’ye geçen birçok belediyedeki gibi önce Kilis’in borçlarını meydanlara astı. Kilis’te yıllardır devam eden bir ‘bankamatik işçiliği’ olduğunu anlatan Bilecen şunlara vurgu yaptı:
‘İSTİFA EDİN’ DEDİM
“AKP’nin Kilis’e yaptığı en güzel şey belediye binası. Parklar, sokaklar, kamu binaları bakımsız ama belediye binası dört dörtlük. Belediyenin borcu ise 502 milyon TL. Aylık 45 milyon TL gelirimiz olduğunu düşünürseniz bu benim 1yıllık bütçem. Bir belediyenin borcu olur; hizmet yaparsınız, altyapı yaparsınız, bina yenilersiniz, borcu olur. Ama bunlar hem çalışmamış hem borçları var. Çok fazla işçi alınmış. Çok fazla maaş ödüyoruz. İşe gelmeden maaş alan çok insan var. Hükümet partisinin Kilis’te her kademesindeki insanlar, kendileri ve annelerine kadar işe girmişler belediye şirketinden. Bunlar hala çalışıyor görünüyorlar. Kilis küçük yer herkes biliyor ama AKP il yöneticisi belediyede işçi gözüküyor. İş yapmayıp maaş alıyor. AKP ilçe yöneticilerinden biri park bahçeler müdürlüğünde işçi olarak gözüküyor. Müteahhitlik yapan bir adam 10 kat zengin. Ama belediyenin şirketinden asgari ücret alıyor. Annesi asgari ücret alıyor. Uyardım, bir ay süre verdim ‘lütfen istifa edin’ dedim. Etmezse çıkaracağım. Ama onurlu şekilde gitmeleri için çabalıyorum. Yıllarca maaş almışlar bir de tazminat mı verelim?”
]]>
Test edilecek aracın İETT ve Metro İstanbul’un ortak çalışmasıyla kendi önlerine getirildiğini belirten İmamoğlu, “Metrobüs hattındaki yenileşme kavramına uygun araç arayışlarımızda, gördüğünüz bu modelle ilgili bize bir sonuç gelmişti. Bu sonuç, bunun denenebileceği ve özellikle hattaki performansı ve bu noktada metrobüsün önümüzdeki zaman diliminde devam ettiği sürece, bu araçlarla daha kolay, yolcu birikmeden, yolcu konforunu önceleyen, aynı zamanda hava kirliliğini de çok ciddi seviyede azaltan, sıfır emisyonlu bir araç olmasıyla bize sunumu yapıldı. Sonra arkadaşlarımızla, bunun mutlaka çok ciddi bir deneme sürecinden geçmesi gerektiğine karar verdik. Hazırlıkları yapıldı. Bu aracın nakli gerçekleştirildi ve 1 ayı aşkın süredir bu hatta, önce bazen trafiğin hiç olmadığı gece vakitleri başlandı. Daha sonra gündüz zaman dilimi içerisinde de denemeler yapıldı. Yolcusuz yapıldı, yolculu ve yüklü şekliyle de denemeleri yapıldı, yapılmaya devam ediyor. Ben de bugün, kamuoyuna açık bir şekilde, halkımızla birlikte deniyor olacağım” dedi.

“GÜNLÜK KAPASİTE MİLYONU AŞIYOR”
Metrobüs hattının verimliliğini, konforu arttırıp yolcu yığılmasını azaltmayı hedeflediklerini vurgulayan İmamoğlu “Metrobüsün milyonu aşan yolcuya sahip günlük kapasitesi var. Tabii bu hat üzerinde olası, şu anda yapımı bitmek üzere olan, yapımı devam eden ve başlanacak olan metro hatlarımız da var. Ama bütün onların, yıllara sarih bir şekilde İstanbul ulaşımına katkısı ne olacak? Metrobüs hatlarından beklentimiz ne olacak? Kısa, orta, uzun vadede bu iyileşmeyi sağlayıcı, bu tarz araçların sayısı ne olmalı? Bütün bu verimlilik hesapları üzerinden, bu araçla ilgili kanaatlerimizi olgunlaştıracağız. Günün sonunda, en doğru kararı vermek istiyoruz” dedi.

1.5 KAT FAZLA YOLCU TAŞIYOR
İmamoğlu şunları söyledi:
“Bizi cezbeden tarafı, yüksek sayıda yolcu kapasitesine sahip olması, sahadaki performansı. 400’ün üzerinde yolcu kapasitesine sahip. Ki şu an bizim en yüksek kapasiteli aracımız 280 yolcu kapasitesine sahip. Onun 1,5 katına yakın bir kapasiteye sahip olması ve tabii sıfır emisyonlu bir araç olması. Diğer koşulları da olgunlaştırdığımızda, sizleri bilgilendireceğiz. Umarım İstanbul halkı için en doğru tercihi yapıyor olalım. Bizim bu tür olaylardaki temel prensibimiz; bu bir işin sürdürülebilirliği, dayanıklılığı… Daha önce, biliyorsunuz, çok olumsuzluklar yaşandı. Araçlar alındı, uyumsuz oldu. Araçlar gidemedi. Yokuş tırmanamadı. Parçası bulunamadı. Araçlar daha sonra, neredeyse tedavülden kalktı. Ve tabiri caizse, hurdaya dönüşecek şekilde çürümeye terk edilmek zorunda kaldı. Bu bahsettiğim şey 16-17 yıl öncesinin bir talihsiz hikayesi. Ama biz, bütün işlerimizi çok ince eleyip, sık dokuyarak yapmak gayretindeyiz. Çünkü vereceğimiz her kuruş lira, milletimizin parası. Onun için, en doğru şekliyle yatırım yapma gayreti içerisindeyiz. Umarım hayırlısı olur.”

İLK YOLCULARI BİNDİ
Eyüpsultan’daki Edirnekapı İETT Garajı’ndan başlayan yolculuk, gazeteciler eşliğinde Avcılar Kampüs Durağı’nda son buldu. Test sürüşü sırasında bazı duraklarda metrobüse yolcu da alındı. Test aşamasından metrobüsün ilk yolcuları, İmamoğlu ile hatıra fotoğrafı çektirdi.
40 METRE UZUNLUĞUNDA VE 4 VAGONLU
İETT Genel Müdürü Demet’in verdiği bilgilere göre; dizel metrobüslere göre yüzde 60 yakıt tasarrufu sağlayan elektrikli metrobüsler, 100 bin kilometrede, 2,5 milyon lira yakıt tasarrufu sağlıyor. Bu yatırımla 300 ton karbondioksit salınımının önüne geçmeyi planlayan İBB hem çevreyi hem de belediye bütçesini korumuş olacak.

Ayrıca elektrikli metrobüs; sessiz çalışarak, kentteki gürültü kirliliğinin de önüne geçecek. Çift yönlü sürüş imkanı tanıyan yeni nesil elektrikli metrobüs, 40 metre uzunluğunda ve 4 vagonlu. Yolcu taşıma kapasitesi, metrobüs filosundaki en uzun araçtan yüzde 50 daha fazla ve 420 kişi taşıma kapasitesine sahip. Test aracının menzili yaklaşık 80 kilometre. 800 kW güçte, 20 dakika şarjla, ortalama 50 kilometre menzil yapılabiliyor. Araçlar, yasal mevzuata göre köprüye geçemiyor. Yeni nesil araçlar alınırsa Zincirlikuyu- Beylikdüzü arasında sefer yapacak. Araçlar, Tarihi Yarımada’dan geçen T1 Tramvay hattında da denenecek.
]]>
Marca gazetesi, Arda Güler ve teknik direktör Carlo Ancelotti’nin birbirlerini tebrik ettiği fotoğrafı manşetine koyarak, “Şampiyonluk şarkısı çok daha yakın. Ancelotti’nin takımda yaptığı rotasyon fark edilmedi ve San Sebastian’a galibiyet geldi. Arda’nın bir golü Ancelotti için onu gelecek sezon takımda tutmaya yetti” diye yazdı.
Real Madrid’de iki yıldız verdiği beş futbolcudan birini Arda olarak seçen Marca, iç sayfasında “Arda, eflatun-beyazlıları şampiyonluğa hazırlıyor. Türk futbolcunun golü gelecek hafta matematiksel olarak şampiyonluğa ulaşma yolunu açtı” görüşünü öne çıkardı.
Gazetenin önemli köşe yazarlarından Roberto Gomez de “Arda Güler üst düzey bir maç çıkardı. Real Madrid’in geleceğinde kilit bir futbolcu olacak. Muhteşem” yorumunda bulundu.
AS: KUTLAMALARA HOŞ GELDİN
As gazetesi de geçen hafta El Clasico maçında Barcelona’ya karşı alınan galibiyetin ardından sahada takım arkadaşlarıyla sevinmediği için polemik konusu yapılan Arda ile ilgili hafta içindeki çıkan haberlere atıfta bulunarak, Arda ve Nacho’nun gol sevinci fotoğrafını “Kutlamalara hoş geldin” ifadesiyle manşetine taşıdı.
As gazetesinin baş köşe yazarı Tomas Roncero, San Sebastian Film Festivali’nde en iyi filme verilen ödüle atıfta bulunarak, “Altın İstiridye Güler’e” başlığı altında bir yazı kaleme aldı.
Roncero, “Arda, Carvajal’ın muhteşem yan asistinden sonra kendisine gelen ilk topu gol yaptı. Gençliğine rağmen etkileyici bir cesaret ve olgunluğa sahip. Hayatımın Türk’ü!” diye yazdı.
EL MUNDO: GÜLER İÇİN TERAPİ
El Mundo gazetesi de “Güler için terapi” ifadesini başlığına çıkararak, “Bayer Münih maçını düşünerek yedeklerle çıkan Madrid’de Türk futbolcu ilk 11’de yer aldı ve galibiyeti belirleyen isim oldu. Arda’nın bazı hareketleri, hem futbol hem de kültürel anlamda bize Mesut Özil’i hatırlatıyor. Tahmin edilemez ama başarılı.” yorumunda bulundu.
Türk futbolcunun ilk 11’de oynamaya layık olduğunu sahada gösterdiğini vurgulayan El Mundo, “Arda özelliğindeki futbolcular her zaman Madrid’de hayatta kalmıyor. 19 yaşında Madrid’e gelip yerini henüz bulamayan Arda’nın neler yapabileceğini göreceğiz” yorumunu yaptı.
EL PAIS: BİR DOKUNUŞU YETERLİ
El Pais gazetesi de “Güler’in bir dokunuşu yeterli” başlığını kullandı.
Haberde, “Arda Güler’e izini bırakması için çok az süre yetti. Real Madrid’e de matematiksel olarak şampiyonluğa çok daha yaklaşmak için Arda Güler yeterli oldu” ifadeleri kullanıldı.
Real Sociedad maçı öncesinde Türk futbolcunun sezon boyunca tüm maçlarda 100 dakika süre aldığı, ligde sadece 36 dakika oynadığını hatırlatan El Pais, Arda’nın bu kadar az süreler almasına rağmen “İzini bırakmayı başardığını” kaydetti.
Diğer yandan dünkü karşılaşmanın ardından basına açıklama yapan Real Madridli futbolcu Fran Garcia, “Tüm dünya biliyor ki Arda farklı bir futbolcu. Onun için memnunum” dedi.
]]>Yüksek oranlı ürün teslim ettiği halde düşük oranlı KDV kesen işletmelere yönelik Beşiktaş, Şişli, Fatih, Beyoğlu ve Kadıköy’de gerçekleştirilen saha denetimlerine 200 gelir uzmanı katıldı. Denetimlerde yaklaşık 1600 mükellef denetlendi.
Yapılan incelemelerde usulsüzlük tespit edilen işletmeler hakkında tutanak tutularak cezai işlem uygulandı.
İstanbul Vergi Dairesi Başkanı Rıza Bilgiç, vergi denetimi öncesi İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığında gazetecilere, bugün 45 araç ve 200 gelir uzmanının katılımıyla Beşiktaş, Şişli, Fatih, Beyoğlu ve Kadıköy’de restoran, pastane, fırın, kafe ve eczane işletmek suretiyle faaliyet gösteren mükelleflere yönelik vergi denetimlerinin gerçekleştirildiğini söyledi.

Yapılan denetimlere ilişkin detayları paylaşan Bilgiç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu kapsamda KDV oranlarına ilişkin denetim, ödeme kaydedici cihaz ve pos cihazı denetimi, kira ödemeleri, iş yeri kiralıksa ödemelerin bankadan mı elden mi yapıldığına ilişkin tespit, bankadan yapılıyorsa banka dekontlarının tespiti, pos cihazları işletmeye ait mi değil mi işletmeye ait olmayan pos cihazları kullanıyorsa bunların tespiti, kayıt dışı istihdam bulunması durumunda bunun tespiti ve IBAN numarasına hesaben ödeme alan işletmeler varsa bu IBAN numaralarının tespiti işletmeye ait olup olmadıkları konularının tespitiyle alakalı vergi denetimi gerçekleştireceğiz. Yaklaşık 1600 mükellef denetleniyor.”

Rıza Bilgiç, İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı olarak vergi denetimlerinde en önemli amaçlarının “kayıt dışılığı ve kayıt dışı faaliyetleri engellemek” olduğunun altını çizerek, “Bu kapsamda özellikle KDV oranlarını yanlış uygulamak suretiyle yüksek oranlı ürün teslim ettiği halde, düşük oranlı KDV kesen ve belge düzenleyen mükelleflerle alakalı denetimlerimiz artarak devam edecek.” diye konuştu.
Denetimlerde hem mükelleflere hem de vatandaşlara vergi konusunda rehberlik etmeye çalıştıklarını da anlatan Bilgiç, uyumlu olmayan mükelleflere cezai müeyyideleri uygulamak suretiyle kayıt dışılığı önlemek için çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.
VATANDAŞLARA ÇAĞRI
İstanbul Vergi Dairesi Başkanı Bilgiç, son günlerde özellikle KDV oranlarını yanlış ve hatalı uygulayan işletmeler ve mükelleflerle ilgili denetimlerin artarak devam ettiğini kaydederek, şu ifadeleri kullandı:
“Vatandaşlarımızdan yaptıkları alışverişlerde aldıkları ürün ve hizmetin belgeye intikal edip etmediğini tespit etmelerini ve bunu kontrol etmelerini istiyoruz. Aksi bir durumda karşılaşmaları halinde de gerek CİMER gerek VİMER vasıtasıyla bunları bizlere, Gelir İdaresi Başkanlığımıza intikal ettirmeleri durumunda gerekli incelemeler ivedilikle yapılacaktır. Hem vatandaşlarımıza hem de kurum olarak mükelleflerimize şu ana kadar yaptıkları olumlu faaliyetlerden ve katkılardan ötürü teşekkür ediyorum. Amacımız; vergi bilincini topluma yaymaya çalışmak ve kayıt dışılığı önlemektir. Kayıt dışılığı önlemek birinci vazifemizdir.”

Rıza Bilgiç, gerek fiş ya da fatura düzenlemeyen gerekse de KDV oranlarını hatalı olarak uygulayan mükelleflere ceza kesileceğini belirterek, vergi mevzuatı uyarınca fiş vermeyen işletmelere her bir fiş için 3 bin 400 lira, fatura vermeyen işletmelere ise her fatura için 3 bin 400 liradan az olmamak üzere belgede yer alması gereken tutarın yüzde 10’u oranında özel usulsüzlük cezası kesildiğini anlattı.
Yapılan denetimlerde yeni nesil ödeme kaydedici cihaz kullanması gereken mükelleflerin bu cihazları kullanıp kullanmadığını ve bu cihazlarla satış yazılımları arasında entegrasyon yapılıp yapılmadığının da kontrol ettiklerini dile getiren Bilgiç, şu bilgileri verdi:
“Yeni nesil ödeme kaydedici cihaz kullanması gerektiği halde kullanmayan işletmelerle, bu cihazlarla satış yazılımları arasında entegrasyon sağlamayan işletmelere 11 bin 800 lira özel usulsüzlük cezası kesiliyor. Ayrıca denetlenen iş yerlerinde kayıt dışı işçi çalışıp çalışmadığı da kontrol edilen konular arasında yer alıyor. Kayıt dışı çalıştığı tespit edilenlere ilişkin bilgiler Sosyal Güvenlik Kurumu ile paylaşılacak. Bu denetimler önümüzdeki günlerde diğer illerde de artırılarak devam edecek.” şeklinde konuştu.

Bu yıl KDV oranlarına yönelik yapılanlar dahil olmak üzere belge düzenine yönelik 33 bin 360 denetim yapıldığını kaydeden Bilgiç, 2024 yılında yapılan saha denetimlerinde uyumsuzluk gösteren mükelleflere yaklaşık 1,5 milyar lira ceza kesildiği bilgisini verdi.
Bilgiç, belge düzenine uymayan işletmeler ile ilgili bu yıl alınan ihbar sayısının 9 bin 546 olduğunu ve bu ihbarlar hakkında gerekli işlemlerin yapıldığını belirterek, kayıt dışılıkla mücadele kapsamında gerek saha denetimlerinin gerekse risk analizine dayalı denetimlerin artarak devam edeceğini ve saha denetimlerinin konu bazlı sürekli değişebileceğini sözlerine ekledi.
]]>Salonda kurulan platformdaki dev ekrandan “İyilerin güneşi batmaz” sloganı ile Türk bayrağı ve Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ile Akşener’in fotoğrafı yansıtıldı.

Kurultayda, genel başkanlığa aday olan Grup Başkanı Koray Aydın, salona gelişinde “İYİ’ler kol kola Koray Aydın’la”, Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu “İYİ’lerin birleştirici gücü Müsavat Dervişoğlu”, Göç Politikaları Başkanı Tolga Akalın ise “Bozkurt Tolga” sloganıyla karşılandı.
İYİ Parti Hukuk ve Seçim İşleri Başkanı Hakan Şeref Olgun’un açılış konuşmasının ardından, Divan Başkanlığına, delegelerin önerisi üzerine Kurumsal İlişkiler Başkanı Şükrü Kuleyin seçildi. Divan Başkanlığının oluşmasının ardından kurultay çalışmalarına başladı.
Genel başkan ve parti organlarının seçileceği İYİ Parti kurultayında 1007 delegenin kayıt yaptırdığı öğrenildi.

“BUGÜNLERE MAYIN TARLALARINDAN GEÇEREK GELDİK”
Açılışın ardından Genel Başkan Akşener, konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edildi. Katılımcılar, Akşener’i ayakta alkışladı.
Akşener, konuşmasında şu mesajları verdi:
– Seçim sonuçları doğrultusunda aldığımız riskin elbette farkındaydım. İşte bu yüzden; bugüne kadar olduğu gibi bugün de Türkiye’nin alıştırılmış normallerinin dışında sadece söz söyleme sırasında değil; bedel ödeme sırasında da en önde duruyorum.
– Üzerime düşen, her şeyi yapmış olmanın huzuruyla son kez karşınızdayım. Hiçbir hesaba, hiçbir pazarlığa, hiçbir sahtekârlığa girmeden; milletin sesini duyurmuş olmanın, mutluluğuyla; son kez karşınızdayım.
– İYİ Parti olarak, varlığımızı, onurumuzu, duruşumuzu pazarlık masalarına, meze ettirmemiş olmanın, gururuyla son kez karşınızdayım. Allah herkese, böyle veda etmeyi nasip etsin.
– Biz bugünlere çiçek bahçelerinden değil, mayın tarlalarından geçerek geldik. Önümüze örülen, tel örgüleri, barikatları, engelleri, teker teker, aşarak geldik. Işıkları kesilen salonlara, yolumuzu kesen kamyonlara, adressiz kurşunlara direnerek geldik.

“YETİM MAĞLUBİYETİ ÖKSÜZ BIRAKMADIM”
– İYİ Parti’nin ve İYİ Partilinin fedakârlığını, taşıyamayanlara mani oldum. ‘Tek kişi kalsam da, bu mücadeleden vazgeçmeyeceğim.’ dedim; asla da vazgeçmedim. ‘Gerekirse bedelini ödeyeceğim.’ dedim; Ve bugün de karşınızda; aziz milletime ve sizlere karşı, bir kez daha söylemek isterim ki; ben, bu bedeli ödemeye razıyım.
– Türkiye’nin iyi ve cesur evlatları; Kennedy’nin, çok meşhur bir sözü vardır; ‘Zaferin bin babası vardır, mağlubiyet yetimdir.’ der. İşte ben, o bin babanın, kaçıştığı yerde o yetim mağlubiyeti, öksüz bırakmadım. Haksız olduğumuz için değil; söz verdiğim için bırakmadım.
-Başarısızlığı ben aldım; artık başarıyı, siz yakalayacaksınız. Bedeli ben ödedim artık hesabı, siz tutacaksınız. Kiminiz “abla”, kiminiz “kardeş”, kiminiz “anne” diye geldiniz. Benden bir ev, bir yuva istediniz. Ben de İYİ Parti’yi, sizlere bir ev, bir yuva yaptım. Ocağını tüttürdüm, içini ısıttım, sofrasını kurdum, bahçesini genişlettim. Yıkmak isteyenlere, dağıtmak isteyenlere, çökmek isteyenlere, müsaade etmedim.

– Ama bugünden sonra artık; bu evi, siz koruyacaksınız. Bu evi, artık, siz ayakta tutacaksınız. Bu eve, artık, siz bakacaksınız.
Şairin de dediği gibi “Bizdik o hücumun, bütün aşkıyla kanatlı; Bizdik o sabah, ilk atılan safta yüz atlı… Dünyâya vedâ ettik;
atıldık dolu dizgin… En son koşumuzdur bu; asırlarca bilinsin…”
– Genel başkan adaylarımıza başarılar diliyor; Kurultayımızın, milletimiz, memleketimiz ve partimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.Yolunuz, bahtınız açık olsun. Allah’a emanet olun.
DÖRT ADAY YARIŞIYOR
Akşener, 31 Mart’ta yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin sonuçları çerçevesinde seçimli olağanüstü kurultay kararı almıştı.
Daha sonra Akşener, “Seçim sonuçları kapsamında ödediğimiz ve ödediğim bedele razıyım.” diyerek, kurultayda genel başkanlığa aday olmayacağını açıklamıştı.
Bu süreçte, partide 5 yıl boyunca Teşkilat Başkanlığı görevini yürüten ve şu anda Grup Başkanı olan Koray Aydın, Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, Göç Politikaları Başkanı Tolga Akalın ile Kurucular Kurulu Üyesi Günay Kodaz, genel başkanlık için adaylığını ilan etmişti.
]]>Faruk Ilgaz Tesisleri’nde gerçekleştirilen genel kurula, kulüp başkanı Ali Koç, yönetim kurulu üyeleri, YDK başkan adayları Şekip Mosturoğlu, Sevil Becan, Nihat Tokat ve YDK üyeleri katıldı.
Eski Yüksek Divan Kurulu Başkanı Uğur Dündar ve ekibi, seçim yönetmek üzere seçim heyetine oy birliğiyle seçildi. Dündar, adayları kürsüye davet ederken sözü ilk olarak Sevil Becan’a takdim etti.
Başkan adaylarından Sevil Becan, birlik mesajı vererek sözlerine başladı.
Yüksek Divan Kurulunun temel görevinin danışma kurulu olarak tanımlandığını hatırlatan Becan, “25 yılını yani çeyrek asırlık kongre üyeliğinin ardından oluşan bu kurul, akil insanlar kuruludur. YDK için bir platform oluşturmayı planlıyoruz. Bu bir danışma ve dayanışma platformu olacak. Bu sayede birbirimiz daha iyi anlayacağız ve talepleri öğrenmiş olacağız.” diye konuştu.
Üyelerin ilgi ve uzmanlık alanlarına bakarak divan kurulunda ihtisas komisyonları sisteminin olmasını planladıklarını aktaran Becan, şunları kaydetti:
“Bizim değerli üyelerimizden mutlaka yararlanmamızın yollarını bulmamız gerekiyor. İletişim dedik, birbirimizi dinleyeceğiz dedik ama sosyalleşmeyi hiçbir zaman ihmal etmeyeceğiz. Çeşitli alanlarda bunu gerçekleştireceğiz. YDK’nın kurumsallaşması konusuna gelince bazı çalışmalar, geçtiğimiz dönemde başladı. Değerli katkılar, bunların hızlanarak devam etmesini hedefliyoruz. Kim seçilirse seçilsin bunu birlikte kutlayalım. YDK’nin barıştan oluştuğunu gösterelim. Bizler bir oldukça Fenerbahçe’mizi kimse yenemez.” değerlendirmesinde bulundu.
NİHAT TOKAT: DESTEĞE İHTİYACIM VAR
Nihat Tokat, YDK üyelerinden destek istedi.
Çok genç bir ekibe sahip olduğunu dile getiren Tokat, “Yüksek Divan Kurulu başkanlığı onur ve ayrıcalığına talibim. Şeref ve doğruluğun bir Fenerbahçe çizgisi olduğu algısını camiamız ve ülkemizin hak ettiği gibi tekrar güçlendirmek için şevkle çalışacağımızı beyan ederim. Ekibimle birlikte tüm projeleri hayata geçirebilmek için sizlerin desteğine ihtiyacım var.” ifadelerini kullandı.
Fenerbahçe’nin tuttuğu değil, tutulduğu takım olduğunu aktaran Tokat, sözlerini şöyle tamamladı:
“2 sene boyunca bize muhteşem bir divan başkanlığı yapan Dündar ve ekibine teşekkür ediyoruz. Sizleri özleyeceğiz. Dündar’dan aldığımız, hissettiğimiz her toplantımızda Atatürk’ü iliklerimize kadar işledi. Ben de eğer seçilirsem aynı onun yolundan gideceğim. Sosyal faaliyetleri artırmak için atölye, resim kursları, foto kursları bunlar ücretsiz olacak. Faruk Ilgaz 17-18 saat yaşayan bir yer olacak, mottomuz bu. Genel kurullarımız çok uzun sürede geliyor. Bunu da 45 günde bir yapmayı planlıyoruz.”
ŞEKİP MOSTUROĞLU: AYRI BİR HEYECAN
Şekip Mosturoğlu, kulüpte uzun yıllar asbaşkanlık yapmasına karşın şu anda farklı bir heyecan yaşadığını belirtti.
Kulüpte çok önemli tecrübeler kazandığını hatırlatan Mosturoğlu, “Kulüpte asbaşkanlık yaparken sizlere defalarca hitap ettim ancak şu an apayrı bir heyecan yaşıyorum. Fenerbahçe’ye üye olduğumda bu yolun sonunda 12 yıl yöneticilik yapmak aklımdan geçmiyordu. Burada inanılmaz tecrübelerim oldu. Süreç, Türkiye Futbol Federasyonu Başkan Vekilliği ile taçlandı. Başkanımız Sayın Aziz Yıldırım yönetiminde uzun yıllar sürdürdüğüm asbaşkanlık görevimde, gururla sarı-lacivertli renkleri temsil etme fırsatı buldum. Yönetici olarak kazandığımız en değerli ödül, benim paha biçemediğim ve evlatlarıma miras bırakacağım 2010-2011 şampiyonluğu ve bu şampiyonluk için almış olduğum madalyadır.” diye konuştu.
3 Temmuz şike kumpasında tutuklandığını ancak mücadeleyle kulübün haklılığını kanıtladıklarını ifade eden Mosturoğlu, şunları kaydetti:
“Özünde hepimiz taraftarız. Fenerbahçe’nin başarısız olduğu anlarda kahroluyor, başarılarında ise dünyanın en mutlu insanları oluyoruz. Taraftarlık ötesinde, üye olarak, Fenerbahçe Kulübüne hizmet etmek için her daim enerjimiz var, hevesimiz var. Şimdi karşınızda, Fenerbahçe’nin en akil ve en tecrübeli neferlerinin bulunduğu, Fenerbahçe’nin yüksek istişare kurulu olan Divan üyelerimizin karşısında, onların oluşturduğu kurula liderlik edebilme arzusuyla bulunuyorum. Üye numaram 7884. Kulübümüzün üye sayısı şimdilerde 70 binlere dayandı. Bizlerin üyeliğe kabul edildiğimiz yıllar ile bugünün Kulüp üye yapısı çok farklı. Fenerbahçe Kulübü geçen uzun yıllar sonrasında bugün her anlamda çok büyüdü.”
Fenerbahçe’nin, Türkiye’nin en büyük spor kulübü olduğunu vurgulayan Mosturoğlu, “Üye sayımızdaki gelişme ile doğru orantılı ve fakat olumsuz bir şekilde sahip olduğumuz geleneksel kulüpçülük anlayışımız yıllar içinde zayıfladı. Oysa geçmişte çok kuvvetli bir kulüpçülük anlayışımız vardı. Hatırlatmak isterim ki kulüpçülük fedakarlık, adanmışlık demektir. Toplanarak ortak kararlar almak demektir. Ortak amaçlar doğrultusunda karşılıksız çalışmak demektir. Buluşulan ortak değerlerle ilgili sevinçte ve tasada bir olmak demektir. Kulüp üyelerimizin fedakarlıkları, adanmışlıkları, ortak amaçlar doğrultusunda sevinçte ve tasada birlik olmaları eşi benzeri olmayan bir noktadır. Bunun en açık kanıtı en güçlü oldukları bir dönemde FETÖ’ye karşı kazanılan mücadele sırasında kulüp üyelerimizin, camiamız ve taraftarlarımızla birlikte ördükleri sarı-lacivert duvardır. Sarı-lacivert duvar olgumuz, nesiller boyunca anlatılacak destansı bir hikayedir.” değerlendirmesinde bulundu.
Şekip Mosturoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Fenerbahçe Cumhuriyeti tarifi çok zor bir sevgi cumhuriyeti. Bu cumhuriyet, gücünü cumhuriyetin temel ilkelerinden, Atatürk ilke ve devrimlerinden, sarı lacivert renklere olan sevgimizden ve bu ülkeye olan sarsılmaz bağlılığımızdan alıyor. Ben ve arkadaşlarım, yıllardır Fenerbahçe ve Türk sporunun çeşitli kademelerinde edindiğimiz tecrübeler ve Fenerbahçelilik tecrübesiyle, tüzüğümüze mutlak bağlılıkla, bu kurulun gücünü camiamızın yararına kullanacak bilgi ve manevi sertifikalara sahibiz. Görev süremizde bunu gerçekleştirmek için var gücümüz ile çalışacağız. Özgür olan, her istediğini yapan değil, ne istediğini bilendir. Bizler ne istediğimizi ve ne istemediğimizi çok iyi biliyoruz. Fenerbahçe’nin rekabetçi bir üstünlüğe sahip olacak potansiyelinin son derece farkındayız. Bu potansiyeli harekete geçirmek bize, size, hepimize düşüyor. Bu sebeple, değerli oylarınızın her birine ayrı ayrı talibim.”
]]>Okan Buruk, maçın ardından gerçekleştirilen basın toplantısında, Adana deplasmanının ligde en zorlu maçlardan biri olduğunu vurguladı.
Buruk, maç sırasında bu zorlukları sahada deneyimlediklerini ve karşılaşmanın harika bir atmosfer içinde geçtiğini, Adana Demirspor taraftarlarının takımlarını sonuna kadar desteklediğini ifade etti.
Rakiplerinin birçok pozisyona girdiğini, kendilerinin de ofansif anlamda belki de en çok üretim yaptıkları maçlardan birini yaşadıklarını belirten Buruk, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bazen çok kolay da pozisyonlara girdik. Yaklaşık 25 şut atmışız, 56 kere rakip ceza sahasında buluşmuşuz. Bu, deplasman maçı için tabii ki çok önemli, çok büyük sayılar. Ama oyun içerisinde rakibimizin de çok net gol pozisyonları vardı. Bugün kaptanımız Muslera, kurtarışlarıyla kendisi de bir rekora imza attı. Kaleyi gole kapamada bir rekora imza attı ama oyun olarak da bence Galatasaray’ın bugün kazandığı 3 puanda önemli bir pay sahibi oldu. Dediğim gibi yani baştan sona çok fazla pozisyonun olduğu bir maçtı. Seyircilerin de mutlu olduğu bir maçtı. Hocalar bazen pozisyon verdiğinde üzülürler. Ben rakibimize verdiğim pozisyonlardan dolayı bu anlamda tabii ki çok mutlu değilim ama 3-0 da çok önemli bir galibiyet aldık. Her maç stresli, her maç baskı altındayız. Tabii ki şampiyonluk yarışı içerisinde en kritik maçlardan biriydi. Bugün buradan ayrılırken 7 puan önde olarak ayrılıyoruz. Bunun sevincini yaşıyoruz.
“TAKIM OLARAK REKOR KIRDIK”
Buruk, hafta sonu diğer maçları seyredeceklerini ancak kendilerinin de bir sonraki karşılaşmaya da hazırlandıklarına dikkati çekti.
“Bugün takım olarak da bir rekor kırdık.” diyen Buruk, şöyle devam etti:
“15 maç üst üste kazanan bir takım olarak lig tarihindeki kendi rekorumuzu geçtik. Bu da benim açımdan ve oyuncularım açısından çok sevindirici. Bu anlamda hem oyuncularıma hem başkanımız yönetim kurulumuz hem Galatasaray, büyük Galatasaray taraftarına da buradan teşekkür etmek istiyorum. Hep beraber bu rekorları kırıyoruz. Bizler başında olsak da hep beraber büyük rekorlara imza atıyoruz. İnşallah daha büyük rekorlar, daha büyük başarılar bizi bekliyor. O yüzden bunun mutluluğunu yaşarken bir sonraki maç için de hazırlanmaya başlayacağız.”
“ZIYECH’LE SARILDIK, TEPKİ GÖRMEDİM”
Buruk, bir gazetecinin oyundan alınan Ziyech’in tepki gösterdiğini, kendisi ile konuşup konuşmadığına dair soruya, Ziyech’in tepkisini görmediğini belirterek, şunları dile getirdi:
Ben bir tepki görmedim. Zaten oyundan çıktıklarında hiç mutlu olan oyuncu görmedim ben daha. Hakim’i hem sakatlık için hem sarı kart sınırında olduğu için hep koruyoruz. Ve oyun içerisinde de bence çok iyi bir performans sergiledi. Soyunma odasında da konuştuk. Çıkarken de birbirimize sarıldık. Öyle ayrıldı zaten benim yanımdan. O yüzden herhangi bir tepkisini görmüyorum. Belki kolundaki bandı çıkarmıştır. Bunları tepki olarak görmemek lazım.
Buruk, devamında gülerek, “Adana’dayız bir de. Adana’da buna tepki diyemeyiz.” dedi.

Bir gazetecinin “Skor olarak memnunsunuz ama oyun olarak da memnun musunuz? sorusuna Buruk, “Maçın geneline baktığımızda girdiğimiz pozisyonlara baktığımızda maç üstünlüğü, topa sahip olma bütün hepsine baktığımızda neredeyse arada 2 katı farklar var.” diye cevap verdi.
“RAKİBİMİZ PUAN KAYBEDERSE…”
Buruk, Fenerbahçe-Beşiktaş maçı hakkında görüşleri sorulması üzerine şunları söyledi:
“Tabii biz hep kendi maçımıza odaklanıyoruz. Biz maçlarımızı kazandıktan sonra şu an avantajlı olan takım biziz. Yani 4 puan öndeydik. Bugün 7’ye çıkardık. Rakibimizin puan kaybetmesi halinde bu puan farkı 6 veya 7 şeklinde çoğalacak. Ama biz eğer kendi işimize odaklanmazsak o bizim için tehlike. O yüzden bundan sonraki maçlarda avantajlı olan taraf biziz. Rakibimiz ne yaparsa yapsın biz sadece kendi maçlarımızı kazandığımız takdirde zaten şampiyon oluyoruz. Şampiyonluğa odaklandık. Şampiyonluğu yaşamak istiyoruz. Son 4 maç. Ama şu anda hiçbir şey bitmedi. Her şey devam ediyor.”
]]>34. haftaya 90 puan ile başlayan sarı-kırmızılılar, maç fazlasıyla lider durumdayken Adana’da güçlü bir performans sergiledi. Karşılaşmanın ilk yarısında her iki takımın da kalecileri kritik kurtarışlar yaparken, skor eşitliği bozulmadı.
Maçın ikinci yarısında etkili bir oyun ortaya koyan Galatasaray, 53. dakikada Hakim Ziyech, 64. dakikada Kerem Demirbay ve 90+1. dakikada Mauro Icardi’nin attığı gollerle galibiyete ulaştı.
Bu zaferle birlikte Galatasaray, Süper Lig’de bu sezonki 30. galibiyetini elde etti ve toplam puanını 93’e yükseltti. Sarı-kırmızılı takım, bu skorla Fenerbahçe ile arasındaki puan farkını artırdı.
Adana Demirspor ise bu mağlubiyetle sezonun 11. yenilgisini yaşadı ve 41 puanda kaldı.

GALATASARAY’IN MÜTHİŞ SERİSİ
Süper Lig’de 22 maçtır yenilgi yüzü görmeyen Galatasaray, bu seriyi sürdürmeye devam ediyor. 12. haftada Hatayspor’a yenildikten sonra, ligdeki son 22 karşılaşmada 20 galibiyet, 2 beraberlik elde etti.
Galatasaray, art arda kazandığı 15 maçla kendi rekorunu kırdı. Okan Buruk yönetimindeki ekip, bu başarısıyla önceki sezondaki 14 maçlık galibiyet serisini geçti.
Fenerbahçe’nin bir sezonda en fazla puan toplama rekoruna eşitlenen Galatasaray, 1988-1989 sezonundaki 93 puanlık rekoru yakaladı. Ayrıca, 1987-1988 sezonunda elde ettiği 90 puanlık kendi rekorunu da geçmiş oldu.
AVERAJDA DA ÖNE GEÇTİ
Ligde 77 gol atarak ve yalnızca 21 gol yiyen Galatasaray, +56 averaj ile haftaya girmişti ve bu maçtan önce Fenerbahçe’nin bir averaj puanı gerisindeydi. Ancak Adana Demirspor karşısında 3 gol bulan ve kalesini koruyan Galatasaray, averajını +59’a yükselterek Fenerbahçe’nin iki averaj puanı önüne geçti.

ICARDI GOL KRALLIĞINDA ZİRVEDE
Arjantinli forvet Mauro Icardi, ligdeki gol sayısını 21’e çıkararak gol krallığı yarışında liderliğe oturdu.
Son 6 maçında 7 gol atan Icardi, haftaya Fenerbahçe’den Edin Dzeko ile 20’şer golle başabaş durumdayken, Adana Demirspor karşısında attığı golle zirveye yerleşti. Icardi, bu performansıyla Galatasaray’da en çok gol atan yabancı oyuncular listesinde Bafetimbi Gomis’le eşitlenerek üçüncü sıraya yükseldi.
MUSLERA REKORUNU YENİLEDİ
Deneyimli kaleci Fernando Muslera, Galatasaray adına bir sezonda en çok maçta kalesini gole kapama rekorunu yeniden kırdı. Uruguaylı kaleci, bu sezon ligde oynadığı 32 maçın 17’sinde kalesini gole kapatarak, kendi rekorunu bir kez daha geliştirdi ve Taffarel ile Mondragon’un rekorlarını geride bıraktı.

ZIYECH VE DEMİRBAY ARA VERMEDİ
Galatasaray’ın bu sezon Chelsea’den transfer ettiği Hakim Ziyech, Adana Demirspor karşısında sezonunun 4. golünü atarken, Kerem Demirbay ise 6. golünü kaydetti.
Ziyech, bu maçla birlikte ligdeki toplam gol sayısını 6’ya çıkardı. Sezon başında Bayer Leverkusen’den kadroya katılan Kerem Demirbay ise bu golle toplamda 7 golüne ulaştı.
]]>Başkan Joe Biden’ın Kasım 2023’te San Francisco’daki zirvede Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e ilettiği mesajı tekrarladığını belirten Blinken, “Genel olarak konuşursak, (seçimleri) etkileme ve tartışmalı bir şekilde müdahale etme girişimlerinin kanıtlarını gördük ve bunun mümkün olduğunca çabuk sona erdiğinden emin olmak istiyoruz.” dedi.
Blinken, Çin’in seçimlere müdahalesinin kabul edilemez olduğunu ve bunu dikkatlice incelediklerini vurgulayarak, “Mesajı tekrar almalarını istedim.” şeklinde konuştu.
Çin ile işbirliği yapmak için çalıştıkları alanlara odaklandıklarını kaydeden Blinken, iki ülkenin farklılıkları konusunda da son derece açık sözlü davrandığını ve içinde bulunulan rekabetin çatışmaya dönüşmesini önlemek için bunun çok önemli olduğunu dile getirdi.
ÇİN’İN RUSYA’YA DESTEĞİNİN SÜRMESİ HALİNDE YAPTIRIM UYGULANACAK
Blinken, hem Dışişleri Bakanı Wang Yi’ye hem de Şi’ye Biden yönetiminin Rusya’nın savunma sanayisine Çin desteğiyle ilgili endişelerini ve bu desteğin devam etmesi halinde ABD’nin yaptırımlar uygulayacağı mesajını ilettiğini söyledi.
Çinli muhataplarının Rusya’ya desteğin Ukrayna’daki savaşta rol oynadığını kabul etmediklerine dile getiren Blinken, Çin tarafının bu desteği Rusya ile ticaret olarak nitelendirdiği, Moskova’nın başarısının buna bağlı olmadığı şeklinde savunma yaptığını aktardı.
BLINKEN’DAN PROTESTO AÇIKLAMASI
Dışişleri Bakanı Blinken, ABD’deki üniversitelerde yayılan Filistin yanlısı gösteriler hakkında konuşurken de Amerikalıların protesto hakkı olduğunu söyledi.
Blinken, gösterilerde antisemitizmin açıkça ifade edildiği durumlar olduğunu ancak protestoların kendi başlarına Yahudi karşıtı olmadığına dikkati çekerek, “Gördüğümüz şey aynı zamanda çatışma hakkında çok güçlü duygulara sahip olan, çok tutkulu hisseden insanlar, gençler, toplumun farklı kesimlerinden insanlar.” ifadelerini kullandı.
Demokrasilerde protestoların önemini vurgulayan Blinken, “Bizim ülkemizde, bizim toplumumuzda ve bizim demokrasimizde bunu ifade etmek elbette hem uygun hem de korunan bir şeydir.” dedi.
Blinken, ABD’nin halkını dinlediğini ve “onların görüşlerini dikkate aldığını” söylemesine karşın yönetimin İsrail’e silah göndermeyi durdurmayı düşünüp düşünmeyeceği sorusuna ise “hayır” yanıtını verdi.
GAZZE’DEKİ DURUM
Blinken, Gazze’de birçok olası anlaşmanın neticelenemediğine işaret ederek, ateşkese izin verip vermeme kararının Hamas’a ait olduğunu söyledi.
İran ve İsrail arasında yaşanan hava saldırılarının ardından bölgedeki gerilimin azalıyor gibi göründüğünü belirten Blinken, “Umarım bu tür bir tırmanış görmeyiz.” dedi.
Blinken ayrıca, Gazze’de ateşkes sağlanmadan önce İsrail ve Filistinliler için iki devletli bir çözüm önerisiyle birlikte İsrail ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin de normalleştirilmesine yönelik bir çerçevenin ortaya konmasının mümkün olabileceğini kaydederek konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ateşkes olsun ya da olmasın bu olasılıkları duyurmaya devam edeceğiz ancak bunun gerçekleşmesi için Gazze’deki çatışmaların sona ermesi gerekecek. Filistin sorununun da çözülmesi ya da en azından nasıl çözüleceği konusunda bir anlaşmaya varılması gerekecek.”
İran’ın 13 Nisan’daki hava saldırısının ardından İsrail’in savunmasına katkı sunan ülkelere atıfta bulunan Blinken, gelecekte İsrail’in bölgeye gerçekten entegre olduğu ve diğer ülkelerin İsrail’in savunulmasını sağlamaya yardımcı olabileceği yorumunu yaparak şöyle konuştu:
“Ancak bu aynı zamanda (Gazze’deki) çatışmanın sona ermesini ve Filistin devletine giden açık bir yol olmasını gerektiriyor. Bu tür bir gelecekte İsrail, başından beri istediği şeyi, yani bölge ülkeleriyle normal ilişkiler kurmayı elde edecektir.”
Blinken, İsrail’in Gazze’ye saldırılarını sona erdirecek bir anlaşmaya varma potansiyelinin bir parçası olarak ABD’nin İsrail ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri normalleştirmeye yönelik çabalarını sürdürdüğünü sözlerine ekleyerek şu değerlendirmede bulundu:
“Bu konuyu ete kemiğe büründürmek için yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Bu konuda Avrupalı ortaklarımızla da çalışıyoruz. Bence bu konu ne kadar somutlaşırsa ve teorik olmaktan çıkıp gerçek bir şeye dönüşürse ilgili herkes gerçekten kararlar almak ve seçimler yapmak zorunda kalacaktır. Biz de bunu mümkün olduğunca gerçek kılmaya çalışıyoruz.”
]]>
Seçim çalışmaları nedeniyle ilçe yöneticilerine teşekkür eden Özel, Belediye Başkanı Ahmet Öksüzoğlu’nun aday gösterilme ve seçim başarısını şu sözlerle anlattı:
* “Ahmet Öküzcüoğlu 2017 yılında adaşı ilçe başkanı Ahmet Başkanım tarafından bana dişhekimi Ahmet Öküzcüoğlu’nu ikna edersek biz Alaşehir’i alırız demişti. Ben de demiştim ki Alaşehir’i almak için çok önceden çok iyi bir adaya ihtiyaç var. Gittik, konuştuk. İkna ettik. Türkiye’nin ilan edilen ilk belediye başkan adayıydı. 1,5 yıla varan bir kampanya sürecinde gitmediği köy, mahalle, çalmadığı kapı, görüşmediği kimse kalmadı.
* Zaten geçmişten kayınpederi CHP’nin, kendi babası merkez sağın sevilen ve sayılan isimlerindendi. Erkin Türker bizim büyüğümüzdü. Öyle bir başarı elde etti ki geçen seçimlerde Manisa’nın en büyük sürprizini yaptı. Ama bu sene aday olduğunda kimileri Alaşehir’de zorluklar var diyordu. Ama ben şundan emindim. Ahmet Öküzcüoğlu, temiz belediyecilik yaptı. Çalışkandı, dürüsttü. Şeffaftı. Birileri gibi bir partiye üye olanların sadece kendi gençlik kollarının değil bütün Alaşehir’in belediye başkanlığını yapmıştı. İnancım ve güvenimi hiç biriniz boşa çıkarmadınız. Ahmet Öküzcüoğlu, bu sefer iki kişinin birinden de fazla, yüzde 53 oyla seçildi. Kendisini kutluyorum.”

“İŞİM VE GÜCÜM TÜRKİYE”
Alanda pankart açan gençlere de seslenen Özel, “Bizim Ahmet Başkanın işi gücü Alaşehir, benim işim ve gücüm Türkiye. Sizin de işiniz gücünüz okulunuz ve dersleriniz” dedi.
“HARAMDAN BIKAN, UZAKLAŞAN MUHAFAZAKAR DEMOKRATLARDAN OY ALDIK”
“31 Mart akşamı CHP olarak bir zafer elde etmedik. Kazanılan başarı hepimizindir” diyen Özel, şunları söyledi:
* “Alaşehir’de elbette siz aslan sosyal demokratlardan oy aldık. Ancak Alaşehir’de gönlünde ve gözünde güneş olan iyi insanlardan, geçmişte MHP’de olan demokrat ülkücülerden, milliyetçi demokratlardan oy aldık. Geçmişte AKP ile yola çıkan ama son zamanlarda yalandan ve haramdan bıkan, uzaklaşan muhafazakar demokratlardan oy aldık. Dünya kadar göç alan Alaşehir’imizde, biz vatanına, milletine, bayrağına saygılı Kürt demokratlardan oy aldık.
* Alaşehir’de Alevi’sinden Sünni’sinden, Pomak’ından göçmeninden, Laz’ından, Çerkez’inden, biz Alaşehir’de bütün Alaşehir’den oy aldık. Alaşehir ittifakı kazandı, Türkiye ittifakı kazandı. Her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bu seçim başarısı bizleri asla şımartmayacak. Bunu bir zafer olarak görmüyoruz. Bunu sadece ve sadece bizim omuzlarımıza yüklenmiş bir vazife ve geleceğe doğru Türkiye adına yakalanmış bir fırsat olarak görüyoruz. Bu fırsat bizlerin evlatlarını işe yerleştirme ya da yandaşlarını zenginleştirme, ona buna ihaleleri peşkeş çekme fırsatı değildir.
“TÜRKİYE’NİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRMEYE, ATATÜRK’ÜN PARTİSİNİ İKTİDAR YAPMAYA GELDİK”
* Biz hep beraber Türkiye Cumhuriyetinin tarihini değiştirme, tarihini yeniden yazma fırsatını yakaladık. Bu tarih artık Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün milletin efendisi dediği köylülere, al ananı da git diyenlere inat, köylüyü, çiftçiyi, hayvancılıkla uğraşanları, yalnız bırakmayan, onlara sahip çıkan Cumhuriyet tarihini, esnafı, Ahi Evran’ın torunlarını, dürüst ve çalışkan esnafı, siftahsız bırakanlara karşı onlara sahip çıkmak için, artık onlar için yeniden Cumhuriyetin temel değerlerini sahiplenmeyi, emekliye 10 bin lira verip açlığa ve yoksulluğa itenlerin, 10 bin lira ile kira verip aç kalacak, karnını doyursa aç kalacak emeklinin sesini duymak için, Atatürk’ün dediği gibi Cumhuriyet ki kimsesizlerin kimsesidir.
* Kimsesizlere, sahipsizlere, unutulanlara, yoksullaştırılanlara, iflasa sürüklenenlere sahip çıkmanın fırsatını yakaladık hep beraber. Bunun için çok çalışacağız, kimseyi geride bırakmayacağız. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk yerel seçimlerinde elde ettiğimiz başarıyı Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk genel seçimlerinde yeniden birinci çıkarak, -bu haritada gördüğünüz kırmızı yerler yetmez- bütün Türkiye’yi kırmızıya boyayarak, ortasına ay yıldızlı al bayrağı koyarak, Türkiye’nin yüzünü güldürmeye, Atatürk’ün partisini iktidar yapamaya geldik.
“BİRİLERİ KAVGA ETMEK İSTİYOR, ETMEYECEĞİZ”
* Herkes şunu bilsin ki birileri kavga etmek istiyor, etmeyeceğiz. Birileri laf dalaşı istiyor. Yapmayacağız. Birileri gündem saptırmak istiyor, bu oyuna düşmeyeceğiz. Kavga isteyenler kavga şöyle olacak, öyle kimlik siyasetinde kavga, günlük siyasette kavga, atışma, hakaret, birbirine iftirada yarışma değil kavga edeceksek çiftçiler için edeceğiz, işçiler için edeceğiz. Emekçiler için, emekliler için kavga edeceğiz. Elbette her geçen gün biraz daha meydanlarda bizimle olan, heyecanlanan, partimize koşturan gençlerin kaybolan umutlarını yeniden canlandırmak için, gençlerin dünyanın gelişmiş ülkelerinde değil bu güzel ülkede hayal kurmalarını sağlamak için, gençler ki Atatürk Cumhuriyeti onlara emanet etmiştir. Onların geleceğine sahip çıkmak için hep birlikte çalışacağız.
* Bundan sonra vatandaşın gündeminde olmayan hiçbir gündemle meşgul değiliz. Yoksulluk bizim gündemimiz. İşsizlik bizim gündemimiz. Kimsesizlerin kimsesi olmak bizim görevimiz. Ancak lüzumsuz tartışmalarla birilerinin bitmiş olan kredilerini yeniden kazandırmak. Tükenmiş olan siyasi geleceklerine yeniden umut olmak niyetinde değiliz. Bu ülke kendi kaderine kendi karar verecek. Bu ülke Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine ikinci yüzyılda görevi verecek. Yeniden Cumhuriyet ve demokrasi, yeniden güçlü, müreffeh, zengin bir Türkiye’yi hep beraber kuracağız. Size bunun sözünü veriyorum.
“TÜRKİYE İTTİFAKI ADINI GÜZEL ÜLKEMİZDEN, RENKLERİNİ AY YILDIZLI ŞANLI BAYRAĞIMIZDAN ALIR”
* Bu seçimi söylediğim gibi Türkiye ittifakıyla kazandık. Türkiye ittifakı bir büyük ittifaktır. Ama partiler arasında kurulmuş değildir. Türkiye ittifakı sandıkta kurulmuştur. Türkiye ittifakı Alaşehir’in Cumhuriyet Meydanı’nda kurulmuştur. Türkiye ittifakı tarlalarda, fabrikalarda, Türkiye ittifakı köylerde kurulmuştur. Gönüllerde kurulmuştur. Türkiye ittifakı Türkiye’de milli takım gol atınca sevinen herkesin ittifakıdır. Türkiye ittifakı filenin sultanları şampiyon olunca, İstiklal Marşı ile şanlı bayrak gönlere çekilirken kızlarımız ile birlikte ağlayan herkesin ittifakıdır. Türkiye ittifakı adını güzel ülkemizden, renklerini ay yıldızlı şanlı bayrağımızdan alır. Kırımız, beyaz. En büyük Türkiye. Şundan emin olun ki günü gelince yine Türkiye ittifakı kazanacak. Günü gelince yine Türkiye kazanacak. Hiç kimse kaybetmeyecek. AKP’liler siz bizim milletimizin birer ferdisiniz. Biz sizi asla itmedik, asla itmeyeceğiz, asla bu memleketin ötekisi yapamayacağız.
“YENİ BİR SAYFA AÇIYORUZ”
* MHP’liler geçmişte yaşanan her şey bir yana, son yıllarda yaşanan Alaşehir gerilimleri bir yana, biz temiz bir sayfa açıyoruz. Yeni bir sayfa açıyoruz. Bundan sonra tartışmaların, gerilimlerin değil bu güzel Alaşehir ve Manisa’da, bu güzelim memlekette hep birlikte barış içinde yaşamak için herkese kucaklarımızı açıyoruz. Belediyenin kapısı ardına kadar açıktır. Gönüllerimiz ardına kadar açıktır. CHP’nin kapıları ardına kadar açıktır. Zira CHP, herhangi bir siyasi parti değildir. CHP, savaş meydanlarında kurulmuş, kurucuları bu ülkenin de kurucuları olan kahramanlardır. CHP, o yüzden baba evidir. Baba evi herkesin içine doğduğu, kiminin ileride ayrıldığı, kiminin kaldığı, kiminin ırakta oturduğu, kiminin yakında oturduğu, kiminin büyüğünü aradığı, kiminin küçüğüne razı olduğu ama herkesin çayının demli olduğunu bildiği, çorbasının kaynadığını bildiği, bacasının tüttüğünü bildiği, başım sıkışırsa baba evi orada diye bildiği yerdir. Zorda kalırsam baba evine dönerim dediği yerdir. Şimdi gün o gündür. Baba evinin kapısı ardına kadar açıktır. Arkamda gördükleriniz bu partinin yöneticileri, üyeleri bugüne kadar o çorbayı kaynatanlardır. O baca tütsün diye odun çekenlerdir. Hepsinden Allah bin kere razı olsun.
“BUNDAN SONRAKİ SÜREÇTE ARTIK SİYASİ KAVGALAR DEĞİL BİRLİKTE MÜCADELELERİN DÖNEMİDİR”
* Ama babaevine, dün baba evinde olmayıp bugünden gelene içine girmese de yakınında durana, CHP üyesi olmasa da oyunu verene diyorum ki bu ev benim kadar senindir. Çünkü buranın tapusu ne bendedir, ne bir başkasındadır. Bu evin tapusu Ecevit’te de yoktu, rahmetli İsmet Paşa’da da. Bu evin tapusu bir kişiye kayıtlıdır. O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bunun için bundan sonraki süreçte artık siyasi kavgalar değil birlikte mücadelelerin dönemidir.
“YARIN ARTIK KISA ÇÖPÜN UZUN ÇÖPTEN HAKKINI ALACAĞI GÜNDÜR”
* Atanmayan öğretmene de staj ve çıraklı mağduruna da, emeklilikte kademe bekleyene de, 9 bin gün yüzünden emekli olamayan Bağ-Kurluya da, hak ettiği primi alamayan, bugün üzümcünün ve bağcının sıkıntılarının çözülmediğini, yapraktaki ve üzümdeki sorunları biliyoruz. Çiftçinin mücadelesini hep birlikte yürüteceğiz. Esnafa da emekçilere de emeklilere de hep birlikte sahip çıkacağız. Bu ülke yoksulluk çekecek bir ülke değildir. Bu ülke işsizlik çekecek bir ülke değildir. 3 tarafı güzel denizler olan. Her zaman turizm için uygun bir yeri olan. Genç nüfusu olan. 600 yer altı zenginliği bulunan. Mineraliyle, vitaminiyle, cevherleriyle, madenleriyle, petrolüyle, her tarafından bereket fışkıran bu ülke kendinden çok daha mağdur ülkeler varken, onların 10’da biri emekli ücretine, 5’te biri asgari ücrete asla razı olamaz. Yarın birlikte mücadelenin günüdür. Yarın artık kısa çöpün uzun çöpten hakkını alacağı gündür. Yarın Alaşehirli üzüm üreticisinin, bağ üreticisinin, Alaşehirli çiftçinin hakkını alacağı gündür.
“SİZİN İÇİN ÇALIŞACAĞIM VE BU PARTİYİ İKTİDAR YAPIP SİZE BORCUMU ÖYLE ÖDEYECEĞİM”
* Ben burada ilk kez size CHP’nin Genel Başkanı olarak hitap ediyorum. Hepinizin bugüne kadar vermiş olduğu tüm desteklere minnet duyuyorum. İyi ki varsınız, iyi ki birlikteyiz. İyi ki Manisalıyım. İyi ki sizin evladınızım. Örgütümüze, ilçe yönetimimize, belediye başkanımızı, onun hizmetlerini, kadrolarını emanet ediyorum. Belediye başkanıma Alaşehir’in yoksullarını, Alaşehir’in gençlerini, emeklilerini, çiftçilerini, güzel insanlarını emanet ediyorum. Alaşehirlileri, Evliya Çelebi’nin gelip de gördüğü ‘Ne ala şehir’ dediği, bu ala şehrin, ne ala insanlarını, en ala insanlarını Allah’a emanet ediyorum. Hep birlikte başaracağız. İyi ki varsınız. Hakkınızı helal edin. Sizin için çalışacağım ve bu partiyi iktidar yapıp size borcumu öyle ödeyeceğim.”
]]>Geçtiğimiz haftalarda Universal Music ile anlaşmazlığa düşmesi manşetlere yansırken uygulamanın müzik dünyasındaki etkisi yeniden gözler önüne serilmiş oldu. Şarkılar onlarca yıldır ana akımın dışında kalmış olsalar bile uygulamada organik olarak yükselebiliyor. Pazarlamacılar ayrıca bir şarkının popülerleşmesine yardımcı olmak için fenomenlerle çalışabiliyor. Hatta bazı sanatçılar, yeni şarkıların uygulamada güç kazanmasına yardımcı olacağı umuduyla TikTok fenomenleriyle özel dinleme oturumları bile ayarlıyor.

Şirketin sanatçılar ve plak şirketleriyle çalışan, lisans anlaşmalarını müzakere eden ve TikTok’un kültürel etkisini sürekli gelire dönüştürmesi için yeni yollar geliştiren küresel bir ekibi bile var.
Ayrıca “Hot 50” ve “Viral” şarkı listeleri özelliğini kullanıma sunarken, en popüler şarkılarını sıralamak için eylül ayında da Billboard ile ortaklık kurdu. Temmuz ayında beş ülkede TikTok Music adında özel bir müzik akışı hizmeti başlattı. Aralık ayında ise Arizona’da Cardi B, Charlie Puth ve Niall Horan gibi TikTok’un ünlü sanatçılarının yer aldığı ilk canlı, yüz yüze konserini düzenledi.

YASAKLARLA NASIL BAŞ EDECEK?
Peki, başta müzik dünyası olmak üzere pek çok alanda aktif rol oynayan TikTok yasaklanacak mı?
Aslında 2015’te ilk olarak yayınlanan ancak bildiğimiz halini 2018’de 150’den fazla pazarda 75 dilde kullanıma sunularak alan TikTok, hızlı bir şekilde dünyanın gözde platformu haline geldi. Ne var ki aylık 1 milyar aktif kullanıcıya sahip, 2016’daki lansmanından bu yana 3 milyardan fazla indirilen platform son zamanlarda yasaklarla gündemde.
ABD Başkanı Joe Biden, TikTok’un devredilmesinin, devredilmemesi halinde ise yasaklanmasının önünü açan tasarıyı bu hafta imzaladı. Tasarı ile platformun bağlı olduğu Çinli ByteDance firması, platformu devretmek zorunda kalacak. Aksi takdirde TikTok’un ABD’deki internet uygulama mağazalarından 5 ay süreyle veya tamamen çıkarılacak.
Ana şirket ByteDance, yeni yasaya ilk resmi yanıtında, sahibi olduğu Çin haber uygulaması Toutiao’da TikTok’u satma planının olmadığını belirten bir açıklama yaptı.

DİĞER ÜLKELERİ DE CESARETLENDİREBİLİR
Çin Halk Cumhuriyeti’nde devlet kontrolünde bir gazete olan Global Times’ın editörü Hu Xijin, ABD Başkanı Joe Biden’ın bu hafta imzaladığı yasanın, Washington’un popüler e-ticaret platformu Temu gibi Çin ile ilgili diğer uygulamaları hedef alacak şekilde kapsamını genişletmesine izin verebileceğini ve ABD müttefiklerini de aynı yolu izleme konusunda cesaretlendirebileceğini söyledi.
TikTok, ByteDance’in yasağı önlemek için hisselerini bir yıl içinde elden çıkarmasını gerektiren yeni ABD yasasına itiraz edeceğini belirtirken kullanıcılarının ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini ileri sürdü.
Şirket, X sosyal platformunda “Gerçeklerin ve kanunların açıkça bizim tarafımızda olduğuna inanıyoruz ve eninde sonunda galip geleceğiz” diye yazdı.
ABD VE ÇİN ARASINDAKİ GERİLİMİ ARTIRDI
TikTok konusundaki kavga, her ikisi de ekonomik ve ulusal güvenlik çıkarlarını koruma sözü veren ABD ile Çin arasındaki gerilimi de artırdı. ABD’li milletvekilleri, uygulamanın Çinlilere ait olmasının Pekin’in ABD üzerinde, özellikle de genç beyinler üzerinde istenmeyen bir etki yaratmasına neden olabileceğinden endişe ediyor.
ABD daha önce de diğer Çinli şirketleri elden çıkarmaya zorlamıştı. 2020 yılında Çinli mobil video oyun şirketi Beijing Kunlun, federal bir emir aldıktan sonra eşcinsellere yönelik flört uygulaması Grindr’ı satmayı kabul etmişti. Anak bu defa analistler de olayı çok daha farklı bir şekilde değerlendiriyor.

New York merkezli danışmanlık firması Teneo’nun genel müdürü Gabriel Wildau, Pekin’in ulusal saygınlığının tehlikede olduğunu ve şirketin yüzde 60’ına sahip olan küresel yatırımcılar da dahil ByteDance yatırımcılarının mali çıkarlarının önüne geçebileceğini söyledi.
Ancak eğer bir satış gerçekleşirse, ABD operasyonlarını diğer her şeyden ayırmak zorunda kalacak olan TikTok için hiç şüphesiz oldukça karmaşık bir süreç başlamış olacak. Bu noktada da en çok merak edilen kısım hiç şüphesiz TikTok’un algoritmaları… ByteDance’in platformunun başarısının temelini oluşturan kullanıcıları ilgi alanlarına göre kısa videolar ile besleyen ve platformun kültürel bir ezici güç olmasını sağlayan TikTok algoritmasına ne olacağı konusunda ciddi bir belirsizlik var.
ALAMETİFARİKASI ALGORİTMASI
Bazı teknoloji uzmanları, TikTok’un ABD’de yeni teknoloji kullanılarak yeniden inşa edilmesi gerektiğini söylese de kimse bu yeni yapılanma ile platformun nasıl olacağını ya da kullanıcıların görmeye alıştığı video önerilerini ne kadar karşılayabileceğini bilemiyor.
Colorado Boulder Üniversitesi’nden Robin Burke, algoritmanın bazı yönlerinin sektördeki kişiler tarafından kopyalanabileceğini söylese de platformun bazı alanlarda rakiplerinden çok önde olduğunu ve kopyalamanın hayli zor olabileceğini belirtiyor. Burke, “TikTok, tüm verilere sahip. ABD’deki bir işletmenin, eşdeğer bir şey inşa edebilmesinin pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Kesinlikle hemen değil” diyor.

Algoritmalar, ByteDance’in genel operasyonlarının temelini oluşturuyor. TikTok ortaya çıkmadan önce Meta’nın Facebook ve Instagram’ının popülerliği göz önüne alındığında, bir kullanıcının sosyal bağlantılarını birbirine bağlayan teknolojinin başarılı bir sosyal medya uygulamasının sırrı olduğuna inanılıyordu.
Ancak TikTok, kullanıcının ilgisini odağına alarak oluşturulan bir algoritmanın daha güçlü olabileceğini gösterdi. CEO Shou Zi Chew de dahil olmak üzere TikTok yöneticileri, algoritmalarını Meta’nın yaptığı gibi “sosyal grafik” üzerine oluşturmak yerine, “ilgi sinyallerine” dayandığını söyledi.
KISA VİDEO FORMATI VE TAVSİYE İÇERİKLER…
Utrecht Üniversitesi’nden Doçent Catalina Goanta, rakiplerinin benzer ilgi alanına dayalı algoritmalara sahip olmasına rağmen TikTok’un kısa video formatıyla algoritmanın etkinliğini artırabildiğini söylüyor: “Tavsiye sistemleri çok yaygın. Ancak TikTok’u bir uygulama olarak asıl farklı kılan şey tasarımı ve içeriği.”
Kısa video formatı, TikTok’un algoritmasının çok daha dinamik hale gelmesine ve hatta kullanıcıların tercihleri ve ilgi alanlarındaki zaman içindeki değişiklikleri bile takip edebilmesine olanak tanıyor.

Ayrıca TikTok’un oyun biriminin eski başkanı olan Jason Fung, kısa video formatının TikTok’un kullanıcı tercihlerini çok daha hızlı öğrenmesini sağladığını söyledi: “Kısa videolar olduğundan, kullanıcının tercihiyle ilgili verileri YouTube’dan çok daha hızlı toplayabiliyorsunuz.”
Tüm bunların yanında TikTok’un kısa video pazarına erken girişi aynı zamanda şirkete büyük bir avantaj da sağladı. Instagram, 2020’ye kadar Reels’ı piyasaya sürmemişti; YouTube ise 2021’de Shorts’u piyasaya sürdü.
Carnegie Mellon Üniversitesi’nden profesör Ari Lightman, TikTok’un kullandığı bir diğer etkili taktiğin, kullanıcılarını hashtag’ler aracılığıyla halka açık gruplar oluşturmaya teşvik etmek olduğunu söyledi. Kullanıcıları halka açık gruplar oluşturmaya teşvik ederek TikTok’un kullanıcılarının davranışları, ilgi alanları, eğilimleri ve ideolojileri hakkında daha etkili bir şekilde bilgi edinebileceğine dikkat çekti.
ENDİŞELER ARTTI
Ne var ki tüm bu başarılı taktikler, formatlar, kusursuz bir algoritma ile hızla dünyanın en popüler platformlarından biri haline gelen TikTok, son günlerde kullanıcıların akımlarıyla değil de hükümetlerin endişeli yaklaşımı ve hatta yasaklarıyla gündeme gelirken geleceği de oldukça karmaşık…
ABD’li milletvekilleri ve yetkililer, TikTok’un 170 milyon ABD’li kullanıcıya ait verilere Çin devletinin ulusal güvenlik yasaları kapsamında erişebileceğinden endişe ediyor.

TikTok CEO’su Shou Chew, ABD Kongresi’nde senatoya ifade verirken…
ABD iç istihbarat ve güvenlik teşkilatı FBI’ın direktörü Christopher Wray, ByteDance’in Çin hükümeti tarafından kontrol edildiğini söyledi ve Pekin yetkililerinin, insanların TikTok’ta ne gördüklerini belirleyen algoritmayı manipüle ederek insanları etkileyebileceği konusunda uyardı.
TikTok ise tüm bu iddiaları reddediyor. TikTok’un genel müdürü Shou Zi Chew, geçen yıl Kongre huzurunda yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Şunu açıkça belirteyim: ByteDance, Çin’in veya başka bir ülkenin temsilcisi değil.”
KİMLER TiKTOK’U ALMAK İSTEYEBİLİR?
ByteDance’in aralarında General Atlantic, Susquehanna ve Sequoia Capital yatırım firmalarının da bulunduğu çok sayıda ABD’li yatırımcısı var. Ancak satın alma söz konusu olduğunda neler olabileceği belirsiz.
Üstelik pek çok teknoloji analisti gibi ABD’li bir finansal hizmetler şirketi olan Wedbush Securities’teki analistler, Çin hükümetinin, insanların uygulamada gördüklerini düzenleyen TikTok’un algoritmasını da içeren bir satışı onaylamasını beklemediklerini söylüyor.
Wedbush, “Algoritmalar olmadan TikTok’un değeri önemli ölçüde değişir” dedi.

SIRADAKİ ÜLKELER…
ABD’deki yasa tasarısı bu hafta manşetlerden düşmezken diğer ülkelerin de ABD’yi takip edip etmeyeceği merak konusu.
TikTok, verilerle ilgili endişeler nedeniyle baskı altında. Birleşik Krallık, ABD, Kanada ve Yeni Zelanda’da devlet tarafından verilen telefonlarda yasaklandı ve Avrupa Komisyonu personelinin de iş amaçlı olarak verilen cihazlarında platformu kullanması yasaklandı.
]]>
Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü, başta fındık olmak üzere tarımsal ürünlere zarar veren kahverengi kokarca (Halyomorpha halys) zararlısı ile biyolojik mücadele için laboratuvarda 150 bin samuray arısı üretti.

Kahverengi kokarcanın yumurta larvalarına kendi yumurtasını bırakan samuray arıları, böylece zararlının çoğalmasını engelliyor.
Enstitüde görevli entomolog (böcek bilimci) Mustafa Kılıç, kahverengi kokarcanın Türkiye’de 2017 yılından itibaren tespit edilmeye başlandığını söyledi.
Zararlının tespitinin ardından Tarım ve Orman Bakanlığının zararlı ile mücadelede yoğun çaba sarf ettiğini anlatan Kılıç, “Tarım ve Orman Bakanlığımız hem biyolojik mücadele ajanlarının yetiştirilmesinde hem de kimyasal mücadele ve diğer yolların araştırılması ve uygulanmasında öncü olmuştur. Bununla birlikte hem ekiplerimiz hem İl Tarım ve Orman müdürleri birlikte arazi çalışmaları yürütmekteyiz. Kahverengi kokarcanın yoğunluk, popülasyon takibini yapmaktayız. Bunun yanı sıra mücadele için faydalı böceğin üretimini gerçekleştirmekteyiz.” dedi.

Üretimini yaptıkları 20 bin parasitoidin (ev sahibiyle yakın ilişki içinde yaşayan ve sonunda konağın ölümüyle sonuçlanan bir organizma) geçen yıl Artvin ve Rize’de doğaya salındığına dikkati çeken Kılıç, “Bu yıl da hedefimiz 150 bin parasitoidin 30 ilde doğaya salınması. Parasitoid dediğimiz, halk arasında samuray arısı olarak bilinmektedir. Burada böcek kendi yumurtasını zararlının yumurtasının içine koyuyor. Doğada zararlı böcek yerine faydalı böcek çıkışları yapıyor yumurtadan. Çünkü biz bütün arazileri kontrol etsek de ağaçların üst kısmında zararlı böcek yine yumurtasını bırakabiliyor. Burada amacımız, biyolojik mücadele etmenini kullanarak oralara da ulaşabilmek.” ifadesini kullandı.

Kılıç, çiftçilerin bu zararlı böceği bahçelerinde gördüklerinde ruhsatlı bitki koruma ürünlerini kullanması gerektiğini belirterek, “Bu zararlı ile mücadelede vatandaşımıza da görev düşmektedir. Kendi bahçelerinde yoğunluk gördüğünde ilgili kurumlara danışarak ilaçlama yapabilirler.” diye konuştu.
Kahverengi kokarcanın 300’ün üzerinde bitkiyi etkilediğini vurgulayan Kılıç, şunları kaydetti:
-Doğada kolay kolay aç kalmayan bir böcek. Özel ağız yapısı sayesinde bitki dokularını emerek besleniyor ancak hayvanlar ve insanlar üzerinde zarar oluşturmamaktadır. Sadece ufak tefek alerjilere belki bazı ciltler reaksiyon gösterebilir.

-Onun haricinde ısırma veya sokma gibi davranışları yok. Doğaya saldığımız parasitoidlerin de insan, hayvan ve özellikle bal arıları üzerinde hiçbir yan etkisi bulunmamaktadır. Samuray arıları, kahverengi kokarcanın doğal düşmanıdır.
– Zaten böceğin bulunduğu yerlerde doğal olarak bulunan bir böcek. Kahverengi kokarca Avrupa’ya da bulaştı ve yayılıyor.
-Bakanlığımız mücadele için bu konuda önce davranarak parasitoid böceğin hızlıca işlemlerden geçirilerek salınmasında büyük rol oynadı. Amerika, İtalya ve İsviçre’de de parasitoid üretip doğaya salmaktadır. Türkiye hızlı şekilde karar aldı.

Kılıç, üretilen samuray arılarını mayıs ayı itibarıyla doğaya salmaya başlayacaklarını sözlerine ekledi.
]]>Nevruz, paskalya ve ramazan bayramlarıyla 2024 sezonunu erken açan turizm sektörü, önümüzdeki iki aylık süreçte de dört önemli bayram ve tatil süreci yaşayacak.
Hollanda’nın 27 Nisan Kral Günü’ne bağlı tatilleri, ardından 9 Mayıs’ta kutlanan Rusya’nın Zafer Günü’ne bağlı tatilleri, sonrasında Almanya’nın mayıs sonunda Almanya Pfingsten bayramına bağlı tatil ve haziran ayı ortasındaki Kurban Bayramı olmak üzere turizm sektörünü yaklaşık iki aylık süreçte dört önemli bayram bekliyor.
GEÇEN SENEYE GÖRE YÜZDE 20 ARTIŞ VAR
Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu, bu yıl turizm sezonunun mart ayının üçüncü haftası itibarıyla hem nevruz, hem paskalya, hem de nisan başındaki dokuz günlük ramazan bayramı tatilleriyle birlikte erken açıldığını söyledi.
Turist sayısında şu an geçen seneye göre yüzde 20’lik artış olduğunu belirten Kavaloğlu, “Bu da herhalde en iyi ilk üç ay başlangıcı oldu diyebiliriz. Şu anda gördüğümüz kadarıyla Rusya, Almanya, İngiltere ve Polonya bizim en etkili pazarlarımız. Nisan ayının bu şekilde iyi geçmesi çok olumlu” dedi.
DÖRT BAYRAM DAHA GELİYOR
AKTOB Başkanı Kavaloğlu, “Nisan sonunda Hollanda’nın bir tatil periyodu var. Sonra mayısın başında Rusya tatili var. Üçüncü haftasından itibaren Almanya’nın tatili var. Sonra da Haziran itibarıyla kurban bayramı tatili ve temmuz, ağustos geliyor. Dolayısıyla şu anki beklentilerimiz tamamen olumlu. Kültür ve Turizm Bakanımızın bir hedefi var, 60 milyar dolar gelir ve 60 milyon turist. Antalya bu sene 17 milyon kişiyi geçerek üzerine düşeni fazlasıyla yapacak. Geçen yıla göre bu hafta sonu itibarıyla Antalya’ya gelen kişi 1,5 milyonu geçti. Bu 1,5 milyon kişi çok değerli. Yaklaşık yüzde 20’lik artışa tekabül ediyor” diye konuştu.
İÇ TURİZM REZERVASYONU ARTIYOR
Bu yıl üç ayda ilk defa Almanya’nın Rusya’yı geçtiğini, ilk defa İngiltere’nin ikinci sıraya gelip, Rusya’nın üçüncü olduğu örneklerini veren Kavaloğlu, “Almanya’dan gelen turistlerin de ilk defa 4 milyonu zorlayacağını görüyorum. Bu anlamda baktığımızda hedefimiz 17 milyonu rahatlıkla geçecekmişiz gibi düşünüyorum. Ramazan bayramı tatili iç turizm açısından çok önemliydi bizim için. Tatilin dokuz gün olmasından dolayı insanlar daha fazla tatil yapabilme şansı buldu, hem de tatilini bölebilme şansları oldu. İç turist, yurt dışından gelen turistler gibi erken rezervasyon yapmayı biliyor. Kredi kartına taksitlerin devam etmesiyle yurt içi pazarın rezervasyonu artacak” dedi.
YÜKSEK SEZON MAYISLA BAŞLIYOR
2023’ü rekorla kapatan sektörün 2024 hedeflerini daha da büyüttüğünü belirten 5 yıldızlı bir otelin genel müdürü İsmail Çağlar, yılın ilk üç ayında bu hedefin olumlu sinyallerinin görüldüğünü kaydetti.
Bu turizm sezonunun üç bayrama denk geldiğini belirten Çağlar, “Nevruzda İran’dan, paskalyada Batı Avrupa, İngiltere, Almanya, Hollanda, Belçika yine birkaç Baltık ülkesinden ciddi rakamlarda misafir aldık. Ramazan Bayramı’nda iç turizmle otellerimiz doldu. Mayıs başında da gerçek anlamıyla yüksek sezona giriş yapacağız. Bölge, bölge kapalı oteller açılacak. Kundu, Belek 12 ay hizmet veren tesisler var. Kemer, Bodrum daha da kuzeye çıktıkça Kuşadası ve bu bölgelerde de canlanmalar mayıs ayı itibarıyla başlayacak” dedi.
DOLULUKLAR YÜZDE 80’LERDE
Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu, bayram döneminde özellikle son dakika rezervasyonlarla otellerin yüzde 90-95 doluluklara ulaştığını, bayram sonrası ise küçük bir düşüş yaşandığını belirterek, “Ama geçen hafta sonu itibarıyla tekrar rezervasyonlar yukarı yönde artıyor. Şunu da unutmamak lazım, kapalı olan oteller artık açılışlarını yapıyor. O yüzden doluluk oranlarında biraz düşüş olacaktır. Rus bayramıyla beraber tekrar yukarılara doğru, yüzde 80-85’lere çıkar diye düşünüyorum. Zaten ondan sonra önümüz açık” dedi.
KUR VE ENFLASYON PROBLEMİ
Avrupa’dan halen çok ciddi rezervasyon aldıklarını anlatan Saatçioğlu, “Geçen sene 21 Nisan itibarıyla bu seneyi karşılaştırdığımızda yaklaşık yüzde 16 artış söz konusu, bu da bizi sevindiriyor. Geçen sene nisana göre baktığımızda, yüzde 5,8’lik artış var. Demek ki şu ana kadar gerçek anlamda yüzde 6’lık artışla devam edecek gibi gözüküyor. Avrupa’dan ciddi rezervasyon akışı devam etmektedir. Bunun dışında kurlar maalesef olması gereken yerde olmadığından dolayı sıkıntılı günler geçiriyoruz. Özellikle tüm giderlerimiz bizim Türk lirası olmasından ve her geçen gün Türk lirası enflasyonla karşı karşıya kaldığından sıkıntı yaşıyoruz. Özellikle ete, süte, gıda maddelerine çok ciddi zam geldiğinden dolayı gelirlerimiz de Euro bazında olduğundan bir ters makasla karşı karşıyayız. Umarım en kısa zamanda, nisan sonunda veya mayısın ortalarına doğru kur olması gereken yere kadar gelir” dedi.
PERSONEL SIKINTISI YAŞANIYOR
Personel sıkıntılarının da devam ettiğine dikkati çeken Saatçioğlu, “Özellikle bu sıkıntımızı Ukrayna, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan Endonezya’dan personel tedarik ederek çözmeye çalışıyoruz. Bu ülkelerden gelen personelimiz genelde mavi yakalı olduğundan çok ihtiyacımız var. Üst makamda, üst pozisyonlarda çok büyük sıkıntılarımız yok. Ama mavi yakalarda maalesef sıkıntımız var” diye konuştu.
]]>Türkiye’de kurulan şirket sayısı, martta bir önceki aya göre yüzde 12,2 azalarak 8 bin 783, kapanan şirket sayısı ise yüzde 13,9 gerileyerek 1678 oldu.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), mart ayına ilişkin kurulan-kapanan şirket istatistiklerini açıkladı.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, mart ayına ilişkin kurulan ve kapanan şirket istatistiklerini yayımladı.
Buna göre, martta bir önceki aya göre kurulan şirket sayısı yüzde 12,2, gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 16,2, kooperatif sayısı yüzde 0,4 azalış gösterdi.
Aynı dönemde kapanan şirket sayısı yüzde 13,9, gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 31,5 azalırken, kooperatif sayısı yüzde 36,5 arttı.
Martta geçen yılın aynı ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 22,4, kooperatif sayısı yüzde 11,8, gerçek kişi ticari işletme sayısı ise yüzde 47,4 azaldı. Bu dönemde kapanan şirket sayısında yüzde 15,6, kooperatif sayısında yüzde 29,1 artış olurken, gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 17,2 azalış gerçekleşti.
YÜZDE 86,2’Sİ LİMİTED ŞİRKET
Mart ayında Ardahan’da şirket kurulumu gerçekleşmedi. Söz konusu ayda kurulan toplam 9 bin 14 şirket ve kooperatifin yüzde 86,2’si limited şirket, yüzde 11,3’ü anonim şirket, yüzde 2,6’sını ise kooperatifler oluşturdu. Şirket ve kooperatiflerin yüzde 37,7’si İstanbul, yüzde 11,3’ü Ankara, yüzde 7,3’ü İzmir’de kuruldu.
Geçen ay kurulan şirket ve kooperatiflerin 2 bin 963’ü ticaret, 1235’i imalat ve 1173’ü inşaat sektöründe yer aldı. Kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin ise 440’ı inşaat, 313’ü toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 121’i imalat sektöründe faaliyet göstermek üzere çalışmalarına başladı.
KAPANANLARIN 628’İ PERAKENDE SEKTÖRÜNDE
Martta kapanan şirket ve kooperatiflerin 628’inin toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 259’unun imalat ve 179’unun inşaat sektöründe olduğu kayıtlara geçti.
Kapanan gerçek kişi ticari işletmelerinden 565’inin toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 200’ünün inşaat, 141’inin imalat sektöründe faaliyet gösterdiği belirlendi.
Martta 231 kooperatif kurulurken bunların 155’i konut yapı, 46’sı işletme, 9’u turizm geliştirme amaçlı kooperatif olarak işbaşı yaptı.
YABANCI ORTAK SERMAYELİ ŞİRKETLER
Geçen ay kurulan 623 yabancı ortak sermayeli şirketin 368’i Türkiye, 33’ü İran ve 16’sı Almanya ortaklı oldu.
İşbaşı yapan yabancı ortak sermayeli şirketlerin 62’si anonim, 561’i limitet şirket statüsünde faaliyet gösteriyor. Şirketlerin 264’ü belirli bir mala tahsis edilmemiş mağazalardaki toptan ticaret, 99’u ikamet amaçlı olan veya olmayan binaların inşaatı, 97’si işletme ve diğer idari danışmanlık faaliyetleri sektöründe kuruldu.
Kurulan yabancı ortak sermayeli şirketlerin toplam sermayelerinin yüzde 64,1’ini yabancı sermayeli ortak payı oluşturdu.
3 AYDA 5 BİN 309 ŞİRKET KAPANDI
Türkiye’de bu yılın ocak-mart döneminde kurulan şirket sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15,5 azalışla 29 bin 593’e geriledi.
Aynı dönemde kapanan şirket sayısı da yüzde 26,6 artışla 5 bin 309’a yükseldi.
Kurultaya ilişkin hazırlıkların oluşturulan komisyonca büyük bir titizlikle sürdürüldüğü belirtilerek, şu bilgiler paylaşıldı:
“Kongre takvimi doğrultusunda delege listeleri, Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulunda askıya çıkarılmış, adaylarla paylaşılmış ve yapılan itirazlar sonucu ‘organize usulsüzlük yapıldığına dair’ iddiaların gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmıştır. Şöyle ki 1302 delege içerisinde Genel Merkezimizin yaptığı itirazlar sonucu 12 delege, Sayın Koray Aydın’ı temsilen yapılan itiraz sonucu 1 delege, bireysel başvurular sonucu ise 3 delege olmak üzere yalnızca toplam 16 delegenin bilgilerinde sehven yapılmış hatalar düzeltilmiştir. Sayın Mehmet Tolga Akalın’ı temsilen yapılan itiraz ise ilçe seçim kurulunca delil yokluğu gerekçesiyle reddedilmiş ve delege listesi kesinleşmiştir.”
BÜTÜN ADAYLARIN TEMSİLCİLERİNİN KATILIMIYLA TOPLANTI YAPILDI
Açıklamada, ATO Congresium’un toplantı salonu dışında kalan fuar alanında 26 Nisan-5 Mayıs arasında Ankara Kitap Fuarı’nın düzenleneceğine dikkat çekilerek, şunlar kaydedildi:
“Kongre salonu ve dışındaki alanın kullanımı konusunda kongrenin güvenliğinden sorumlu kolluk yetkililerinin daveti üzerine kendileriyle görüşülmüş ve akabinde 24 Nisan’da Genel Merkezimizde bütün adaylarımızın temsilcilerinin de katılımıyla bir toplantı gerçekleştirilmiştir. İYİ Parti’nin 500 binden fazla üyesi, yüz binlerce gönüllüsü ve milyonlarca seçmeni bulunmaktadır. Kongremizde bütün üye ve gönüllülerimizi bir araya getirmek en büyük arzumuzdur. Ancak kongrenin yapılacağı salon 3 bin kişi kapasitesine sahiptir. Oy kullanacak 1302 delegemiz, adaylarımızın temsilcileri, basın mensupları, sandıklarda görev yapacak üye ve müşahitler ile görevliler salon kapasitesinin büyük kısmını doldurmaktadır. Kongre kapasitesinin üzerinde katılım olması halinde pek çok üyemiz ve gönüllümüzün dışarıda kalacağı, fuar alanının da doluluğu sebebiyle mağduriyet yaşayacağı öngörülmüştür.”
KURULTAY, SOSYAL MEDYA HESAPLARINDAN CANLI YAYINLANACAK
Kurultay Organizasyon Komitesi, açıklamasında, şu bilgilere yer verdi:
“Sayılan nedenlerle delege olmayan 624 il ve ilçe başkanımız, 31 belediye başkanımız ve önceki dönem 25 milletvekilimizin illerimizi ve teşkilatımızı temsilen kongremize davet edilmesi, kapasite kısıtı nedeniyle salona giremeyen partililer için dışarıya LED ekran kurulup kongrenin bu ekranlardan ve partimizin sosyal medya hesaplarından canlı yayınlanması toplantıda açıklanmış olup, adayların oy pusulalarının rengi ve sandıklarda müşahit bulundurmaları gibi hususlar karara bağlanmıştır. Bahsi geçen hususların yanı sıra, bütün temsilcilerin kongrenin işleyişine yönelik önerileri kabul görmüştür. Kongremizin medeni ve demokratik koşullarda gerçekleştirilmesi sürecine önerileriyle katkıda bulunan bütün adaylarımıza ve temsilcilerine teşekkür ederiz.”
“HİÇBİR DIŞ GÜÇ İYİ PARTİ’YE SİYASETEN ROL DAĞITAMAMIŞTIR”
İYİ Parti’nin kuruluşundan bu yana demokrasiyi en üst düzeyde uyguladığı ve her hususta istişareyle alınan kararlar doğrultusunda hareket ettiği belirtilerek, şöyle denildi:
“Ne yazık ki usulünce askıya çıkıp kesinleştirilen delege listeleriyle kongre davetlilerinin açıklanan gerekçelerle sınırlı tutulması hususları basında ve sosyal medyada çarpıtılarak konu başka mecralara çekilmiştir. Öyle ki kongre sürecimize dışarıdan müdahale olduğu gibi haksız ve mesnetsiz ithamlar gündeme getirilmektedir. İYİ Parti, bugüne kadar hiçbir makam, merci, kurum veya kuruluşun vesayetine veya müdahalesine müsaade etmemiştir, etmez. Mesnetsiz iddia ve ithamlar demokrasiyi en üst düzeyde işletme prensibimize gölge düşürememiştir, düşüremez. İktidar yolculuğumuzu, ülkemizi en iyi şekilde yönetme hedefimizi kimse engelleyememiştir, engelleyemez. Hiçbir dış güç İYİ Parti’ye siyaseten rol dağıtamamıştır, dağıtamaz. Aksi iddia ve ithamlar, kongrede oy kullanmak suretiyle partimizin geleceğine dair karar verecek olan kıymetli delegelerimizi, genel başkan adaylarımızı ve kuruluşumuzdan itibaren siyasi mücadelemizde yer alan her bir İYİ Parti neferini zan altında bırakmaktadır.”
]]>
Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun 25.04.2024 tarih ve 74 sayılı toplantısında almış olduğu kararlar belli oldu.
Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun almış olduğu kararlar şu şekilde:
“1- BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, 19.04.2024 tarihinde oynanan BEŞİKTAŞ A.Ş.-MKE ANKARAGÜCÜ Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada BEŞİKTAŞ A.Ş.’nin, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada 2. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 200.000-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan SPOR TOTO KUZEY ÜST TRİBÜN 408, SPOR TOTO KUZEY ALT TRİBÜN 108, DOĞU ÜST TRİBÜN 415, GÜNEY ALT TRİBÜN 121 numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
2- MKE ANKARAGÜCÜ Kulübünün, 19.04.2024 tarihinde oynanan BEŞİKTAŞ A.Ş.-MKE ANKARAGÜCÜ Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
Aynı müsabakada MKE ANKARAGÜCÜ Kulübünün, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 6. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 320.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan SPOR TOTO MİSAFİR TRİBÜN 405 bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
3- YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş. Kulübü Başkanı METİN KORKMAZ’ın, 20.04.2024 tarihinde oynanan YILPORT SAMSUNSPOR–YUKATEL ADANA DEMİRSPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, akredite edilmediği alanlarda bulunmasından dolayı talimatlara aykırılık nedeniyle 78.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
4- MONDİHOME KAYSERİSPOR Kulübünün, 20.04.2024 tarihinde oynanan MONDİHOME KAYSERİSPOR–TRABZONSPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan KUZEY ALT TRİBÜN C-D bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada MONDİHOME KAYSERİSPOR Kulübünün, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle 112.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,
5- TRABZONSPOR A.Ş.’nin, 20.04.2024 tarihinde oynanan MONDİHOME KAYSERİSPOR–TRABZONSPOR A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde misafir kulüp olduğu müsabakada 8. kez gerçekleştirilmesinden dolayı 440.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına, FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan MİSAFİR TRİBÜN GÜNEY ÜST A blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki misafir kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
6- GALATASARAY A.Ş.’nin, 21.04.2024 tarihinde oynanan GALATASARAY A.Ş.-SİLTAŞ YAPI PENDİKSPOR FUTBOL A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan KUZEY TRİBÜN 105, 106, GÜNEY TRİBÜN 119, 120 numaralı bloklarda yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Aynı müsabakada GALATASARAY A.Ş.’nin, sportif ekipman talimatına aykırılık nedeniyle İHTAR CEZASIile cezalandırılmasına,
7- GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.’nin, 02.04.2024 tarihinde oynanan GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.-KASIMPAŞA A.Ş. Trendyol Süper Lig müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle FDT’nin 53/3. maddesi uyarınca çirkin ve kötü tezahüratta bulunan GÜNEY KALE ARKASI ALT TRİBÜN E blokta yer alan seyircilerin elektronik bilet kapsamındaki kartlarının bloke edilmesi suretiyle bir sonraki ev sahibi kulüp olduğu müsabakaya girişlerinin engellenmesine,
Karar verilmiştir.”
]]>“KOŞULSUZ BİAT EDECEKSİN”
“… Seçimden hemen önce tarafıma İl Başkanlığı içerisindeki toplantıda MHP İl Başkanı Selçuk Alıç, İlçe Başkanı Ayhan Toy kendilerine koşulsuz biat etmem yönünde telkinde bulundular.
Seçimlerden sonra 15.04.2024 günü Ayhan Toy ve diğer 10 meclis üyesinin bulunduğu toplantıda istifa etmemiz yönünde belge imzalattılar. Benimle birlikte birkaç meclis üyesi bu evrakı imzaladık. İmza atmayanlar da oldu.
Toplantı halindeyken istifa etmemiz yönünde sunulan evrakın eksik olduğu, tarih kısmının boş olduğunu söyledik. Ayhan Toy da ‘Tarih kısmı boş kalacak, biz daha sonra dolduracağız’ dedi.
Ben neden olduğunu sorduğumda da ‘Burada demokrasi yok, teşkilatımız ne yönde karar verirse siz de bu karara uymak zorundasınız’ dedi.
“BELEDİYEDEN ARANINCA İSTİFA ETTİĞİMİ ÖĞRENDİM”
18 Nisan 2024 günü 14.00 sıralarında MHP İl Başkanlığında toplantı halindeydik. Ben toplantıdan çıktıktan sonra imzalamış olduğum istifa dilekçesi grup vekili Aziz Gündüz tarafından belediyeye götürülüp teslim edilmiştir.
Benim belediyeye evrakın götürüldüğünden haberim yoktu. Eksik bilgi olması sebebi ile belediye personelinin beni araması sonrası evrakın belediyeye götürüldüğünü öğrendim.
Belediyeye gittiğimde buradaki dilekçemi alarak yırttım. Şu an elimde durmaktadır. Kendi rızam ile yırtık vaziyette olan dilekçeyi sizlere dosyaya sunmak için teslim ediyorum.
Ben belediyede bulunduğum esnada Ayhan Toy, Yazı İşleri Müdürü olan Efraim beyi arayarak ‘Nasıl olur da dilekçesini geri teslim edersiniz ve yürürlüğe koymazsınız’ şeklinde telefon aracılığı ile görüşmeleri oldu. Ben de görüşmeye şahit oldum.
“CAN GÜVENLİĞİMDEN ENDİŞELİYİM”
Benim istifam konusunda herhangi bir gerekçe belirtmediler. Beni meclis üyesi olarak almak isteyenler de kendileriydi. Benim elimden seçilme hakkımı almaya çalışmaktadırlar.
Ayhan Toy ile yapmış olduğumuz telefon görüşmesinde bana ısrarla ‘Neredesin sen, çabuk buraya gel, neredesin ben oraya geliyorum’ diyordu.
Selçuk Alıç ve Ayhan Toy isimli kişiler benim seçilmiş bir kişi olmama rağmen bana karşı mobbing uygulayarak istifa etmem yönünde baskı bulunmaktadırlar.
Bana baskı kuran Selçuk Alıç ve Ayhan Toy isimli şahıslardan davacı ve şikayetçiyim. Can güvenliğinden endişe duymaktayım. Çağrı üzerine koruma talep ediyorum.”
“FAZİLET KARA, KENDİSİ ÇALIŞMAK İSTEMEDİ”
MHP Merkez İlçe Başkanı Ayhan Toy da konuya ilişkin yaptığı açıklamada Fazilet Kara’nın MHP İl Teşkilatı fikirlerinin kendisine uymadığını belirterek çalışmak istemediğini söylediğini savundu. Toy, “Kimseyi bizle çalışmaya zorlamayız. Kara’ya istemediği takdirde istifa edebileceğini söyledik” dedi.
Durumdan MHP Genel Merkezi’nin de haberinin olduğunu ifaden eden Toy, Fazilet Kara’nın bugün yada yarın partiden istifa edeceğini belirtti.
]]>İddianamede Dilan, Engin ve Sezgin Polat için ‘Birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit’, ‘Mala zarar verme’ suçlarından toplamda ayrı ayrı 2 yıl 4 aydan 8 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi, diğer sanıkların da çeşitli suçlardan değişen oranlarda cezalandırılmaları istendi.
Olaya ilişkin 11 sanıklı dava bugün Küçükçekmece 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başladı.
DİKKAT ÇEKEN ‘MESLEK’ CEVABI
Duruşmaya tutuklu sanıklar Sezgin, Engin ve Dilan Polat, bulunduğu cezaevinden getirildiler. Diğer sanıklar SEGBİS ile duruşmaya katıldı.
Dilan ve Engin Polat’ın kızı Nilda Polat, Engin Polat’ın kız kardeşi Kübra Uzun duruşmaya izleyici olarak katıldı. Taraf avukatları salonda hazır bulundu.Kimlik tespitinde Engin Polat, mesleğinin sorulması üzerine ‘Serbest meslek’ şeklinde cevap verdi. Mahkeme hakimi nasıl bir serbest meslek demesi üzerine Polat, ‘Kozmetik şirketlerim var’ dedi. Aylık gelirinin sorulması üzerine ise Engin Polat aylık 200 bin TL geliri olduğunu söyledi.
DİLAN POLAT GÖZYAŞLARINA BOĞULDU
Dilan Polat Engin Polat’ın kimlik tespiti yapıldıktan sonra duruşma salonuna getirildi. Duruşmaya katılan Dilan Polat’ın beyaz tişört üstüne siyah bir takım giydiği görüldü. Dilan Polat salona girer girmez Engin Polat’la göz göze geldiği an gözyaşlarına boğuldu. Yan yana geldikleri an ise çift el ele tutuştu. Dilan Polat, Engin Polat’ın elini öptü birkaç dakika sonra ise Dilan Polat sandalyeye oturtuldu. Dilan Polat kızı Nilda’ya dokunmak istedi, ‘Kızım seni çok seviyorum’ dedi. Hakim temas etmenin yasak olduğunu söyledi. Dilan Polat’la aylık gelirinin 200 bin lira olduğunu söyledi.
“İŞ YERİNİN KURŞUNLANDIĞINI BASINDAN ÖĞRENDİM”
Hakim susma hakkını kullanabileceğini söyledi Dilan Polat savunma yapmak istediğini belirterek, “Ben Banu Parlak’ı tanırım kendisi 6 yıllık arkadaşım olur. Zaman zaman küsüp barıştığımız dönemler oluyordu. Kendisi güzellik merkezi açmadan önce her gün düzenli olarak görüşürdük. Merkezime gelip işlem yaptırırdı. İş yeri kurşunlanmadan 1 önce hafta önce benden işi için yardım ve destek istedi. Ben de yardım edebileceğimi söyledim. Daha sonra kendisinin haberlerde can güvenliği olmadığını bundan bizim sorumlu olduğumuza dair paylaşımlarını gördüm. Bu zamana kadar hiçbir sorunumuz yoktu. İşyerinin kurşunlandığını da basından ve sosyal medyadan öğrendim. Yargılandığımız kişileri de tanımıyorum. Hatta bu Daltonlar çetesi beni ve eşimi tehdit etmişti, bunlarla alakalı mesajlar da mevcut.” dedi.
“SENİN NAMUSUNU ELİNDEN ALACAĞIM”
Dilan Polat savunmasının devamında “Hatta Can Dalton ‘Senin namusunu elinden alacağım’ diye eşime tehdit mesajları yollamıştı. Bizi tehdit eden şahıslarla neden aynı dosyadayız bilmiyorum. Bizim Gürcistan ile hiçbir bağlantımız yok. Ben hamileyken bir kere gezmek için gitmiştim. Bir kere de Rize şubemizin açılışında çalışanlarımız avukatlarımızla hep birlikte gezmek için gitmiştik. Dosyada tanık olarak dinlenen Halil İbrahim Kalkan’ı tanımıyorum hayatımda hiç görmedim. Sadece şunu biliyorum. Eşimden kayınpederimden alacağı olduğunu söyleyerek tehdit ettiğini biliyorum. Ben sosyal medyada fazla ön planda olan biriyim. Maddi durumumuzun iyi olması dolayısıyla bizden haraç kesmek istediğini düşünüyorum. Hatta Pendik şubemize giderek bu şube benim tabelaları indirin demişliği bile vardır. Çalışanlarımı da tehdit etmiştir. Benim Banu Parlak ile bir husumetim yoktu. Neden böyle bir konuda beni ve ailemi hedef gösterdi anlayamıyorum. Dosyada aile üyelerim hariç hiç kimseyi tanımıyorum. O dönemde bana sosyal medya üzerinden iftiralar atılmaktaydı. Bana herkes bir saldırı halindeydi. Kafam çok karışıktı. Suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi istiyorum. İddianamede bahsedilen videonun direkt bir muhattabı yoktu. Genel olarak paylaşmıştım” dedi.
“YALANA VE İFTİRAYA UĞRADIK”
Engin Polat ise, “Banu Parlak’ı tanımam samimiyetim yoktu. Sadece eşimin arkadaşı olarak bilirim. Bir gün sosyal medyada kendisinin ‘Benim başıma bir şey gelirse bizden kaynaklandığını’ söylemişti. Ben de eşime ‘Bu senin arkadaşın değil mi ara sor’ dedim. Oda bana ‘Görüşmeyeceğim’ dedi. Daha sonra ben Banu Parlak’ın ifadesinde gördüm karım kendisini iyi niyetlerle aramış. Kurşunlanma olayında bir etkim yoktur. O dönemde kara para aklamayla ilgili iddialar vardı. Bunların yalan olduğunu ilerleyen günlerde göreceğiz. Yalancı tanık Halil İbrahim Kalkan’ı hiç tanımam kendisi şubeleri arayıp benimle ve babamla görüşmek istediğini söyleyip tehdit ediyormuş. ‘Bu tabelaları kaldırın, artık buralarda Dilan Polat yazmayacak. Ben buralara çöktüm’ diyormuş. Biz ciddiye almadık ancak bir gün silahlı arkadaşlarıyla Pendik şubemize giderek çalışanları tehdit etmiş. Babama ‘Bu böyle olmayacak gidip şikayet edelim’ dedim. Gayrettepe Asayiş Şube’ye giderek şikayetçi olduk.” dedi.
Polat, “Şikayetlerimiz sonucunda bu şahıs ceza aldı. Kendisi bizim ona borcumuz olduğundan aradığını söyleyip kılıf uydurmuş. Daha sonra bu yalanına Banu Parlak yalanını da eklemiş. Biz güya Banu Parlak’ın vurulmasını istemişiz bunun karşılığında 2 milyon lira verecekmişiz. Gürcistan’da hiçbir bağlantım yoktur. Ben Gürcistan’dan herhangi birini bir kez bile aramamışımdır. Biz 4.5 sene evvel 6 aile bungalov tatiline gitmiştik. O da günübirlikti. Rize şubemizin açılışı için 40- 50 arkadaş İstanbul’dan gittik. Yine oradan Gürcistan’a kulübe gitmiştik. Eşimin haberi de yoktu ondan da özür dilerim. Ben Daltonlar’dan kimseyi tanımıyorum. Ben bu çetenin liderinin Can Dalton olduğunu gazeteden öğrendim. Bu kişi bizi daha önce tehdit etmişti. Banu Parlak’ın işyeri kurşunlandılar, sonra benim dükkanım 3 kez kurşunlandı. Bizim işyerimizi kurşunlayanlar da bunlardır. Bu yüzden ‘Şerefsizler’ diye video atmıştım. O da bana cevaben ‘Bundan sonraki mermi sana, şerefsizi göreceksin’ şeklinde bir paylaşım yapmıştı. Yalana ve iftiraya uğradık. Ticari ve şahsi kişiliğimiz zarar gördü. 6 aydır da boş yere tutukluyuz. Bu olaydan dolayı iftiralara uğradık, en büyük mağdur biziz beraatimi talep ediyorum. Ben ve ailemde en ufacık bir delil bulunursa her türlü cezaya razıyım” ifadelerini kullandı.
Müşteki avukatının sorusu üzerine Engin Polat “Emirhan Döner diye birini tanımıyorum böyle biriyle görüşmedim. Fatih Gezer benim çocukluk arkadaşımdır. Cezaevinden beni aradı. Medyada dükkanımızın kurşunlandığını görmüş. Bana kendi çabasıyla yardımcı olmaya çalıştı şunu tanıyorum bunu tanıyorum diye ama konuşmada Daltonlar çetesi adı geçmedi” dedi.
“BANU PARLAK’I BURADA GÖRDÜM; HİÇBİR BAĞLANTIM YOK”
Engin Polat’ın babası Sezgin Polat ise, “2017 yılında Halil İbrahim Kalkan diye bir adam bana 500 bin lira borç vermiş. Ben bu şahsı görmedim. 10 yıldır beni tanıyormuş. Ben bu şahsı hiç tanımıyorum. Kendisi benden bir kuruş borç alamaz. Sonra iş yerlerini aramaya başladı. Oğlum ‘Baba kim bu?’ dedi beni tehdit ediyordu. Ankara’ya kadar aramaya başladı. Baktık ki olacak gibi değil bizde polise gittik. Olaydan sonra bu şahsın gözaltına alındığını öğrendik. Sonra konu Banu Parlak’a kadar geldi. Ben Banu Parlak’ı şimdi burada gördüm. Hiçbir bağlantım yok. Bu tamamen bize atılan bir iftiradır. Banu Hanımın iş yerinin kurşunlanmasıyla ilgim alakam yok. Sanık ona borcum olduğunu söylemiş. Keşke borç para alsaydım da ödeyip kurtulsaydım.” şeklinde konuştu.
İDDİANAMEDEN
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamede Dilan Polat ile müşteki Banu Parlak arasında husumet bulunduğu belirtildi.
Dilan Polat’ın sosyal medya hesabından yayınladığı bir videoda “Tedbir kararının anasını göreceksin, iftiranın danasını göreceksin. Bitti bitti. Sana bu prim fazla bile. Sana daha ne mesajlarım var sıra sıra” şeklinde yaptığı açıklamayla Parlak’a tehdit mesajı gönderdiğine yer verildi. Bu mesajdan kısa bir süre sonra Sezgin, Engin ve Dilan Polat’ın ortak kararıyla, Engin Polat, Banu Parlak’ın işyerine tehdit amaçlı silahlı saldırı düzenlenmesi için Gürcistan ülkesindeki bağlantılarıyla kamuoyunda “Daltonlar çetesi” olarak bilinen suç örgütünün firari yöneticilerinden olan Beratcan ve kardeşi Batın Can Gökdemir ile irtibat kurduğu kaydedildi. İddianamede şüpheliler Barış Boyun, Beratcan Gökdemir ve Batin Can Gökdemir’in hakkında yakalama kararı çıkartıldığı, belirtildi. Barış Boyun, Beratcan ve Batin Can Gökdemir’in ‘Silahlı suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit’, ‘Mala zarar verme’ ve ‘Ruhsatsız silah taşıma’ suçlarından ayrı ayrı toplamda 8 yıl 4 aydan 23 yıla kadar hapsi istendi.
Dilan, Engin ve Sezgin Polat için ise ‘Birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit’, ‘Mala zarar verme’ suçlarından toplamda ayrı ayrı 2 yıl 4 aydan 8 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi. Ayrıca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaları istendi. Diğer 5 sanığın da çeşitli suçlardan değişen oranlarda cezalandırılmaları talep edildi.
]]>Söz konusu müfredata isim verilirken, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk olarak 28 Ekim 2022’de paylaştığı ve o günden bu yana propaganda sürecinin ana teması haline gelen ‘Türkiye Yüzyılı’ndan esinlenildi.
Tekin, ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adını taşıyan yeni müfredatla ilgili görüş ve önerilerin MEB’in internet adresinden paylaşılabileceğini bildirdi.
“TÜRKİYE YÜZYILI’NA DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN…”
Tekin, müfredat çalışmalarının ana eksenine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:
– Çocuklarımızın ileriye daha güvenle bakabilecekleri, kendilerini daha iyi geliştirebilecekleri ve elde ettikleri bilgileri, hayallerini geliştirecek, hayata geçirebilecekleri bir ortam oluşturabilmek. Buradan hareketle birinci felsefemiz, eğitim sistemimizin felsefesini bilgiye erişmekten ziyade, beceri kazandırarak eriştikleri bilgiyi analiz edebilecek ve bu hayallerinin gelişmesine katkıda bulunacak hale getirmek.
– Dolayısıyla müfredat çalışmalarının ana ekseni bu. Yani özüne, değerlerine bağlı ama dünyadaki örnekleriyle rekabet edebilen çocuklarımızın kendi hayallerini geliştirebileceklerini istiyoruz. Önümüzdeki yüzyılı, ‘Türkiye Yüzyılı’ haline dönüştürmek için çocuklardan hayal kurabilmelerini arzu ediyoruz. Müfredatımız dolayısıyla bu iki eksene oturuyor.
Tekin, yeni müfredatın ismini bu sebeplerle “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” olarak tanımladıklarını belirterek, “Evrensel, uluslararası modellerden yararlanarak kendi değerlerimizi de sistemin içerisine yerleştirerek özgün bir model üretmeye çaba sarf ettik” dedi.
MÜFREDAT BİR HAFTA ASKIDA KALACAK
Tekin, yeni müfredatı kamuoyu değerlendirmesine açacaklarını belirterek, “İnşallah yarın öğleden sonra kamuoyuyla paylaşmış olacağız” açıklamasında bulundu.
Tekin, şöyle konuştu:
– Herkesle ortak çalışmak istiyoruz. ‘Bu ülkenin eğitim öğretim süreçlerine katkı vermek istiyorum’ diyen her kim varsa üniversiteler, akademisyenler, sivil toplum örgütleri, sendikalar, eğitim alanında çalışan kuruluşlar, siyasetçiler, bürokratlar ve herkese açık bir çalışmayı yarın öğleden sonra itibarıyla kamuoyuyla paylaşmış olacağız. Paylaştıktan sonra biraz önce saydığım kişilerden her kim arzu ediyorsa ‘gorusoneri.meb.gov.tr’ adresinden girerek görüş ve önerilerini paylaşabilir.
Tekin, müfredatın ne kadar süreyle askıda kalacağına ilişkin soru üzerine, “Planımız bir hafta. Öneri ve görüşler, eğer yoğun bir şekilde gelmeye devam ederse süreyi uzatabiliriz. Ama uzun zamandır tartışıldığı için herkesin bence bu konuda birikimi ve hazırlığı olduğunu varsayıyorum. Bu süre içerisinde bizlerle paylaşırlarsa mutlu oluruz. Bir haftanın sonunda da modeli Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığımız son eleştiri, görüş, öneri ve paylaşımlar doğrultusunda revize edip uygulanmak üzere onaylamış olacağız” diye konuştu.
“ELEŞTİRİLER OLACAK”
Tekin, müfredat değişikliğinin 10 yıllık tedrici bir gelişmenin sonucunda nihai bir metin olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
– Kuşkusuz kamuoyunda bu konuda eleştiriler olacaktır, öneriler olacaktır. Eğitimle ilgili konu, üzerinde insanların çok rahat uzlaşabileceği bir konu değil. Ben, bakan olduğum tarihten itibaren, beni ziyaret eden gruplar içerisinde bile kendi aralarında muhalefet ettikleri, anlaşamadıkları konular oluyor. Hal böyle olunca bizim hazırladığımız metinde de itirazlı olanlar olabilir, eleştiriler olabilir.
KADEMELİ ŞEKİLDE UYGULANACAK
Tekin, yeni müfredatın gelecek eğitim öğretim yılından itibaren kademeli şekilde uygulanacağını bildirdi. Kapsamlı bir revizyon olan yeni müfredatın eğitim ve öğretim kademelerinin tamamında ve tüm sınıf düzeylerine geçilmesi halinde farklı mağduriyetlerin ortaya çıkmasını istemediklerini ifade eden Tekin “Hazırladığımız program, her kademenin birinci sınıfında uygulanacak. 4 sınıf düzeyi olan okul öncesi, ilkokul birinci sınıf, ortaokul beşinci sınıf ve lise dokuzuncu sınıflarda önümüzdeki eylül ayından itibaren yeni programımızı uygulamaya başlamış olacağız” açıklamasını yaptı.
MÜFREDAT SEYRELTİLİYOR
Dünyada ne öğretiliyorsa bunun müfredatta bulunduğunu, bunun dışındakilerin ise ilerleyen eğitim süreçleri olan ön lisans, lisans, lisansüstü eğitime aktarılmasının da seyreltme anlamına geldiğini vurgulayan Tekin, bunun çocukların akademik bilgiyi kazanabilme yeteneklerine de uygun olmadığını kaydetti.
Aylık rutin öğretmenler odası buluşmalarında, müfredatı yetiştirebilmek için haftalık ders saatlerinin artırılması gerektiği yönünde görüşler aldığını belirten Tekin, şunları söyledi:
– Bunları üst üste koyduğumuz zaman da ortalama 60-70 saat haftalık ders yükü olması gerekiyor. Şimdi bu mümkün olmadığına göre yapılması gereken şey belli. Biz bu anlamda müfredatımızı, programlarımızı ciddi bir seyreltme sürecine de tabi tuttuk. Tekrarlanan bilgilerin çıkartılması, aynı konuları 12 yıllık zorunlu eğitim içerisinde 3-4 defa veya daha fazla tekrarlamanın çok bir anlamı yok.
– İkincisi çocuklarımızın akademik yetkinliklerinin veya akademik pozisyonlarının üstünde almakta zorlanabilecekleri bilgileri çocuklarımızla paylaşmanın da bir anlamı yok. O da gereksiz bir hale geliyor. Bütün bunları göz önünde bulundurarak müfredatta yüzde 35’lik bir seyreltme içerisine girdik.
DERS SAATLERİ AZALMAYACAK
Yeni müfredatla haftalık ders saatlerinde azalma olmayacağını belirten Tekin, “Şimdilik sadece programlarımızı bilgi edinmeden çok edindikleri bilgiyi beceriye dönüştürebilecek şekilde revize etmeye odaklandık” dedi.
ÖĞRETMENLERE EĞİTİM
Öğretmenlerin yeni programı nasıl uygulayacaklarına ilişkin soruya Tekin, “Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Müdürlüğümüz, ilgili eğitim öğretim daireleri, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığımız, programların kesin onay sürecini tamamladığımız andan itibaren başlamak üzere öğretmen arkadaşlarımızın hizmet içi eğitim sürecine tabi tutulmalarına dair bir takvim oluşturuyor. Programlar onaylandığı an, takvim hayata geçecek ve şu andan itibaren eylül ayına kadar öğretmen arkadaşlarımızı bu anlamda yeni programın mantığı, felsefesi ve uygulanmasıyla ilgili olarak çok ciddi bir hizmet içi eğitim sürecini başlatmış olacağız” cevabını verdi.
Bakan Tekin, okullarda müfredatın uygulama programlarının hayata geçirilmesi için yeni alanlar ve atölyelerin planlanacağını, yeni okul planlarında da uygulama alanlarını biraz daha ağırlıklı hale getireceklerini belirterek “İnşallah birkaç yıl içerisinde bu süreç tamamlanır ve çocuklarımız derslerde edindikleri teorik bilgileri uygulayabilecekleri uygulama atölyeleri, uygulama alanlarına da sahip olurlar” dedi.
]]>Jandarma, Berzeg’e ait olduğu değerlendirilen kemik ve kıyafet parçalarının yanı sıra Korhan Berzeg’in kimlik ve banka kartlarının bulunduğu kırsal Armutlu Mahallesi’ne yaklaşık 3,5 kilometre uzaklıktaki engebeli ve orman örtüsünün yoğun olduğu dere yatağında inceleme yapıyor.

Armutlu Mahallesi’ndeki yazlık evinden ‘Tina’ isimli köpeğiyle ayrıldıktan sonra haber alınamayan ve evinin 4 kilometre uzağındaki dere kenarında kimlik, ehliyet, banka, kredi kartları ve kıyafet parçaları ile kendisine ait olduğu düşünülen kemik parçaları bulunan Korhan Berzeg’i (84) arama çalışmaları 314’üncü günde sürdürülüyor.
Dün bölgede yapılan arama çalışmalarında başka bir ize rastlanmazken, diğer kemik parçalarının, hava şartlarına bağlı olarak üstünün bitki örtüsüyle kaplanması ve toprak altında kalmış olması ihtimaline karşı alan taraması kadavra köpeği ile detaylı olarak yürütülüyor.
312 GÜN SONRA KEMİK PARÇALARI
Berzeg’in kayboluşundan 312 gün sonra, 23 Nisan’da saat 13.30 sıralarında Gelgeç Mahallesi Muhtarı Ahmet Gülay, mahalleye gelen su ile ilgili inceleme yaptığı sırada Korhan Berzeg’in Armutlu Mahallesi’nde bulunan evinin 3,5 kilometre uzağındaki ormanda dere kenarında Berzeg’e ait kimlik ve kredi kartı, kıyafet ile insana ait olduğu değerlendirilen kemik parçaları buldu. Gülay’ın haber vermesi üzerine bölgeye çok sayıda jandarma ekibi sevk edildi.
KİMLİK VE KREDİ KARTLARI BULUNDU
Yapılan olay yeri incelemesinde, paça kısımları parçalanmış pantolon cebinde yine parçalanmış kahverengi cüzdan ve içerisinde Korhan Berzeg adına düzenlenmiş 3 farklı bankaya ait kredi kartı, 1 banka kartı, parçalanmış halde İstanbul ücretsiz taşıma kartı, İstanbul Mavi kart, yine Korhan Berzeg adına düzenlenmiş sürücü belgesi ve kimlik kartı ile parçalanmış halde 10 TL, 1 adet 100 TL, 1 adet 50 TL, 4 adet 10 TL, 1 araç anahtarı ile muhtelif anahtarlar bulundu.

Cumhuriyet Savcısı ile jandarma ekiplerinin olay yerinde yaptığı çalışmanın ardından, kemik parçaları ile kıyafet ve malzemeler incelenmek üzere alındı.
KAFATASI BULUNAMADI
Berzeg’in, köpeği ile birlikte yürüyüş yaptığı yolun üst kısmındaki dere kenarında bulunan pantolon ile malzemelerden bazılarının parçalanıp, yırtılmış olması, hayvan saldırısını güçlendirirken, aynı bölgede kemik parçalarının bulunması ve kafatasının ve iskelet bütünlüğünün bulunmaması, cesedin hayvanlar tarafından parçalanarak dere kenarına getirilmiş olma ihtimalini gündeme getirdi.
BÖLGE 9 KEZ TARANMIŞTI
Korhan Berzeg’e ait eşyaların daha önce defalarca aranan bölgenin üst kısmında, patika yolda bulunması Alzheimer hastası olan Berzeg’in yolunu kaybetmiş olma ihtimalini güçlendirirken, Berzeg kaybolduktan sonraki 130 gün boyunca, hem karadan hem de dronla havadan 9 kez taranan 325 kilometrekarelik alanda bir ize rastlanmaması ise yetkililer tarafından, bölgenin sık bitki örtüsü ile kaplı olmasına bağlandı.
Gönen ilçesinin yüksek rakımlı yerlerindeki mahallelerden başlayarak, Korhan Berzeg’in evinin bulunduğu Armutlu Mahallesi’ne doğru çalışmalarını, ormanda ve ovada sürdüren ekipler, aynı zamanda yırtıcı kuşları da takibe almıştı. Üzerinde yırtıcı kuşların yoğunlaştığı tespit edilen bölgede yapılan aramada ise bir koyun ve karga ölüsüyle karşılaşılmıştı.

Kemik parçalarının bulunduğu bölgede, yırtıcı kuşlarla iz sürülememesinin ve bugüne kadar bir bulguya rastlanmamasının nedeni de yine engebeli arazi ile sık bitki örtüsüne bağlandı.
KADAVRA KÖPEĞİ ARIYOR
Korhan Berzeg’in kıyafet ve eşyaları ile kemik parçalarının bulunduğu bölgede, dün sabah itibarıyla yeniden arama çalışması başlatıldı. Ancak bir ize rastlanmadı. Bu sabah saat 08.00’de 1 kadavra köpeği ile birlikte yeniden araziye çıkan 6 Jandarma Asayiş Timi, 3 JASAT, 1 İstihbarat Timi ile 3 Jandarma Asayiş Komando unsurundan oluşan 59 personel, alan taraması başlattı. Korhan Berzeg’’in evinin bulunduğu Armutlu Mahallesi Fındıklı Deresi mevkii ile Turplu Mahallesi ve Gelgeç Mahallesindeki ormanda arama çalışmaları sürdürülüyor. Ekipler, diğer kemik parçalarının,
hava şartlarına bağlı olarak üstünün bitki örtüsüyle kaplanması ve toprak altında kalmış olması ihtimaline karşı alan taramasını kadavra köpeği ile detaylı olarak yürütüyor.
KIZI İNGİLTERE’DEN GELDİ
Öte yandan bulunan kemik parçalarının DNA analizi için, Korhan Berzeg’in kızı Nisa Berzeg, DNA örneği vermek için İngiltere’den Türkiye’ye geldi. Yapılan karşılaştırma sonucu, kemik parçasının 314 gündür kayıp olan Korhan Berzeg’e ait olup olmadığı belirlenecek.
]]>
“İNSANLARIN EMEKLERİNİ ÇALIYORSUNUZ”
Önergenin gerekçesini açıklayan CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, şunları söyledi:
*Büyük Atatük, ‘Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir’ demiştir. Cumhuriyet’in sağladığı olanaklarla Bartın ilinin Ulus ilçesi Ulukaya köyünde doğan, babası emekli öğretmen, annesi ev hanımı olan Sayın Adalet Bakanı, Cumhuriyet’in sağladığı bu ortamdan yararlanarak her Türk vatandaşına sağlanan olanaklardan yararlanarak bugün o koltuğa oturmuştur ancak Cumhuriyet’in sağladığı bu olanakları her Türk vatandaşına eşit oranda sağlamaktan geri kalmıştır.
*Sayın Adalet Bakanı’ndan adalet beklemeyi bıraktık, adalet mensuplarına bile adaletsiz davranmaktadır. Türkiye’nin her tarafından yüzlerce, binlerce Adalet Bakanlığı mensuplarının feryatları bugün her yerde inlemektedir.
*Bize ulaşan Adalet Bakanlığı mensupları Bakanlığın yaptığı meslekte yükselme sınavında haksızlığa uğradıklarını beyan etmektedirler. Elimizde sayısız örnek var. 94 almış, 88 almış sınavda başarılı olmuş ancak mülakatta elenmişler. O ilde birinci olanlar mülakatta elenmiş, o ilde sonuncu olanlar yükseltilmiş, müdür yapılmış.
*Aynı sorun Emniyet mensuplarında da var. Bu haksızlıkları yapmaktan bir türlü vazgeçmiyorsunuz. Sizin ne vicdanınız ne insafınız var. Türkiye’nin cumhuriyet kazanımlarını sattığınız yetmiyormuş gibi şimdi de insanların emeklerini çalıyorsunuz.
*Bu insanlar ailelerini geleceği için sabahlara kadar çalışmışlar. ‘İntiharın eşiğindeyiz’ diyor. Ben gazi babama bakmak için sabahlara kadar hem ona baktım hem çalıştım’ diyor. Almış olduğu 94 puana rağmen atanamadı, il sonuncusu atandı. Yenileceksiniz, sonunuz geliyor. Bu kibirden vazgeçin.
“ÜLKEMİZİN EN BÜYÜK SORUNU ADALETTİR”
Saadet Partisi Grubu adına söz alan Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan ise şunları söyledi:
“Elbette bir ülkenin temeli adalettir. Ne hazindir ki ülkemizin de en büyük sorunu adalettir. Bugün KHK’lıların mağdur kaldığı durumları, eşlerin birbirinden yüzlerce, binlerce kilometre uzakta hapis yatırılarak mağdur edilmek istendiği bir dönemi ve AİHM’in pek çok kararına rağmen diretmenin hukuksuzluğunu izah etmek mümkün değil. İtibar saraylarda, uçaklarda, yüksek adliye binalarında aranıyor olsaydı belki bugün ülkemiz adil sayılırdı ama adalet hukukla, hukukun üstünlüğüyle hele ki kamunun vatandaşlar arasından ayrım gözetmeksizin baba rolünde kucaklayıcı bir tavrı ile mümkün olur. Adalet Bakanlığı kendi personeline, kendi çalışlarına bile bu hukuksuzluğu yaşattığını net bir şekilde göstermiştir.”
“MÜLAKATI MÜLAKAT GİBİ YAPACAĞIZ’ DİYEREK İTİRAF ETTİLER”
İYİ Parti adına konuşan Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu şu ifadeleri kullandı:
“Ben Bursa’da yıllarca eğitim sendikacılığı yaptım en son Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘mülakatları kaldıracağız’ vaadinin üzerinde neredeyse bir yıl geçecek olmasına rağmen ne dedi, ‘artık mülakatları mülakat gibi yapacağız’ dedi. Bu bir itiraftı. Bu geçmişte yapılan bütün mülakatların kul hakkına girdiğinin adaletsiz olduğunu, liyakatsizlerin torpillilerin atandığı ve kamuda kadrolaşmanın, tarikatlara cemaatlere verilen ayrıcalığın da bir göstergesiydi.”
“OHAL SON BULDU, MÜLAKAT SÜRÜYOR”
DEM Parti Batman Milletvekili Zeynep Oduncu ise şunları söyledi:
“Batman İl binamıza bir polis baskını olduğu bilgisini aldık şu an. Polislerin elinde parti binasına dair herhangi bir arama kararı olmadığı halde hukuksuz bir şekilde il binamızın içine girerek bina aranmış, il eş başkanlarımız ve avukatlar olmadan il binamızı aramaya başlamışlardır. Gelen görüntülere de baktığımızda tamamen bir talan, tamamen bir usulsüzlük uygulaması ile karşı karşıya kalınmıştır. Yapılan arama değil resmen zorbalıktır. Şunu unutmayın biz bu Meclis’in üçüncü büyük partisiyiz. CHP’nin önergesine gelecek olursak bugün yine bir hırsızlıktan, emek hırsızlığından bahsediyoruz. Mülakat adı altında kamuda liyakatten ziyade sadakati esas alan bir göreve getirme şeklinden bahsediyoruz. Biliyoruz ki mülakat sistemi 15 Temmuz’un ardından getirildi. OHAL güya son buldu ama onunla gelen mülakat sistemi devam ediyor.”
“NEPOTİZMİN KRALI CHP’DE”
AKP Tokat Milletvekili Mustafa Arslan ise eleştirilere şu yanıtı verdi:
“Adalet Bakanlığı Görevde Yükselme ve Ünvan Değişikliği Sınavı’nda başarılı olan 2 bin 35 kişi mülakata girmeye hak kazanmıştır. Yazılı sınav sonucu başvurduğu ilde birinci olan 275 adaydan büyük bir kısmı sınavda başarılı olmuştur. Yine mülakat yapılmadan puan sıralamasına göre alım sırasına göre başarılı olabileceklerin de büyük kısmı mülakatta başarılı olmuştur. Başarısız olan adayların görev yaptığı birimin kriterlerine göre esas alınarak 100 tam puan üzerinden değerlendirme yapılmıştır. Mülakatla ilgili değerlendirmeyi CHP Grubu istediği için hatırlatmak isterim ki son günlerde belediyelerde yapılan atamaların nasıl yapıldığı ortada. CHP’nin kazandığı belediyelerde yapılan atamaların tamamı ortada. Nepotizmin kralı CHP’de.”
]]>Partisinin grup önerisi üzerinde söz alan Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Türkiye’nin çok ağır bir ekonomik süreçten geçtiğini ve milletin yerel seçimlerde sandıkta iktidara cevap verdiğini söyledi.
Kaya, kamu kurumlarına yönelik tasarruf genelgelerinin yayımlandığını anımsatarak, “Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bir AVM’nin üst katında mütevazi bir kumpirle fotoğraf verirken maalesef başkalarının çok maalesef başka mensuplarımızın milletin vicdanını acıtacak çok farklı fotoğraflar verdiğini görüyoruz.” diye konuştu.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, hükümet kurulalı 11 ay olduğunu belirterek, “Hangi harcamayı kısacaksınız, ne yapacaksınız, nasıl yapacaksınız? ‘Harcamayı kısacağım.’ deyince harcama falan kısılmıyor, bir yandan harcamalar devam edip gidiyor. Bürokraside hala arkadaşlarımız var, bir miktar irtibatımız var, o arada da hiçbir şey yapılmadığını görüyoruz. Böyle lafla peynir gemisi yürütme imkanı yok.” dedi.
Usta, Bakan Şimşek’ten tasarruf kalemlerini açıklamasını talep ederek, “Nereyi, nasıl keseceksiniz? Yani kamu-özel iş birliği projelerinden, KKM’den, personel giderini kesebiliyor musun? Fakirlik artmış, sosyal transferden kesebiliyor musun? Nereden keseceksin? Önce bunların bir analizini ortaya koyması lazım.” şeklinde konuştu.
“VERGİLERLE TOPLANAN PARALAR NASIL ÇARÇUR EDİLİYOR?”
DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan ise halkın parasının bol kepçeden heba edilmesine Meclisin cevap vermesi gerektiğini söyleyerek, “Halka da sesleniyorum: Sizlerin vergilerinizle toplanan paraların nasıl çarçur edildiğinin araştırılmasının oylamasında, ‘evet’ diyenler de ‘hayır’ diyenler de birazdan kararını verecek ama asıl karar vicdanlarındır.” dedi.
CHP Grubu adına konuşan Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, yerel seçimleri kazanan CHP’li adayların, kamudaki israfın belediyelerdeki boyutunu ortaya çıkardığını savundu. Akdoğan, 31 Mart seçimleri öncesinde Manisa Büyükşehir Belediyesi bütçesinin usulsüz kullanıldığını iddia etti.
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, Akdoğan’ın, Manisa Büyükşehir Belediyesi ile ilgili iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirterek, şunları kaydetti:
“Manisa’da, seçim gecesi, daha seçim sonuçlanmadan, YSK tarafından kesinleşmeden, yeni seçilen başkan mazbatasını alıp göreve başlamadan, Manisa Büyükşehir Belediyesinin harcama ve muhasebe yetkilisi personelleri aranıp hakaret edildi, tehdit edildi, küfredildi ve harcamaların imza atılmaması konusunda tahkir edildi ve memurlar baskı altına alındılar. Yapılması gereken harcamalar yapılır eğer burada bir yanlışlık görürseniz de hukuk yolu da açıktır. Daha mazbatasını almadan, kesinleşmeden, görevine de başlamadan birtakım yalanlarla, iftiralarla çarpıtmalarla göreve başlamak daha ilk düğmeyi yanlış iliklemek anlamına gelir. Söylenilen söz Manisa Büyükşehir Belediyesi için katiyetle doğru değildir, yanlıştır.”
CHP’li Akdoğan, söz konusu olayın küfür, şiddet ve tehdit içermediğini söyleyerek, “Seçimi kazanan belli, kaybeden belli. Neyi beklemiyorlar? Bekleyecekler, gelen ödeyecek. Küfür de olmadı, şiddet de olmadı ama Belediye Başkanımız gitti, belediyenin önünde bu uyarıyı Manisa halkı adına yaptı. Yangından mal kaçırır gibi halkın parasını sağa sola savurmak yok.” diye konuştu.
MHP Grup Başkanvekili Akçay ise “Yeni başkan görevine başlayana kadar eski başkanın görevleri ve sorumluluğu, yetkisi devam eder; biraz hukuk bilmek lazım. Yeni bir harcama yapılmıyor, aylar, yıllar evvel taahhüt edilen harcamaların imzası atılacak, buna mani olunuyor.” şeklinde konuştu.
ÖNERİLER KABUL EDİLMEDİ
Saadet Partisi önerisi üzerinde AKP Grubu adına konuşan Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci, kamuda tasarrufun hükümetin öncelik verdiği, adım attığı ve yeni önlemler almaya devam edeceği aktif bir alan olduğunu vurguladı.
Bu tasarrufun, sadece kamu harcamalarında devletin kağıt, kırtasiye, aydınlatma, su, elektrik veya kamu personelinin olağan ve zorunlu harcamaları olarak anlaşılmaması gerektiğini dile getiren Tüfenkci, kamudaki tasarrufun, personelin verimliliğinin artırılmasından yöneticilerin bilinçlendirilmesi ve denetlenmesine kadar birtakım karmaşık ve bütüncül tedbirlerle mümkün olabileceğine işaret etti.
Önceliklerinin her zaman millet olduğunu ifade eden Tüfenkci, milletin refahını artırmak için tasarruflu kamu harcamaları ile enflasyonu düşürmeyi hedeflediklerini kaydetti.
Görüşmelerin ardından yapılan oylamalarda CHP, DEM Parti, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin gündeme ilişkin grup önerileri kabul edilmedi.
Öte yandan kabul edilen Danışma Kurulu önerisine göre, Genel Kurul yarın çalışmayacak.
Genel Kurulda daha sonra Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine geçildi.
]]>Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Merkezefendi ilçesi Yenişehir Mahallesi’nde 29 Temmuz 2013’te yaşanan olayla ilgili Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince onanan karara ilişkin temyiz incelemesini tamamladı.
“ÇOCUKLARIN BEYANINA İTİBAR EDİLMELİ”
Temyiz talebini kabul eden ve hükmün bozulmasına oy birliğiyle karar veren Yargıtay 8. Ceza Dairesi, kararında sanık ve avukatının, çocukların yaşları itibarıyla cinsel ayrıntıları bilemeyeceği gerekçesiyle ifadelerinin uydurma olduğu yönündeki savunmalarına itibar edilemeyeceğini, aksine çocukların beyanlarına itibar edilmesi gerektiğini belirtti.
Çocukların yaşları gereği kendi rızalarıyla sanığın evine gitmek istemelerinden söz edilemeyeceğinin bildirildiği kararda, “Sanığın oyun oynama bahanesiyle mağdurları cinsel amaçla evine götürmek şeklindeki eyleminin cebir, tehdit veya hile ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu da oluşturduğu” ifadesine yer verildi.
Daire, yeniden yargılama yapılmak üzere bozma kararının ilgili mahkemeye gönderilmesini kararlaştırdı. Dava, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi’nde 9 Mayıs’ta yeniden görülecek.
CEZA ALDI, TUTUKLANMADI
Mağdurların avukatı Fersu Ege Kandemir, Yargıtay’ın kararının hukuka ve adalete olan inançlarını tazelediğini, davanın gelecek celsede sonuçlanmasını beklediklerini ifade etti.
Sanığın tutuklandıktan yaklaşık 6 ay sonra tahliye edildiğini, ceza aldığı duruşmada da tutuklanmadığını kaydeden Kandemir, şöyle konuştu:
– 2 küçük çocuğa insanlığımızdan utanacağımız eylemleri gerçekleştiren bu şahıs, 6 ayı bile doldurmadan sessiz sedasız tahliye ediliyor. Mağdur çocuklar o zaman yaşadıkları fiziksel ve zihinsel travmaları hala atlatabilmiş değil.
– Sanığın 22 yıl 6 ay hapis cezası aldığı duruşmada da tutuklanması talep edilmedi. Davanın başka celselere taşınma durumu olursa sanığın tutuklanmasını talep edeceğiz. Artık dışarıda elini kolunu sallayarak gezdiği günler bitti.
NE OLMUŞTU?
Merkezefendi ilçesi Yenişehir Mahallesi’nde 29 Temmuz 2013’te o dönemde 4 yaşında olan kız ve erkek çocuğunun aileleri, komşuları M.O’nun (32) çocuklarına cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuş, gözaltına alınan M.O. tutuklanmıştı.
Cumhuriyet savcısı iddianamede M.O’nun, “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından 2 çocuk için toplamda 60 yıla kadar cezalandırılmasını istemişti.
Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava sürecinde sanık, 2014’te görülen 5. duruşmada tahliye edilmişti. Sanık, savunmasında çocukların eve kendi istekleriyle geldiğini iddia ederek, beraatını istemişti.
Savcı, mütalaasında çocukların ifadeleri ile Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tarafından hazırlanan raporlar ve deliller göz önünde alınarak suçları işlediğinin sabit görülmesi ve iddianamede belirtilen suçlardan cezalandırılmasını talep etmişti.
Mahkeme heyeti, Temmuz 2017’de verdiği kararla sanık M.O’ya “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan toplamda 22 yıl 6 ay hapis cezası vermiş, “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan ise beraatına hükmetmişti.
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi cezayı onamış ve dosya Yargıtay’a taşınmıştı.
]]>
Bakan Işıkhan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasında, “1 Mayıs’ın dayanışma ruhunu zedeleyen, 1 Mayıs’ı istismar eden bu eylemlere sıcak bakmamız elbette mümkün değildir” diyen Işıkhan, örgütlenme özgürlüğünün önünde, kökü darbeler ve baskıcı dönemlerde olan tüm engelleri kaldırdıklarını belirtti.
Işıkhan, tüm sendikalara hakkın ve adaletin peşinde özgürce faaliyet gösterebilecekleri zemini sağlayacak düzenlemeleri hayata geçirdiklerini söyledi.
Memurların toplu sözleşme yapma hakkına anayasal güvence getirdiklerini, özellikle kamu sendikacılığında çok iyi durumda olunduğunu ifade eden Işıkhan, kamuda sendikalaşma oranını yüzde 50’den yüzde 75’lere kadar çıkardıklarını belirtti.
Ancak Türkiye’de AKP döneminde sendikal haklara ilişkin yaşanan ihlaller Bakan Işıkhan’ın söylemlerinin tam tersine işaret ediyor.
ÖRGÜTLENME ORANI YERLERDE
Çalışma Bakanlığı’nın mart verilerine göre Türkiye’de toplam 16,3 milyon kayıtlı işçiden sadece 2,5 milyonu sendikalı. Öte yandan bu işçilerin de bir kısmı çeşitli yasal kısıtlar nedeniyle toplu iş sözleşmesi (TİS) kapsamında değil.
Bakanlık verilerine göre işçilerin yalnızca yüzde 10,1’i bir toplu iş sözleşmesi kapsamında çalışıyor. Diğer bir değişle her 100 işçiden 85’i sendikaya üye olmadan 90’ı ise TİS imzalamadan çalışıyor.
AKP DÖNEMİNDE ERTELENEN GREVLER
AKP’nin sendikal haklara karşı yaptığı icraatlerden biri de grev yasağı. Türkiye’de AKP’nin iktidarda olduğu son 22 yılda 20 grev yasaklandı, bu yasaklardan 195 bin civarında işçi etkilendi.
AKP döneminde en çok grev yasağı metal sektöründe gerçekleşirken grevi en çok yasaklanan sendika ise Birleşik Metal İş.
2002 yılından 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun yürürlüğe girdiği 2012 yılına kadarki 10 yıllık süre zarfında 5 grev yasaklandı. 2014’te yasaklanan Şişecam grevinden 5 bin 800 işçi etkilendi.
Aynı yıl Çöllolar Kömür Sahası ve Çayırhan Kömür’de alınan grev kararı da genel sağlığı ve milli güvenliği bozucu olduğu iddiasıyla yasakladı. 2015’te ise Birleşik Metal-İş’in toplam 38 iş yerinde yaklaşık 15 bin işçiyi kapsayan grevi yasaklandı.
2016 başlayıp 2018 yılında sona eren Olağanüstü Hal döneminde toplam 7 grev yasaklandı. Akbank çalışanlarının aldığı grev kararı da ‘ekonomik ve finansal istikrarı bozucu’ nitelikte olduğu gerekçesiyle yasaklandı.
2017’nin mayıs ayında Şişecam işçilerinin ikinci kez grevi yasaklanırken, Mefar İlaç fabrikasındaki greve ilişkin de yasak kararı verildi.
2018’de metal sektöründe 130 bin işçiyi kapsayan toplu iş sözleşmesi dönemindeki anlaşmazlıklar gerekçesiyle alınan grev kararı Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklandı. 2018’de Adana ve Mersin’de Soda Kromsan işçilerinin aldığı grev kararına da yasak getirildi.
2019’da İZBAN (İzmir Banliyö Taşımacılığı Sistemi) işçilerinin grevi yasaklandı.
2020’de ise Şişecam’a bağlı Soda Sanayii AŞ’de, 2022’de ise Birleşik Metal-İş ve Özçelik-İş’in örgütlü olduğu Kocaeli’deki bulunan Bekaert’ta grevler yasaklandı.
AKP döneminde ertelenen grevler
ERTELEME ‘FİİLİ YASAK’ DEMEK
Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’na göre, karar verilmiş veya başlanmış olan kanuni bir grev veya lokavt genel sağlığı veya milli güvenliği bozucu nitelikte ise grev, cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile 60 gün ertelenebiliyor.
Ancak kanuna göre ertelenen grevler 60 günlük erteleme süresi sonunda yeniden başlatılamıyor. Taraflar erteleme süresi içinde anlaşamazlarsa uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulu (YHK) tarafından çözülüyor. Bu nedenle grev ertelemesi fiilen grev yasağı anlamına geliyor.
SENDİKALAŞAN İŞTEN ATILIYOR
Öte yandan AKP döneminde sendika ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller grev yasaklarıyla sınırlı değil. Son yıllarda irili ufaklı pek çok işyerinde sendikalaşmaya çalışan işçiler işten atılmalarla karşı karşıya kalıyor.
Son dönemde işçileri sendikalaştıkları için işten çıkartan bazı işletmeler şöyle:
Urfa’da 2018’de sendikalı oldukları için işten atılan TÜVTÜRK Polçak Taşıt Muayene İstasyonu işçileri o tarihten beri direnişte. Urfa’da 2018 yılında Araç Muayene İstasyonu’nda çalışan 45 işçi, (DİSK) bağlı Nakliyat İş Sendikası’na üye olduktan sonra işten çıkarıldı. İşten çıkarıldıktan sonra taşıt muayene istasyonu önünde direnişe başlatan işçiler hem sendikal hakları için hem de işe dönebilmek için direnişlerini sürdürüyor.
İzmir’in Bergama ilçesindeki Agrobay Seracılık’ta çalışırken Tarım İşçileri Sendikası’na (Tarım-Sen) üye oldukları geçtiğimiz ağustos ayında 39 işçi işten çıkartıldı. Bu işçilerin 31’i tazminatsız işten atıldı.
İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde bulunan Abalıoğlu Grup’a Lezita’da işçiler greve giderken Lezita, sendikanın yetki aldığı tarihten itibaren fabrikada sendikal örgütlenme yapan 30 işçiyi işten çıkardı.
Grev ilanından sonra işçi alımı ve işten çıkarmalar yasak olmasına rağmen, Lezita fabrikasında grevden önceki haftalarda yaklaşık 10 işçi işten çıkarıldı ve grevdeki işçilerin yerine göçmen işçiler alındı.
Şanlıurfa’da Özak Tekstil işçileri 2023 Kasım ayı başından itibaren, Öz İplik-İş’ten istifa ederek BİRTEK-SEN’de örgütlenmeye başladı. Sendika, üyelerinin tehdit edildiğini açıklarken bir kadın işçi, bu tehdit ve baskılar sonucunda sendikadan istifa etmeyince işten atıldı. Bunun üzerine 450’den fazla işçi iş bırakarak direnişe geçti. Eylemler şubat ayında sona erdi.
Adıyaman Besni’de bu yılın başında iki ay boyunca ödenmeyen ücretleri nedeniyle eylemlere başlayan işçiler işten atıldı. Geçtiğimiz günlerde işçilerin işe iade edilmesi ve elden verilen ücretlerin hesaplara yatırılmasını talep eden Mega Polietilen işçilerinin eylemi sürerken, eylem çadırına taşlı sopalı saldırı gerçekleştirildi.
Son olarak Manisa’da PilenPak Ambalaj’da çalışan 149 işçi Basın-İş Sendikası’na üye oldukları gerekçesiyle işten çıkarıldı. İşçiler işten çıkarmaların ardından direnişe başladı. İşçilerin başlattıkları grev 35 gündür sürüyor.
Ardıç, ASO’nun nisan ayı meclis toplantısında yaptığı konuşmada, ara mallarındaki yüksek fiyat artışlarının üretimde aksamalara yol açtığını bildirdi.
Reel sektörün yüksek faiz koşullarında krediye ulaşmada sorun yaşadığını dile getiren Ardıç, “Diğer taraftan ticari kredi kartı limitlerinin sınırlandırılması biz sanayicileri zor durumda bırakmıştır. Limitlerin yeniden gözden geçirilerek revize edilmesi sanayicilerin nakit ihtiyacına bir nebze de olsa katkı sağlayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
‘DEVLET GARANTÖRLÜK YAPSIN’
Vergi borçlarının ertelenmesi ya da taksitlendirilmesinin reel sektörün üretime devam edebilmesi için hayati öneme sahip olduğunu belirten Ardıç, yaşadıkları vize sorununa da dikkati çekti.
Sanayicilerin vize kuyruklarında bekletildiğini ve birçoğunun yurt dışına çıkışta vize alamadığını söyleyen Ardıç, şöyle devam etti:
“Malların serbest dolaşımı için karşılıklı imza atıyoruz, mallarımızı serbest dolaştırıyoruz ancak bunları üreten sanayicilerimiz sınırda bekletiliyor. Bu uygulama, biz sanayiciler için ‘tarife dışı engel’ halini almıştır.
Orta Vadeli Program’da 2026 yılı için 305 milyar dolar ihracat hedefi ortaya konuldu. Bizler yeni pazarlara açılamazken, fuarlarda ürünleri sergileyip pazarlayamazken bu hedefe nasıl ulaşılması bekleniyor. Artık vize sorunumuz finansman sorununun çok daha önüne geçti. Gerekirse teminat mektubu verelim, devlet garantörlük yapsın, gerekli girişimlerde bulunularak artık bu sorun nihayetlensin.”
Ardıç, özellikle doğrudan yabancı yatırımlar için güven tesisisin önem taşıdığına işaret ederek, mevcut politikanın eş güdümlü ve yapısal reformlarla da desteklenerek uygulanmasıyla Türkiye’ye dış sermaye girişlerinin hızlanacağını dile getirdi.
Üniversite mezunu sayısının ve “mavi yakalı” işçi açığının hızla arttığını belirten Ardıç, istihdam politikasının buna göre şekillendirilmesini istedi.
Ardıç, sağlıklı bir enflasyon patikasına girebilmek için kamu harcamalarının kısılması gerektiğini de ifade etti.
‘EKONOMİK PROGRAM YENİDEN ŞEKİLLENDİRİLMELİ’
Odanın, Türkiye’nin en büyük teknoloji üssünü kurmak için ilk adımı attığını söyleyen Ardıç, şunları kaydetti:
“Ülkemizin ihracat katma değerini artıracak vizyon projesi ‘ASO Ankara Teknoloji Üssü’ için harekete geçtik, Temelli Sanayi Havzası’nda 1,2 milyon metrekare alanda kurulması planlanan üs, sanayi ile teknoloji tabanlı girişimciliği bir araya getirecek. Burada AR-GE ve inovasyon süreçleri direkt üretime yönelik yapılacak. Türkiye’nin en büyük teknoloji üssüyle ülkemizin yüksek katma değerli bir ekonomiye kavuşması için gerekli dönüşümün hızlanacağına inanıyor ve heyecanlanıyorum.”
Ardıç, Türkiye’nin tasarruf, bütçe ve dış ticaret açığı verdiğini belirterek, “Türkiye’nin ekonomik programı, mevcut ekonomik koşullar, uluslararası faktörler ve sosyal dinamikler ile birçok etkeni dikkate alarak çok yönlü bir yaklaşımla yeniden şekillendirilmelidir. Ayrıca, bu programın uygulanması sürecinde katılımcı bir yaklaşım benimsenerek, farklı paydaşların görüşleri dikkate alınmalı ve ortak akılla toplumsal uzlaşı sağlanmalıdır” dedi.
]]>Üstelik uzmanlar, uyku güçlükleri, depresyon ve cilt sorunları da dahil olmak üzere hormonal hastalığın genellikle hakkında konuşulmayan daha az yaygın belirtilerinin de olduğunu söylüyor…
Uzmanlar bu durumun hormon dengesizliğine ve daha fazla erkek hormonuna neden olduğunu söylerken pek bilinmeyen belirtileri şu şekilde sıralıyorlar…
UYUMA GÜÇLÜĞÜ
Bir kadının hormon düzeylerini etkileyen bir durumun aynı zamanda uykusunu da bozabilmesi tuhaf görünebilir.
Ancak çalışmaların gösterdiği şey tam olarak budur.
Bir akademik makale, PKOS’lu kadınların uyku apnesine yakalanma olasılığının 10 kata kadar daha fazla olduğunu buldu.
Chicago Üniversitesi’nden bir endokrinolog tarafından 2011 yılında yazılan bu çalışma, genellikle horlamanın önemli bir nedeni olan bu durumla daha fazla risk altında olan obez kadınlarda riski karşılaştırdı.
Uyku apnesi hastaları gece boyunca tekrar tekrar nefes almayı bırakırlar.
ET BENİ ARTIŞI
Siğiller ve benlerden farklı olarak cilt etiketleri, genellikle küçük ve zararsız olan yumuşak büyümelerdir.
Genellikle boynunuz ve kollarınızın altı gibi cildin birbirine sürtündüğü yerlerde büyürler.
Ancak uzmanlar, PKOS’un neden olduğu hormonal dengesizliklerin de büyümeyi tetikleyebileceğini söylüyor.
Takviye markası MyOva’nın sözcüsü Bayan Relf, ‘Bunlar boyun çevresinde, kolların altında veya sütyen çizgisi boyunca oluşabilen küçük deri topaklarıdır’ diyor.
KOYU CİLT LEKELERİ
Cilt etiketleri ve sivilcelerin yanı sıra PCOS, akantozis nigricans’a da neden olabilir.
Bayan Relf, ‘Bunlar daha çok kolların altında veya boyun çevresinde görülen koyu renkli cilt lekeleridir’ diyor.
Tıpkı deri benleri gibi insülin direnciyle ilişkilidir. NHS, birçok PCOS hastasının, kandaki şekeri temizlemeye yardımcı olan bir hormon olan insülinin ‘vücutlarındaki etkisine karşı dirençli olduğunu’ söylüyor.
Uzmanlar, hormonun cilt hücrelerini uyararak hızla çoğalmalarına neden olarak koyu lekelere neden olabileceğini söylüyor.
RUH HALİ DEĞİŞİKLİKLERİ
Ruh hali değişiklikleri de PKOS’lu kadınları etkileyen semptomlardır.
NHS, PKOS’a sahip olmanın daha sonraki yaşamda depresyona yakalanma şansınızı artırabileceğini söylüyor. Bunun nedeninin ‘PCOS semptomlarının güveninizi ve özsaygınızı etkileyebilmesi’ olduğunu ekliyor.
Doğurganlık sorunları, kilo alma ve ağrılı dönemler üç yaygın semptomdur.
Bayan Relf, son uluslararası PKOS kılavuzlarının, hastaların yüzde 80 kadarının depresyon, yüzde 70’inin de kaygı yaşadığını söylüyor.
KELLİK
Saç dökülmesi PKOS’un bildirilen başka bir belirtisidir.
PKOS, yumurtalıklar aşırı androjen salmaya başladığında gelişir; bunlar kadınların küçük miktarlarda ürettiği testosteron gibi ‘erkek’ hormonlardır.
Foliküllerin androjenler tarafından aşırı uyarılması saçların incelmesine neden olabilir.
Uzmanlar, bu tür saç dökülmesinin tipik olarak saçların kafa derisinin yan taraflarında dökülmesine neden olduğunu ve ayrılan alanın çok daha ince hale gelebileceğini söylüyor.
Her ne kadar hormon dengesizliği saç dökülmesine neden olsa da, NHS’ye göre genellikle yüzde, göğüste, sırtta veya kalçada aşırı kıl büyümesine de neden oluyor.
DÜŞÜK LİBİDO
Relf, PKOS hastalarında düşük libidoya sahip olmanın yaygın olduğunu ancak bunun pek çok insanın konuştuğu bir şey olmadığını söylüyor.
PKOS’un yan etkisinin özgüvenle bağlantılı olduğuna inanıyor.
Şöyle söyledi: ‘PCOS ile ilişkili semptomlar nedeniyle yaşanan düşük benlik saygısı ile bağlantılı olabilir.’
]]>Evde aynı zamanda torunlarına da bakan Kılıç çifti, ev sahibinin binanın kanalizasyon giderini binanın giriş katındaki daireden bilinçli olarak tıkadığını öne sürdü.

Yaklaşık 20 gündür tuvaletlerini kullanamayan Kılıç ailesi, ev sahibi ile konuşup sorunun giderilmesini istedi fakat olumlu sonuç alamadı. İddiaya göre ev sahibi sorunu gidermedi ayrıca kiracılarının evinden çıkmasını istedi.
Kiracıların ihbarı üzerine binaya İSKİ ekipleri geldi ancak kanalizasyonda herhangi bir sorun olmadığını, problemin ev sahibinin oturduğu daireden kaynaklandığı cevabını verdi. Bunun üzerine Kılıç ailesi ev sahibinden şikayetçi oldu. Kiracıları ile görüşmek istemeyen ev sahibi ise iddialara cevap vermedi.

“2 AYDIR EV ARIYORUM, BÜTÇEME UYGUN BULAMADIM”
Yaklaşık 20 gündür evdeki kötü kokudan duramadıklarını ve tuvalet ihtiyaçlarını caminin tuvaletinde giderdiklerini söyleyen kiracı Musa Kılıç, şu ifadeleri kullandı:
“20 günden beri ne yaşadığımızı biz de bilmiyoruz artık. Yani konu komşuda böyle çoluk çocuk tuvalete gidiyoruz. Çocuk rahatsız ateşi var. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bizi evden çıkarmak için tuvaletin giderini tıkadı. Kendi tuvaleti de benim tuvaletimden yukarı çıkıyor, yukarıdan basınca.
Eve girme şansımız yok 15-20 günden beri. Seçimden bu yana böyle sokaklarda uğraşıp duruyoruz. Torunlarıma da biz bakıyoruz. Anneleri çalışıyor. Babaları yok. Ev sahibi kimseyle görüşmüyor. Karakola gittim 2 sefer karakoldan bir aracı gönderdi polis memuru.
Aracı geldi. Aracıyla bir gün akşama kadar bizi burada dolandırdı. Evdeydi, evden dışarı çıkmıyor. Polis memuru telefon ediyor. Telefonda diyor ki ‘Ben evde yokum.’ Evden telefonla konuşuyor. Dinliyoruz. Böyle bir görevli geldi mi evi terk edip kaçıp gidiyor. Ne yapacağımızı bilmiyorum. “
“SAĞLIK SORUNLARIMIZ VAR”
İSKİ ekiplerinin de sorunun ev sahibinin oturduğu daireden kaynaklandığını doğruladığını belirten Musa Kılıç, “Sağlık sorunumuz var en büyük derdimiz o. İSKİ, ‘bizim işimiz değil’ dedi. Siz artık Sağlık Bakanlığına müracaat edeceksiniz ya da gidip adliyeye şikâyette bulunacaksınız. Arıza değil kesinlikle. Kendi gideri benim giderime bağlı olduğu için onun tuvaleti üstünde. Ben orta katta oturduğum için alt katın kapısını kilitledi. Hiç kimseye baktırmıyor. Kapıyı açmıyor. 2 aydan beri ev arıyorum. Bütçemize uygun ev bulamadım. Birkaç tane eve bakmaya gittim. ‘Ne iş yapıyorsun’ dediler. Emekliyim dedim. ‘Emekliye göre ev veremem’ dedi. Döndü gitti adam” diye konuştu.

“NORMAL KANALİZASYON GİDERİNDE BİRŞEY YOK”
Musa Kılıç’ın kızı Elif Kılıç ise, şöyle konuştu:
“Benim oğlum ve ablamın oğullarına annemler bakıyorlar burada. Biz çalışıyoruz çünkü. Burada yaklaşık 3 senedir oturuyorlar. Eve girerken annemler konuşmuşlardı ‘bir sene sonra, iki sene sonra çık diyeceksen hiç girmeyelim, tutmayalım’ diye.
Bir sene sonrasında ama kiralar artınca muhtemelen evden çıkarmak için çıkın evimden diye diretti. İhtar gönderdi kızım oturacak diye. Sonrasında annemler de kabul etmedi haliyle. Kiralarını düzenli olarak ödüyorlar şube üzerinden. Düzenli olarak da artışlarını yapıyorlar. Ama buna rağmen ‘çıkın evimden istemiyorum’ diyor.
Zaten çıkacak durumları yok. Babam emekli maaşıyla çalışıyor. Bir erkek kardeşimin maaşı geçindiriyor evi. Daha önce yine böyle bir tıkanma olayı olmuştu ama o kazaydı. Bilerek yapılmış bir şey olduğunu düşünmüyorum. Üst katla alakalıydı. Orada da kiracı vardı. Onu da zorla çıkardı. Sonra kendisi geldi oturuyormuş gibi yapıyor şu anda. Kattan tıkanıyor, normal kanalizasyon giderinde bir şey yok.
Ara kat var altta. Onu tıkıyor sanırım. Ondan dolayı burası taşıyor. Daha önce tıkandığında yine alt kattan açmışlardı çünkü. Ya siz yaptırın ya da biz yaptıralım diyoruz. Adam kendisi muhatap olmuyor. Telefonlara çıkmıyor. Kapıya çıkmıyor. Eşi çıkıyor kapıya, ‘Çıkın evimden. Ben para falan istemiyorum. Hiçbir şey istemiyorum. Yaptırmıyorum’ diyor. Gördüğünüz gibi bu şekilde yaşıyoruz. Evde kokudan duramıyoruz.
Maskeyle çocuklarla biz de bu şekilde mağduruz. Ablamın büyük çocuğu astım hastası gibi bir şey oldu hastaneden çıkamıyorlar. Her hafta hastanedeler. İyileşemiyorlar. Bu sene okula bile doğru düzgün gidemedi çocuk. İSKİ’den de çağırdık.
Alttan kaynaklanmadığını kanalizasyonla ilgisi olmadığını söyledi. Ara katta bir problem olduğunu, oranın açılması gerektiğini söylediler. Fakat ev sahibi anahtar da vermiyor, açtırmıyor da daireyi.
Biz de bir şey yapamıyoruz. 2021 yılında girdiler buraya. Şu anda 4 bin lira veriyorlar. Normalde 1200 ile girmişlerdi. Her sene otomatik artırdılar. Devletin istediğinin de üstünde yaptılar ama yine de daha fazlasını istiyor sanırım çıksın diye. “
]]>M5 Üsküdar-Samandıra Metro Hattı’nda önceki 22 Nisan saat 06.00 itibarıyla başlayan aksaklık devam ediyor.

Metro İstanbul’un önce “teknik arıza” olarak açıkladığı, ardından “zorunlu bakım çalışması” şeklinde nitelendirdiği, son olarak “işletme saatleri dışında eğitim amaçlı kullanılan yolcusuz iki trenin teması”ndan kaynaklandığını duyurduğu problem nedeniyle seferler Altunizade İstasyonu’nda aktarmalı olarak sürdürülüyor.
Bugün de devam etmesi beklenen çalışmalar sebebiyle Üsküdar-Altunizade istasyonları arasındaki seferler 15-20 dakika aralıklarla gerçekleştiriliyor.
Üsküdar ve Altunizade istasyonlarında özellikle iş saatlerinde yolcu yoğunluğu oluşuyor.

Altunizade-Üsküdar istasyonları arasında her iki yönde İETT otobüsleriyle 15 dakika aralıklarla ücretsiz ring seferleri düzenleniyor.
Arıza öncesi metro ile Üsküdar-Altunizade arası yaklaşık 6 dakikalık zaman diliminde gerçekleşirken, otobüs seferlerinin ise trafik yoğunluğuna göre ortalama 15 dakika sürdüğü gözlemlendi.
ÇALIŞMALAR BUGÜN DE SÜRECEK
Diğer taraftan Metro İstanbul’un sosyal medya hesabından Üsküdar-Samandıra Metro Hattı’ndaki aksaklıkla ilgili açıklama yapıldı.
Açıklamada, şu ifadeler yer aldı:
– M5 hattı Fıstıkağacı İstasyonu bölgesinde 21 Nisan’ı 22 Nisan’a bağlayan gece, işletme saatleri dışında eğitim amaçlı kullanılan yolcusuz iki trenin teması sonucu zarar gören kuplajların tamir işlemleri devam etmektedir. Zorunlu bakım çalışmalarının 24 Nisan Çarşamba gecesi tamamlanması ve 25 Nisan sabahı itibarıyla normal işletmeye geçilmesi planlanmaktadır.

– Bu tarihe kadar Üsküdar-Altunizade istasyonları arasında yaklaşık 15 dakika aralıklarla mekik seferleri yapılmaktadır. Altunizade-Samandıra Merkez istasyonları arasında normal sefer tarifesi uygulanmaktadır. Yolcularımızın Üsküdar ve Altunizade İstasyonu’nda oluşabilecek yoğunluk ve beklemelerden etkilenmemeleri için;
– Üsküdar İstasyonu 1 numaralı girişin karşısında, sahil tarafından bulunan İETT durağından Altunizade yönüne, Altunizade İstasyonu’nda 6 numaralı girişin yanında bulunan İETT durağından Üsküdar yönüne ücretsiz İETT ring seferleri düzenlenmektedir. Yolcularımız alternatif olarak bu otobüsleri kullanarak istasyonlardaki yoğunluktan etkilenmeden ulaşım sağlayabilmektedir.

SON ETAP MARTTA AÇILDI
Metro İstanbul’un internet sitesinde yer alan bilgilere göre, 26,5 kilometre hat uzunluğuna, 20 istasyon sayısına sahip olan M5 Üsküdar-Samandıra Merkez Metro Hattı, Anadolu Yakası’nın ikinci metro hattı ve “Türkiye’nin ilk sürücüsüz metro hattı” özelliklerini taşıyor.
Üsküdar Meydanı’ndan başlayan, Ümraniye ilçe merkezi ve Çekmeköy Meydanı’ndan geçerek Samandıra Merkez İstasyonu’nda son bulan hatta 126 araç çalışıyor.
Tek yönde sefer süresi 43 dakika, günlük sefer sayısı 520 ve pik saatlerde sefer sıklığı 4 dakika 10 saniye olan hat, inşa edildiği güzergah üzerinde “yüksek yolcu potansiyeline sahip” olarak tanımlanıyor. Hat, günde 311 bin 349 yolcu taşıyor.
Hattın, Sultanbeyli’ye ulaşması için inşaat çalışmalarının devam ettiği, Kurtköy bölgesine uzatılması için projelendirme çalışmalarının sürdüğü belirtiliyor.
Kazanın meydana geldiği duraklar, hattın 1’inci etabı olan “Üsküdar-Yamanevler” istasyonları arasında bulunuyor. Bu etap, 15 Aralık 2017’de hizmete alınırken, hattın 2’inci etabı “Yamanevler-Çekmeköy” 21 Ekim 2018’de, 3’üncü etabı “Çekmeköy-Samandıra Merkez” ise 16 Mart 2024’te hizmete açıldı.
]]>
Emre Belözoğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayarak başladı.
Bu özel günde MKE Ankaragücü taraftarına galibiyeti hediye etmek için sahaya çıktıklarını vurgulayan Belözoğlu, “Taraftarımızın desteği, arzusu takıma net şekilde yansıdı. Elinden geleni yapmaya çalışan oyuncu grubu vardı. Oyuncularımın bugünkü performansından dolayı gurur duyuyorum. Karşımızda çok iyi bir camia, iyi oyuncular vardı. Oyun üstünlüğü bizdeydi. Skoru bulamadık. Çok net pozisyonlarımız var, Bahadır hiç zorlanmadı. Bu oyuncu gurubunun geliştiğini görmek beni mutlu ediyor. Oyunun galibi net şekilde bizdik, skor olarak ümidimiz devam ediyor, İstanbul’da turu geçeceğimizi ümit ediyorum” ifadelerini kullandı.
Belözoğlu, Morutan’ın sakatlığının ciddi gözüktüğünü ve aşil tendonunun kopup kopmadığının MR’dan sonra belli olacağını belirtti.
“KAZANAN BİZ OLMALIYDIK”
İlk yarıdaki oyunlarını öven Belözoğlu, “Yüksek seviye, elit bir oyun oynadık. Dünyanın en iyi takımları bile 90 dakika oynayamıyor. Karşımızda çok özel bir takım vardı. Oyuncu içinde bazı değişiklikler yaptık. Başladığımızla bitirdiğimiz takım arasında farklılıklar vardı, maçın her anını yaşadık. İkinci yarı gel gitler vardı ama ilk yarı çok net oyunu domine ettik. Oyuna 90 dakika hükmetmek kolay değildir. İzleyenlere keyif veren bir oyun oynadık. Kazanan biz olmalıydık” dedi.
Maçlardan sonra soyunma odası koridorlarının kalabalık olmasını eleştiren Belözoğlu, “Türk polisinden şikayetçi olmam. Özel güvenlik var, polis var. Maç bitiyor, içeri girmeye çalışırken yoğunluk oluşuyor. Koridorların bu kadar kalabalık olmasına gerek yok. Geçmişte Türk futbolunda nahoş hadiseler yaşandı. Ama bu kalabalıktan rahatsızım. Oyuncuyla bile konuşurken, soyunma odasına giderken yan yana gelecek durumum olmuyor kalabalıktan” diye konuştu.
“BENİM İÇİN HİÇ DEĞERİ YOK”
Sosyal medyada oyuncusu Flips’in eleştirilmesinin sorulması üzerine Belözoğlu, şu cevabı verdi:
Sosyal medya sizin için değerli olabilir ama benim için hiç değeri yok. Ankaragücü başımın tacı ama sosyal medya gerçek değil. Hiçbir karşılığı olmadan sosyal medya bir lağım çukuru. Flips elinden geleni yapmaya çalıştı. Eleştirilecek bir performansı yoktu. Sosyal medyada rahat şekilde eşimize, çocuğumuza küfür edecekler. Şikayetçi olunca da ‘Aman hapse girmeyelim’ diye yalvaracaklar. Yok öyle bir şey. Bu ülkede bu düzelene kadar mücadele edeceğiz. Bu lağım çukuruyla mücadele edeceğiz sonuna kadar. Kastettiğim Ankaragücü taraftarı değil asla.
Beşiktaş’ın devre arasında 25 milyon avroya transfer yaptığını, MKE Ankaragücü’nün ise toplam 13 milyon avroya kurulduğunu vurgulayan Belözoğlu, “Oyuncularımın bugün eleştirilecek bir şeyi yoktu. Ayrılık mesajı vermedim. 1 yıl daha kontratım var. Oyuncu performansını sosyal medyadan değerlendirecek kadar kendimi bilgisiz görmüyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Yabancı VAR hakemlerinin de Türk futboluna zarar vereceğini savunan Belözoğlu, “Hakemlerimizin üzerinde ilerleyen süreçte olumsuz etki bırakacak. Hakemler de bu güvensizliği TFF ve kamuoyundan hissediyor. Hakemleri dışarıdan bir bütün olarak görmüyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
Patel, 300’den fazla Filistinlinin bulunduğu toplu mezarla ilgili olarak ABD’nin İsrail’le nasıl bir süreç yürüttüğü konusunda Tel Aviv’le yakın irtibat halinde olduklarını söyledi.
“Bu konudaki haberleri gördük ve İsrail hükümetinden de daha fazla bilgi ve detay istedik.” diyen Patel, “İsrail hükümetinin güvenilir bir kaynak olduğuna ve bizi bu konuda aydınlatacağına inanıyor musunuz?” şeklindeki soruya da, “Evet güveniyoruz.” yanıtını verdi.
KIRBY: İSRAİL İLE HEMEN İRTİBATA GEÇTİK
Aynı konuyla ilgili açıklama yapan Beyaz Saray Ulusal Güvenlik İletişim Danışmanı John Kirby de söz konusu haberleri yeni gördüğünü ve konuyla ilgili hemen İsrail tarafıyla irtibata geçtiklerini söyledi.
Kirby, “Tabi ki genel anlamda toplu mezar görüntüleri derin şekilde endişe verici, ancak şu anda bu haberleri onaylayacak herhangi bir şey yok elimde” değerlendirmesini yaptı.
Söz konusu toplu mezarlarla ilgili ABD’nin soruşturma başlatması veya dahil olmasının mümkün olmadığını belirten Kirby, İsrail’in yapacağı soruşturmayı takip edeceklerini söyledi.
İsrail ordusunun aylar süren saldırı ve işgalinin ardından çekildiği Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinde toplu mezarlar ortaya çıkarılmıştı.
İsrail’e koşulsuz desteğini sürdüren ABD yönetimi, söz konusu toplu mezarlarla ilgili bağımsız soruşturma yapılmasına karşı çıkmış ve bu konuda İsrail yönetiminin yürüteceği soruşturmaları kabul edeceğini belirtmişti.
“GAZETECİLER KORUNMALI”
Öte yandan Patel, Gazze’de çok sayıda gazetecinin İsrail tarafından öldürüldüğü ya da darbedildiği ve bu durumun ABD Dışişleri Bakanlığının 2023 İnsan Hakları Raporu’na da aynı şekilde yansıdığı şeklindeki bir soruya şu cevabı verdi:
“Aslında tüm ülkelere aynı mesajı iletiyoruz, gazeteciler korunmalı. Onlar önemli bir görev icra ediyor, özellikle kamuoyuna bilgi ulaştırabilmek için zorlu (savaşın olduğu) sahalarda neler olduğuna onlar ışık tutuyor. Mesela Gazze gibi, insanları bilgilendirmek için kritik bir iş yapıyorlar. Dolayısıyla tüm gazeteciler ve basın mensupları kesinlikle korunmalı.”
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, insan hakları raporuyla ilgili dünkü açıklamasında, Gazze’de “eşi görülmemiş sayıda” gazetecinin öldürüldüğünü veya darbedildiğini ve bu konudaki endişelerini İsrail tarafına sıklıkla ilettiklerini belirtmişti.
Kudüs’te görev yapan AA foto muhabiri Mustafa Haruf, geçen aralık ayında İsrail askerlerince şiddetli şekilde darbedilmiş, hastaneye kaldırılan Haruf ile ilgili çeşitli uluslararası medya ve basın yayın birlikleri kınama yayımlamıştı.
“YARDIMLAR ARTIYOR”
Öte yandan brifinge katılan ABD’nin Orta Doğu İnsani İşler Özel Temsilcisi David Satterfield, ABD’nin son birkaç haftada İsrail’in Gazze’ye giren yardımların önünü açması konusunda ciddi çaba gösterdiğini söyledi.
Satterfield, son haftalarda Gazze’nin hangi bölgelerine ve ne şekilde daha fazla insani yardım ulaştırıldığını anlatırken, “Gazze’ye üç hafta öncesine göre daha fazla yardım ulaşıyor mu, ulaşıyor. Peki yeterli mi değil. Bunları artırmalıyız” şeklinde konuştu.
“İsrail sivil kayıplarını minimize etmek için gereken tüm adımları atmalı. Sivilleri korumak sadece ahlaki bir yükümlülük değil aynı zamanda stratejik bir önceliktir” diye konuşan Satterfield, halen uzlaşılamayan ateşkes anlaşması konusunda ise Hamas’ı suçladı.
Gazze’ye daha fazla yardım ulaştırılabilmesi konusunda bir çatışmasızlık mekanizması üzerinde çalıştıklarını anlatan Satterfield, bu mekanizmanın şu an ne aşamada olduğu sorusuna, “Bu, şu an devam eden bir süreç, burada kalkıp buna bir puan veremem ama devam eden bir süreçten bahsediyoruz” yanıtını verdi.
]]>
“MUSTAFA KEMAL ATATÜRK DEYİNCE, COŞUYORUM; TÜRKİYE DEYİNCE, CANIM FEDA DİYORUM”
23 Nisan’ın sadece Türk çocuklarının değil, tüm dünya çocuklarının bayramı olduğunu vurgulayan İmamoğlu şunları söyledi:
* “Üsküdar beni çok heyecanlandırıyor. İstanbul beni çok heyecanlandırıyor. Hele hele Cumhuriyet deyince, çok daha fazla heyecanlanıyorum. Mustafa Kemal Atatürk deyince coşuyorum. Türkiye deyince, canım feda diyorum. Ulusal egemenliğimizin bayramı, çocuklarımızın bayramı kutlu olsun. Atatürk’ümüzün armağanı 23 Nisan, kutlu olsun. Coşkuyla alkışlayın. Bugün bayram, tabii ki neşe dolu olacağız. Tabii ki mutlu olacağız.
* Caddelerde, meydanlarda buluşacağız. Bu güzel günü hep birlikte kutlayacağız. Bayramları kutlamak, birlikte olmak, bir olmak, birbirimizi coşkuyla hissetmek, birbirimizi sevmek, birbirimizi tanımak, dünyanın en güzel şeyi. Bizim içimizdeki barış, bizim içimizdeki coşku, inanın sadece İstanbul’a, sadece Türkiye’ye değil, bütün dünyaya iyi geliyor.

“HEP BİRLİKTE, ‘TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’ DEDİK”
* Milletçe ne yaptık? Milletçe bir olduk. Gücümüzü, irademizi tek bir çatı altında birleştirdik. Tek bir çatı altında toplanabildiğimiz için neyi başardık? Ülkemizi işgalden kurtarıp, özgürlük ve bağımsızlığımızı hep birlikte elde ettik. Hep birlikte, ‘Tam bağımsız Türkiye’ dedik. Bu ülkenin bütün farklı seslerini ve renklerini tek bir çatı altında buluşturabildiğimiz için, gelişen ve güçlenen bir ülke olabildik. 23 Nisan, işgal altındaki bir ülkenin, ulusal egemenliğin gücüyle yeniden güçlü şekilde doğduğu bir gündür.
* 23 Nisan 1920’de biz; bir kişinin, bir grubun değil, sizlerin, milletin iradesini kabul ettik. Ne dedik? ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ dedik. Milletin iradesini, TBMM temsil eder dedik. O gün bu gündür bu ülkede ne oldu? ‘Millet ne derse, o olur’ dedik. Bu ülkede hiç kimse, millete rağmen, milleti hiçe sayarak yöneticilik yapamaz. Hiç kimse, milletten başka bir yerden emir alamaz.

“MİLLET HADDİNİ BİLMEYENE NE YAPAR?”
* Kendisini milletin üstünde görenler çıkabilir. Ama millet haddini bilmeyene ne yapar? Hak ettiği dersin verilmesini çok iyi bilir. Bunun için ‘mucize demokrasi’ her şeye yeter. Bir oy pusulası, bir mühür her şeye yeter. Bu ülkede vatandaştan daha değerli, daha imtiyazlı hiç kimse yoktur. Olmaz, olamaz. Bu ülkede vatandaş olmaktan daha üstün bir makam olmaz, olamaz; yoktur. TBMM’nin kuruluş mayasında eşitlik, kardeşlik, özgürlük ve bağımsızlık kavramları var. Demokrasimize ve Cumhuriyetimize sahip çıkamazsak, çocuklarımıza da sahip çıkamayız.

* Bu ülkenin bütün çocuklarına, eşit imkan ve fırsatlar sunmayan hiç kimseye çocuklarımızın, siz pırlanta gençlerimizin hakkını yedirmeyeceğiz. Yılmadan mücadele edeceğiz. Mücadeleye hazır mıyız? Coşkuyla, akılla, bilimle çok çalışmaya, İstanbul’un çocukları, bu milletin evlatları, İstanbul’un gençleri; hazır mıyız? Sizleri asla adaletsizlikle baş başa bırakmayacağız. Bu ülkenin bütün çocuklarına; doğusuna-batısına, güneyine-kuzeyine Kars’a, Ardahan’a, Edirne’ye, Çanakkale’ye, Adana’ya, Gaziantep’e, Sinop’a, Samsun’a, Sivas’a, Erzurum’a, Artvin’e, Trabzon’a, her yere, bütün milletin evlatlarına, hep beraber sahip çıkacağız.

“DÜNYADAKİ EN DEĞERLİ İLKE: YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ”
* Yurtta barış, dünyada barış… Bu ilke var ya bu ilke, dünyada en değerli ilke. Bu ilkeyi Mustafa Kemal Atatürk söyledi. İşte onun izinden gideceğiz. Ve ne diyeceğiz biliyor musunuz? Savaşlar son bulsun. Dünyanın hiçbir yerinde mazlum insanlar ezilmesin. Çocuklar ölmesin. Gençler ölmesin. Kadınlar ölmesin. Yurtta barış, dünyada barış için hep birlikte, çok çalışacağız. Bütün dünya çocukları barışa kavuşsun diye, hep birlikte Cumhuriyet için, dünyada barış için, Türkiye’miz için mücadele edeceğiz.

* Şehirlerin ve ülkelerin gelişme düzeyleri, çocuklara verilen değerle ölçülür. Biz, İstanbul’u çocuklarımızın saygı gördüğü, ihtiyaçlarının özenle karşılandığı bir şehir yapmak için çok çalışıyoruz. Çocuklara saygı duymak, onların kendilerini ifade etmelerine imkan tanımakla başlar. Ben, çocuklara çok saygı duyuyorum. Onların sahip olduğu bütün haklara çok saygı duyuyorum. Her bir çocuğun kendine özel bir kişiliği olduğunu kabul ediyorum.

“BU ÜLKEDE YAŞAYAN HERKES İÇİN ÇOK ÇALIŞACAĞIZ”
* 23 Nisan, aynı zamanda bu anlamlı günü çocuklara armağan eden Mustafa Kemal Atatürk’ü ve onunla birlikte mücadele eden herkesi ama herkesi, silah arkadaşlarını, her birinizin geçmişindeki dedesini, ninesini, atasını, sevgiyle, saygıyla, minnetle anma günüdür. Onun için onlara minnet duyun. Atatürk ve dava arkadaşlarına, geçmişte mücadele eden bu milletin bütün büyüklerine asla ve asla saygı duymayı, minnet duymayı unutmayın. Onları unutmayın. Unutmayacağız ve asla unutturmayacağız.
* Bizi bekleyen çok güzel günlere, geçmişimizden gelen değerlerimize sahip çıkma, hep birlikte umutla ve cesaretle geleceğe yürüme konusunda kararlıyız. Bu ülkede yaşayan herkes için çok çalışacağız. Herkesin mutlu olması için, huzurlu olması için çok çalışacağız. Dünyanın en güzel şehrini, İstanbul’da inşa edeceğiz. Demokrasiyle, huzurla yaşamınızı sürmeniz için biz çok çalışacağız. Hepinizin geleceğinde iyi meslekler edinmeniz için, eğitiminiz için güzel bir çevre için, kültür için, sanat için, bilim için çok çalışacağız.”

“BAŞKAN OLDUYSAM, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SUNDUĞU FIRSAT EŞİTLİĞİ SAYESİNDEDİR”
Üsküdar tarihinin ilk kadın Belediye Başkanı Sinem Dedetaş da eşi Barış Dedetaş’la birlikte çıktığı sahnede, özetle şunları söyledi:
* “Her 23 Nisan’da, ben de çocukluğuma gidiyorum. O çocuksu heyecanı, mutluluğu, gururu yeniden yaşıyorum. 23 Nisan’ın gelişine haftalar öncesinden nasıl hazırlandığımızı, bugünü nasıl iple çektiğimizi hatırlıyorum. Sonra bu çok güzel anılara Atatürk’ün yüzyılları aşan vizyonu sayesinde sahip olduğumu bir kez daha anlayıp, böyle büyük bir liderin izinden yürümenin gururunu yaşıyorum. Her 23 Nisan’a, özenle ve heyecanla hazırlanıp, elinde Türk bayrağıyla gurur içinde bayramını kutlayan bir kız çocuğundan, bugün Üsküdar’a hizmet etme onurunu yaşayan bir Cumhuriyet kadını olduysam, bu Türkiye Cumhuriyeti’nin sunduğu fırsat eşitliği sayesindedir. İşte bu Ulusal Egemenlik demektir.

* Ne yazık ki 23 Nisan’ın ve diğer milli bayramlarımızın bizim çocukluğumuzdaki gibi coşkuyla, hep birlikte kutlanmadığı günler de yaşadık. İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu ile beraber, milli bayramlarımız İstanbul’da yeniden, tüm yurttaşlarımızla birlikte, önemlerine yakışır bir coşkuyla kutlanmaya başladı. Bunun için Başkanımıza ve İBB’nin değerli çalışanlarına teşekkür ediyorum. Etkinlikte emeği geçen herkese, değerli sanatçılara teşekkür ediyorum. Ve tabii ki bugün buraya gelerek 23 Nisan’ın coşkusunu paylaşan sizlere çok teşekkür ediyorum.”
23 Nisan coşkusu, Zeynep Bastık konseri ile devam etti.

Çanakkale Deniz Savaşları’na büyük katkısı olan Kahraman Nusret Mayın Gemisi’nin anısını yaşatmak ve ziyaretçileri bilgilendirmek amacı ile asıl gemi planına birebir uygun olacak şekilde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 2011 yılında inşa edildi. TCG Nusret Müze Gemisi, Ege ve Akdeniz limanlarına yapılan ziyaretler kapsamında 22-23 Nisan 2024 tarihlerinde İzmir’de ziyaretçilerini ağırladı. İzmir’de 7’den 70’e ziyaretçilerin akınına uğrayan gemi yoğun ilgiyle karşılandı.

Program kapsamında gemiyi ziyaret eden vatandaşlar, 7-8 Mart 1915 gecesi Çanakkale Boğazı’nda Çanakkale Nusret Mayın Harbi ve 18 Mart gecesi Çanakkale Deniz Savaşı’nı anlatan detaylı bir sunum izledi. Ardından ziyaretçiler, o dönemde askerlerin uyuduğu efrad mangası ve askerlerin yemek yediği, istirahat ettiği efrad salonu, revir, mutfak, zabitan salonu, süvari kamarası, gedikli zabiyan kamarası (dönemin astsubaylarına verilen isim) ve dümen evini gezerek bilgiler aldı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özel faaliyeti olan Güney Deniz Saha Komutanlığı Bandosu’nun dinletisine de çok sayıda vatandaş katıldı.
Modern seyir cihazları ile donatılmış olan yüzer müze gemi olarak da hizmet veren ve bu anlamda dünyada ilk ve tek olan gemiyi ziyaret eden çocuklara 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında hediyeler dağıtıldı.

“ÇOK DUYGULANDIK”
TCG Nusret Müze Gemisi’ni gezen bir ziyaretçi, “Gemiyi gezdik. Çok duygulandık. Çok güzel anılar kalmış. Bugün 23 Nisan. Çok mutluyuz çünkü çocuklarımızın bayramı. Okullarımızda da kutladık. Bugün Konak’ta da etkinliklere katıldık. Çok teşekkür ediyoruz bu kutlamaları bizim için hazırladıkları için” dedi.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda gemiyi ailesi ile ziyaret eden bir çocuk ise “23 Nisan çok güzel oldu çünkü çok eğlendik. Çok heyecanlıydık. Teşekkür ediyoruz” diye konuştu.

“ÇOCUKLAR GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİNİ DAHA İYİ ANLIYOR”
Kızı ile birlikte gemiyi ziyaret eden bir yurttaş ise “Kızımız için çok güzel oluyor böyle programlar. Günün anlam ve önemini daha da iyi anlıyor, yaşıyor ve birebir görebiliyor. O yüzden çok mutluyuz” ifadelerini kullandı.
“ÇOCUKLARIMIZA DERS NİTELİĞİNDE BİR GEZİ”
Ailesi ile birlikte gemiyi ziyaret eden bir diğer vatandaş ise “Çocuklarımız tarihi öğrensin diye zaten gezdirmeye geldik. Onlar da gördü askerleri ve o zamanki durumlarda neler yaşadıklarını. Şimdi onlara ders olmaları niteliğinde geziyoruz” dedi.
Bir diğer yurttaş da “Çok güzel bir aktivite olmuş. Planladığımız bir organizasyon değildi. Kuzenimle gezerken denk geldik düzenleyenlere emeği geçen herkese çok teşekkür ederiz. Bize yeniden bu vatanın güzelliklerini hatırlattılar. Çocukluğumuzdaki bildiğimiz marşları farkında olmadan tekrar söyler olduk. Çok memnunuz. Çok teşekkür ederiz herkese” ifadelerini kullandı.
Bir vatandaş da “Burada olmak çok güzel. Çok gurur verici. Umarım yakında Türkiye için her şey güzel olur” diye konuştu.

NUSRET MAYIN GEMİSİ HAKKINDA BİLGİ
T.C Milli Savunma Bakanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Nusret Mayın Gemisi’ne ilişkin şu bilgiler verildi:
“Çanakkale Savaşları’nın ilk aşamasını oluşturan 18 Mart Deniz Zaferi, Dünya Harp Tarihine mal olmuş bir kahramanlık destanıdır. Bu zaferin kazanılmasında kuşkusuz en büyük pay, Kahraman NUSRET Mayın Gemisi’ne aittir. Kahraman Nusret Mayın gemisi 1910 yılında Almanya’ya sipariş edilerek 1913 yılına doğru Osmanlı Donanması hizmetine girmiştir. Nusret Mayın Gemisi Çanakkale Savaşlarında tesis ettiği mayın hatları ile 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin kazanılmasında büyük rol oynamıştır. Yüzbaşı Hakkı Bey komutasındaki Nusret mayın gemisi, 8 Mart 1915 sabahı büyük bir gizlilik içerisinde Erenköy Koyu önlerinde sahile paralel olarak 26 mayın dökerek, yeni bir mayın hattı meydana getirmiştir. 18 Mart 1915 sabahı saat 10.00’dan itibaren Müttefik Donanması, Boğazı zorlamaya başlamıştır. Türk kıyı bataryalarından açılan topçu ateşi sonucu manevra yapma ihtiyacını hisseden Müttefik donanmaya ait gemiler, Nusret mayın gemisi tarafından dökülen mayınlara çarpmış, İngiliz Donanmasına ait Ocean ve Irresisitble zırhlıları ile Fransız Donanmasına ait Bouvet zırhlısı batmıştır. Ayrıca Müttefik Donanma’ya ait Gaulois, Suffren ve Inflexible zırhlıları ağır hasar almış, birçok zırhlı de çeşitli yaralar almıştır.”

TCG Nusret tarafından deniz müzelerinin tanıtılması, denizciliğin sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması ile Türk Deniz tarihi hakkında farkındalık yaratılması amacıyla liman ziyaretleri yapılmaktadır. Bu kapsamda 29 Nisan 24 Haziran 2023 tarihleri arasında Marmara ve Karadeniz limanlarına istinaden liman ziyaretleri gerçekleştirildi, 50 bin 40 kişi tarafından gemi ziyaret edildi.
Bu yıl ise 18 Nisan-8 Haziran 2024 tarihleri arasında TCG Nusret tarafından Ege ve Akdeniz limanlarına toplam 51 gün süre ile 18 farklı limana 22 gün boyunca düzenlenecek ziyaretlerin programı ise şöyle:
Kuşadası – 26 Nisan 2024
Bodrum – 28 Nisan 2024
Aksaz – 1 Mayıs 2024
Kaş – 3 Mayıs 2024
Alanya – 6 Mayıs 2024
Kıbrıs/Gime 9-10 Mayıs 2024
Mersin – 13-14 Mayıs 2024
İskenderun – 16 Mayıs 2024
Silifke (Taşucu) – 19 Mayıs 2024
Anamur – 21 Mayıs 2024
Antalya – 24-25 Mayıs 2024
Fethiye – 28 Mayıs 2024
Marmaris – 30 Mayıs 2024
Milas (Güllük) – 2 Haziran 2024
Çeşme – 5 Haziran 2024
Ayvalık – 7 Haziran 2024
]]>596 MİLYON OLARAK AÇIKLANMIŞTI
Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in, Ortahisar Belediyesi’nin borcunun 596 milyon 759 bin 292 TL olduğu iddiası üzerine borç miktarını açıkladı.
Ortahisar Belediyesi’nin SGK ödemeleri, vergiler, vergi yapılandırmaları, çeşitli ücret ve kesintiler, krediler, kredi faizleri, katılım payları, piyasaya borçları 5 Nisan 2024 tarihi itibarıyla 517 milyon 174 bin 135 TL.
Ortahisar Belediyesinin bağlı iştiraklerinden olan ORBEL’in personel borçları, vergiler, SSK ödemeleri, yapılandırılmış vergi borçları ve banka nakitleri dikkate alındığında, 31 Mart 2024 tarihi itibarıyla borç durumu 321 milyon 724 bin 470 TL. Yine Ortahisar Belediyesi’nin bir diğer iştiraki olan ORKENT’in SSK, vergi, vergi yapılandırması, piyasa borçları, banka nakitleri ve kasa dikkate alındığında 31 Aralık 2024 tarihi itibarıyla toplam borcu 10 milyon TL olarak sıralandı.
Ortahisar Belediyesi ve iki bağlı iştirak olan ORBEL ve ORKENT’in toplam borcu ise 856 milyon 957 bin 739 TL olarak açıklandı.

Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya
“109 MİLYON BORÇ NASIL 596 MİLYONA ÇIKTI?”
“Matematik yalan söylemez” diyen Kaya, mevcut borçlarla ilgili şunları söyledi:
– Önceki dönem Belediye Meclis üyemiz olan Cüneyt Bey, Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi vermişti. Önergede birçok soru vardı ama sorulardan biri de, ‘Artı-eksi yüzde üç yanılma payıyla belediyemizin toplam borcu ne kadardır?’ şeklinde idi. Bu soruya Ahmet Bey’in Yazı İşleri Müdürlüğü aracılığı ile verdiği cevapta, borcun 109 milyon 877 bin lira olduğu ifade edildi.
– Şu anda Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı olan Ahmet Metin Genç’in dünkü meclis toplantısında bizim göreve geldikten sonra açıkladığımız 800 milyon TL’lik borca itiraz ederek, Ortahisar Belediyesinin borcunun 596 milyon olduğunu ifade etmesini hayretle karşıladık. Bize seçimden hemen önce borcun 109 milyon olduğunu söyleyen Genç’in, dünkü toplantıda borcu 596 milyona çıkarması da önemli bir gelişme.
– Matematik yalan söylemez. Biz hesap kitap yaptık, birim müdürlerinden bilgi aldık. Ulaştığımız rakam, yukarıda da ayrıntıları verildiği gibi, 856 milyon 957 bin 739 TL’dir. Biz verilerimizi doğru ölçeceğiz ki, belediyemizi doğru yönetelim. Ölçemediğiniz veriyi yönetemezsiniz. Kuyumcu hassasiyetiyle hareket ediyor ve hesap yapıyoruz.
“PANKARTLA AJİTE ETMEK İSTEMEDİK”
Öncelikle kent lokantası açacaklarını ifade eden Kaya, şöyle devam etti:
– Pankart asıp ajite etmek de istemedik. Tıpkı Sayın Genç’in yaptığı gibi, konuşulması gereken yerde bunu konuştuk. Kendisi de dün Büyükşehir Belediye Meclisi’nde, 2023 yılı Büyükşehir Belediyesi Faaliyet Raporu görüşmelerinde toplam borcu dile getirdi. Biz de aynı şeyi Ortahisar Belediye Meclisi’nde yaptık.
– Dolayısıyla bize ‘Borcu neden oradan konuştunuz’ gibi bir eleştiri getiren Genç, aynı şeyi kendi belediyesiyle ilgili olarak Büyükşehir Belediye Meclisi’nde yapmıştır. Orada da önceki Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu ile çelişkiye düşmüştür. Murat Bey’in açıkladığı 1 milyar 600 milyon borç ile Ahmet Bey’in açıkladığı 1 milyar 784 milyon TL’lik borç da aynı değildir.
]]>
SİYAH NOKTA NEDEN OLUR?
Cildimiz tıpkı bir sünger gibi kötü hava şartlarını da içine çekmektedir. Kirli hava, rüzgar, yetersiz oksijen, güneş ışınlarının verdiği zararlar cildimizin zamanla aşınmasına ve büyük ölçüde zarar görmesini sağlar.
DERİDE BOZULMALAR Yaşımız ilerledikçe cildimizde elastikiyetini kaybederek güçsüzleşir ve direncini kaybeder. Hücrelerin yenilenmesi yavaşlar ve git gide hücre kaybı yaşanır.
BAZI HASTALIKLAR Kullandığımız bazı ilaçların yan etkilerinden dolayı cildimizde sivilce ve siyah noktalar çıkabilir. Ayrıca cildimizdeki bazı sorunlar hastalıkların habercisi olabilir.
STRES Hepimiz dönem dönem sıkıntılar yaşarız kimimiz çok çabuk atlatırken kimimiz daha da derinleştirerek bunu adeta takıntı haline getiririz. Yaşadığımız bu duygular bizi depresyona bile sokabilir. Stresin verdikleri cildimize kesin olarak yansımaktadır.
SİVİLCE İZLERİ Sivilce izleri zamanla ciltte lekelere yol açarak kalıcı bir hale gelebilir.
MAKYAJ: Makyaj, gözenekleri tıkayabilir ve siyah nokta oluşumuna yol açabilir.

SİYAH NOKTALARDAN KURTULMA YOLLARI
Cilt temizliği: Cildinizi günde iki kez, nazik bir temizleyici ile yıkayın.
Peeling: Haftada 1-2 kez peeling yaparak ölü cilt hücrelerinden kurtulun.
Gözenek maskeleri: Gözenekleri açmaya ve temizlemeye yardımcı olacak maskeler kullanın.
Komedon çıkarıcı: Siyah noktaları nazikçe çıkarmak için komedon çıkarıcı kullanabilirsiniz.
Reçetesiz ürünler: Siyah nokta tedavisinde etkili olabilecek birçok reçetesiz ürün bulunmaktadır.
Profesyonel tedaviler: Siyah noktalardan kurtulamıyorsanız, bir dermatoloğa danışarak profesyonel tedavi seçeneklerini değerlendirebilirsiniz.

SİYAH NOKTA TEZMİLEME MASKESİ
SİYAH NOKTA TEMİZLEME MASKESİ 1 Yarım limon suyuna bir tatlı kaşığı bal ekleyerek bu karışımı yüzünüze sürebilir ya da yarım limonunun üzerine bal dökerek sorunlu bölgeyi ovabilirsiniz.Siyah noktalardan arınmak adına güzel bir ikilidir. Balın içeriğindeki antibakteriyel özellik limonla birleşince harikalar yaratabilir.
SİYAH NOKTA TEMİZLEME MASKESİ 2 Bir yemek kaşığı kil, bir tatlı kaşığı zeytinyağı ve suyu macun kıvamına getirip siyah noktalı ve sivilceli cildinize uygulayabilirsiniz. Kil mikrop kırıcı özelliğinden dolayı cildinizi derinlemesine temizler. Adeta siyah noktaların kökünü kurutur.
Siyah Noktalarla İlgili Öneriler:
Siyah noktaları sıkmayın veya patlatmayın. Bu durum, iltihaplanmaya ve lekelenmeye neden olabilir.
Yüzünüzü çok fazla ellemeyin. Ellerinizdeki kir ve yağ, siyah nokta oluşumunu artırabilir.
Bol su için. Su içmek, cildinizin nemli kalmasına ve gözeneklerinizin tıkanmasını önlemeye yardımcı olur.
Sağlıklı beslenin. Meyve, sebze ve tam tahıllar açısından zengin bir beslenme düzeni cilt sağlığınız için önemlidir.
Stresi yönetin. Stres, siyah nokta oluşumunu tetikleyebilir. Yoga, meditasyon veya nefes egzersizleri gibi stresi azaltma tekniklerini uygulayabilirsiniz.
SİYAH NOKTALAR NASIL SIKILIR?
Siyah noktaları evinizde kendiniz sıkmak istiyorsanız öncelikle cildinizin temiz olmasına özen gösterin. Daha sonra fazla kullanmadığınız bir kaba sıcak su doldurup buharda yüzünüzü havlu ile kapatarak bekletebilirsiniz. Suyunuza gül suyu eklerseniz gözeneklerinizin sıkılaşmasını sağlayabilirsiniz. Yüzünüzü 10 dakika beklettikten sonra ellerinize eldiven takarak veya peçete yardımı ile siyah noktalarınızı sıkabilirsiniz. Siyah noktaları sıkarken tırnaklarınızı değdirmemeye özen gösterin. Tırnaklarda ciltte iz oluşumuna sebep olmaktadır. Bir diğer yöntem ise siyah noktalardan kurtulmak için şırınga kullanabilirsiniz. Şırıngayı temiz cildinize çok bastırmadan uygulayabilirsiniz. Pratik ve etkili bir yöntem olacaktır.
]]>İstanbul’a yaklaşık 200 kilometre uzaklıktaki Kırklareli, son yıllarda ekoturizm, mağaracılık ve sportif amaçlı turizm faaliyetleriyle de dikkati çekiyor.
İl Kültür ve Turizm Müdürü Veli Şen, her mevsim ayrı güzellikler sunan, denizi, tarihi ve gastronomisi ile zengin kentin Trakya’nın parlayan yıldızı olduğunu söyledi.
Kentin Anadolu’dan Avrupa’ya açılan özel bir konumda bulunduğunu ifade eden Şen, kentin büyük bir turizm potansiyeline sahip olduğunu belirtti.
Kırklareli’nin İstanbul’a, Bulgaristan ve Yunanistan’a yakınlığı ile alternatif, sakin ve doğayla baş başa dingin tatil arayanların ilgisini çektiğini dile getiren Şen, şöyle devam etti:
“Kırklareli’nin sakin ve dingin atmosferi, zengin doğal güzellikleri ve temiz ekosistemi, ziyaretçilerin eşsiz deneyimler yaşamasını sağlıyor. Şehrin bağ rotası ve kültür rotası üzerinde yer alması, Kırklareli’yi marka turizm hedeflerine ulaşmada önemli bir konuma getiriyor.
Doğa ve tarih meraklıları için Kırklareli’nin yeşil ormanları, gölleri ve antik kalıntılarını keşfetmek, hem ziyaretçiler hem de bölgenin turizm potansiyeli için büyük bir kazanç sağlıyor. Kırklareli, kültürel mirası ve doğal zenginlikleriyle keşfedilmeyi bekleyen bir hazine niteliğinde.”
Özgün mutfağıyla da dikkati çekiyor
Kırklareli Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Kesici, gastronomi alanında Kırklareli’nin özgün bir mutfağının olduğunu belirtti.
Kentin birçok farklı lezzete ev sahipliği yaptığını vurgulayan Kesici, özellikle Osmanlı mutfağında da kullanılan kıvırcık kuzunun lezzetinin bilindiğini kaydetti.
Kent mutfağının çok bakir olduğunu kaydeden Kesici, “Henüz çok tanınmış değil, söylendiğinde pek anlam ifade etmeyebilir ama Kırklareli mutfağına özgün lezzetler buraya gelenlerin şaşırdıkları bir olgudur. Çünkü etin, sütün ve geleneksel yöntemlerle üretilen sebze ve meyvelerin tazeliği yemekleri çok lezzetli kılmakta” ifadelerini kullandı.
Kırklareli’nin öne çıkan turizm çeşitliliklerinden bazıları şöyle:
Doğa Turizmi
Türkiye ve Avrupa’nın kayın ve meşe ağırlıklı ağaçlarından oluşan en büyük longoz ormanlarına sahip olan Kırklareli, 1031 metre yüksekliğindeki Yıldız Dağları ile doğa turizmine önemli katkı sağlıyor.
Mert, Saka ve Erikli göllerinin önündeki alüvyon kumullar nedeniyle, Istranca Dağları’ndan akan derelerin kar erimesi sonucu yükselmesiyle oluşan subasar ormanları, farklı bitki ve hayvan türleriyle, doğa turizmini sevenlere alternatif sunuyor.
Maviden yeşile yolculukta, karaca, geyik, kurt, tilki, çakal, sansar, su samuru gibi hayvanları görebilmenin, yüzlerce tür kuş gözlemlemenin, doğanın daha önce hiç rastlanılmayan renklerine tanık olmanın heyecanı ile İğneada, ziyaretçilerini ağılıyor.
Mağara turizmi
Kırklareli’nde 25 tescilli mağara bulunuyor. Bunlardan Demirköy ilçesine bağlı Sarpdere köyündeki 2 bin 700 metrelik Dupnisa Mağarası, 2003’te turizme açıldı. Kuru ve sulu iki bölümden oluşan mağaranın turizme açık 500 metrelik bölümünün 100 metresi gezilebiliyor.
Mağara, 16 türden yaklaşık 60 bin yarasaya ev sahipliği yapıyor. Zengin damla taş oluşumları, süt beyazdan kırmızı ve kahverenginin her tonundaki renklere sahip dev boyutlarda sarkıt, dikit ve sütunlarla dikkat çeken mağarayı her yıl binlerce yerli ve yabancı turist ziyaret ediyor.
“Sakin Şehir” Vize
Uluslararası Cittaslow (Sakin Şehir) ağına 12 yıldır dahil olan Vize, Geç Roma dönemine ait Trakya’nın tek antik tiyatrosu, kalesi ve tarihi Gazi Süleyman Paşa Camisi ile öne çıkıyor.
Vize’ye gelen turistler, Gazi Süleyman Paşa Camisi’ni ve Vize Antik Tiyatrosu’nu gezebiliyor.
İnanç turizmi
Kırklareli’nde 14. yüzyıl eseri Hızırbey Camisi ile “Selimiye Camisi’nin minyatürü” olarak bilinen 16. yüzyıl eserleri Cedid Ali Paşa Camisi ve Sokullu Mehmet Paşa Camisi, inanç turizmine katkı sağlıyor.
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinde kullandığı toplar ve gülleleri üreten Fatih Dökümhanesi de Demirköy ilçesinde yer alıyor.
İlçeye 5 kilometre mesafedeki dökümhanede tarihin izlerini gözlemlemek mümkün. Dökümhane içindeki tarihi cami, gerekli restorasyon çalışmalarının ardından 2020’de itibaren ibadete açık hale geldi.
Gastronomi turizmi
Lezzetini ve aromasını coğrafi işaretli Kırklareli kıvırcık koyunundan alan Kırklareli köftesi kentin gastronomi turizminde öne çıkıyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nca 2021’de koruma altına alınarak, yürütülen çalışmalarla sayısı her geçen yıl arttırılan Kırklareli kıvırcık koyunu, Karadeniz kıyılarına paralel uzanan Yıldız Dağları’nın eteklerinde yetişen otlarla besleniyor. Geleneksel yöntemlerle hazırlanan Kırklareli köftesi, kente gelen yerli ve yabancı turistlerin ilk tercihi arasında yer alıyor.
Kırklareli Lokantacılar Esnaf Odası Başkanı Zafer Sürer, Kırklareli köftesinin lezzetinin, Istranca Dağları’nda yetişen meşe ağaçlarından elde edilen mangal kömürüyle pişirilmesiyle arttığını anlattı.
Köfte dışında tahin helvası, hardaliye, peynir, yoğurt, pancar pekmezi de kent mutfağının önemli ürünleri arasında yer alıyor.
]]>Özgür Özel, ’23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ etkinlikleri kapsamında TBMM’deki makamında çocuklarla bir araya geldi. Çocuklarla sohbet eden Özel, bayramlarını kutladı.
Özel, Bilkent Üniversitesi’nde katıldığı söyleşide tanıştığı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda koltuğunu kendisine devretmesini isteyen Bilkent Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesine bağlı Müzik Hazırlık Ortaokulu 5. sınıf öğrencisi Dora Mimaroğlu’na verdiği sözü tuttu.

Meclis’teki makamında çocuklarla bir araya gelen Özel, Mimaroğlu ile aralarında geçen diyaloğu anlattı. Özel, “Salonun en genci Dora’ydı, ısrarla el kaldırıyordu. Dora bir konuşma yaptı. ‘Benim adımı unutmayın. İleride çok duyacaksınız çünkü çalışıyorum’ dedi. 6 yıldır keman çalıyor. Beni 23 Nisan konserlerine davet etti. Türkiye’deki bütün belediye başkanları vardı, onların yanında akşam yemeğinde birazcık kaldım sonra Dora’nın konserine geldim. Çok güzel bir konser izlerken Dora bu sefer de ’23 Nisan’da koltuğu istiyorum’ dedi. Ben de ‘olur tabii’ dedim” diye konuştu.
“İSTERSENİZ SIRTINIZI DAYAYIN”
Özgür Özel, koltuğunu Mimaroğlu’na devrederken, “Ben de çok dolaştığım için bu koltukta çok oturmuyorum ama sen geleceksin diye alışayım dedim. Koltuğa oturdum. Koltuğu devredeceksek önce oturmak lazım” ifadesini kullandı.
Koltuğun önemli bir özelliğinin olduğunu dile getiren Özel, “Bu koltuk, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğu. O ‘iki büyük eserim var’ diyor. Biri Cumhuriyet biri Cumhuriyet Halk Partisi” dedi.
CHP Genel Başkanlarının 83 koltuğu olduğunu kaydeden Özel “Tam 83 tane. Birisi bu. Birisi Genel Merkez’deki koltuk. 81 ilde de il başkanlarımızın oturduğu koltuklar var. O koltuklar da genel başkanın. İl başkanlarımız orada genel başkan adına o görevi yapıyorlar. Tabii en kritik ve en önemli koltuk bu. Çünkü Meclis’teki koltuğu. Ben şimdi büyük bir mutlulukla koltuğu sana teslim ediyorum” sözlerini sarf etti.

Dora Mimaroğlu’nun elini öptükten sonra koltuğunu devren Özel “İsterseniz sırtınızı dayayın. Bu koltuktan iyice yerleşmezsen kaldırabilirler.” diye konuştu.
Özel, masasının üzerindekileri ve odasını tanıtarak, “Burası sizin odanız. Bu koltuğunuz. Bu, hepimizin uyması gereken Anayasamız. Arka tarafta Meclis’in nasıl çalışması gerektiğini söyleyen iç tüzüğümüz. Takılınca buna bakıyoruz. Grubumuzda 125 milletvekili arkadaşımız var. Resimleri, isimleri, telefon numaraları. Meclis grubumuzun kendi yönetmeliği. Milletvekillerimiz hakkında daha ayrıntılı bilgi isterseniz resimleri, özgeçmişleri, mail adresleri, sosyal medya hesapları bunu giderken de alabilirsiniz. Bir emriniz olursa siz Genel Başkan oldunuz artık” ifadesini kullandı.
ÇOCUKLARI TALEPLERİNİ SIRALADI
CHP Genel Başkanı Özel’den koltuğu devralan Dora Mimaroğlu, “Benim minik kalbimde hayatım boyunca unutamayacağım bir iz bıraktığı için Özgür Bey’e çok teşekkür ediyorum. Dünyanın en değerli sözü bir çocuğa verilen sözdür. Ömür boyu etkileri hiç akıldan çıkmaz” değerlendirmesinde bulundu.
Mimaroğlu, 6 yıldır keman eğitimi aldığını söyledi. Yeteneği keşfedilmiş şanslı çocuklardan biri olduğunu belirten Mimaroğlu, “Ülkemizde bu şansı bulamamış ve keşfedilmemiş nice yetenekler olduğunu tahmin ediyorum. Eğitim hakkına kavuşması ve her çocuğun içindeki cevherin keşfedilmesi için eğitim seferberliği başlatılmasına inancım sonsuz. Hemen bu seferberliği başlatalım” dedi.
Dora Mimaroğlu, çevre ve sahipsiz sokak hayvanları için çalışmalar yapılmasına yönelik mesajlar verdi.
Özel, daha sonra kabule katılan diğer çocukları da makama davet ederek fotoğraf çektirdi ve çocukların taleplerini dinledi. Okuluna voleybol sahası talep eden bir kızın sözleri karşısında Özel, bu isteğin Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’na iletileceğini kaydetti.
]]>
İBB’nin düzenlediği “Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali” kapsamında İstanbul’da ağırlanan, aralarında Filistin ve Ukrayna’dan gelen öğrencilerin de bulunduğu yabancı ülkelerden çocuklar da törene katılarak, 23 Nisan coşkusuna ortak oldu.

Törenin resmi bölümü, İl Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür tarafından anıta çelenk konulması, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla son buldu.
İmamoğlu, resmi törenin bitiminden sonra, zabıta mangası eşliğinde getirilen İBB çelengini Cumhuriyet Anıtı’na bıraktı. İmamoğlu’nun ardından siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları da çelenklerini sundu.

MEYDANLARIN ÖNEMİNE DİKKAT ÇEKTİ
İmamoğlu törenin ardından Cumhuriyet Anıtı önünde yaptığı açıklamada “Sultanahmet Meydanı, işgale karşı direnişin ilk sesinin çıktığı yerdir. Daha sonra Cumhuriyet dönemi boyunca Taksim Meydanı, birçok gösteriye, birçok hak arama mücadelesine şahitlik etmiş bir meydandır. Ve burası, hepimiz için, Ata’mızın huzurunda, İstanbul’umuzun en güzel, en önemli anlarında buluşma noktasıdır. Bugün de içimizi çok kıpır kıpır eden ve her insanın çocukluğundan beri hafızalarında belki en güzel anılarını hissettiren, hatırlatan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın kutlamasının başlangıç anını yaşıyoruz” diye konuştu.

“DÜNYADA ÇOK AZ MİLLETE NASİP OLUR”
Bayramları bir arada kutlamanın önemine işaret eden İmamoğlu şunları söyledi:
“Milletimiz adına iyi günde, kötü günde bir olabilmek, birlikte olabilmek duygusunun en önemli anlarından birisi de bayramları kutlayabilmekte.
Bir de dünyada çok az millete nasip olan, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde kurulan Cumhuriyetimizin belki ilk ışığını yakan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun, milletin egemenliği kavramıyla insanlarımıza hediye edilmiş bir bayram haline gelmesi, dünyada çok az rastlanır bir şey.

Evet; Cumhuriyet Bayramı’mız var, ülkelerin benzer kuruluş gün, bayramları var. Ama tematik anlamda baktığınızda, çocuklara emanet edilmiş, gençlere emanet edilmiş 100 yıl önce. Bunlar, muazzam düşünceler. Ve çocuklara emanet edilen duyguya bakar mısınız? Milli egemenlik duygusuyla beraber, çocukların bayramı. Yani çocukların, aslında özgürlüğü.
Bugün neyi haykırıyoruz? ‘Filistin’de çocuklar ölmesin’ diyoruz. Ya da başka savaş olan ülkelerde çocuklar savaşlarda katledilmesin, öldürülmesin istiyoruz. Aslında dünyada her çocuğun özgürlüğünü talep ediyoruz.
Atamız ise, 1920’deki Millet Meclisi’nin kuruluşundan sonra, çocukların özgürlük duygusunu yaşayabilecekleri, hissedebilecekleri, özgürlüğün ne kadar önemli olduğunu, kula minnet etmemenin, bireysel olarak özgür olmanın, fikri hür vicdanı hür olmanın, aklın, bilimin ışığında hayata bakabilmenin bayramını ilan etmiş.
Kime etmiş? Bu cennet vatanın her köşesindeki insanın evlatlarına. Hakkari’deki çocuklarımız, Diyarbakır’daki çocuklarımıza, Artvin’deki çocuklarımıza, Edirne’deki, Kars’taki, Samsun’daki, Sivas’taki, Trabzon’daki, Antalya, Mersin, Gaziantep, Burdur, Uşak, İzmir… Fark ediyor mu? Fark etmiyor. Etnik köken fark ediyor mu? Fark etmiyor.
“23 NİSAN, MİLLETİMİZİN HER FERDİNE EMANETTİR”
86 milyon insanımızın, coşkuyla ve gururla kutlaması gereken bir bayramdır 23 Nisan. Milletimize emanettir. Milletimizin her ferdine emanettir. Siyaset vesaire, her şey bir kenara; milletimizin bir arada olma, bir olma duygusuna emanettir. Ben bu emaneti karşılamanın gururunu yaşıyorum ve burada, bu güzel anıtın önünde coşkuyla, duyguyla, yüksek duyguyla ve sorumluluk duygusuyla Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı kutluyorum.
Elbette içim neşeyle dolu. Ama aynı zamanda, içim büyük sorumluluklarla dolu. Umarım bu memleketin evlatlarına, güzel bebelerine, çocuklarına mahcup olmayan yöneticiler oluruz. Muhtemeldir ki bir şehrin, bir ülkenin uygarlık seviyesi, çocuklarının ne kadar mutlu, huzurlu ve umutlu olduğuyla paraleldir. Biz umut ederiz ki, o çağdaşlık seviyesini bu milletin bütün evlatlarına yaşatan yöneticiler olalım.”
Resmi törenin ardından aralarında Filistin ve Ukrayna’nın da bulunduğu 15 farklı ülkeden gelen çocuklarla anı fotoğrafları çektiren İmamoğlu, İstanbul Valiliği’nin Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlediği 23 Nisan kutlama programına da katıldı.
]]>Aydın, ‘Bu mahallenin namusunu kirlettiniz’ diyen Aydın ile A.A. arasında tartışma çıktı. Aydın, küfredip elindeki dal budama makası ile A.A.’ya saldırarak göğsünden yaraladı.
Yaralandığını fark etmeyen A.A., kız arkadaşıyla parktan ayrıldıktan sonra göğüs kısmından kan geldiğini görünce 112 Acil Çağrı Merkezi’ne arayıp yardım istedi.
İhbarla gelen ambulansla Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılan A.A., 2 gün yoğun bakım ünitesinde tedavi gördü. Tedavisinin ardından A.A. taburcu oldu.

TUTUKLANDI
A.A.’nin ailesinin şikayeti üzerine Ahmet Aydın, evinde gözaltına alındı. Aydın ifadesinde olaydan önce komşusunun ağacını budadığı için elinde dal budama makasının olduğunu söyledi.
A.A. ile kız arkadaşını uygunsuz vaziyette gördüğünü öne süren Aydın, “Onları uyardım, erkek şahıs bana küfredip, tepki gösterdi. Olay anında erkek şahıs yaralanmış. Bu yaralamanın nasıl olduğunu bilmiyorum. Ben yaralanan kişiyi tanımam. Ben uyarmak amacıyla hareket ettim” dedi.
Aydın, 5 Nisan günü emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkeme tarafından ‘kasten yaralama’ suçundan tutuklandı.
‘BEN O SIRADA UYUYORDUM’
A.G. ise ifadesinde, “Ben o sırada uyuyordum. Arkadaşımın, tanımadığım biriyle tartışıp kavga ettiğini gördüm. Olay yerinden ayrıldıktan sonra arkadaşımın yaralandığını fark ettik. Daha sonra da ambulans çağırdık.” dedi.

‘KÜFÜR EDİP, YUMRUK ATTI’
Yaşadıklarını anlatan A.A., olay günü kız arkadaşı A.G. ile bir süre gezdiklerini ve ardından parktaki banka oturduklarını belirtti. A.A., şunları söyledi:
“İkimiz de oruçtuk ve çok susamıştık. Gezerken parkta ağaç altında bankı görünce birlikte oturduk. Kız arkadaşım dizime yattı. Arkadan tanımadığım bir insan gelip, ‘Mahallenin namusunu kirlettiniz’ dedi ve küfretti.
Ben de ‘Biz bir şey yapmadık, gidelim istersen. Küfretmene gerek yok’ dedim. ‘Sana mı soracağım?’ diyerek bana yumruk attı. Sonra da elindeki bahçe makasını bana doğru savurdu.
Kendimi savunmak için ona yumruk attım. Elindeki bahçe makasını 2-3 kez daha savurdu. Ben de geriye doğru kaçtım. Yaralandığımı sonra fark ettim. Ambulansla hastaneye kaldırıldım ve 2 gün yoğun bakımda yattım.”
‘OTURUP, SERİNLEMEK İSTEMİŞTİK’
Parkta oturup serinlemek istediklerini belirten A.A., “Başka bir amacımız yoktu. Şimdi okula giderken dahi korkuyorum artık. Psikolojim yerinde değil. Uzman desteği alacağım” dedi. A.A., olayın ardından kız arkadaşıyla ilişkilerinin sona erdiğini sözlerine ekledi.

‘KARDEŞİM ÖLEBİLİRDİ’
A.A.’nın ağabey’i Ömer A. ise saldırganın kullandığı makasın daha derine saplanması halinde kardeşinin ölebileceğini belirterek, şunları söyledi:
“Kardeşim ve arkadaşı oruç tutuyorlarmış. Okuldan sonra Sakarya Parkı’na gidip oturmuşlar. Kız arkadaşı yorgun düşünce kardeşimin dizine yatmış. Bir adam gelip ‘Mahallenin namusunu kirlettiniz’ diyerek kardeşime saldırmış.
Kardeşim de ‘Biz bir şey yapmadık’ demesine rağmen, adam saldırmaya devam etmiş. Adam zaten hazırlıklı gelmiş. Elinde bağ makası varmış. Adam zaten kardeşimi öldürmeye vurmuş.
Bu adamın ceza almasını istiyoruz. 50-60 yaşındaki bir adamın 17 yaşındaki bir çocuğa bu şekilde canice saldırmasının mantıklı bir yanını bulamıyorum. Kardeşimin bıçaklandığı yer kalbine 1,5 santim kalmış. Eğer biraz daha içeri girseymiş kardeşim belki de ölecekti.”
]]>23 NİSAN MESAJLARI
Atatürk’ün bize armağan ettiği, milli egemenliğimizin ve çocuklarımızın bayramı 23 Nisan coşkuyla kutlanmaya hazır! Bu anlamlı günü sevdiklerinizle en güzel şekilde kutlamak için en anlamlı 23 Nisan mesajlarını sizler için hazırladık.
23 Nisan, özgürlüğün ve bağımsızlığın bayramıdır. Bu değerleri korumak için elimizden geleni yapalım.
Bugün, çocukların mutluluğunu ve özgürlüğünü kutladığımız özel bir gün. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun!
Çocuklarımızın geleceğe umutla baktığı, özgürlük ve mutluluğun kutlandığı en güzel gün. 23 Nisan’ı coşkuyla kutlamanız dileğiyle!
Bugün, çocukların güldüğü, umutla baktığı bir gün. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlarken, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı unutmayalım!

Çocukların gücü, umudu ve geleceği için, 23 Nisan’da sevgi ve coşkuyla yanınızdayız. Her çocuğun özgürce gülümseyebileceği bir dünya dileğiyle, mutlu bayramlar!
Çocuklarımızın yüzlerindeki tebessümler, geleceğimizin en değerli hazinesidir. Bugün, onların özgürlüğünü ve mutluluğunu kutlamak için buradayız. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlarım!
Bugün, çocukların neşesiyle aydınlanan bir gün. 23 Nisan’ı kutlarken, çocukların gözlerindeki umudu ve coşkuyu paylaşalım. Nice mutlu 23 Nisan’lara!

Çocuklarımızın hayalleri, dünyayı daha güzel bir yer haline getiren en büyük güçtür. Bugün, onların hayallerine sahip çıkma ve geleceğe umutla bakma vakti. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı coşkuyla kutlayalım!
Bugün, çocukların sevgi dolu kalpleriyle dolduğu, umudun ve mutluluğun her yere yayıldığı bir gün. 23 Nisan’da, çocuklarımızın yanında olduğumuzu ve onların her zaman destekçisi olduğumuzu hatırlatalım.
Çocuklarımızın sahip olduğu hayal gücü, dünyayı değiştirecek en büyük güçtür. Bugün, onların hayallerini destekleyelim ve geleceğe umutla bakalım. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten dileklerimle kutlarım!
Bugün, çocukların özgürlüğü ve mutluluğu için bir araya geldiği, umudun ve sevginin paylaşıldığı bir gün. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlarken, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı desteklemeye devam edelim!

ÇOCUKLARA ÖZEL 23 NİSAN KUTLAMA MESAJLARI
“Sevgili çocuklar, sizler bu milletin geleceğisiniz. Hayallerinizin peşinden koşmaktan asla vazgeçmeyin.”
“Bugün sizin bayramınız! Neşe ve coşkuyla kutlayın, hayallerinizin peşinden koşun, dünyayı güzelleştirin.”
“Sizler bizim umudumuzsunuz, geleceğimizsiniz. Her zaman size inanıyor ve sizinle gurur duyuyoruz.”
“Masumiyetiniz ve enerjiniz bize ilham veriyor. Dünyayı daha güzel bir yer haline getirmek için el ele verelim.”
“Hayallerinizin sınırlarını zorlamaktan korkmayın. Sizler her şeyi başarabilirsiniz!”
]]>
Bucak’ın ilk kadın ve en genç başkanı oldu
Makine Mühendisi Hülya Gümüş 28 yaşında. 68 bin nüfuslu Burdur Bucak’ta 10 yıl sonra CHP’ye seçim kazandırdı ve yüzde 40 oy aldı. AKP’li rakibi ise yüzde 33’de kaldı. AKP Bucak’ta 2019’da yüzde 45, 2014’de ise yüzde 43 oy alarak seçimi kazanmıştı. Bucak’ın ilk kadın ve en genç başkanı olan Hülya Gümüş 10 yıl sonra AKP’li başkanların hakimiyetine son verdi. Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünü bitiren Gümüş 24 yaşında CHP Bucak İlçe Başkanı ve geçen yıl da Milletvekili adayı oldu. Gümüş, “Bundan sonra bize düşen çok çalışmak ve halkımıza layık olmak. Amacım 5 sene sonra kimseye ‘Keşke’ dedirtmemek. ‘İyi ki Hülya’yı seçmişiz’ dedirtmek. Herkesin eşit olduğu tarafsız bir yönetim anlayışı ile şeffaf bir belediyecilik yapacağım” dedi.

CHP 50 yıl sonra Korkuteli’ni aldı
Antalya’nın dağlık bölgesi Korkuteli İlçesi’nde 30 yıldır MHP’li adaylar seçimden galip çıkıyordu. CHP ise en son 50 yıl önce Belediye Başkanlığı seçimini kazanmıştı. 29 yaşındaki Halkla İlişkiler uzmanı Saniye Caran, 59 bin nüfuslu ilçede seçimden galip çıkan ilk CHP’li ve en genç başkan oldu. Böylelikle CHP 50 yıl sonra Korkuteli’nde seçim kazandı. Caran yüzde 38 oy aldı ve AKP adayına 10 puan fark attı. Korkuteli doğumlu olan Caran, Pamukkale Üniversitesi Halkla ilişkiler Bölümünü bitirdi. Halen de Anadolu Üniversitesi uluslararası ilişkiler bölümünde eğitimine devam ediyor. Mazbatasını aldıktan sonra Mehter Takımı ilçede kutlama yapan Caran, “Beş yıl süreyle halkımızın yanında olacağız ve hizmet edeceğiz. Korkuteli’nin huzuruna huzur, mutluluğuna mutluluk katmaya geldik” dedi.

Mühendis başkanın ilk icraatı tasarrufa gitmek olacak
Manisa Şehzadeler’de 36 yaşındaki CHP’li Gülşah Durbay seçimi kazandı. Gıda Mühendisi ve Manisa’nın ilk kadın ilçe belediye başkanı olan Durbay, 167 bin nüfuslu ilçede yüzde 38 oy aldı. AKP’li rakibine 9 bin 500 oy fark attı. Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Durbay, Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nde de ekonomi ve finans alanında doktora yaptı. Durbay, “İlk icraatımız kreş açmak olaca” dedi. Belediyeyi 150 milyon lira borç ile devralan yeni Başkan “Tasarrufa gideceğiz, işe gelmeden maaş alanlar ile de yollarımızı ayıracağız, son 4 ay içinde işe alınan çok sayıda personel var. Personel maaşlarının bütçenin yüzde 40’ını geçmemesi lazım” açıklaması yaptı.

‘Önceliğimiz huzur güven ve mutluluk’
Afyonkarahisar’ın Evciler İlçesi’nde de seçimi 34 yaşındaki Avukat Berrin Uğurlu kazandı ve 8 bin nüfuslu ilçede yüzde 50 oy aldı. Evciler’de 2019 yılındaki seçimde AKP adayı yüzde 57.8 ile Başkan olmuş, o dönemdeki CHP adayı ise yüzde 40’da kalmıştı. Afyonkarahisar’da ana kent belediyesini de CHP’nin kadın adayı ve Milletvekili Burcu Köksal kazandı. Evciler’de sandıktan galip çıkan yeni Başkan CHP’li Uğurlu, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi ve Afyon’da 7 yıl süreyle avukatlık yaptı. Uğurlu “İlçemiz Evciler’e de uğurlu geleceğiz. Daha yaşanabilir, daha güvenli, daha iyi hizmet için çalışacağız. Önceliğimiz huzur, güven ve mutluluk olacak” dedi.
9 MİLYON 476 BİN NÜFUS VAR
Yerel seçimde CHP’nin kadın adaylarından 35’i seçimi kazandı. Bunlardan 3’ü Büyükşehir olmak üzere 6’sı İl, 28’i İlçe, biri de Belde Belediye Başkanı oldu. Kadın belediye başkanlarının bulunduğu il ve ilçelerde toplam 9 milyon 476 bin 251 kişilik nüfus var. En yüksek nüfus Özlem Çerçioğlu’nun görev yaptığı 1 milyon 161 bin kişi ile Aydın ve Candan Yüceer’in görevde olduğu 1 milyon 167 bin nüfuslu Tekirdağ’da bulunuyor. En kalabalık ilçe ise 787 bin 771 kişi ile Oya Tekin’in Başkan olduğu Adana Seyhan.
]]>OLAĞANÜSTÜ YETKİ İLE AÇILDI
19 Mayıs’ta Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, Amasya Tamimi ile Kurtuluş Savaşı’nın kıvılcımını çaktı. Erzurum ve Sivas Kongreleri ile mücadeleye yön verildi. İstanbul 16 Mart 1920’de İngilizler tarafından işgal edildi. 18 Mart’ta Osmanlı Mebusan Meclisi çalışmalarına ara verdi. 10 Nisan 1920’de Padişah Vahdettin meclisi kapattı. Mustafa Kemal Paşa da 19 Mart 1920’de yayınladığı genelgeyle Ankara’da, olağanüstü yetkili bir Meclis toplanacağını duyurdu. Osmanlı Mebusan Meclisi’nden kaçarak Ankara’ya gelebilenler ilk Meclis’te yerini aldı. Mustafa Kemal 22 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’nin açılışını duyurduğu genelgesinde ise bundan böyle ‘bütün sivil ve askeri makamların ve bütün ulusun emir alacağı en yüksek kat’ın bu Meclis olacağını kaydetti. Ve bir bahar günü, 23 Nisan’da, Hacıbayram Camii’nde Cuma namazı kılınıp, kurbanlar kesildikten sonra ilk TBMM, İttihat ve Terakki Kulübü olarak yapılan binada açıldı.
Ulus semtindeki bu binanın henüz kiremitleri bile yoktu. Ankaralı marangozlar toplantı salonuna kürsü yaptı. Tavana petrol lambası asıldı. Milletvekillerinin oturacakları sıralar da Ankara Muallim Mektebi’nden getirildi. O gün, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne can suyu verildi.

324 VEKİLİN 115’İ GELEBİLDİ
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Meclis-i Mebusan üyelerinden oluşan 324 milletvekili ile kurulan Meclis’e 115 milletvekili katılabildi. İlk Meclis üyeleri arasında, 52 asker, 42 idareci, 39 memur, 32 din adamı, 9 müderris, 30 öğretmen, 16 doktor da vardı. Birinci Meclis 23 Nisan 1920’de başlayıp 21 Mayıs 1927’ye kadar devam etti. TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal’i başkanlığa seçti. Atatürk bu görevi Cumhurbaşkanı seçildiği 29 Ekim 1923’e kadar sürdürdü. Meclis, en yaşlı üye sıfatıyla Sinop Mebusu Şerif Bey’in konuşmasıyla açıldı. Şerif Bey, “Ulusumuzun iç ve dış tam bağımsızlık içinde sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip kendisini yönetmeye başladığını bütün cihana duyuruyorum” dedi ve şöyle devam etti:
“Hilafet ve hükümet merkezinin geçici kaydıyla yabancı kuvvetler tarafından işgal edildiği, bağımsızlığın her bakımdan kısıtlandığı bilinmektedir. Bu vaziyette baş eğmek, milletimizin kendisine teklif edilen yabancı esaretini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık ile yaşamak kararlılığında olan ezelden beri hür ve bağımsız yaşayan milletimiz bu esaretini kesin ve kararlı bir biçimde reddetmiş ve derhal vekillerini toplamaya başlayarak yüce Meclisini vücuda getirmiştir. Bu yüce Meclisin reisi sıfatıyla ve Allah’ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlığı dahilinde, geleceğini bizzat düzenleyerek ve bütün dünyaya ilan ederek Millet Meclisini açıyorum.”

Ardından Ankara mebusu Mustafa Kemal söz alarak şunları söyledi:
“Yüce Meclisiniz bildiğiniz gibi olağanüstü yetkilere sahip olarak yeniden seçilmiş saygıdeğer milletvekilleriyle, taarruz ve işgale uğramış saltanat merkezinden canlarını kurtararak buraya gelen saygıdeğer milletvekillerinden oluşmuştur. Kaçıp gelebilecek milletvekilleriyle birlikte bir yüce Meclis’in meydana getirilmesi ancak yeni uygulanan seçim tarzıyla söz konusu olmuştur. Bu anda Meclisiniz yasal olarak toplanmış bulunmaktadır.”
SAYISIZ İCRAATA İMZA ATTI
Kurtuluş Savaşı, ilk anayasanın kabulü, İstiklal Marşı’nın kabulü, saltanatın kaldırılması, Lozan Barış Antlaşması, Ankara’nın başkent oluşu, Cumhuriyetin ilanı ile Mustafa Kemal’in Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanı seçilmesi bu Meclis’te onaylanarak kabul edildi.
İLK RESMİ BAYRAM
Bir milletin kaderinin değiştiği 23 Nisan günü, Türkiye’nin ilk resmi bayramı ilan edildi… Bu tarihi gün, 1922’den itibaren Ulusal Egemenlik Bayramı olarak kutlanmaya başlandı.

‘ÇOCUK BAYRAMI’NIN TEMELİ 1924’TE ATILDI
Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nın ardından geride çok sayıda şehit çocuğu yetim kalmıştı. Himaye-i Etfal Cemiyeti, 23 Nisan 1924’te “Bugün yavrularımızın bayramıdır” başlıklı bir duyuru yayınlandı ve yetim çocuklar için bağış kampanyası başlattı. Cemiyetin ilan ettiği çocuk bayramı ilk kez 1927’te Mustafa Kemal’in himayesinde kutlandı. Ulu Önder o gün arabasını çocuklara tahsis etti, Cumhurbaşkanlığı Bandosu çocuklar için konser verdi, çocuk balosu düzenlendi. İlk resmi kutlama ise 1933 yılında yapıldı. 23 Nisan, “Çocuk Bayramı” olarak ilk kez resmi törenlerle 1933 yılında kutlandı. Makamlara çocukların oturması uygulaması da aynı yıl başladı. 1935 yılında çıkan yasa ile de bayramın adı Milli Hakimiyet ve Çocuk Bayramı oldu. UNESCO’nun 1979 yılını Çocuk Yılı ilan etmesiyle birlikte 23 Nisan, 1980 yılındaki yasal düzenleme ile de ‘Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ adını aldı.

Atatürk’e göre ulusal egemenlik ve çocuklar
“23 Nisan, Türkiye milli tarihinin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır. Bütün bir düşmanlık dünyasına karşı ayağa kalkan Türkiye halkının, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni meydana getirmek hususunda gösterdiği harikayı ifade eder.
Egemenlik ulusundur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden başka hiçbir makam, ulusun alınyazısında etkin olamaz. Özgürlüğün de eşitliğin de adaletin de dayanağı ulusal egemenliktir. Ulusal egemenlik, ulusun namusudur, onurudur, şerefidir. Ulusal egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar yok olur.

“ışığa boğacaksınız”
Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.

Bugünün küçükleri, yarının büyükleridir. Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar. Egemen olmayan boyun eğmek zorunda kalır. Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.”
]]>Uygun, karşılaşmanın ardından düzenlenen basın toplantısında, ligde kalan kritik haftalarda alacakları puanların Avrupa’ya gitme açısından önemli olduğunu belirtti.
Fenerbahçe’nin güçlü bir takım olduğunu vurgulayan Uygun, “Rakibimizin de gücünü anlatmaya gerek yok, bu ligde hemen hemen bütün takımları yendiğini düşünüyorum. Hatta Konferans Kupası’nı bile kazanabilecek bir kadro yapılanması vardı. Fakat yaşadıkları talihsizlik sonucunda Olimpiakos maçından elenmişlerdi.” dedi.
Uygun, rakipleri üzerinde oluşan baskıyı kendi lehlerine ve avantaja çevirdiklerini anlatarak, “Elimizdeki kadro malum, Türkiye liginin en az bütçeli ikinci takımıyız. Yaş ortalamamız ortada. Sistemsel olarak rakibimizi, analizlerimizi yaparak oyun planlarında onların istediğini değil de bizim istediğimiz gibi oyun yönlendirmesi yaptık. Bununla beraber pozisyon üretmede fazlasıyla güzel pozisyonlar ürettik. Rakibimiz de çok güzel pozisyonlar üretti. Gelenlerin, izleyenlerin keyif aldığı bir maç oldu.” diye konuştu.
“ÇOK İYİ MÜCADELE ETTİK”
Sosyal medyadaki eleştirilere tepki gösteren Uygun, şöyle devam etti:
“Sosyal medyadakiler, onlar önce aynaya baksınlar. Artık ülkede sevgi, saygı, insanlara karşı olmayan bir yapının aldığı bir durum. Velhasıl ona rağmen bütün herkes elinden geldiği kadar kendi işini en güzel şekilde yapmaya çalışıyor. Sivasspor olarak çok iyi mücadele ettik, 1 puan kazandık. Bundan önceki maçta Trabzonspor’u yenmiştik. Galatasaray ile berabere kalmıştık. Beşiktaş’ı yenmiştik. Dolayısıyla futbolcu kardeşlerimi bu kadar kısıtlı imkanlarla gösterdikleri performanstan dolayı tebrik ediyorum.”
Uygun, şampiyonun kimin olacağının kendilerini ilgilendirmediğini dile getirerek, “Bugün bilmiyorum Fenerbahçe şampiyon olur ya da olmaz, dolayısıyla şampiyonun kim olduğu beni ilgilendirmez. Kendi takımımla ne yaparım konusuna bakarım.” ifadelerini kullandı.
“HERKES KENDİ CAMİASINA YAKIŞANI YAPIYOR”
Sosyal medyadaki hakaretlere karşı tazminat davası açtığını da anlatan Uygun, şunları kaydetti:
“Sadece sosyal medyadan ailemize küfür edenlere söylenecek söz yok. Nasıl bir şekil aldık, sevgiyi, saygıyı, inancımızı kaybettik onu anlamış değilim. Bu kadar iftiranın atıldığı ve bu kadar şeyin yaşandığı… Herkes kendi camiasına yakışanı yapıyor. Dolayısıyla biz Sivaslılar, Yiğidolar, 7 milyon Sivaslı aslan gibi duruyor. Sosyal medyada bizi linç edenlere karşı Sivasspor taraftarlarından bize sahip çıkmalarını özellikle rica ediyorum. Onlar gereğini onlara söylesinler. Çünkü her birinden artık 100’er bin lira tazminat davası, benim kim olduğumu görecekler. İnsanların eleştirilerinden hiçbir zaman sıkıntı duymuyoruz ama bazı gazeteci gözüken tetikçiler var. Para alanlar, onların yaptığı yalan haberler, o yalan haberlere inanan bir sürü salak var. Sonra tazminat öderken de ‘ben yapmadım, çocuğum yaptı’ diyenler var. Ben de o paraları sokak köpeklerine, kimsesiz çocuklar ve yaşlılar yurduna bağışlıyorum, bağışlamaya da devam edeceğim.”
Fenerbahçe’de birbirinden yetenekli futbolcuların olduğunu söyleyen Uygun, “Şampiyonlukta ümitleri devam ediyor. Onların bu yorgunluğu bizim için avantaj oldu. Dinlenmeden bize geldiler, o yorgunluk da bize avantaj oldu.” şeklinde konuştu.
Uygun, golcü oyuncu Fode Koita’nın yükselen performansından da memnun olduklarını dile getirdi.
]]>Steinmeier “Almanya ve Türkiye 100 yıldır birbirlerine sıkı sıkıya bağlı. Almanya, ortak Gümrük Birliği’nde Türkiye’nin en önemli ticaret ortağı. Ayrıca dış politika alanında, NATO’da ve şu anda Orta Doğu’da yaşanan dramatik ve son derece tehlikeli kriz durumu karşısında da çok yakın bir işbirliği içindeyiz” dedi.
Türkiye ve Almanya’nın, sadece ortak ekonomik ve siyasi çıkarları olmadığını ifade eden Steinmeier, Türk-Alman ilişkilerinin yüzyıllar boyunca kurulan insani bağlar sayesinde canlılığını koruduğunu belirtti.
“İLİŞKİLERİMİZ ESKİYE DAYANIYOR”
Alman Cumhurbaşkanı, Tarabya’daki rezidansın, aynı zamanda Türkler ve Almanlar arasındaki yakın ilişkinin ne kadar eskiye dayandığını da gösterdiğine işaret ederek, “Sultan Abdülhamid 1880 yılında, daha da büyük bir dostluk beklentisiyle burayı Alman İmparatorluğu’na vermiştir. Türk-Alman ilişkileri ancak böylesine etkileyici bir ortamda gelişip serpilebilirdi. Bunun arkasındaki fikir de kesinlikle buydu” ifadelerini kullandı.

“SİZİN HİKAYELERİNİZ, ALMANYA GEÇMİŞİNİN PARÇASIDIR”
Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier, Türk-Alman ilişkilerinin bugün hala her yerde, Ankara’nın sokaklarında ve meydanlarında görülebildiğine işaret ederek şunları söyledi:
“Bruno Taut ve Berlin’in eski belediye başkanı Ernst Reuter gibi dünyaca ünlü Alman mimarlar 1933’ten itibaren Türkiye’ye sığınmış ve genç Cumhuriyetin inşasına katkıda bulunmuşlardır. Dolayısıyla biz Almanların, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türkiye’nin şekillenmesine katkımızın olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak bunun da ötesinde, artık yaklaşık üç milyon Türkiye kökenli insan da ülkeme şekil veriyorlar, birçoğu Alman vatandaşı oldu ve bizim bir parçamızlar. Uzun bir süre birçok insan onları sadece misafir işçi olarak gördü, geçici bir süre için gelen yabancılar olarak kaldılar. Hatta ikinci ya da üçüncü kuşakta bile, Almanya’da doğup büyümüş olsalar bile, birçok kişi Türkiye kökenli insanlarda sadece farklılıkları gördü ve aslında çoktan bize ait olduklarını kabul etmediler. Onlar göçmen kökenli insanlar değil, ülkemiz göçmen kökenli bir ülke. Anayasamızın 75. yıl dönümü öncesinde, Cumhuriyetimizin doğum günü kutlamalarından bir ay önce Türkiye’ye gelerek şunları ifade etmek benim için önemliydi; Sizin hikayeleriniz, ülkemizdeki dört kuşak Türkiye kökenli insanın hikayeleri, Almanya’nın geçmişinin bir parçasıdır.”

“DÖNERDEN DAHA FAZLA SATILAN YOK”
Steinmeier, Berlin’de döner dükkanı işleten üçüncü kuşaktan Arif Keleş’in, Türkiye ziyaretinde kendisine eşlik etmesinden de ayrıca memnuniyet duyduğunu vurgulayarak, “Bana söylenene göre bu dükkan aynı zamanda Alman Milli Futbol Takımı’nın da favori dükkanı. Bugünkü haliyle Berlin’deki Türk misafir işçiler tarafından geliştirilen döner kebap, artık Almanya’nın ulusal yemeği haline geldi. Hiçbir fast food yemeği Almanya’da dönerden daha çok satılmıyor, daha çok yenmiyor, hatta daha çok ihraç edilmiyor” diye konuştu.

DÖNER KESTİ
Steinmeier, konuşmasının ardından Berlin’de Meva döner firması tarafından hazırlanan özel döneri, Arif Keleş ile keserek konuklara ikram etti.

Davete, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul Valisi Davut Gül, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu, Federal Meclis Başkan Yardımcısı Aydan Özoğuz ve Alman Federal Milletvekilleri Serap Güler ve Nils Schmidt ile spor, siyaset ve iş dünyasından oluşan davetliler katıldı.

* “Takip ettiğiniz gibi, Belediye Başkanlarımızla ve İl başkanlarımızla 20 – 21 Nisan tarihlerinde, ‘İktidar Yolunda CHP Belediyeciliği’ çalıştayımızı yaptık. Seçilmiş 409 belediye başkanımız ve il başkanlarımızla büyük bir salonu hınca hınç doldurabilmenin, o koltuklarda oturan kişilerin sandıkta kurduğumuz Türkiye İttifakı’nın oyları ile seçilmiş belediye başkanlarımız olmasının gururunu yaşadık.
* 31 Mart Yerel seçimlerinde babaevine dönüşler başladı. Köklerini Anadolu ve Rumeli müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinden alan, emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesini örgütleyen, her türlü yokluğa ve zorluğa rağmen çağının çok ilerisinde, demokratik, özgür ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran CHP hepimizin babaevidir. Genel başkanımız Sayın Özgür Özel’in ifade ettiği gibi ‘Babaevinin tapusu kimseye ait değildir.’
* Babaevinin tapusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ündür. O yüzden vakit kaybetmeden, daha fazla yurttaşımızı babaevine bekliyoruz. Hayat pahalılığı nedeniyle ezilen, üç kuruş maaşla ayın sonunu getirmeye çalışanları babaevine bekliyoruz. İnançları nedeniyle, etnik kimlik ve kökenleri, siyasi görüşleri, yaşam tarzları nedeniyle ötekileştirilen, ayrıştırılan, yok sayılanları babaevine bekliyoruz. Dini duyguları, milli duyguları, vatan, millet, bayrak sevgisi yıllarca sömürülen kim varsa babaevine bekliyoruz. Babaevinde Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençler var.
“HERKESİ BABAEVİNE BEKLİYORUZ”
* Babaevinde Cumhuriyet kadınları var. Babaevinde, 10 bin liraya geçinmek zorunda olan emekliler, atanmayan öğretmenler, staj ve çıraklık mağdurları var. Babaevinde 17 bin lira asgari ücretle çalışıp, kira ödeyip, çocuk okutup geçinmeye çalışanlar, gece boyu ayazda titreyerek ucuz kıyma kuyruğunda bekleyenler, pazarda çürük meyve – sebze toplamak zorunda kalanlar var. Babaevinde, vatan toprağını korumak için şehit düşenlerin aileleri var. Babaevinde bağımsız ve tarafsız yargı hasreti çekenler, haksız ve hukuksuz bir şekilde özgürlüğü elinden alınanlar var. Babaevinde ‘oy yoksa hizmet de yok’ diyerek tehdit edilen depremzedeler var. Babaevinde ağaca, suya, toprağa siper olmuş doğa katliamlarına dur diyen milyonlar var. Kısacası babaevinde ezilenler var. Mazlumlar var, mağdurlar var. O yüzden herkesi babaevine bekliyoruz.
“BAZI BELEDİYELER GİDERAYAK YAĞMALANMIŞ, TALAN EDİLMİŞ”
* Yerel seçimlerin sonunda 14 büyükşehir, 21 il merkezi olmak üzere toplam 35 ilde belediyeleri kazandık. 314 ilçeyi CHP’li belediye başkanları yönetecek. Yüzde 38 oy oranına ulaşarak partimizi hep birlikte birinci parti yaptık. CHP artık toplumun her kesiminden oy alabilen bir siyasi partidir. 31 Mart 2024 Yerel Seçimlerini Türkiye ittifakı kazanmıştır, Türkiye kazanmıştır. Göreceksiniz, iktidar yolunda ilerleyen CHP ve CHP’li belediyeler önümüzdeki 5 yıl boyunca halkımıza en güzel hizmetleri götürecek.
* Ancak kazandığımız belediyelerde inanılmaz bir israf tablosu ortaya çıktığını da bilmenizi isterim. Bazı belediyeler giderayak yağmalanmış, talan edilmiş. Hemen hemen tüm belediyelerin milyonlarca liralık borcu yeni belediye başkanlarının sırtına yüklendi. Bu kadar para nerelere harcandı? Hangi vakıf, hangi dernek, hangi medya gruplarına ne kadar kaynak aktarıldı? Kaç paralık çerez, kuru yemiş alındı? Kimlere hangi ballı ihaleler verildi. Bunların hepsi yeri ve zamanı geldiğinde kamuoyuyla paylaşılacak.
“AKP İKTİDARI VE YÖNETİM KADROSU İSRAİL KONUSUNDA KONUŞTUKÇA BATIYOR”
* Bir söylediği bir söylediğini tutmayan AKP iktidarı ve yönetim kadrosu İsrail konusunda konuştukça batıyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 27 Mart’ta bir televizyon programında İsrail ile ticaret yapılmadığını savundu, bunu eleştirenleri de ‘MOSSAD ajanı’ olmakla suçladı. Aynı Ömer Bolat 28 Mart’ta yani bir gün sonra katıldığı bir başka programda ‘Hükümet olarak kamu kurumları, devlet şirketleri asla İsrail firmaları ile ticaret yapmıyor’ dedi, hatta baş yandaş bir gazetede 8 Nisan 2024 tarihinde ‘İsrail ile ticaret koca bir yalan’ başlığıyla haber yapıldı. Sonra ne oldu? Ticaret Bakanlığı 9 Nisan’da bir açıklama yaptı ve İsrail ile ‘olmadığını iddia ettikleri’ ticarete kısıtlama getirdi.
* Tarih 20 Nisan 2024’ü gösterdiğinde; AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekçi katıldığı bir programda, İsrail’le yapılan ticareti ‘zarar veren’ ve ‘vermeyen’ diye ayırarak yaptıklarına iki yüzlülüğe kılıf bulmaya çalıştı. Şu sözlere bakın. İsrail’in Müslümanlara yaptığı bebek katliamını nefretle kınıyorlarmış ama İsrail serbest ticaret anlaşmasından da vazgeçemezlermiş. Neden? Çünkü; altı satıp bir alıyorlarmış. Ayıptır, günahtır. Bir taraftan Gazze mitingi yap bir taraftan gelsin yeşil dolarlar. Bir taraftan büyük Filistin mitingi yap. Diğer taraftan altı sat, bir al. AKP zihniyetine göre, masum insanlar ölebilir, çocuklar, siviller ölebilir ama ticaret devam eder. ‘Meydanlarda insanları toplarız, iki nutuk atarız, kitlelerin, insani ve vicdani duygularını okşarız, biraz inanç ve din sömürüsü yaparız ama ticaret devam eder, dolarlar akmaya devam eder.’
* Neden? Çünkü altı satıp, bir alıyorlar. İsrail Uluslararası Adalet Divanında soykırım suçlamasıyla yargılanıyor. Nihat Zeybekçi ise soykırım suçu için ‘Eyvallah ama…’ diyor. Yalnız AKP’lilere söyleyelim. Artık herkes bu yalanların, bu riyakarlıkların ve iki yüzlülüğün farkında. AKP’li yetkililerin, Saraydaki Göbels özentisi danışmanların, medyadaki trollerin bu çelişkili ve manipülatif açıklamalarına artık kimse inanmıyor.
“CEMEVİ KÜLTÜR SANAT KURUMU YA DA TANITIM OFİSİ DEĞİLDİR, İBADETHANEDİR”
* Geçen hafta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla bir yönetmelik yayımlandı. Cemevlerinin aydınlatma giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinden ödenmesinde uygulanacak usul ve esaslar düzenlenmiş. Cemevlerini hala Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesi altında tutarak alevi yurttaşlarımızın ibadetlerine ve alevilik inancına bir kültürel değer muamelesi yapan zihniyet, lütfetmiş ve cemevlerinden -eğer şartları sağlarsa- aydınlatma gideri almayacakmış. Bir kere Cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde işi ne? Cemevi kültür sanat kurumu ya da tanıtım ofisi değildir, ibadethanedir. Tekrarlayalım, cemevleri ibadethanedir.
* Alevilik de kültürel bir etkinlik değil, inançtır. Cem ve semah da birer kültürel aktivite değil, ibadettir. Şatafatlı sofralara, makam araçlarına, yurtdışı toplantılarına akıttığınız Diyanet bütçesi ne güne duruyor? Aleviler vergilerini ödüyor ama Diyanetten haklarını alamıyor. CHP iktidarında, hiç kimse inançları ve etnik kimlik kökeni nedeniyle ayrımcılığa maruz kalmayacak. Ötekileştirmeye son vereceğiz. Toplumdaki her kesim, bu ülkeye aidiyet duygusunu sonuna kadar hissedecek.
“NİHAYET MECLİS’TE İLİÇ FACİASI’NA İLİŞKİN ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULABİLDİ”
* Hepinizin bildiği gibi Erzincan İliç’teki maden faciasının üzerinden iki ay geçti. Nihayet Meclis’te faciaya ilişkin araştırma komisyonu kurulabildi. Komisyonda AKP’li Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman yer alıyor. Süleyman Karaman, 22 Temmuz 2004’te 41 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği Pamukova tren katliamının yaşandığı dönemde TCDD Genel Müdürü olan kişi. Dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, o dönemde Karaman hakkında soruşturma açılmasına izin vermemişti.
* Aynı Karaman, 2022 yılında Anagold’un madeninde şirketin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca sıkça denetlendiğini iddia etmişti. Bu kişinin yer aldığı komisyondan tarafsız, bilimsel ve objektif bir rapor bekleyeceğiz. Öyle mi? AKP iktidarının bu ve benzeri facialarda izlediği bir yol var değerli arkadaşlar. Meclis’te kurulacak olan araştırma komisyonlarına, araştırılacak konuda sicili bozuk olan birini mutlaka atarlar. Kazaların gerçek nedeninin, yapılan ölümcül ihmallerin ve ihmaller silsilesinin üzerini örtecek, manipüle edecek birilerini mutlaka ama mutlaka bulurlar ve atarlar. Atarlar ki; komisyonda olayın üstünü kapatsın, atarlar ki gerçek sorumlular aklansın ve ortaya çıkacak olan ihmaller zincirini yok saysın, atarlar ki AKP’ye zeval gelmesin. Bunu FETÖ Araştırma Komisyonu’nda da gördük. Soma’nın katilini, Amasra Araştırma Komisyonu’nun başkanı yaptıklarında da gördük. Çünkü asıl amaçları olayı araştırmak değil toplumda oluşması muhtemel infiali bastırmak.
* Biz CHP olarak şimdiye kadar TBMM’de kurulan araştırma komisyonlarında, gerçeklerin ortaya çıkması, ihmal ve kusuru olanların tespit edilerek yargı makamlarının önüne çıkarılması ve bu olaylardan ders çıkarılarak, tedbirler alınarak benzer olaylar yaşanmaması için doğru bildiğimizi söylemekten asla geri durmadık. İliç Faciası’nı araştırmak için kurulan komisyonda CHP’yi temsilen Genel Başkan yardımcımız ve Çalışma Gölge Bakanımız Gamze Taşçıer, Enerji Gölge Bakanımız Deniz Yavuzyılmaz, Adana Milletvekilimiz Müzeyyen Şevkin, Erzincan Milletvekilimiz Mustafa Sarıgül ve Muğla Milletvekilimiz Cumhur Uzun ile aynısını yapacağız. Komisyon çalışmalarının adaletten bir gram sapmasına dahi izin vermeyeceğiz. Bu bizim İliç’te toprak altında kalan canlarımıza karşı boynumuzun borcudur, kimsenin şüphesi olmasın.
“KENT LOKANTASI PROJEMİZİ AKPLİ BELEDİYELER UYGULAMAYA BAŞLADI”
* AKP iktidarı seçim şokunu hala atlatamadı. ‘Kent lokantası oy mu kaybettirir’ diyen bir genel başkanla, daha çok şok yaşarlar. CHP olarak her konuda öncü olmaktan mutluluk duyuyoruz. CHP’nin ısrarlarıyla emeklilere bayram ikramiyesi geldi, taşeron işçilerimizin kadro sorunu büyük ölçüde çözüldü, EYT sorununu gündemden düşürmedik, kısmen çözüldü. Şimdi de kent lokantası projemizi AKP’li belediyeler uygulamaya başladı. Gaziantepli vatandaşlarımız da ‘Kent Lokantası Projesi’ sayesinde dört kap yemeği 40 liraya yiyebilecek. Fatma Şahin gibi diğer AKP’li belediye başkanlarını da bizi takip etmeye çağırıyoruz. CHP’yi ve CHPli Belediyeleri takip etmeye devam edin. Çünkü; her şey çok güzel oluyor.
“BAKANINIZİN TABİRİNİZLE SİZ BU ‘YEREL HALK’A YENİLDİNİZ SAYIN ERDOĞAN”
* AKP’nin her bir şeyi çok bilen ekonomist genel başkanı Kent Lokantaları’na yenik düştü. 10 bin lirayla geçinin dediniz. Emekli vatandaşlarımızla dalga geçtiniz, açlığa mahkûm ettiniz, emeklilere yenildiniz Sayın Erdoğan. Asgari ücretin altında kira kalmadı. Ev demeye bin şahit isteyen, dört duvarı olan üstü kapalı bir bina bile, durduğu yerde asgari ücretli bir işçiden daha fazla para kazanır oldu. Bir işçinin ödeyemediği ev kirasına yenildiniz. Ekonomik darboğazın huzur bırakmadığı ailelere, buzdolapları bomboş, tencere kaynamayan evlere, geleceğinden umudu kesmiş gençlere, yarınını göremeyen annelere, babalara, parasızlığın, mutsuzluğun, kapana kısılmışlığın sebep olduğu asık suratlara, çaresiz bakışlara yenildiniz Sayın Erdoğan. Bakanınızın tabirinizle siz bu ‘Yerel halk’a yenildiniz Sayın Erdoğan. Bu ‘Yerel halk’ ne demek değerli arkadaşlar? AKP’nin ekonomiyi düzeltmesini beklediği Mehmet Şimşek adeta sömürge valisi gibi konuşuyor. Herhalde; 22 yıldır iktidar olmanın nimetlerinden faydalanan AKP’nin Creme de la Creme – kaymak tabakası hariç geri kalan herkesi kastediyor. Yerel halk değil Sayın Şimşek Türk Halkı, Türk milleti. 100 yıllık Cumhuriyet ve vatansever Türk milleti bu tavrı hak etmiyor.
* Aynı Hazine ve Maliye Bakanı geçtiğimiz günlerde ‘Harcamaları mümkün olduğu ölçüde kontrol edip kesintiye gideceğiz’ dedi biliyorsunuz. Peki biz de soralım. Bu zorunlu tasarruf kimin cebinden yapılacak? Ortada yıllarca borcu ödenecek, dolarla avroyla ödeme garantisi verilmiş plansız projeler var. Holdingler için sürekli vergi afları çıkarılıyor. Onlar anladığımız kadarıyla tasarruf kapsamında değil. Peki kim ödeyecek bu faturayı? Mehmet Şimşek’in deyimiyle ‘Yerel Halk.’ Yani mahallenin bakkalı, okulun yanındaki kırtasiye sahibi, gençlerin kahve içmek için gittiği kafenin sahibi ödeyecek hesabı. Menüyü hükümet hazırladı, yemeği yandaşlar yedi, sömürge valisi gibi konuşan Mehmet Şimşek de hesabı halka ödetecek. Kamuda tasarruf sağlanacak mı? diye sorsak onun da yanıtı belli. ‘İtibardan tasarruf olmaz’ diyecekler. Saatlerini, yemeklerini, pahalı çantalarını gösterecekler.
“AKP SEBEP, HUKUKSUZ UYGULAMALAR SONUÇTUR”
* İtibardan tasarruf olmaz diyen, Mehmet Şimşek birkaç gün önce IMF Başkan Yardımcısı ve Avrupa Direktörüyle görüştü. Görüşmenin ardından IMF Avrupa Direktörü Alfred Kammer ‘Türkiye’deki yürürlükte olan programı destekliyoruz’ dedi. Buradan görüyoruz ve anlıyoruz ki; Türkiye IMF’siz IMF programı uygulanıyor. AKP genel başkanından bakanlarına kadar hepsi kendileri dışında bir sorumlu bulma ve yanlış politikalarının bedelini başkalarına ödetme derdinde. Hazine Bakanı, ekonomik buhranın acı faturasını halka ödetmek istiyor. AKP Genel Başkanı Erdoğan da, ekonomideki kendi başarısızlıklarının faturasını başkalarından çıkarmaya çalışıyor. Ona göre sorumlu, kimi zaman marketler, kimi zaman büyük şirketler. Utanmasalar, kiraların emlakçılar yüzünden, altın fiyatlarının da kuyumcular yüzünden arttığını iddia edecekler.
* Serbest piyasa ekonomisi dediler, CHP’li belediyelerin sosyal devlete yönelik hizmetlerini kendilerince küçümsediler. ‘Kent lokantası da neymiş’ dediler ama kendileri market kurdu. AKP’nin Genel Başkanının ‘Kâr amaçlı kurulmadı’ dediği Tarım Kredi Marketleri meğer fahiş fiyatları bayağı seviyormuş. market 2023‘te bir hayli kar elde ettiği gibi, yöneticilerine de 5 milyon liralık menfaat sağlamış. Neyse ki ülkede namuslu, işinin ehli, bağımsız denetim firmaları var da biz de gerçekleri öğrenebiliyoruz.
* AKP, istediği kadar hedef şaşırtmak istesin bu halk, derinleşen yoksulluğun sebebinin, ayyuka çıkan yolsuzluğun, artan işsizliğin, bir avuç yandaşı zenginleştirip, yaşadıkları şatafatlı hayatın, bu talan düzeninin sebebinin AKP olduğunu biliyor. Halk şunu artık çok iyi biliyor. AKP sebep, hayat pahalılığı sonuçtur. AKP sebep, yolsuzluk ve yoksulluk sonuçtur. AKP sebep, ekonomik buhran sonuçtur. AKP sebep, liyakatsizlik sonuçtur. AKP sebep, hukuksuz tüm uygulamalar sonuçtur.
“MİLLETVEKİLLERİ PAHALI YEMEKLERLE, KOLLARINA TAKTIKLARI PAHALI SAATLERLE GÜNDEME GELMEMELİ”
* Yarın 23 Nisan. Milli egemenliğimizin ve bağımsızlığımızın sembolü olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş günü. Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanlığında kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile büyük Türk ulusu kendi kaderini ve kendi istikbalini kendi belirledi. Bugün Türkiye dünyanın saygın ülkeleri arasında ise, bunun temelleri 23 Nisan 1920’de Ankara’da atıldı. Bu güzel ülkenin tüm vatandaşları eşit haklara ve sorumluluğa sahip artık. Hiç kimse diğerinden üstün değil. Çünkü egemenlik kayıtsız şartsız milletin.
* Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevi vatandaşlarımızın öncelikle hak ve özgürlüklerini korumak. Anayasa’ya sahip çıkmak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerini işler hale getirmek. Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine üzerine çıkarmak. Bu saydıklarım, bu milletin seçtiği her bir milletvekilinin de asli sorumluluğu ve ödevi. Meclis, saygınlığı ile Türk ulusumuza örnek olmalı. Şatafat ve görgüsüzlük parlamentonun kapısından girmemeli. Milletvekilleri yedikleri pahalı yemeklerle, kollarına taktıkları pahalı saatlerle, lüks uçaklarla yaptıkları seyahatler ile gündeme gelmemeli. Halkın vekili, halk gibi yaşamalı.
* Bizim çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras, saygın, her alanda temiz, eşit, özgür ve adil bir Türkiye’dir. Çocuklarımıza, saygınlığın şekil ile değil, özle kazanılacağını, bilgiyle kazanılacağını göstermeliyiz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104. Kuruluş yıldönümünü şimdiden kutluyorum. Milyonlarca çocuğumuzun, evladımızın gözlerinden öpüyorum.”
]]>İmza töreninde, “Irak Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Alanında İşbirliği Çerçeve Anlaşması” ile “Stratejik Çerçeveye İlişkin Mutabakat Zaptı”, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Irak Başbakanı Sudani tarafından imzalandı.
Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Nuh Yılmaz ile Irak Dışişleri Bakanlığı Dış Hizmetler Enstitüsü Dekanı Hussein Mansour Al-Safi, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanlığı ile Irak Dışişleri Bakanlığı Dış Hizmetler Enstitüsü arasında İşbirliği Mutabakat Zaptını imzaladı.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak ile Irak Ticaret Odaları Federasyonu Başkanı Abdulrazaq Al-Zuheere, DEİK ile Irak Ticaret Odaları Birliği Arasında Mutabakat Zaptı’na imza attı.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı ile Irak Cumhuriyeti Kültür, Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı Milli Kütüphanesi ve Arşivi arasındaki Mutabakat Zaptı, Devlet Arşivleri Başkanı Uğur Ünal ile Irak Cumhuriyeti Kültür, Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı Milli Kütüphanesi ve Arşivi Kültürel İşler Genel Müdürü Prof. Dr. Alaa Abo Alhassan Esmaıl tarafından imzalandı.
Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı ile Irak Cumhuriyeti Sünni Vakfı Divanı Arasında İslami İşler Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve Sünni Vakfı Divanı Başkanı Prof. Dr. Mişan Muhyi Alwan tarafından imza altına alındı.
MEDYA VE İLETİŞİM ALANINDA İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN MUTABAKAT ZAPTI İMZALANDI
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile Irak Cumhuriyeti İletişim ve Medya Komisyonu Başkanı Dr. Ali Hussein Al-Moayyed, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Irak Cumhuriyeti Hükümeti arasında, Medya ve İletişim Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı’na imza attı.
Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün ile Irak Savunma Sanayii Komisyonu Başkanı Mustafa Ati Hassan, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) ile Irak Cumhuriyeti Savunma Sanayii Komisyonu (DIC) arasında Savunma Sanayii Alanında Stratejik İşbirliği Mutabakat Zaptı’nı imzaladı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Irak Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı Ahmed Jasim Al-Asadi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı arasında “İstihdam ve Sosyal Güvenlik Alanlarda Mutabakat Zaptı”na imza attı.
Fidan ve Al-Asadi ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı arasında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zabıtları’nı da imzaladı.
“ENERJİ ALANINDA İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN MUTABAKAT ZAPTI” İMZALANDI
İki ülkenin Milli Eğitim Bakanlıkları arasındaki “Eğitim Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı” Dışişleri Bakanı Fidan ve Irak Eğitim Bakanı Dr. İbrahim Namis El Cuburi arasında imzalandı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Kültür, Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığı arasındaki “Turizm Alanında Mutabakat Zaptı”, Dışişleri Bakanı Fidan ve Irak Kültür, Turizm ve Eski Eserler Bakanı Prof. Dr. Ahmed Fakak Ahmed tarafından imzalandı.
İki ülke arasındaki “Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı”, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile Irak Elektrik Bakanı Zeyad Ali Fadhil Al-Rzage arasında imza altına alındı.
İki ülkenin İçişleri Bakanlıkları arasındaki “Güvenlik İşbirliği Mutabakat Zaptı”, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Irak İçişleri Bakanı Abdulameer K. Alshimary tarafından imzalandı.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Irak Cumhuriyeti Hükümeti arasındaki Sağlık ve Tıp Bilimleri Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptına, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Irak Sağlık Bakanı Dr. Salih Mahdi Al-Hasnawi imza attı.
Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Savunma Bakanlığı Arasında Askeri Eğitim İşbirliği Mutabakat Muhtırası, Milli Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler ile Irak Savunma Bakanı Sabit Muhammed Said El-Abbasi tarafından imza altına alındı.
Güler ve El-Abbasi ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Savunma Bakanlığı arasında “Askeri Sağlık Alanında Eğitim ve İşbirliği Protokolü”nü imzaladı.
“YATIRIMLARIN KARŞILIKLI TEŞVİKİ VE KORUNMASI ANLAŞMASI” İMZALANDI
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Irak Ulusal Yatırım Komisyonu Başkanı Dr. Haider Mohammed Makkiyah, iki ülke arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması’nı imzaladı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır ile Irak Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Ahmed Muhammed Al-Mubarka tarafından iki ülkenin gençlik ve spor bakanlıkları arasında Gençlik ve Spor Alanlarında İşbirliği Mutabakat Zaptı imzalandı.
Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı ve Irak Cumhuriyeti Sanayi ve Maden Bakanlığı Sınai Kalkınma Genel Müdürlüğü arasındaki Mutabakat Zaptı’na, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır ile Irak Sanayi ve Madenler Bakanı Prof. Dr. Khalid B. Al-Najim imza attı.
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile Irak Cumhuriyeti Yükseköğretim ve Bilimsel Araştırma Bakanlığı (MOHESR) arasındaki Bilim, Teknoloji ve Yenilik Alanlarında İşbirliği Mutabakat Zaptı’nı, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Irak Cumhuriyeti Yükseköğretim ve Bilimsel Araştırma Bakanı Dr. Naim Al-Aboudi imzaladı.
TÜRKİYE-IRAK TARIM ÇALIŞMA GRUBU 2024-2025 DÖNEMİ EYLEM PLANI’NI İMZA ATILDI
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Irak Tarım Bakanı Abbas Jabr Al-Ali Al-Maliki, Türkiye-Irak Tarım Çalışma Grubu 2024-2025 Dönemi Eylem Planı’nı imzaladı.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile Irak Ticaret Bakanı Atheer Dawood Salman Al Ghurairi tarafından iki ülkenin ticaret bakanlıkları arasında Ekonomik ve Ticaret Ortak Komitesi Kurulmasına Dair Mutabakat Zaptı imzalandı.
Ticaret Bakanı Bolat ile Irak Başbakan Yardımcısı ve Planlama Bakanı Prof. Dr. Muhammad Ali Tamim, iki ülke arasında Ürün Güvenliği ve Ticarette Teknik Engeller Alanlarında Danışma ve İşbirliği Mekanizması Tesis Edilmesine Dair Protokol’e imza attı.
Türkiye Adalet Akademisi ile Irak Cumhuriyeti Yüksek Yargı Konseyi Adalet Enstitüsü arasında Türkiye Adalet Akademisi ve Irak Adalet Enstitüsü Öğrencilerinin, Hakim ve Savcı Yardımcılarının Yargısal Eğitimine Yönelik İşbirliği Hakkında Mutabakat Zaptı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Irak Adalet Enstitüsü Genel Müdürü Faten Mohsen Hadi tarafından imzalandı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu ile Irak Ulaştırma Bakanı Razzaq Muhaibis Al-Saadawi, Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığı arasındaki Kalkınma Yolu Hakkında Mutabakat Zaptı’na imza attı.
]]>Görüşmelerin ardından, Irak Başbakanı Sudani ile Bağdat’taki Hükümet Sarayı’nda düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Erdoğan, “aziz kardeşinin davetine icabetle uzun bir aradan sonra medeniyetlerin kadim şehirlerinden Bağdat’ta bulunmanın bahtiyarlığını yaşadığını” söyledi.
“Iraklı kardeşlerinin misafirperverlikleri, samimiyetleri ve muhabbetleriyle kendilerine evlerinde olduklarını hissettirdiklerini” dile getiren Erdoğan, şahsına ve heyetine gösterilen hüsnükabulden ötürü Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani başta olmak üzere Iraklı kardeşlerine teşekkür etti.
“YENİ BİR DÖNÜM TEŞKİL EDECEK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak’ın; ortak tarihi, beşeri ve kültürel bağlara sahip olunan, stratejik değer atfettikleri bir komşuları olduğunu vurgulayarak, “Irak’la ilişkilerimizi karşılıklı saygı ve iyi komşuluk ilkesi temelinde ortak çıkarlarımızı gözeterek ilerletme yönünde güçlü siyasi iradeye sahibiz. Bugünkü ziyaretimizde bunu bir kez daha teyit etmiş olduk. Ziyaretimin ve az önce imzalanan anlaşmaların, Türkiye-Irak münasebetlerinde yeni bir dönüm noktasını teşkil edeceğine inanıyorum. Sayın Başbakanla birlikte altına imza attığımız ortak işbirliği için stratejik çerçeve anlaşması, sağlam bir yol haritasını teşkil ediyor” diye konuştu.

ORTAK KOMİTELER KURULACAK
Anlaşma metniyle güvenlik, terörle mücadele, ekonomi, ticaret, enerji, ulaştırma, çevre, sınır aşan sular, sağlık, eğitim gibi pek çok alanda teknik müzakerelerin sürdürülmesini ve takibini sağlayacak ortak daimi komiteler kurulmasına karar verdiklerini anlatan Erdoğan, ayrıca güvenlikten ticarete, ulaştırmadan tarıma, pek çok başlıkta akdedilen metinlerin, ilişkilerinin ahdi zeminini güçlendirirken yeni işbirliği imkanlarını da beraberinde getireceğini kaydetti.
“PKK’NIN YASAKLI ÖRGÜT İLAN EDİLMESİNDEN MEMNUNUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, imza altına aldıkları anlaşmaların bihakkın hayata geçirilmesi için de gereken koordinasyonu sağlayacaklarını belirterek, şunları söyledi:
“Cumhurbaşkanı Sayın Reşid ve ardından Başbakan Sayın Sudani ile gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde Türkiye-Irak ilişkilerini geniş bir yelpazede ele aldık. Güvenlik ve terörle mücadelede işbirliği, en önemli gündem maddelerimizden birini oluşturdu. Irak topraklarından Türkiye’yi hedef alan terör örgütü PKK’ya ve uzantılarına karşı alabileceğimiz müşterek adımları istişare ettik. PKK’nın, Irak’ta yasaklı örgüt ilan edilmesini memnuniyetle karşıladık. Resmen terör örgütü ilan edilerek Irak topraklarındaki varlığının en kısa zamanda sonlanacağına olan güçlü inancımı, bu vesileyle mevkidaşlarımla paylaştım. Bu komşuluk ve kardeşlik hukukumuzun da gereğidir. Irak Hükümeti’nin bu doğrultuda atacağı her adımda ihtiyaç duyacağı tüm desteği sağlamaya hazırız. FETÖ’yle ortak mücadeleye dair beklentimiz de bu kulvardaki gündem başlıklarımızdan birini teşkil etti.”
TÜRKİYE VE IRAK’IN TİCARET HACMİ
Irak’ın, önde gelen ticaret ortaklarından olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:
“Geçtiğimiz yıl 20 milyar dolar seviyesinde seyreden ticaret hacmimizi daha üst seviyelere taşımak istiyoruz. Sayın Başbakanla bu çerçevede atılacak adımları ele aldık. Ticaretimizin önündeki suni engellerin ortadan kaldırılması noktasında yapılabilecekleri değerlendirdik. Kalkınma Yolu Projesi’nin bu hedef bakımından hayati önemine değindik. Başta Irak olmak üzere tüm bölgemizin istikrarına ve refahına büyük katkı sunacak bu stratejik planlamaya dair kararlılığımızı, imzaladığımız Mutabakat Muhtırasıyla perçinlemiş olduk.”
IRAK’IN SU SIKINTISI
Erdoğan, Irak’ın su konusunda yaşadığı sıkıntıların farkında olduklarını söyledi.
Erdoğan, iklim krizi ve kuraklığın Irak’ı olduğu kadar Türkiye’yi ve bütün dünyayı olumsuz etkilediğini vurgulayarak, “Su miktarı kadar, israfın önüne geçilerek suyun verimli kullanılması da önemlidir. Tesis ettiğimiz ortak daimi komite, su alanındaki işbirliğimizi, akılcı, bilimsel temelde ve ortak çıkarlarımızı dikkate alarak daha ileriye taşıyacak. Görüşmelerimizde ayrıca enerji, sanayi, sağlık, eğitim, bilim, turizm ve diğer başlıklarda da mevcut işbirliğimizin geliştirilmesine yönelik ortak irademizi bir kez daha teyit etmiş olduk.” diye konuştu.

GAZZE’DEKİ DURUM
Irak ziyaretini, Filistin’de yaşanan insanlık dramının yansımaları altında gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gazze’de akan kanın durması için elimizden geleni yapıyoruz. Mevkidaşlarımla İsrail’in Filistin’de uyguladığı zulüm ve ihtilafın bölgemize etkilerini de ele aldık. Atabileceğimiz müşterek adımlar hakkında istişarede bulunduk. İsrail ile İran ekseninde yaşanan gelişmeler savaşın yayılma ve tırmanma riskini arttırmakta, dahası Filistin’deki katliamı gölgelemektedir. Bu gerilimden Iraklı kardeşlerimiz de olumsuz etkilenmektedir. Buradan ilgili tüm taraflara gerilimi tırmandırıcı adımlardan kaçınmaları telkinimi tekrar hatırlatmak istiyorum. 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğe haiz bir Filistin devletinin kurulması, bölge barışının anahtarıdır.”
Erdoğan, Türkiye olarak bu amaç doğrultusunda çalışmaya devam ettiklerine değinerek, “Bugüne kadar 45 bin tondan fazla insani yardım göndererek Gazzeli kardeşlerimizin yanında olduğumuzu gösterdik. Bundan sonra da tüm imkanlarımızı Gazzeli ve Filistinli kardeşlerimiz için seferber edeceğiz” dedi.
“IRAK’I BİR BÜTÜN OLARAK GÖRÜYORUZ”
Irak ziyareti kapsamında Erbil’e de gideceklerini kaydeden Erdoğan, “Öncesinde Irak’ın asli unsurlarından Türkmen kardeşlerimizle de bir araya geleceğiz. Erbil’de ilave işbirliği imkanlarını ele alacağız. Bu vesileyle Irak’a yönelik siyasetimizde farklı etnik mezhebi veya dini kesimler arasında ayrım gözetmediğimizin bilinmesini isterim. Hangi etnik kökene ve mezhebe mensup olursa olsun Irak halkı bizim kardeşimizdir, dostumuzdur. Tüm Irak’ı bir bütün olarak görüyor ve Irak’ın demografik zenginliğine büyük değer veriyoruz” değerlendirmesini yaptı.
Erdoğan, Irak’la ilişkilere dostluk, kardeşlik ve komşuluk hukuku açısından bakmaya devam edeceklerini belirterek, “Geçmişte olduğu gibi iyi ve kötü günlerinde Iraklı kardeşlerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz. Bölgesel gelişmeler açısından kritik bir dönemde gerçekleşen ziyaretimin inşallah yeni başlangıçlara vesile olacağına inanıyorum.” diye konuştu.
Başta Başbakan Sudani olmak üzere samimi misafirlikleri için tüm Iraklılara teşekkür eden Erdoğan, konuşmasının sonunda aldıkları kararların hayırlara vesile olmasını diledi.

Erdoğan, daha sonra Irak Türkmen Toplumu temsilcilerini kabul etti.
]]>İmza töreninde Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Irak Ulaştırma Bakanı Rezzak Muhaybis, Katar Ulaştırma ve Haberleşme Bakanı Casim bin Seyf es-Sulayti ile BAE Enerji ve Altyapı Bakanı Süheyl Muhammed el-Mezrui de hazır bulundu.
KALKINMA YOLU PROJESİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 yıl aranın ardından 22 Nisan’da Bağdat ve Erbil’e yapacağı ziyaretin kritik gündemlerinden biri Basra Körfezi hinterlandını Türkiye üzerinden Avrupa’ya açacak Kalkınma Yolu Projesi.
Orta Doğu’nun en büyük limanı olması hedeflenen ve 2025’te tamamlanması planlanan Irak’ın güneyindeki Basra kentinde yer alan Büyük Fav Limanı’nın inşası tüm hızıyla sürüyor.
Kalkınma Yolu Projesi’nin ilk ayağı olan liman, aynı zamanda Fırat ve Dicle nehirlerinin denize dökülmeden önce birleştiği Şattülarap’ın ağzında yer alıyor.
Limandan başlayarak Divaniye, Necef, Kerbela, Bağdat ve Musul’dan geçerek Türkiye sınırına uzanacak demir yolu ve kara yolu hatlarını ihtiva eden projenin, Türkiye sınırından Mersin Limanı’na erişim sağlaması ve karayoluyla İstanbul üzerinden Avrupa’ya ulaşması öngörülüyor.
Projenin geçtiği güzergahın tasarımını PEG Infrastructure isimli İtalyan şirketin yürüttüğü Kalkınma Yolu, Musul’dan sonra Ovaköy üzerinden Türkiye’ye giriş yapacak.
BÖLGESEL TRANSİT MERKEZİ OLMA HEDEFİ
Büyük Fav Limanı’nı 1200 kilometre uzunluğundaki demir yolu ve otoyollarıyla Türkiye sınırına bağlayacak proje bölgesel ticaret açısından yeni bir kapı aralayacak.
Başlangıçta “Kuru Kanal” olarak isimlendirilen ancak Mart 2023’te Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin Ankara ziyaretinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmede “Kalkınma Yolu” ifadesinin kullanılmasıyla adı değişen proje, Irak’ta petrol dışı sürdürülebilir ekonominin de temeli olarak niteleniyor.
Irak ile Türkiye, proje vasıtasıyla Asya ve Avrupa arasındaki seyahat süresini kısaltmayı ve transit merkezi olmayı amaçlıyor.
Orta Doğu’nun en büyük konteyner limanı olarak bilinen Dubai’deki 67 rıhtımlı Cebel Ali’yi geride bırakması öngörülen ve 90 rıhtım kapasitesine sahip olan Büyük Fav Limanı’nın 2025’te tamamlanması planlanıyor.
Limandan Türkiye sınırına ulaşacak Kalkınma Yolu Projesi, Çin’in İpek Yolu doğrudan Irak’tan geçmediği için muhtemel bölgesel çatışma ve savaş durumlarında alternatif seçeneklerden biri.
Projenin, Çin ile Avrupa arasındaki mesafeyi, Süveyş Kanalı’ndan geçen deniz yoluna nazaran kısaltarak zaman ve maliyetten tasarruf sağlaması bekleniyor.
Kalkınma Yolu Projesi tamamlandığında, Ümit Burnu’ndan yaklaşık 45, Kızıldeniz’den yaklaşık 35 günde yapılan nakliyelerin 25 günlük bir sürede yapılabileceği tahmin ediliyor.
Otoyol, demir yolu, enerji nakil ve iletişim hatlarını içeren ve 2028, 2033 ve 2050 olarak belirlenen üç aşamada tamamlanması planlanan proje, Avrupa’dan Körfez ülkelerine kadar geniş bir bölgeyi etkileyecek.
Türkiye ile Irak arasındaki ticaret hacminin 24 milyar doları aştığı dikkate alındığında projenin sunacağı potansiyel iş çevresini umutlandırırken, proje tamamlandığında paydaş bütün ülkelerin ciddi ekonomik fayda görmesi bekleniyor.
TÜRKİYE İLE IRAK ARASINDA “BAKANLAR KONSEYİ” KURULUYOR
Türkiye ile Irak yetkililerinin Kalkınma Yolu Projesi konusunda yakın ve yoğun bir çalışma yürütüyor.
Irak hükümetince 27 Mayıs 2023’te başkent Bağdat’ta Türkiye’nin de aralarında bulunduğu komşu ülkeler ve Körfez bölgesinden temsilcilerin katılımıyla düzenlenen Kalkınma Yolu Konferansı’nda konuşan Irak Başbakanı Sudani, projenin istihdam, finansal kaldıraçlar ile gayrisafi milli hasılanın değerinin artmasıyla güçlü bir ekonomi tesis edilmesi yolunda realiteyi değiştireceğini söyledi.
O dönemden bu yana Ankara ile Bağdat arasında proje konusunda her kademeden yoğun bir temas trafiği mevcut. Özellikle Dışişleri Hakan Fidan’ın Ağustos 2023’teki Irak çıkarmasının önemli bir ayağı da Kalkınma Yolu Projesi oldu.
Son bir yıllık süreçte iki ülke arasında Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ve Iraklı mevkidaşı Rezzak Müheybes es-Sadavi başta olmak üzere pek çok kademede ziyaretler ve karşılıklı önemli adımlar atılırken, iki ülkenin Ulaştırma Bakanlıkları arasında işbirliklerini geliştirecek teknik görüşmeler de yapıldı. Bu kapsamda Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, TÜRASAŞ AŞ ve TCDD Teknik AŞ yetkilileri ile Irak Cumhuriyeti Demiryolları heyeti arasında Ağustos 2023’te teknik toplantılar yapıldı.
Ekim 2023’te de Türkiye, Irak, BAE ve Katar’ın demir yolu idarelerinin genel müdürler düzeyindeki temsilcileri Ankara’da bir araya geldi.
Ayrıca, 17-18 Ocak tarihlerinde Irak Cumhuriyeti Demiryolları temsilcileri ve projenin müşavir firması PEG’in mühendisleri Ankara’da Türk yetkililerle toplantı gerçekleştirdi. Taraflar görüşmelerde Ovaköy-Fişhabur’daki kara ve demir yolu sınır geçiş noktasının yeri konusunda mutabık kalındı.
Irak ve Türkiye arasında konuya ilişkin yoğun ziyaretler sürerken, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu 12 Nisan’da Kalkınma Yolu Projesi kapsamında Türkiye ile Irak arasında çalışmaların süratle devam ettiğini belirterek, “Bakanlar Konseyi’ne benzer bir mekanizma kurma kararı aldık.” ifadelerini kullandı.
Ankara, Türkiye ve Irak arasında kurulacak konseye Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar’ın da yer almasını istiyor.
“KALKINMA YOLU PROJESİ’NİN BAŞ AKTÖRLERİ TÜRKİYE, BAE VE IRAK”
Türkiye ve Irak arasında “yeni İpek Yolu” olması hedeflenen projenin, Irak hükümetinin tek başına yüklenemeyeceği 17 milyar dolarlık devasa bir maliyeti bulunuyor.
Bu nedenle Türkiye, Körfez ülkeleri ve Çin’in, projenin finansmanına ve tamamlanmasına katkısı bekleniyor.
Nitekim şubat ayında BAE ziyareti esnasında konuya ilişkin temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “(Kalkınma Yolu Projesi ) Konunun baş aktörleri Türkiye, BAE ve Irak. Bu yol, bölgemizin yeni bir İpekyolu haline gelecek, bölgesel barışa da hizmet edecek.” yönündeki ifadeleriyle bölgesel aktörlerin projenin paydaşı olacağı mesajı vermişti.
Dışişleri Bakanı Fidan da 13 Eylül 2023’te Irak, BAE, Türkiye ve Katar’ın proje konusunda yoğun görüşmeler içerisinde olduğunu söylemişti.
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, mart ayında AA muhabirine yaptığı açıklamada, projeyle ilgili Türkiye ile iyi bir görüşme içerisinde olduklarını ve büyük finansmana ihtiyaç duyulduğundan çeşitli ülkelerin projeye yatırım yapmaya katılabileceğine dikkati çekerek, projeye yatırım yapmayı düşünen Körfez ülkelerinin olduğunu kaydetmişti.
KALKINMA YOLU PROJESİ İÇİN 320 KİLOMETRELİK OTOYOL PLANLANDI
Kalkınma Yolu Projesi’nde Türk ve Irak hükümetleri, devam eden çalışmalara ek olarak 23,8 milyar dolarlık yatırım yapacak. Türkiye, bu yatımları demir ve kara yolları için gerçekleştirecek.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Kalkınma Yolu Projesi kapsamında yürüttüğü çalışmalarla ülkeden geçen 2 bin 88 kilometrelik demir yolu bağlantısı için 615 kilometrelik yeni hat, 1912 kilometrelik kara yolu koridoru içinse 320 kilometrelik yeni otoyol yatırımı planladı.
Söz konusu demir yolu ağının 439 kilometresi mevcut durumda iken 1034 kilometresi devam ediyor, 615 kilometresi ise planlanıyor. Planlanan demir yolu ağları Gaziantep-Ovaköy arasında bulunuyor. Bu demir yolu için 5,8 milyar dolarlık yatırım yapılacak.
Proje kapsamında ülkeden geçen kara yolu 1912 kilometre olacak. Söz konusu kara yollarının 1592 kilometresi mevcut durumda bulunurken, 320 kilometresi için planlama yapıldı. Şanlıurfa-Ovaköy arasında planlanan kara yolunun yatırım tutarı 2 milyar dolar olarak öngörülüyor.
]]>TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, “Bu sene 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü programını Bursa’da düzenleyeceğiz. Bu programda ana gündemimiz vergi olacak. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması lazım.” dedi.
Atalay, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ve beraberindeki heyetin Türk-İş ziyaretinde Bakan Işıkhan’ın 2024 yılı için belirlenen asgari ücrete artış yapılmayacağı yönündeki açıklamasını anımsatan Atalay, şu ifadeleri kullandı:
“Enflasyonu durdurmadan, tabiri caizse küpün altını kapatmadan küpün üzerine istediğiniz kadar suyu doldurun, kısacası parayı verin paranın bir hükmü kalmıyor. Bunun için biran evvel küpün altını kapatmak lazım, enflasyonu durdurmak lazım. Ondan sonra da toplumun alım gücünü belirli bir noktaya çekmek lazım.”
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü programını bu yıl Bursa’da düzenleyeceklerini vurgulayan Atalay, “Bu programda ana gündemimiz vergi olacak. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması lazım. İşçiler ocak ayında aldığı ücreti iki ay sonra vergi kesintileri nedeniyle alamıyor. Bununla ilgili bir düzenlemeye ihtiyaç var. Bu işçiyi de memuru da ilgilendiriyor. Sene başında alınan 20 bin lira, sene sonunda 16 bin liraya düşüyor. Bunun kabul edilebilir bir tarafı yok.” diye konuştu.
Atalay, 13. Çalışma Meclisi’nin 29-30 Nisan’da düzenleneceğini anımsatarak, “Bu toplantıda, sendikalar, sivil toplum örgütleri olarak sıkıntılarımızı bir daha Sayın Cumhurbaşkanına anlatırız. İşçiyi, emekliyi, taşeron işçisini, asgari ücretliyi, fakiri güldürmeden bu ülkede barışı sağlamamız mümkün değil.” dedi.
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ VURGUSU
Türkiye’nin bir anayasa değişikliğine ihtiyacı olduğunu dile getiren Atalay, şunları kaydetti:
“17 milyon işçinin olduğu ülkede, 2,5 milyon işçi sendikal örgütlü. Bu kabul edilir bir rakam değil. Bu savunabilecek bir rakam değil. Burada evvela Meclis sorumlu, ülkeyi yönetenler sorumlu. Biz de sendikacı olarak sorumluyuz. Düşünebiliyor musunuz? Sıradan bir iş yerinde 1000 kişi çalışıyor, 952 tanesinin üyeliğini alıyoruz. İşveren yetki davası açıyor. Yetki davası mahkemede 7 sene sürüyor. 7 sene sonra ne iş yeri kalıyor ne sendika kalıyor ne bir şey kalıyor. Sendikalar Yasası, 12 Eylül’den kalan, darbe anayasasından kalan bir düzenleme. Anayasa değişikliğine esas işçilerin ihtiyacı var.”
İŞ KAZALARINA TEPKİ
Son dönemde yaşanan iş cinayetlerine de dikkati çeken Atalay, konuşmasına şöyle devam etti:
“İliç’te 7 arkadaşımız hala toprak altında. İş kazalarında her gün 4 işçi hayatını kaybediyor. Beşiktaş’ta kısa bir zaman evvel 29 kardeşimiz yanarak, bağıra bağıra can verdi. Bu ülkenin büyük kesimi, onları hala görmedi. Bu ülkede sayıları bir elin parmakları kadar olan kadrolu eylemciler var. En ufak meselede ortaya çıkıyorlar ama Beşiktaş’taki bu vahim iş cinayetinde hiç kimse ağzını açmıyor.
Beşiktaş’ın sorumlusu kimse, Soma’nın sorumlusu kimse, İliç’in sorumlusu kimse, bunlar hesap vermeden iş kazalarını önleme şansımız yok. İşçi sağlığı ve iş güvenliği, paradan daha önemli, insan canı paradan daha önemli. İş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili dünyanın en iyi kanunu bizde olmasına rağmen maalesef merhametsiz işverenler bu işi suistimal etmeye, işçileri göz göre göre ölüme götürmeye devam ediyorlar.
Burada sendikaların, Bakanlığın, ülkeyi yönetenlerin sorumluluğu var. Ben nefes aldığım müddetçe Soma’nın cinayet olduğunu anlatmaya devam edeceğim.”
İddianameye göre, Halil İbrahim Ç. ve Olcay Y’nin birlikte hareket ederek yurt dışından iş bulma vaadiyle getirdikleri yabancı uyrukluların da arasında olduğu kadınları, fuhuş amaçlı para karşılığı ilişkiye zorladıkları, kadınları tehdit ederek zorla çalıştırdıkları ihbarı üzerine soruşturma başlatıldı.
Zanlıları teknik ve fiziki takibe alan polis ekipleri, şüphelilerin “Çankaya ilçesindeki otellerde kadınlara zorla fuhuş yaptırdıklarını, maddi imkansızlık içerisindeki bu kadınların özellikle acziyetlerinden faydalanarak, fuhuş yapmak istemeyen kadınları döverek veya sınır dışı ettirmekle tehdit ederek fuhşa zorladıkları”nı tespit etti.
Polis ekipleri, şüphelilerin fuhuş amaçlı arayan kişilere zorla çalıştırdıkları kadınların fotoğraflarını WhatsApp üzerinden katalog ve ücret tarifesi şeklinde gönderdiklerini belirledi.
ŞİFRELİ KONUŞMUŞLAR
Şüphelilerin telefon görüşmelerinde, polise yakalanmamak için şifreli konuştukları ve arayan kişilerle ücret pazarlığı yaptıkları telefon kayıtlarına yansıdı.
RESEPSİYON GÖREVLİSİ DE İŞİN İÇİNDE
Şüphelilerden Halil İbrahim Ç. ve Olcay Y’nin kendisini arayan ve fuhuş amaçlı kadın talep eden kişileri Çankaya’da bir otelde resepsiyon görevlisi olan Ertürk T’ye yönlendirdiğini ortaya çıkaran ekipler, şüphelilerin fuhuştan kazandıkları parayı da başkaları adına açılan banka hesaplarına gönderdiklerini, daha sonra kendilerinin çektiğini saptadı.
İŞ BULMA VAADİYLE TANIŞTIRMIŞLAR
İddianamede, şüphelilerin atılı suçu birlikte işlediklerinin, “mağdurların ve bilgi sahiplerinin ifadeleri, otel kayıtları, iletişim dinlenmesi ve kayda alınması tedbirleri neticesinde oluşturulan telefon görüşmelerine ilişkin tapeleri ve WhatsApp yazışmalarıyla” sabit olduğu belirtildi.
Şüphelilerin yaşadıkları ekonomik sıkıntılar dolayısıyla geçimini sağlamak amacıyla Türkiye’ye gelen yabancı uyruklu kadınlar ile Türk vatandaşı kadınlarla yasal iş bulma vaadiyle tanıştıkları anlatılan iddianamede, şunlar kaydedildi:
“Şüphelilerin kendilerine haksız kazanç sağlamak amacıyla mağdurların fotoğraflarından katalog oluşturarak, fuhuş amaçlı kadın talep eden müşterilere kadın seçimi için söz konusu fotoğrafları ve katalogları gönderdikleri belirlenmiştir. Ayrıca bu fotoğrafları WhatsApp uygulaması üzerinden durum yaparak paylaşarak müşteri çekmeye çalıştıkları, kendilerini arayan müşterileri teknik takibe düşmemek için sürekli WhatsApp uygulamasına yönlendirdikleri, arayan kişileri ve buldukları mağdurları otellere gönderip fikir ve eylem birliği içerisinde zincirleme şekilde fuhuş yaptırdıkları anlaşılmıştır.”
12 KADIN MAĞDUR
Şüphelilerden Ertürk T’nin, otelde resepsiyonist olarak çalışarak diğer şüphelilerin yönlendirmelerine göre fuhuş için aracılık yaptığı, yer ve imkan sağladığı belirtilen iddianamede, “Şüphelilerin 12 mağdurun çaresizliklerinden yararlanıp fuhuş yapmaya teşvik ettikleri ve zorladıkları, her mağduru birden fazla kez fuhuş suçuna yönlendirmek suretiyle zincirleme şekilde suçu işledikleri, şüphelilerin fuhuştan kazanılan paradan ise komisyon aldıkları ve bu suretle kendilerine haksız kazanç sağladıkları belirlenmiştir.” tespitine yer verildi.
İddianamede, Ertürk T, Halil İbrahim Ç. ve Olcay Y’nin, “zincirleme şekilde bir kimseyi fuhşa teşvik etmek veya yaptırmak veya aracılık etmek veya yer temin etmek” suçundan 12 mağdurun her biri için ayrı ayrı olmak üzere 45’er yıldan 252’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.
]]>Türkiye’de son 20 yılda evlenme oranı düşerken, boşanma oranı yükseldi. 2004-2023 yıllarını kapsayan süreçte 1000 nüfus başına düşen evlenme sayısını ifade eden ‘kaba evlenme hızı’ yüzde 37 düştü, ‘kaba boşanma hızı’ yüzde 49 arttı. Kaba evlenme hızı 2004’te yüzde 9,10’dan 2023’te yüzde 6,63’e geriledi, kaba boşanma hızı ise yüzde 1,35’ten yüzde 2,01’e yükseldi.
BOŞANMALAR DAHA ÇOK 30’LU YAŞLARDA
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre; 2023 yılında gerçekleşen boşanmaların yüzde 33,4’ü evliliğin ilk 5 yılı, yüzde 21,7’si 6-10 yılı içinde gerçekleşti. Geçen yıl 165 bin 51 çift geçimsizlik, 137 çift zina, 60 çift cürüm ve haysiyetsizlik, 33 çift cana kast ve fena muamele gibi nedenlerden boşandı. Boşanmaların daha çok 30-39 yaşında gerçekleşmesi dikkati çekti. Boşanmalar kadınlarda en çok 30-34, erkeklerde 35-39 yaş grubunda görüldü.
EVLENME YAŞI YÜKSELDİ
Ortalama ilk evlenme yaşı 2023 yılında erkeklerde 28,3, kadınlarda 25,7 oldu. Erkek ile kadın arasındaki ortalama ilk evlenme yaş farkı 2,6 yaş olarak gerçekleşti. 2010 yılı verilerine göre; ortalama ilk evlenme yaşı erkekler için 26,5, kadınlar için 23,2, ortalama ilk evlenme yaş farkı 3,3 olarak kayıtlara geçti.
EVLENENLERİN SAYISI AZALDI
2004-2023 yıllarını kapsayan dönemde evlenenlerin sayısı azalırken, boşananların sayısı arttı. 2004 yılında Türkiye’de 615 bin 557 çift evlendi, 91 bin 22 boşanma oldu.
2023’te evlenenlerin sayısı 565 bin 435, boşananlar 171 bin 881 olarak kayıtlara geçti. 20 yılda evlenenlerin sayısı yüzde 8 azaldı, boşananların sayısı yüzde 89 arttı.
12 MİLYONA YAKIN ÇİFT EVLENDİ
Türkiye genelinde son 20 yılda 11 milyon 800 bin 266 çift evlendi. Yıllara göre; 2004’te 615 bin 557, 2005’te 641 bin 241, 2006’da 636 bin 121, 2007’de 638 bin 311, 2008’de 641 bin 973, 2009’da 591 bin 742, 2010’da 582 bin 715, 2011’de 592 bin 775, 2012’de 603 bin 751, 2013’te 600 bin 138, 2014’te 599 bin 704, 2015’te 602 bin 982, 2016’da 594 bin 493, 2017’de 569 bin 459, 2018’de 554 bin 389, 2019’da 542 bin 314, 2020’de 488 bin 335, 2021’de 563 bin 140, 2022’de 575 bin 891, 2023’te 565 bin 435 çift evlendi.
2 MİLYON 559 BİN ÇİFT BOŞANDI
Türkiye genelinde son 20 yılda 2 milyon 559 bin 910 çift boşandı. Yıllara göre; 2004’te 91 bin 22, 2005’te 95 bin 895, 2006’de 93 bin 489, 2007’de 94 bin 219, 2008’de 99 bin 663, 2009’da 114 bin 162, 2010’da 118 bin 568, 2011’de 120 bin 117, 2012’de 123 bin 325, 2013’te 125 bin 305, 2014’te 130 bin 913, 2015’te 131 bin 830, 2016’da 126 bin 164, 2017’de 128 bin 411, 2018’de 143 bin 573, 2019’da 156 bin 587, 2020’de 136 bin 570, 2021’de 175 bin 779, 2022’de 182 bin 437, 2023’te 171 bin 881 çift boşandı.
]]>

Doç. Dr. Seyhan Us Dülger
BU TEHLİKELERE DiKKAT!
Elektronik sigaralar, solunum hastalıklarına sebep olmasının yanı sıra; pıhtılaşma bozuklukları, kan basıncının artması (hipertansiyon), kalp hızının artması (taşikardi), ritim bozuklukları (aritmi), koroner arter hastalığı (ateroskleroz), aort genişlemesi gibi kalp damar sisteminde zararlara; mide bulantısı, mide yanması, ağız kuruluğu, hazımsızlık, ishal gibi gastrointestinal sistem bozukluklarına; kısırlık, insülin direnci ve gebelikte tip 2 diyabet, obezite ile sonuçlanan hormonal etkilere; kas titremesi, baş dönmesi, baş ağrısı, uyku bozuklukları, anormal rüyalar, sinirlilik, baş dönmesi gibi nörolojik bozukluklara neden olabiliyor.
ÜRETİMİ VE SATIŞI YASAK
Türk Toraks Derneği olarak; tütün kontrolü için önerilen düzenlemelerin, sigara ve sigara dışı tütün ürünlerinin satış ve pazarlamasını zorlaştırabilecek şekilde uygulanmasını; elektronik sigaraların ülkemize girişinin kesin ve sürdürülebilir olarak engellenmesini talep ediyoruz. Ülkemizde satış ve üretimi yasak olan e-sigaraların, gerçek hayatta internetten ve hatta fiziki satış noktalarından, bu denli kolay ulaşılabilir olması kabul edilemez.

BEYİN GELİŞİMİNİ DE BOZUYOR
E-Sigaralar çocuklarda ve gençlerde, öğrenme zorluğu, beyin gelişiminin bozulması gibi çok daha kötü sonuçlara yol açmaktadır. Ülkemizde satışı yasak olmasına rağmen, gençlerin kolaylıkla ulaştığı Puff Bar’ların içinde tam olarak neyin (Nikotin/Esrar) bulunduğunu kontrol eden ve engelleyen bir sistem yoktur; içinde esrar bulunan Puff Bar’ın 1 kez kullanımıyla dahi akut psikoz nedeniyle acile başvuran çocuklar/gençler görülebilmektedir.

Prof. Dr. Metin Akgün
YENİ BAGIMLILAR YARATIYOR
Türk Toraks Derneği Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Metin Akgün de elektronik sigaraların (e-sigaralar), tütün endüstrisinin gerçek dışı iddialarla pazarladığı, aslında ‘tütün dumanı solumayı taklit eden’ cihazlar olduğunu belirterek, bu cihazların tehlikelerini şöyle anlattı: Daha az zararlı olduğu iddia edilen tüm e-sigaralar, değişen miktarlarda nikotin ve zararlı kimyasallar içerir. Nikotinsiz olduğu iddia edilen bazı ürünlerin de nikotin içerdiği tespit edilmiştir. E-sigaralar, giderek sigaradan farklılaşan cihazlar haline gelirken; daha önceki modellerde bulunan sıvı nikotinin yerine daha yüksek doz nikotin salıveren nikotin tuzu kullanılan cihazlar (Pod Mod) piyasaya sürülmüştür. Puff Bar’lar gibi tek kullanımlık olan bu pod mod cihazlar, birçok zararlı kimyasalın yanı sıra çok yüksek doz nikotin içerebilmektedir. Sözde “daha az zararlı” diye sigara içenlere alternatif olarak sunulan elektronik sigaralar, aslında yeni bağımlılar yaratmakta ve sonrasında geleneksel sigarayla birlikte kullanılmaktadır. Çünkü yüksek doz nikotin içeren Puff Bar’lar ile nikotin bağımlısı olan gençlerin, diğer tütün ürünlerini de kullanması kaçınılmazdır. E-sigara içen gençlerde, geleneksel sigara alımının da 3 kat arttığı gösterilmiştir.
]]>Son duruşmada mahkeme, firari sanıklar ve binanın müteahhitleri Abdullah Devrim Sever ve Hasan Hüseyin Sever hakkında kırmızı bültenle arama kararı çıkartılmasına karar vermişti. Mahkeme, ayrıca bilirkişi raporunun yetersizliği nedeniyle Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden yeni bilirkişi raporu talep etmişti.
ASLİ VE TALİ KUSURLULAR…
Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin 7 kişilik akademisyen heyeti tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda; ”Statik Proje Müellifi’nin, Yapım Sorumlusu Müteahhidin, Teknik Uygulama Sorumlusu (TUS), Fenni Mesul, Şantiye Şefi’nin, Projesiz ve ruhsatsız olarak yapılan teras kat ilavesi ile zemin ve asma katlarda yapılan tadilat ve değişikliklerden sorumlu olan kişi veya kişilerin, belediyenin ilgili birimindeki yapı ruhsatlarında proje kontrollerinden sorumlu kişilerin asli kusurlu olduğu” kaydedildi. Raporda, belediyenin yapı kontrol ile diğer ilgili birimlerin tali kusurlu olduğu belirtildi.
ZEMİN ETÜT RAPORU YOKMUŞ!
Bilirkişi raporunda, ”Furkan Apartmanı’nın proje aşamasında zemin raporunun olmadığı, statik proje içeriğinin yeterli olmadığı, temel boyutlarının yetersizliği, temel zemin emniyet gerilmesi yetersizliği ve kolon donatı alanı yetersizliğinin tespit edildiği” belirtildi. Raporda, apartmanın yapım aşamasında ise rölöve ve projedeki taşıyıcı sistem eleman sayısı ve boyut uyumsuzluğu ve donatı detaylandırması yetersizliğine işaret edildi. Ayrıca, Furkan Apartmanı’nın iş bitim aşamasında da proje ile uygulama arasında farklılık olduğuna vurgu yapıldı.
KOLONLAR KESİLMİŞ!
Raporda, şu tespitler yer aldı:
”Dosya kapsamında heyete gönderilen bütün raporlar ve kanıtları dikkate alındığında; taşıyıcı sistem elemanlarının bazılarının inşasında statik projeye göre kesit ve yerleşim aksı farklılıklarının olduğu, binanın taşıyıcı sistem elemanlarının inşasında donatı detaylandırma (entriye sıklaştırması, kanca, gönye vb.) yetersizliklerin olduğu kanaatine varılmıştır.
Dosya kapsamındaki heyete gönderilen bütün raporlar dikkate alındığında, binanın inşası tamamlandıktan ve kullanıma başlandıktan sonra zemin, asma ve teras katlarda projesiz ve izinsiz bir şekilde eklentilerin yapıldığı tespit edilmiştir. Heyete gelen bütün raporlar ve kanıtları ortak bir şekilde değerlendirildiğinde, S11 kolonunun bina inşası tamamlandıktan sonra kesildiği, bodrum katta bulunan S4A ve S5A kolonların inşa edilmediği, bu kolonların yan kısımlarında bulunan S3A ve S4A kolonlarının ise kaydırılarak inşa edildiği değerlendirilmiştir.”
“BİR ADET KOLONUN KESİLDİĞİ AÇIKKEN…”
Konuya ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuşan mağdurların avukatı Mehmet Aykut Başderici, “Sürecin başından itibaren kusur durumu belli olmayan sanıklar hakkında en azından yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol talebimiz reddedildiği için şu anda sanıkların savunması mahkemece alınamamakta. Savunması alınmayan sanıklarla ilgili cezalandırmaya yönelik hüküm verilemeyeceği için kuvvetle muhtemeldir ki yakalama emri olanların dosyası tefrik edilecek ve diğer savunması alınanlarla ilgili karar verilecektir. Ancak firari kişilerin savunmasının alınmadan da diğer sanıklar hakkında hakkında karar verilmesinin uygun olmadığını düşünüyoruz.” dedi.
Kahramanmaraş’ta Ezgi Apartmanı’nda kolon kesen kişilere karşı “olası kast ile adam öldürme suçu”na yönelik iddianame düzenlendiğini hatırlatan Başderici, “Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden gelen bilirkişi raporlarında Furkan Apartmanı’nda bir adet kolunun kesildiği açık bir şekilde meydanda iken bilinçli taksirle adam öldürmeye yönelik cezalandırma istemek bizce usul ve yasaya aykırı olacak.” diye konuştu.
Davanın bir sonraki duruşması 26 Nisan’da görülecek.
]]>Esir takası için tüm tekliflerinin Hamas tarafından reddedildiğini iddia eden Netanyahu, İsrail sokaklarında hükümetin istifası, erken seçim ve bir an önce esir takası anlaşması imzalanması için düzenlenen protestolara işaret ederek, “Hamas’ın İsrail’deki ayrışmadan yararlandığını ve hükümete yönelik baskıdan cesaret aldığını” öne sürdü.
Hamas’ın esirleri serbest bırakmak için şartlarını ağırlaştırdığını söyleyen Netanyahu, ilerleyen günlerde Hamas’ın üzerindeki “diplomatik ve askeri baskıyı artıracaklarını” çünkü bunun esirleri geri getirmek ve “zafer kazanmak” için tek yol olduğunu ileri sürdü.
Netanyahu, “İsrail ordusunun savunma ve saldırıda güçlü olduğunu, düşmanlarının İsrail’e galip gelemeyeceğini, kendilerinin üstün olacağını” söyledi.
İsrail ordusunu ve savaşçılarını savunacağını belirten Netanyahu, ABD’nin Batı Şeria’daki insan hakları ihlalleri nedeniyle İsrail ordusuna bağlı “Netzah Yehuda” taburuna yaptırım uygulamayı planladığı haberlerine ilişkin, “Eğer ki birisi İsrail ordusunda bir birime yaptırım uygulayabileceğini düşünüyorsa buna karşı tüm gücümle savaşacağım.” ifadesini kullandı.
HAMAS VE İSRAİL ARASINDAKİ MÜZAKERELER
Hamas, 13 Nisan’da İsrail ile ateşkes teklifine ilişkin cevabını Mısır ve Katar’a ilettiğini duyurmuştu.
İsrail Başbakanlık Ofisi de Hamas’ın cevabının genel hatlarıyla olumsuz olduğuna ilişkin açıklama yapmıştı.
Hamas Siyasi Büro Üyesi ve Batı Şeria Sorumlusu Zahir Cebbarin, “gerçek bir anlaşma olmaksızın İsrailli esirleri kesinlikle teslim etmeyeceklerini” ifade etmişti.
İsrail Başbakanı Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerden dolayı Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
Taraflar arasındaki temel anlaşmazlıkların başında Hamas’ın kalıcı bir ateşkes talep etmesi buna karşın İsrail’in Gazze’ye saldırılarında ısrar etmesinin geldiği belirtiliyor.
Hamas’ın Gazze Şeridi içinde zorla yerinden edilmiş 1,5 milyondan fazla Filistinlinin kuzeydeki evlerine geri dönmesini talep ettiği İsrail’inse Gazze’de kara işgaline devam etmekte ısrarcı olduğu bilgisi paylaşılıyor.
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich dahil olmak üzere Netanyahu hükümetinin üst düzey isimleri, esirlerin İsrail’in birinci önceliği olmaması gerektiğini ve Hamas’ı yok etmenin daha önemli olduğunu savunuyor.
Bazı esir yakınları, Netanyahu destekçilerince sosyal medyada gördükleri tepkilerin yanı sıra hükümete çağrıda bulundukları gösterilerde de fiziksel saldırıya uğradıklarını belirtiyor.
İsrail makamlarına göre, Gazze Şeridi’nde, bazıları hayatta bazıları ölü 130’dan fazla İsrailli esir bulunuyor. Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları, İsrail’in Gazze’ye saldırılarında öldürülen İsrailli esir sayısının 70’i geçtiğini duyurmuştu.
İsrail’in Gazze’ye 7 Ekim’den bu yana aralıksız şekilde devam eden saldırılarında çoğu kadın ve çocuk 34 binden fazla Filistinli can verdi, yaklaşık 78 bin kişi yaralandı. İsrail’in 16 yıldır süren ablukasının ardından kara işgali ve ağır bombardımanına sahne olan 360 kilometrekarelik Gazze’de 2,3 milyon Filistinli, insan hakları örgütlerine göre 21. yüzyılın en ağır insanlık felaketlerinden birini yaşıyor.
]]>

MÜJDE AR’A ONUR ÖDÜLÜ
Bu yıl odak noktasına tüm engelleri aşan güçlü kadınları koyan festival, 50. yılını kutlayan Türk sinemasının yıldızlarından Müjde Ar’ı ‘Yaşam Boyu Başarı ve Onur Ödülü’ne değer gördü. München Royal Film Palast’ta gerçekleştirilen galaya Müjde Ar ile eşi Ercan Karakaş, Münih Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Verena Dietl, Avrupa Sosyal Demokrat Halk Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Necip Şahin de katıldı.

DİETL: MÜJDE AR BÜYÜK BİR İDOL
Sunuculuğu Esra Şahin ve Erkan Taşkıran’ın, çevirileri Şükran Atay ve Aylin Romey’in yaptığı galada sahneye davet edilen Belediye Başkanı Verena Dietl, “Münih Türk Film Günleri bugüne kadar pek çok tanınmış başarılı sanatçıyı ağırladı. Fakat Müjde Ar gibi bir şöhret sanırım ilk kez burada. O Türkiye’de büyük bir film idolü ve Türkiye’de yaşamış ya da orada kökleri olan herkes ona saygı duyuyor. Kariyeri 1974 yılında başlamıştı. Bugün sadece Münih Türk Film Günleri’nin 35. yılını değil, Müjde Ar’ın da sahnelerdeki 50. yılını kutluyoruz. Çok
saygıdeğer Müjde Ar, yıl dönümünüzü Münih kentiyle ve şehrin bu festivaliyle paylaştığınız için mutluyum” dedi.
LİNDNER: PEK ÇOK KADINA ROL MODEL OLDU
Sinema Türk’ün ve festivalin kurucularından Margit Lindner, “Müjde Ar konformist olmayan, asi, aynı zamanda şehvetli kadınları canlandırarak Türk sinemasında yeni bir kadın tipi yarattı. Bunu yaparken sinemaseverlerin kalbini kazandı ve Türk sinemasının ikonu haline geldi. 85 fazla filmde önemli karakterlere can veren Müjde Ar, kadının toplumdaki konumunu, cinsiyet eşitsizliğini ve erkek egemen bakış açısını benzersiz bir şekilde sorgulama ve hicvetme cesaretine sahipti. Pek çok kadın için rol model oldu ve kendisinden sonra gelen
pek çok oyuncuyu etkiledi. Sadece rolleri ile Türk sinema tarihinin yarım yüzyılını şekillendirmekle kalmadı, kişiliği ve karakteriyle Türkiye’de kadınların bağımsızlığı ve eşitliği için de bir öncü oldu” diye konuştu.

MÜJDE AR: BEN SIKI BİR FEMİNİSTİM
Daha sonra gecenin yıldızı Müjde Ar alkış sağanağı altında sahneye çıktı ve “Şunu anladım ki, başka hayatlarda var olmak inanılmaz bir zenginlik. 50 yıl boyunca boynunu eğmeden dimdik ayakta durabilmek çok da kolay değil. Ben yorulmaz ve yılmaz bir insan hakları savunucusu ve kadın hakları savunucusuyum. Sıkı bir feministim. Onun için bu ödülü annem Deli Aysel (Gürel) ve ablam Mehtap Ar dahil bütün kadınlara adıyorum. Acı çeken, şiddet gören, haklarını alamayan bütün güzel kadınlara…” ifadelerini dile getirdi.
Konuşmanın ardından yönetmenliğini Kartal Tibet’in yaptığı, Müjde Ar’ın Şener Şen’le başrolü paylaştığı ‘Şalvar Davası’ filminin gösterimi yapıldı.
‘KOMÜNİST OSMAN’ BELGESELİNE YOĞUN İLGİ
Festivalin ikinci gününde yönetmen Gökmen Ulu imzalı ‘Komünist Osman’ belgeseli izleyiciyle buluştu. İzmir Dikili’deki dört dönem süren belediye başkanlığında yerel devrim gerçekleştiren Osman Özgüven ve yoldaşlarının emek, demokrasi, barış mücadelesinin anlatıldığı belgesele Münih yaşayanları ilgi gösterdi.
Salonun tamamen dolduğu etkinlikte, belgesel gösteriminin ardından Gökmen Ulu ve dönemin tanığı olan eski Kültür Bakanı Ercan Karakaş izleyicilerin sorularını yanıtladı.
KARAKAŞ: CHP PARTİ OKULU’NDA DERS OLARAK GÖSTERİLMELİ
Eski Kültür Bakanlığı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin Avrupa Örgütleri Sorumluluğu yapan SODEV Onursal Başkanı Ercan Karakaş, siyasi yaşamını SODEP, SHP, CHP’de sürdüren yol arkadaşı Osman Özgüven’in sosyal belediyecilikte çığı açtığını vurguladı. Belgeselin, CHP Parti Okulu’nda ders olarak gösterilmesini öneren Ercan Karakaş, “Bu teklifimi Özgür Özel’e de iletmiştim ve olumlu bakmıştı. Başta belediye başkanları olmak üzere bütün belediyecilerin ve partililerin izleyerek feyz alması gerekir” dedi.

ULU: İNSANLARIN KİMLİĞİNE DEĞİL YÜREĞİNE BAKMAK GEREKİR
Gökmen Ulu da gelen bir soru üzerine şöyle konuştu: “Biz Dikili’nin şanslı çocuklarıydık, çünkü Osman Özgüven ve yoldaşlarından iyi şeyler öğrendik. Örneğin, komşumuz Yunan halkına karşı sürekli bir düşmanlaştırma vardı. 1980’lerin darbe yönetiminde bu had safhadaydı. Özgüven ve arkadaşları ise geçmişin acılarından ders çıkarmayı ancak kin gütmemeyi yaşatarak öğretti. Çünkü kin insan yüreğine yüktür. Onlar ‘Savaşın kazananı,
barışın kaybedeni yoktur’ şiarıyla Ege’de dostluk kapısını yeniden açtılar. Karşı kıyıdaki Midilli’den Yunan heyeti gelirken limanda toplanan çocuklar olarak kaygılıydık. O çocuklar arasında arkadaşımız Özgür Özel de vardı. Midilli’den ellerinde çiçekler, yüzlerinde gülücükler, dillerinde şarkılarla geldiler, kucaklaştılar. Gördük ki, gelenler öcü değilmiş, bizim gibi insanlarmış. İşte o zaman anladık, insanların kimliğine değil, yüreğine bakmak gerekir.”
Festival, Tunahan Kurt’un ‘Karganın Uykusu’ Ziya Demirel’in ‘Ela ile Hilmi ve Ali’, Fikret Reyhan’ın ‘Cam Perde’, Kerem Soyyılmaz’ın ‘Rodakis’i Ararken’, Erdem Şenocak’ın ‘Son Hasat’, Katja Bürkle’nin ‘Son Noktada’, Can Merdan Doğan’ın ‘En Uzun Gece’ filmlerinin gösterimleriyle devam edecek.
]]>Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda yer alan Fenerbahçe Basketbol Müzesi’nde açıklamalarda bulunan Uzun; FIBA Süper Kupası, Kadınlar Türkiye Kupası, Kadınlar Avrupa Ligi ve ING Kadınlar Basketbol Süper Ligi şampiyonluğunu kazandıkları dört kupalı sezonu ‘İnanılmaz’ kelimesiyle ifade etti.
Tarihi ve çok başarılı bir sezonu geride bıraktıklarını ifade eden Uzun, Kadınlar Avrupa Ligi kupasının yanında, “Kimsenin unutmayacağına çok eminim. Yanımda da en değerlisi, en büyüğü var. Her gördüğümde geriye dönüp bakıyorum, sanki dün olmuş gibi. Çok yoğun bir hafta geçirdik. Avrupa Ligi’nin ardından Süper Lig finalini de oynadık. Bizim için sezonun sonu çok yoğundu. Başarıyla bittiği için, kupaları aldığımız için çok mutluyuz” açıklamasını yaptı.
Fenerbahçe taraftarının kendilerini sezon boyunca yalnız bırakmadığını da dile getiren Uzun, şöyle devam etti:
“Sadece iç sahada değil, gittiğimiz her deplasmanı evimiz yaptılar bize. Bizi hiç yalnız bırakmadılar. Onlarla daha güçlü olduğumuzu her zaman söylüyoruz. Salonun her zaman dolu olmasını istiyoruz. Gerçekten çok keyifli oluyor ve maçların atmosferi değişiyor, biz çok farklı hissediyoruz. İç sahada ve deplasmanda bizleri yalnız bırakmadıkları için, gücümüze güç kattıkları için onlara teşekkür ediyoruz. Bu kupalar da onlara armağan olsun.”
“TARİHİ BİR SEZON YAŞAMAK ÇOK BÜYÜK BİR GURUR”
Avrupa Ligi şampiyonluğunu kazandıktan sonra rüya gibi bir güne uyandığını söyleyen Uzun, bu kupanın ardından lig şampiyonluğu için mücadele ettiklerini hatırlatarak şunları söyledi:
“Ancak sonrasında başka bir maçımız vardı. Keyfini çıkaralım derken sonra bir kupa daha aldık. Sabah 5’te döndük. Başkanımızı görmeye gittik. Herkes idrak etmeye çalışıyor ama edemiyor. Sadece sezonun bitmiş olması, görevini tamamladığımızı bilmek ve 4 kupayı alıp tarihi bir sezon yaşamak çok büyük bir gurur. Hepimiz şu anda derin bir nefes alıp başardık diyebiliyoruz.”
Fenerbahçe Basketbol Müzesi’ne bir gün çocuklarıyla gelip ‘Biz bunları yaptık’ demek istediğini söyleyen Uzun, bu sezon kazanılan 4 kupanın ardından önümüzdeki sezonun hedefleri için de “4 aslında bir rakam. Bu 5 de olabilir, 3 de olabilir. Yarıştığımız kulvar sayısı kaçsa, o kulvarların hepsinde bütün kupaları kazanmak yine bizim hedefimiz olacaktır” diyerek sözlerini tamamladı.
“AVRUPA’NIN EN BÜYÜĞÜNDEYİM”
Yaz sezonunu WNBA ekiplerinden Dallas Wings’le geçirecek olan başarılı sporcu, ABD’ye salı günü gideceğinin altını çizerek “Arkadaşlarımla kupaların keyfini çıkarıp aileme vakit ayırmak istiyorum. Sonra da gideceğim ve antrenman süreci olacak. Umarım çok güzel geçer. Takıma da girersem harika ve eğlenceli bir sezon olur. Orada sezon bitince Türkiye’ye döneceğim. Birbirini bağlayan bir süreç olacak. Yeni sezon nasıl giderse ona göre diğer adımları atacağım.” ifadelerini kullandı.
Fenerbahçe’nin Avrupa’nın en büyük takımı olduğunu, buna karşın kariyerinde bir sezon dahi olsa Avrupa tecrübesi yaşamak istediğini söyleyen Uzun, şöyle konuştu:
“Avrupa’nın en büyüğündeyim. Avrupa tecrübesi yaşamak istiyorum, kariyerimde bir Avrupa senesi olsun istiyorum. Ama Avrupa’nın en büyüğünde oynadığınızda, yarıştığınız her kulvarda kupa aldığınızda insan bırakmak istemiyor. En iyisinden gidip başka bir yerde maceraya girmek ayrı bir tecrübe. Tabii ki Türkiye’de kadın basketboluna çok şey katacağını düşünüyorum Avrupa’nın. Ama şu anda bu kupaların keyfini çıkarıyorum. Belki ileride olabilir.”
]]>Çevrede rastgele silahla ateş eden şüpheliler, soygun öncesi gasbettikleri taksiyle kaçtı. İhbar üzerine bölgeye polis, jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Samet T. (17) ve Serdar C. (17) oldukları belirlenen şüpheliler, çaldıkları altınlarla yakalandı. Olay yerinde yapılan incelemede, kuyumcu dükkanı önündeki seyyar simitçinin cam tezgahına kurşun isabet ettiği belirleyen ekipler, şüphelilere yardım eden Ethem Bakar’ı (53) da gözaltına aldı. Ele geçirilen altınlar da işletme sahibine teslim edildi.

RASTGELE ATEŞ AÇTILAR
Güvenlik kamerası görüntülerinde ise yüzleri kar maskeli şüphelilerin birinin elinde av tüfeği, diğerinin de elinde tabanca olduğu, iş yerine girişte birinin silahla rastgele ateş ettiği, kuyumcudaki çalışanın ellerini başına doğrultarak çömeldiği ve vitrine yönelen soygunculardan birinin altınları çantaya doldurduğu yer aldı.
Aldıkları 4,5 kilo altın ile yakalanan şüphelilerin soygun öncesi gasbettikleri taksinin sürücü Rıfkı Yavuz’u darbedip, koli bandıyla ağzı, el ve ayaklarını da bağlayarak, aracın bagajına kilitledikleri belirlendi. Yaralı sürücü, hastanedeki tedavisi sonrası taburcu edildi. Maskeli ve silahlı soygunla ilgili gözaltına alınan 3 şüpheli, emniyette tamamlanan sorguları sonrası sevk edildikleri Bulancak Adliyesi’nde ‘nitelikli yağma’ ve ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından tutuklandı.

CUMA MESAJINDA HELAL KAZANÇ VURGUSU
Tutuklananlardan Ethem Bakar’ın, sosyal medya hesabından dürüstlük ve helal kazancın önemine değinerek cuma günü kutlama paylaşımı yaptığı ortaya çıktı. Bakar, kendi fotoğrafıyla yaptığı paylaşımda “Ey iman edenler, yapacağınız hayırları helal kazançlarınızdan yapın, haram ve yalandan elde ettiğiniz hayrın size sevabı olmaz. Cuma gününün hayrı bereketi üzerinize olsun, hayırlı cumalar” ifadelerinde bulundu.

‘ANAHTARI VERMEZSEM BENİ ÖLDÜRECEKLERİNİ SÖYLEDİLER’
Aracın bagajına kilitlenen sürücü Rıfkı Yavuz da yaşadığı korku dolu anları anlattı. İlçede 30 yıldır taksicilik yapan Yavuz, “Durağı telefonla aradılar, numarayı yanıma aldım hareket ettim, adrese vardığımda şahıs yolun kenarındaydı. Durdum araca yanıma bindi, kontaktan anahtarı aldı. Sonra kar maskeli başka şahıs geldi. Tüfek ve tabanca kabzasıyla kafama vurdular bana elimi, ayakları bağladılar, ağzımı koli bantlayıp, bagaja kilitlediler. Taksiyi alarak o soygun yapılan yere gittiler. Soygun sonrası mahalle arasında beni ve aracı bırakıp kaçtılar. O anlarda anahtarı vermezsem beni öldüreceklerini söylediler. Elimi bir şekilde çözmeyi başardım. Onlar gidince ayaklarımı da çözdüm. Biraz yürüdüm, çevredekilerden yardım istedim, durağa haber verdim. Polis ve sağlık ekipleri geldi” dedi.
’1 DAKİKA 1 GÜN GİBİYDİ’
Taksisinde öldürülmekle tehdit edildiğini anlatan Yavuz, “Böyle bir şeyi ilk kez yaşadım; çok kötü bir durum. O an ölüm gözümün önüne geldi. Kafama yüzüme vurdular. Bu olay sonrası ister istemez arkadaşlarda bir tedirginlik oldu. Yaptığımız iş basit bir iş değil. Allah kimseye vermesin. Bagajda ne kadar süre kaldım bilmiyorum. 1 dakika bile bana 1 gün gibi geldi. Zor bir durum, adamların ne yapacağını bilmiyorsun, ellerin, ayakların bağlı. Ufak ses olsa adamlar tüfekle öldürmekle tehdit ediyorlardı” diye konuştu.
TAKSİNİN LASTİĞİNİ PATLATAN ESNAF KONUŞTU
Soygunda taksinin, fazla uzaklaşmaması için lastiğe bıçak saplayan esnaf Taner Karabaş da yaşadıklarını anlattı. Karabaş “Maskelilerdi, silah sesli duydum. Kimsenin müdahale etme şansı yoktu. Müdahale etmeye kalkışanların da direkt üzerlerine doğru ateş açtılar. Kafamda onları durdurmayı planladım; görüş açılarından çıkıp, onların hareket etmesini bekledim. Aklıma lastiği patlatmak geldi, fazla uzaklaşamazlar diye. Araca bindiklerinde aniden yanımdaki bıçakla lastiği kestim” ifadelerini kullandı.
]]>ABD’de çoğu eyalet dört günlük çalışma haftası denemelerini ve bu sisteme geçen şirketleri destekleme sözü veriyor. Geçtiğimiz haftalarda da Türkiye’den bir şirket, dört günlük çalışma haftasına geçerek dikkat çekmişti.
Dünyaca ünlü bir yazılım şirketi olan Quickbase’in CEO’su Ed Jennings de dört günlük çalışma haftasının çok daha yararlı olduğuna inananlardan. Jennings, “Yoğunlaştırılmış, daha üretken bir haftanın çok büyük ekonomik ve sosyal faydaları olduğuna inanıyorum. Yine de, iş gücünün büyük bir kısmı işlerini beş günde bitirmek için çabalarken, dört günlük çalışma haftasının gerçekçi olup olmadığını merak etme içgüdüsünü anlıyorum” diyor.
Peki çalışanlar için adeta bir hayal, yöneticiler için çoğu zaman şüpheyle yaklaşılan bu sistemin ne gibi yararları var? Uygulamak için hangi adımları takip etmeli?

TÜKENMİŞLİĞE ÇARE OLURKEN ÜRETKENLİK ARTTI
Çoğu iş kolunda 5 gün hatta bazılarında 6 günlük çalışma haftası görülürken, çalışma günü sayısının 4 güne inmesiyle aslında çalışanların zihinsel sağlıklarında iyileşme, üretkenliklerinde artış gibi pek çok olumlu etkiler görülüyor.
Cambridge Üniversitesi’nde yapılan son araştırmalar, 40 saatlik çalışma haftasını 32 saate yoğunlaştırmanın stres düzeylerini yüzde 39, tükenmişlik vakalarını ise yüzde 71 azalttığını, aynı zamanda uyku kalitesi ve fiziksel sağlık üzerinde de olumlu bir etkiye sahip olduğunu buldu.

DAHA İYİ PERFORMANS GÖSTERİYORLAR, DAHA AZ HASTA OLUYORLAR
Araştırma, daha mutlu ve daha iyi dinlenmiş çalışanların daha iyi performans gösterme ve daha az hasta olduğunu da ortaya çıkardı.
Birleşik Krallık’taki 4 günlük çalışma haftasını deneyen işletmelerin yüzde 95’i, pilot uygulama boyunca üretkenliğin istikrar kazandığını ve gelirin 200 kat arttığını gördü.

BU ŞİRKETLER DAHA CAZİP
Ayrıca çalışanlar arasında yankı uyandıran popülaritesi nedeniyle, dört günlük çalışma haftası uygulayan şirketlerin, personeli elinde tutma ve ilk etapta üst düzey yetenekleri çekme olasılığının daha yüksek olduğu da görüldü. Yani bu yeni çalışma sistemiyle sadece üretkenlik artmıyor; aynı zamanda bu ilerici iş yeri trendinin ön saflarında yer almak, kuruluşlar için harika bir tanıtım yöntemi haline de geliyor.

Peki 4 günlük çalışma haftasına geçmek için neler yapılmalı?
1. HEDEFLERİN TANIMLANMASI
Çalışma saatlerini başarılı bir şekilde azaltan çoğu şirket, bunu belirli hedefleri göz önünde bulundurarak yaptı. İşletme için başarı ne anlama geliyorsa, ister çalışan mutluluğu, ister üretkenlik, isterse personeli elde tutma olsun, hedefler bu önceliklere uygun olmalı.
Stratejinin geri kalanı da bu hedeflere bağlı olacaktır; bu nedenle zamana dayalı, spesifik ve ölçülebilir hedefler kullanılmalı.

2. UYGUN PROGRAMI BELİRLEMEK
Dört günlük çalışma haftasına geçmenin doğru ya da yanlış bir yolu yok. Programı hazırlamak aslında işin ihtiyaçlarına ve çalışanların tercihlerine bağlı. Cuma veya pazartesinin tatil olması, esnek izin günleri gibi yaygın yöntemlerden iş akışına uygun olanla ilerlenebilir.
3. PİLOT PROGRAM BAŞLATMAK
4 günlük çalışma haftası için gerekli tüm hazırlıklardan sonra işletmenin deneme süreci olacak pilot program uygulamaya alınmalı.
Philadelphia merkezli JB Motor Works’ün sahibi John Lin, işletmesi için dört günlük pilot programı uygulamaya koyarken iş döngüsünün yavaş bir dönemini seçti. Lin, “Bu, çok fazla risk olmadan etkinin ölçülmesine yardımcı oldu” diye açıkladı.
Bu dönem boyunca mutlaka sorunların ortaya çıkacağını ve bunun tamamen normal olduğunu unutmamak son derece önemli. Bu sorunları ortaya çıktıkça ele almak ve onlardan ders almak, planı gerçek anlamda uygulamaya koymadan önce güçlendirmeye yardımcı olacaktır.

4. UYGULAMA ZAMANI
Pilot programın sonuçları da son derece tatmin ediciyse artık uygulamaya geçilebilir. Ancak bu süreç burada bitmiyor. Bu geçişin uzun vadede başarılı olmasını sağlamak için anketler, yüz yüze görüşmeler veya odak grupları aracılığıyla çalışanlardan geri bildirim toplamak şart.
]]>1- İktidar partisinden başlayalım. AKP, seçim sonuçlarını doğru okuyor mu sizce?
AKP’nin seçim sonuçlarını okumaya ilişkin yaklaşımının iki boyutlu olduğunu düşünüyorum. Birinci boyut sonuçlara ilişkin kamuoyuna aktardıkları, ikincisi kendi içlerinde yaptıkları değerlendirmeler. İlk boyutta kendi seçmen kitlesinde başarısızlığı kabullenmenin ve dillendirmenin zaafiyet yaratacağı endişesiyle “AKP kaybetti’ izlenimi verilmek istenmiyor. İkincisi içeride daha gerçekçi değerlendirmeler yapıldığı kanaatindeyim. Fakat her koşulda içeride de sonuçları doğru okumanın bir sınırı olduğu açık. AKP, 22 yıllık iktidarın vermiş olduğu özgüven ve imkanlarla devleti AKP’lileştirdiği gibi, toplumu da topyekün AKP’lileştirmekte olduğu yanılsamasından kurtulamıyor. Oysa ki devleti kontrol etmek elinizdeki iktidar aygıtlarıyla kolaydır, toplum ise akışkandır. Kendisi için kapanan her kapının ardından açık kapı bulmaya ve oradan akmaya müsaittir. 31 Mart’ta olan; AKP’nin kendi çekirdek destekleyicileri için yıllardır ardına kadar açık tuttuğı kapıları bu kitlenin dışında bulunanlara kapatmaya başladığı anda, çekirdek, doğal müttefiklerin dışında kalanların CHP kapısından girmeye başlamalarıdır. Sayısal olarak azımsanmayacak ve AKP’yi ikinci parti yapan bu kitlenin sandığa gitmeme ya da CHP gibi başka partilere oy vermek suretiyle dışarıya çıkma gerekçelerini bu anlamda doğru okudukları kanaatinde değilim.
2- AKP’nin israfı benimsemesi ne kadar etkili oldu?
AKP’yi iktidara taşıyan dinamik siyaseten ve iktisaden dışlandıklarını iddia ettiği kesimleri sistemle, sunduğu imkan, fırsatlarla adil, hak temelli buluşturma iddiasına dayanmaktaydı. Belirli bir süre merkezden taşraya uzanan siyasetçileri ve kendisini destekleyenlerin bir kısmına bunu sunma konusunda bir miktar başarılı oldu. AKP çarkı diyebileceğimiz bu yapının dışında kalanları ise idare etti. AKP’nin ürettiği bu elit-çekirdek seçmen koalisyonu bir süre sonra iktidar olmanın bu işlevini bir doğal hak temelli imtiyaz olarak görmeye başladıkça, imkan ve fırsatları yaymak ve toplumsallaştırmak yerine daha dar parti grubuna ve sadık seçmenlerine takdim etmeyi tercih etti. Bu andan itibaren dar partizan elit ve seçmenleri imtiyazlı, ayrıcalıklı bir sınıfa dönüştü, siyaseti salt kendileri, yakın çevrelerine hizmet eden adeta bir uhrevi aygıt ve süreç olarak görme yanılgısına düştüler. Siyasetin kaynakları, fırsatları sadece bu sınıfın hizmetine sunulduğu için, dün sistemin dışında kalanlar bugün sistemin merkezine oturmanın verdiği özgüvenle siyasetin iktidarı elde edenlere bahşedilen tüm imkanları kullanma, bunu da tiyatroda sahneye konan bir gösteri şeklinde icra etmeye başladılar. İmkanlar ve fırsatlar bir süre sonra gösteriyi gösterişe dönüştürdü. Bu durum doğal olarak liyakattan uzak tarz nedeniyle yönetme kabiliyetini yitirdi, ekonomiyi de sarstı. 31 Mart sonuçları bu anlamda küçülen pastada kremalı büyük pasta dilimini paylaşanların “siz pasta kırıntılarıyla idare edebilirsiniz” diyenlerine karşı yükselen bir itiraz, hatta hınç olarak okunabilir.
3- Yasaklar, sansür, demokratik hakların kullanılamaması, kısıtlanan özgürlükler bu sonuçta etkili oldu mu?
Türkiye’de toplumun baskın milliyetçi, farklı tonlardaki muhafazakar karakteri, devlet marifetiyle sürekli olarak yeniden üretilen otoriter kodların kitle zihninde yerleşmesine, azımsanmayacak bir kesimde tek hakiki gerçeğimiz olarak algılanmasına neden olmaktadır. Bu imal edilen hakikatte insan hak ve özgürlükleri, demokratik değerler, demokratik hakların kullanılması, sansür, yasaklar karşıtlığı seçmenin parti bağlılığında, iktidar tayin eden çoğunluk için kimin yöneteceğine karar vermede asli ölçütleri değildir. Bu nedenle, ne 14 Mayıs’ta ne de 31 Mart’ta bu politikaların sonuç tayin edici boyutta etkili olduğunu söyleyebiliriz.
4- AKP’li vekil Şebnem Bursalı’nın ıstakozlu fotoğrafları çok tartışıldı. AKP’nin çöküşünün simgesi olabilecek bir fotoğraf mıydı?
31 Mart’ın AKP için bir çöküş olduğundan pek emin değilim. Fakat en azından bu riskin artık varolduğu izlenimi oluşmuştur denilebilir. Çeyrek asırlık bir iktidar partisinin kendisine bağlı bir sosyoloji inşa edip, bunu iktidar kaynaklarıyla, lidere sadakatle, davaya hizmet! motivasyonuyla inşa etmesi durumunda bir seçimde çöküş yaşaması siyasetin doğasına aykırı. Fakat, iktidarın sunduğu kaynaklar, lidere sadakat zayıflamış, bir kısım destekçiler için davaya hizmetin bir illüzyondan ibaret olduğu anlaşıldığı andan itibaren bir süreç başlar. AKP için o anın 31 Mart olduğunu düşünüyorum. Medyaya yansıyan o fotoğraf AKP iktidarına yönelik sosyolojik desteğin zayıflaması yolunda partizan seçmen dışında duygusal özdeşlik yitimi için bir görsel malzeme işlevi görmüştür demek mümkün.
5- Abdülkadir Selvi’nin yazdığı normalleşme yazısı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özgür Özel ile görüşmeye kapı açması… Kimine göre elindeki tek argüman daha da sertleşmek olan Erdoğan’dan siz bir yumuşama bekliyor musunuz?
Siyasette olan bitenin, duysusallık ve tepkisellikten uzak, rasyonel bir okuma anlamında iktidarla muhalefetin bir arada yaşamasının imkanlarını temellendirme adına önemli ve değerlidir. Aslında olağan bir demokraside bu konular haber değeri bile taşımayacak siyasal süreç çıktıları olmakla birlikte, şiddetli politik kutuplaşmaya mahkum edilmiş bir ülkede normale dönüş sembolleri olarak kabul görülüyor. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olarak süreci nasıl yöneteceği, yumuşamanın mı sertleşmenin mi baskın olacağı tartışmalarında tek belirleyici kendisi. Fakat işi kolay değil. Güçlenen muhalefet, muhalefet içinde özellikle İYİ Parti’nin ne olacağı, ekonomik alanda yaşanacak gelişmelerin her birine göre Erdoğan’ın elinde karabileceği farklı kartlar mevcut. 31 Mart sonuçları kartların yumuşama amaçlı karılması mesajını verdiği kanaatindeyim. Cumhurbaşkanı da bunu isteyebilir. Çünkü, pragmatik politik mizacı buna yatkın. Fakat sorun müttefikinin buna razı olup olmayacağı.
6- AKP toparlayabilir mi? Siyasi partiler tarihi bize ne söylüyor?
AKP örneğinde bir parti çok partili siyasi hayatımızda yok. İktidar ömrü, siyasi, ideolojik kimliği, tabanının ideolojik, sosyolojik nitelikleri itibarıyla diğerlerinden çok farklı. Üç çeyrek asırlık siyasi hayatımızda hem kendisi dönüşen hem de toplumu olumlu ve/veya olumsuz şekilde dönüştüren tek parti. ANAP ve DYP’nin çöküş örneklerinden yola çıkarak bir değerlendirme yapmak kolay olmasa da belki de tek benzerliklerinden söz edebiliriz. Her iki partiye ilişkin seçmenlerin önce mutabakat yitimi, ardından tükenişleri, sosyolojik yapıdaki değişimin tetikleyiciliğinde seçmenleri değişirken, kendilerinin değişime direnmeleriyle ilgiliydi. AKP’nin gücünü koruduğu dönemlerde diğerlerinden farkı, değişimi okuma ve gereklerini yapma konusundaki kapasitesiydi. 2015’ten itibaren gerilemeye başlaması kendisini doğuran toplumcu reflekslerle değil, devletçi, otoriter, tektipçi reflekslerle siyaset yapması, sosyolojik değişime, zamanın ruhuna uygun politikalar üretmekten vazgeçmesiyle ilgilidir. Parti devletine dönüşmesiyle eş zamanlı olarak yüzünü devlete, sırtını topluma dönmesi, devletin ve particilerin çıkarlarını toplumun çıkarlarının önüne koyması bunda belirleyici olmuştur. Öncelikli meşruiyeti devlet ve particilerden alan siyaset tarzı ve yönetme pratiklerinin toplumun taleplerini okuması kolay değildir. Bu saatten sonra toparlanabilmesi devletten güç alarak mı yoksa toplumun rızasını yoğunlaştırarak mı siyaset yapacağına bağlı. ANAP ve DYP bunu başaramadı ve çöktü. AKP başarabilir mi sorusunun yanıtı liderin tercihine bağlı. Zor olduğunu belirtmek gerekir. Tabii ki belirli bir sosyolojiye oturan, sınıfsal ittifakları güçlü bir parti için süratli bir buharlaşma da sözkonusu olmaz.
7- MHP ne ders çıkarmalı ve sizce bir ders çıkarıyor mu?
Mevcut partiler içinde kanımca konfor alanı en geniş parti MHP. 31 Mart’ta görüldüğü gibi, pek fazla kampanya yapmadan, seçmen tabanında bir miktar kayıp yaşasa da, bunu büyük ölçüde koruyan bir parti. Bunun nedeni, katı bir ideoloji partisi olması, partide lidere olan bağlılık, ülkenin belirli seçim coğrafyalarında her zaman seslenebileceği ve sesini duyan bir seçmen kitlesinin varlığı, bir ittifakın ayrılmaz parçası oluşu ve siyasi yelpazede ideolojik olarak kendisiyle rekabet edebilecek kurumsallaşmış bir partinin bulunmamasıdır. Özellikle katı ideolojik partilerde seçmen kaybetmek zor, fakat giden seçmeni geri çağırmak daha zordur. Ders çıkarıp çıkarmamaya sıra, muhtemelen yapmakta oldukları analizler ve değerlendirmelerden sonra gelecektir.
8- Gelelim CHP’ye. Yerel seçimlerin birinci partisi olması kimilerine göre seçmeninin AKP’yi cezalandırmasıyla oldu, kimilerine göre doğru strateji izlendi? Hangisi
CHP’nin yerel seçimlerde birinci parti olmasının nedeni tek başına ne biri ne de diğeri. Çok yönlü ve çok boyutludur. 31 Mart Chantal Mouffe’nin ifadeleriyle politik ve sosyo-ekonomik değişimlerin baskısı altında üretilen hakim ideolojinin giderek çoğalan, doyurulmamış taleplerden dolayı istikrarsızlaştırılan bir “popülist moment”e denk düşmektedir. Mouffe’ye göre böyle durumlarda mevcut kurumlar varolan düzeni müdafaa etmeye çalışsa da, halkın bağlılığını sağlamakda başarız olurlar. Sonuçta bir hegemonik oluşumun toplumsal temelini sağlayan tarihsel blok parçalarına ayrılır, ardından adaletsizlikle malul toplumsal bir düzeni yeniden yapılandırmaya mahir yeni bir kollektif özneyi inşa etme ihtimali ortaya çıkar.
Seçmen son yıllarda kendisine yaşattıkları nedeniyle AKP’yi cezalandırdı. Aslında 2015 sonrası her seçimde bunu yaptı, fakat adresi ittifaktaki diğer partiydi. Bu kez ya sandığa gitmedi ya da IPSOS’un son araştırmasına göre 10 seçmeninden biri CHP’ye oy verdi. Neden CHP? sorusunun yanıtında öne çıkanlar; lider değişimiyle verilen ‘değişiyoruz’ mesajı, bunun ikna edici olması, başta İstanbul ve Ankara’daki başarılı belediyecilik uygulamalarıyla ‘biz yerelde yönetme konusunda mahiriz” mesajının yerel yönetim icraatlarıyla karşılığının seçim öncesi tescil edilmesidir. Ayrıca, partizan seçmen olmayan kitlelerin ekonomik krizde yaşadıkları nedeniyle, katı ideolojik ayrışmalar, ‘sağ’, ‘sol’ etiketleri, kimliklerin başat rolü başarılı aktörlerin ikna ediciliği karşısında başta büyük kentler olmak üzere, çoğu kentte rafa kaldırıldı. Adıyaman, Afyon, Kütahya, Manisa’da yerel yönetimlerin el değiştirmesi başka ne ile açıklanabilir ki? Kanımca, bu seçimde yıllar sonra seçmen cezalandırma ve ödüllendirme reflekslerini aynı anda ilk kez bu ölçüde yoğun gösterdi.
9- CHP’nin bu başarısının gelecek Genel Seçimde de sürmesi için neler yapmalı ve en önemlisi neler yapmamalı?
CHP 31 Mart’ta elde ettiği bu başarıyı genel seçimde de sürdürmek için, Mouffe’nin “popülist moment”ine denk düşen bu dönemde Gramsci’nin eskinin ölmekte olduğu, yeninin ise henüz doğamadığı durumu tanımladığı “interregnum” a uygun kollektif özneyi-halk- hayata geçireceği yerel politikalarla inşa etme çabasına girişmeli. Kollektif özneden kastettiğim; parti, yerel yönetim imtiyazlı olmayan, tüm kesimleri hak edici, halkçı yerel yönetim politikalarıyla kucaklayan, buna belediyelerinin başardıklarıyla inanan ve CHP’nin yönetmesine rıza gösterecek bir çoğulcu kollektif özneye dayalı sosyolojidir. Bunun yolu, seçmeni partizanlaştırmadan toplumsallaştırarak, mahalli müşterek taleplerine yanıt politikalar üretmek ve sunmaktır. Dolayısıyla, yapılmaması ve uzak durulması gerekenler; yerel yönetimlerde CHP’nin kendi kollektif öznesini inşa etmemesi, partizan ve salt seçmenlerine hizmet sunan bir aygıta dönüşmemesidir. CHP’yi başarıya götürecek olan; kollektif talep, çıkarları karşılamaya yönelecek belediyecilik modelidir. İmtiyazsız, hakçı, halkçı, sosyal dışsallıkları çok güçlü belediyecilik uygulamalarıyla seçmen CHP’nin merkezi iktidarın önümüzdeki seçimlerde alternatif partisi olduğuna ancak bu şekilde ikna edilebilir.
10- Peki ya İYİ Parti?
İYİ Parti’nin temel sorunu, kurulduğundan bugüne kendine bir yol bulma konusunda seçmeni ikna edici karar verememisidir. Türkiye parti siyasetine merkeze yeni bir soluk vermek üzere, ideolojik, siyasi kimliğini merkez sağda konumlandırma hedefiyle yola açıksa da, gelinen noktada nerede durduğu belirgin olmayan, seçmenin neye göre ve niçin oy vereceği sorularına yanıt veremeyen bir partidir. Bunun nedeni; berrak olmayan kimliğidir. Bir siyasi partinin kimliği berrak değilse, seçmenin zihni de o partiye yönelme konusunda net olmaz. Bir seçimde lideri hatırıyla, rakiplere olan karşıtlıklarla oy verirken, bir diğer seçimde partiden uzaklaşır. Kimlik belirsizliği lider ve elitlerin istikrarsız politika okumalarıyla da yakından ilgilidir. Akşener’in son iki seçimdeki söylem istikrarsızlığı düşünüldüğünde, bu durum anlaşılabilir. Parti kimlerle, kimin için ve kimlere karşı siyaset yapma konusunda net değildir. Hal böyle olunca yönelebileceği tek açık yol olan yenilenmiş merkez sağı ideolojik, söylemsel olarak önce inşa etme, ardında o yola sapma konusunda tereddürler yaşıyor. Sonuçta seçmen nezdinde itibar kaybı artan bir parti olmaktan kurtulamıyor.
]]>
İŞTE BELİRTİLERİ
D vitamini eksikliği; yorgunluk, halsizlik, kemik-eklem ağrıları, depresif ruh hali, sık enfeksiyon geçirme, üşüme, tırnak ve saç dökülmesi gibi belirtilere yol açabilir. D vitamini düzeyleri basit bir kan testiyle kolayca tespit edilebilir. Özellikle kış aylarında D vitamini düzeyleri tespit edilmeli ve gerekirse D vitamini takviyesi alınmalıdır. D vitamini düzeyleri düşük olanlara, tartışmalı olmakla birlikte günde 1000-2000 İÜ D vitamini takviyesi yeterli olacaktır.
NE KADAR GÜNEŞLENMELİYİZ?
Güneş ışınlarının kanserojen olabileceği düşüncesi özellikle yaşlılarda D vitamini yetersizliğine yol açmıştır. Oysa yaz aylarında ve güneşli diğer günlerde güneş ışınlarının çok dik gelmediği saatlerde, güneş kremi kullanmadan 20-30 dakika güneş ışınlarına maruz kalmak D vitamini ihtiyacını karşılar. Güneş kremi kullanmak D vitamini üretimini engelleyebilir. Yazın depolanan D vitamini ihtiyacı yıl boyunca karşılayamaz. Yaz ayları dışında da güneş ışınlarına maruz kalmak sağlık açısından gereklidir. Yaz aylarında güneş ışınlarının dik olarak dünyaya ulaştığı 10.00-17.00 saatleri dışında güneşlenmek deri kanserine karşı koruyucudur ve yeterli D vitamini sağlar. Kış aylarında ise 10.00-17.00 saatleri arasında güneş ışınlarına maruz kalmak maksimum yarar sağlar.
NE ZAMAN TAKVİYE ALINMALI?
D vitamini vücutta üretilmeyen, bu nedenle dışarıdan alınması gereken bir vitamindir. D vitamini değerleri düşük olduğunda doktor gözetiminde takviye alınması uygun olur. Serum D vitamini düzeylerini 40-60 ng/ml arasında tutacak bir D vitamini replasmanı uygun olacaktır. Türkiye’de D vitamininin 50.000-300.000 ünitelik preparatları vardır. D vitamini ampulü de ayda bir kez kırılarak içilebileceği gibi emilimden emin olunmazsa kalçadan uygulanabilir. Kalsiyum ve D vitaminin birlikte olduğu oral, sık kullanılan preparatlarda ise 880 İÜ D vitamini ve 2500 mg kalsiyum karbonat (1000 mg kalsiyum) mevcuttur, günde bir kez alımla yeterli düzey sağlanmış olur.
KAN TESTİNDEKİ DEĞERLERİN ANLAMI
50-100 arası: İdeal durumdasınız.
30-50 arası: Dikkatli olmalısınız.
20-30 arası: Riskli çizgidesiniz.
20’nin altı: Tehlikeli hattasınız.
HANGİ HASTALIKLARDAN KORUNMAMIZA YARDIM EDER?
Pek çok organın hücrelerinde D vitamini alıcıları vardır ve hücrelerin normal fonksiyonları için D vitamini gereklidir. Özellikle çocukluk ve gençlik yıllarında güneş ışınları ve besinler yoluyla yeterli miktarda D vitamini alanlarda göğüs, kolon ve prostat kanseri riskinin azaldığı bilinmektedir. Yeterli D vitamini hipertansiyon, kalp yetersizliği, beyin felci, Parkinson, demans ve Multiple Skleroz (MS) gibi hastalıklara yakalanma riskini de azaltır. Astım ve alerjik hastalıklar D vitamini eksikliğinde daha sık olarak ortaya çıkar. D vitamininin obezite ve diyabete karşı koruyucu etki yarattığı çalışmalarda gösterilmiştir. Kış aylarında zatürre ve grip gibi hastalıkların sıklığının artması ve ölüm riskinin yükselmesi D vitamini eksikliğiyle ilişkilendirilir.
BU GIDALARDA BULUNUR
D vitamini az sayıda gıdada ve az miktarda bulunduğu için beslenme yoluyla vücudun ihtiyaç duyduğu miktarı tamamlamak oldukça zordur. Bu alanda yapılan araştırmalar ortalama bir kişinin D vitamini ihtiyacının sadece yüzde 20’sini besinler aracılığıyla aldığını göstermektedir. D vitamini içeren gıdalar şunlardır: Balıkyağı, somon balığı, uskumru, ringa balığı, ton balığı karides, süt, peynir, tereyağı, krema, yumurta sarısı, mantar, yulaf, kakao, maydanoz, ısırgan otu.
Dikkat!
Aşırı D vitamini kullanımı zehirlenmelere neden olarak istenmeyen sonuçlara yol
açabilir.
Avcı, Trabzonspor taraftarlarının desteğinin bu sezonki hedeflere ulaşmaları için kritik öneme sahip olduğunu vurgulayarak, “Trabzonspor topluluğu olarak birlik olma vakti geldi. Taraftarlarımızın desteği ile hedeflerimize ulaşacağımıza inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
Geçtiğimiz hafta Sivasspor ile kendi sahalarında oynadıkları maçta özellikle ilk yarıda iyi bir performans sergilediklerini ancak sonuca yansıtamadıklarını belirten Avcı, maçın ikinci yarısında yaşanan oyun dalgalanmaları nedeniyle hak etmedikleri bir yenilgi yaşadıklarını hatırlattı.
Bunun oyun içinde var olduğunu ve zaman zaman bunlarla karşılaşacaklarını ifade eden Avcı, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bugün buraya gelirken özellikle hem Kayserispor hem bizim adımıza kilit oyundaki çözüm noktaları, onların da elinde çok atlet oyuncular var, savunma arkası yaptıkları koşular. Özellikle bizler bu koşulara nasıl cevap vereceğiz, rakibin de bütün saha planında adam adama oynamasında iki tane şey çok değerliydi. Bir tanesi top ayağında olan oyuncumuzun topla mesafe kat etmesi. İki, diğer oyuncuların hareket halinde alan yaratmalarıydı. Bugün oyunun başından sonuna kadar özellikle bunu çok doğru uyguladık diye düşünüyorum. Sadece bazen 5-6 kere çok basit top kaybı yaptık. Pozisyon vermedik. Sonlarda yediğimiz gol başlangıcında aslında kenar önüne ve kenara oynasak belki de rakip kalede atak sonlandıracağız. Geri döndüğünde, bireysel olarak bu sene böyle maalesef goller yiyoruz. Yediğimiz bir gol var. Uğurcan bu ülkenin en değerli kalecilerinden. Bu takıma çok katkı sağlamış birisi. Zaman zaman eleştiri olabilir ama bugün bir asist yaptı, bir de yedirdi aslında böyle bakalım.
“CAMİANIN KENETLENME ZAMANI”
Avcı, oyunun başından sonuna kadar hak ettikleri, ciddi şekilde oyun üstünlükleri olan bir müsabaka oynadıklarını söyledi.
Geçen haftaki mağlubiyetten sonra böyle bir deplasmanda kazanmanın kendileri için son derece değerli olduğunu belirten Avcı, “Pepe’nin dönüşü, Enis’in oynayıp gol atması, Pepe’nin gol atması, ön tarafın takım savunmasına inanılmaz yardım etmesi, grup enerjisinin olduğu, üçüncülük ve kupayı kazanmak hedefimize gidebilmemiz için oyun son derece önemli. Bir önemli şey de kenetlenme. Trabzonspor camiasının kenetlenme zamanı. Bize destek verirlerse bu seneki ulaşılabilir hedeflerimize en iyi şekilde hareket edeceğimizi düşünüyorum. Kayserispor iyi bir takım, bundan sonraki süreçte onlara başarılar diliyorum.” diye konuştu.
TFF’YE FİKSTÜR ELEŞTİRİSİ
Takvim hassasiyetine dikkati çeken Avcı, “Biliyorsunuz ocak ayında bütün takımlar 8-9 tane müsabaka oynadı. Hem ara transfer var, hem Afrika Kupası var, Türkiye Kupası çok yorucu ve yıpratıcı geçti. Sonrasında da geçen hafta itibarıyla milli takım arasıyla beraber devam eden süreçte 26 günde 2 maç oynadık. Bir futbol takımı açısından sağlıklı değil. Bundan sonraki süreçte herhalde mayısın 26’sına kadar haftada yine 3 maç oynayacağız. Bu sağlıklı bir planlama değil. Gelecek sene itibarıyla bunun daha iyi olmasını rica ediyorum. Daha dikkat edilmesini istiyorum.” diye konuştu.
Taraftarın kendileri için çok değerli olduğunu kaydeden Avcı, olumlu destek verdiklerinde kendilerini yukarı çektiklerini sözlerine ekledi.
]]>CAMİ MİNARESİNDEN DÜŞEN PARÇADAN KAÇAMADI
Çorum merkez ve ilçelerinde etkili olan kuvvetli rüzgar nedeniyle bazı binaların çatısı uçtu, ağaçlar devrildi.
Kent merkezinde ikindi saatlerinde etkili olan kuvvetli rüzgar nedeniyle restorasyonu devam eden Ulu Cami’nin minaresinden düşen ahşap parçalardan kaçmaya çalışırken düşen kişi yaralandı.

Sağlık ekiplerince olay yerinde ilk müdahalesi yapılan yaralı, ambulansla Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı.

KASTAMONU’DA 6 YARALI
Kastamonu’da kuvvetli rüzgar nedeniyle bazı binaların çatısı uçtu, ağaçlar devrildi.
Kentte bazı mahallelerde elektrik kesintisi yaşanıyor.
Kastamonu Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada da kentte öğleden sonra yaşanan fırtınanın hayatı olumsuz etkilediği belirtildi.

112 Acil Çağrı Merkezi’ne 56’sı il merkezinden olmak üzere 72 çatı uçması, ağaç devrilmesi ve bunlardan kaynaklı, araç, iş yeri ve benzeri hasar ihbarı geldiği ifade edilen açıklamada, şu bilgiler verildi:
“Merkez ilçemize bağlı Gökçekent köyü ile Çatalzeytin, Doğanyurt ve Taşköprü ilçelerinde 6 vatandaşımız, hayati tehlikeleri olmayacak şekilde yaralanmıştır. Bunun dışında herhangi bir yaralanma veya can kaybı meydana gelmemiştir. Hasar tespit çalışmalarına başlanmış olup, yarın da devam edilerek vatandaşlarımızın zararları en kısa sürede tespit edilecektir.”

ÇANKIRI’DA 4 YARALI
Çankırı’nın kent merkezi ile Ilgaz, Korgun, Çerkeş ve Kurşunlu ilçelerinde öğle saatlerinde fırtına ve aralıklarla sağanak etkili oldu.

İl genelinde fırtına nedeniyle uçuşan çeşitli cisimlerin çarpması sonucu 4 kişinin hafif yaralı olarak hastanelere başvurduğu öğrenildi.
AĞAÇLAR YERİNDEN SÖKÜLDÜ, ELEKTRİK TELLERİ KOPTU
Samsun’un Bafra ve Vezirköprü ilçelerinde etkili olan kuvvetli rüzgar, hayatı olumsuz etkiledi.
İlçede akşam saatlerinde etkili olan kuvvetli rüzgar nedeniyle ağaçlar devrildi, elektrik telleri koptu.
İhbar üzerine polis, itfaiye ve TEDAŞ ekipleri bölgede önlem aldı.

Elektrik tellerinin koptuğu bölgede elektrik akımı kesilerek tehlikeye neden olması önlendi.
Yola devrilen ağaçlar ise ekipler ve vatandaşların yardımıyla kaldırıldı.

Vezirköprü ilçesinde de etkili olan fırtına nedeniyle Gazi Caddesi’nde bir binanın çatısı uçtu, ağaçlar devrildi. Uçan çatı, çevredeki binalarla araçlara zarar verdi.
DALGALAR 3 METREYİ BULDU
Karadeniz’de etkili olan fırtına nedeniyle Sinop sahilinde yüksekliği 3 metreyi bulan dalgalar oluştu.
Kentte etkili olan ve saatteki hızı 75 kilometreye kadar çıkan fırtına nedeniyle sahillerde dalgalar meydana geldi.

Yüksekliği 3 metreyi bulan dalgaların karaya vurduğu bazı bölgelerde yollarda su birikintileri oluştu.
Özellikle kentin iç liman mevkisinde etkili olan fırtına, kentte deniz ulaşımını da olumsuz etkiledi.
Fırtına sebebiyle uluslararası yük taşımacılığı yapan gemiler, Sinop’un doğal limanına demirledi.
MARMARİS’TE “TAM FIRTINA”
Muğla’nın Marmaris ilçesinde rüzgar ağaçları devirdi, belediye birimlerinde hasara neden oldu.

Meteoroloji yetkililerinden alınan bilgiye göre, “tam fırtına” sınıfına giren ve güneybatıdan esen rüzgarın saatteki hızı 96,5 kilometre ölçüldü.
FERİBOTTAKİ ARAÇLAR HASAR GÖRDÜ
Marmara Denizi’nde Yalova-Yenikapı seferini yapan feribottaki bazı araçlarda fırtına sebebiyle hasar meydana geldi.
Yalova’dan 15.45’te Yenikapı’ya hareket eden feribot, bir saat olarak planlanan seferini olumsuz hava koşulları nedeniyle iki saatte tamamladı.
Fırtınada dalgaların etkisiyle feribotun ön kısmındaki bazı araçlar hasar gördü.
Bazı araçların ön camları kırıldı, bazılarının kaportalarında hasar meydana geldi.
]]>“KÂR MARJI DÜŞÜK”
Ayakkabı satıcısı Ayhan Metin
– Esnafın işi zor. Maaşlar belli, insanların önceliği gıda. Akabinde zaruri olmadıkça giyim ikinci planda. Alım gücünün düşük olması nedeniyle işler çok hareketli değil. Ciro bazında geçmiş yıllara göre belki dengeliyoruz ama ürünün maliyet değerinin yüksek olduğunu düşünürsen esnafın kâr marjı düşük. İdare etmeye çalışıyoruz.

Ayhan Metin
“MİLLETİN CEBİNDE PARA YOK”
Esnaf Gürdoğan Çamlı
– Piyasa durgun. İyi olacak diye bekliyoruz ama zor. Milletin cebinde para yok. Geçim sıkıntısı çok yüksek. Emekli maaşları çok düşük. Asgari ücret deseniz ona keza. İnsanlar zor geçiniyor bu durumda alışveriş yapmalarını bekleyemiyoruz. Yaz aylarında yurt dışından turist gelirse bir şeyler yapmayı planlıyoruz. Ben burada 20 senedir esnafım. İki tane yan yana mağazam var, toptan yerim var, hepsinin kirasını şu an zor yetiştiriyorum.
– Yok yani, masrafım çıkmıyor. İşçi ücretlerini zor yetiştiriyorum. Durumlar sıkıntılı, İzmir geneli böyle. Pek tat yok. İnsanlar karşıdan bakıyorlar, alamadan gidiyorlar. Peynirin kilosu olmuş 400 lira, etin kilosu olmuş 600 lira. Çok zor ben sadece kendi açımdan bakmıyorum; emekliye de çalışana da bakıyorum gerçekten zor.

Gürdoğan Çamlı
“BİZE TURİST LAZIM”
Esnaf Serkan Alp
– Siftah yok, dükkanlar bomboş. Bütün esnaf arkadaşlar oturuyor. Bize taze kan lazım. Çünkü yerlinin alım gücü yok. Adam 10 bin lira emekli maaşı alıyorsa ne alabilir? İnsanlar sadece aç aç geziyor, başka bir şey yok. Eline bir simit alıp yiyerek geçiyor. Yemek bile yiyemiyor, doğru dürüst. Bir gün iş yapıyorsan bir ay oturuyorsun. Bize turist lazım.

Serkan Alp
“İNSANLAR LOKANTAYA TEDİRGİN GİRİYOR”
Ali Haydar Keskin de işlerin iyi olmadığını bunun sebebinin alım gücü kaybı olduğuna işaret ederek şunları söyledi:
– İnsanların maaşları gittikçe düşüyor. Her gün her şeye zam geliyor. Dün bir kilo taze fasulye aldım, 80 lira. Ben burada kime ne vereyim. Ucuz versem ben batacağım. Kiralar yüzde yüz artıyor. Alım gücü herkes için çok zor. Esnaf için de öyle. Vergi, sigorta, işçi parası var. Artık gücümüz kalmadı.

Ali Haydar Keskin
– İnsanlar artık tedirgin olarak lokantaya giriyor. ‘Ne yiyeyim acaba, kaç para’ diye korkuyorlar. Bir de burası Alsancak. Sıkıntı çok büyük. Et koymuyorum atık, et yemeğini kaç liraya satacağım ben? Kıymaya her gün zam geliyor, geçen hafta 30 lira zam geldi. Tüpe zam geliyor. Yansıtsak müşteri kaçıyor, yansıtmasak biz içeri giriyoruz. Biz hep tedirginlik içerisindeyiz ne yapacağımızı şaşırdık.
]]>Business Insider’a konuşan Prakash, “Her zaman devasa kaselerde makarna yemiyorlar. Her öğüne sebze katıyorlar. Porsiyonlar daha küçük; çok fazla balık, sağlıklı yağlar, zeytinyağı ve bal tüketiyorlar. İyi besleniyor ve yemeklerinin tadını çıkarıyorlar. Bu sadece yemek yemekle ilgili değil, bu yemeğin keyfi.” dedi.
Diyetisyen, markette ve pazarda kolayca bulunabilecek temel gıdalardan besleyici, lezzetli yemekler hazırlamak için kullandığı ve dört maddeden oluşan tipik alışveriş listesini şu şekilde paylaştı…

K VİTAMİNİ İÇİN YEŞİLLİKLER
Prakash, her alışveriş gezisine ağırlıklı olarak ürün bölümüne odaklanarak ve mevsim sebzelerini doldurarak başladığını söyledi.
Alışveriş gezilerinin temel öğelerinden biri yapraklı yeşillikler, özellikle de her öğüne kullanışlı, sağlıklı bir yan katan önceden yıkanmış salata yeşillikleri.
“Hazırlamam gerekmiyor, pişirmem gerekmiyor. Akşam yemeğimde veya yeşillik salata yerken öğle yemeğimde sebze yememem için hiçbir mazeret yok” dedi.
Yeşiller, yaşlandıkça beyninizi korumak gibi faydalarla bağlantılı olan K vitamini, kalsiyum ve demir gibi mineraller ve antioksidanlar açısından zengindir.
Kullanılacak tarif: Yeşilleri basit bir salata sosuyla bir kaseye atın ve tadını çıkarın.

LİMON YEMEKLERİNİZİN LEZZETİNİ VE BESİN DEĞERİNİ ARTIRIR
Prakash, ürün reyonundan ayrılmadan önce, çeşitli yemeklere parlaklık ve karmaşıklık katmak için limon stokladığını söyledi.
“Yemeklerimin tadının lezzetli olmasını sağlamak için kullanabileceğim çok yönlü bir malzeme” dedi.
Sebzelere asit eklemek, lezzeti artırmaya ve yemeğe iştah açıcı umami notaları katmaya yardımcı olabilir, et içermeyen, besin açısından yoğun, lezzetli bir yemek hazırlayabilir (Akdeniz diyetinde ölçülü olarak yenir). Yemeklerinizdeki ekstra zip, işlenmiş veya paket malzemelere veya ilave tuz veya şekerlere güvenmenize gerek kalmadan yemekten sonra kendinizi tatmin etmenize yardımcı olabilir.
Limon aynı zamanda sağlıklı bir bağışıklık sistemini destekleyen iyi bir C vitamini kaynağıdır.
Kullanılacak tarif: Zeytinyağı ve biraz bal ile birleştirerek salata sosu yapın.

KONSERVE FASULYE HARİKA BİR PROTEİN VE LİF KAYNAĞIDIR
Marketin raflı reyonuna geçen Prakash, mutfağında hem konserve hem de kurutulmuş her türlü fasulyenin düzenli rotasyonla bulunduğunu söyledi.
“Her fasulye iyi bir fasulyedir. Akşam yemeğinize anında protein ve lif ekleyebilirler ve öğle yemeğinde benim için her zaman kurtarıcıdırlar” dedi.
Fasulye, insanların 100 yaşına (hatta daha da ilerisine) kadar yaşama ihtimalinin yüksek olduğu bölgelerde yaygın olarak yenildiği için uzun ömürlü süper yiyecek olarak bile adlandırılıyor.
Kısa vadede, daha fazla fasulye yemenin sindiriminizi sağlıklı tutma ve yemekten sonra daha uzun süre tok hissetmenize yardımcı olma gibi faydaları vardır.
Kullanılacak tarif: Hızlı, sağlıklı bir yemek için bir kutu nohut veya beyaz fasulyeyi açın ve kalan sebzeler, soslar veya soslarla karıştırın.

FARRO, LEZZETLİ VE BESİN DEĞERİNE SAHİP BİR TAM TAHILDIR
Kilerin olmazsa olmazlarını tamamlayan Prakash, sıklıkla bir İtalyan tahılı olan farro formundaki sağlıklı karbonhidratlara yöneldiğini söyledi.
“Ben sadece dokusunu seviyorum, gerçekten cevizli ve yemesi çok tatmin edici. İnsanı doyuruyor” dedi.
Tavuk gibi yağsız bir protein kaynağının, özellikle de soslu yemeklerin demirlenmesi gibi, pirinç veya makarna gerektiren tariflerde kullanılabilir, böylece tahıllar tüm bu lezzeti emebilir.
Beyaz pirinç gibi daha rafine tahılların aksine farro, protein, lif, B vitaminleri ve magnezyum gibi besinlerle doludur.
Kullanılacak tarif: Büyük bir tencerede tuzlu suda makarna pişirir gibi pişirin, ardından beyaz peynir, salatalık ve domatesle Akdeniz tahıllı salata yapın.
]]>Belediyenin borçları ve tespit ettikleri bazı özel durumlara ilişkin açıklama yapan Duran, önceki dönemde belediyenin taşınmaz satışlarından 112 milyon TL gelir elde etmesine rağmen 108 milyon lira borcunun olmasını kamuoyunun takdirine bıraktığını söyledi.
BEŞ ARACA AYLIK 450 BİN TL
Göreve geldiklerinde belediyede makam arabasının da aralarında bulunduğu 5 kiralık araca aylık 450 bin ödendiğini tespit ettiklerini belirten Duran, ilk iş olarak kira sözleşmelerini iptal ederek belediyeyi bu maliyetten kurtardıklarını kaydetti.
BELEDİYENİN SANDALYESİ KAHVEHANEDE
Atıl durumda olan Değirmen Cafe’nin 23 Nisan’a kadar hizmete açılması için gerekli girişimlerde bulunduklarını anlatan Duran, “Trajik olan bir konu var ki Değirmen Cafe’nin masa ve sandalyeleri seçim için Tırmısın Mahallesi’nde bir kahvehanede çıkmıştır. Bu belediyenin olanaklarının seçimde ne denli kötü kullanıldığının göstergesidir” diye konuştu.
”ÇÖP BİDONU BİLE YOK”
Göreve geldiğinde ilçede gerekli çöp bidonunun dahi olmadığını gördüklerini kaydeden Duran, ricayla Muratpaşa Belediyesi’nden 35 çöp bidonu aldıklarını söyledi.
ARSALARDAN BEŞİ AYNI AİLEYE
Belediyenin 2023 yılı içinde sattığı arsalardan 5’inin bir aileye odaklı yapıldığını tespit ettiklerine dikkati çeken Duran, “Ortaya çıkan bir kamu zararı olduğunu gördük. Biz bunun kesinlikle takipçisi olacağız. Aynı ailenin sanayide 4 tane dükkan alması ve sanayi bölgesinde hazineye ait bir arsanın el altından aynı aileye doğru kanalize edilmesinin kesinlikle tesadüf olduğunu düşünmüyoruz. Belediye olarak bunun takipçisi olacağız” diye konuştu.
“ARAÇ KİRALAMAYACAĞIZ”
Kendi döneminde Demre Belediyesi’nin satış yapmayacağını, aksine kazanmak üzerine çalışacaklarını kaydeden Duran, “Araçlardan bahsediyorum. Önümüzdeki dönemde bu borçlarla ilgili bazı satışlar meydana gelebilir. Ama biz keyfiyete dayalı olarak araç kiralamayacağız, böyle astronomik satışlar yapmayacağız. Bu borçlar ağlama duvarımız da olmayacak. ‘Biz göreve geldiğimizden itibaren belediyenin durumunu, borcunu, yaptıklarını açıklayacağız’ dediğimiz için kamera karşısındayız” dedi.
”MİTİNGLERDE ÇALIŞTIRIP İKİ KATI MAAŞ ÖDEDİLER”
Seçim sürecinde belediye personelinin seçim büroları ve seçim gezilerinde görevlendirildiğini, bu personele 2 katı maaş ödendiğini tespit ettiklerini belirten Duran, “Emek gösteren insanlara bedelini ödemek doğrudur. Ama belediyeden bazı arkadaşlara yüksek maaş ödeyip diğer arkadaşların bu konuda mağdur olmaları adaletli değildir” ifadesini kullandı.
Demre sahillerine yönelik çalışmaları nedeniyle önceki dönem belediye başkanına teşekkür eden Duran, sahil bandıyla ilgili Kültür ve Turizm Bakanlığı ile belediye arasındaki hukuki sürecin devam ettiğini, sahillerin korunması için hukuki sürecin takipçisi olacaklarını söyledi.
BELEDİYENİN GÜNCEL MALİ DURUMU
Demre Belediye Başkanı Fahri Duran, belediyenin geçmiş dönemden kalan borçları, satış gelirleri ve mali tablosunu belediye binasına astı. Duran’ın açıklamasına göre, belediyenin mali tablosu şöyle:
Banka mevcudu: 601 bin 524 TL
Piyasa borcu: 38 milyon 208 bin 352 TL
Taahhüt edilmiş borç: 53 milyon 534 bin 216 TL
Kredi borcu: 7 milyon 931 bin 670 TL
Kurumlara borç: 8 milyon 376 bin 292 TL
Demre Hizmet Ltd. Şti. Borcu: 713 bin 514 TL
Toplam borç: 108 milyon 162 bin 520
1 Nisan 2019-31 Mart 2024 tarihleri arası satışı yapılan arsa ve araç listesi:
Satılan araçlar (2 adet): 1 milyon 434 bin 325 TL
Satılan taşınmazlar 2019-2021 yılları arasında (Bozdağ arsa-82 adet): 12 milyon 390 bin 334 TL
Satılan taşınmazlar (mesken-dükkan-tarla-8 adet): 5 milyon 819 bin TL
Satılan taşınmazlar (Sanayi dükkanları-86 adet): 57 milyon 486 bin 130 TL
Satılan taşınmazlar 2023 yılı (Bozdağ arsa-13 adet): 34 milyon 910 bin TL
Satışlarla sağlanan toplam belediye geliri: 112 milyon TL
]]>Adana’da yaşayan Safiye Gökçe Yüce, yaklaşık 6 yıl önce eşi Oğuzhan Yüce’nin (49) bir jeotermal enerji santralinde elektrik mühendisi olarak göreve başlaması üzerine Aydın’a taşındı. Burada eşiyle birlikte taşeron şirket kuran Safiye Gökçe Yüce, JES şirketlerine işçi bulmaya başladı. Bu sırada Aydın Devlet Hastanesi’ne sağlık kontrolüne giden Yüce, iddiaya göre tanıştığı bir doktora kendisini, ‘ekonomist-broker’ olarak tanıttı. Doktora yatırımını kripto para birimi Bitcoin’e yapmasını söyledi. İkna olan doktordan adına Bitcoin almak üzere para aldı. Bir süre sonra kar payı verdiği doktora, kendisine yeni müşteriler bulmasını, bunun üzerinden de kar payı ödeyeceğini vadetti. Böylelikle saadet zinciri benzeri bir yapı oluşturan Yüce, kısa sürede hemşireden, polise kadar çok sayıda meslek grubundan 40 kişiye ulaştı.
TELEFONLARI AÇMAYINCA DOLANDIRILDIKLARINI ANLADILAR
Safiye Gökçe Yüce, Bitcoin almak için para topladığı bu kişilere 2 yıl boyunca kar payı ödedi. Para aldığı kişilere, kurdukları şirketin arkasında JES firması bulunduğunu, yeğeninin ise Milli İstihbarat Teşkilatı’nda (MİT) görevli olduğunu söyleyen Yüce, 23 Ağustos 2019 tarihinde ortadan kayboldu. Safiye Gökçe Yüce’nin, telefonlarını açmaması üzerine dolandırıldıklarını anlayan mağdurlardan 27’si, avukatları aracılığıyla Aydın Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Şikayetler üzerine başlatılan soruşturma kapsamında Safiye Gökçe Yüce’nin hesapları incelemeye alındı. Kripto para hesaplarında toplam 8 bin 300 Bitcoin olduğu ve bu sayının giderek arttığı belirlendi. Safiye Gökçe Yüce’nin birlikte hareket ettiği kişilerle web sitesi kurduğu, buradan da bazı kişileri ağına düşürdüğü, bir süre sonra da siteyi kapatıp, ortadan kaybolduğu anlaşıldı. Yüce’nin Aydın’da 40 kişiyi yaklaşık 30 milyon TL dolandırdığı belirlendi.
OTOYOL GİŞELERİNDE YAKALANDI
Safiye Gökçe Yüce her yerde aranırken bir ihbar, Bursa polisini harekete geçirdi. İhbar üzerine Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Gebze-Orhangazi-İzmir kara yolu Bursa gişelerinde 8 Kasım 2019 saat 03.00 sıralarında araçla giriş yapan Safiye Gökçe Yüce´yi, durdurup, gözaltına aldı. İşlemlerinin ardından Aydın’a getirilen Yüce, tutuklandı. Yüce 4 ay cezaevinde kaldıktan sonra 10 Mart 2020’de yurt dışına çıkış yasağı konularak elektronik kelepçeyle serbest bırakıldı. 1 yıl sonra elektronik kelepçe çıkarıldı. Safiye Gökçe Yüce ve eşi Oğuzhan Yüce hakkında dolandırıcılık suçundan 27 kez ayrı ayrı 1 yıldan 5 yıla kadar toplam 135’er yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı.
HER MAĞDUR İÇİN 3 ER YIL CEZA VERİLDİ
Geçen yıl 3 Ekim’de, Aydın 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında Safiye Gökçe Yüce, 27 mağdurun her biri için 3’er yıl olmak üzere toplamda 81 yıl hapis cezası ile toplam 394 bin 300 TL para cezasına çarptırırken, eşi Oğuzhan Yüce’nin ise beraatine karar verildi.
ÜST MAHKEME KARARI BOZDU
Safiye Gökçe Yüce avukatları aracılığıyla istinaf mahkemesine itirazda bulundu. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13’üncü Ceza Dairesi, 23 Kasım’da toplanıp, itirazı değerlendirdi. Ceza Dairesi, Safiye Gökçe Yüce’nin mahkemede var olan şüpheyi ortadan kaldıracak ve cezalandırılması yönünde tam bir vicdani kanaat oluşturacak kesin, somut ve inandırıcı delilin dosya kapsamında mevcut olmadığı kanaatiyle ‘şüpheden sanık yararlanır’ evrensel ilkesi de dikkate alınarak hükmün bozulmasına karar verip, dosyayı yerel mahkemeye iade etti. Ceza Dairesi ayrıca Yüce’nin tahliyesine de karar verdi. Mağdurlar, Ceza Dairesi’nin kararına tepki gösterip, itiraz etti.
‘TEFECİLİK SUÇUNU İŞLEMİŞLERDİR’
Yüce çiftinin Aydın 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanmasına dün başlandı. Duruşmaya Safiye Gökçe Yüce ve eşi Oğuzhan Yüce, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, tarafların avukatları salondaki yerini aldı. Yeniden yargılanmasına başlanılan Safiye Gökçe Yüce mahkemede, “Bozma ilamında aleyhe olan hususları kabul etmiyorum. Gelen müzekkere cevaplarına bir diyeceğim yoktur. Önceki savunmamı aynen tekrar ederim. Hiç kimseye bilerek ve isteyerek kasten zarar vermedim” dedi.
Sanık avukatlarından Coşkun Karakuş ise söz alarak, “Mağdurlar, müvekkilimin almış olduğu paranın en az yüzde 15 kar ederek kendisine geri ödeneceğinden bahsetmiştir. Bu husus bizim katılanlar hakkında tefecilik suçunu işlediklerinden bahisle suç duyurusunda bulunmamızı doğrulamıştır. Katılanlar verdikleri paraları komisyon alacak şekilde müvekkilden tahsil etmeye çalışarak tefecilik suçunu işlemişlerdir” diye konuştu.
Mahkeme heyeti, iki kripto para borsasından gönderilen cevapların ve dosyanın bilirkişi heyetine tevdii ile bozma ilamı doğrultusunda yeniden rapor düzenlenmesinin istenmesine karar vererek duruşmanın 3 Temmuz günü devam edilmesine karar verdi.
]]>Dünyanın tek kıtalararası bisiklet turu olan organizasyonun 59’uncusu, bu yıl 21-28 Nisan tarihlerinde düzenlenecek. 8 etaptan oluşan TUR 2024’te mücadele edecek 25 takımdan 175 bisikletçi, 1188 kilometre boyunca pedal çevirecek. Organizasyon TRT Spor’dan canlı yayımlanacak.
TUR 2024’te 4 Dünya Turu, 7 profesyonel, 12 de kıta takımı pelotonda mücadele verecek. Beykoz Belediyespor, Konya Büyükşehir Belediyespor, Sakarya Büyükşehir Belediyespor ve Spor Toto olmak üzere Türkiye’den 4 takım organizasyonda yer alacak. Türk bisikletçi Ramazan Yılmaz da Adria Mobil takımıyla tura katılacak.
Antalya’dan başlayacak yarışın startı, 10.25’te Düden Parkı’nda verilecek. Bisikletçiler, turun ilk gününü Atatürk Parkı’nda tamamlayacak.
Genel olarak düz profile sahip etaplardan oluştuğu için sprint finişlerinin yaşanacağı TUR 2024’ün tek 1. kategori tırmanışı, Kuşadası ile Manisa arasındaki 6. etapta gerçekleşecek. Spil Dağı’ndaki zirve finişine sahne olacak etapta bisikletçiler, 1244 metre rakıma tırmanacak.
190,6 kilometreyle turun en uzun etabı olan Kemer ile Kaş arasındaki 2. etap ve Marmaris’ten başlayıp Bodrum’da bitecek 4. etap da barındırdıkları 2. kategori tırmanışlarla sprinterleri zorlayacak.
Türkiye’nin tarihi ve doğal güzelliklerinin tanıtımına büyük katkı sağlayan tura katılan bisikletçiler, Akdeniz ve Ege sahillerinde ilerledikten sonra İzmir’den hava yoluyla İstanbul’a geçecek.
Turun 28 Nisan Pazar günü koşulacak son etabı İstanbul’da yapılacak. Startı ilk kez Beşiktaş Meydanı’nda verilecek final etabı, Sultanahmet Meydanı’nda sona erecek.
59. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nun etapları ve mesafeleri şöyle:
1. Etap (21 Nisan): Antalya, 134,7 kilometre
2. Etap (22 Nisan): Kemer-Kaş (Kalkan), 190,6 kilometre
3. Etap (23 Nisan): Fethiye-Marmaris, 156 kilometre
4. Etap (24 Nisan): Marmaris-Bodrum, 137,9 kilometre
5. Etap (25 Nisan): Bodrum-Kuşadası, 177,9 kilometre
6. Etap (26 Nisan): Kuşadası-Manisa (Spil Dağı), 160,1 kilometre
7. Etap (27 Nisan): Çeşme-İzmir, 125,4 kilometre
8. Etap (28 Nisan): İstanbul, 105,4 kilometre
TUR SIRASINDA 23 NİSAN KUTLANACAK
TUR 2024 yarış dışındaki etkinlikleriyle de bisiklet kültürünü ve sevgisini yaymaya çalışacak.
Jandarma Genel Komutanlığı Trafik Daire Başkanlığının “Güvenli Bisiklet” projesi kapsamında çocuklara, bisiklet kullanımı ve trafik güvenliği konusunda eğitimler verilecek.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na denk gelen Fethiye-Marmaris etabında Türk bayrakları eşliğinde “TUR 2024 Bisiklet ve Gelecek Çocuk Şenliği” düzenlenecek.
Spil Dağı’nda bitecek turun 6. günü, Manisa Mesir Şenlikleri kapsamında 11 ülkeden gelen çocukların gösterileri ve geleneksel mesir saçımı törenine sahne olacak.
Artistik bisikletçi Viola Brand de gösterileriyle geçen yıl olduğu gibi 2024’te de Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’na renk katacak.
TURUN TARİHÇESİ
İlk kez “Marmara Turu” adıyla 1963 yılında düzenlenen organizasyon, 1965 yılında uluslararası statü kazandı.
Bu özelliği nedeniyle turun başlangıç tarihi 1965 olarak kabul ediliyor. Organizasyon, 1966 yılından itibaren ise Cumhurbaşkanlığı himayesine alındı.
Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, Uluslararası Bisiklet Birliği (UCI) tarafından 2008’de 2.1 yarışma kategorisine, 2010’da da Hors Category (2. HC) seviyesine yükseltildi.
Tur, 2017’den itibaren üç yıl boyunca Dünya Turu takvimine eklendi. Kovid-19 salgını nedeniyle 2020’de iptal edilen organizasyon, 2021 ve 2022’de UCI’nın yeni oluşturduğu Pro Serisi’ne alındı.
2023’te UCI Avrupa Turu altında 2.1 yarışma kategorisinde yapılan tur, 2024’te yeniden Pro Serisi yarışları arasına girdi.
LİDERLERİN MAYOLARI
Turu en kısa sürede bitiren bisikletçi ve etaplardaki prim kapılarında aldığı puanlar bakımından lider sporcular, 4 farklı renkteki formayı giyiyor. Buna göre lider bisikletçiler şu mayoları taşıyacak:
Turkuaz mayo: Genel klasman lideri
Yeşil mayo: Sprint lideri
Kırmızı mayo: Tırmanış lideri
Beyaz mayo: Türkiye güzellikleri lideri
CAVENDISH REKOR İÇİN TÜRKİYE’DE
Kazandığı 34 etap birinciliğiyle Fransa Bisiklet Turu’nun rekorunu Eddy Merckx ile paylaşan Mark Cavendish, yeşil mayoyu 2014 ve 2015’te giydiği Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nda 6. kez boy gösterecek.
2023 sezonu sonunda aktif kariyerini noktalamayı planlayan ancak kararını değiştiren Büyük Britanyalı sporcu, Astana Kazakistan takımında yarışacak.
Elde ettiği 11 etap zaferiyle Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun rekorunu Andre Greipel’le paylaşan 38 yaşındaki Cavendish, ünvanı tek başına ele geçirmek için pedal çevirecek.
Cavendish’in bu yoldaki en önemli rakipleri Bora-Hansgrohe takımından Sam Welsford, Dsm-Firmenich PostNL’den Fabio Jakobsen ve Danny van Poppel olacak.
TUR’da en fazla etap galibiyeti bulunan isimler şöyle:
Sporcu Ülkesi Etap galibiyeti
2 KEZ KAZANAN ÇIKMADI
Türkiye’nin en uzun soluklu ve en prestijli yol bisikleti yarışı Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, 2008’de profesyonel takımların da yer aldığı bir formatta düzenlenmeye başladı.
2008’den bu yana hiçbir bisikletçi, genel klasman şampiyonluğunu 2 kez kazanamadı. Bu süre zarfında 3 kez İspanyol, 2’şer kez İtalyan ve Kazak, 8 defa da farklı ülkelerden sporcular turu kazandı.
]]>300’den fazla bitki türünde beslenebilen ve biyolojik mücadelenin sürdürüldüğü istilacı böceğin erginlerinin uzun mesafelere uçabilme yeteneğinde olması, yayılışını kolaylaştırıyor.
Dadandığı fındık bahçelerinde yapraklarını yiyip, suyunu emdiği bitkilerin kökünü kurutan istilacı, son dönemlerde hava sıcaklıklardaki ani artış nedeniyle bu yıl bahçelerde erken görülmeye başlandı.

Bölgede yayılarak tehdidini sürdüren zararlının, popülasyonunun ciddi seviyede arttığını belirten uzmanlar, biyolojik mücadelenin yanında kimyasal mücadelenin de devreye alınmasını öneriyor.
‘GEÇEN YILA GÖRE 4-5 KAT DAHA FAZLA ZARAR VERECEK’
Ulusal Fındık Konseyi (UFK) Yönetim Kurulu Üyesi Sebahattin Arslantürk, kahverengi kokarcanın bu yıl bahçelerde 1 ay erken görülmeye başladığını belirterek, “Kahverengi kokarca böceği normalde mayısın birinci haftası ya da ikinci haftası çıkıyordu. Ama bu yıl iklim şartlarının aşırı derecede sıcak gitmesiyle artık kahverengi kokarca erkenden sahada yayılmaya başladı. Bu böcek normalde mayısın ikinci haftasından itibaren yumurtasını bırakıyordu. Şimdi bu mayısın başında yumurtaları da çıkmış olacak. Çok büyük bir yayılımı var ve gelen ihbarlardan da şunu söyleyebiliriz ki; anormal boyutta çoğaldı. Bu da demek oluyor ki, bu yıl geçmiş yıllara göre verdiği zararın en az dört beş katı daha fazla zarar verecek. Amerikalı bilim insanları, ‘bu böcek dünyaya gelmiş en zararlı tarım zararlısıdır’ diye bahsediyor. Türkiye’de de bunun önleminin daha önceden alınması gerekiyordu” diye konuştu.

‘FİZİKSEL MÜDAHALEDE GEÇ KALDIK’
Kahverengi kokarcaya karşı fiziksel mücadele için geç kalındığı değerlendirmesinde bulunan Arslantürk, “Kahverengi kokarca popülasyonundaki artışa karşı samuray arının salınımı yeterli olacak mı? Hayır olmayacak. Bu böceği yok etmede en kolay yöntemler fiziksel ve kimyasal mücadeleler ama bunu da kışlığa gittiği zaman yapmamız gerekirdi, onun için de geç kaldık. Bu yıl Giresun ve Ordu tarım il müdürlükleri böceğin yok olması için çalışmalar yaptı ama bizim üreticimiz de bununla nasıl mücadele yapılacağını bilmiyor. Türkiye’nin önümüzdeki süreçte bu işe çok ciddi şekilde eğilmesi gerekiyor” dedi.

‘KIRMIZI ALARMA GEÇİLMELİ’
Bu yıl kahverengi kokarcanın fındıkta 150 bin ton kayba neden olacağını öngördüğünü ifade eden Arslantürk, “Bu yıl Artvin bölgesinde bazı köylerde kahverengi kokarcanın verdiği zarar yüzde 60’ı geçti; bu çok büyük ve korkunç bir rakam. Bizde de geçen yıl sadece 150 rakıma kadar alanda görülürken bu sene şu anda gelen ihbarlar böceğin 700 rakımlı arazilere kadar çıktığını gösteriyor. Bu da demek oluyor ki, büyük bir alana zarar verecek. Umarım öyle bir şey olmaz. Bununla ilgili artık bakanlığın kırmızı alarma geçmesi gerekiyor. Böyle giderse, önlem alınmazsa benim öngörüm 150 bin ton civarında bir zarar olabilir; bu çok büyük bir rakam. Biyolojik mücadele kesinlikle yeterli değil. Çünkü böceğin popülasyonunun anormal şekilde büyüyen bir yapısı var. Yani bir anne babadan bir sezonda 14 bin tane böcek ortaya çıkıyor. Fındık üreticisi olarak çok endişeliyiz. Böceğin verdiği zararın nasıl olduğunu biliyorum. Bu dakikadan itibaren üreticiler olarak da kimyasal mücadeleden başka çaremiz yok. Şu anda görüntüye bakarsanız, kimyasal mücadelenin bir an önce tam yerinde ve zamanında yapılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
]]>Tutuksuz sanık Emniyet Müdürü Necdet Ç, 2016’da Bora Kaplan ve örgüt üyeleri tarafından 2 gün alıkonularak işkenceye maruz kaldığını öne süren Erkan D’nin iddialarıyla ilgili savunma yaptı.
Olay tarihinde görevli olduğu Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğüne bir kişinin gelerek şikayetçi olduğunu görevli komiserden öğrendiğini belirten Necdet Ç, “Gasp Büro Amirini aradım, kendisine durumu söylediğimde, ‘Konuyu zaten biliyorum. Siz şahsı gönderin, iki güne Esat karakoluna gönderiyorum.’ dedi. Ben de bu şekilde komiserime talimat verdim.” şeklinde konuştu.
Necdet Ç, Erkan D’yi Esat karakoluna gönderdiklerini ve ertesi gün konuyu merak ettiği için komiserlerden biriyle görüştüğünü söyleyerek, “Komiser bana, ‘Şahıs susma hakkını kullanmak istedi.’ dedi. Ben de şüphelenerek ekibime ‘Tekrar şahsa ulaşmaya çalışalım.’ dedim. Şahısla konuştuğumu hatırlamıyorum. Çünkü eziyet görmüş, vahşice dişleri sökülmüş bir şahısla konuşsam muhakkak hatırlarım.” beyanında bulundu.
“KİMİN KİM OLDUĞUNU ZAMAN GÖSTERECEK”
Tutuklu sanık Tansel Aktan ise 15 Temmuz’da TRT’nin önünde Bora Kaplan’ın yanındaki uzun namlulu, çelik yelekli kişinin kendisi olduğunu söyledi. FETÖ’nün o günden beri bu dosyanın altyapısını hazırladığını öne süren Aktan, şöyle devam etti:
“Süleyman Soylu itibarsızlaştırılmak istendi. Şu anda 2011-2013’te yaşananlar yaşanıyor. O zaman da her hafta böyle çeteler çökertiliyordu. 17-25 Aralık’ın altyapısını hazırladıkları daha sonra ortaya çıktı. Burada neyin altyapısını hazırladıkları da 2-3 yıl sonra anlaşılır. Kimin kim olduğunu zaman gösterecek.”
Bora Kaplan’a yapılan operasyonda Kaplan’ı yere yatıran Komiser Ufuk’un kurban olduğunu iddia eden Aktan, “Emniyette bana, ‘Ufuk’u öldürmeyi düşünüyormuşsunuz.’ denildi. ‘Ben devletçiyim, böyle bir şeyden utanç duyarım.’ dedim. Ufuk komiser kendisine dikkat etsin. Onu öldürüp, bizim üzerimize atabilirler.” iddiasında bulundu.
Bora Kaplan’ın yakalandığı esnada arabayı kullanan sanık Uğur Pekşen, “Emekli askerim. Suç örgütüne üye olmakla suçlanıyorum ama değilim. Bir yıldır Bora Kaplan’a ait olan toptan gıda deposunda çalışıyorum. Akşam da depoda bekçilik yapıyorum. Yasa dışı bir şey yaptığına hiç şahit olmadım.” diye konuştu.
“MESLEK ALIŞKANLIĞI”
Mahkeme başkanının “Şu an aktif görev yapan askereler bile iki dolu şarjör ve iki silahla gezmiyor, sen niye geziyorsun? Araçta telefonun bulunmuş, polislere teslim etmemişsin, şifreyi de vermemişsin neden?” sorularına cevap veren Pekşen, şu beyanda bulundu:
“Meslek alışkanlığı efendim. Benim kötü bir niyetim yoktu. Ben vatanını seven bir insanım. Şifremi vermeme sebebim ise ailemin fotoğrafları var, özel fotoğraflarım var, o yüzden vermek istemiyorum. Kararlıyım. Suç örgütü üyesi değilim. Beraatimi talep ediyorum.”
Pekşen’ın savunması üzerine mahkeme başkanı, Bora Kaplan’a, “Esenboğa Havalimanı’nda yakalandığın beyaz renkli aracın neden zırhlıydı?” sorusunu yöneltti.
Sanık Kaplan, çalışanlarını korumak amaçlı bu önlemi aldığını söyleyerek, “Biz ticaret yapıyoruz, para taşıyoruz. Duyuyoruz haberlerde. Adamı çevirmişler, gasbetmişler, öldürmüşler. Çalışanlarımın başına da böyle bir iş gelmesin diye bankadan para çekilirken de bu aracı kullanıyorduk. Ayrıca benim silaha ihtiyacım yoktur. Benim arabama bomba atsanız dahi işlemez. Araç tamamen kendimi savunma amaçlı.” dedi.
Sanık beyanlarının ardından ara kararını açıklayan mahkeme başkanı, tutuklu sanıkların mevcut hallerinin devamına ve tutuksuz sanıkların adli kontrol tedbirlerinin devamına hükmetti.
Duruşma, 22 Nisan Pazartesi gününe ertelendi.
]]>
AYM Başkanlığı makamında basına kapalı yapılan törende Arslan, görevini Özkaya’ya devretti.

“DEĞİŞİMİ, DÖNÜŞÜMÜ HEP BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİK”
AYM Yüce Divan Salonu’nda düzenlenen veda törenine Zühtü Arslan’ın yanı sıra Yüksek Mahkemenin yeni Başkanı Kadir Özkaya, AYM üyeleri ve personeli katıldı.
Arslan’ın görev sürecine ilişkin kesitlerin yer aldığı video gösterimiyle başlayan törende konuşan Zühtü Arslan, veda konuşmalarının zor olduğunu, 12 yıl görev aldığı bir yerden ayrılırken konuşmanın daha da zor olduğunu söyledi.
Yozgat’ın Sorgun ilçesinde 40 metrekarelik bir evde doğduğunu anlatan Arslan, küçük yaşta babasını kaybetmesi nedeniyle erken yaşta “büyüdüğünü”, bu sorumluluk duygusu içinde eğitim hayatıyla birlikte, geçimini de sağlamayı sürdürdüğünü ifade etti.
Akademik hayatla pratiğin birbirinden farklı olduğunu belirten Arslan, AYM’de görev almadan önce Yüksek Mahkemenin kararlarını en fazla eleştiren akademisyenlerden biri olduğunu, 2001’deki bir makalesinde de bu yöndeki eleştirilerinin yer aldığını dile getirdi.
Anayasa yargısı alanında iki temel paradigmanın bulunduğunu belirten Arslan, bunlardan birinin hak eksenli bireylerin haklarını önceleyen, diğerinin ise ideoloji eksenli daha devletçi yaklaşım olduğunu, iki yaklaşımın birbiri ile çatıştığını bildirdi.
“Kişi kınadığını yaşamadan ölmez” ifadelerini kullanan Arslan, 2012’de AYM’de görevine başladığını belirterek, şöyle devam etti:
“2001 yılında o makalede savunduğum hak eksenli paradigma, hak eksenli yorum ve yaklaşım bugün Anayasa Mahkemesinde hakim paradigmadır. Bu değişimi, dönüşümü biz hep birlikte gerçekleştirdik. Bundan dolayı çok mutlu olduğumu ifade etmek isterim. Anayasa Mahkemesi 2012’de getirilen bireysel başvuru hakkından sonra hak eksenli kararlar vermektedir. Vermeye de devam edecektir, benim inancım o yöndedir.”

“AYM’NİN TEMEL GÖREVİ TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ KORUMAKTIR”
AYM başkanı Arslan, hak eksenli yaklaşımın Türk toplumuna ithal bir yaklaşım olmadığını, bu yaklaşımın Mevlana’nın yüzyıllar önce verdiği mesajın ete kemiğe bürünmüş hali olduğunu vurguladı.
Hak eksenli yaklaşımın bir zorunluluk olduğunu bildiren Arslan, “Anayasa mahkemelerinin temel görevi, temel hak ve özgürlükleri korumaktır. Bireyin hak ve özgürlüklerini korumaktır. Bu bir zorunluluktur. Bunu yapmak elbette kolay değildir.” diye konuştu.
Görevi boyunca hak eksenli yaklaşımın temel alınması ve sürdürülmesi için tüm gayretini gösterdiğini dile getiren Arslan, şöyle devam etti:
“Bir insan için en zor işlerden birisi karar vermektir. Hele verdiğiniz karar her bir insanın, ülkenin kaderini etkiliyorsa o zaman gerçekten de karar vermek dünyanın en zor işidir. Karar sürecini doğum sürecine benzetiyorum. Karar verdiğinde herkesi memnun edemiyorsunuz, beklentiler farklı olabiliyor. Zaman zaman eleştirinin çok ötesine geçen saldırılarla da karşılaşabilirsiniz. O ağır saldırılar karşısında yutkunursunuz, öfkenizi içinize akıtırsınız. Haksızlık olduğunu bilirsiniz. İçinizde o haksızlığa karşı duyduğunuz isyan çığ gibi büyür. Ağzınızı açmak istersiniz, açamazsınız. Bu da fedakarlığın önemli bir boyutudur. Anayasa yargıcı olmak bedeli ağır olan bir görevdir. Bu görevi önemli olan layıkıyla yapabilmek ve vadesi geldiğinde ayrılabilmektir.”
Zühtü Arslan, görev süreci boyunca birlikte çalıştığı başkan, üye ve personele teşekkürlerini iletti, Yüksek Mahkemenin yeni başkanı Kadir Özkaya’ya başarı dileğinde bulundu.

KADİR ÖZKAYA’DAN TEŞEKKÜR KONUŞMASI
Yüksek Mahkemenin Başkanlığına seçilen Kadir Özkaya, Arslan’ın görev süresi boyunca disiplinle ve akla dayalı şekilde görev icra ettiğini, AYM’nin kurumsallaşması anlamında önemli işlere imza attığını söyledi.
Arslan’dan devraldığı bayrağı daha ileri götürmenin gayreti içinde olacağını dile getiren Özkaya, “Sayın Başkanımız hak eksenli yargılama anlayışıyla Anayasa Mahkemesi tarihinde, Türk hukuk tarihinde kendisine bir yer edindi. Bu ayrıca bir kez daha takdir edilmesi gereken özelliği. Kendilerini çok özleyeceğiz. Mahkememize yaptıkları tüm katkılarından dolayı müteşekkiriz.” ifadelerini kulandı.
]]>Denetimlerde, fiyat tarifelerinin, söz konusu iş yerlerinin giriş kapısının önüne ve hizmet sunulan masaların üstüne, tüketiciler tarafından kolaylıkla görülebilir ve okunabilir şekilde konulup konulmadığı incelendi.
Bu kapsamda Ankara Ticaret İl Müdür Vekili Elif Tan ve beraberindeki ekip, Çankaya ilçesinde yiyecek ve içecek hizmeti sunan iş yerlerini denetledi.
Tan, denetimlerin ardından AA muhabirine yaptığı değerlendirme, “Lokantaların giriş kapısının önünde her bir ürünün fiyatının belirtilip belirtilmediğini kontrol edip, her bir masaya fiyat listesi var mı diye bakıyoruz. Lokanta ve restoranlarda servis ücreti veya başka bir isim altında herhangi bir ücret alınıyorsa bunun fiyat listesinde ya da menülerde belirtilip belirtilmediği hususunu da kontrol ettik.” ifadelerini kullandı.

Bursa’da da il müdürlüğü ekipleri, lokanta ve kafelerde incelemelerde bulundu. Bursa Ticaret İl Müdürü İsmail Aslanlar, konuya ilişkin değerlendirmesinde, AVM’lerde farklı işletmelerin ortak alanda faaliyet göstermesi nedeniyle giriş kapısı olmadığına işaret etti. Aslanlar, “Sipariş verilen ve ödeme yapılan noktalarda tarife ve fiyat listelerinin yer alıp almadığına bakıyoruz.” dedi.
Masaya servis hizmeti sunulan işletmelerde, tüketiciler sipariş verinceye kadar fiyat listelerinin masanın üstüne konulması gerektiğini anlatan Aslanlar, otel, hastane ve mağaza gibi ana faaliyetin yanı sıra kantin, kafeterya gibi yiyecek-içecek hizmeti sunulan işletmelerde de aynı kriterleri aradıklarını vurguladı.
Arslanlar, masaların üzerinde yer alan QR kodlu menülerin tek başına yeterli olmadığına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hizmet sunulan masaya menü getirilmesi esastır. Ek bir hizmet olarak QR kodu kullanılmasında bir sakınca görülmemektedir. Denetim esnasında tarife ve fiyat listelerine rastlanılmaması veya liste fiyatı ile kasa fiyatı arasında uyumsuzluk olması halinde her bir aykırılık için 2 bin 172 lira idari para cezası uygulanmaktadır. Girdi fiyatlarında bir artış olmamasına rağmen satış fiyatlarında artış söz konusuysa, bunları da tespit ederek Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulunda değerlendirilmek ve gereği yapılmak üzere Bakanlığımıza gönderiyoruz. Aykırılık olması halinde bunlara da Bakanlığımızca idari para cezası uygulanmaktadır. Kent genelinde bu yıl 1207 işletmede 300 bin 40 ürün denetlendi, 1 milyon 776 bin 682 lira idari para cezası uygulandı.”

Kocaeli Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri, Başiskele ilçesinde de fiyat etiketi denetiminde bulundu. Kocaeli Ticaret İl Müdürü Veysi Uzunkaya, kafe, restoran, pastane ve benzeri işletmelere yönelik denetimlerin etkin şekilde yapıldığını söyledi.
Temel amacın tüketicinin ekonomik çıkarlarını korumak, haksız ve fahiş fiyat hususlarının önüne geçmek olduğunu belirten Uzunkaya, işletmelerin, bütün ürünlere ilişkin fiyat listelerini tüketicinin kolaylıkla görebileceği şekilde mekan girişine asmak zorunda olduğunu anımsattı.
Uzunkaya, işletme girişlerinde belirtilen fiyat listeleri ile masada yer alan fiyat listelerinin aynı olması gerektiğini dile getirerek, kasada ne kadar ücret ödeyeceğini bilerek masadan kalkmasının tüketicinin en doğal hakkı olduğunu kaydetti.
Kocaeli’de 15 ekiple denetim yaptıklarını bildiren Uzunkaya, “Sadece kafe, restoran ve pastane gibi işletmelere yönelik denetimlerde 2024’ün başından bugüne kadar 1537 firma denetlendi. 331 firmada aykırılık tespit edildi. 331 firmaya uygulanan idari para cezası yaklaşık 720 bin lira oldu.” diye konuştu.
Uzunkaya, bugün denetledikleri işletmelerin mevzuata uygun faaliyette bulunduğunu ifade ederek, denetimlerde amaçlarının işletmeleri zora sokmak değil, tüketicinin haklarını korumak olduğunu söyledi.

Adana’da da Ticaret İl Müdür Vekili Hüseyin Gödelek ve beraberindeki ekip, Turgut Özal Bulvarı’nda fiyat etiketi denetimi yaptı. Ekipler, iş yeri sahiplerine işletme girişlerine fiyat listesi konulması uygulamasına yönelik bilgi de verdi.
Gödelek, 1 Ocak’ta yürürlüğe giren düzenlemeyle keyfi fiyat artışı yapılmasının önüne geçildiğini hatırlatarak, hizmete sunulmayan herhangi bir ürünün menüde bulunmaması gerektiğini bildirdi. Gödelek, denetimlerdeki ilk hedefin tüketicinin mağdur edilmemesi olduğuna işaret etti.
‘İŞLETMELERİ UYARDIK’
Trabzon’un Ortahisar ilçesinde faaliyet gösteren kafe ve restoranlara yönelik de denetim yapıldı. Ticaret İl Müdürü Kasım Tiryaki, fiyat listelerinin yanı sıra “servis ücreti” adı altında herhangi bir ücret talep edilip edilmediğini incelediklerini söyledi.
Menü ve kasa fiyatı uyumunu da kontrol ettiklerini vurgulayan Tiryaki, şu değerlendirmede bulundu:
“Denetimlerimiz devam edecek. Burada amacımız, vatandaşlarımızın restorana veya kafeye girmeden önce alacağı hizmeti ve buna mukabil ödeyeceği ücreti görmesi ve bu doğrultuda bir tercihte bulunabilmesi. Tüketicinin bilgilendirilmesini, ekonomik çıkarlarının korunmasını ve olabilecek mağduriyetlerin engellenmesini hedefliyoruz.”
Diyarbakır Ticaret İl Müdürü Zafer Atik de restoran, kafe ve benzeri işletmelerde Fiyat Etiketi Yönetmeliği kapsamında denetim yaptıklarını söyledi.
Fiyat listeleri ile servis ücreti uygulamasına yönelik inceleme gerçekleştirdiklerini belirten Atik, şunları kaydetti:
“Denetimlerde amacımız, tüketicilerin yiyecek ve içecek hizmeti sunulan yerlerde işletmelere girmeden kapı girişlerindeki tarife ve ücret listelerini görerek ve fiyat karşılaştırması yaparak tercihte bulunabilmelerini sağlamak. Yönetmeliğimiz yürürlüğe girmeden önce Bakanlığımızın rehberlik görevi kapsamında sektör temsilcilerimizi ve işletmelerimizi bu konularda uyardık. İşletmelerimizin cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalması açısından belirtilen hususlara dikkat etmeleri faydalı olacaktır.”
]]>Çoğu kolon ve rektum kanseri, organların iç yüzeyinde polip adı verilen küçük büyümeler olarak başlar. Genellikle zararsızdırlar ancak bazen kansere dönüşebilirler.
Ancak polipler genellikle asemptomatiktir, bu nedenle düzenli taramaların yapılması önemlidir çünkü Mayo Clinic’e göre erken aşamalarda bulunanlar genellikle tamamen ortadan kaldırılabilir. Kanser taramasına başlamak için önerilen yaş 45’tir, ancak genetik yatkınlığı, ailede hastalık öyküsü veya diğer kolorektal risk faktörleri olanların daha genç yaşta test yaptırmaları önerilebilir.
Ancak 45 yaşından önce kolorektal kanser belirti ve semptomları gelişen kişiler de tarama yaptırmak isteyebilir. Gastroenteroloji uzmanı Dr. James Cleary, “Eğer bir semptomunuz varsa kolonoskopi yaptırmayı düşünmelisiniz, ancak istatistiksel olarak konuşursak bunlardan iki tanesine sahipseniz riskiniz daha yüksektir ve gerçekten gidip kolonoskopi yaptırmalısınız” dedi.
Dolayısıyla, birçok durum karın ağrısı veya kramp gibi basit görünen semptomlara neden olsa da, her ikisini de aynı anda yaşıyorsanız kanser testi yaptırmayı düşünebilirsiniz.
İşte kolon kanserinin bilmeniz gereken beş semptomu…
DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ
Demir eksikliği anemisi, kolon kanseri belirtisi olabilir.
Dr. Cleary, bunun genellikle kolon kanserinin kanamaya, özellikle de hastalığın başka bir belirtisi olan rektal kanamaya neden olabilmesi nedeniyle ortaya çıktığını söyledi. Ancak kanama, hastanın farkına varamayacağı kadar mikroskobik düzeyde meydana gelebilir.
Demir eksikliği anemisinin yaygın belirtileri arasında yorgunluk, enerji eksikliği, nefes darlığı ve baş ağrıları yer alır. Demir seviyenizi kontrol etmek için kan testi yaptırabilirsiniz.
BAĞIRSAK HAREKETLERİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER
Dr. Cleary, bağırsak alışkanlıklarındaki değişikliklerin de kolorektal kanserin potansiyel bir belirtisi olabileceğini, ancak bunun çeşitli şekillerde ortaya çıkabileceğini söyledi. Örneğin, tümör rektumun aşağısındaysa, bu durum dışkıda daralmaya neden olabilir çünkü dışkının vücudu terk etmek için sıkışması gerekir.
Kolorektal kanser hastalarında tuvalete daha sık gitme, kalem inceliğinde dışkılama ve dışkıda kan gibi değişikliklerin sık görülüyor.
İSTENMEYEN KİLO KAYBI
Dr. Cleary, kasıtsız kilo kaybının kolon kanseri de dahil olmak üzere her türlü kanserin belirtisi olabileceğini söyledi. Bu çok geç evre kolon kanseri olan hastalarda da görülebilir.
İnsanlar istemsizce kilo kaybı yaşıyorsa, doktorlarına görünmeleri ve neler olduğunu anlamaları gerekiyor. Çünkü bu yüksek riskli bir özellik anlamına geliyor.
KARIN AĞRISI
Geçmeyen karın ağrısı, ağrılar veya kramplar da kişinin kolon kanseri olduğunun bir göstergesi olabilir.
Dr. Cleary, “İlginç bir şekilde, kronik karın ağrınız varsa, bunu doktorunuzla konuşmaya değer” dedi.
TÜKENMİŞLİK
Kendinizi sürekli çok yorgun hissetmek de dikkat edilmesi gereken bir diğer husustur. Bowel Cancer UK’e göre bunun nedeni vücutta sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin bulunmaması olabilir.
]]>Kabinlerde mahsur kalan 174 kişinin tahliye operasyonunda, 607’si arama kurtarma olmak üzere 2 bin 202 personel görev aldı, 304 araç, 11 ambulans, 10 helikopter, gece görüş kabiliyetine sahip dronlar, keşif ve askeri kargo uçağı kullanıldı.
Zorlu arazi şartları ve yüksekliği nedeniyle müdahalenin zor olduğu 24 kabindeki 174 kişi burunları bile kanamadan tahliye edildi.
Sahil Güvenlik Komutanlığı helikopteriyle 73, Hava Kuvvetleri Komutanlığı helikopteriyle de 24 kişi olmak üzere toplam 97 kazazede havadan kurtarıldı.
Mahsur kalanların 77’si ise teleferik üzerinde ip hatları, uzun bomlu vinç ve itfaiye merdivenleriyle tahliyesinin ardından sağlık durumlarının kontrolü için ekiplere teslim edildi.
Bu anlar kurtarma personelinin kaskları üzerindeki kameralarla da kayda alındı.
Görüntülerde, personelin teleferik kabinlerinin üzerine inmesi, yıkılmış hat, gündüz ve gece şartlarında sürdürülen tahliye anları görülüyor.
Engebeli, 70-75 derecelik eğime sahip dağlık alanda, karadan ulaşımın mümkün olmadığı noktalarda çalışmalarını sürdüren ekipler, helikopterlerden iple sarkarak kabinlerde mahsur kalanlara ulaşıyor.

“DERS NİTELİĞİNDE BİR KURTARMA OPERASYONU”
Kurtarma operasyonunun görüntülerini değerlendiren terör ve güvenlik uzmanı, eski Hava Kuvvetleri İstihbarat Daire Başkanı emekli Kurmay Albay Gürsel Tokmakoğlu, kazanın ardından hızlı aksiyon alındığına dikkati çekti.
Havadan yapılan müdahaleyi “ders niteliğinde bir kurtarma operasyonu” olarak niteleyen Tokmakoğlu, “Arama kurtarma büyük bir motivasyon ve savaşma azmi yaratan bir güçtür ve o bakımdan önemsenir. Özellikle Türk Hava Kuvvetleri arama kurtarma timleri dünyaca ünlüdür.” dedi.
Hava Kuvvetlerinin Türkiye’nin arazi yapısı nedeniyle eğitimlerini gerçek şartlarda yaptığına işaret eden Tokmakoğlu, İçişleri Bakanlığı bünyesinde de Sahil Güvenlik Komutanlığı ve jandarmanın kendi arama kurtarma birimlerinin olduğunu, bu ekiplerin imkan ve kabiliyetlerinin çok yüksek olduğunu kaydetti.
“İNSANÜSTÜ BİR ÇABA SARF EDİLDİ”
İnsanüstü bir çaba sarf edildiğini dile getiren Tokmakoğlu, şöyle konuştu:
“Kurtarmayı helikopterle yapıyorsanız bu faaliyetin planını gecesi ayrı, gündüzü ayrı yapacaksınız. O helikopteri bir direk mesafesine yaklaştırmak ve oraya personel indirmek, mağduru sedyeye alıp yukarıya çekmek zor bir iş.
Bunlar önemlidir çünkü bir hava akımında, bir rüzgarda ters yönde olan bir şeyde orada tutunmanız gerekiyor. Bu tür kurtarmalar ayrıca bir kazayı da beraberinde getirebilirdi ki dünyada bunun örnekleri vardır.
Teleferikte teller var, direkler var ve orada insanüstü kurtarma çalışması var. 174 kişinin kurtarılması 23 saat içerisinde yapıldı yani 1 günde büyük kısmı tamamlandı ama normalde dört güne yayılırdı.”

174 KİŞİ KURTARILDI
Ramazan Bayramı tatili dolayısıyla yoğunluğun yaşandığı teleferik tesisinde 12 Nisan’da meydana gelen kazada parçalanan kabinden düşen 1 kişi hayatını kaybetmiş, aynı kabindeki 2’si çocuk 7 kişi yaralanmıştı.
Diğer kabinlerde tahliyeleri yapılan 11 kişi de kontrol amaçlı hastaneye kaldırılmıştı.
Sistemin durması nedeniyle havada asılı kalan 24 kabindeki 174 kişi ise AFAD’ın koordinesinde yaklaşık 22,5 saat süren çalışmaların sonunda kurtarılmıştı.
Kazaya ilişkin gözaltına alınan 14 şüpheliden aralarında eski ANET Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü olan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün de bulunduğu 5’i tutuklanmıştı.
AYM, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Kanunu’nun 54’üncü maddesinde kınama – disiplin cezasını gerektiren haller arasında sayılan “Yükseköğretim kurumu içinde izinsiz olarak bildiri dağıtmak, afiş veya pankart asmak” hükmünü Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.
AYM’nin kararının gerekçesi bugün Resmi Gazete’de yayımlandı. AYM kararının gerekçesinde bu hükmün öğrencilerin ifade özgürlüklerine yönelik sınırlama getirdiği ve bunların sıkı bir oto sansüre yol açabileceği vurgusu yapıldı.
AYM, YÖK Kanunu’nda “suç işlemek amacıyla kurulan bir örgüte üye olmamakla birlikte, örgüt adına faaliyette bulunmak veya örgüte yardım etmek” eylemini üniversiteden atılma nedeni olarak sayan maddeyi de iptal etmiş oldu. AYM kararının gerekçesinde kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan öğrencilerin eylemlerinden dolayı üniversiteden atılamayacağı belirtildi.
AYM kararının gerekçesinde şu değerlendirmelere yer verildi:
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK SINIRLAMA”
Dava konusu kural, yükseköğretim kurumu içinde bildiri dağıtmak, afiş veya pankart asmak şeklindeki faaliyetlerin izinsiz yapılması halinde kınama cezasıyla cezalandırılmasını öngörmektedir. Bu itibarla kuralın öğrencilerin ifade özgürlüklerine yönelik sınırlama niteliği taşıdığı açıktır. İfade özgürlüğünü sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.
“OTO SANSÜR SONUCUNU DOĞURUR”
Düşüncenin, henüz ifade edilmeden önceden izne bağlanması, denetlenmesi veya tümden yasaklanması, idarenin denetiminden geçirilmeksizin, izni alınmaksızın açıklanan düşüncelerin yaptırıma tabi tutulması suretiyle kategorik olarak engellenmesi, ifade özgürlüğüne yönelik ağır sınırlama örnekleridir. Bu tür sınırlamalar, kişi ve grupların düşüncelerini açıklamadan önce sıkı bir oto sansüre tabi tutmaları sonucunu doğurur.
Kişilerin dikkat çekme, kamuoyu oluşturma gibi amaçlarla bildiri dağıtma, afiş veya pankart asma benzeri eylemleri tercih etmelerinin, bu tür yöntemlerin daha az külfetle daha çarpıcı biçimde geniş kitlelere ulaşmalarına imkan tanıması bakımdan önemli olduğu şüphesizdir.
“DEMOKRATİK TOPLUMUN GEREKLERİNE UYGUN DEĞİL”
Bu tür materyallerin asılmasına, dağıtılmasında şekli veya maddi anlamda herhangi bir sınır öngörülmeksizin izin şartı getirilerek bu hususun disiplin yaptırımına bağlanması ifade özgürlüğünün kategorik olarak sınırlandırılması sonucunu doğurur niteliktedir.
Bu itibarla bildiri dağıtmak veya pankart veya afiş asmak gibi eylemlerin doğurabileceği zararların önüne geçmenin daha uygun ve hafif yöntemlerle sağlanması mümkündür.
Bu bağlamda yükseköğretim kurumlarında ifade özgürlüğünün kullanılmasının, Anayasa’da öngörülen güvencelerine uygun şekilde kolaylaştırılması yerine, alanının oldukça dar bir çerçeveye sıkıştırılmasına neden olan kuralın, demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya hizmet etmediği açıktır.
Bu bağlamda, ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin izin alınmadan gerçekleştirilmesini kategorik olarak disiplin yaptırımına tabi tutmak suretiyle sınırlamanın anılan hak bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
“ANAYASA’DA İZİN GEREKMEDİĞİ AÇIKÇA İFADE EDİLMİŞTİR”
Kural, yükseköğretim kurumuna ait kapalı veya açık mahallerde yetkililerden izin almadan toplantılar düzenlemeyi yükseköğretim kurumundan bir haftadan bir aya kadar uzaklaştırma disiplin cezasına bağlamıştır. Bu itibarla kural yüksek öğretim öğrencilerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını sınırlamaktadır.
Anayasa’nın 34. maddesinin birinci fıkrasında, ‘Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir’ denilmek suretiyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesinin izin alma koşuluna bağlanamayacağı açıkça ifade edilmiştir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin önceden izin alma şartına tabi tutulamayacağı hususu bu hakka ilişkin Anayasa’nın 34. maddesiyle getirilen ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilenlere ek bir güvence mahiyeti taşımaktadır.
Kuralla, toplantıların ve gösteri yürüyüşlerinin, yükseköğretim kurumlarının kapalı veya açık alanlarında nasıl gerçekleştirilebileceğine ilişkin bir düzenleme getirilmemiş, toplantı yapmak izin alma şartına bağlanmış, izin almaksızın yapılan toplantıların yükseköğretim kurumundan uzaklaştırma cezasıyla cezalandırılması hüküm altına alınmıştır.
Bu itibarla Anayasa’nın toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bakımından özel olarak öngördüğü güvenceyi dikkate almayan kuralın Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen, sınırlamanın Anayasa’nın sözüne aykırı olamayacağı hükmüne aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır.
“MASUMİYET KARİNESİNE AYKIRI”
Dava konusu kural, suç işlemek amacıyla kurulan bir örgüte üye olmamakla birlikte, örgüt adına faaliyette bulunmak veya örgüte yardım etmek eylemlerini gerçekleştirdiği iddia edilen öğrencinin, bu hususta kesinleşmiş bir mahkeme kararı aranmaksızın disiplin cezası ile cezalandırılacağını hüküm altına almaktadır.
Kural kapsamındaki eylemleri gerçekleştirdiği iddia edilen öğrenciler hakkında 2547 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde yürütülecek disiplin soruşturması süreci tamamlanarak disiplin cezası vermeye yetkili idari mercilerce, söz konusu eylemlerin gerçekleştiğine ilişkin tespit üzerine öğrencinin yükseköğretim kurumundan çıkarılmasına karar verebilecektir.
İdare tarafından tespiti yapılması öngörülen fiillerin mevzuatta suç olarak düzenlendiği ve ceza yargılamasının konusunu oluşturduğu görülmektedir. Bu itibarla kural uyarınca disiplin cezası verilecek kişinin suçları işleyip işlemediği bir mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda verilecek kesin hükümle değil, bir idari işlemle tespit edilmektedir.
Nitekim suç ve cezayı düzenleyen hükümlere aykırı bir fiili tespit etmek, suç işlendiğini tespit etmek ve faili suçlu saymak anlamını taşımaktadır.
Dolayısıyla yükseköğretim kurumundan çıkarma şeklindeki sınırlama tek başına Anayasa’nın 38. maddesi kapsamında bir ceza olarak nitelendirilemeyecekse de bu tedbirin henüz kişi hakkında suç işlediğine dair kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmaksızın kişinin o suça ilişkin eyleminin tespit edilerek uygulanmasının masumiyet karinesine aykırılık teşkil edeceği kanaatine varılmıştır.”
]]>Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) verilerinden yapılan derlemeye göre, geçen yıl elde edilen gelirlere yönelik 1 Mart’ta başlayan gelir vergisi beyan dönemi 5 Nisan’da sona erdi.
Geçen yıl kira, ücret, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlardan gelir elde eden 1 milyon 811 bin mükellef beyanname verdi.
GİB, beyanname verme süresinin sona ermesinin ardından yaptığı incelemede, gelir elde ettiği halde beyanname vermeyen 400 binden fazla mükellefi tespit etti. Bu mükelleflerin vergi dairelerine bildirilmesine ilişkin çalışmalar başlarken, kısa süre içinde bildirimlerin yapılması bekleniyor.
Beyanname vermeyen mükellefler için son bir olanak daha bulunuyor. Elde ettikleri bu gelirlere ilişkin beyanname vermeyen mükellefler, pişmanlık imkanından faydalanabiliyor.
Kira gelirlerine ilişkin beyannamelerin verilmesine yönelik merak edilen 5 soru ve cevapları şöyle:
Soru 1 : Hangi mükellefler pişmanlık hükmünden yararlanabiliyor?
Sahip oldukları konuttan geçen sene yıllık 21 bin lira, iş yerinden ise 150 bin liranın üzerinde kira geliri elde eden gayrimenkul sahiplerinin gelir vergisi ödemesi gerekiyor. Gelir elde etmesine rağmen beyanname vermeyen mükellefler, ilgili vergi dairesi tarafından kendilerine yazı gönderilmeden önce pişmanlık imkanından yararlanarak beyanname verebiliyor. Pişmanlık hükmüyle beyanname verildiğinde, ceza uygulanmadan vergilerin ödenmesi imkanı bulunuyor.
Soru 2 : Bu hükümden faydalanmak isteyen mükellefler nasıl başvuru yapabilecek?
Mükellefler vergi dairesine giderek “pişmanlıkla beyanname vermek istediklerini” belirtecek ve dilekçeyle başvuru yapacak. İsteyen mülk sahipleri, Gelir İdaresi Başkanlığının “gib.gov.tr” internet adresindeki “Hazır Beyan Sistemi” üzerinden de beyannamelerini “pişmanlık” seçeneğini işaretleyerek doldurabilecek.
Soru 3 : Zamanında beyanname dolduran ancak vergisinin ilk taksitini ödemeyen mükellef vergisini ne zaman ödemeli?
Gelir vergisi, her yıl martta beyan ediliyor, mart ve temmuz aylarında 2 taksit halinde ödeniyor. Beyannamesini zamanında verdiği halde ilk taksitini ödeyememiş mükellefler, ödemede geciktikleri her ay için aylık yüzde 3,5 gecikme zammı ödeyecek. Vergi dairesinin icra işlemlerine muhatap olmamak için borcun bir an önce ödenmesi önem taşıyor.
Mükellefler, verginin taksitle ödenmesi talebinde de bulunabilir. Gerekli şartları taşımaları kaydıyla bu borçlar tecil faiziyle birlikte taksitler halinde ödenebiliyor.
Soru 4 : Kira geliri nedeniyle tahakkuk eden vergi nasıl ödenecek?
Vergiler, Dijital Vergi Dairesi’nden (dijital.gib.gov.tr), mobil uygulamadan anlaşmalı bankaların banka kartı/kredi kartı, banka hesabından havale yoluyla, yabancı ülkede faaliyet gösteren bankalara ait kartlar, vergi tahsiline yetkili bankalar, vergi dairesi vezneleri aracılığıyla veya PTT şubelerinden ödenebiliyor.
Soru 5 : Kira gelirleri beyan edilirken hangi giderler düşülebiliyor?
Elde edilen kira gelirinden “götürü” ve “gerçek” olmak üzere iki farklı yöntemle giderler düşülebiliyor. Götürü gider yöntemini seçen mükellefler, kira gelirlerinden istisna tutarını düştükten sonra kalan tutarın yüzde 15’ini gerçek giderlere karşılık olmak üzere indirebiliyor.
Gerçek gider yönteminin seçilmesi durumunda ise kiraya verilen gayrimenkul için ödenen aydınlatma, ısıtma, su, asansör, idare, sigorta, faiz, ısı yalıtımı ve enerji tasarrufu, onarım giderleri ile oturulan konut veya lojmanların kira bedeli gayrisafi hasılattan düşülebilir.
]]>Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yer alan karara göre, Ankara 18. Aile Mahkemesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “evlilik birliğinin sarsılmasına” ilişkin düzenleme getiren 166. maddesinin dördüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla iptalini istedi.
ÜÇ YIL SONRA TEK TARAFLI BOŞANMA HAKKI
İptali istenen kuralda, “Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak 3 yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir” hükmü yer alıyor.
‘KURAL BOŞANMA SÜRESİNİ UZATIYOR’
Başvurusunda, kuralda öngörülen 3 yıllık sürenin adil olmadığını belirten Aile Mahkemesi, eşlerin uzun sürelerin sonunda boşanabildiklerini, bu durumun da herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğunu öngören anayasal hükümle bağdaşmadığını ifade etti.
EVLİLİK DIŞI İLİŞKİ VURGUSU
Kuralda öngörülen sürenin fazla olmasının evlilik dışı ilişki yaşanmasına neden olduğunu savunan mahkeme, kuralla kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının yanı sıra devletin aileyi koruma yükümlülüğünün de ihlal edildiğini öne sürdü.
Başvuruyu inceleyen Yüksek Mahkeme, Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle kuralın iptaline karar verdi. İptal hükmü 9 ay sonra yürürlüğe girecek.
RET KARARI ÇIKMASI DA UZUN SÜRÜYOR
AYM’nin iptal kararında, söz konusu kuralın, boşanma kararı verilebilmesini önemli oranda güçleştirmemesi ve ortak hayata yeniden dönmek istemeyen ilgilileri makul olmayan süreler boyunca evlilik birliğini devam ettirmeye zorlamaması gerektiğine vurgu yapıldı.
Dava konusu kuralda, boşanma kararı verilebilmesi için öncelikle daha önce açılmış bir boşanma davasının reddedilmiş olması şartının arandığı belirtilen kararda, boşanma davasının reddinin çok kısa sayılamayacak bir sürenin sonunda gerçekleşebileceğine işaret edildi.
Kurala göre, ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılabilmesi için anılan ret kararının kesinleşmiş olmasının gerektiği anlatılan kararda, “Ret kararına karşı ilgililerin kanun yoluna başvurmalarının mümkün olduğu dikkate alındığında kararın kesinleşmesinin de uzun bir süre alabileceği açıktır” ifadesine yer verildi.
“KATLANAMAYACAKLARI BİR KÜLFET…”
Kararda, ayrıca kuralda ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılabilmesi için ret kararının kesinleşmesinden itibaren 3 yıl geçmesi gerektiğinin ön görüldüğü anımsatılarak, şu değerlendirmeler yapıldı:
– Buna göre boşanma kararı verilebilmesi için kuralda öngörülen süreç bir bütün olarak değerlendirildiğinde ortak hayatın yeniden kurulamadığı hallerde makul olmayan bir süre boyunca ilgililerin boşanma kararı elde etmelerine imkan tanınmadığı görülmüş ve ortak hayatın yeniden kurulamadığı hallerde evlilik birliğini uzun bir süre boyunca sona erdiremeyen ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklendiği anlaşılmıştır. Bu değerlendirmeler ışığında özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile aile kurumunu koruma amacı arasında makul bir denge sağlamayan kuralın ölçülülük ilkesini orantılılık alt ilkesi yönünden ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
]]>
Ağrılara dayanamayınca hastaneye giden Eldenüstün’ün midesinin delindiği tespit edildi. 3 Ocak’ta başka bir hastaneye giderek ikinci ameliyata alındı. 3 gün yoğun bakımda kalan Eldenüstün, toplamda 1 milyon 400 bin lira ödeme yaptı.
Süreçte 22 kilo veren Sabiha Eldenüstün ameliyatların ardından 4 ay geçmesine rağmen yemek yiyemediğini iddia etti. Eldenüstün savcılığa ve polise giderek ameliyatı gerçekleştiren M. K.’dan şikayetçi oldu.

Eldenüstün 3 gün yoğun bakımda kaldı
“HASTANEYE 1 MİLYON 400 BİN LİRA ÖDEDİM”
Sabiha Eldenüstün süreçle ilgili şunları söyledi:
“78 kiloydum, kilomu takıntı yaptım. Mide balonu taktırdım. Aralık ayında karar verdim. Çok doktor da araştırmadım, mide balonu taktırdım eve geldim.
Fakat sonradan araştırdığımda mide balonu takılınca tahlillerin yapılması gerekiyormuş. İkinci gittiğim hastanede şahit olduklarım var, serum takılması gerekiyormuş ama bana ne bir tahlil yapıldı ne bir serum takıldı.
Ben orada balonu taktırıp eve geldim. Benim sancılarım çoktu, serum bağlattırdım evde, sancım geçti. Bir gece dayanamadım sancıya, hastaneye gittim hastanede doktor yoktu.
Ben şu an kusmaktan yoruldum. Banyoya gidip oturmakla geçiyor günüm, 22 kilo verdim ama takıntılığımdan bu hale geldim.
Hastaneye 1 milyon 400 bin lira ödedim. Yemek hiç yiyemiyorum. Midem daraldı, midemi açtı doktor. Biraz normale döndük, şu an su içebiliyorum, ayran içebiliyorum.”

Sabiha Eldenüstün
“İMDAT ÇAĞRISI ARADIK”
Eldenüstün’ün arkadaşı Özge Erden ise şunları kaydetti:
“Doktorun yanlış iş yaptığı konusunda suç duyurusunda bulunduk. Bunu başka bir doktordan öğrendik. Oraya da gittiğimizde ameliyat oldum. Raporlarım, fotoğraflarım var. Sağlığım gitti, her şeyim gitti. En son halim bu fotoğraftaki halim. Kötüyüm, çok kötü hissediyorum.
Kendimi toparlamaya çalışıyorum ama toparlayamıyorum. Bu ihmalkarlıklar bizi başka hastaneye yönlendirdi. Artık sağlıklı olmamız için herhangi bir işlem yapılmadığını fark ettik. Başka bir hastaneye gittiğimizde de hastamızın ölüm noktasında olduğunu gördük. Hemen acil ameliyata aldılar, 3 gün yoğun bakımda kaldı.
Çıkmasının imkansız olduğunu söylediler. Hastamız yaşayacağı olduğu için yaşadı. Sadece ömrü olduğu için yaşıyor. Ölümcül noktada gittik ikinci hastaneye. İlk hastanede, herhangi bir dahiliye tahlili, ya da daha önce bir ameliyat olup olmadığı sorulmamış. Kendimize ‘imdat çağrısı’ aradık”

“BİZ EVİNE SAĞLIKLI GÖNDERDİK”
Doktor M. K. ise iddiaları kabul etmedi. M.K. telefon ile yaptığı açıklamada, “Kendisi aşırı sigara tüketiyor. Taktıktan sonra 1 ay sonra midesi deliniyor. Hastane içerisinde kamera kayıtları var, tespit ettik, kendisi sürekli sigara içiyordu. Balon taktıktan 3-5 gün sonra midesi delinmedi, 1 ay sonra midesi delindi. Biz hastamızın ameliyatını yaptık, hastamızı evine gönderdik. Sonra sigara içmeye devam ediyor, en ufak bir şeyde hastamızın yanında olduk. Biz evine sağlıklı gönderdik” dedi.
]]>Belediye Başkanı CHP’li Osman Tarık Özçelik’in ‘seçim taahhüdüm’ diyerek belediye binasına astırdığı mali tabloyu gösterir afişe, MHP İlçe Başkanlığı da parti binasına astırdığı afişle yanıt verdi. Belediyeye asılan afişte belediyenin borcunun 1 milyar 122 milyon lira olduğu; MHP binasındaki afişte ise alacaklar da dahil edildiğinde net borcun 448 milyon lira olduğu vurgulandı.
BELEDİYE 1 MİLYAR 122 MİLYON TESPİT ETTİ
31 Mart 2024 Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde Alanya’da sandıktan galibiyetle çıkan CHP’li Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik, önceki dönemin borç çizelgesinden oluşan afişi, belediye binasına astırdı. Binanın ön cephesinde sergilenen afişte, belediyenin nakit ve bankada mevcut varlıklarının yanı sıra banka kredileri hesabı, piyasaya borçlar, diğer borçlar, ödenecek vergi ve fonlar hesabı, SGK prim borçları, YİKOP kültür payı, büyükşehir belediyesi payı ile Alanya Belediyesi Personel Ltd. Şti’nin vergi, SGK ve bireysel emeklilik sistemi borçları listelendi. Afişte Alanya Belediyesi’nin toplamda 1 milyar 122 milyon 258 bin 556 lira borcu olduğu belirtildi.
MHP ALACAKLARI DA HESABA KATTI
Alanya Belediyesi’ne asılan afişe MHP İlçe Başkanlığı’ndan da afişli karşılık geldi. MHP ilçe binasına asılan afişte ise belediyenin toplam borcu 1 milyar 122 milyon 258 bin 556 lirayken, toplam alacağının 673 milyon 627 bin 208 lira olduğu ve bu durumda toplam borcunun 448 milyon 631 bin 348 lira olduğu vurgulandı.

MHP’den yapılan yazılı açıklamada, “2014 yılında bütçesi kadar borcu ile devralınan Alanya Belediyesi, 10 yıllık süre zarfında bütçesini 40 kat büyüterek, bütçesinin yüzde 10’un altında bir borç ile ve halihazırda silinemez, yıkılamaz mega projeleriyle devretmiş bulunmaktadır. Alacak kalemi eklenmiş Alanya Belediyesi ‘mali durum göstergesi’ ektedir. Alanya Belediyesi’nin CHP belediyesine geçişinin ardından Alanya Belediyesi binasına asılan mali durum tablosunun sadece belediye borçlarını yansıttığı fakat sadece belediyenin borçların yazılarak algı oluşturmaya çalışıldığı ortadadır. Aksine asıl borç alacağı belirten mali tabloyu parti binamıza asarak vatandaşlarımıza, Alanya’mıza ve kamuoyuna sunarız” denildi.

BELEDİYE: KORSAN MALİ TABLO
MHP binasına asılan afişe istinaden Alanya Belediyesi yeni bir basın açıklaması yaparak “Açıklanan mali tablo, belediyemiz tarafından kamuoyuna sunulan mali tablonun tahrif edilmesi suretiyle ancak aynı yazı fontu, aynı renk kartelası kullanılarak hazırlanmıştır; bir başka ifadeyle korsan mali tablo oluşturulmuştur” ifadelerine yer verdi.

ÖZÇELİK: GELİR GİDER DENGESİNİ SAĞLAYACAĞIZ
Belediye binasına asılan mali tabloyla ilgili açıklamada bulunan Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçelik “Tablo Alanya Belediyesi’nin 31 Mart günü itibarıyla muhasebe kayıtlarına yansımış borçlarını ve aylık ortalama gelirini, aylık ortalama giderlerini ve aylık gelir gider farkını göstermektedir. 31 Mart 2024 itibarıyla Alanya Belediyesi’nin muhasebe kayıtlarına yansımış borcu 1,2 milyar liradır” dedi.
Özçelik şöyle konuştu:
– Alanya Belediyesi’nin giderleri gelirlerinden daha fazladır. Bu nedenle yeni hiçbir şey yapılmadan dahi her ay 73 milyon lira daha ilave borç doğmaktadır. Alanya Belediyesi çalışanlarının SGK primlerini, bireysel emeklilik katkı paylarını dahi ödememiştir.
– 2024 yılı bütçesinde halen devam eden işler dolayısıyla 1 milyar 761 milyon lira ödeme taahhüt edilmiş ancak bu taahhüdün karşılanması için kaynak olmadığından 1 milyar 750 milyon lira gayrimenkul satışı bütçelenmiş. Bizim önceliğimiz, israf ve verimsizliğin önüne geçerek, çok hızlı şekilde belediyenin gelir gider dengesini sağlamak olacaktır.
]]>Ayrıca kilo vermeye çalışan insanlar için de fayda sağlıyor. 2015 yılında Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, obez kişilerin yıl boyunca Akdeniz diyeti uygularken 9 ila 22 kilo arasında kaybettiğini ortaya çıkardı.
New York merkezli diyetisyen ve beslenme uzmanı Emily Kyle, Akdeniz diyetine bağlı kalmanın özellikle kolay olduğunu, çünkü esnek olduğunu ve peynir gibi bazı diyetlerde yasak olabilecek yiyecekleri yemenize olanak sağladığını söylüyor.
Ancak çeşitli kurallar diyeti uygulamayı karmaşık hale getirebilir. Uzmanlar ise Akdeniz diyetinin nasıl en iyi uygulanacağını şu şekilde sıralıyor…
ŞU SEBZELERİ TERCİH EDİN, DONDURULMUŞ DA TÜKETEBİLİRSİNİZ
ABD merkezli diyetisyenler Kyle Cara Harbstreet ve Morgan Porpora, Akdeniz diyeti için tercih edilebilecek sebze ve meyveleri; elma, çilek, brokoli, brüksel lahanası, karnabahar, salatalık, hurma, incir, greyfurt, üzüm, lahana, kavun, mantar, soğan, portakal, yaban havucu, şeftali, armut, biber, ıspanak, yaz kabağı, tatlı patates, domates ve şalgam şeklinde sıralıyor.
Bu yiyecekleri taze yemeniz en iyisi olsa da, diyetisyenler bazılarının dondurulmuş olarak da tüketilebileceğini söylüyor.
Bu gıdalar özellikle lif ve su açısından zengindir, bu da bağırsaklarınızın onları yavaşça sindirmesine yardımcı olabilir.

KOLESTEROL İÇİN BAKLİYAT VE KURUYEMİŞ
Kolesterolü kontrol altına almak için bol miktarda bakliyat, kuruyemiş ve tohum tüketebilirsiniz.
Baklagil, tohum ve kuruyemiş için de diyetisyenler badem, arpa, siyah fasulye, esmer pirinç, kaju fıstığı, nohut, bakla, keten tohumu, fındık, barbunya fasulyesi, mercimek, yulaf, bezelye, barbunya, antep fıstığı, kabak çekirdeği, kinoa, çavdar, susam, ayçiçeği çekirdeği ve cevizi öneriyor.
Harvard Tıp Fakültesi fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı Dr. Rani Polak’a göre bunlar bitkisel ürünler olduğundan B vitaminleri, magnezyum ve bakır gibi birçok besin maddesi de içeriyor.
New York Times’ın haberine göre, Akdeniz diyeti için uzmanlar haftada en az üç porsiyon baklagil yemeyi tavsiye ediyor.

BOL MİKTARDA YAĞ… AMA SAĞLIKLI OLMALI
Diyetisyenler bu kategoriden de şunları tüketmenizi tavsiye ediyor: avokado yağı, avokado, fesleğen, tarçın, sızma zeytinyağı, sarımsak, nane, zeytin, kekik, hindistan cevizi, biberiye, adaçayı, kekik ve ceviz yağı.
Yağ herhangi bir diyetin önemli bir parçasını oluşturuyor. USDA, yetişkinlerin günlük kalorilerinin yüzde 20 ila 35’inin yağdan oluşmasını öneriyor; yani 2000 kalorilik bir diyette bu, günde 44 ila 78 gram arasında bir değere karşılık geliyor.
BEYAZ PEYNİR VE MOZZARELLAYI BELİRLİ ÖLÇÜDE TERCİH EDİN
Süt ürünleri söz konusu olduğunda diyetisyenler bu beslenme biçiminde peynir, yoğurt ve süt tüketilmesini öneriyor. Cleveland Clinic’te kayıtlı diyetisyen Julia Zumpano, Akdeniz diyetinde süt ürünlerinin yer aldığını ve mozzarella, beyaz peynir ve parmesan gibi işlenmemiş peynirleri tercih edebileceğinizi söylüyor.

KIRMIZI ET YERİNE BALIĞA AĞIRLIK VERİN
Kasaba giderken diyetisyenlerin dikkat etmenizi önerdiği şeyler: sığır eti, domuz eti, kümes hayvanları, istiridye, uskumru, somon, sardalye, karides, alabalık ve ton balığından oluşuyor.
Bu diyette etin ölçülü olarak tüketilmesi gerekiyor. Eti azaltmanın sağlık açısından faydaları giderek artan sayıda araştırmayla destekleniyor.
Oxford Üniversitesi’nde 2022’de yapılan bir araştırmada, hafta sonları et yemekten vazgeçmenin katılımcıların bağırsak kanserine yakalanma olasılığını da yüzde dokuz azalttığı görüldü.
]]>Türk takımları, çeyrek final aşamasının sona erdiği Avrupa kupalarında bu sezon 48 maça çıktı.
UEFA Şampiyonlar Ligi, UEFA Avrupa Ligi ve UEFA Avrupa Konferans Ligi’nde çıktığı 48 maçın 29’unu kazanan Türk temsilcileri, 5 beraberlik, 14 de yenilgi yaşadı. Rakip fileleri 99 kez havalandırıp kalesinde 68 gol gören Türk takımları, 48 karşılaşmada yüzde 60’lık galibiyet oranına ulaştı.
Sezon öncesi UEFA ülkeler sıralamasında 13. sırada bulunan Türkiye, alınan sonuçlarla 9. basamağa yükseldi.

ELEMELERDE ÜÇ BÜYÜKLER TURLADI, ADANA DEMİR VEDA ETTİ
Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Adana Demirspor’un eleme maçlarında boy gösterdiği Avrupa serüveninde 3 takım gruplara kalmayı başardı.
Elemelerde 6 maça çıkan Adana Demirspor, bu müsabakalarda 3 galibiyet, 1 beraberlik ve 2 yenilgi yaşadı, 12 gol atıp 8 gol yedi.
Akdeniz temsilcisi, play-off turunda Belçika’nın Genk takımına penaltı atışları sonucunda elenerek gruplara kalamadı. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş ise eleme ve play-off maçlarında rakiplerini geçerek grup müsabakalarında boy göstermeye hak kazandı.

GALATASARAY, SON 16’YI KAÇIRDI; AVRUPA LİGİ’NE PLAY-OFF’TA VEDA ETTİ
UEFA Şampiyonlar Ligi’ne 2. eleme turunda başlayan Galatasaray, sırasıyla Litvanya’nın Zalgiris, Slovenya’nın Olimpija Ljubljana ve Norveç’in Molde ekiplerini eleyerek gruplara kaldı.
Eleme ve play-off turunda oynadığı 6 maçta 5 galibiyet ve 1 beraberlik alan Galatasaray, bu karşılaşmalarda 12 gol attı, kalesinde ise 5 gol gördü.
A Grubu’nda Almanya’nın Bayern Münih, İngiltere’nin Manchester United ve Danimarka’nın Kopenhag takımlarıyla eşleşen sarı-kırmızılı ekip, oynadığı 6 maçta 1 galibiyet, 2 beraberlik ve 3 yenilgi yaşayarak 5 puan topladı. Okan Buruk’un öğrencileri, 6 maçta 10 kez gol sevinci yaşadı, kalesinde ise 13 gole engel olamadı.
Manchester United’ın önünde grubu üçüncü sırada tamamlayan Galatasaray, yoluna UEFA Avrupa Ligi’nde devam etse de play-off turunda Çekya’nın Sparta Prag takımına elenmekten kurtulamadı.
Avrupa’da 14 karşılaşmada boy gösteren sarı-kırmızılı ekip, bu müsabakalarda 7 galibiyet, 3 beraberlik ve 4 mağlubiyet yaşadı, 26 gol atıp 24 gol yedi.

FENERBAHÇE ELEMELERDEN ÇEYREK FİNALE…
UEFA Avrupa Konferans Ligi’ne 2. eleme turundan başlayan Fenerbahçe, grup aşamasına kadar oynadığı 6 maçın tamamını kazanmayı başardı.
Sırasıyla Moldova’nın Zimbru ve Slovenya’nın Maribor ekiplerini eleyerek play-off turuna yükselen sarı-lacivertli takım, bu turda ise Hollanda’nın Twente takımını iki maçta da yendi ve gruplara kaldı.
H Grubu’nda Danimarka’nın Nordsjaelland, Bulgaristan’ın Ludogorets ve Slovakya’nın Spartak Trnava takımlarıyla eşleyen İsmail Kartal’ın öğrencileri, 6 maçta 4 galibiyet ve 2 mağlubiyet yaşayarak 12 puan topladı. Rakip filelere 13 gol atan sarı-lacivertli takım, kalesinde ise 11 gol gördü ve grubu lider tamamlayarak son 16 turuna yükseldi.
Son 16 turunda Belçika temsilcisi Union Saint-Gilloise’ı geçen Fenerbahçe, çeyrek finalde Yunanistan ekibi Olympiakos’a elendi.
Bu sezon çıktığı 16 Avrupa müsabakasında 12 galibiyete imza atan Fenerbahçe, 4 karşılaşmadan ise yenilgiyle ayrıldı. Sarı-lacivertli takım, bu karşılaşmalarda 40 gol attı, 17 kez kalesini gole kapatamadı.

BEŞİKTAŞ GRUPLARDA 1 GALİBİYET ALABİLDİ
UEFA Avrupa Konferans Ligi’nde eleme maçlarında oynadığı 6 maçı da kazanan Beşiktaş, bu performansını gruplara yansıtamadı.
Eleme turlarında Arnavutluk’un Tirana ekibini ve ardından Azerbaycan’ın Neftçi Bakü takımını saf dışı bırakan siyah-beyazlılar, play-off turunda ise Ukrayna’nın Dinamo Kiev takımını 2 maçta da mağlup ederek gruplara yükseldi.
Belçika’nın Club Brugge, Norveç’in Bodo/Glimt ve İsviçre’nin Lugano takımıyla eşleyen siyah-beyazlılar, beklentinin altında kaldığı gruplarda çıktığı 6 maçta 1 galibiyet, 4 mağlubiyet ve 1 beraberlikle üçüncü sırayı aldı. Beşiktaş, bu maçlarda 7 kez gol sevinci yaşadı, kalesinde ise 14 gol gördü.
Eleme ve grup karşılaşmalarında 12 maçta boy gösteren siyah-beyazlılar, bu müsabakalarda 7 galibiyet, 1 beraberlik ve 4 yenilgi yaşadı, 21 gol atıp 19 gol yedi.
]]>İktidarın öğretmen yetiştirme konusunda sınıfta kaldığını ifade Ketenci, ücretli öğretmenliği ‘devletin kendi eli ile taşeron işçi çalıştırması’ olarak niteledi. Ketenci, şunları söyledi:
“200 BİN AÇIK VAR”
– Çalışma Bakanlığı verilerine göre 200 bin öğretmen açığı olduğunu bildiğimiz Milli Eğitim’de aslında seçim yatırımı olarak bundan önce gözlemlediğimiz hükümetin 10-20 bin öğretmen alıyoruz diyerek bu ülkede öğretmenlik mezunu yani uzmanlık mezunu genç arkadaşlarımızın bu onurlu görevi yapmak için hükümetin seçim yatırımlarına ihtiyaç duyduğunu gözlemliyoruz.

Sevda Ketenci
– 200 bin açığı kapatmak adına hükümetin seçim yatırımı olarak değil bu açığın tamamını güvenceli istihdam modeliyle kadrolu öğretmen ataması yaparak kapatması gerektiğini düşünüyoruz. Bu açığın 110 bin civarındaki kısmını Milli Eğitim Bakanlığı ücretli öğretmenlerle kapatmaya çalışıyor. Bugün ücretli öğretmenlik devletin kendi eliyle taşeron işçi çalıştırmasıdır. Doğru bir istihdamla güvenceli istihdamla kadrolu öğretmen alımı yapılmasını söylüyoruz ve söylemeye de devam edeceğiz.
– Milli Eğitim Bakanlığı ve hükümet atanamayan değil, atanmayan öğretmen başlığı altında aslında taşeron işçi çalıştırdığı gibi bir de doğru istihdam alanı yaratmayarak kamu kaynaklarını da zarara uğratmaktadır. Bu şekilde atanmayan öğretmen bir işsiz ordusu oluşmuş ve bu mesleği yapmak için mezun olan genç arkadaşlarımız marketlerde asgari ücretle çalışmak zorunda bırakılmışlardır.
ÜCRETLİ ÖĞRETMENLİK ÇAĞRISI
Ataması yapılmayan öğretmenler adına güvenceli istihdam ve tüm öğretmen açığının kapatılması çağrısında bulunan Ketenci, “Öğretmenlik mesleğinin seçim yatırımı olarak kullanılmasına göz yummayacağız. Güvenceli istihdam ve derhal tüm açığın kapatılması yoluyla öğretmen atamalarının yapılmasını istiyoruz. Ücretli öğretmenlik adı altında öğretmenlerin asgari ücret altındaki ücretlere maruz bırakılmasını ve ücretli öğretmenlik kavramının derhal Milli Eğitim lügatından kaldırılmasını talep ediyoruz” dedi.
Ataması yapılmayan öğretmen Halil İbrahim Kaya ise 2023 yılında Kamu Personel Seçme Sınavı’na (KPSS) girdiğini, 25 Ağustos tarihinde sınavın sonuçlarının açıklanmasına rağmen şu ana kadar Milli Eğitim Bakanlığı’ndan öğretmen alımına dair herhangi bir açıklama yapılmadığını belirtti.

Halil İbrahim Kaya
AT YETİŞTİRİCİLİĞİ MEZUNLARI ÖĞRETMENLİK YAPIYOR
Herhangi bir formasyon eğitimi olmamasına rağmen 2 yıllık bölümlerden mezun kişilerin ücretli öğretmen olarak da çalıştırıldığını belirten Kaya, şunları söyledi:
– Sayın Milli Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin bir programda verdiği röportajda ’68 bin öğretmen açığımız var ve bunu şubat ayına yetiştirmemiz gerekiyor. Şubat ayı başında öğretmenlerimiz okullarında olacaklar’ dedi. Ancak nisan ayının ortasında olmamıza rağmen hala herhangi bir açıklama yapılmadı. Cumhurbaşkanımızın 2023 genel seçimleri öncesinde vermiş olduğu bir söz var. ‘Kamuda mülakatı kaldıracağız’ söylemi. Ardından bakanımız ‘Mülakat gibi mülakat yapacağız’ diyerek 45 dakikalık bir mülakat istediğini söyledi. ‘Burada öğretmenimi ben görmek istiyorum’ dedi.
– Ancak bir taraftan yeni alacağı öğretmenleri bir mülakat yapmak isterken öbür tarafta 100 bine yakın ücretli öğretmenler var. Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalıştırılıyorlar ve bu ücretli öğretmenlerin çoğunun da herhangi bir eğitim formasyonu belgesi yok. At yetiştiriciliği bölümünden iki senelik iktisat, ekonomi, muhasebe bölümlerinden mezun olan arkadaşlar gayet rahat bir şekilde Milli Eğitim Bakanlığı’nda sınıflarda derslere girebiliyorlar. Biz bu okulu okumamıza rağmen bu sertifikayı, bu diplomayı almamıza rağmen 9 ay beklerken neden 100 bin ücretli öğretmen çalıştırılıyor?
PUANLARIN GEÇERLİLİĞİ BİTİYOR
– Milli Eğitim Bakanı önümüzdeki kabinede açıklanacak demesinden beri 8 tane kabine geçti ve hala öğretmen atamasına dair herhangi bir açıklama maalesef yok. Kaldı ki aldığımız puanların geçerliliği bir sene. Bu bir sene sonrasında puanların herhangi bir hükmü kalmıyor ve diğer 2024 KPSS sınavına da 3 aydan az bir vakit kaldı. Şimdi öğretmenler yaklaşık 22 tane derse çalışmak durumunda kalıyor. Öğretmenler 3 ayda hangi dersi yetiştirsin? Hangi sınava çalışsın? Hangi konuyu bitirmeye çalışsın?
– Biz gerçekten 9 aydır çok yorulduk, psikolojik olarak çok yıprandık. Ben ve öğretmen arkadaşlarımın en büyük hayali şu an. Mülakatsız, yüksek bir atamanın yapılması. Mülalakatsız 68 bin atama bekliyoruz.
“‘BİR MİKTAR’ KALBİMİZİ KIRIYOR”
Ataması yapılmayan öğretmenler olarak hükümetten taleplerinin mülakatsız 68 bin öğretmen atamasının yapılması olduğunu söyleyen Kaya, -Erdoğan’ın ‘Bir miktar öğretmen atayacağız’ açıklamasına ilişkin “Sınava giren 600 bine yakın öğretmen varken bir miktar bir söylemi gerçekten öğretmenlerimizin kalbini kırıyor. Çok komik bir rakam bu. Yani ben bu sayıları telaffuz dahi etmek istemiyorum. Çünkü 600 bin kişinin girdiği bir sınavda en az yüzde 10’u bile atayacak olursanız ki bu 60 bine denk geliyor. Biz öğretmenler camiası olarak 68 binden aşağı herhangi bir mülakatsız bir atamayı kabul etmiyoruz” dedi.

Özgür Gerçek
“ÜMİDİM KALMADI”
Bir diğer ataması yapılmayan öğretmen Özgür Gerçek ise mezun olduğu 2019 yılında ve 2022 yılında 2 defa KPSS’ye girdiğini ve atanmadığını belirterek ümidinin kalmadığını söyledi:
– İlk yıl olmayınca zaten ümidinizi bayağı bir kaybediyorsunuz. Sonra ben mesela yıllarca girmedim sınava bir daha. 2022’de bir daha girdim. O da ailem istedi. Biraz ümitlendirdi mi diyeyim. Biraz da zorladılar artık. Yaş geliyor. Atanman lazım. Aileni kuracaksın. Hayatına başlayacaksın. Doğru düzgün bir iş yok. Asgari ücrete çalışıyorsunuz.
– Sürekli sağda solda o iş bu iş koşturuyorsun. Bir gün hastanede çalışıyorsun. Bir gün bir otelde çalışıyorum. Ben kendi biriktirdiğim parayla KPSS dershanesine yazıldım. Biraz kitapları açıp baktım ama yine ümit oluşmuyor. Çünkü atama sayısı ortada. Yani çalışma isteğiniz gelmiyor. Sonuç yine hüsran oldu.
“MÜLAKATI GEÇECEK TORPİLİM YOK”
– Mülakatı geçebileceğim torpil yok. Mülakat torpil demek aslında torpil bulamıyorsun. İyice ümidini yok ediyorlar. Bir ümidimiz yok atanmaya dair. Şu anda mesela bir otelde çalışıyorum ben. Öğretmenler daha okurken ümidini kaybediyor. Dört yıllık okurken ikinci yılda bırakıyor. Çünkü olmayacağını biliyor.
– Gelecek açısından da ümitli bir senaryo kuramıyoruz. Hayal gücümüzü yok ettik diyebilirim ya. Hayal kurmakta zorluk çekiyoruz. Çok basit insani istekler bizim için yeterli, onun ötesinde bir şey isteyemez bir hale geliyorsun. Hayal kuramıyorsun.
]]>İbrahim Tatlıses konuyla ilgili “Benim evim varken ben evimi kızıma veremiyorum. Böyle bir şey olabilir mi? Şimdi vereceğim ama… Babası ev tutmayacak mı? Göreyim bakayım nasıl baba! Torunumla aramda bir sorun yok ama bu saatten sonra olabilir. Ben onlara sahip çıktım. O babalığı öğrenecek önce. Benim çocuğum kiradayken onun çocuğuna ev veremem. Babalık nasıl yapılır onu öğrensin” demişti.
Bu olayın ardından İbrahim Tatlıses ile büyük oğlu Ahmet Tatlıses arasındaki gerilim iyice tırmandı.
“OĞLUMUN AĞIRINA GİTTİ”
Ahmet Tatlıses, oğlu Mert’i evinden çıkaran babasına adeta ateş püskürdü. Tatlıses, “Ramazan ayı ve bayram dâhi dinlemeyen İbrahim Bey’in asılsız ithamlarından sonra ben de birkaç şey söylemek istiyorum. Oğlum Mert’e yıllar önce kendi isteği ve rızasıyla sahip olduğu evlerden birini verdi, verdi derken tapusunu değil tabii ki de… Zaten aynı sitede bulunan diğer evlerinde de rahmetli babaannem ve amcam yaşıyordu. Oğlum 6 yıl önce evlendi ve orada ailesiyle yaşamaya devam etti. Sonra kendisi bunu yeni fark etmiş gibi dava açtı. Oğlumun evi terk etmesini ve geriye dönük kiraları faiziyle istedi. Düşünün bir eviniz var ve siz yıllar sonra fark ediyorsunuz ki, evinizi torununuzu işgal etmiş ve siz yıllarca bunu fark etmemişsiniz. Ne kadar enteresan değil mi? Ben alışkınım elbette… Oğlumun ağrına gitti ama asıl sebebini İbrahim Tatlıses’in yaşadığı gelgitler ve bana olan tepkisinden olduğunu biliyoruz” dedi.
“AHMET ŞİMDİ GÖRECEK”
İbrahim Tatlıses de oğlunun açıklamalarının ardından ”Ahmet, bana ‘aklı melaikeleri yerinde değildir’ diyerek iftira attı. ‘Sağlamdır’ raporu almak için beş tane hastane dolaştım.Hepsi, ‘akıl sağlığı yerindedir’ raporu verdi. Yetinmedim, bir de adli tıptan rapor aldım. Hakim, ‘Akıl sağlığı yerinde değilse, bin 500 şarkıyı nasıl ezbere okuyor?’ dedi. Ahmet şimdi görecek! Baba-oğul ilişkisi nasılmış, görecek.Bodrum’da verdiğim dört evi de kendisinden alacağım. Evlatlıktan reddedemiyorum, ama reddi miras yapacağım. Ona verdiğim yedi dükkanı da daha önce batırdı, başkalarına devretti. Ben çocuklarıma ve torunlarıma bugüne kadar hep baktım. Hepsinin evleri, arabaları alındı, maaşları ödeniyor. Şimdi yeni bir site evler yaptırıyorum, o dairelerden de evlatlarıma vereceğim. Ama Ahmet adam olmaz! Kardeşlerinin de malına çökmüş. Artık yok öyle beleşten bir hayat! Bundan sonra babalık neymiş, görecek gününü!” diye konuştu.
Tüm bunların ardından Ahmet Tatlıses, İbrahim Tatlıses’in ‘Akıl sağlığım yerinde’ sözlerine avukatı aracılığıyla yanıt verdi:
“Son günlerde Sayın Ahmet Tatlıses ve İbrahim Tatlıses arasında devam eden hukuki süreçlerle ilgili basına yansımış gelişmeler üzerine tarafımızca açıklama yapmak ve devam eden hukuki süreçler ile ilgili kamuoyunu doğru bilgilendirmek gereği hasıl olmuştur” şeklinde başlayan paylaşımda; şu ifadeler yer aldı: Müvekkil Sayın Ahmet Tatlıses tarafından babası İbrahim Tatlıses’e vasi atanması talebi içeren dava dosyasında, İbrahim Tatlıses’in akıl sağlığı durumu ile ilgili birbiriyle çelişen üç adet sağlık raporu bulunmaktadır. Ancak iş bu sağlık raporlarının düzenlenmesine vesile olan tıbbi muayenelerin en kapsamlısı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Ana Bilim Dalı tarafından yapılmış ve kapsamlı muayene neticesinde İbrahim Tatlıses’in akli dengesinin tam olarak yerinde olmadığına dair rapor tanzim edilmiştir. Sürecin devamında İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce İbrahim Tatlıses’in adli tip kurumuna sevkine karar verilmiş, ancak İbrahim Tatlıses adli tıp kurumunca verilmiş olan randevu günlerine iki kez uymayıp yargılama sürecini yavaşlatmış ve neticeten yine kendisi için verilmiş randevu günlerinden farklı bir tarihte adli tıp kurumuna gitmiştir.
“KÖTÜ NİYETLİ VE GERÇEK DIŞIDIR”
“Bahse konu davanın, taraflar için öneminin son derece yüksek olmasına rağmen İstanbul Adli Tıp Kurumu’nca İbrahim Tatlıses üzerinde oldukça kapsamsız bir muayene sonucunda rapor tanzim edilmiş olup iş bu rapora karşı da itiraz haklarımızı kullanıp, İbrahim Tatlıses hakkında kapsamlı bir sağlık durumu raporu aldırılmasını talep edeceğimizi duyurmak isteriz. Bununla beraber İbrahim Tatlıses, 29 Haziran 2022 tarihinden beri devam eden yargılama sürecinde yapılmış olan duruşmaların hiçbirine katılmamış ve dolayısıyla hâkim karşısına çıkmamıştır. Anlaşılacağı üzere İbrahim Tatlıses’in basın organlarında yer alan ‘Ahmet, bana akli dengeleri yerinde değil diyerek iftira attı. Sağlamdır raporu almak için beş tane hastane dolaştık. Hepsi akıl sağlığı yerindedir raporu verdi. Yetinmedim, bir de adli tıptan rapor aldım. Hâkim, akıl sağlığı yerinde değilse 1500 şarkıyı nasıl ezbere okuyor dedi’ şeklindeki beyanlarının tümü kötü niyetli ve gerçek dışı beyanlardır.”
“Ek olarak bahse konu davanın başından itibaren yalnızca Sayın İbrahim Tatlıses’in akıl sağlığı sebebiyle değil, ekonomik irade biçiminin, alkolle kumar bağımlılığının kendisini yoksulluğa düşürme tehlikesi olduğunu ve bu sebeple kendisinin, çevresinde bulunan art niyetli şahıslardan korunması amaçlı açıldığı gerek müvekkil gerekse tarafımızca defalarca ifade edilmiştir.”
“RAPOR TANZİM EDİLDİ”
“Nitekim tahkikat aşamasında Sayın İbrahim Tatlıses’in kendisinin ve şirketlerinin mali gelir – gider tabloları, tarafı oldukları icra ve vergi dosyaları, banka hesap giriş – çıkışları, taşınır ve taşınmaz mal varlıklarındaki artma ve azalma durumları ve bir çok benzer hususun değerlendirildiği bir bilirkişi raporu aldırılmasına, alkol ve kumar bağımlılığı iddialarının doğru olup olmadığının tespiti amacıyla tanık dinlenmesine karar verilmiş ve Sayın Mahkemece belirlenen bilirkişi heyeti tüm bu durumları detaylıca araştırıp, ‘sonuç olarak kısıtlı adayının banka nezdindeki bireysel hesaplarında çok büyük tutarlarda giriş-çıkışların olmadığı, Türkiye’nin önemli sanatçılarından biri olarak kabul görmüş birisi olması, müzik etkinliklerinde tercih edilen ve müzik çalışmalarında yüksek gelir elde ettiği varsayılan bir sanatçının banka hesaplarındaki bakiye tutarlarının müzik piyasasında sözü geçen bir sanatçı kazancı ile uyumlu bir görüntü sergilemediği, kısıtlı adayı adına kayıtlı hesaplar üzerinde icra dairlerine ait haciz blokelerinin olduğu, banka hesaplarına girişlerin daha çok telif ücretleri ve emekli maaş tutarlarının yatırıldığı ve bu tutarların talimat ile üçüncü kişiler tarafından nakit olarak para çekme işlemlerinden oluştuğu, inceleme dönemi içerisinde bankalardan kullandığı kredilerin düzenli olarak ödenmediği, gecikmeli ödendiği, kredilerindeki gecikmeler nedeniyle bankada takip borç aşamasına geçerek banka kredibilitesini büyük ölçüde olumsuz olarak etkilemesine neden olduğu, kısıtlı adayı adına kayıtlı gayrimenkullerin üzerinde çok fazla haciz Şerhlerinin olduğu, tüm bu hususlar neticesinde kısıtlı adayı İbrahim Tatlıses’in gerek şahsının ve şirketlerinin finansal durumunu gerekse buna bağlı olarak mal varlığını iyi yönetemediği ve mali durum bozulmasının 2020 yılı sonrası giderek arttığı özellikle gözlemlenmiştir’ şeklinde rapor tanzim etmiştir.”
“KUMAR VE ALKOL BAĞIMLILIĞININ KENDİSİNE VERDİĞİ ZARAR DOĞRULANDI”
Ayrıca davada tanık olarak dinlenen şahıslarla kısıtlı adayı İbrahim Tatlıses’in alkol ve kumar bağımlılığının ve bu durumların kendisine verdiği zararları doğrulamışlardır. İş bu rapor da müvekkil Sayın Ahmet Tatlıses’in, babası İbrahim Tatlıses için ekonomik durum iradesinin kendisini yoksulluğa düşüreceği yönündeki iddiasının ispatı niteliğindedir.
]]>MUHARREM AYI NE ZAMAN?
Muharrem ayı 7 Temmuz 2024 tarihinde başlayacak.
AŞURE GÜNÜ NE ZAMAN?
Aşure günü 16 Temmuz Salı günü başlayacak, 5 Ağustos 2024 tarihine kadar devam edecek.
MUHARREM AYINDA NE ZAMAN ORUÇ TUTULUR?
Muharrem ayı içerisinde oruç tutmak ise, müstehabtır. Bu ayın başında, sonunda veya ortasında yani 13, 14, 15’inci günlerinde ya da 9, 10 veya 10 ve 11’inci günlerinde oruç tutulabilir.
Ramazan orucu farz kılınınca Hz. Peygamber (s.a.s.), isteyenlerin âşûrâ orucu tutup isteyenlerin tutmayabileceğini belirtmiştir (Buhârî, Savm, 69; Müslim, Sıyâm, 113-126).

AŞURE GÜNÜ ORUÇ TUTULUR MU?
Resûlullah (s.a.s.) bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Ramazan’dan sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem’de tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra en faziletli namaz da gece namazıdır.” (Müslim, Sıyâm, 202-203; Ebû Dâvûd, Savm, 55; Tirmizî, Savm, 40)
Muharrem’in onuncu günü âşûrâ günüdür. Bu gün oruç tutmak da bazı âlimlere göre sünnettir (Serahsî, el-Mebsût, III, 92). Zira Resûlullah (s.a.s.), âşûrâ gününde oruç tutmuş ve bunu müslümanlara tavsiye etmiştir (Buhârî, Savm, 69).
Hz. Peygamberin (s.a.s.) yahudilere muhalefet için ertesi sene âşûrâ orucunu Muharrem’in dokuzuncu günü de tutacağını söylemesi (Ebû Dâvûd, Savm, 66); bu orucun Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu veya onuncu ve on birinci günlerinde tutulmasının daha doğru olacağına işaret etmektedir (Bkz. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV, 52; Abdürrezzâk, el-Musannef, IV, 287).
Şu da bilinmelidir ki, Ramazan orucu farz kılınınca Hz. Peygamber (s.a.s.), isteyenlerin âşûrâ orucu tutup isteyenlerin tutmayabileceğini belirtmiştir (Buhârî, Savm, 69; Müslim, Sıyâm, 113-126).
MUHARREM AYININ ANLAMI NEDİR?
Muharrem Hicri takvime göre yılın birinci ayıdır. Muharrem Arapça bir kelime olup, kelime kökü itibarıyla “haram”dan türemiştir. Sözcük karşılığı, haram olan, yasaklanan anlamındadır. Araplar, İslamiyet öncesi dönemde (Cahiliye döneminde) dahi, kabile yaşantısının bencilliklerinden kaçınarak, Arabi ilk ay olan “muharrem” ayında birbirlerine savaş açmak gibi “yasaklanan” fiillerden kaçınır ve uzaklaşırlarmış.
Muharrem Matemi’nin amacı: Bu türlü acıların bir daha yaşanmaması için gerekli olan insanlık değerlerini ve Alevî öğretisini özümsemektir. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez. Matem boyunca hiçbir canlıya eziyet edilmez.
Kimsenin kalbini kırmamak, dili ile kimseyi incitmemek, kimse hakkında dedikodu yapmamak Mâtem Orucu’nun temel ilkesidir. Sağlığı yerinde olanlar oruç tutarlar. Matemden amaç, kendine eziyet yapmak değil, kötülük ve katliamların bir daha olmaması adına anmak ve unutmamaktır. Kerbelâ katliamında hasta olması nedeniyle İmam Zeynel Abidin’in kurtulması ve Ali’nin soyunun devam etmesi nedeniyle de Allah’a şükredilir. Bu nedenle Muharrem mâtemi, aşûre geleneği ile biter. 12 gün orucun ardından Aşûre Günü yapılır. 12 değişik malzemeden oluşan aşûre yenilir ve dağıtılır.
]]>ÇOCUK NÜFUS ERİYOR
Çocuk nüfusun %51,3’ünü erkek çocuklar, %48,7’sini kız çocuklar oluşturdu. Çocuk nüfus, 1970 yılında toplam nüfusun %48,5’ini oluştururken bu oran 1990 yılında %41,8 ve 2023 yılında %26,0 oldu.
Nüfus projeksiyonlarına göre çocuk nüfus oranının 2030 yılında %25,6, 2040 yılında %23,3, 2060 yılında %20,4 ve 2080 yılında %19,0 olacağı öngörüldü.
EN YÜKSEK ORAN ŞANLIURFA’DA
ADNKS sonuçlarına göre illerin toplam nüfusları içindeki çocuk nüfus oranları incelendiğinde, 2023 yılında en yüksek çocuk nüfus oranına sahip olan il, %44,4 ile Şanlıurfa oldu. Şanlıurfa ilini %40,5 ile Şırnak, %38,2 ile Ağrı ve Muş izledi.
1 MİLYON 35 BİNDEN FAZLA DOĞUM
Doğum istatistiklerine göre 2022 yılında canlı doğan bebek sayısı, 1 milyon 35 bin 795 oldu. Doğan bebeklerin 531 bin 946’sı erkek, 503 bin 849’u ise kız oldu. Canlı doğan bebeklerin %96,8’ini tekil, %3,1’ini ikiz, %0,1’ini ise üçüz ve daha fazla çoğul doğumlar oluşturdu.
BEKLENEN YAŞAM SÜRESİ
Hayat Tabloları, 2020-2022 sonuçlarına göre doğuşta beklenen yaşam süresi, Türkiye geneli için 77,5 yıl, erkekler için 74,8 yıl ve kadınlar için 80,3 yıl oldu.
Türkiye’de 7 yaşına ulaşan bir çocuğun kalan yaşam süresinin ortalama 71,4 yıl, erkek çocuklar için 68,7 yıl ve kız çocuklar için 74,1 yıl olduğu görüldü. Çalışma çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki çocuklar için bu süre 63,5 yıl oldu. Erkek çocuklar için bu süre 60,8 yıl iken kız çocuklar için 66,2 yıl oldu. Bu yaş için kız ve erkek çocuklar arasındaki beklenen yaşam süresi farkının 5,4 yıl olduğu görüldü.
EN POPÜLER İSİMLER
2023 yılında doğan bebeklere konulan en popüler erkek bebek isimleri, Alparslan, Yusuf ve Göktuğ; en popüler kız bebek isimleri ise Asel, Zeynep ve Defne oldu. Doğan erkek bebeklerin 8 bin 957’sine Alparslan, 5 bin 538’ine Yusuf, 5 bin 361’ine Göktuğ, kız bebeklerin 8 bin 114’üne Asel, 7 bin 614’üne Zeynep, 6 bin 895’ine ise Defne ismi verildi.
Türkiye’de 2023 yılında 0-17 yaş grubundaki çocuklarda en çok kullanılan erkek çocuk isimlerinin Yusuf, Mustafa ve Mehmet; kız çocuk isimlerinin ise Zeynep, Elif ve Yağmur olduğu görüldü.
OKULLAŞMA ORANI
Milli Eğitim Bakanlığı örgün eğitim istatistiklerine göre okul öncesi eğitim seviyesinde beş yaş net okullaşma oranının, 2021/’22 öğretim yılında %81,6 iken 2022/’23 öğretim yılında %85,0 olduğu görüldü. Beş yaş net okullaşma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, bu oran erkek çocuklar için %85,2, kız çocuklar için %84,7 oldu.
İlkokul seviyesinde net okullaşma oranı 2022/’23 öğretim yılında %93,8, ortaokul seviyesinde net okullaşma oranı %91,2 ve ortaöğretim seviyesinde net okullaşma oranı %91,7 oldu.
ÇOCUK EVLİLİKLERİ
Evlenme istatistiklerine göre 16-17 yaş grubunda olan kız çocuklarının resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002 yılında %7,3 iken bu oran 2023 yılında %1,9’a düştü. Diğer taraftan, aynı yaş grubunda olan erkek çocukların resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002 yılında %0,5 iken bu oran 2023 yılında %0,1 oldu.
Boşanma davaları sonucu, velayeti anneye verilen çocukların oranı %74,9 oldu
ÖLÜM HIZI BİNDE 9
Ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre 2009 yılında bebek ölüm hızı binde 13,9 iken 2022 yılında binde 9,2’ye düştü.
Doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı, 2009 yılında binde 17,7 iken 2022 yılında binde 11,2’ye düştü. Beş yaş altı ölüm hızı cinsiyete göre incelendiğinde, 2009-2022 yılları arasında beş yaş altı ölüm hızının erkek çocuklar için binde 18,5’ten binde 12,1’e, kız çocuklar için binde 16,8’den binde 10,2’ye düştüğü görüldü.
]]>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, geçen yıl düzenlemelerin çoğunun vergi artışlarıyla ilgili olduğunu, bu yıl harcamaları mümkün olduğu ölçüde kontrol edeceklerini ve kesintiye gideceklerini ifade etti.
Şimşek, Uluslararası Para Fonu (IMF)-Dünya Bankası Bahar Toplantıları kapsamında düzenlenen “Türkiye: Değişken Küresel Ekonomide İleriye Doğru Gitmek” başlıklı etkinlikte konuştu.
Yurt içinde en büyük zorluğun yüksek enflasyon olduğunu yineleyen Şimşek, fiyat istikrarını sağlamanın ve enflasyonu tek haneye indirmenin en büyük öncelikleri olduğunu söyledi.
Şimşek, mali disiplinin sağlanmasının da bir diğer önemli hedef olduğunu, dezenflasyon sürecinin kamu maliyesi desteği gerektirdiğini aktardı.
Bakan Şimşek, rekabetçiliğin ve üretkenliğin artırılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi, iklim değişikliği ile mücadele, yeşil ve dijital dönüşüm gibi alanlara yönelik kapsamlı bir yapısal reform programlarının olduğunu anlattı.
Küresel borçlanmanın önemli bir sorun olduğuna da dikkati çeken Şimşek, Türkiye’nin bu anlamda daha iyi bir konumda olduğunu ancak yurt içinde fiyat istikrarının bir numaralı zorluk olduğunu kaydetti.
‘PARA POLİTİKASINDA NORMALLEŞME DEVAM EDİYOR’
Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zaferiyle sonuçlarının başkanlık seçimlerinin ardından ekonomi politikasında rotanın düzeltilmesine ihtiyaç olduğunu belirten Şimşek, yeni ekonomi ekibinin oluşturulması sonrası 3 yıllık kapsamlı bir programın hayata geçirildiğini dile getirdi.
Şimşek, programın temel dayanaklarından birinin para politikasının normalleşmesi olduğunu kaydederek, para politikasında sadeleşme ve normalleşme sürecinin devam ettiğini aktardı.
Programın bir diğer bileşeninin ise kamu maliyesi disiplinin yeniden sağlanması olduğuna işaret eden Şimşek, enflasyonu düşürmek için Merkez Bankası’na daha fazla destek sağlamak amacıyla mali duruşu sıkılaştırmaları gerektiğini dile getirdi.
Şimşek, programın bir başka bileşenin de yapısal reformlar olduğunu belirterek, kaynakları daha verimli alanlara yönlendirmek istediklerini ifade etti.
YATIRIMCI GÜVENİNE YÖNELİK AÇIKLAMALAR
Sağlam politikalar ve yapısal reformların birleşiminin yatırımcıların güveninin yeniden kazanılmasına yardımcı olacağını vurgulayan Şimşek, “Geçen yıl programının ömrü konusunda pek çok soru işareti vardı. Ancak son birkaç gündür yatırımcılarla olan görüşmelerime dayanarak size şunu söyleyebilirim ki bu sorular ortadan kalktı. Sorular artık daha çok makro konularla ilgili” dedi.
Şimşek, “Uluslararası yatırımcıların güvenini yeniden kazandığımızı düşünüyorum. Bu durum kredi risk primindeki (CDS) önemli düşüşe de yansıyor” diye konuştu.
Orta Vadeli Program’da (OVP) enflasyonun bu yıl yüzde 36’ya gelecek yıl yüzde 14’e ve 2026’da tek haneli rakamlara düşmesinin beklendiğini anımsatan Şimşek, “İddialı olsa da bu hedeflerin ulaşılabilir olduğunu düşünüyoruz çünkü desteklenen sıkı bir para politikamız var. Deprem harcamalarını dışarda tuttuğumuzda, uluslararası standartlara göre sıkı bir maliye politikamız da var. İlerleme var, sonuçları göstermek için zamana ihtiyacımız var” dedi.
‘HARCAMALARDA KESİNTİYE GİDECEĞİZ’
Şimşek, cari açığın düştüğünü, bütçe açığının daralacağını ve para politikasının tamamen işlevsel hale geleceğini vurguladı.
Enflasyondaki zorluklara değinen Şimşek, gelişen piyasalarda özellikle de Türkiye’de para politikası aktarım mekanizmasının istenildiği kadar etkili olmadığını düşündüğünü ve bunun güçlendirilmesi üzerinde çalıştıklarını söyledi.
Şimşek, selektif kredi sıkılaştırması ile niceliksel sıkılaştırmaya gittiklerine işaret ederek, geleneksel sıkılaştırmanın sınırları olduğunu anlattı.
Maliye tarafında, geçen yıl düzenlemelerin çoğunun vergi artışlarıyla, yani gelir yönüyle ilgili olduğunu anımsatan Şimşek, “Bu yıl harcamaları incelemeye başladık. Harcama kontrolüne ve olası harcama kesintilerinin ne olabileceğine, aynı zamanda harcamalarda verimli alanların önceliklendirilmesine bakıyoruz” diye konuştu.
Şimşek, isteğe bağlı olmayan harcamalar söz konusu olduğunda, genellikle gelişmekte olan piyasaların çoğunun bütçelerinde sınırlı yer olduğunu anlattı.
Harcamaların kontrol edilmesine dair bir beklenti olduğunu dile getiren Şimşek, “Biz de bunu gerçekleştireceğiz, harcamaları mümkün olduğu ölçüde kontrol edecek ve kesintiye gideceğiz” dedi.
Parasal sıkılaşma döngüsünün bitip bitmediğine ilişkin bir soruya Şimşek, “Bir maliye bakanının para politikası duruşu hakkında yorum yapması uygun olmaz. Bir ekonomist olarak elbette kendi görüşlerim var ama bunu ifade etmek doğru olmaz” yanıtını verdi.
Moderatörün “Yani merkez bankasının bağımsızlığına saygı gösteriyorsunuz” demesi üzerine ise Şimşek, “Kesinlikle” dedi.
Sistemin beklenen Marmara depreminde can kurtarıcı olmayacağına, erken uyarı sisteminin kurumlar arası bazı uygulamaları ve işleyişleri devre dışı bırakmaya yarayacağından söz etti.
Depremde asıl hayat kurtarıcılığın kenti depreme hazırlamak olduğunu anlattı.
Ayrıca çalışmalara bugün başlanması halinde ortalama 15-20 yıl içerisinde İstanbul’un depreme hazır olacağını belirtti.
Görür değerlendirmesinde şunlara yer verdi:
“MİNİMUM 7.2 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM BEKLİYORUZ”
-Şu anda gündemde deprem var. Deprem uyarısı verildi senelerdir. Depremi bekliyoruz, ne zaman olacağını da bilmiyoruz.
-Ama diğer bütün özelliklerini sistemi biliyoruz. Dolayısıyla bekliyoruz ki yetkililer yerel ve merkezi ve halkın kendisi depreme hazırlansın. İstanbul’u depreme hazırlasınlar. Minimum 7.2 maksimum 7.5 büyüklüğünde bir deprem bekliyoruz. Yeterince hazır değiliz.
“ERKEN UYARI SİSTEMİ BİLİNEN BİR ŞEY”
-Erken uyarı sistemi çok eski bilinen ilk bir şey. Bizim Türkiye’de bile 2000 yılından beri uygulanan bir şey.
-Ve hatta Bakanlar Kurulu kararıyla ilgili Boğaziçi Kandilli’de 2000 yılından beri bu çalışmalar yürüyor. Basit bir sistem. Sırf deprem sırasında hemen deprem olur olmaz bazı stratejik tesislerin devre dışı bırakılması için ortaya atılmış bir sistem.
-Diyelim ki itfaiyede, doğalgazda işte diyelim metrolarda, trenlerde yani deprem olur olmaz vanayı veya düğmeyi kapatıp o sistemlerin zarar görmemesi için devre dışı bırakan bir sistem. Yani aynen sigorta gibi.
“BU SİSTEM DEPREME HAZIRLIK ANLAMINDA BİR ŞEY İFADE ETMİYOR”
-Yani İGDAŞ’ta mesela, böyle şeyleri zaten İGDAŞ kendi yapıyor. Yani bu yeni bir sistem değil bir şey değil yani.
-Siz bir yazılım yaparsanız onun bilgisayara koyarsınız veya telefona koymuşsunuz o bir şey ifade etmiyor. Böyle depreme hazırlanma noktasında bir şey ifade etmiyor. Limitli bir faydası olur.
-Yani amacı farklı, amacı deprem olduğu an hastaneye haber vermek, okula haber vermek, metroya haber verip çalışmasını durdurmak, İGDAŞ’a haber verip İGDAŞ’taki doğalgaz faaliyetini kesmek, elektrik idaresine haber verip, elektriği durdurmak, asansörlerin çalışmasına engel olmak.
-Bunun amacı bu. Yani kalkıp da halka ‘Biz bunu yaptık. O zaman biz depreme hazırız. Alın bu sistemi ve hayatınızı kurtarın’ derseniz bu çok yanlışmış. Bu işin vebali var. Bu iş yasak. Yasa da buna engel olur.
-Yani siz erken uyarı yapacağınız zaman depremin yerini zamanını, şiddetini ve vereceği zararı, hesabını yapmak zorundasınız. Ve onu bildirmek zorundasınız. Ve bu insanları belli ölçüde eğitmek zorundasınız, anlatmak zorundasınız.
-Yani ben şöyle söyleyeyim diyelim ki dörtlük bir deprem olacak. Dört buçukluk bir deprem oldu. Siz vaveyle koparıp da deprem oldu falan diye çıkartırsanız biri de kendini balkondan atarsa vebalini kim alacak? O hesabı sormazlar mı?
-Kaldı ki böyle bu tür şeyler yasak olmalı. Erken uyarı sistemi, sistemler arası bazı sistemleri devre dışına koymak için ağırlıklı olarak ortaya konulmuş bir sistemdir. Yeni falan değildir.
“BUGÜNKÜ ALTYAPI DEPREME DAYANIKSIZ”
-Siz yeni yazılımlar yapabilirsiniz. Yıllardır bu sistem var. Onu diyorum işte Kandilli 2001’den beri yapıyorlar. Bir takım çalışmalar oluyor. İGDAŞ bu işi yapıyor.
-Bu halka bir can kurtarıcı olmaz, yanlış. İşin doğrusu Marmara Bölgesi’nin İstanbul’un depreme hazırlanmasıdır.
-Kentimizin deprem dirençli hale getirilmesidir. Bu da ancak devlet eliyle yerel yönetimler eliyle, halkla birlikte uzun bir çalışma, disiplinli bir çalışma sonucu olabilir. Bir kentin tüm bileşenlerini, deprem dirençli olmalıdır.
-Başlangıç olarak o kentte yaşayan insanların tümünü can güvenliğini büyük ölçüde sağlamış olursunuz. Deprem, en büyük çevre felaketidir. Hangi zararlar verebilir deprem olursa. Ne zararı olabilir.
-Onların hesabını yapıp deprem olmadan önce onları düzeltmen gerekir. Mesela altyapısı, bugünkü altyapı depreme dayanıksız.
-Çalışacaksın, hangi kısmın nereler depreme dayanıksız oraları depreme nasıl dayanıklı hale getirebiliriz. İstanbul 15-20 senede rahatlıkla depreme hazırlanılabilir. Bunun dünyada örnekleri var. Genelde on senede İstanbul kadar büyük olmasa bile yani o kentte depreme hazır hale getiriyorlar.
“ASIL CAN GÜVENLİĞİ, KENTİ DEPREM DİRENÇLİ HALE GETİRME ÇALIŞMALARIDIR”
-Özetlemek gerekirse erken uyarı sistemi çok yararlı bir sistemdir. Çok faydalı bir sistemdir. Bu sistem bazı stratejik kurumlar arasında iletişim ve konuşmayı sağlar.
-O stratejik kurumlar da kendi işlemlerini bir an önce devre dışı bırakmak için vardır. Diyelim ki doğalgaz aniden kesilmeli bir deprem olunca.
-Aksi halde yangınlar oluyor. İtfaiye aniden uyarılmalıdır. Hastaneler hemen uyarılmalıdır. Erken uyarı bu amaçla yapılmıştır. Deprem tahmini değildir.
-Deprem olduktan sonra birtakım hesapların çok hızlı yapılıp bildirilmesi ve bu saniyeler mertebesindedır, bilemedim 1-2 dakika meselesi. Bu hayatı fazla kurtarmaz. Ama yani öyle olaylar olur ki senin benim hayatımı da kurtarır.
-Yani kurtarmaz diye bir kaide de yok. Çok da yararlıdır, çok da faydalıdır ve bu bilinen bir sistemdir. Yıllardır mevcuttur.
-Türkiye’de de mevcuttur. Bunu şimdi böyle yeni bir sistem gibi çıkarıp rant uğruna halka bunları söyleyip belli şeyler yapmak doğru değildir. Bunları bırakalım kendi işleri içerisinde bunu yapsınlar.
-Asıl can güvenliği, insanlarımız ölmesin diye uğraşmamız gereken büyük boyut bir kenti deprem dirençli hale getirme çalışmalarıdır. Onu da yerel yönetimlerle ve halkla beraber birlikte omuz omuza el birliğiyle, inanç birliğiyle yapılması gereken bir iştir. Hayat kurtarmak budur.
]]>

“MEZUNLARA SINAV KONMALI”
“Üniversite eğitimi yaygınlaştırıldı ama kalite çok aşağı indi. Bu, büyük bir risk. Hukuk, tıp, diş hekimliği, inşaat gibi bazı mühendislik mezunlarına, mezuniyet sonrası sınav konulmalı. Adamın yaptığı inşaat, ilk depremde çöküyor. Yüzlerce insan ölüyor. Türkiye’de yükseköğretim standardını artırmalıyız. Herkesin üniversite mezunu olması gerekmiyor. Ama herkesin bir meslek sahibi olması gerekiyor. Türkiye’de teknik elemanlar, mühendisten çok daha fazla para kazanıyor.”

“DİPLOMALI İŞSİZLER YETİŞTİRİYORUZ”
“Üniversite mezunları, mecburen bir işe giriyor. Asgari ücret alıyor. Bu çok acı. Diplomalı işsizler yetiştiriyoruz. Bazı üniversiteler, teknisyen yetiştiren okullara çevrilip, güçlü laboratuvarlar kurulup, ara kademe insan yetiştirilmeli. Piramit terse döndü. Sistem, üniversite mezunlarını, hayatta cezalı bir hale düşürdü. ”

“SEÇMELİ SINAV İHANETTİR”
“Çoktan seçmeli sınav, 1953’te ABD’den Türkiye’ye geldi. İlkokul 5. sınıftaydım. ‘Birinci oldum’ diye çok sevindim. Türkiye’de eğitimi, bu sistem mahvetti. Çoktan seçmeli sınav, insanlığa ihanettir. Düşünmeyi kaldırıp, ezberi besleyip, insanları robotlaştırıyor. Dünyada karar vericiler, düşünen insan istemiyor. Ne kadar mümkünse, o kadar aptallaştırmak istiyorlar.”

KADINLAR KURTARACAK
“Türkler, bütün kıtalarda devlet kurup, kültür öğreten 20 bin yıllık bir millet. Türkleri çıkarırsan, dünya tarihi çöker. Coğrafyamızdaki, ‘Batılılar ne yaparsa çok daha iyi yapar’ kompleksini kaldırmak için Atatürk, ‘Ey Türk, öğün, çalış, güven’ dedi. Biz Atatürkçüler, kadın erkek eşitliğini yüzde 100 sağlamalıyız ki, Türkiye kurtulsun. İBB Başkanı olduğumda yüzde 2 olan kadın oranını, 5 yılda yüzde 50’ye çıkardım. Yeditepe’de de kadın yönetici oranı yüzde 50’yi geçti.”

GENÇLERE ALTIN ÖĞÜTLER
“Nobel Ödüllü İva Andirç’in Dirina Köprüsü romanını 15 yaşında okuduğumda, vakıf kurma kararı aldım. Gençler; istediğiniz filmi seyredip, dünyayı görün. Ama mutlaka klasik roman okuyun. Klasikler, sizi okul hayatından daha fazla eğitir. Coğrafyamızı, zamanınızı ve sınırlarınızı aşın.”

TORPİL YOK
Yeditepe Hukuk’ta okurken az bir farkla sınıfta kalan torunu Mustafa Kemal Dalan (25), “Dede bu kadar da olmaz” çıkışına, “Ayrıcalık yok” dedi. Dalan’ın torunu, üniversiteyi 6 yılda bitirdi.

Bedrettin Dalan oturanlar alt solda…
TÜRKİYE’DE ÜNİVERSİTE OKUYUP ABD ONAYLI DİPLOMA ALACAKLAR
Amerika Diş Hekimliği Birliği Akreditasyon Komisyonu (CODA), Avrupa’da ilk ve dünyada ikinci üniversite olarak Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi diplomasını akredite etti. ABD ve ABD diplomasının geçerli olduğu tüm ülkelerde, Yeditepe Diş Hekimliği diploması da geçerli oldu. Yeditepe Üniversitesi Kurucu Başkanı Bedrettin Dalan, “Bu akreditasyon Türkiye’de, diş hekimliği eğitiminde önemli bir mihenk taşı” dedi. Rektör Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, dünya standartlarında eğitim verdiklerinin tescillediğini söyledi. Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bahar Eren Kuru, fakültenin 6 ana ve 86 alt standartta incelendiğini bildirdi. Amerika’da diş hekimliği yapmak isteyenler, Ulusal Diş Hekimliği ve EPT gibi zorlu sınavları geçip, 100 bin dolar (3.2 milyon TL) gibi paralar ödeyerek ancak akreditasyon alabiliyordu.
]]>EYÜPSULTAN İYİ YÖNETİLMEDİ
“Seçim kampanyamızın en başında Eyüpsultan’ın ve Eyüpsultanlılar’ın sorunlarını masaya yatırdık ve bu sorunlar için çözüm üretmeye karar verdik. Her bir alan için somut projeler ürettik ve projelerimiz Eyüpsultanlılar’da karşılık buldu. Eyüpsultan’ın potansiyelinin ne kadar yüksek olduğunu herkesin biliyor aslında. Ama çok uzun yıllar bence iyi yönetilmediği için bu potansiyelin çok gerisinde kalmış. Eyüpsultan’ın ekonomisini canlandırmak böylece refah seviyesini artırmak ve yaşam kalitesini yükseltmek mümkün olacak. Dayanışma, ortak akıl ve liyakate dayalı adil ve demokratik bir yerel yönetime sahip Eyüpsultan’da yaşamanın kader değil şans olacağını herkes anlayacak.
BEKLENTİ YÜKSEK, ÇOK İŞİMİZ VAR
“Eyüpsultanlılar’a bir söz verdim: Eyüpsultan hak ettiği değere kavuşacak ve Eyüpsultanlılar da bu değişimden en çok yararlanlar olacak. Eyüpsultanlılar bana güvendi ve İstanbul’un en özel ilçesini yönetme yetkisini verdi. Ben tutmayacağım bir söz vermem; verdiğim sözü de tutarım. Eyüpsultan CHP’nin onlarca yıldır yönetmediği bir ilçe. Hem yapacağımız çok iş var hem de beklenti çok yüksek. Her şeyden önce benim kendimden ve ekibimden beklentim çok yüksek. Dolayısı ile şu an benim aklım, fikrim ve kalbim Eyüpsultan’da. Eyüpsultan için yeni bir dönem başlıyor ve ben bu sürecin öncüsü olacağım için çok heyecanlı ve enerji doluyum.”

İGDAŞ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NDEN BELEDİYE BAŞKANLIĞI’NA: Mithat Bülent Özmen, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde siyaset bilimi ve kamu yönetimi okudu. Bankacılık ve finans üzerine doktora yaptı. Dışişleri Bakanlığı’nda çalıştıktan sonra banka, finans ve enerji sektörlerinde çalıştı, üst düzey yöneticilik ve CEO görevlerini yürüttü. 2019 yerel seçimlerinden sonra İGDAŞ’a Genel Müdür oldu. Ardık Eyüpsultan Belediyesi’ni yönetecek.
Belediyeciliği iyi bilirim
MİTHAT Bülent Özmen, İGDAŞ Genel Müdürlüğü ile birlikte İBB Enerji Grup Başkanlığı görevinde bulunurken doğru bir belediye yönetiminin halkın hayatında nasıl farklılık yaratabileceğini deneyimlediğini dile getirdi. Özmen “Ben kendimi siyasete geçiş yapıyorum diye hissetmedim. Daha çok insanın hayatına dokunabileceğim bir göreve geçiş yapıyorum diye hissettim. Kendimi sosyal demokrat olarak tanımlıyorum. Sosyal demokrasinin evrensel değerlerine inanıyorum: Özgürlük, eşitlik, adalet, dayanışma, çoğulculuk… Bu değerler çerçevesinde yapılacak bir yerel yönetimin de fark yaratacağına inanıyorum. Ekonomi dediğimiz zaman ekolojiyi dışlamayan, yoksullukla mücadele dediğimiz zaman emeğin hakkını almasından da bahseden, demokrasiyi sadece seçim olarak değil, farklı renklerin her gün sesinin duyulması olarak gören bir yerel yönetim anlayışına ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum” dedi.
]]>
Saat 18.11’de Sulusaray ilçesi merkezli 5,6 büyüklüğünde deprem Çorum, Ordu, Samsun, Amasya, Yozgat, Ankara, Kırşehir, Kayseri, Sivas ve Nevşehir’de de hissedildi.
Bu depremden çok kısa bir süre sonra da bu kez 3.5 büyüklüğünde bir sarsıntı yaşandı.

1.43’TE 4 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM
Tokat Sulusaray’da 21:43’te bir deprem daha meydana geldi. AFAD depremin büyüklüğü 4 olarak açıkladı.

22.32’DE 4.4 İLE SALLANDI
Tokat Sulusaray’da bu kez 22:31’de 4.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

00.09’DA 4.1 BÜYÜKLÜĞÜNDE BİR DEPREM DAHA
Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Başkanlığının internet sitesinde yer alan bilgiye göre, saat 00.09’da merkez üssü Sulusaray ilçesi olan 4,1 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.
Sarsıntının 12,43 kilometre derinlikte olduğu belirlendi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada depremle ilgili son bilgileri paylaştı. Koca şu ifadeleri kullandı;
*Tokat Sulusaray İlçesinde 5.6 büyüklüğünde meydana gelen depremde; Tokat Yeşilyurt ilçesinde 1 kişi etkilenmiştir.
*Tokat’ın Sulusaray İlçesinde bir ev ve bir cami minaresi yıkılmış olup etkilenen olmamıştır. Tokat’ın Artova ilçesinde bir cami minaresi yıkılmış olup etkilenen olmamıştır.
*Yozgat İli Gümüşsuyu Köyünde bir ev, Yelken Köyünde bir ev, Elmalıçiftliği Köyünde bir ev yıkılmış olup etkilenen olmamıştır.
*Tokat ilinden 15 ambulans, 3 UMKE ve 1 UMKE Acil Müdahale Aracı, Yozgat İlinden 5 ambulans, 1 UMKE ve 1 UMKE Acil Müdahale Aracı, Sivas İlinden 1 UMKE ve 1 UMKE Acil Müdahale Aracı bölgeye görevlendirilmiştir. Depremi hisseden vatandaşlarımıza çok geçmiş olsun. Allah ülkemizi felaketlerden korusun.

TOKAT VE YOZGAT’TA OKULLAR TATİL EDİLDİ
Tokat’ın Sulusaray ilçesinde meydana gelen depremin ardından il geneline okullar bir gün tatil edildi. Evlerinde kalmak istemeyen vatandaşlar için misafirhaneler ve spor salonları açıldı.

Tokat Valisi Numan Hatipoğlu, “Yaşadığımız depremin ardından eğitim kurumlarına bir gün ara verilmesine karar verdik. Ayrıca evlerinde kalmak istemeyen vatandaşlarımız için, misafirhane, yurt ve spor salonları hazırlandı. Kendilerini buralarda misafir edeceğiz. Devlet olarak vatandaşlarımızın her türlü ihtiyaçları noktasında yanlarındayız” dedi.

3 İLÇEDE EĞİTME ARA VERİLDİ
Yozgat Valisi Mehmet Ali Özkan, depremden etkilenen Kadışehri, Çekerek ve Aydıncık ilçelerinde eğitime yarın ara verildiğini bildirdi.
Özkan, Tokat’ın Sulusaray ilçesinde meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki deprem nedeniyle bazı yapılarda hasar oluşan Yozgat’ın Kadışehri ilçesine bağlı Gümüşsu köyünde incelemede bulundu.

İncelemenin ardından gazetecilere açıklama yapan Özkan, deprem nedeniyle bazı ilçelerdeki yapılarda hasar meydana geldiğini, Sulusaray sınırı yakınlarındaki ilçelerde yaralı ya da can kaybı yaşanmadığını söyledi.

HALK GECEYİ SOKAKTA GEÇİRİYOR
Art arda meydana gelen depremler halk büyük huzursuzluğa neden oldu.

Korkudan evlerine giremeyen vatandaşlar, açık alanlarda yaktıkları ateşin başında ısınmaya çalışıyor.

İÇME SUYU UYARISI
Tokat Valisi Numan Hatipoğlu, içme suyu konusunda uyarıda bulunarak, “Sularımızın büyük kısmı yer altı veya yüzey sularının toplanması ile oluşuyor. Bölgede hareketlilik devam ettiği için vatandaşlarımızın suyu, kullanma suyu olarak kullanmaları, içme suyu olarak tüketmemelerini istiyoruz. Bölgeye sağlıklı su getirilmesi için planlamayı gerçekleştirdik, kamyonlarımız yolda.” ifadelerini kullandı.
ÖZHASEKİ: UHTE EKİPLERİMİZ HASAR TESPİT ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYOR
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Merkez üssü Tokat’ın Sulusaray ilçesi olan ve çevre illerde de hissedilen 5,6 büyüklüğündeki depremin ardından ekiplerimiz, AFAD koordinasyonunda çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Bakan Yardımcımız Refik Tuzcuoğlu ve Yapı İşleri Genel Müdürümüz Banu Aslan koordinasyonunda; depremin hissedildiği tüm illerimizde hasar tespitini gerçekleştirmek amacıyla Ankara, Samsun, Ordu, Sinop ve Giresun İl Müdürlüklerimizden Ulusal Hasar Tespit Ekiplerimizi (UHTE) depremden etkilenen illerimize görevlendirdik. İlgili birimlerimizin ve ekiplerimizin sahadaki çalışmalarını anbean yakından takip ediyoruz. Depremden etkilenen vatandaşlarımıza bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, özellikle hasarlı binalara girilmemesini istirham ediyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>Demet “Aynı şekilde, günde 1 milyon yolculuk gerçekleştirebildiğimiz metrobüs hattımızda 2018 yılında 5.37 olan arıza sayımız, yeni alınan yüksek kapasiteli metrobüslerin etkisiyle yaklaşık yüzde 46 azalarak 2023 yılında yüzde 2.91’e inmiştir” dedi. Demet şeffaflık konusunda da rekora imza attıklarını ifade ederek 2023 yılında gerçekleştirilen 8,6 milyar lira tutarındaki ihalelerin yüzde 99.5’inin açık ihale usulü ile yapıldığını söyledi.
METROBÜS HATTI: 48 YENİ ARAÇ DAHA ALINACAK
İstanbul’un en önemli toplu ulaşım hatlarından olan, günde yaklaşık 1 milyon yolcuğun gerçekleştiği metrobüs hattındaki yenileme çalışmaları hakkında da bilgi veren Demet şunları kaydetti:
*2022 yılında; 100 adedi 21 metre uzunluğunda, tek körüklü, 200 yolcu kapasiteli, 60 adedi de 25 metre uzunluğunda, çift körüklü, 280 yolcu kapasiteli araç kazandırmıştık. 2023 yılında ise 92 adet yine yüksek kapasiteli metrobüs alarak toplam 252 adet yerli üretim, konforlu, yüksek güvenlik donanımlarına sahip metrobüslerimizi İstanbul’a kazandırdık.
*12 metre uzunluğunda, 100 yolcu kapasiteli, şoför kaza uyarı donanımları bulunan 150 otobüsün alımını gerçekleştirdik. Yerli üretim, 280 yolcu kapasiteli, güçlü ve konforlu metrobüs alımlarımıza devam edeceğiz ve 2024 yılında 48 adet daha yeni metrobüsü filomuza kazandıracağız. Elektrikli araç yatırımlarımıza da hız vereceğiz.
*12 metre uzunluğunda yüzde 100 elektrikli, çevreci ve yüzde 60’ın üzerinde yakıt tasarrufu sağlayan 100 elektrikli otobüs alımı çalışmalarımıza başladık. İstanbul’da bir ilke imza atıyoruz. 40 metre uzunluğunda, 420 yolcu kapasiteli, yüzde 100 elektrikli, sıfır emisyonlu, otonom sürüş kabiliyetli metro konforunda yeni nesil metrobüs aracımız için çalışmalarımıza başladık. Bu kapsamında getirdiğimiz ilk aracımızın test çalışmaları hızla devam ediyor.
İETT TARİHİNDE BİR İLK: YÖNETİCİLER SAHADA
Demet, saha denetimlerine ağırlık verdiklerini anlatarak “İETT tarihinde ilkleri gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Bu dönemde tüm yöneticilerimizi, Genel Müdüründen Genel Müdür Yardımcılarına, Daire Başkanlarından Müdürlere ve Şeflere kadar sahada da aktif olarak görevlendirdik. İşe geliş ve gidişlerinde bazı günlerde sadece toplu taşıma kullanarak denetim yapmalarını sağladık, planlı ve plansız kontrol ve denetimleri artırdık” diye konuştu.
NOSTALJİK TRAMVAY BATARYALI OLACAK
İstiklal Caddesi’ndeki nostaljik tramvay ile ilgili yeni projelerini açıklayan Demet, “Birçok filme, romana ve şiire, ilham kaynağı olan Nostaljik Tramvayımızın iç ve dış tasarımı birebir aynı olan, bataryalı modelini hazırladık ve İstiklal Caddesi’nde test çalışmalarına başladık. Hedefimiz, zamanla tüm araçlarımızı bataryalı hale getirmek ve caddedeki havayi elektrik hattını iptal ederek görüntü kirliliğini önlemek, daha güvenli ve daha çevreci bir ulaşım sistemini oluşturmak” dedi.
“VERGİ YÜKÜ İLE 550 YENİ OTOBÜS ALINIRDI”
Demet, İETT’nin 2023 yılı gider ve gelir durumu hakkında da çarpıcı veriler paylaşarak şunları söyledi:
*Tam yolcu bilet fiyatları yıllara sari olarak geçmişten bugüne azalış göstermiştir. 2012 yılında 1.1 dolar seviyesinde tam yolcu bilet fiyatı, günümüzde 0,5 dolar seviyesindedir. 2023 yılı Mayıs ayında akaryakıt ortalama fiyatı 18,92 lira idi. 2023 yılı Ağustos ayına geldiğinde yaklaşık yüzde 100 artarak 37,4 liraya gelmiş, 2024 yılı Nisan ayında ise güncel akaryakıt fiyatı 42,13 lira seviyesine ulaşmış olup, son 1 yıldaki bu artış oranı yüzde 123’dür.
*Akaryakıt giderlerimizin yüzde 38’i KDV ve ÖTV’den oluşmaktadır. Bu vergi yükünün bize yıllık maliyeti yaklaşık 3.7 milyar liradır. Sadece bu vergi yükü ile; bir yılda 550 adet yeni otobüs alınabilmekte, 5 yılda ise İETT Filosu tamamen yenilenebilmektedir. Bu yüksek enflasyonist ortamda, personel giderinden akaryakıt ve bakım onarım giderlerine kadar tüm maliyetlerimiz artmaktadır.
*2015 yılında yüzde 68 olan yolculuk başı gelirin gideri karşılama oranı, yıllara sari artan maliyetler sebebiyle 2023 yılında yüzde 35’e düşmüştür. Gelir ve gider arasındaki bu fark 2023 yılı sonunda 16 milyar lirayı aşmıştır. Gelir ve gider arasındaki bu mali yük, İstanbul Büyükşehir Belediyemiz tarafından karşılanarak sübvanse edilmektedir.
Demet, İETT’nin 2023 yılı giderlerinin 14 milyar 885 milyon 441 bin 776 TL, gelirlerini ise 11 milyar 37 milyon 454 bin 419 TL olarak gerçekleştiğini açıkladı.
]]>Gölcük Platformu, doğanın yapısının bozulacağı gerekçesiyle dava açtı. 2019 yılında Bolu İdare Mahkemesi projeyi iptal etti. Danıştay, şubat ayında, proje için verilen iptal kararını bozdu. Projenin tekrar onaylanmasıyla, bungalovların kiralama hakkı Bolu Belediyesi’ne geçti. Bolu Belediye Meclisi Nisan Ayı 2’nci birleşiminde, bungalovların 17 yıllığına kiralanması için hazırlanan gündem maddesi görüşüldü.

TANJU ÖZCAN’IN EŞİ MERAL ÖZCAN DA PROTESTOYA KATILDI
Meclis toplantısı öncesinde Gölcük Tabiat Parkı’ndaki bungalov evlerin kullanımına karşı çıkan Gölcük Platformu, Bolu Belediyesi önünde protesto eylemi yaptı. Protestocuların arasında Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın eşi Meral Özcan’ın da katılması dikkat çekti. Meral Özcan, eylem sırasında ‘İlle de Bolu, ille de Gölcük’ yazılı pankart taşıdı. Belediye binası önündeki topluluk, daha sonra belediye meclis toplantısının yapılacağı salona geçti. Platform üyeleri, burada ellerinde pankartlarla slogan atarak Başkan Özcan’a tepki gösterdi.
“TAMAMEN BU KARARDAN VAZGEÇMELİSİNİZ”
Grup adına meclis kürsüsünden konuşan Gölcük Platformu Sözcüsü Erol Perçin, “Gölcük Platformu olarak bu sürecin hukuken müdahilleri olarak, bu mahkeme süreçlerini en üst mahkemeye taşımaya devam ettik. Hukuk süreçlerini bir şekilde tüketmeye, en üst mahkemelerde yargı nazarında da karşılık beklemeye çalışıyoruz. Bizim derdimiz Bolu’muz, bizim derdimiz memleketimiz. Bizler ülkesini, memleketini karşılıksız olarak, çıkarsız olarak seven insanlarız. Koşulsuz şartsız, amasız fakatsız, Gölcük ile ilgili bu yapılaşmanın açılması, burada konaklama imkanlarının açılması durumunu komple meclis gündeminden kaldırın. Tamamen bu karardan vazgeçmelisiniz” dedi.

“BURADA ZARARI GÖRECEK OLAN BOLUSPOR”
Toplantıda konuşan Başkan Özcan ise Gölcük Tabiat Parkı’ndaki son durumu anlatıp, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün, tabiat parkındaki kiralama haklarını Bolu Belediyesinden almak istediğini ifade etti. Özcan, bungalovların Boluspor’a destek için kiralanmak istendiğini belirterek, “Bu aşamadan sonra size de özel olarak söylüyorum, Sayın Bakan, Bolu Belediyesinden burayı alırsa, burada zararı görecek olan Boluspor olacak en başta. Ben bugünden uyarıyorum. Bu bungalovları Doğa Koruma ve Milli Parklar istiyor. Mili Parklar Gölcük’ü Bolu Belediyesinin elinden alacak ve toplu olarak orayı ihaleye çıkacak. Siz ve biz belki o zaman birlikte protesto edeceğiz bu kararları. Ama burada arada Boluspor kaynayacak. Biz Boluspor’un elinde kalmasını sağlamaya çalışıyoruz bu aşamada. Ama zaten onu da alacaklar diyorum” diye konuştu.
KİRALAMA KOMİSYONA GERİ HAVALE EDİLDİ
Gölcük Platformu üyelerinin talepleri doğrultusunda, Bolu Belediye Meclisi’nde karar alındı. Başkan Özcan, gündem maddesinin tekrar komisyona havale edilmesi için oylama başlattı. Belediye meclis üyelerinin oy birliğiyle bungalov evlerinin kiralama konusu geri çekildi. Oylama sonrasında Gölcük Platformu üyeleri, alkışlarla salondan ayrıldı.
TANJU ÖZCAN, MERAL ÖZCAN’A SESLENDİ
Başkan Özcan, oylama sonrasında eylemciler arasında yer alan ve meclisi takip eden eşi Meral Özcan’a seslendi. Eşinin dünyada bir ilke imza attığını ifade eden Özcan, “Bir taraftan demokrasi açısından mutlu oldum. Yani karı- koca aynı düşünmek zorunda değil. Gerçi ben de seni protesto ediyorum, bu akşam geç geleceğim eve” diye konuştu.
]]>
“CHP GENEL BAŞKANI VE CHP’NİN BİRİNCİ PARTİ OLDUKTAN SONRA KATILDIĞIM İLK TOPLANTI”
Sözlerine Bilkent Üniversitesi’ne gelmekten duyduğu memnuniyeti anlatarak başlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel “Üniversitelere çok gittim bundan önce de Bilkent Üniversitesi’ne çokça geldim ama bu Genel Başkan olarak ve 47 yıl sonra CHP birinci parti olduktan sonra katıldığım ilk toplantıdır ve bu yüzden benim için çok anlamlıdır” dedi.

“MECLİS’TE TARTIŞMALI OTURUMLARDA DUYMADIĞIM BİR HEYECANI DUYUYORUM”
Meclis’i kastederek 600 kişilik salona alışkın olduğunu ifade eden Özel, “Meclis’te de 600 tane sandalye var. Genelde bu 600 kişinin 350 kadarının benden hoşlanmamasına alışkınım. Bazen 350’si birden sıra kapaklarına vururken kalp atışımın 60’dan 62’ye çıkmamasına da alışkınım ama burada o kadar çok sevmeyenimin olmadığını da biliyorum. 600 kişinin karşısında o çok zorlu oturumlarda o çok kavgalı oturumlarda sonunda dört tonluk kürsünün devrildiği tartışmalı oturumlarda duymadığım bir heyecanı duyduğumu ifade etmek isterim” dedi.

“14 VE 28 MAYIS SÜRECİNDE BÜYÜK BİR HAYAL KIRIKLIĞI YAŞADIK VE YAŞATTIK”
CHP’deki değişim sürecine değinen Özel şunları söyledi:
* “CHP’de 14 ve 28 Mayıs sürecinde siz gençlere daha önceden verdiğimiz sözü tutamamanın, Cumhuriyet’in kurucu partisi olup 100’üncü yılında yapılacak seçimlerde Cumhuriyet’in 100. yılında Türkiye’yi yönetecek kadroların; Cumhuriyet’in kurucu kadrolarına, kurucu liderine husumet duyanlar değil, minnet duyanlar olması gerektiği gerçeği ile bir mücadele verip çok umutlanıp çok umutlandırıp; aslında çok çalışıp sonra da büyük bir hayal kırıklığı yaşadık ve yaşattık.
* Sonrasında CHP’de bir kurultay süreci, bizim deyimimizle bir değişim süreci yaşandı. Ben her seçim sonucunun siyasilere yazılan birer mektup olduğunu, sandıktaki kolektif birleşmiş aklın, hatta sandığa gitmeyip konuşmayan aklıbir mesaj verdiğini o mesajı doğru okuyanların siyasette iyiye gittiğini okuyamayanların ise kötüye gittiğini adımın Özgür olduğu inanarak savunan birisiyim.
“SEÇMENİN MESAJINI ALIRSAN DOĞRUYU YAPARSIN, ALMAZSAN TÜKENME SÜRECİN BAŞLAR”
* Seçmenin mesajını alırsan doğruyu yaparsın almazsan tükenme süreci başlar. Biz de ‘100 yılın değişimi, değişimin 100 yılı’ sloganıyla yola çıktık. CHP değişmezse seçmenin sandığa gitmeyeceğini, bizi cezalandıracağını katılım oranlarının düşmesinin iktidar partisine yarayacağını ve küskün muhalif seçmenin bize çok ağır bir bedel ödeteceğini düşündük, savunduk, anlattık ve yola çıktık.”
CHP kurullarının yaş ortalaması verilerini de paylaşan Özel, “43 yaş ortalaması olan bir Parti Meclisimiz var. Yaş ortalaması 46 olan bir Merkez Yönetim Kurulu üyelerimiz var. MYK üyelerimiz gölge kabine olarak görev yapıyorlar. 17 bakan ve bir Cumhurbaşkanına karşılık olarak 18 ismin 9’u kadın 9’u erkek. Tayyip Erdoğan burada tek bir kadın görevlendiriyor, ona da diyor ki ‘Sen Aile Bakanı’sın. Sen dışişlerinden, ekonomiden, eğitimden, kültürden anlamazsın sen aileden anlarsın’ diyor kadına. Bizde 9’u kadın 9’u erkek” dedi.

“GENÇLER, EŞİT TEMSİL VE BİLİM…”
Bu kadroyla birlikte yerel seçimlere yürüdüklerini kaydeden Özel, “Önümüzde açamadığımız devasa bir kapı vardı kale gibi. Siyasetin başarı kapısı bize kapalıydı. Bir cam tavan vardı başımızın üstünde yüzde 25’lik, kıramıyorduk, kıramıyoruz diye de artık zıplamıyorduk. O devasa siyaset kalesinin, kapalı başarı kalesinin üç anahtarı vardı” dedi ve bu üç anahtarın ne olduğunu şu sözlerle anlattı:
* “Üç anahtar tarihten mirastı, emanetti. O üç anahtarı üç deliğe soktuk, teker teker çevirdik ve siyasetin başarı kapısı açıldı. Bir; Cumhuriyet’i kuran Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyet’i CHP’nin genel başkanlarına mı emanet etti? Yapabilirdi ama yapmadı. Kendisi aslında askerdi, genel kurmay başkanlarına mı ordu komutanlarına mı emanet etti? Yapmadı. Ne milletvekillerine bıraktı ne de belediye başkanlarına sadece ve sadece gençlere emanet etti. Demek ki başarı kapısının ilk anahtarı gençlere güvenmek, gençlere o emaneti hatırlatmaktı. İlk anahtarı taktık. İkincisi eşit temsildi, kadınların siyasette daha çok olmasıydı. Üçüncü anahtar ise bizi geri bırakan neydi? 200 yıl geç gelen matbaa. Avrupa modern silahlara çalışırken kendi içinde hurafelerle uğraşanlar, donanmayı Haliç’e hapsedenler… Sonra bir gün işgal kuvvetleri geldi sonra beka sorunu. Cumhuriyet bilime, fenne sarıldı. Üçüncü anahtar da bilimdi. Adayları değerlendirirken 330 bin tekil anket yaptık, adaylarımızı 250 bin anketle sahada takip ettik.
“NEREDE GENÇLER VE KADINLAR ADAY OLDUYSALAR BAŞARILI OLDULAR”
* ‘Nerede gençler ve kadınlar aday olduysalar başarılı oldular’ diyen Özel, “Çıkar çevrelerinin en önemsediği belediyelerde bu örgütün gençlik kollarından gelen 30’lu yaşlarının başlarında iyi eğitimli, liyakatli, yabancı dil bilen, dünyayı bilen, Türkiye’yi gören vizyoner arkadaşlarımız oturuyor. Yani bu seçimi CHP nasıl kazandı diye bakanlar o kapıya takılan üç anahtarı ve o üç anahtarın Cumhuriyet’in kuruluş kodları olduğunu bir Osmanlı İmparatorluğu’ndan genç Cumhuriyet’e geçişte kimlerle başarıldı, kimlerle yüründü, nasıl davranıldıysa onun bize rehber olduğunu bilmelerini isterim.”
“BİRİLERİ İNGİLİZ ZIRHLISIYLA AYRILDI, BİZİMKİ KURTULUŞU VE KURULUŞU ÖRGÜTLEDİ”
“Bu seçimde en çok seslendiğim ve bir yerden sonra sesimi duyduklarını gördüğüm gençler kazandı ve kazandırdı” diyen Özel, “Bu ülkede bekâ sorunundan bahsediyorular. Devlet Bey bahseder, Tayyip Bey bahseder. Bir ülkenin bekâ sorunu geleceğini tehdit eden bir büyük sorun ve çoğunlukla işgaldir. Bu ülke bir defa bekâ sorunu yaşadı, matbaa 200 yıl geç gelince yedi ülke geldi istila etti, paylaştılar. Bekâ sorunu olunca birilerini göze alması gerekiyordu. Birilerini çok sevdikleri kırmızı halıyı seriverdiler işgal donanmasına. Bizim her şeyi öğrendiğimiz ve emanetini taşıdığımız Kartal İstimbotu’nun başına çıktı ve yanındaki yaverine ‘geldikleri gibi gidecekler’ dedi. Birileri Yıldız Sarayı’nın arka bahçesinden bindiler gemiye İngiliz zırhlısıyla ayrıldılar. Bizimki Bandırma Vapuru’na bindi, kurtuluşu ve kuruluşu örgütlemeye gitti. O yüzden memlekette bekâ sorunu olunca kimin nasıl davrandığı belli” dedi.
“KÜRT DEMOKRATLARI DA, YALANDAN VE HARAMDAN BIKMIŞ MUHAFAZAKAR DEMOKRATLARI DA DAVET ETTİK”
“Bugün bekâ sorunu her 4 gencinden 3’ünün bavulları zihninde toplamış olmasıdır” diyen Özel konuşmasını şöyle sonlandırdı:
* “En kötüsü yüzde 62, en yükseği yüzde 78 olmak üzere beşten fazla ankette gençler, ‘imkanım olursa yurt dışına gitmek, oraya yerleşmek ve orada yaşamak istiyorum’ diyor. Bu ülkenin yetişmiş, iyi eğitim almış ya da hak ettiği halde o fırsat eşitliğinden yararlanamamış pırıl pırıl gençleri maalesef dünyanın başka ülkelerine gidiyor. Beka sorunu dünyanın başka ülkelerini Türkiye üzerinde hesap yapması değildir, hayal kurması değildir. O hayalleri geri püskürtmesini bildik biliriz. Bir ülkenin gerçek sorunu o ülkenin gençlerini dünyanın diğer ülkelerinde hayal kurmasıdır.
* İşte biz bu seçimlerde hiç olmazsa bir seçim daha geleceğini dünyanın başka yerlerinde değil bu ülkede aramak üzere ya da gitse bile dönmeyi düşünerek, gönlünü hiç olmazsa burada bırakarak gençlere bu ülkede hayal kurmaları için birlikte bir şey yapmayı teklif ettik ve onları çağırdık. Sadece sosyal demokratları davet etmedik; yalandan, haramdan bıkmış muhafazakar demokratları da, öyle kaba saba milliyetçilikle değil ama bu ülkenin yarınlarına, birliğine bütünlüğüne önem veren milliyetçi demokratlarına, bu ülkenin toprak bütünlüğüne saygılı Kürt demokratlarına, ortak bir gelecek hayali kurabilen herkesi Türkiye İttifakı’na davet ettik.
“GÖKKUŞAĞI GİBİ FARKLI RENKLERİN YAN YANA VE BİRBİRİNİN İÇİNE VE İŞİNE KARIŞMADAN”
* Bu ülkede ayrılıkları değil, farklılıkları değil ortaklıkları önemseyenleri, bu ülkede farklılıkları risk, tehdit öteki gibi değil farklılıkları güç olarak görenlerin bir arada olmasını önemsedik. Zaman zaman tuhaf istismarlar yaparlar; biz açık açık söyledik doğanın bilinen en eski ve en saygı duyulan doğa olayı gökkuşağıdır. Farklı renklerin yan yana birbirinin içine ve işine karışmadan durabildiği o gökkuşağının ne kadar önemli olduğunu; Türkiye’nin bütün renkleri kucaklamasının ve bunu ortak değerlerle yapmasının mümkün olduğuna inandık. Bu bütün açılardan bakıldığında Türkiye’nin en önemli sorunuydu.
“YARINLARI YENİDEN KURABİLECEK OLANLARLA BİRLİKTEYİZ”
* Hayatımdaki en unutamayacağım günlerden biridir çünkü CHP’nin genel başkanı olduğum ve partinin birinci parti olduğu bir günde gözleri ışıl ışıl ve benim geleceğe yönelik olarak en çok gözünün içine bakmak istediklerimle ve eğer birbirimizin gözünün içine doğru bakıyorsak ve birbirimizi anlıyorsak birbirimiz için ve ülkemiz için yarınları yeniden kurabilecek olduklarımızla beraberiz.”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in konuşmasını bitirmesinin ardından etkinlik soru-cevap bölümüyle basına kapalı olarak devam etti.
]]>Bu sırada Volkan Kuşçu, doktor B.B.Ö.’ye yumruklu saldırıda bulundu. Güvenlik görevlileri araya girerken; hastane yönetimi ‘beyaz kod’ bildiriminde bulundu. Hastaneye gelen polis ekipleri, Volkan Kuşçu’yu gözaltına aldı. Kuşçu’nun yapılan kontrolünde, 1.30 promil alkollü olduğu tespit edildi.
Emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı hakimlikçe ev hapsiyle cezalandırılan Volkan Kuşçu, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine yeniden gözaltına alındı ve çıkarıldığı nöbetçi hakimlikte 9 Şubat’ta tutuklandı.
İKİNCİ DURUŞMADA TAHLİYE EDİLDİ
Volkan Kuşçu hakkında Edirne 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İkinci duruşmada mahkeme heyeti, saldırı mağduru doktor B.B.Ö. ile ilgili kati doktor raporunun beklenmesine ve sanık Volkan Kuşçu’nun tahliyesine karar verip, duruşmayı 12 Haziran’a erteledi.

SOSYAL MEDYADAN PAYLAŞIM YAPINCA YENİDEN TUTUKLANDI
Duruşmanın ardından tahliye olan Kuşçu, sosyal medya üzerinden tehdit içerikli mesaj paylaştı. Sosyal medyasından ‘Ne olursa olsun, cezaevine giren insan bir süre sonra katile dönüşür’ repliğinin geçtiği bir dizi sahnesini paylaşıp, mesaj gönderdiğini iddia edilerek savcılığa şikayette bulunuldu. Haberleşme ve iletişim yasağı bulunan Kuşçu’nun paylaşımını ‘tehdit’ olarak kabul eden savcılık, hakkında tutuklama talebinde bulundu. Kuşçu, bu şikayetin üzerine yeniden tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Kuşçu hakkında darp davasının yanı sıra tehditle ilgili de Edirne 5’inci Asliye Mahkemesi’nde açılan ikinci davanın ilk duruşması bugün görüldü. Duruşmaya doktor B.B.Ö. katılmazken avukatları ile Edirne Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gürkan Altun, oda yönetim kurulu üyeleri ve çok sayıda meslektaşı ile sanık Volkan Kuşçu katıldı.
‘TEHDİT ETMEDİM’
Duruşmada savunmasını yapan Kuşçu, darp olayının ardından ev hapsi cezası aldığını sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımların ardından yeniden tutuklandığını söyledi. Darp olayından dolayı pişman olduğunu söyleyen Kuşçu, sosyal medya paylaşımlarında ise doktor B.B.Ö.’yü tehdit etmediğini iddia etti. Kuşçu, bakmakla yükümlü 2 çocuğu olduğunu, tehdit gibi bir niyetinin olmadığını söyleyerek, “Ben elime hiç silah almadım, geçim derdine düşmüş bir insanım” dedi.
ADLİ KONTROL ŞARTIYLA TAHLİYE EDİLDİ
Mahkeme heyeti, Kuşçu’yu 1 aylık tutukluluk halini göz önünde bulundurarak adli kontrol şartıyla tahliye etti. Kuşçu’ya yurt dışı çıkış yasağı ve haftada 1 gün imza verme zorunluluğu getirilirken, duruşma 4 Temmuz’a ertelendi.
‘DİYECEK BİR ŞEY BULAMIYORUM’
Edirne Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gürcan Altun, duruşmadan sonra yaptığı açıklamada, karardan dolayı çok üzgün olduklarını söyledi.
Altun, “Dün 17 Nisan Sağlıkta Şiddete Karşı Mücadele Günü’ydü. Gerçekten çok üzülüyorum. Şimdi bakıldığında daha önce bir meslektaşımıza karşı şiddet uygulamış olan birisi, tahliye olduktan sonra bu sefer sosyal medya üzerinden yine üstü kapalı ölüm tehditlerinde bulunuyor. Duruşmada gördüğünüz gibi ilk duruşmada tahliye kararı veriliyor. Buradan sesleniyorum; Sağlık Bakanı’na sesleniyorum. Meclisteki milletvekillerine sesleniyorum. Caydırıcı yasal düzenlemeler yapılmadığı takdirde bunun önüne geçilebilme olasılığı yok. Bugüne kadar 10’un üzerinde hekim görevi başında katledildi. Diyecek başka bir şey bulamıyorum” dedi.
]]>Bir gıda pazarlama şirketinde müşteri yöneticisi olarak çalışan E.G, “küfürlü ifadeler ve cinsel içerikli şakalar yaptıkları” gerekçesiyle erkek çalışma arkadaşlarını “rahatsızlık duyduğunu” belirterek uyardı.
İddiaya göre, mesai arkadaşlarından “alışırsın, duymazdan gel” şeklinde cevap alan E.G, küfür ve şakaların artması üzerine çalışma arkadaşıyla tartıştı.
Tartışma sırasında arkadaşına ve eşine küfreden E.G’nin savunması istendi.
Küfrettiğini kabul eden E.G’nin iş akdi, “İş arkadaşınıza karşı saygı ve nezaket sınırlarını aşan küfürlü söylemlerde bulunduğunuz, bu davranışlarınızın ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğu, güven ilişkisini derinden sarstığı, iş yerindeki çalışma barışını bozduğu, savunmanızda gerçeğe aykırı beyanlarda bulunduğunuz kanaatine varılmıştır. Bu nedenle iş akdinizin devamı imkansız hale gelmiş olup iş sözleşmeniz İş Kanunu’nun 17. ve 18. maddeleri uyarınca ihbar tazminatınız ödenerek feshedilmiştir.” gerekçeleriyle sonlandırıldı.
E.G, feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade talebi ile mahkemeye başvurdu.
“EŞİTLİK İLKESİNE AYKIRIDIR”
Dosyayı inceleyen İzmir 19. İş Mahkemesi, “E.G’nin mesai arkadaşlarının küfürlü konuşmalara ilişkin şikayetlerine dair iş yeri yetkililerince adım atılmadığına” kanaat getirdi.
E.G’yi haklı bulan ve işe iade talebinin kabulüne karar veren mahkeme, kararında şu ifadelere yer verdi:
-Normal şartlarda davacının kullandığını kabul ettiği küfürlü ifade, saygı ve nezaket sınırlarını aşan cinste ifade olup, geçerli fesih nedeni olabilecek ağırlıkta ise de davacının sürekli küfürlü ve argo konuşmalara maruz kalması, uyarı ve şikayetlerin de sonuçsuz kalması ve E.G’nin sarf ettiği ifade öncesinde de benzer şekilde ağır küfürlü ifadelerin kullanıldığı dikkate alınmalıdır.
-Davacının yaşanan olaylara tepki amacıyla küfürlü konuştuğu, erkek çalışanların söylemleri karşısında ifadelerinin tolere edilebilir düzeyde olduğu, bu nedenle fesih işleminin ölçülü olmadığı ve feshin son çare olması ilkelerine de aykırı davranıldığının kabulü gerekmiştir
-. Ayrıca çalışanlar arasında yaşanan bu olaylar üzerinde yapılan disiplin soruşturması neticesinde, sadece davacının iş akdinin feshedilmiş olması eşitlik ilkesine de aykırıdır.
İtiraz üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi de “Davacının feshe gerekçe yapılan eylemi ile iş yerinde çalışma barışının, iş yeri düzeninin bozulduğunun ispat edilememiş olması ve feshin ölçüsüz bulunması” nedenleri ile istinaf başvurusunu esastan reddetti.

E.G’nin avukatı Ömer Çağdaş, yaptığı açıklamada, müvekkilinin 9-10 ay kadar sürekli küfürlü söylemlerin bulunduğu ortamda çalıştığını ve bundan çok rahatsızlık duyduğunu söyledi.
Çağdaş, müvekkilinin verdiği tepkinin mahkemece “tolere edilebilir” bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti:
-Müvekkilimiz, erkek egemen sektörde kadın olarak çalışmanın zorluklarından bahsetti. Son olarak 3-4 erkek çalışanın bir toplantı esnasında çok fazla küfürlü sözler nedeniyle rahatsız olduğunu söylüyor, tepki veriyor ve tartışma çıkıyor.
-Müvekkilimizden tartışma esnasında küfürlü cümle çıkıyor. Diğer işçiler davada bunu müvekkilimizin aleyhine kullandı, ‘o da küfretti’ şeklinde.
-Müvekkilim 9-10 ay boyunca maruz kaldığı söylemler sonunda bu durumu kanıksamıştı. İş yerinde herkes bu şekilde konuşuyormuş, müvekkilin ağzından bir anda refleks olarak çıkmış.”
Çağdaş, müvekkilinin işe iade kararından duyduğu mutluluğu ifade ederek, “İstinaf mahkemesinin kararı kesin olarak verildi. Bu kararı aldıktan sonra 10 gün içerisinde işverene işe başlamak yönünde ihtar gönderiyoruz. Bu ihtardan sonra işverenin 30 gün süresi var. 30 günde müvekkili işe davet edebilir. İşe başlatmayacaksa işe başlatmama ve boşta geçen süre tazminatlarını müvekkile ödemesi gerekiyor.” dedi.
]]>İsviçreli kuruluş Public Eye, Nestlé’nin Asya, Afrika ve Latin Amerika’da satılan bebek maması ürünlerinden aldığı örnekleri test için Belçika’daki bir laboratuara gönderdi.
İncelemeler sonucunda, bir yaş ve üzeri bebekler için tasarlanmış devam sütü formülü olan Nido ve altı ay ile iki yaş arasındaki çocuklara yönelik bir tahıl gevreği olan Cerelac’ta sakaroz veya bal şeklinde ilave şeker bulundu.
Afrika ve Latin Amerika’da satılan ürünlerin aksine Nestlé’nin ana Avrupa pazarlarındaki küçük çocuklara yönelik mamalarında ilave şeker bulunmuyor. Daha büyük çocuklara yönelik bazı tahıllar ilave şeker içerirken, altı ay ile bir yaş arasındaki bebeklere yönelik ürünler hiç şeker içermiyor.
Public Eye tarım ve beslenme uzmanı Laurent Gaberell ise Nestlé’nin bu tutumu için “Nestlé bu tehlikeli çifte standarda bir son vermeli ve dünyanın her yerinde üç yaşından küçük çocuklara yönelik tüm ürünlerinde şeker ilavesini durdurmalıdır” dedi.
İSVİÇRE’DE 0, NİJERYA’DA 6,8 GRAM İLAVE ŞEKER
DSÖ’nün Avrupa bölgesine yönelik kılavuz ilkeleri, üç yaşından küçük çocuklar için hiçbir gıdada ilave şeker veya tatlandırıcı maddeye izin verilmemesi gerektiğini belirtiyor. Diğer bölgeler için özel bir kılavuz hazırlanmamış olsa da, araştırmacılar Avrupa belgesinin dünyanın diğer bölgeleri için de aynı derecede geçerli olduğunu söylüyor.
Araştırmacılar küresel perakende satışlarının 1 milyar doların üzerinde olduğunu tespit ettikleri Cerelac’ın satışlarının yüzde 40’ının Brezilya ve Hindistan’da gerçekleştiğini belirtiyor.
Hindistan’da satılan Cerelac ürünleri üzerinde yapılan testler, her porsiyonda ortalama 2,7 gramdan fazla ilave şeker olduğunu gösteriyor. Brezilya’da ise sekiz üründen ikisinde ilave şeker bulunmadığı ancak diğer altısının her porsiyonda yaklaşık 4 gram ilave şeker içerdiği tespit edildi.
Araştırma sonuçları, Senegal ve Güney Afrika’da altı aylık ve daha büyük bebekler için bisküvi aromalı tahıl gevreklerinin her porsiyonunda 6 gram ilave şeker içerdiğini tespit edildi. Nijerya’da test edilen bir üründe ise 6,8 grama kadar şeker bulundu. İsviçre’de satılan aynı üründe ise hiç şeker bulunmuyor.
HER ÜLKEDE FARKLI ORAN
Dünya çapında perakende satışları 1 milyar doların üzerinde olan Nido markası üzerinde yapılan test sonuçları da ülkelerde satılan ürünlerin şeker seviyelerinin farklı olduğunu ortaya koydu.
Endonezya’da Nido bebek maması ürünlerinin tümü bal formunda 100 g ürün başına yaklaşık 2 gram veya porsiyon başına 0,8 gram ilave şeker içeriyor. Meksika’da, küçük çocuklar için satılan üç Nido ürününden ikisinde ilave şeker bulunmazken, üçüncüsünde porsiyon başına 1,7 gram şeker bulundu.
Rapora göre Güney Afrika, Nijerya ve Senegal’de satılan Nido Kinder 1 yaş üzeri ürünlerinin tümü porsiyon başına yaklaşık 1 gram ilave şeker içeriyor.
NESTLE’DEN SAVUNMA: STANDARTLARA UYUYORUZ
Yapılan araştırma sonuçlarının ardından bir Nestlé sözcüsü “Erken çocukluk dönemine yönelik ürünlerimizin besinsel kalitesine inanıyor ve çocukların büyüme ve gelişimine uyarlanmış yüksek kaliteli bileşenler kullanmaya öncelik veriyoruz” dedi.
Sözcü, yerel düzenlemelere veya uluslararası standartlara uyduklarını söyledi. İçeriklerdeki değişikliklerin ise yönetmelikler ve yerel malzemelerin bulunabilirliği gibi faktörlere bağlı olduğunu belirtti.
Nestlé sözcüsü ayrıca şirketin son on yılda bebek gevrekleri portföyündeki toplam ilave şeker miktarını dünya çapında yüzde 11 oranında azalttığını ve daha da azaltmak için ürünleri yeniden formüle etmeye devam ettiğini söyledi.
]]>Olayda, 1 eğitmen ve 17 yatılı öğrenci öldü, 29 öğrenci de yaralandı. Olayın ardından yurt müdürü Hüseyin Çömlek, dernek ve yurt temsilcileri Mehmet Semerci ve Mehmet Göktaş, jandarma tarafından gözaltına alındı. Mehmet Göktaş ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. Hüseyin Çömlek ve Mehmet Semerci ise tutuklandı. Kısa bir süre sonra Çömlek ve Semerci de tutuksuz yargılanmak üzere tahliye oldu.
İLK YARGILAMA 9 YIL SÜRDÜ
Konya 2´nci Ağır Ceza Mahkemesi´nde 2´si kadın eğitmen, 6´sı dernek ve yurt sorumlusu, 3´ü de LPG tankını kuran ve gaz dolumu yapan şirket sorumluları olmak üzere toplam 11 kişi hakkında ‘taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebep olma’ suçundan dava açıldı. 14 Şubat 2017’deki karar duruşmasında yurt müdürü Hüseyin Çömlekçi 10 yıl, LPG şirketinin montaja uygunluk onayını veren yetkilisi İzzet Yanık ile teknik destek sorumlusu İbrahim Yılmaz 7’şer yıl 6´şar ay hapis cezası aldı. Diğer sanıklar dernek ve yurt yöneticilerinden Mümin Eğilmez, Hasan Kosalak, Ahmet Akdede, Mehmet Semerci, Mehmet Göktaş, Abdullah Bostancı, İlhan Biçici ve Ahmet Türkyılmaz beraat etti.

YARGITAY, KARARI 5 YIL SONRA BOZDU
Kararın ardından Yargıtay 12´nci Ceza Dairesi, 5 yıl süren incelemenin ardından yerel mahkemenin kararını bozdu. Yargıtay, sanıkların her birinin kendi sorumlulukları ve taksirli davranışlarına göre yargılanmasına karar vererek dosyayı yeniden yerel mahkemeye gönderdi.
3 SANIĞA CEZA, 8 SANIĞA BERAAT
Konya 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlanan davada LPG şirketinin avukatlarının itirazları üzerine daha önce yargılanan tekniker İbrahim Yılmaz yerine, sorumlunun şirketin mali işler çalışanı Oğuz Cengiz olduğu beyan edildi. Bunun üzerine Yılmaz’ın yerine Oğuz Cengiz’in ifadesi alınarak yargılamaya dahil edildi.
Cengiz mahkemedeki ifadesinde, “Bakım hak ediş formları olan, mali formların üzerindeki ödemeye dair imzamdan dolayı buradayım. Bu teknik kontrol imzası değildir. LPG şirketi, 5-6 tane resmi yazışmada elinde olduğunu belirttiği evraka rağmen, mahkemenizce sorulan müzekkereye verilen cevapta ‘bize mail olarak gelen evraktan anlaşıldığı üzere’ denilerek beni sorumlu tutmuştur. Evraklar LPG şirketi arşivinde olduğu bellidir. LPG şirketi, yüksek konumundaki kişileri korumak için taraflı davranmaktadır. Beraatımı talep ederim” dedi.
Toplam 16 yıl süren yargılama sonucunda 19 Mart 2024’te, yurt müdürü Hüseyin Çömlek’e 15 yıl, LPG şirketinin bölge müdürü İzzet Yanık’a 10, şirketin mali işler çalışanı Oğuz Cengiz’e 10 yıl hapis cezası verildi. Diğer 8 sanık ise beraat etti.
‘BAZI SANIKLAR, SUÇLARINI İTİRAF ETMESİNE RAĞMEN BERAAT ETTİ’
Mağdur 4 ailenin, 16 yıldır ücret almadan hakkını savunan, o dönem Konya Çocuk Hakları Koruma Derneği Başkanı olan avukat Hakkı Ünalmış, sanıklardan bazılarının suçlarını itiraf etmelerine rağmen beraat ettiğini söyledi. Karara itiraz edeceklerini ifade eden Ünalmış, ”Abdullah Bostancı, mahkeme huzurunda verdiği beyanlarda; yurt yöneticileriyle, LPG şirketi arasında bir anlaşma gereğince LPG tesisatında alarm düzeneğine gerek olmadığını, bundan dolayı da alarmı koymadığı belirlenmiştir. Bu kontrole giden bir teknikerin bunu yapabilmesi düşünülemez. Bundan dolayı da o patlama sonucunda 18 kişinin ölümüne, 29 çocuğun da yaralanmasına neden olmuştur. Buna rağmen Abdullah Bostancı’nın beraat kararı alması akla, hayale sığacak bir durum değildir. Oğuz Cengiz’in yıllarca mahkeme huzuruna çıkartılmamasına rağmen, son zamanlarda sorumlu olduğu ortaya çıkmış ve yargılanarak gerekli ceza verilmiştir” dedi.

‘ŞİKAYETÇİ OLURSANIZ CENNETE GİREMEZSİNİZ, DİYEREK KANDIRDILAR’
Yargılama sürecinde ailelerin şikayetçi olmaktan vazgeçirildiğini öne süren Hakkı Ünalmış, şunları söyledi:
“Ölen ve yaralanan çocukların, anne ve babaları başlangıçta hiçbiri şikayetçi olmadılar. Onlara ‘Çocuklarınız bir kaza sonucu öldü. Sizi, onlar cennetin kapısında bekliyorlar. Şikayetçi olursanız cennete bile giremezsiniz’ şeklinde kandırıldılar. Üç beş kuruş da verilerek aileler susturuldular. Biz, ancak 4 velinin vekaletiyle bu davaya girebilirdik. Bu davaya dahil olmasaydık çoktan bitmişti. Çünkü esaslı bir soruşturma, esaslı bir araştırma yapılmamış. Bilirkişi raporları da birbiriyle çelişkili şekilde devam etmiş ve davada uzadıkça uzamış. Biz istinaf yoluyla bu insanların yeniden değerlendirilmesini ve yargı önüne çıkartılmasını, beraat edenlerin, beraatinin bozulmasını talep edeceğiz. Çocuklar patates gibi toprağa gömülmüş olmasın, onların ruhları rahat etsin.”
‘YARGI SİSTEMİMİZLE OYUN OYNAMAYA KALKTILAR’
Soruşturma aşamasında ve yargılamadaki eksiklikleri dile getiren Ünalmış, sözlerini şöyle tamamladı:
“Yargılama boyunca LPG şirketi yöneticileri kimin yargı önüne çıkacağını, kimin yargıdan kurtulacağına kendileri karar veriyormuş gibi farklı isimler vermiş, kendilerine göre hangisi uygunsa onları yargı önüne sürmüşlerdir. Asıl yargılama mahkemede değil de LPG şirketinin yöneticileri tarafından bir yargı organıymış gibi bu suçlu veya bu değil gibi adeta yargı sistemimizle oyun oynamaya kalktılar ki bu çok korkunç bir şey. Bir zamanlar İbrahim Yılmaz, LPG tesisat elemanı olarak sorumlu tutulurken, LPG şirketi yöneticileri tarafından ‘Asıl eleman İbrahim Yılmaz değil, Oğuz Cengiz’dir’ denildi. Bu kez Oğuz Cengiz dava edildi. Diğerleri de yavaş yavaş kurtarıldı. Bir hukukçu olarak bu yargılamanın gidişatını hiç doğru bulmadığımızı, zamanında soruşturmaların yapılmadığını, dilekçelerimizin nazara alınmadığını gördük. Sonuçta birkaç kişinin cezalandırılmasıyla bu kapatılmak istendi. Bakalım yüksek mahkeme ve Yargıtay buna ne karar verecek merak ediyorum”

‘2 VELİ İLE BU DAVAYI SÜRDÜRDÜK’
Davanın ilk gününden bugüne çocukların haklarını herhangi bir ücret almadan savunduğunu dile getiren Ünalmış, “16 yıl boyunca benim gayretimle bu dava sürdürüldü. 4 aile vekaletname verdi ve bu dava böylelikle sürdü. Ancak hiçbirinde beş kuruş bir menfaatim olmadı ve bir talebim de söz konusu olmadı. 2 veli vefat etti, 2 veli ile bu davayı sürdürdük. Çocukların ruhlarının rahat edebilmesi yönünde elimden gelen gayreti gösterdik. Fakat benim beklediğim bir sonucu alamadım ne yazık ki. Ne yazık ki bu olayı herkes unutup gitti.” dedi.
]]>Shelvey, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de olmaktan büyük mutluluk duyduğunu, Rize’deki futbol ortamının çok değerli olduğunu söyledi.
Deneyimli orta saha oyuncusu, Rize’ye uyum sağlamakta zorlanmadığını, genç ve dinamik bir takımda liderlik yapmanın kendisini mutlu ettiğini anlatarak, “Liderlik benim doğamda olan bir şey. Sahada her zaman en iyisini vermeye ve sorumluluk almaya çalışıyorum. Bu doğrultuda oynarken takım arkadaşlarım bana bu yolu açıyor. Birlikte çok güzel bir kimya oluşturduk. Başarıya giden yolda uyum çok değerli.” diye konuştu.
İngiliz oyuncu, genç bir takımda oynamanın kendisini heyecanlandırdığını vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:
“Genç oyuncuları bıraksanız bütün gün koşacaklar. Ne yazık ki ben yaştan dolayı fizik olarak o durumda değilim. Yıllar içerisinde edindiğim tecrübe ve oyunu öğrendiğim şekilde gördüklerimle onlara destek oluyorum. Top bizdeyken yönlendirme fırsatım oluyor. Benim yerime işin zor kısmını onlar yapıyor. Onlar daha çok koşup mücadele ediyor. Top rakibe geçtiğinde tecrübelerimle takım arkadaşlarımı yönlendirme fırsatım oluyor.”
Birlikte çok güzel iş yaptıklarını dile getiren 32 yaşındaki Shelvey, “Genç oyuncular her zaman çok enerjik ve istekli oluyor. Biz de bunun karışımını yaptık. Maç öncesi ve içerisinde arkadaşlarıma söylediklerim oluyor. Bazısı bunu hoş görmeyebilir ama futbolun içinde bunlar oluyor. Günün sonunda bütün genç arkadaşlarım için tek dileğim, kariyerlerinden maksimumunu elde etmeleri.” ifadelerini kullandı.
“TEK AMACIMIZ AVRUPA”
Shelvey, Avrupa yarışı içinde kalmaya çalıştıklarına dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Yarışa maç maç bakıyoruz. Sahada veya antrenmanda bu hedefi dillendirmiyoruz. Doğrusu bu. Önümüzde oynamamız gereken 6 maç var. Bu hedefe ancak maç maç bakarak ulaşabiliriz. Elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Ben buraya Çaykur Rizespor’u Avrupa kupalarına götürmek için geldim. Kendi bireysel hedefim buydu. Günün sonunda bu hedefe ulaşamazsak kendi adıma işimi doğru olarak yapamadığımı addedeceğim. Bunu başaramamış olarak göreceğim kendimi. Takım arkadaşlarımızın tek amacı bu hedefi başarmak.”
“KALMAKTAN MUTLU OLURUM”
Çaykur Rizespor’da iyi bir sezon geçirdiğini ve gelecek sezonla ilgili planlamasının şekillenmeye başladığını belirten Shelvey, şunları kaydetti:
“Benim isteklerimi kulüp, onların isteklerini de ben biliyorum. Burada olmaktan dolayı çok mutluyum. Burada kalmaya çok açığım. Bu büyük kulüp için oynamaktan dolayı mutluyum ama günün sonunda iki tarafın çıkarları için hareket etmek gerekir. Kulübün neye ihtiyacı var? Kulüp nasıl bir gelecek planlıyor? İki tarafın da çıkarlarına göre hareket edilecektir. Eğer teklif gelirse oturur konuşuruz, burada olmaktan çok mutlu olurum.”
SHELVEY’DEN SEMİH KILIÇSOY’A ÖVGÜ
Türkiye’de Fenerbahçe ve Galatasaray’da çok iyi genç oyuncular olduğunu anlatan Shelvey, “Son dönemde dikkatimi çeken Beşiktaş’ta Semih Kılıçsoy oldu. Böyle devam ederse çok iyi bir kariyeri olacağını düşünüyorum. Zaten fiziksel olarak Aguero’ya çok benziyor. Umarım iyi bir kariyeri olur. Bence çok iyi işler yapacaktır.” dedi.
İngiltere ve Türkiye’deki şampiyonluk yarışını yakından takip ettiğine değinen oyuncu, “İngiltere’de Manchester City bir şekilde şampiyon olacaktır ama Türkiye’deki yarıştan çok emin değilim. İkisi de çok iyi ve büyük takımlar. Sezon sonuna kadar çok çekişmeli geçecektir. Kimin şampiyon olacağına dair net bir fikrim yok.” diye konuştu.
]]>Ermenistan basınında yer alan haberlere göre, Ulusal Meclis Savunma ve Güvenlik Konuları Daimi Komitesi Başkanı ve iktidardaki “Sivil Sözleşme” milletvekili Andranik Koçaryan, 1915 olaylarında ölen Ermenilerin, isim ve soy isim olarak belirlenmesi çağrısı yaptı. Koçaryan, Ulusal Meclis YouTube sayfasında yayımlanan açıklamasında, amaçlarının söz konusu kişilerin isimlerini ve yerlerini belirlemek olduğunu savunarak, “(Sayı) 1,5 milyondan fazla da olabilir az da olabilir. Şimdiye kadar ülkemiz bu soruna neden değinmedi? Yahudiler bunu başardı, biz başaramaz mıyız? Bu gelecekte kuracağımız ilişkiler açısından da önemli. Bunu yapmadıysak, eksik kaldıysak bu konu başlamalı ve sona ermeli, bunu kimse istismar etmemeli” ifadelerini kullandı.
Andranik Koçaryan, “1,5 milyon muydu, 2 milyon muydu, yoksa daha az mıydı? Bu net olarak belirlenmeli. Bu çok önemli bir çalışma” değerlendirmesinde bulundu.
Basına verdiği önceki röportajlarda, “Başbakan Nikol Paşinyan’ın da bu konuyu desteklediğini ve konuya dair yasal temeller oluşturmak istediğini” belirten Koçaryan, muhalefetin tepkisi üzerine yaptığı açıklamada ise “Açıklamam ne Başbakan Paşinyan’ın kararıdır ne de böyle bir siyasi karar vardır” ifadesini kullandı.
ÜLKEDE TARTIŞMALI KONU
Ermenistan’da uzun yıllardır 1915 olaylarında ölenlerin sayısının araştırılması konusu tabu olarak kabul ediliyordu. Siyasetçiler ve tarihçiler büyük ölçüde, tarihi olayların bu yönüyle incelenmesine karşı çıkıyordu.
Eski Ermenistan Ulusal Arşivleri Müdürü, tarihçi Dr. Amatuni Virabyan, tartışmaların başlaması üzerine yaptığı açıklamada, daha önce 1915 olaylarında ölenlerin isimlerini tespit etmeye çalıştıklarını ancak bunda başarılı olamadıklarını kaydetti. Virabyan, “Bakın biz sadece 200, 300 bin kişinin ismini bulabildik” ifadesini kullanarak, hükümetin girişiminin Ermeniler için sakıncalı olduğunu savundu.
Ermenistan muhalefeti, Paşinyan’a en yakın isimlerden Koçaryan’ın sözlerine tepki gösterdi.
Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi üyesi ve eski Meclis Başkan Yardımcısı Eduard Şarmazanov, Paşinyan’ın, belirli bir amaç doğrultusunda sözde soykırımı unutturmaya çalıştığını savundu. Şarmazanov, “Belki de Paşinyan, Türkiye ve Azerbaycan’dan 24 Nisan’ın unutturulması yönünde yeni bir talimat almıştır. 24 Nisan yaklaşıyor, Paşinyan, 24 Nisan trajedisini, Ermeni soykırımını, ‘Büyük Felaket’i tarihe bırakmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.
Muhalefetin tanınmış isimlerinden Lusine Haroyan da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, iktidarın bu girişimle, sözde soykırımın inkarına doğru yöneldiğini iddia etti.
‘TÜRKİYE’NİN PLANI’
Tarihçi Haçatur Stepanyan, yönetimin Ermeniler için tartışma konusu olmayacak argümanları şüpheye düşürdüğünü savunarak, iktidarın girişiminin, bu konuda şimdiye kadar Ermenilerce verilen konferansları, yazılan kitaplar ve doktora tezlerini boşa çıkaracağını öne sürdü.
Tarihçi Doç. Dr. Mikayel Martirosyan ise bu girişimin Türkiye’nin planı olduğu, iktidarın “tarihi değiştirme” yoluyla sözde soykırımı inkar edeceği iddiasında bulundu.
Tarih çalışmaları da yapan Gümrü Devlet Pedagoji Enstitüsü öğretim üyesi Gagik Hambaryan, Paşinyan’ın, Türkiye’nin talimatıyla sözde soykırımın olmadığını kanıtlamaya çalıştığını savundu.
Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki sözde soykırım müzesinin eski yetkilisi Suren Manukyan, hükümetin girişimini çok tehlikeli bulduğunu, ölenlerin listesinin çıkarılması fikrinin 1960’lardan bu yana Türkiye’nin gündemindeki tezlerden biri olduğunu öne sürdü.
Koçaryan’ın çıkışının ardından başlayan tartışmaya, Ermeni diasporasındaki bazı isimler de katıldı. Paşinyan yönetimini hedef alan birçok eleştiride, Paşinyan’ın 1915 olaylarının “soykırım” olduğuna ve ölenlerin sayısının 1,5 milyon olduğuna inanmadığına dair iddialara yer verildi.
Paşinyan hükümetinin ülkeye giriş yasağı koyduğu Ermenistan Devrimci Federasyonu Partisi üyesi, Fransa Ermeni Örgütleri Koordinasyon Konseyi Eş Başkanı Murad Papazyan, isim listesi hazırlamanın “Ermenilere diz çöktürmeyi amaçladığını” öne sürdü.
Analist Hakob Badalyan, iktidarın çağrısını “Türkiye için mükemmel ve hızla gelişen bir argüman” olarak niteledi.
]]>Kahramanmaraş merkezli ilk depremde yıkılan otelde 21 kişinin hayatını kaybettiği, 3 kişinin de yaralandığı hatırlatılan iddianamede, otelin 1994’te yapıldığı belirtildi.
Depremin ardından ölüm ve yaralanmaların olduğu binanın durumunun tespiti için Cumhuriyet Başsavcılığınca görevlendirilen bilirkişi heyeti tarafından inceleme yapıldığı, binanın kolon ve kirişlerinden karot ile demir örnekleri alınarak muhafaza edildiği aktarılan iddianamede, Atatürk Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesinden bilirkişi heyetince raporların hazırlandığı ifade edildi.
Bilirkişi raporlarının detayına yer verilen iddianamede, binanın bodrum, zemin artı 7 kat olarak projelendirildiği, yapının 2006’da tadilat geçirdiği, o yıla ait mimari tadilat projesinde bodrum ve zemin kat bilgileri yer almadığı, bu nedenle ilgili yılda bodrum ve zemin katta tadilat yapılıp yapılmadığına ait bilgiye ulaşılamadığı kaydedildi.
“YETERSİZLİKLER TESPİT EDİLDİ”
Kırçuval Otel binasının mimari ve statik projelerinin eksik, beton malzemesinin yetersiz olduğu aktarılan iddianamede şu ifadeler yer aldı:
“İlk statik proje incelendiğinde statik hesapların mevcut olduğu ancak daha sonra yapılan tadilat projesinde statik hesaplarının tarafımıza verilen belgelerde olmadığı tespit edilmiştir. İlk statik projesinde kolon sayısının 33 adet olduğu, tadilat statik projesinde ise 28 adet kolonun olduğu görülmüştür. Bu durumda statik hesapların yenilenmesi gerekirdi. Bu durumda statik hesapların olmadan projelerin onaylanmaması gerekirdi.
Dosya kapsamında binaya ait incelemeler sonucunda, taşıyıcı sistem elemanlarının donatı detaylandırmalarında (etriye sıklaştırması, kanca, çiroz vb.) yetersizlikler tespit edilmiştir. Söz konusu yapının mimari tadilat projesi incelendiğinde, tadilat statik projesinde yer alan S5 kolonun olmadığı tespit edilmiştir. İlgili kolon 1995 tarihli mimari tadilat projesinde çizilmemiş ancak 1994 tarihli statik tadilat projesinde yer almıştır. Bu durum son olarak çizilen mimari ve statik tadilat projeleri ile inşaat uygulamasının uyumlu olmadığını ayrıca uygulamanın bir kısmının yani imalat ve inşaatın bir kısmının mimari tadilat projesi üzerinden yapıldığını, tadilat statik projesinden inşa ve imalat aşamasında kısmen de olsa uzaklaşıldığını göstermektedir.
Mimari tadilat projesinin ise statik proje ve statik hesaplarının bulunmadığı sabit olduğundan bu durumdan mimari tadilat projesini tetkik ederek onay veren kamu görevlilerinin ve statik tadilat projesine göre taşıyıcı unsurları imal etmesi gerekirken bundan uzaklaşarak kısmen mimari tadilat projesine göre binayı imal ve inşa eden fenni mesul ve müteahhidin ve ilgili tadilat mimari proje müellifinin kusurlu olduğu anlaşılmıştır.”
Kahramanmaraş merkezli ilk depremde yıkılan otelde Voleybol Erkekler 2. Lig’de mücadele eden Malatya Büyükşehir Belediyespor takımı oyuncuları Mehmet Can Ağırbaş (28), Murat Çiloğulları (20), Görkem Can Gürbüz (24), Tunahan Yıldız (23), Resul Gün (24), Emincan Kocabaş (28) ve ampute takımından İranlı 3, Kamerunlu 1 oyuncu ile 11 kişi hayatını kaybetmiş, 4 kişi de yaralanmıştı.
Sanıkların yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacak.
Uzmanlar, bölgedeki gerilimin konteyner piyasasına ilişkin öngörüleri tamamen değiştirdiğini ve uzayan seyahat sürelerinin deniz ticareti için önemli bir risk oluşturduğunu belirtiyor.
Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’de İsrail ile bağlantılı ticari gemilere yönelik başlattığı saldırılar sonrası bölgede geçen yılın sonuna doğru tırmanan gerilim, gemicilik sektörünü etkilemeye devam ediyor.
Gemicilik şirketlerinin rotalarını Kızıldeniz’den Ümit Burnu’na kaydırması veya askıya alması nedeniyle, Kızıldeniz’deki gemi trafiğinde sert düşüşler görülüyor.
Gemi takip ve denizcilik analiz sağlayıcısı MarineTraffic verilerine göre, Kızıldeniz’de geçen yılın ilk çeyreğinde 7 bin 804 olan konteyner gemi geçişleri, bu yılın aynı döneminde 3 bin 464’e geriledi ve yüzde 55,6 azaldı.
Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) gemi geçişleri ise bu dönemde yüzde 84,3 düştü ve Kızıldeniz’de LNG ticareti durma noktasına geldi.
Bölgeden kuru yük gemi geçişleri yüzde 20,8 ve yaş yük gemi geçişleri yüzde 21,6 azalırken, LPG gemi geçişleri yüzde 12, Ro/Ro geçişleri yüzde 46 ve karışık kuru yük gemi geçişleri yüzde 11,8 geriledi.
NAVLUN FİYATLARINDA SERT YÜKSELİŞ
Kızıldeniz’deki gerilimin artması ve gemilerin yönünü Ümit Burnu’na çevirmesiyle, ticaret rotaları uzadı ve bu durum navlun maliyetlerine de artış olarak yansıdı.
Baltık ve Uluslararası Denizcilik Konseyi (BIMCO) Baş Analisti Niels Rasmussen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Baltık Kuru Yük Endeksine göre navlun fiyatlarının bu yılın ilk çeyreğinde 2023’ün aynı dönemine göre Çin-Avrupa hattında yüzde 39, Çin-Akdeniz hattında yüzde 30 yükseldiğini ve Çin-ABD Doğu Kıyısı hattında yüzde 1 azaldığını söyledi.
Baltık Kuru Yük Endeksinin bu dönemde yüzde 84 arttığı bilgisini paylaşan Rasmussen, Baltık Temiz Tanker Endeksinin de yüzde 18 yükseldiğini bildirdi.
Rasmussen, Baltık Kirli Tanker Endeksinin ise ilk çeyrekte 2023’ün aynı dönemine göre yüzde 8 düştüğünü belirtti.
Tüm gemi türlerinin Kızıldeniz’den kaçındığını ve Süveyş Kanalı’ndan geçişi durdurarak daha uzun bir rota olan Ümit Burnunu kullandığını ifade eden Rasmussen, şu verileri paylaştı:
“Ocak 2024’te Süveyş Kanalı’ndan haftalık ortalama geçişler ton cinsinden ölçüldüğünde Ocak 2023’e göre yüzde 38 daha düşüktü. Mart 2024’te geçişler geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 51 daha düşüktü. Martta Süveyş Kanalı’ndan geçişler, kuru yük gemileri için 2023’ün aynı ayına göre yüzde 39, ürün tankerleri için yüzde 48 ve konteyner gemileri için yüzde 85 azaldı.”
GEMİLER DAHA HIZLI SEYAHAT ETMEK ZORUNDA KALABİLİR
Niels Rasmussen, Kızıldeniz’deki gerilimden önce talebin oldukça düşük olduğunu ve birçok yeni gemi teslim edildiği için konteyner talebindeki artışın karşılanmasında aksaklık yaşanmadığını söyledi.
Konteyner piyasası ile karşılaştırıldığında, normalde Süveyş Kanalı’ndan geçen kuru yük ve tanker gemilerinin payının oldukça düşük olduğunu anımsatan Rasmussen, “Bölgedeki gerilim nedeniyle gemilerin rotalarını Ümit Burnu’na çevirmesi, konteyner piyasasına ilişkin öngörüleri tamamen değiştirdi. Saldırılardan önce, 2024 için beklenti, arz-talep dengesi ve navlun fiyatlarının daha da zayıflayacağı yönündeydi. Ancak bunun yerine talep arttı ve daha uzun sefer mesafeleri nedeniyle arz-talep dengesi önemli ölçüde sıkılaştı.” diye konuştu.
Rasmussen, navlun fiyatlarının Kovid-19 dönemi kadar olmasa da artış gösterdiğini ve bunun tüketici fiyatlarına da yansıma ihtimali olduğunu anlattı.
Şirketlerin Süveyş Kanalı yerine Ümit Burnu’ndan geçerek daha uzun süre seyahat etmek zorunda kalmasının deniz ticaretine ilişkin önemli bir risk oluşturduğunu da vurgulayan Rasmussen, “Durumun, tüm gemilerin Süveyş Kanalı’ndan geçişini durdurma noktasına gelecek şekilde gelişmesi halinde, büyük olasılıkla küresel gemi filosunun tüm deniz hacimlerini taşımaya devam edebilmesi için çok daha hızlı seyretmeye başlaması gerekecek. Bu da denizcilik sektörünün yol açtığı sera gazı emisyonlarını azaltma kabiliyetine önemli ölçüde zarar verecektir.” ifadelerini kullandı.
İTHALAT MALİYETLERİ ARTTI
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) Ticaret Lojistiği Birimi Başkanı Jan Hoffmann da dış ticaret bakımından Süveyş Kanalı’na en fazla bağımlı olan ülkelerin Sudan, Yemen, Cibuti, Suudi Arabistan ve Seyşeller olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Bu ülkeler, dış ticaret hacimlerinin 5’te biri ila 3’te biri arasında Süveyş Kanalı’na bağımlı ve bu ülkeler için ticaret maliyetleri artış gösterdi. Mısır da Süveyş transit gelirini kaybettiği ve aktarma limanları artık nakliye yollarının kavşağında olmadığı için olumsuz etkilendi. Aynı şekilde, Türkiye de dahil olmak üzere Doğu Akdeniz’deki tüm ülkeler, gemiler artık Süveyş Kanalı’ndan geçmeyip Güney Afrika ve Cebelitarık Boğazı’ndan geçmek zorunda kaldıkları için kendilerini birdenbire Asya’dan gelen tüm ticaret için bir çıkmazda buldu ve bu da maliyetleri artırdı.”
Hoffmann, şu an için ithalat maliyetlerinin arttığını ancak bu durumun devam etmesi halinde uzun vadede talebin değişen fiyatlara uyum sağlayacağını ve ticaret modellerinde de değişimlere yol açacağını anlattı.
Hali hazırda artan ithalat maliyetlerinin tüketicilere yansımasının zaman alacağını kaydeden Hoffmann, sözlerini şöyle tamamladı:
“Kovid-19 sırasında, yüksek navlun fiyatlarının yaklaşık 1,5 puanlık enflasyona yol açtığını tahmin etmiştik ancak bu kez durum farklı. Kızıldeniz gerilimi tüm ticaret rotalarını etkilemedi ve navlun fiyatları da salgın döneminde olduğu kadar yükselmedi. Aynı zamanda salgında arz çok düşüktü ancak şu anda birçok yeni konteyner gemisi devreye giriyor.”
]]>Olay, 10 Kasım 2023’te Kırat Mahallesi Koca Osman Sokak’ta meydana geldi. Yoldan geçenler, yandaki ormanda yanmış cesedi fark edip, ihbarda bulundu.
Gelen ekiplerce benzin dökülerek yakıldığı belirlenen ceset, otopsi için Atatürk Devlet Hastanesi’nin morguna götürüldü.

Cesedin kaçak olarak işletilen maden ocağında çalışan 3 çocuk babası Afganistan uyruklu Vezir Mohammad Nourtani’ye ait olduğu belirlendi.
Otopside Nourtani’nin 9 Kasım’da öldüğü tespit edilirken, ailesinin 10 Kasım sabahı kayıp başvurusunda bulunduğu öğrenildi. Afgan madencinin cenazesi, 11 Kasım’da toprağa verildi.
Soruşturma kapsamında Nourtani’nin çalıştığı kaçak maden ocağının sahipleri Hakan Körnöş (46), Enver Gideroğlu (34) ve Körnöş’ün kuzeni Ahmet Aydın (52), ocak çalışanları S.K. (28), E.D. (22) ve kömür ticareti yapan A.Ç. (46) gözaltına alındı.
Körnöş, Gideroğlu ve Aydın tutuklanırken, diğerleri adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ayrıca, kaçak ocağın jandarma tarafından 4 gün önce kapatıldığı ancak sahiplerince tekrar açıldığı belirlendi. Kaçak ocak, olayın ardından imha edilerek kapatıldı.
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı, Afgan madencinin cesedinin kaçak ocaktaki kazayı gizlemek ve ocağın kapanmasını engellemek için öldükten sonra yakıldığı belirtilen iddianameyle 6 şüpheli hakkında ‘iştirak halinde kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Kamergul Maliki, oğulları yürüme engelli Sayid Mohammad (22), Pir Mohammad (16), işitme engelli Ali Rıza (13), Said Riza Nourtani (2) ve gelini Şaziye Mohammadi (19) ile 2 odalı sobalı evde yaşayan Afgan madencinin kaçak maden ocağında çalışarak ailesinin bakımını üstlendiği ve ailede çalışabilecek durumdaki tek kişi olduğu ortaya çıkmıştı.

OLAY YERİ İNCELEME RAPORU
Zonguldak İl Jandarma Komutanlığı ekiplerinin hazırladığı olay yeri inceleme raporunda delillerin detaylıca anlatıldığı ve şüphelilerin benzin aldıkları anın güvenlik kamerası görüntülerine yer verildi.
Olay yeri inceleme fotoğraflarında yanmış ceset görünürken krokilerle bulunan delillerin yerleri de anlatıldı.
SANIĞIN BABASINA AMELİYAT KONTROLÜ YAPILMIŞ
Yanmış cesedi bulunan Afgan madencinin otopsi ve Adli Tıp İhtisas Kurulu Raporu ortaya çıktı. Raporda, madencinin cesedinin bazı kısımlarının kömürleşecek kadar yandığı belirtilerek, “İleri derece yanık nedeniyle mide, sol böbrek, pankreas ve bağırsaklar tefrik edilemedi” ifadeleri yer aldı. Soruşturma aşamasında madencinin eşi Kamergul Maliki’nin savcılık ifadesinde eşine bir telefon konuşmasında böbreğine karşılık 20 bin dolar teklif edildiğini duyduğunu anlattı. Bu kapsamda tutuklu bulunan kaçak ocak sahiplerinden Enver Gideroğlu’nun böbrek hastası olduğu belirlenen babası, kolluk kuvvetleri eşliğinde hastaneye getirilerek muayene ettirildi. Gideroğlu’nun babasında böbrek ameliyatı izine rastlanılmadığı öğrenildi.
‘BÖBREĞE İLİŞKİN DOSYADA İLERLETME YAPILMAMIŞ’
Böbrek konusunun yeterince aydınlatılmadığını belirten Avukat Şeker, “Afgan madencinin sol böbreğinin ‘tefrik edilemediği’ yani sol böbreğinin bulunamadığı görülüyor. Şöyle bir değerlendirme yapacak olursak, dosya içeriğindeki keşif zaptında ve tutanaklardaki fotoğrafları incelediğimiz vakitte bir kişinin neden yakılması söz konusu olur? Burada cesedin kimlik bilgilerini kaybetmek için, ancak ve ancak yüzünde, ellerinde ve ayaklarında bir yanık yok. Yüzünden kimliği belli olabilir, ellerinden de parmak izleri belli olabilir. Ama tamamen bedeni yanmış vaziyette. Bedenini yanmasıyla alakalı olarak kaçak organ ticaretiyle ilgili herhangi bir hususun olup olmadığına ilişkin buradaki paraların ne şekilde teklif edildiğine ilişkin bu paranın kabul edilmemesinden sonra böbrek ticaretinin zorla mı yapıldığına ilişkin, Afgan madencinin vücudundaki kırıklara ilişkin hiçbir şekilde dosyada ilerletme yapılmamış olduğunu görüyoruz.” dedi.
1 SANIĞIN ADLİ KONTROL TEDBİRİ KALDIRILMIŞ
İddianamenin kabulünün ardından yakma eylemine dahil olan 4 kişiden tutuksuz A.Ç.’nin adli kontrolünün kaldırıldığını belirten Avukat Şeker, “Bu adli kontrol kararı kaldırılmış olan kişi şu an elini kolunu sallayarak toplumumuz içerisinde, yakılarak öldürülmesine olanak sağlayarak yakan kişilerle hareket edip onlarla alkol alan kişi adli kontrol kararıyla bile olmayacak şekilde dışarıda. İddianamenin kabul edildiği gün mahkeme bu kişinin adli kontrol kararını kaldırmış. Bunun kesinlikle bir hukuk katliamı olduğunu değerlendiriyoruz” diye konuştu.
‘BÖBREK NE OLDU’
En önemli şüphelerden birinin ‘böbrek’ olduğunu söyleyen Şeker, şöyle konuştu:
-Bu böbrek ne oldu, nerede? Bu böbrek bulunmadan bir şekilde merdiven altında mı nakli yapıldı, kime yapıldı?
-Bunun tespitinin yapılması lazım. Aile gerçekten inanılmaz derecede mağdur vaziyette. Bir gecekondunun içerisinde 1’i engelli 4 çocukla 1 eş ve bu mağduriyete daha fazla mağduriyet eklememek lazım.
-Anayasa’nın 10’uncu maddesi dili, dini, ırkı ne olursa olsun Türk kanunları önünde herkesin eşit olduğunu söyler. Biz de bu davada eşitlik uğruna, insan hakları uğruna bu suçu işleyenlerin adalet önünde en ağır cezayı almaları için takipçisi olacağız.”
]]>Araştırmada abur cubur tüketiminin katkıda bulunan önemli faktörlerden biri olduğu belirtiliyor. Ancak giderek artan stresli yaşam tarzlarımız, zayıf zihinsel sağlığımız, obezite ve hareket eksikliğimiz de bunda rol oynuyor.
Michigan Üniversitesi’nin 2021’de yaptığı başka bir araştırma, tek bir sosisli sandviçin yaşam beklentinizi 38 dakika azaltabildiğini, ancak bir parça somonun yaşam sürenizi 70 dakika uzatabildiğini ortaya çıkardı.
Tüm bunlarla birlikte bilim insanları, yaşlanma sürecinizi nasıl yavaşlatabileceğinizi, biyolojik yaşınızı nasıl düşürebileceğinizi ve aslında ömrünüze sağlıklı, sağlıklı yıllar nasıl ekleyebileceğinizi görmek için dikkat edebileceğiniz önerilerde bulunuyor.
Yaşamı kısaltan faktörlerin de yer aldığı bu listede siz hangilerini yapıp yapmadığınızı biliyor musunuz?
İşte yaşamı uzatan ve kısaltan faktörler…
İYİ UYUMAK +4,7 YIL
Harvard Tıp Fakültesi tarafından 2023 yılında yapılan bir araştırma, her gece 7-9 saat uyumanın erkeklerin yaşam beklentisini 4,7 yıl, kadınların ise 2,4 yıl artırabildiğini ortaya çıkardı.

KARARINDA İÇMEK +1 YIL
Yapılan araştırmalar ara sıra içilen bir kadeh şarap veya biranın potansiyel ömrünüze bir yıl ekleyebileceğini (veya biyolojik yaşınızı bir yıl kısaltabileceği) söylüyor. Ancak önerilen limitleri aşan her içki (haftada 14 birim veya altı bardak şarap veya altı litre bira) hastalık riskinizi artırır ve ömrünüzü kısaltır.
DÜZENLİ CİNSEL HAYAT + 4-7 YIL
Royal Edinburgh Hastanesi’nden klinik nöropsikolog Dr. David Weeks, “Süper Gençlerin Sırları” kitabında yayınlanan uzun vadeli bir çalışmada, düzenli seksle gelen stres azalması, artan tatmin düzeyi ve daha iyi uykunun, yaşam sürenizi 4 ila 7 yıl arasında iyileştirebileceğini söyledi.

AKTİF OLMAK +4 YIL
Birçoğumuz her hafta 150 dakikalık aerobik egzersizi gibi önerilen aktivite hedeflerine ulaşmakta zorlanıyoruz, ancak iyi haber şu ki, her türlü aktivite hayatınıza yıllar katıyor. 2012’de Journal of Aging Research’te yayınlanan büyük bir incelemeye göre, düzenli fiziksel aktivite yaşam beklentinizi 4 yıla kadar artırabilir.
BOL SU İÇMEK +15 YIL
Doktorlar dehidrasyonun kandaki tuz düzeylerini artırdığını, bunun da yaşlanma sürecini hızlandırabileceğini ve kronik hastalıkları hızlandırabileceğini biliyor. Fareler üzerinde yapılan çalışmalarda hafif dehidrasyon, yaşam beklentisini altı ay kısaltmak için yeterliydi, bu da insan açısından 15 yıla eşdeğerdi.
BOL MEYVE, CEVİZ VE TOHUM TÜKETMEK +10,8 YIL
İyi bir beslenmenin sağlığımız üzerindeki etkisine şüphe yok ve 2023 yılında Nature dergisinde yayınlanan Birleşik Krallık Biobank’ın bir araştırmasına göre, sağlıksız bir beslenmeden tam tahıllar, kuruyemişler, meyveler açısından zengin sağlıklı bir beslenmeye geçiş yapan erkekler ve kadınlar için sırasıyla 10,9 ve 10,4 yıllık yaşam beklentisi artıyor.
SİGARAYI BIRAKMA +10 YIL
ABD Hastalık Önleme Merkezlerine göre, sigarayı bıraktıktan 5 ila 10 yıl sonra kanser riskiniz yarı yarıya azalıyor ve sigarayı bıraktıktan 20 yıl sonra bu risk, hiç sigara içmeyen birininkine yakın oluyor. Yani sigarayı bırakmak potansiyel olarak yaşamınıza 10 yıl katabilir.

İYİ BİR İLİŞKİ +BİRLİKTE GEÇİRDİĞİNİZ HER ON YILDA 1,5 YIL
Yeni Zelanda’daki çiftler üzerinde 2020 yılında yapılan bir analiz, romantik bir ilişkiye dahil olmanın biyolojik yaşlanma sürecini ne ölçüde yavaşlattığını ve toksik bir ilişkinin bunu ne ölçüde hızlandırdığını ölçtü. Araştırmacılar, olumlu ilişkiler içinde olan kişilerin yüzde beş daha yavaş yaşlandığını, zayıf bir ilişkisi olan (veya ilişkisi olmayan) kişilerin ise yüzde 20 daha hızlı yaşlanma eğiliminde olduğunu buldu.
Genel olarak araştırmacılar, bekar olmakla karşılaştırıldığında bir ilişki içinde olmanın, birlikte olduğunuz her on yıl için (bu süre boyunca her şeyin uyumlu olup olmadığına bakılmaksızın) ömrünüzde fazladan 1,5 yıl anlamına gelebileceğini tespit etti.
EĞİTİM +1,4 YIL
Eğitim, daha iyi bir sağlıkla ilişkilendiriliyor; çalışmalar, ne kadar çok eğitime sahip olursanız, daha iyi bir işe (iyi maaş veren ve sağlığınızı riske atmayan bir işe) sahip olma ve sağlıklı bir yaşam tarzı benimseme olasılığınızın da o kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Araştırmalar, iyi eğitim ve diploma alan kişilerin yaklaşık 1,4 yıl daha uzun yaşama eğiliminde olduğunu gösteriyor.
İNCE BEL ÇEVRESİ +3-5 YIL
Mayo Clinical Proceedings dergisinde 2014 yılında yayınlanan bir inceleme, beli 109 cm olan erkeklerin 40 yaşından sonra yaşam beklentisinin üç yıl daha düşük olduğunu ve bel ölçüsü 94 cm veya daha yüksek olan kadınların yaşam beklentisinin 3 yıl daha düşük olduğunu buldu.
İNANÇLI OLMAK +4 YIL
Ohio Eyalet Üniversitesi’ndeki bilim insanlarının 2018’de yaptığı bir araştırma, dini inançlara sahip insanların, dini inançlara sahip olmayanlardan yaklaşık dört yıl daha uzun yaşadığını ortaya çıkardı.

GÖNÜLLÜ OLMAK +1 YIL
Gönüllü olma nedeniniz kendinizden ziyade başkalarına yardım etmek olduğu sürece, çöp toplamak veya bir hayır kurumu dükkanında yardım etmek için harcadığınız zaman ömrünüzü uzatabilir çünkü gönüllülük eyleminin zihinsel ve fiziksel sağlığı iyileştirdiği ve hastalıkları önlediği biliniyor.
BULMACA ÇÖZMEK +10 YIL
Beyni zorlamak Alzheimer gibi demansa neden olan hastalıkları önleyemese de doktorlar bunun bir tampon (“bilişsel rezerv” adı verilen) oluşturmaya yardımcı olabileceğine inanıyorlar; bu da zihinsel yetilerinizi daha uzun süre koruyacağınız ve sonuçta daha uzun yaşayacağınız anlamına geliyor.
2020 yılında Exeter Üniversitesi ve Kings College London’dan araştırmacılar 50 yaşın üzerindeki 20.000 kişiyi test etti ve düzenli olarak kelime ve sayı bulmacalarına katılanların, gerçek yaşlarından 10 yıl daha genç bir beyin fonksiyonuna ve daha keskin beyinlere sahip olma eğiliminde olduklarını buldu.
ŞEHİRDE EMEKLİLİK +1 YIL
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki araştırmacılar, 65 yaşınızın üzerinde olduğunuzda kırsal bir ortamdan kentsel bir ortama geçmenizin, muhtemelen daha kolay ulaşılabilir tıbbi bakım nedeniyle, size fazladan bir yıllık yaşam sağladığını tespit etti.
Uzmanlar bu faktörler dışında ömrü kısaltan maddeleri de şu şekilde sıralıyor…
ÇOCUK SAHİBİ OLMAK -ÇOCUK BAŞINA 7 YIL
Yakın zamanda yapılan bir araştırma, hamileliğin vücuda verdiği zararın kadınların yaşlanma sürecini yaklaşık üç ay hızlandırabildiğini buldu, ancak bu, bebek doğmadan önceydi. 2021’de yapılan başka bir araştırma da, bir bebeğin hayatının ilk altı ayındaki uyku eksikliğinin, yeni annelerin biyolojik yaşını yedi yıla kadar kısaltabileceğini buldu.

STRESLİ BİR HAYAT YAŞAMAK -2,8 YIL
Finlandiya’daki araştırmacılar, ağır stres altında olmanın yaşam beklentisini erkeklerde 2,8 yıl, kadınlarda ise 2,3 yıl kısaltabildiğini buldu. Bağışıklık sistemini düşüren ve kalp sağlığını etkileyerek yüksek tansiyon, mide ülseri ve kalp-damar hastalıklarına yol açan stres hormonu kortizolün sürekli yüksek seviyelerinin olduğu biliniyor.
TÜM GÜN OTURMAK -8 YIL
Hareketsiz bir yaşamın sağlığınız için sigara içmek kadar kötü olduğu bulundu ve Kaliforniya Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalar, her gün on saat veya daha fazla oturmanın sizi sekiz yıla kadar yaşlandırabileceğini ortaya çıkardı.

YÜKSEK TANSİYON -6 AY İLE 3 YIL ARASI
Yüksek tansiyon böbrek hastalığı, kalp krizi, felç ve kalp yetmezliği riskini artırır. Çalışmalar, üst hedef olan 140/90’ın üzerine düzenli olarak çıkmanın, yaşınıza bağlı olarak yaşam beklentisinde 6 ay ile 3 yıl arasında bir azalma anlamına gelebileceğini gösteriyor.
]]>Havanın ısınmaya başlamasıyla birlikte kene vakaları da görülmeye başlandı. Erzurum’da kısa süre önce bir kişi, bu nedenle hayatını kaybetti. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) sebepli ölüm sonrasında özellikle kırsal alanlarda kene korkusu arttı.
YAZA GİRERKEN KENE UYARILARI
Uzman veteriner hekim ve Antalya Kuş Gözlem Topluluğu’ndan kuş gözlemcisi Gökçe Coşkun, yoğun şekilde kene görülmeye başlandığına dikkati çekerek, uyarılarda bulundu. Doğada dolaşırken, özellikle doğa fotoğrafçılarının uzun pantolon giyip, çoraplarını üzerine çekmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Gökçe Coşkun, şu uyarılarda bulundu:
– Islak çayırlık alanlarda dolaşırken dikkat edin. Küçükbaş hayvanların dolaştığı alanlarda daha fazla kene görülebilir. Doğa gezisi sonrasında eve gelir gelmez vücudunuzu kontrol edin. Kasık bölgesi, saç dipleri özellikle önemli. Kene tutunduysa çıkartırken dikkatli olun.
– Kafa bölgesini tutup çıkartmanız önemli. Kene tutunması sonrası mide bulantısı, baş dönmesi ve ateş yükselmesi belirtileri olursa hemen sağlık kuruluşuna başvurun. Köpek ve kedileriniz varsa mutlaka dış parazit tedavilerini ve koruyucu tasma önlemlerini yaptırın. Kedi ve köpeklerde dış parazit ilaçları kenenin gelmesini değil, üzerinde kan emmeye başladığı an ölmesini sağlar.
GÖÇ EDEN KUŞTA TESPİT EDİLDİ
Diğer yandan, kuş gözlemcisi Emin Yoğurtçuoğlu tarafından Hatay’ın Samandağ ilçesindeki Milleyha Kuş Cenneti’nde önceki gün görüntülenen nadir türlerden doğu cılıbıtında kene tespit edildi.

Güney Afrika göçmeni kuş fotoğrafını inceleyen uzman veteriner hekim Coşkun, iki tarafta da gaga ile gözü arasındaki iki ayrı keneye dikkati çekerek şunları söyledi:
– Doğu cılıbıtı, Güney Afrika’dan Hazar Denizi’ne ve hatta Finlandiya’ya kadar görülebiliyor. Göç ederken üzerindeki bu kene de onunla göç ediyor. Harita doğu cılıbıtının görülen yerleri. Göç kuzeye doğru ve bu kene güneyden gelmiş olmalı. Afrika veya Arap yarımadası olası noktalar. Yaz aylarının gelmesiyle beraber kene popülasyonu oldukça artmasının önemli bir nedeni de kuş göç yoğunluğu. Farklı kıtalardan çok sayıda kuşun keneyle beraber ülkemize girdiğini görebiliyoruz.
– En son ülkemizde nadir olarak görülebilen doğu cılıbıtının üzerinde bile iki keneyle karşılaştık. Bu da farklı kıtalardaki çeşitli hastalıkların kene aracılığıyla ülkemize girmesine neden olabilir. Keneler birçok ölümcül hastalığın taşıyıcısı olabiliyor. KKKA, Lyme hastalığı, Q ateşi, kene kaynaklı ensefalit, Akdeniz benekli ateşi, monositik erlihyoz, granülositik erlihyoz, babezyoz gibi hastalık türlerine sebebiyet verebiliyor. Eğer bu kene köpeğiniz veya sizi ısırdığında bu tür bir tehlikeyle karşılaşabilirsiniz. Onun için siz ve köpeğinizi özellikle kontrol etmelisiniz.

Kuş gözlemcisi Gökçe Coşkun
KENEYİ DOĞRU ÇIKARTMAK HAYATİ
Coşkun ayrıca piknik, doğa yürüyüşü gibi etkinlikler sonrasında insanlar için mutlaka saç ve kasık bölgeleri, evcil hayvanlar için de pati, kulak araları, kulak içi ve dışı ile burun bölgelerinin en sık kene yapışan bölgeler olduğu ve iyi kontrol edilmesi gerektiğini vurguladı.
Kene yapışmış ve nasıl çıkarılacağı bilinmiyorsa dokunulmamasını da söyleyen Coşkun “Bunu yapmayın. Köpeğinizi veteriner hekime götürün, kendinize yapışmış ise de bir sağlık kuruluşuna müracaat etmeniz önemli. Çünkü kafa bölgesinin doğru şekilde çıkarılması önem arz ediyor” diye konuştu. (DHA)
]]>Ünlüer, 6 Şubat 2023 depremlerinin merkez üssü Kahramanmaraş’ta bir taraftan ağır hasarlı binaların yıkımının devam ettiğini, diğer taraftan da şehri yeniden inşa ettiklerini belirtti.
12 BİN BİNA YERLE BİR
7 bin 491 binanın deprem anında yıkıldığını, 4 bin 500 binanın da kamu araçları tarafından acil olarak yıkılıp enkazının kaldırıldığını belirten Ünlüer “35 bin 500 civarında binamız da ağır hasarlı olarak tespit edilip, bunların özel sektör kanalıyla yerlerinden kaldırılması çalışmaları başladı. Şu an itibarıyla ilimizde enkaz kaldırmalarda oranımız yüzde 93’tür, çok az bir kısmı kaldı. Bunlar da mahkemelik veya nitelikli yıkım gerektiren binalardır. Bunları da kısa zamanda mahkeme sonuçlarına göre kaldıracağız” diye konuştu.
Kahramanmaraş’ın bir numaralı sorunu olan konut sıkıntısını çözme adına çalışmaların devam ettiğini kaydeden Ünlüer, bu kapsamda hem yeni yerleşim yerlerine hem de yıkılan binaların yerlerine konut yapıldığını söyledi. Şehir merkezi için yeni bir plan uygulandığını ve bu plan çerçevesinde belirlenen rezerv alanlar içerisinde kalan binaların sağlam dahi olsa yıkılacağını kaydeden Ünlüer, şöyle devam etti:
“TASARIMA UYMAYAN YIKILIYOR”
– Şimdi iki şekilde konut üretiyoruz. Birincisi; önceden belirlediğimiz rezerv alanlarda şu an itibarıyla, oralarda yaklaşık 41 bin konutumuzun yapımı devam ediyor, bunların 18 bin konutunu da vatandaşlarımıza, hak sahiplerimize dağıttık ve her ay kura çekerek devam edeceğiz.
– İkincisi; kentsel tasarım ve kentsel dönüşüm dediğimiz kısımdır. Buralarda özel tasarım yapıyoruz. Birincisi, oranın yapısına göre hem mimarisini hem coğrafi durumunu hem de durumuna özel tasarımlar yapılıyor ve arada birkaç bina da bu tasarımı etkilediği için kaldırılıyor. Yoksa o binalar hasarlı olduğu için değil, o tasarıma uymadığı için yıkılıyor. O da çok sayıda değil. Zaten bunu mimarlarımız ona göre tasarlıyorlar, orada bir problem yok.

– Çok az sayıda binayı bu şekilde arkadaşlar yıkarak, bu kentsel tasarımın mantığına uygun hale getiriyorlar. Bir de bazı yerlerde yollar açılıyor, DSİ’nin kanalları açılıyor. Bunlara denk gelen binalar var. Dolayısıyla şehir yeniden tasarlanıyor. Onun için o binaların yıkılması elzem.
YA PARA YA KONUT VERİLİYOR
Sağlam olup da rezerv alana girdiği için yıkılacak binalarda yaşayanların mülkiyet haklarının da korunacağını ifade eden Ünlüer, “Bizim burada birinci amacımız, mülkiyeti korumak. Bunun imkansız olduğu yerlerde de vatandaşa öneri getiriyoruz. Diyoruz ki; değerini kamulaştırarak parasını veriyoruz ya da rezerv alandan eş değer konut veriyoruz. Burada tamamen vatandaşımızın takdirine bırakıyoruz” diye konuştu.

Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer
Kenti dirençli haline getirmek istediklerini, çalışmaların da bu çerçevede ilerlediğini belirten Ünlüer, şunları kaydetti:
– Şu an itibarıyla bizim ilimizde, kentsel olarak düşündüğümüz il ve ilçelerimizde, 21 bin bağımsız birimi planlamış durumdayız. İlk etap olarak 10 bin bağımsız birimin şu anda yapımı devam ediyor. Bir kısmı hemen hemen ince işlere gelmiş durumda, bir kısmı da zemin iyileştirmesinde. 1-1,5 yıl içerisinde, bu 21 bin bağımsız birimi bitireceğiz. Şehir merkezini tamamen tasarlamış ve yenilemiş olacağız.
]]>Şimşek, Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) tarafından düzenlenen Küresel Görünüm Forumu’nda Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin politika önceliklerini anlatan Şimşek, OVP’nin “güçlü ve güvenilir” bir çerçeveye sahip olduğunu söyledi.
Şimşek, “Program, fiyat istikrarını ve kamu maliyesi disiplinini yeniden sağlamayı aynı zamanda cari açığın azaltılması gibi diğer bazı makroekonomik zorlukları da ele almayı amaçlıyor. Nihai hedef sürdürülebilir yüksek büyüme oranı ve herkes için refah sağlamak” dedi.
Kısa vade en önemli zorluğun yüksek enflasyon olduğunu belirten Şimşek, ” Maliye politikasıyla merkez bankasının enflasyonla mücadele çabalarını desteklemeye devam edeceğiz” diye konuştu.
Şimşek, programın temel amaçlarının fiyat istikrarının sağlanması, rekabetçilik ile verimliliğin artırılması ve yapısal reformlar olduğunu anlattı.
Türkiye’de geçen yıl meydana gelen depremlerin bütçede büyük bir açığa neden olduğunu anımsatan Şimşek, açığın azaltılmasına yönelik önemli tedbirler aldıklarını kaydetti.
‘ENFLASYONUN DÜŞÜRÜLMESİ ÖNCEKLİ HEDEFİMİZ’
Türkiye’nin ana ticaret ortaklarının büyüme beklentilerindeki iyileşmenin dış talebi destekleyeceğini belirten Şimşek, “Cari açık program hedeflerimizin ötesinde daralıyor” diye konuştu.
Şimşek, aylık enflasyonun yavaşladığını ve yıllık enflasyonun ise bu yılın ikinci yarısından itibaren düşmeye başlayacağını kaydetti. Bakan Şimşek, “Enflasyonun düşürülmesi öncelikli hedefimiz. Bunun işaretlerini zaten aydan aya görüyoruz, ancak yıllık bazdaki eğilimi yılın ikinci yarısında göreceğiz. 2026 yılına kadar enflasyonun tek haneli rakamlara indiğini görmek istiyoruz ve o zamana kadar oldukça kapsamlı yapısal reformları uygulamaya koyacağız” diye konuştu.
‘YATIRIMCILARIN BAKIŞ AÇISI DEĞİŞTİ’
Şimşek, yatırımcılarla çok sayıda toplantı yaptıklarını belirterek, “Yatırımcıların Türkiye’ye bakış açısı geçen seneye göre değişti. Geçen yıl yatırımcıların ortodoks politikalardan geri adım atılması, programın uygulanmaması ihtimali konusunda şüpheleri vardı. Bu yıl bu konuda neredeyse hiç soru gelmedi. Yani programın sürekliliğine dair soru gelmiyor, artık sorular daha çok programın detaylarına ilişkin oluyor” dedi.
Kamu maliyesi alanında Merkez Bankası’nı destekleme konusunda kararlı olduklarını vurgulayan Şimşek, “Programı güçlendireceğiz, ileriye dönük yapısal reformları hızlandıracağız” dedi.
Şimşek, “Türk varlıklarına çok güçlü bir ilgi var. Halkı enflasyonun düşeceğine ikna etmemiz gerekiyor” diye konuştu. Bakan Şimşek, piyasanın enflasyon beklentilerinin ise gelecek 12 ayda yaklaşık yüzde 36 civarında olduğunu belirtti.
‘İSTİKRARLI BİR DÖNEM VAR’
Türkiye’de Haziran 2028’e kadar seçim olmadığına işaret eden Şimşek, bunun da program sonuçlarını almak için siyasi istikrar açısından bolca zaman vereceğini söyledi.
Şimşek, Türkiye ekonomisinin dayanıklı olduğunu belirterek, ülkede canlı bir özel sektör ve güçlü girişimcilik kültürü bulunduğunu vurguladı.
Türkiye’nin emsal ülkelerle karşılaştırıldığında uzun vadede avantajları olduğuna dikkati çeken Şimşek, küresel borçluluğun büyümenin önünde hız kesen bir faktör olduğunu ve Türkiye’nin borcunun gayrisafi yurt içi hasılasına oranının gelişmekte olan ülke ortalamasına kıyasla düşük seyrettiğini kaydetti.
Şimşek, ticaretteki parçalanmalara değinerek, jeostratejik rekabet ve jeopolitik gerginliklerin parçalanmalara neden olduğunu anlattı.
Türkiye’nin bundan faydalanabilecek en iyi adaylardan biri olduğunu vurgulayan Şimşek, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya ile yakın ilişkilerden bahsetti.
YEŞİL DÖNÜŞÜME İLİŞKİN AÇIKLAMALAR
Yeşil dönüşümün Türkiye’nin en büyük önceliklerinden biri olduğuna dikkati çeken Şimşek, geçen yıl itibarıyla kurulu güç kapasitesinin yüzde 55’inin rüzgar, güneş ve hidroelektrik enerjiye dayandığını, inşaatı devam eden nükleer santralin de devreye gireceğini kaydetti.
Şimşek, dolayısıyla fosil yakıtlara bağımlılığın giderek azaldığına işaret ederek, “Yeşil dönüşüm ile rekabet gücü ve üretkenliği artırmaya yardımcı olacak yatırımlar yoluyla Türk ekonomisini karbondan arındırmaya kararlıyız” diye konuştu.
]]>YENİ BAŞKANLARA ÖNERİM
Özellikle ilk kez belediye başkanı seçilenlerin seçilmişliğin baş döndürücü havasına kapılmamasını, çok dikkatli olmalarını, plan-proje yapma konusunda acele etmemelerini, büyük projelere birden bire girmemelerini öneren Büyükerşen şunları söyledi:
“Biraz sükunetle bekleyip içinde bulundukları yönetimin sisteminin nasıl bir sistem olduğunu anlamaya çalışsınlar. Çünkü yerel yönetimler bozuk da değil bombozuk bir sistem. Bunun ıslah edilmesi için yapılacak çok önemli işler var. Rastgele ‘Şunu yapalım, bunu yapalım’ demesinler. Bir ortalık durulsun, Türkiye’nin üzerine çöken kara bulutları dağıtmaya çalışmak lazım. Etraf toz- toprak hiçbir şey gözükmüyor. Belediye sistemi karışık. Öncelikle büyükşehir belediyeleri için ayrı bir belediye meclisi seçilmeli. Bu yapılmadıkça büyükşehirlerde belediyelerin hizmet yapabileceği sağlıklı bir sisteme sahip olduklarını iddia etmek mümkün değil. Yani Yerel Yönetimler Yasası değiştirilmeli.”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’le ayrıntılı bir görüşmenin henüz olmadığını kaydeden Büyükerşen şu bilgileri verdi:
KOORDİNASYON GÖREVİ
“Şimdilik Sayın Genel Başkanın söylediği, bir koordinasyon görevi. Ama koordinasyon görevinden çok bir sistemin kurulması gerekiyor. Önerileri şöyle yapalım, böyle yapalım diye yanlış yollara gitmemek, kalıcı çözümler bulmamız lazım. Türkiye’nin dört bir tarafında seçilmiş CHP’li belediye başkanlarımız görevlerinin başında. Bunlara nasıl ulaşılacak, nasıl eğitim içerisine alınacaklar bunları önce planlamalıyız. Bunun için CHP yönetimiyle, parti meclisiyle çok zaman almayacak şekilde tartışıp bir yol bulmalıyız. Ülkemizin hemen her tarafında belediyelerimiz var. Bunları nasıl bir eğitim sistemi içerisine alacağımızı belirlemeliyiz. Sosyal demokrasi, sosyal demokrat belediyecilik eğitimiyle başlamalıyız. Bir eğitim teşkilatımız olacak. Bana göre adeta ikinci açıköğretim gibi bir model üzerinde durmak gerekiyor. Eğitimden sonra bunun sınavları da olacak. Bu eğitim yalnız belediye başkanlarını değil belediye meclis üyelerini, personeli de kapsayacak.”
DENEYİMLERİMİZİ AKTARACAĞIZ
Deneyimli belediye başkanlarının, önceki genel başkanların, bu alanda başarılı çalışmalarını bildiğimiz hocaların da tecrübelerini, önerilerini anlatacağını kaydeden Büyükerşen, uygulamanın başlanmasından sonra yeni gelişmelerle eğitimin daha da güçlendirileceğini belirtti. Bazı eğitim konularının büyükşehir başkanları için ayrı ilçe belediye başkanları için farklı olacağını ifade eden Büyükerşen açıklamasını şöyle tamamladı:
“Sosyal demokrasi çizgisi içerisinde, hedef sosyal demokrasi, sosyal belediyecilik olmakla beraber kalkınma, demokrasi, siyaset, özgürlük, özlem duyduğumuz milletçe hatasız bir düzene geçmek için ne gerekiyorsa o dersleri de hocalarımıza hazırlatırız. Sistemsizlikle mücadele edecek bir sosyal demokrasiyi gerçekleştirmeliyiz. Türkiye, bugün merkezi yönetimden, yerel yönetimlere kadar sistemsizlik içerisinde boğuşup duruyor.”
Erken seçim mutlaka gerekli
Yılmaz Büyükerşen, Türkiye’nin bir an önce genel seçime gitmesinden yana olduğunu belirtti. Nedenini şöyle açıkladı: “İflas ettirilmiş bir memleketle karşı karşıyayız. Bunun kurtuluşu bir an önce bu hükümeti genel seçime zorlamaktır. Cumhurbaşkanı ‘Parlamenter rejime dönmek değil de bu rejimi düzeltelim’ diyor. Nesini düzelteceksin bu rejimin? Mevcutta bir sistem yok ki düzelteceksin. Türkiye’nin bugünkü durumu bir sistem değil. Bunun çözümü için Türkiye’yi yeniden kuruluş ayarlarına döndürmek lazım. Bunun için genel seçim mutlaka gerekli. İktidarı parlamenter sisteme geçmeye zorlamalı.”
]]>Meclis’te Saadet Partisi’nin ‘İsrail’e karşı getirilen ihracat kısıtlamasının etkinliğinin ve bugüne kadar yapılan ticaretin Gazze halkına yönelik olumsuz etkilerinin araştırılması’ başlıklı grup önerisi Genel Kurul’da tartışmalara neden oldu. AKP İstanbul Milletvekili Adem Yıldırım İle CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır arasında tartışma çıktı.
YILDIRIM: FİLİSTİN İLE SERBEST TİCARET ANLAŞMASINI AK PARTİ İMZALADI
AKP’li Yıldırım, Saadet Partisi’nin grup önerisi ile ilgili, “Türkiye ile İsrail arasındaki serbest ticaret anlaşmasını kim imzalamış diye bakıyoruz; ne zaman imzalanmış? 1996 yılında. Peki, Türkiye ile Filistin arasındaki serbest ticaret anlaşması ne zaman imzalanmış? 2004’te. Kim imzalamış, soruyorum. Tabii ki AK Parti hükûmeti, CHP’nin imzalayacak hâli yok ya. Biz buraya gelip CHP’li arkadaşların da başka arkadaşların da, bir taraftan Hamas’a ‘Terörist’ diyeceksin, bir taraftan da gelip burada duyarlılık çakacaksın; kusura bakma ama her şeyden önce bu ikiyüzlülükten vazgeçin, böyle ikiyüzlülük olmaz” dedi.
BAŞARIR: HANİ İSRAİL İLE TİCARET YAPMIYORDUNUZ
Yıldırım’a cevap veren CHP Grup Başkanvekili Başarır, “Ticaret Bakanlığı bir liste yayınladı, ‘Biz ticareti kısmen yasakladık.’ dedi. Peki, hani yapmıyordunuz? Kısmen yaptığınız ticaret nedir? Silah yardımında bulunmaktan bahsetmedi. Kablo yollayacaksın, dikenli tel yollayacaksın, yakıt yollayacaksın, bu ticareti yapacaksın, ‘Silah vermedik’ diyeceksin. Bir de silah verseydin. Bu mu savunma? İkiyüzlülük o gün bunu yalanlayıp ertesi gün ‘Kısmen ticareti yasaklıyorum’ demektir. Kuvayımilliye’nin başında Gazi Mustafa Kemal Atatürk vardı. Önündeki, İsrail gibi emperyalist devletleri ayağıyla çiğnedi geçti, senin gibi onunla görüşmedi. Kimi örnek veriyorsun sen, neyin örneğini veriyorsun” ifadelerini kullandı.
YILDIRIM: SEN ÖNCE GENEL BAŞKANINA HESAP SOR
CHP’li Başarır’ın sözleri üzerine Adem Yıldırım, “Filistin meselesi Türkiye’nin millî meselesidir. Senin Türkiye’nin millî meseleleriyle ilgili problemin olduğunu biliyorum, o yüzden Hamas’a ‘Terörist’ diyorsun. Sen önce git genel başkanına hesap sor. Genel başkanına hesap soramayan burada gelip hesap soramaz. Genel başkanına hesap sor; ‘Sayın genel başkanım, Hamas’a ‘Terörist’ diyemezsin’ de, o cesareti göster. O cesareti gösteremeyenler burada gelip bağırıp çağıramaz, kusura bakma” dedi.
İSA MESİH ŞAHİN: ÖZÜR DİLEMEYE DAVET EDİYORUZ
Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, AKP’li Yıldırım’ın Refahyol iktidarı döneminde İsrail ile ticaret yapıldığına dair sözleri üzerine, “Şunu düzeltmemiz gerekiyor, bahsettiği Serbest Ticaret Anlaşması 14 Mart 1996 tarihinde yapılmıştır ve 14 Mart 1996’daki hükûmet Refahyol Hükûmeti değildir. Bu anlamda da bu yanlışından dolayı da kendisini özür dilemeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“YASAKLANAN TİCARİ ANLAŞMALAR, ÜRÜNLERİ ARAŞTIRALIM DİYORUZ”
Genel Kurul’da tartışmalar sürerken Yıldırım’a cevap vermek üzere bir kez daha kürsüye gelen Başarır, “Değerli hatip tarihten bahsediyor, güzel ama şu anda fiilî bir durum var. 30 bini aşkın çoğu kadın ve çocuk öldürülüyor. Ticari ilişkiden bahsediyoruz, onun dışında her şeye cevap veriyorsun, Çetin Doğan’a kadar geliyorsun. Bu kısmen yasaklanan ticari anlaşmalar, ürünler nedir, bunu araştıralım diyoruz. Bırak kısmen kablo, dikenli tel, yakıt vermeyi, sen İsrail’e zıkkımın dibini bile ihraç edemezsin. Neyi konuşuyorsun sen? Gel, bunun hesabını ver. Bugün ne yapıyorsun sen, iftira atmaktan başka, miting yapmaktan başka, suçlamaktan başka ne yapıyorsun” diye konuştu.
“İSRAİL’İN DEMİR ÇELİĞİ TÜRKİYE’DEN GİDİYOR”
İyi Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez ise Saadet Partisi’nin sunduğu grup önerisi hakkında şu ifadeleri kullandı:
“7 Ekim’den bu yana her gün Türkiye’den ortalama 8 gemi kalktı ve İsrail limanına yanaştı yanı sıra çok sayıda kargo uçağı yine Türkiye’den İsrail’e mal taşıdı. Bütün bunlar hepimizin gözü önünde yaşanırken iktidar cephesi önce bu ticareti reddetti sonra ‘Biz yapmıyoruz, özel sektör yapıyor’ dedi sonra da ‘Aslında bu ticaret var, sandıktan da bunun çok sert bir cevabını aldık onun için hiç olmazsa birazını azaltmaya karar verdik’ dedi. Gazze yerle yeksan oldu, ayakta kalan bina yok ama çimento İsrail’e gidiyor. Gazze’de açlık, sefalet, yokluk diz boyu ama taze meyve, sebze, su ve her çeşit gıda İsrail’e gidiyor. İsrail’in demir çeliği Türkiye’den gidiyor, bunlardan bomba mı yapılıyor bilinmez.”
]]>Servet Yardımcı, “Türk futbolunun içinde bulunduğu türbülanstan çıkması için TFF Başkanlığı’na adayım.” sözlerini aktardı.
Türk futbolunun ciddi bir yönetsel krizle karşı karşıya olduğunu belirten Yardımcı, “Dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri olan Türkiye’nin futbolda hak ettiği yerlerin çok gerisinde kalmış olması ülkemizin vizyonuna ters düşmektedir. 40 yıldır iş hayatının içindeyim, 20 yıldır da ulusal/uluslararası düzeyde yönetsel görevler üstlenmiş bir futbol adamı olarak yetkin liyakatli ekibimle birlikte birikim ve ilişkilerimi Türk futbolunun istifadesine sunma kararı almış bulunuyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Yardımcı, 5 kavramı öncelik olarak gündemde tutmak istediğini vurgulayarak, bunları şöyle sıraladı:
Türk futbolunu UEFA/FIFA’da belirlenen uluslararası kriterlere uyumlu ve uygun hale getirerek, futbol ailesi ve paydaşlarıyla birlikte katılımcı, paylaşımcı, şeffaf ve hesap verebilir şekilde yöneteceğiz.
Ülke ekonomisi ve milli menfaatlerimiz gereği futbolun Türkiye’ye döviz kaybettiren değil katma değer yaratan, markalaşma ve altyapıya önem veren çağdaş bir düzene geçmesini sağlayacağız.
Ülkemizin doğusuyla batısıyla her metrekaresinin futbol aşkıyla dolu olduğu bilinciyle; Anadolu futbolu ve alt liglerimizi en verimli ve destekleyici şekilde yeniden ele alıp, maddi kaynakları futbolun gelişimine odaklı biçimde adil ve doğru paylaştıracağız.
TFF’nin belirli bir ekibin ve zümrenin değil, kulüplerimizin ve paydaşlarımızın federasyonu olduğu bilinciyle, kulüplerimizin Avrupa ve dünyadaki temsiline önem veren, destekleyen bir yaklaşım içinde olacağız. TFF çatısında uluslararası turnuvaların ev sahipliğini yapmaya namzet bir organizasyonu oluşturtarak rekabetçi ve uluslararası nitelikte bir kurumsal yapıyı tesis edeceğiz.
Maalesef yıpranan Türk hakemliğini, Türk futbolunun hak ettiği standartlarda, uluslararası seviye ve saygınlığa yeniden kavuşturmak için, futbol kamuoyunu tatmin edecek şekilde reorganize edeceğiz, kurumsal tarafsız koşulların oluşumunu sağlayacağız.
Servet Yardımcı, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) seçimlerinin, Türk futbolunun ilerlemesi adına projelerin ve stratejilerin değerlendirildiği, rekabetçi bir platformda gerçekleşmesinin önemini vurguladı. Bu bağlamda, kendisinin de projelerini ve gelecek vizyonunu ilan edeceği bir basın toplantısı düzenleyeceğini ifade etti.
Diğer yandan, TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, 18 Temmuz’da yapılacak olan TFF Mali Genel Kurulu’nun seçimli genel kurul olarak düzenleneceğini duyurmuştu.

SERVET YARDIMCI KİMDİR?
Rize doğumlu olan Servet Yardımcı, eğitimini Londra Metropolitan Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde tamamladı.
Yardımcı, iş hayatında 40 yıldır armatörlük ve tersanecilik sektörlerinde faaliyet gösteriyor ve aile şirketlerinde yönetim kurulu başkanı olarak görev alıyor. 2008 yılından bu yana Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) yönetimlerinde çeşitli görevler üstlenen Yardımcı, bir dönem TFF Başkanlığı görevini de yürüttü.
Şenes Erzik’ten sonra UEFA’da en üst düzeyde görev alan ilk Türk olarak bilinen Servet Yardımcı, son 7 yıldır UEFA İcra Kurulu Üyeliği görevini sürdürmektedir.
Bu süre zarfında Türkiye’nin 1 Şampiyonlar Ligi ve 1 UEFA Süper Kupa Finali’ne ev sahipliği yapmasını sağladı. Ayrıca, Monte Carlo’dan sonra UEFA Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi ve Konferans Ligi kura çekimlerinin 2 yıl üst üste Türkiye’de düzenlenmesine öncülük etti.
Servet Yardımcı, 2032 UEFA Avrupa Futbol Şampiyonası’nın İtalya ile ortak olarak Türkiye’de gerçekleştirilmesi için de öncü rol oynadı.
]]>İstifa açıklmasında “stratejik hata” vurgusu yapan Prof. Dr. Taner Demirer, “Merkez parti olmayı hedefleyen ve 6 yılda önemli başarılara imza atan İYİ Parti hem genel seçimde hem de yerel seçimlerde yapılan stratejik hatalarla hızla irtifa kaybetmekle kalmamış, izlediği politikalar ve söylemleri ile Türk Milletinin beklentisi olan merkez parti olma hedefinden de hızla uzaklaşmıştır” dedi.
Akşener’e teşekkür ederek “Genel Başkanımız Sn. Meral Akşener’e bundan sonraki hayatında her şeyin gönlünce olmasını diliyorum” diyen açıklmasında şu ifadelere yer verdi:
“İYİ’ler ve cesurlar hareketinin yiğit neferleri, Değerli İYİ Parti’li kardeşlerim,
Bildiğiniz üzere partimizde önce Toplumsal Politikalar başkan yardımcısı görevinde bulundum takiben olağan kongremizde GİK üyesi seçildim. Genel Başkanımız tarafından Sağlık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak başkanlık divanında görevlendirildim.
Hem partimde hem de seçim bölgem Yozgat’ta partim için canla başla çalıştım. İYİ Partide görev yaptığım sürece Anadolu’nun her köşesinden İYİler ve cesurlar hareketinin temiz kalpli, vatansever yiğit neferleri ile tanıştım. Birçok yeni arkadaşlar edindim. Siyaset adına çok şey öğrenmemin yanı sıra önemli tecrübeler de edindim.
Genel seçimde Yozgat’ta yapılan ve delegelerimizin %75’inin katıldığı temayül yoklamasında oyların %70’ini alarak açık ara birinci çıkmama rağmen aday yapılmadım ve büyük haksızlığa uğradım ancak delegelerimizin bana bahşettiği bu güvenden ötürü gurur duydum.
Takiben Genel Başkanımız Yozgat mitinginde her ne kadar olası kabinenin sağlık bakanı olarak benim elimi kaldırsa da bu süreç maalesef istenildiği gibi sonuçlanmadı. CHP Genel Başkanı Sn. Özgür Özel ve kurmayları tarafından yerel seçim öncesi getirilen işbirliği teklifini GİK toplantımızda destekledim ve canla başla işbirliğine eveti savundum, ancak azınlıkta kaldım.
Maalesef partimizin çoğu GİK üyeleri tarihi öneme haiz o toplantıda günümüz siyasetinin önemli bir düsturu olan “kazan-kazan” stratejisini göz ardı ettiler. Hür ve müstakil girdiğimiz yerel seçimde aldığımız sonuç hem partimizin yetkili kurullarının hem de teşkilatlarımızın beklentisinin çok altında kaldı.
Yerel seçim sonrası Genel Başkanımızın olağanüstü kurultay kararı alması ve kurultayda aday olmayacağını açıklaması kendi takdiri olmakla birlikte ne yazık ki partimiz için önemli bir kırılma noktası olmuştur.
Merkez parti olmayı hedefleyen ve 6 yılda önemli başarılara imza atan İYİ Parti hem genel seçimde hem de yerel seçimlerde yapılan stratejik hatalarla hızla irtifa kaybetmekle kalmamış, izlediği politikalar ve söylemleri ile Türk Milletinin beklentisi olan merkez parti olma hedefinden de hızla uzaklaşmıştır.
Gelinen bu noktada İYİ Parti üyeliğimi sonlandırıyor ve partideki tüm görevlerimden istifa ediyorum. Genel Başkanımız Sn. Meral Akşener’e bundan sonraki hayatında her şeyin gönlünce olmasını diliyorum.
Olağanüstü kurultayda genel başkan adayı olan değerli arkadaşlarıma başarılar diliyorum. Siz İYİ partili kardeşlerimle birlikte yürümenin getirdiği güzel anıları hiçbir zaman unutmayacağım. Bu süre zarfında birlikte çalıştığım herkese içtenlikle teşekkür ediyorum. Yolunuz açık olsun.
Prof. Dr. Taner Demirer
İYİ Parti Sağlık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı.”
]]>Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın (TSKB) iştiraki TSKB Gayrimenkul Değerleme AŞ, Organize Sanayi Bölgeleri’nde (OSB) yıllık kira artışının ortalama yüzde 102 seviyesinde olduğunu duyurdu.
Şirketten yapılan açıklamaya göre, TSKB Gayrimenkul Değerleme AŞ, OSB’ler özelinde yaptığı araştırmanın sonucunu açıkladı.
Araştırmada, OSB’lerdeki yıllık kira değer artışı, değer değişimiyle birlikte yapılaşma hakları ve doluluk oranları incelendi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen TSKB Gayrimenkul Değerleme AŞ. Genel Müdürü Makbule Yönel Maya, son yıllarda sanayi yapılarına yönelik artan taleplerin hem arsa satış değerleri hem de fabrika kira değerlerinde yukarı yönlü bir değişim olduğunu belirtti.
Maya, OSB’lerde yıllık ortalama kira artışları yüzde 102 seviyesinde gerçekleştiğine vurgu yaparak, “Büyükşehirlerin genelinde kira artışlarının önceki yıl görülen yüksek artışlardan sonra artış oranlarının hız kestiği görünüyor. Artışlarda başı çeken iller arasında Malatya, Konya, Antalya, Eskişehir ve Sakarya yer alıyor. Kira artışlarının yıllık enflasyon oranının üzerinde gerçekleştiğini gözlemliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Fabrika kiralarındaki artışına değinen Maya, arsa tahsislerinin tamamlanmasıyla birlikte sınırlı fabrika arzı ve talep artışıyla enflasyon oranlarındaki artışın önemli bir rol oynadığına değindi.
EN ÇOK KİRA ARTIŞI OLAN İLLER
Maya, kira artışının en çok yaşandığı iller hakkında şu bilgileri verdi:
“Antalya’da bölgenin artan nüfusu ve sanayisinin gelişme hızı kira artış oranlarında da ortaya çıkıyor. Marmara Bölgesi’nde artış seviyelerinin Kocaeli ve Sakarya illerinde yüksek olduğunu belirtebiliriz. Özellikle Sakarya’da diğer illere kıyasla baz kira bedellerinin düşük olması talebi artırmakla birlikte, bu durum artış oranlarına yansıdı.
Kira artışlarının dağılımından ayrıca sanayicilerin Anadolu’ya yöneldiği de gözlemleniyor. İç Anadolu Bölgesi’nde özellikle deprem sonrasında Konya ve Eskişehir’de oluşan talep artışına istinaden kira artış oranı yüzde 130’un üzerinde gerçekleşti. Malatya özelinde de deprem sonrasında bölgede bir artış kaydedildi.”
OSB’lerdeki kira bedelleri üzerinden yatırımların geri dönüş sürelerini hesapladıklarını kaydeden Maya, ortalama amorti süresinin 17,5 yıl olduğunu aktardı.
OSB’lerde yıllık ortalama arsa değer artışının yüzde 92 olduğunu belirten Maya, arsa değerlerini, doluluk oranının yüksek olması, sınırlı arsa arzı ve talep artışının olumlu etkilediğine işaret etti.
Maya, “Arsa değer artışlarında İzmir, Manisa, Antalya, Ankara ve Eskişehir gibi illerde talep artışı en önemli itici güç olurken Eskişehir’de baz değerlerin düşük olmasının da güçlü artış oranlarında etkisi bulunuyor. Piyasası daha oturmuş ve yüksek satış birim değerlerine sahip olan İstanbul ile yakın çevresinde ise ortalamanın kısmen altında artış oranları gözlemleniyor.” ifadelerini kullandı.
KONYA’DA DOLULUK ORANI YÜZDE 100
Doluluk oranlarının yüksek olduğu organize sanayi bölgelerinde talebin önemli bir göstergesi bulunduğunu bildiren Maya, şunlara dikkati çekti:
“Düşük doluluk oranları ise doğrudan talep olmadığının bir göstergesi olarak değerlendirilmiyor. Yeni gelişme sahaları açılan veya yeni kurulan organize sanayi bölgelerinde doluluk oranlarının düşük olması söz konusu olabilir. Çalışmaya konu OSB’lerin 7’sinin haricinde tamamında doluluk oranı yüzde 90’ın üzerinde.
Geçen yıl 8 OSB bu oranın altında kalırken, Konya OSB’de doluluk bir sene içinde yüzde 100’e ulaştı. Marmara Bölgesi’nde yüzde 137 ile en yüksek kira artışının yaşandığı Sakarya’da doluluk oranı 2 OSB için ortalama yüzde 90 seviyesinde. Bu oranlar bölgeye olan talebi işaret ediyor.”
Emine Cin’in boşanma kararını Levent Cin kabul etmemiş ve bu süreçte kendisine sürekli rahatsızlık vererek tehdit eden Levent Cin ile ilgili polise birçok kez şikâyette bulunmuştu.
Olay, Yedikule Mahallesi’nde 24 Ekim 2022’de akşam saatlerinde meydana geldi. İhbar üzerine olay yerine giden polis, Emine Cin’i sokak ortasında kanlar içinde buldu. Emine Cin, vücuduna isabet eden 5 kurşunla vurularak öldürülmüştü. Polis olay yerinden kaçan Levent Cin’i Gaziosmanpaşa’da yakalamıştı.
DURUŞMADA MÜTALAA VERİLDİ
İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuklu sanık Levent Cin ve taraf avukatları katıldı.Duruşmada esas hakkındaki görüşünü açıklayan savcı, maktul Emine Cin ile sanık Levent Cin’in 12 senelik evliliklerinden bir çocuklarının bulunduğunu, eşine olan eylemleri nedeniyle sanık hakkında uzaklaştırma kararları bulunduğu belirtildi.
Sanığın tedbir kararlarını ihlal ettiği, ayrıca karısına karşı tehdit, hakaret, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından soruşturmalar bulunduğu, aralarındaki geçimsizlik nedeniyle ayrı evlerde yaşamaya başladıkları mütalaada yer aldı.
Sanık Levent Cin’in barışmak istediği ancak Emine Cin’in boşanma davası açtığı, bu dava sürerken sanığın karşı bir boşanma davası açtığı ifade edilen mütalaada, Emine Cin’in boşanma davasında sanığın kendisine kötü davrandığını, kendisine bakmadığını aralarında geçimsizlik olduğunu belirtirken, Levent Cin’in eşinin kendisini aldattığını öne sürdüğü anlatıldı.
SAVCI HAKSIZ TAHRİK İNDİRİMİ İSTEDİ
Olay günü sanık Levent Cin’in, sokakta yürümekte olan Emine Cin’in karşısına çıkarak kendisini aldattığını söyleyerek hesap sorduğu, taraflar arasında tartışma çıktığı, Emine Cin’in çantasındaki biber gazını çıkarıp sanığın yüzüne sıktığı belirtildi. Mütalaada Levent Cin’in 5 el ateş ederek eşini yaraladığı, Emine Cin’in kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği öne sürüldü.
Otopsi raporuna göre yaralanmalardan 2’sinin yakın mesafeden ve öldürücü nitelikte olduğu, 3’ünün ise uzak mesafeden gerçekleştiğinin tespit edildiği vurgulanan mütalaada, sanığın sinirlenerek ateş ettiğini söylediği, aksi kanıtlanamayan savunmaya göre aldatmanın yarattığı hiddetle öldürmesinin cezada indirim uygulanmasını öngören TCK’nın 29. maddesindeki haksız tahrik koşullarının oluştuğu yönünde değerlendirildi.
Savcı, Levent Cin’in haksız tahrik indirimiyle “Nitelikli adam öldürme” suçundan 18 yıldan 24 yıla kadar hapsini ve “Ruhsatsız silah bulundurma” suçlarından da 1 yıldan 3 yıla kadar olmak üzere toplam 19 yıldan 27 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.
BERAATİNİ VE TAHLİYESİNİ İSTEDİ
Mütalaaya karşı söz verilen sanık Levent Cin, “Aleyhime olan hususları kabul etmiyorum. Karşı tarafın benim canıma kastettiği belirtilmemiştir. Uzun süredir tutukluyum, beraatime ve tahliyeme karar verilsin, aksi halde lehe olan hükümler uygulansın” dedi. Taraf avukatları ise mütalaa için beyanda bulunmak üzere süre talep etti.
SON SAVUNMA İÇİN SÜRE VERİLDİ
Sanığın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme heyeti, taraflara son savunmalar için süre vererek duruşmayı erteledi.
]]>Akdeniz’deki istilacı yabancı türlerden biri olan balon balığı hakkında Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs, Lübnan, Suriye, İsrail, Filistin, Mısır, Libya ve Tunus’tan bilim insanlarının yaptığı “Doğu Akdeniz’de İstilacı Balon Balıklarının İnsan Sağlığına Etkilerinin (Saldırılar, Zehirlenmeler ve Ölümler) Değerlendirilmesi” adlı çalışma bilim dergisi Biology’de geçen ay yayımlandı.

Çalışmada, Haziran 2004’ten Aralık 2023’e kadar Doğu Akdeniz’deki balon balığı (Lagocephalus sceleratus) ve turuncu benekli balon balığı (Torquigener Hypsolegeneion) kaynaklı meydana gelen fiziksel saldırı, zehirlenme ve ölüm vakaları ilk kez kapsamlı şekilde ele alındı. İnsan sağlığını etkileyen 198 olayın belgelendiği çalışmada, tüketimden kaynaklı 27 ölüm, 143 ölümcül olmayan zehirlenme ve 28 fiziksel saldırı vakası tespit edilerek incelendi. Kaydedilen vakalarda özellikle 2019’dan sonra hızlı bir artış yaşandığı da gözlemlendi.
EN FAZLA VAKA SURİYE VE TÜRKİYE’DE
Balon balıklarıyla ilgili tespit edilen ilk vakalar Lübnan ve Mısır’dan gelirken, en fazla zehirlenme vakası 64 kişi ile Suriye’den bildirildi. Suriye ve Türkiye, balon balıklarıyla ilgili en fazla vaka rapor edilen iki ülke olurken, Lübnan 16 can kaybıyla balon balığı kaynaklı en fazla ölümün meydana geldiği ülke oldu. En fazla can kaybı yaşanan ikinci ülke olan Türkiye’de 4 ölüm, 24 ölümcül olmayan zehirlenme ve 8 fiziksel saldırı vakası kayıtlara geçti.

Dokularında yüksek miktarda nörotoksin tetrodotoksin (TTX) bulunduran balon balıkları, insan sağlığı açısından risk oluşturuyor. Dünyadaki yaklaşık 200 balon balığının yüzde 28’inden fazlası insan tüketimi için güvenli olmayan seviyelerde TTX içeriyor. Balon balıklarında bulunan TTX’in düşük düzeyi ağrı kesici olarak çok etkili olsa da yüksek dozu ölüme neden olabiliyor.
Zehirlenme semptomları genellikle TTX’in vücuda girişinden yaklaşık 10 dakika ila 6 saat arasında ortaya çıkabiliyor. Sinir ve sindirim sisteminde başlayarak 4 aşamada ilerleyen semptomlar, uzuvlarda uyuşma ve felç, kalp ve solunum sistemlerinde anormallikler ve son olarak meydana gelen bilinç kaybı ile genellikle 6 ila 24 saat içinde ölümle sonuçlanıyor. Hastalar genellikle 24 saat içinde solunum yetmezliğine bağlı olarak hayatını kaybetmezse, vücutta kalıcı bir hasar olmadan iyileşebiliyor.
AKDENİZ’DE 13 TÜR VAR
Araştırmada yer alan bilim insanlarından Dr. Aylin Ulman, balon balıklarının insan sağlığına, ekonomiye ve biyoçeşitliliğe zarar verdiği için yüksek düzeyde istilacı tür olarak nitelendirildiğini belirtti.
Akdeniz’de bilinen 13 tür balon balığı bulunduğunu aktaran Ulman, “Kaydedilen türlerden 6’sı Hint-Pasifik kökenli ve bunların 3’ü en yüksek zehir seviyelerine sahip. Hint-Pasifik kökenli Kızıldeniz türleri, Süveyş Kanalı yoluyla Akdeniz’e ulaşıyor. Zehir seviyesi en yüksek ve ne yazık ki sularımıza da gelmiş olan 3 balon balığı türünün bilimsel isimleri Lagocephalus sceleratus, Lagocephalus suezensis, Torquigener hypselogeneion’dur” dedi.

Türkiye sularında ilk kez 2002’de görülen balon balığının ilerleyen günlerde Akdeniz’in diğer noktalarına da yayılmaya başladığını ifade eden Ulman, Cebelitarık Boğazı ile Karadeniz’de de balon balığına rastlanabildiğini anlattı.
Ulman, keskin dişlere sahip balon balıklarının biyoçeşitlilik üzerindeki etkisi hakkında şu bilgileri verdi:
“Çok keskin dişleri iki plakaya kaynaşmış olması nedeniyle midye ve yengeç gibi omurgasız hayvanların sert kabuklarını kırabilir, hem de su kolonunda ve dipte yaşayan balıkları yakalayıp yiyebilirler. Bu yüzden, farklı habitatlarda yaşayan geniş bir canlı çeşitliliği üzerinden beslenebilirler. Esas olarak, ahtapot ve kalamar türlerini tercih ediyor gibi görünse de bulabildikleri tüm canlıları yiyorlar, hatta etrafta besin bulamadıklarında yamyamlığa da başvurduklarını düşünüyoruz.”
ASLA YENMEMELİ
Balon balığındaki zehrin, balığın eti başta olmak üzere tüm organlarında bulunduğu ve kesip çıkarılamadığı bilgisini paylaşan Ulman, “Son yıllarda denizde bulunan, yüzen insanlara da saldırmaya başladılar ancak bu tip saldırılar şimdilik nadir görülen bir durum. İnsanlar balon balıklarını asla yememeli. Kazayla balon balığı yediklerinde ilk yardım tedavisi için vakit geçirmeden tıbbi yardım almalı. Şu ana kadar balon balığı zehrinin bilinen bir panzehiri yok ancak acil tıbbi müdahale gerekli” diye konuştu.

Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünün zehirli balon balığının avlanmasını teşvik etmek için balık başına 25 lira ödül koyduğunu hatırlatan Ulman, kendilerinin de bu fikirden yola çıkarak zehirli balon balığının derisini, doğaya dost yöntemlerle egzotik ürünlere dönüştüren ticari bir girişim başlattıklarını bildirdi.
Türkiye denizlerinde şu anda 500’den fazla yabancı tür olduğuna dikkati çeken Ulman sözlerini “Ne yazık ki bir kere yerleştikten ve yayılmaya başladıktan sonra burada kalacakları için onlara alışmak zorundayız. Ancak balon balığı ve aslan balığı gibi ciddi ve zararlı etkilere sahip olanların kontrol altına alınması, yerel biyoçeşitliliğimizin korunması için gerekli” diyerek tamamladı.
]]>Larvalar önceki yıllara göre daha erken yumurtalarından çıkınca sivrisinekler de İstanbul’da erken görülmeye başladı.
Küresel ısınmanın de bir etken olduğunu belirten İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Veterinerlik Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz,”Hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar sivrisinek, kuş ve insan gibi bir çember kovalıyor. Hangisini bulursa onda çoğalmaya çalışıyor. İşte oradan da insanlar da bu bileşenlerin bu döngünün bir ayağı oluyor. Dolayısıyla doğal yaşam bu şekilde. Bizim yapabileceğimiz bazı şeyler var korunmak için, sivrisinek popülasyonunu azaltmak” diye konuştu.
“KÜRESEL ISINMADAN DOLAYI 4 MEVSİMİ YAŞAMAMAYA BAŞLADIK”
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Veterinerlik Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, şöyle konuştu:
-Öncelikle, sonbaharı konuşmakta yarar var bu konuda. Sonbaharda sıcaklıklar epey uzadı; Aralık’a doğru.
-Ondan kış uykusuna yatış geç oldu. Şimdi de sıcaklıklar erken başladı. Sivrisinek yumurtalarının çıkmalarına yardımcı olabilmesi için nem ve sıcaklık lazım. Bu ortamı buldular, şimdi yavaş yavaş çıkmaya başladılar.
-Soğuk geçtikten sonra o yumurtalar sıcak ve nemle açılmaya başlar ve onlardan larvalar çıkar ve sinek oluşumu bu şekilde oluyor. Sıcak, soğuk ve nem çok etkin sivrisinek yaşamının, döngüsünün oluşabilmesi için.
-Ne kadar sıcak giderse sivrisinekler o kadar uzun kalıyor. Sıcak ne kadar erken başlarsa o kadar da erken sivrisinek oluşumu başlıyor.
Daha önceki senelerde Mart ve Nisan aylarında sivrisinek larvalarının görüldüğünün ancak bu yıl daha erken görülmeye başlandığını söyleyen Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, “Bu dönem biraz daha erken ama küresel ısınmanın getirdiği bir durum. Normalde, tipik mevsimleri yaşıyorduk ama şimdi artık öyle değil. Küresel ısınmadan dolayı dört mevsimi yaşamamaya başladık. Bu dört mevsimi yaşamamanın bize, hem bu sivrisinek popülasyonu, hem hastalıkların yayılması, gibi konularda yeni bazı durumları ortaya çıkardığı gibi meyve ve sebzeleri de etkilemeye başladı” ifadelerini kullandı.
“EN BÜYÜK SIKINTI ASYA KAPLANI DEDİĞİMİZ ÇİZGİLİ SİVRİSİNEK TÜRÜ”
Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesiyle ilaçlara dirençli türlerin de görülebileceğinin altını çizen Prof. Dr. Yılmaz, şöyle konuştu:
-Türün bir türden başka bir türe geçişi diye birşey sözkonusu değil. Sadece kullanılan ilaçlara dirençli türler ortaya çıkabiliyor, ona dikkat etmek lazım.
-Şu anda en büyük sıkıntı Asya Kaplanı dediğimiz, o çizgili olan sivrisinek türü ki, onlar Batı Nil Ateşi, Zika virüsü ve birçok sivrisinek bulaştırıyor aslında birçok tür; ancak bu Batı Nil Ateşini özellikle Zika virüsünü, Dang hummasını, Usutu virüsü, son zamanlarda kuşlarda Usutu virüsü araştırdık İstanbul’da ama bulamadık.
-Batı Nil Ateşi virüsü var mesela. Bu zoonoz hastalıklar; yani hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar sivrisinek, kuş ve insan gibi bir çember kovalıyor.
-Hangisini bulursa onda çoğalmaya çalışıyor. İşte oradan da insanlar da bu bileşenlerin bu döngünün bir ayağı oluyor.
-Dolayısıyla, doğal yaşam bu şekilde. Bizim yapabileceğimiz bazı şeyler var korunmak için, sivrisinek popülasyonunu azaltmak. Bir de evlerde mümkün mertebe sivrisineği içeri sokmamak için sineklik kullanmak, bazı sinek kovucular kullanmak.
-Ticaretin artmasıyla başka ülkelerdeki sineklerin başka ülkelere, ülkemize gelmesi muhtemel. Bunun örnekleri var. Almanya, Afrika’dan araba tekerleği aldı.
-Bu aldığı tekerleklerde yuvalanmış yumurtalar Almanya’ya gitti. Orada mavi dil hastalığı dediğimiz bir hastalığı sığırlara bulaştırdı mesela.

-Gerçi o hastalık insanlara bulaşmıyor ama sineklerle bulaşıyor. Sineklerle bulaşabilen her türlü virüsleri işte böyle sinek yumurtalarını yani ticaretle bir yerden bir yere taşıyabilirsiniz. ü
-Yani artan ticaret, küreselleşme, iklim değişiklikleri ve insanoğlunun bazı konularda yetersiz kalması yani istediğiniz kadar ilaç kullanın ama sinekleri azaltamazsınız.
-Dolayısıyla çoğalmaya devam etmesi, işte bu iklim değişiklikleri sonra oluşan seller, onlar yumurtaları bir yerden bir yere götürüyor. Söylediğim gibi ticaretle materyallerin üzerine bulaşmış yumurtalar bir ülkeden başka bir ülkeye gidiyor.
-Dolayısıyla bu hastalık, sineklerle bulaşan hastalık ‘Mısır’da var ama bende olmaz’ diyemezsiniz veya ‘Yunanistan’da var bende olmaz veya Türkiye’de var ben de olmaz’ diyemezsiniz.
-Çünkü bir yer, bir şekilde ticaretle gidiyor bunlar. Keza sinekler kendileri de bir yerden bir yere bir yere uçarak gidebiliyorlar ama uzun süre veye uzun kilometrelerce gidemezler. Bu nedenle büyük çoğunluk bu bulaşan sinekler yumurtalarla başka ülkelerden geliyor.
“SİNEK POPÜLASYONU ARTTIKÇA VİRAL HASTALIKLAR ÖN PLANA ÇIKMAYA BAŞLIYOR”
Sivrisinek sezonunun erken başladığını söyleyen Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, “Bu sene sivrisinek sezonu erken başladı. Yavaş yavaş ilaçlamaya başlamak gerekiyor. Hem yerel yönetimlerin hem de merkezi yönetimlerin bu doğrultuda önlemler alması lazım ki, sinek popülasyonunun azaltılması gerekiyor. Sinek popülasyonu ne kadar artarsa sivrisineklerin taşıdığı viral ve diğer hastalıklar ön plana çıkmaya başlıyor. Özellikle kötü kirlenmiş, kirlenmeye meyilli derelerin ve su birikintilerinin yok edilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
]]>Ofiste saatlerce oturma eylemi yapan çalışanlar, “Google saklanamazsın”, “Seni soykırımla suçluyoruz”, “Soykırıma fon sağlıyorsun” sloganları atarak Google 1,2 milyar dolar değerindeki anlaşmadan çekilmedikçe eylemlerine devam edeceklerini belirtti.
İhbar üzerine ofislere gelen polisin, ofisten çıkmazlarsa gözaltına alınacaklarını söylemesinin üzerine eylemlerine devam eden 9 çalışan, gözaltına alındı.
Google sözcülerinden Bailey Tomson, eylemin politikalarının ihlali olduğunu savunarak gözaltına alınan çalışanların Google sistemlerine erişimlerinin kesildiğini ve bu kişilere idari izin verildiğini aktardı.
AMAZON ÇALIŞANLARI DA PROTESTOYA KATILDI
Ofisteki oturma eyleminin yanı sıra New York ile California eyaletinin Sunnyvale ve Seattle kentlerindeki ofislerin önünde anlaşma protesto edildi. Oturma eylemi ve çalışanların gözaltına alındığı anlara ait görüntüler, sosyal medyada yayıldı.
New York ofisi önünde düzenlenen gösteride, Yahudi olduğunu ifade eden konuşmacı, Nimbus Projesi’nin sona ermesi çağrısında bulunmak için oturma eylemi yaptıklarını belirterek Holokost mağdurları soyundan biri olarak eyleme katıldığını söyledi. Bu protestolara Amazon çalışanlarının da katıldığı ifade ediliyor.
NIMBUS PROJESİ
Nimbus Projesi veri depolaması, toplaması, analizi, veri üzerinden motif ve özellik tanımlaması ve bu toplanan bilgilerle olası veri ve motif tahmini yapılmasını sağlayan bir bulut (Cloud) ve makine öğrenimi sisteminden oluşuyor.
Nimbus Projesi adı verilen 1,2 milyar dolarlık projenin sözleşmesi, Nisan 2021’de İsrail ile Google ve Amazon şirketleri arasında imzalandı.
İsrail Maliye Bakanlığı, 21 Nisan 2021’de bu anlaşmaya ilişkin açıklamasında, İsrail’in yaklaşık 1,2 milyar dolar bir yatırımla kendi yerel bulut depolama sunucu merkezlerini kurmasını sağlayacak devasa bir devlet ihalesi olan Nimbus Projesi’ni, Google ve Amazon’un kazandığını duyurdu.
Söz konusu sistem, İsrail ve ordusunun sağladığı tüm veri tabanları, kaynakları hatta sokak ve dron kameraları gibi canlı gözlem kaynaklarındaki tüm verileri kendinde toplayabilme özelliğine sahip.
ÇALIŞANLARIN HABERİ YOK
YouTube’da çalışan yazılım mühendisi Zelda Montes, söz konusu projeye ilişkin Google’ın çalışanlarına danışmadığını belirterek “Pek çok çalışan bu sözleşmenin içinde olduğunu bile bilmiyor. Google’da yaklaşık 180 bin çalışan var ancak bu kişilerin çok küçük bir kısmı İsrail hükümeti ile böyle bir sözleşme olduğunu biliyor” ifadelerini kullanmıştı.
Projenin gizliliği nedeniyle bilgilerinin kısıtlı olduğuna işaret eden Montes, “Emeğimizin bilmediğimiz şekillerde kullanılmaması gerektiğini düşünüyoruz” demişti.
Montes, İsrail’le yapılan anlaşmaya dahil olmalarından duyduğu rahatsızlığa dair şöyle konuşmuştu:
“Doğası gereği siyasi olan bir sözleşmeyi tarafsızmış gibi göstermeye çalışmanın çok sorumsuzca olduğunu düşünüyorum çünkü bir hükümetle sözleşme yapıyorsunuz ve bu da siyasi bir şey. Şu anda dünyadaki en yüksek mahkeme tarafından soruşturulan İsrail hükümeti ile neden bir sözleşme yapıyoruz?”
Taş ailesinden Orhan Taş, Serhat Taş, Halil Taş ve Mehmet Can Taş ile Alyamaç ailesinden Mehmet Emin Alyamaç, Selim Alyamaç, Muhammed Alyamaç, Yunus Alyamaç ve Ömer Alyamaç hayatlarını kaybetti; Ahmet Alyamaç ve M.A. yaralandı.
Kavgaya müdahale eden jandarma ekiplerinin üzerlerine de ateş açıldı. Olayın ardından 12’si tutuklu, 10’u firari ve daha önce serbest bırakılan 9 kişi de olmak üzere toplam 31 şüpheli hakkında hazırlanan 151 sayfalık iddianame, Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.
İddianamede, 31 sanıktan 26’sı hakkında ‘tasarlayarak kasten öldürmek’ suçundan 5’er kez ağırlaştırılmış müebbet, kavgaya müdahale eden güvenlik güçlerine yönelik açılan ateş nedeniyle de ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 117’şer yıldan 180’er yıla kadar, 5 sanık ise hakkında ‘tasarlayarak kasten öldürmek’ suçundan 4’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 338’er yıldan 530’ar yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Behçet Taş
‘TEPEDE, OLAYIN HEYECANI İLE BAYILDIM’
İddianamede, baş şüpheli olarak geçen firari Behçet Taş’ın Batman’da bulunduğu ihbarı üzerine Diyarbakır ve Batman Jandarma Komutanlığı ekipleri, operasyon düzenledi. Taş, saklandığı adreste yakalandı.
İşlemleri sonrası tutuklanan Taş, ifadesinde, “Bu olaylar, bize yapılan iftiralardan ibarettir, benim ne yaptığım ortadadır. Bu arazi mahkeme kararıyla bize verilmiştir. Karşı taraf mahkeme kararına saygı duymadı. Bizim 4 traktörümüzü kurşunladılar, köydeki insanlar araya girip, bizleri barıştırmaya çalıştılar. Bizim tarlaya ektiğimiz ekini yaktılar, jandarmaya durumu ilettik. Jandarma da bize yapılanları bilmektedir. Karşı taraf yüzünden ektiğimiz ekinler gitti, birçok ağır rahatsızlık geçirdim. Ş.Ö., olay günü beni çağırdı, o dönem prostat kanseriydim. Beni hasta halimle tarlaya götürdüler, onlara, ‘Bu tarlayı biçmeyin’ dedim. Olaydan 2 saat önce 6-7 defa jandarmayı aradım. Olayların büyümemesi için çok çaba gösterdim. Barış yanlısıydım. Bana aile reisi olduğumu söylüyorlar ama zaman eski zaman gibi değil; bugün bir evlat dahi babasının arkasından gitmez. Şeyhmus, Nizamettin ve Ahmet A., biçerin yanındaydılar, ben de sigara almak için eve gittim. Sonra tepeye çıktım, bir ateş gördüm. Ancak yaklaşık 2 kilometre uzaktaydım, gençlerin yaptığından benim haberim yoktur. O gençlerin orada böyle şeyler yapacağını bilsem engel olurdum; tepede dumanı gördüm, aniden silah sıkıldı. O esnada köyümüzdeki herkes olay yerine doğru hareketlendi. Barış için aracılıkta yaptım. Olay anında kimsede silah görmedim, bende de silah yoktu. Olay yerinde jandarmaları görmedim, tepede, olayın heyecanı ile bayıldım” dedi.

‘OLAYLARLA BİR ALAKAM YOKTUR’
Olaydan sonra teslim olmak istediğini belirten Taş, ifadesinde şunları kaydetti:
“Bu olaydan sonra teslim olmak istediğimi çocuklarıma da söyledim. Çocuklarım bana prostat kanseri olduğumu söylediler. Ankara’da ameliyat olmaya gittim ve oldum. İyileşme sürecindeydim, 1 yıldır farklı farklı yerlerde kaldım, tarlada kaldım. Bizim eski evde kaldım, belki bu süreçte araya birileri girer ve olaylar çözülür diye düşündüm. Aile büyüğüyüm diye beni bu olaylardan sorumlu tutuyorlardı. Bu sebeple kaçak durumda kaldım. Bu süreçte farklı farklı tanıklar tuttular. Prostat kanseri olduğum için gelemedim. Yoksa devletten kaçmıyorum, benim olaylarla bir alakam yoktur.”

6 kulübün toplantıya katılamadığını söyleyen Ali Koç, tüm kulüplerin 18 Temmuz’da yapılacak TFF başkanlık seçimi tarihinin erkene alınması konusunda fikirbirliğine vardığını söyledi.
Bu konuda farklı yöntemlerin dile getirildiğini ve iki seçenekleri olduğunu söyleyen Ali Koç, TFF’nin başkanlık seçimini haziran ayı başında yapması için federasyon ile görüşmek üzere heyet oluşturduklarını dile getirdi.
TFF’nin kendi iradesiyle seçimi haziran başında yapabileceğinin altını çizen Ali Koç, bu konuda gelişme olmazsa ikinci alternatifi devreye sokacaklarını belirtti.
Ali Koç’un açıklamaları şu şekilde:
“Birkaç saattir toplantı halindeyiz, tek bir gündemimiz vardı. O da, TFF’nin seçim tarihi. Hemfikir olduğumuz bir konu, Türk futbolunun menfaati için seçimlerin en kısa zamanda yapılması. Bunun için muhtelif yöntemler var. Yöntemler konusunda değişik görüşler oldu. Hukuken bunun iki yöntemi var. İmza toplamayla yaptığımız zaman tarih haziranın üçüncü haftasına geliyor. Ama en en erken, bizim istediğimiz, haziranın başı olması gereken tarih ise, TFF’nin kendi iradesiyle alacağı karar sonucunda mümkün olduğu ifade edildi.”
“HAZİRAN BAŞINI TALEP EDİYORUZ”
“18 Temmuz’un yeni sezon yapılanması açısından ve yeni gelecek federasyonun bir sürü konuda elini kolunu bağlaması açısından uygun olmayacağı için haziran başını talep ediyoruz. Bu konuda fikirbirliği var. Diyalogla yapalım, diyalog ve imzayla yapalım, imzayla zaten yapmak zorundalar gibi değişik düşünceler var. Mutabık olunan konu, federasyon seçimlerinin haziran başında yapılması. TFF’nin iradesiyle yapılacak bir seçimin en çabuk yapılma takvimi 22 gün.
Bugünden hareket edersek, mevcut sezonun bitimi sonrası bu seçimin yapılması söz konusu. Böylece yeni gelecek federasyonun önünün daha açık olacağını düşünüyoruz.
“HEYET TFF İLE GÖRÜŞECEK”
“Kulüpler Birliği olarak bu konuda ortak hareket etme kararı aldık. Haziran için seçim isteyeceğiz, heyete oluşturduk. Kimin olduğu önemli değil. TFF’yi ziyaret ederek aldığımız kararları, duygu ve düşünceleri aktarıp, erken seçimin niye Türk futbolu menfaatleri için olduğunu ve niyetimizi aktaracaklar.”
“KULÜPLERİ ARAYAN TFF YÖNETİCİSİ İSTİFA ETMELİ”
“O arada imza sürecimiz devam edecek. Zaten ciddi bir rakama geldik. Bayram olmasa imzalar toplanmıştı. Aramızda bir konuda rahatsız olan bazı kulüpler var. İsim vermeyeceğim ama TFF yöneticilerinin alt liglerdeki kulüpleri arayarak, ‘Size şöyle yapacağız, böyle yapacağız’ menfaat açısından söylüyorum. Maddi açıdan söylüyorum, ‘destek olacağız’ gibi konuşmalar yapmasını yadırgıyoruz. TFF yöneticisinin kulüpleri arayarak menfaat sağlayarak imza vermeyin yaklaşımında olmasını kamuoyuna açıklamak istedik. Doğru olan bu arkadaşın istifa etmesi.”
“TFF KABUL ETMEZSE, İKİNCİ ALTERNATİF…”
“Burada 14 kulüp var, 6 kulüp katılamadı ama hepimizin yek vücut olduğu konu haziran başında seçimin yapılması. Bu hedefe ulaşmak için muhtelif yöntemler var, tüm yöntemleri deneyeceğiz. Doğru olanın bu olduğunu düşünüyoruz. Ama TFF bu yönde hareket etmezse, elimizde kalan ikinci alternatifi kullanmak üzere hazır bulunduracağız.”
YAYIN İHALESİNİN DURUMU
“9 kişilik heyet var. Orada Dursun Özbek, Göksel Gümüşdağ ve şahsım var. Ana parametreleri onaylamıştık. Detay pazarlıklar kalmıştı, sonra da Rekabet Kurulu’nun onayına yollanacaktı. Son yaptığımız sorgulamada imzalandığı ve Rekabet Kurulu’na da onay için yollandığı ifade edildi.”
]]>“ANLATACAK CÜMLE YOK”
*Gazze bombalanırken İsrail’le ticaretteki ikiyüzlülüğü anlatacak cümle bulamıyorum. İsrail ile ticaret hep inkar edildi. Hasan Bitmez arkadaşımız bu kürsüde hayatını kaybetti. Ona rağmen inkara devam ettiniz, İsrail ile ‘al-veriniz’ bitmedi. Sonunda 9 Nisan’da İsrail ile ticaret yaptığınızı itiraf ettiniz.

Fotoğraf: Zekeriya ALBAYRAK / SÖZCÜ
“NAMAZ KLARKEN BENZİN SATTINIZ”
*1 Ocak sabahında İstanbul’da sabah namazından sonra İsrail’i protesto eden miting düzenlediniz, namaz kılarken İsrail uçaklarına benzin sattınız.
*İkiyüzlülüğü, rezilliği düşünebiliyor musunuz? Bir tarafta namaz kılıyorlar Gazzeli çocuklar için diğer taraftan İsrail’in jetlerine yakıt gönderiyorlar.
YATACAK YERİNİZ YOK
*Yazıklar olsun bu ikiyüzlülüğe. ‘Kudüs kırmızı çizgimiz’ diyordunuz, tel örgü gönderiyorsunuz. Bir tarafta Gazzeli çocuklar bir tarafta yeşil dolarlar. Sizin tercihiniz yeşil dolarlar. Yatacak yeriniz yok. Ticareti kim yapıyor? Ne kadar akrabaları varsa, yapıyor. Hepsi AKP’li.
*Birisi CHP’li olsa ne yapardınız, biliyor musunuz? Yeri göğü inletirdiniz. Hepsi sizin siyasi akrabanız. Kimi Cumhurbaşkanı yakını, kimi Milletvekili yakını. Ticaret Bakanlığı önce inkar etti, sonra ‘bazı ürünleri kısıtlıyoruz’ dedi. Mescidi Aksa’daki kapının tel örgüsünü sen gönderdin, herşeyiniz yalan, sahtekarlık, iyi yüzlüsünüz.

Fotoğraf: Zekeriya ALBAYRAK / SÖZCÜ
“KOLAYI YASAKLADILAR”
*Gazze’de çocuklar ölürken bunlar sahte gözyaşı döküyor, diğer taraftan İsrail’e malzeme satıyorlar. Ama hakkınızı yemeyelim Meclis’te Cola’yı yasakladılar. Nescafeyi yasakladılar.
*İsrail’in dizleri titredi, bu tedbir karşısında. Allah size akıl versin. Çocuklar ölürken bunlar 2.3 milyarlık mal satmışlar. Kurtla yediniz, kuzuyla ağladınız. Samimiyetsizler. Sizde yürek varsa, kolayı yasaklayacağına Kürecik İsrail Kalkanını geri kapatın. Hala gemiler gitmeye devam ediyor. Durdurun gemileri.
ECEVİT VE ERBAKAN
CHP, 1970’lerde Ecevit nerede duruyorsa orada duruyor, Arafat’ın yanındayız. Deniz Gezmiş nerede duruyorsa, Filistin’in arkasındayız. Erbakan nerede duruyorsa, orada duruyor, 15 sene önce Peres’e one minute diyordunuz şimdi,
*İsrail’le ticarete durun diyenlere one minute diyorsunuz. Utanmazsınız. Ramazan’da yalan söyleyenler sahtekardır. 1 Ocak’ta namaz kılarken, İsrail’e satış yapanlar sahtekardır. Ne satmışsınız: Demir, çelik, uçak yakıtı…
AKP SAVUNMASI
AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin ise Ağbaba’nın sözlerini çok ağır olduğunu ve aynen iade ettiklerini belirterek, şu savunmayı yaptı:
“Bizim Gazze meselemiz çok eski, AKP’den de eski. Bütün arkadaşlarımızın hayatı Filistin’le ilgili sahici gözyaşlarından oluşan bir hareketle bugüne geldik. Asla silah gönderilmiyor. Bu Meclis’te Filistin taraftarı olmayan var mı? (Muhalefet AKP sıralarını gösterdi) Siz İsrail, ABD’ye kızmak yerine AKP’ye kızıyorsunuz. Asla uçak yakıtı gönderilmiyor. Özel uçaklara buraya gelmiş, kalkıp geri gitmesi lazım. Alınan yakıtla ancak yarım saat gidebilirsiniz.”
]]>“En Hızlı Yarı” sloganıyla start alacak maratona rekor başvuru oldu. Geçen yıl 12 bin kişi kayıt yaptırırken, sayı bu yıl 16 bini buldu.
Bu sene, 100. kuruluş yıl dönümünü kutlayan Türkiye İş Bankası’nın isim sponsorluğunda koşulacak olan İstanbul Yarı Maratonu’nun tanıtım toplantısı İBB Maltepe Kenan Onuk Atletizm Pisti’nde yapıldı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Can Akın Çağlar, Spor İstanbul Genel Müdürü İ. Renay Onur, Türkiye Atletizm Federasyonu Başkanı Fatih Çintimar ve Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle’nin konuşmacı olarak katıldığı toplantıyı, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Erdal Celal Aksoy, İBB Gençlik ve Spor Müdürü İlker Öztürk ve Maltepe Belediyesi Başkan Yardımcısı Salih Kara ile çok sayıda kişi de davetli olarak izledi.
“YARI MARATON ARTIK YENİ MARATON”
Toplantının açılışını yapan Spor İstanbul Genel Müdürü İ. Renay Onur, yarı maratonların popülerliğinin son yıllarda hızla artığını belirterek, “Yarı maratona, dünyada artık ‘yeni maraton’ deniyor! 42K’ya göre bitirme şansının yüksekliği ve dinamik yapısı, her geçen gün ilgiyi artırıyor. Türkiye’de yarı maratonun büyüme hızı büyük maratonun 4 katı. Son 5 yılda yarı maratonu koşup bitirenlerin sayısı da yüzde 100’ün üstünde artış kaydetti. 2021 yılında Türkiye’nin ilk uluslararası atletizm rekoruna sahne olan maratonumuz, bir ilke daha imza atacak. Türkiye’de ilk defa 16 yaş ve üstü çocuklar yarı maraton koşacak” dedi.

Türkiye İş Bankası İstanbul Yarı Maratonu’nun tarihi atmosferinin yanı sıra, rakımıyla da elit atletlere en iyi derecelerini yapma olanağı sunduğunu vurgulayan Onur, “Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu’na bu yıl kişisel en iyi dereceleri 1:01:00’ın altında olan 21 erkek ve kişisel dereceleri 1:08:00’ın altında olan 9 kadın atlet katılacak. Geçen yılki Türkiye İş Bankası 45. İstanbul Maratonu’nu kazanan Kenyalı Panuel Mkungo (Panuel Mıkungo), İstanbul Yarı Maratonu’nu da alarak, erkeklerde bunu başaran ilk atlet olmayı istiyor” dedi.
Onur, 28 Nisan’da koşulacak Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu’na tüm İstanbulluları beklediklerini de kaydederek, “Tahminlere göre güzel bir hava olacak. Bizi yine keyifli ve heyecanlı bir maraton bekliyor” dedi.
ÇİNTİMAR: “REKORLAR PARKURU” YOLUNDA İLERLİYOR
Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu’nun Türkiye’deki en güzel yarı maraton parkuruna sahip olduğunu söyleyen Türkiye Atletizm Federasyonu Başkanı Fatih Çintimar, organizasyonun ülkenin spor kültürüne yaptığı katkılara dikkat çekti. Çintimar, “Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu, dünyanın en hızlı yarışlarından birisi olma unvanını hâlâ taşıyor. Sürekli yükselen dereceler sonunda artık ‘rekorlar parkuru’ olma yolunda emin adımlarla yürüyor. İstanbul Yarı Maratonumuz, aynı zamanda kotaya katkı veren yarışlardan birisidir. Bu yarışmaların sayısını artırmak ve büyütmek, ülkemizdeki spor kültürünün daha da gelişmesi için önemli bir etkendir” dedi.
TÜRKİYE’DE BİR İLKE DAHA SAHNE OLACAK
2021 yılında kadınlarda Kenyalı Ruth Chepngetich’in 1:04:02’lik derecesiyle kırdığı dünya rekoruyla uluslararası dikkatleri üzerine çeken Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu, Türkiye’de 16 yaş ve üstü atletlerin koşacağı ilk 21K maratonu olarak da tarihe geçecek. Önceki yıllarda yaş sınırı 18 ve üstüydü. Bu yıl yarı maratona Kanada, Malta ve Virjin Adaları’ndan ilk kez katılım olacak. Toplamdaysa 72 farklı ülkeden katılım sağlanacak.
YARI MARATON YENİKAPI’DAN 09.15’TE START ALACAK
Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu, Yenikapı’dan saat 09.15’te start alacak. Kumkapı, Cankurtaran, Çatladıkapı, Sarayburnu, Sirkeci Işıklar ve Eminönü’nden Karaköy istikametine sapacak olan yarış, Galata Köprüsü’nü geçecek. Karaköy’deki köprü bitimindeki ışıklardan “U” dönüşü yapacak olan yarış, Eminönü, Unkapanı, Cibali, Abdülezelpaşa Caddesi, Ayvansaray, Haliç Köprüsüne varmadan yine “U” dönüşü yaparak, ters istikamette aynı sahil yolunu kullanıp Yenikapı’da başladığı noktada sona erecek.
10K yarışına ise Yenikapı’da saat 08.00’de start verilecek. Sarayburnu’ndan dönüş alacak olan koşu yine Yenikapı’da sona erecek. 10K katılımcılar için zaman sınırı 1,5 saat, 21K içinse 3,5 saat olacak.
19. İSTANBUL YARI MARATONU YARIŞ PROGRAMI
YARI MARATON’DA 8 MİLYON LİRA DAĞITILACAK
Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu’nda dereceye girecek atletlere verilecek para ödülleri de açıklandı.
Yarı Maraton’da kadınlar ve erkeklerde birincilere 15’er bin dolar verilecek. Tüm kategorilerde dağıtılacak muhtemel toplam para ödülü 8 milyon 6 bin lira.
Genel klasmanda dereceye giren kadın ve erkeklerde ilk 8 sporcuya şu ödüller verilecek:
Yarı Maraton Parkur Rekoru
Erkekler Kategorisi: 59 dakika 15 saniyeden daha iyi bir süre ile koşulursa 3 bin dolar bonus verilecek.
Kadınlar Kategorisi: 1 saat 4 dakika 2 saniyeden daha iyi bir süre koşulursa 3 bin dolar bonus verilecek.
DÜNYA REKORUNA DA BONUS
Erkekler ve kadınlarda yarı maraton dünya rekoru kırılırsa 10 bin dolar bonus verilecek.
TÜRK ATLETLERE TOPLAM 200 BİN LİRA
Türk sporcularda kadın ve erkeklerde ilk 5’e girecek sporculara toplam 200 bin lira ödül verilecek. İşte ödül dağılımı:
TÜRK MASTER ATLETLERE DE ÖDÜL
Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu’nda erkeklerde ve kadınlarda 11’er yaş grubunda master atletler yarışacak. 35-39 / 40-44 / 45-49 / 50-54 / 55-59/ 60-64 / 65-69 / 70-74 / 75-79 / 80-84 / 85+ yaş gruplarında dereceye giren isimlere de para ödülü verilecek.
İlk 5’e gireceklere verilecek para ödülleri
FSVO bu sabah Türkiye’den ithal edilen Beypazarı sodalarında yüksek miktarda bor tespit edildiği gerekçesiyle ülkede ürünün satışının yasakladığını açıklamıştı.
Daire tarafından yayımlanan kamuoyu uyarısında ürünün tüketiminin sağlık riski oluşturduğu belirtildi ve Federal Gıda Güvenliği ve Veterinerlik Dairesi’nin (FSVO), maden suyunun tüketilmemesini tavsiye ettiği belirtildi.
Açıklamada, sodanın İsviçre’deki dağıtımcısı BAK-SAN GmbH’nin ürünü derhal satıştan çektiği ve geri çağırma işlemlerini başlattığı bilgisine yer verildi.
Basına yansıyan haberlerin ardından Beyzaparı’ndan konuya ilişkin açıklama yapıldı.
ŞİRKETTEN AÇIKLAMA GELDİ
Açıklamda “Beypazarı Maden Suyu’ndaki bor miktarının yüksek olduğu ve sağlığa zararlı olduğu yönündeki bilgilerin asılsız olduğu belirtilerek, “Dünya Sağlık Örgütü ve Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı tarafından belirlenen parametrelerin tamamında uygun değerler içinde olduğumuzu vurgularız” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada şunlar kaydedildi:
“Bir kısım sosyal medya mecralarında İsviçre kaynaklı bir habere dayandırılarak markamız Beypazarı Doğal Maden Suyu hakkında haksız ve gerçek dışı dezenformasyon amaçlı yayınlar yapılarak ürün içeriğindeki Bor miktarının yüksek olduğu ve sağlığa zararlı olduğu yönünde asılsız itham ve içerikler paylaşılmıştır.
Bu tür kötü niyetli ve haksız ithamlar ile ilgili tüketicilerimizi aydınlatmak ve doğru bilgileri aktarmak isteriz.
Ülkemizin yüzde 100 yerli ve milli değeri olan “BEYPAZARI” markası uluslararası arenada hızla büyümektedir. Firma olarak 30’u geçkin ülkeye ihracat yaparak Türkiye, Avrupa ve Dünya kalite ödülleri almış, ISO 22000; ISO 9001; ISO 14001; ISO 45001; FSSC 22000 ve ESMA kalite sertifikalarına sahip olan ve sektörde saygın bir yere sahip olan bir markayız. Şirketimiz ürünlerinin kalitesini sürekli olarak titizlikle izlemekte, yine ürünlerimiz Sağlık Bakanlığı tarafından da denetlenerek düzenli olarak analizleri yapılmaktadır.
Farklı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar içme suyuyla ilgili kalite standartlarını belirlerken farklı bilimsel verilere ve politika yaklaşımlarına dayanarak değişiklikler yapabilirler. Bu politika ve yaklaşımlar, hangi bilimsel çalışmanın temel alındığı, tüketim alışkanlıkları, vücut ağırlıkları ve diğer faktörlere göre değişiklik arz etmektedir. Başka uluslararası kuruluşlar da içme suyundaki bor miktarı için farklı rehber değerler belirlemiştir.
İçme suyundaki bor için sağlık temelli düzenleyici sınırlar Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 2,4 mg/L, Avustralya Ulusal Sağlık ve Tıp Araştırmaları Konseyi tarafından 4 mg/L ve Avrupa Birliği tarafından 1 mg/L olarak belirlenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı (U.S. EPA) ise içme suyundaki Bor için bir düzenleyici sınırlama belirlememiş ancak ömür boyu sağlık danışma değerini 5 mg/L olarak belirlemiştir.
Firmamız, Türkiye’deki Doğal Mineralli Sular Yönetmeliği’ne ve uluslararası standartlara uygunluğunu açıkça beyan eder. Dünya Sağlık Örgütü ve Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı tarafından belirlenen parametrelerin tamamında uygun değerler içinde olduğumuzu vurgularız. Haberin İsviçre kaynaklı olmasına rağmen, bu haberin “yüksek değer çıktı” şeklinde sunulmasının, bilgiyi yanlış algılamaya yönelik bir çaba olduğunu düşünüyoruz.
Önceki yıllarda İsviçre akredite analiz laboratuvarı EUROFİNS tarafından yapılan bor analiz sonucunu da paylaşarak, şeffaf ve doğru bilgi aktarımını sağlamaya önem verdiğimizi belirtmek isteriz. (analiz sonucu sapma değeri ile birlikte 0,80 mg/lt ye denk gelmektedir)”

]]>
Davanın dünkü duruşmasında sanıklardan Ali Dönmez, Barış Kurt, Ali Şallı, Arif Buğra Meşen, Cemil Kumaşcıoğlu Emir Akyol, Ersoy Yahya ve Ferit Çelik de suç örgütüne üye olmadıklarını ve suçsuz olduklarını savunarak, beraat talebinde bulunmuştu.

GÖZALTINDA İŞKENCE İDDİASI
Kaplan, bugünkü duruşmada, “Hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum” diyerek savunmasına başladı. Sanık Kaplan, “Kaçarken yakalandığım söylendi. Kaçacak insan iki gün önce tarifeli uçak bileti alır mı, geri zekalı mı? Kaçacak adam kendi pasaportu, kendi arabasıyla gider mi?” dedi. Gözaltına alındığı sırada yere yatırılmasının da tamamen şov amaçlı olduğunu ileri süren Kaplan, gözaltı sürecinde polislerin kendisine işkence yaptığını öne sürdü ve “Gelen giden polis ‘Lan sen misin Bora Kaplan?’ diye tekme attı” iddiasında bulundu.

“DEVLET GÖREVLİLERİNİ SUÇLAMAMI BEKLİYORLAR”
Mahkeme Başkanı’nın, ”TRT’ye gittiğinizde nereden buldunuz uzun namlulu silahları?” sorusuna Kaplan, ”Devlet görevlilerini suçlamamı bekliyorlar. Ben bu sorunun cevabını burada veremem. Özel size söyleyebilirim. Çünkü hemen internete düşüyor burada söylediklerim. Bunun için de önlem almanız gerek” yanıtını verdi.
“AĞZINDA HASTALIK VARMIŞ”
Erkan Doğan’ı alıkoyarak iki gün boyunca şiddet uygulamadığını öne süren Kaplan, “Bu adamı günlerce eziyet etme gibi bir durum olamaz. Doktor dahi çekse dişlerini kan kaybından ölür adam. O kadar işkence gördüyse nasıl iple sarkıtarak aşağı inip kaçıyor? Adamda zaten hastalık varmış. Bir tokat vurulduğunda dişleri dökülecek bir hastalığı varmış. Biz fazla ceza alalım diye o kadar abartmış ki ifadesini inandırıcılığını yitirmiş. Bu suçlamaları asla kabul etmiyorum” dedi.
“MAHFUZ TATAR’I TANIMAM”
Ardından Mahfuz Tatar cinayetine dair savunma yapan Kaplan, “Ben tanımam etmem, şaşkınlık içerisindeyim. Onca emek verdiğim, masraf verdiğim eğlence mekanı Tren’in açılışının ikinci gününde 29 Eylül’de yaşanmıştır bu olay. Açılıştan bir gün sonra yorulduğum için gelmeyeceğim dedim. Konserin olduğu gün evime gittim, yattım dinlendim. Mahfuz Tatar’ın geldiğinden haberim yoktur. Ben kapıda karşılama değilim ki her geleni göreyim. İçerisi de loştur benim dışarıyı görme imkanım yoktur. 2-3 mekan gezdikten sonra gelmişler Mahfuz Tatarlar zaten geldiklerinde alkollülermiş” diye konuştu.
“TELEFONUMU UMUT ÇABUK’A BIRAKIRIM GENELDE”
Telefonunu genelde Umut Çabuk isimli kişiye bıraktığını ifade eden Kaplan, “Önemli günlerde telefonumu. Cinayet öncesinde de Umut Çabuk ile birlikte telefonumun baz verdiğimi göreceksiniz. İnsanlar da millete hava atmak için sürekli beni arıyor ‘dur o mekanın sahibi benim tanıdığım’ diyerek. Öte yandan ben konserin önemli yerlerinde eşime dostuma yer arıyorum bazen de çatışma çıkıyordu bu yüzden. Ben de telefonumu bu yüzden Umut Çabuk’a bırakıyordum” dedi.
“MAHFUZ’UN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ GECE BEN ORDA DEĞİLDİM”
“Mahfuz öldürüldüğü gece ben orada değildim” diyen Kaplan, “Ama orada gördüğünü söyleyen tanık var?” sorusunu soran Mahkeme Başkanı’na “Onunla ilgili de konuşacağım” dedi. “Daha önce neden telefonunun Umut Çabuk’ta olduğunu hiç söylemedin?” diye soran Mahkeme heyeti başkanına “Neden söyleyeyim ki efendim ben desem Umut Çabuk hakkında da pek çok şey söylenecekti. Küfürleşmeden kaynaklı meydana gelen olayı benim üstüme yıkmak istiyorlar” ifadelerini kullandı.
NE OLMUŞTU?
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Ayhan Bora Kaplan ve 5 örgüt yöneticisi hakkında ”suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak ve yönetmek”, ”kasten adam öldürme”, ”nitelikli kasten adam öldürme”, ‘kasten yaralama”, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, ”nitelikli yağma”, ”eziyet’, ”suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme”, ”suç üstlenme” ve ”suçluyu kayırma” suçlarından 1’i ağırlaştırılmış 2’şer kez müebbet ve 169 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istendi. Diğer 55 sanık için de çeşitli sürelerde hapis cezası talep edildi.
]]>Seçimin ardından ilçe, il seçim kurulları ile Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) itiraz süreci başladı. Sonuçlara ilişkin ilçe seçim kurullarına 2 Nisan 15.00’e kadar, il seçim kurullarına 5 Nisan 17.00’ye kadar, YSK’ya ise 10 Nisan 17.00’ye kadar itirazda bulunuldu.
7 Nisan’da başlayan olağanüstü itiraz süresi ise 14 Nisan saat 17.00’de sona erdi. Ancak sonrasında da “tam kanunsuzluk hali” gerekçesiyle olağanüstü itirazlar yapılabiliyor.
4 YERDE 2 HAZİRAN’DA SEÇİM YAPILACAK
Kesin sonuçlar, tüm itirazlar sonuca bağlandıktan sonra YSK tarafından duyurulacak. YSK, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesi, Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesi ile Edirne ve Sivas’ın Yıldızeli ilçesine bağlı Güneykaya beldesinde seçimlerin yeniden yapılmasına karar vermişti.
Bu bölgelerde yaşayan yurttaşlar 2 Haziran’da sandık başına gidecek.
PINARBAŞI
31 Mart yerel seçimlerinde Pınarbaşı’nda CHP’nin adayı Deniz Yağan 5 bin 82, MHP’nin adayı Menduh Uzunluoğlu ise 4 bin 758 oy almıştı.
MHP’li yetkililer, mühürsüz oy torbaları kullanıldığı iddiasıyla seçimin iptal edilmesi için Pınarbaşı İlçe Seçim Kurulu’na başvurmuştu.Yapılan başvuruyu değerlendiren ilçe seçim kurulu, seçimlerin yenilenmesine karar vermişti.
CHP’nin, Pınarbaşı’nda seçimlerin tekrarlanması kararına itirazı, Kayseri İl Seçim Kurulu’nca reddedilmişti. CHP, “belediye başkanlığı ve meclis üyeliği seçimlerinin iptali ve yenilenmesi yönündeki kararların kaldırılması” talebiyle YSK’ya başvuruda bulunmuştu. Kurul, partinin itirazını reddetti. Pınarbaşı’nda 2 Haziran’da seçimler yenilenecek.
HİLVAN
31 Mart yerel seçimlerinde Hilvan’da DEM Parti’nin adayı Serdan Paydaş 6 bin 960, AKP’nin adayı Ali Bayık ise 6 bin 439 oy almıştı.
Hilvan’da oy yakma görüntülerinin ortaya çıkmasının ardından Hilvan İlçe Seçim Kurulu, seçimlerin yenilenmesine karar vermişti. Yüksek Seçim Kurulu da Hilvan ilçesinde seçimlerin 2 Haziran’da yenilmesine karar verdi.
SİYASİ PARTİLER HANGİ İLLERE İTİRAZ ETTİ?
VAN: Van İl Seçim Kurulu, Van Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen DEM Partili Abdullah Zeydan’ın adaylığını iptal ederek, mazbatanın AKP adayı Abdulahat Arvas’a verilmesine karar vermişti. DEM Parti, Van İl Seçim Kurulu’nun kararının iptal edilmesi için YSK’ya başvurmuştu. DEM Parti’nin itirazını kabul eden Kurul, mazbatanın 7 üyenin kabul, 4 üyenin ret oyu ile Zeydan’a verilmesini hükmetmişti.
HATAY: 31 Mart yerel seçimlerinde Hatay’da AKP’nin adayı Mehmet Öntürk 346 bin 212, CHP’nin adayı Lütfü Savaş ise 343 bin 477 oy almıştı. CHP’nin itirazları devam ederken Hatay İl Seçim Kurulu mazbatayı AKP’li Mehmet Öntürk’e vermişti. CHP, itirazının il seçim kurulu tarafından reddedilmesinin ardından YSK’ya başvurmuştu. CHP dilekçede, Hatay’da “oyların yeniden sayılması”, bu reddedilirse “geçersiz oyların sayılması”, bu da reddedilirse “seçimin yenilenmesi” talep edilmişti. Kurul, partinin itirazını reddetmişti. Öte yandan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, dün Hatay seçimlerine ilişkin “tam kanunsuzluk” gerekçesiyle itirazda bulundu.
ARDAHAN: Ardahan Merkez İlçe Seçim Kurulu, CHP’nin 174 oy farkıyla kazandığı Ardahan’da AKP’nin itirazı üzerine yeniden seçim kararı almıştı. Kararı değerlendiren Ardahan İl Seçim Kurulu, mazbatanın seçilmiş CHP’li Faruk Demir’e verilmesine karar vermişti. AKP, Ardahan’da belediye başkanlığı seçimlerinin yenilenmesi için YSK’ya başvurmuştu. Kurul, AKP’nin itirazını kabul etmeyerek seçimlerin yenilenmemesine karar vermişti.
ORDU: 31 Mart yerel seçimlerinde Ordu’da AKP’nin adayı Hilmi Güler 182 bin 739, İYİ Parti’nin adayı Enver Yılmaz ise 166 bin 598 oy almıştı. İYİ Parti, Ordu’daki seçimlerde “tam kanunsuzluk” tespit ettikleri gerekçesiyle seçimlerin iptali ve yenilenmesine yönelik YSK’ya olağanüstü itirazda bulunmuştu. Kurul, partinin itirazını reddetmişti. İYİ Parti, dün Ordu’da seçimlerin yenilenmesi için YSK’ya ikinci kez başvurdu.
KÜTAHYA: 31 Mart yerel seçimlerinde 137 bin 111 oyun geçerli, 5 bin 659 oyun geçersiz sayıldığı Kütahya’da CHP’nin adayı Eyüp Kahveci 40 bin 712, MHP’nin adayı Alim Işık ise 40 bin 110 oy almıştı. AKP ve MHP’nin geçersiz oyların yeniden sayılması talebini Kütahya İl Seçim Kurulu, kabul etmişti. Sayılan geçersiz oylarla MHP’nin adayı Işık’ın oyu 58, CHP’nin adayı Kahveci’nin oyu 27 artmıştı. MHP’nin seçimlerin iptali ve yeniden yapılması üzerine yaptığı olağanüstü itiraz YSK tarafından reddedilmişti.
]]>Michael Platt ismi pek bir şey ifade etmiyor olsa da aslında kendisi İngiltere’nin en zengin insanı. Oysa Avrupa’nın en büyük üçüncü hedge fon şirketi BlueCrest Capital Management’ın Londra genel merkezinin yer aldığı gökdelenin resepsiyonisti bile ondan habersiz.

KİMSE ONU TANIMIYOR
Orta sınıf köklerinden hızla yükselişinin arkasında, renkli ve zaman zaman tartışmalı bir hikaye yatıyor. Şirketinin web sitesi çalışmıyor ve 56 yaşındaki Platt e-postalara yanıt vermiyor. Ancak 18 milyar dolarlık serveti ile zenginler listesinde oldukça sağlam bir yere sahip.
Platt’in sahip olduğu mülkler arasında; London Eye ve Shard manzaralı bir Chelsea çatı katı, New York’taki Central Park’a bakan, üç çatı terası ve özel asansörü olan 3.000 metrekarelik bir daire, St Helier, Jersey’de sahilde bir daire, İsviçre’deki kayak merkezi Verbier ve Cenevre’deki evler, bir süper yat, bir Bombardier Challenger jet ve özel bir modern sanat koleksiyonu yer alıyor.
Gururlu ve mütevazı bir çift olan ebeveynleri, oğullarından herhangi bir para kabul etme konusunda son derece isteksiz olsalar da tutkulu bir golf meraklısı olan annesini, golf sahasına bitişik bir tatil evi almak için ikna edebilmiş.

ŞİRKETİN MÜŞTERİSİ YOK
Yatırımcıların kârını en üst düzeye çıkarmak için cesur ve yenilikçi stratejiler kullanan çoğu hedge fonunun aksine BlueCrest; Platt, kıdemli ortakları ve çalışanları için kişisel bir yatırım aracına dönüştürülmüş. Başka bir deyişle dışarıdan müşteri yok. Belki de bu yüzden Platt, kameralardan ve röportajlardan bu kadar kaçıyor.
Platt’in hiç şüphesiz en dikkat çektiği zaman, 2019’da New York’ta sarı bir taksinin arkasında zenginliğiyle övünürken yakalanması. Görüntüleri Wall Street’te viral oldu.
Taksi şoförü, geçimini sağlamak için ne yaptığını sorduğunda, Platt şu cevabı veriyor: “Finans dünyasının en çok kazanan insanıyım.”
Taksici inanamayıp yeniden sorunca da “Finans dünyasının en çok kazanan insanıyım. Dünyada” diye cevap veriyor. Platt, televizyona da yansıyan taksi videosunun, bir arkadaşıyla güzel bir şişe şarap içtikten sonra yapılan bir şaka olduğu konusunda ısrar etmişti.

Michael Platt’ın süper yatı 120 milyon pound karşılığında satışa sunuldu.
ARDI ARDINA CEZA
Taksi videosundan sadece bir yıl sonra ise BlueCrest’e, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC) tarafından yatırımcılara 170 milyon dolar ödeme emri verildi; bu, ABD yetkilileri tarafından bir hedge fonuna uygulanan en büyük cezalardan biriydi. SEC soruşturması, BlueCrest’in kendi çıkarları doğrultusunda defalarca başarısız olduğu sonucuna vardı.
Şüpheli taktikler, BlueCrest’in artık dış parayı yönetmeyen özel bir yatırım ortaklığına dönüşme sürecinde olduğu on yıldan fazla bir süre önce ortaya çıkmıştı. Birleşik Krallık da benzer iddialarda bulunarak 2021 yılında BlueCrest’e çıkar çatışması başarısızlıkları nedeniyle 40,8 milyon pound para cezası verdi, ancak şirket bunu reddediyor ve yasal olarak itiraz ediyor.
FOTOĞRAF ÇEKİLMESİNE İZİN VERMEDİLER
Her ne kadar cezalar üst üste gelse de Platt, şöhretinden henüz bir şey kaybetmiş değil. Ne var ki bu ismi bu kadar sık anılan Platt, verdiği röportajlarda bile fotoğrafının çekilmesini istemiyor.
Platt ve BlueCrest’in kurucu ortağı William Reeves, şirketin 2006’daki halka arzından önce Times ile röportaj yaptıklarında, hiçbir şekilde fotoğraflarının çekilmesini istemediler. Hatta editör Patrick Hosking, “Gizliliklerini şiddetle koruyorlar ve gazetelerin zengin listelerinde düzenli olarak yer almalarından nefret ediyorlar” diye yazdı.
“En zengin listesi”nde yer almaktan pek hoşlanmasa da Platt ayrıca, Damian Lewis’in başrolde olduğu, New York’taki yüksek finans dünyasını konu alan Billions’da da yer aldı. Platt, üçüncü sezonun birinci bölümünde, bir İtalyan restoranında kendisini oynayarak görünerek biraz kafa karıştırıyor.

Platt’in New York’taki dairesi…
KÜÇÜK YAŞLARDA TİCARETE BAŞLAMIŞ
Platt’in zengin olmaya odaklanması aslında küçük yaşlara dayanıyor. 12 yaşındayken kendisine ticaret yapmayı öğreten ciddi bir hisse senedi yatırımcısı olan büyükannesinin evini ziyaret ediyor. 14 yaşındayken, Lytham St Annes yakınındaki bağımsız bir okul olan King Edward VII’de öğrenciyken, ondan aldığı 500 sterlinlik doğum günü hediyesini, fiyatı hızla üç katına çıkan bir nakliye şirketine yatırmıştı.
Investors’ Chronicle’ın hevesli bir okuyucusuydu.
Bir komşusu, “Michael’ı okul üniformasıyla sokakta yürürken çok iyi hatırlıyorum. Okulda çok çalıştığını biliyorum. Çok hoş bir aileydiler” diye anlatıyor Platt ve ailesini.
Platt, inşaat mühendisliği okumak için Imperial College London’ı kazandı, ancak bir yıl sonra dersi sıkıcı bulduğu için London School of Economics’te matematik ve ekonomi okumak üzere geçiş yaptı.
Bir lisans öğrencisi olarak yeni özelleştirilmiş kamu hizmetlerine yatırım yaparak 30 bin pound kadar para kazandı ama hisseleri Ekim 1987’deki çöküş sırasında tek bir günde değerinin yarısını kaybetti. Michael Platt, bunun şimdiye kadar başarısız olduğu birkaç seferden biri olduğunu söylüyor.

J.P. Morgan, mezun olduktan sonra onu New York’ta stajyer olarak işe aldı ve terfi ederek hızla yükseldi.
1995 yılında Helen Sanderson’la evlendi ve bu evlilikten iki çocuğu oldu ancak daha sonra çift boşandı.
BlueCrest Capital 2000 yılında kuruldu. Firma ilk yılını yüzde 30 getiri ve 1 milyar dolarlık yönetim altındaki varlıklarla tamamladı; bu da başlangıçta sahip olduğu paranın neredeyse dokuz katıydı. On yıl içinde 300’den fazla personel istihdam edildi.
Hedge Fund Market Wizards kitabının yazarı Jack Schwager’ın ne tür bir yatırımcıyı işe almaktan hoşlandığı sorusuna Platt şöyle yanıt veriyor: “Londra’da çocukları okula giderken pazar sabahı saat yedide kalkan türden bir adam arıyorum. Hâlâ yatakta ve cumartesi gecesi eve geç gelen ABD’li sarhoşları alt edebilecek bir adam istersiniz; üstünlükten anlayan biri.”
BlueCrest’te performans sergileyen personelin iyi ödüllendirildiği biliniyor, ancak aynı zamanda performansı kötü olanlar da eleniyor.
OĞLU DA İZİNDEN GELİYOR
Platt, hakkında iş dünyası pek bir bilgiye sahip olmasa da büyüdüğü memleketinde yakından tanınıyor. Bir arkadaşı, “Michael bir Noel’de annesine büyük bir çek verdi. Ama o bunu istemedi. ‘İhtiyacım yok’ dedi. Kendisi çok mütevazı bir insandır” diye anlatıyor.
Platt’ın 20’li yaşların ortasındaki oğlu Marcus ise babasının izinden gidiyor. Yakın zamanda BlueCrest’e katıldı. Platt, LinkedIn’de gururla “Bu yeni fırsatı hak ediyorsun. Sana iyi şanslar diliyorum ama şansa ihtiyacın olacağını sanmıyorum!” diye yazarak oğlunu destekleyen bir paylaşım yaptı.
Platt, aynı zamanda bir çağdaş sanat aşığı ve ünlü galerici Joe La Placa ile birlikte özel bir sanat fonuna milyonlar aktarmıştı. Birinci Dünya Savaşı’nın yüzüncü yılını anmak için Londra Kulesi’nde 888.246 seramikten oluşan enstalasyonu yapan seramik heykeltıraş Fiamma Montagu, eski sevgilisiydi.
]]>ABD’deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) akademisyenlerinden Yeon-Woo Choi, Muhammad Khalifa ve Elfatih Eltahir, “İklim Değişikliğinin Dışarıda Geçirilebilecek Günler Üzerindeki Etkisinde Kuzey-Güney Eşitsizliği” adlı akademik çalışmayı geçen mart ayında yayımladı. 50 farklı iklim modelinin tarihsel sıcaklık verileri ve tahminlerinden yola çıkılarak gerçekleştirilen çalışmada, yıl içinde dışarıda geçirilebilecek gün sayısındaki olası değişimler incelendi.
Dışarıda geçirilebilecek günlerdeki sıcaklık kriterini 10 ile 25 derece arasında kabul eden çalışmada, 1980’den 2100’e kadar geçen sürede dünyadaki her ülkenin yıl içinde dışarıda geçirilecek gün sayısındaki değişimler ortaya kondu. Çalışmanın sonucuna göre günümüzde ılıman hava koşullarına sahip ülkelerin dışarıda geçirilen gün sayılarında sıcaklık artışına bağlı düşüşler öngörülürken özellikle kuzey ülkelerinin yaşanan bu durumdan karlı çıkacağı ve dışarıda geçirilen gün sayılarının artacağı tahmin ediliyor.
ÜLKELERDE DURUM
Sitede, 10 derece ile 25 derece arasında ve yağış almayan gün filtreleri birlikte seçildiğinde Türkiye’de dışarıda geçirilen gün sayısı halihazırda yılda ortalama 139 olarak görülüyor. Bu sayının 2100 yılına kadar kötü senaryoda 14 gün, iyi senaryoda ise 5 gün düşeceği tahmin ediliyor.
Bir diğer Akdeniz ülkesi olan Yunanistan’da aynı filtreler seçildiğinde, dışarıda geçirilebilecek gün sayısı kötü senaryoda 30, iyi senaryoda ise 24 gün düşüyor.
Türkiye’nin kuzey komşularından olan Rusya’da tam tersi bir durum var. Ülkede iklim krizinin şiddetlendiği senaryoda dışarıda geçirilen gün sayısında 14, iklim krizinin beklenilenin altında seyrettiği senaryoda ise 8 gün artış olacağı tahmin ediliyor.
Suudi Arabistan’da dışarıda geçirilebilecek gün sayısında iklim krizinin şiddetlendiği senaryoda 71, iyi senaryoda ise 26 gün düşüş öngörülürken Brezilya’da kötü senaryoda 44, iyi senaryoda 21 gün; Hindistan’da kötü senaryoda 61, iyi senaryoda 25 gün; Çad’da kötü senaryoda 42, iyi senaryoda 20 gün; Güney Afrika’da kötü senaryoda 14, iyi senaryoda 4 gün; Avustralya’da kötü senaryoda 14, iyi senaryoda 4 gün düşüş bekleniyor.
ABD verilerini eyaletlere göre gösteren haritada orta enlemler baz alındığında, dışarıda geçirilecek gün sayısının kötü senaryoda ortalama 6, iyi senaryoda ortalama 4 gün düşeceği tahmin ediliyor.
Dışarıda geçirilebilecek gün sayısının artmasının beklendiği ülkelerden Almanya’da iklim krizinin şiddetlendiği kötü senaryoda 27, iyi senaryoda ise 13 gün artış olacağı öngörülüyor. İsveç’te kötü senaryoda 34, iyi senaryoda 15 gün; Kanada’da kötü senaryoda 17, iyi senaryoda 12 gün; Japonya’da ise kötü senaryoda 13, iyi senaryoda ise 6 gün artış bekleniyor.
TÜRKİYE’DE TURİZM ETKİLENEBİLİR
MIT İklim, Çevre ve Yaşam Bilimleri Fakültesi İnşaat ve Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elfatih Eltahir, “Örneğin Türkiye’de dışarıda geçirilebilecek gün sayınız şu an oldukça fazla. Daha çok nisan ayında başlıyor ve kasım ayına kadar sürüyor. Neredeyse 6 ay güzel havalara sahipsiniz. Öte yandan gelecekte yaz aylarında dışarıda geçirebileceğiniz gün sayısı çok az olacak gibi görünüyor ama kış ve sonbahar aylarında daha çok güneşli gün göreceksiniz. Çünkü eskisi kadar soğuk olmayacak. Yani dışarıda geçirilecek gün sayısında yaz günlerinden kaybedip kış günlerinizden kazanıyorsunuz” dedi.
Bu tür değişimlerin birçok sektörü etkilediğini vurgulayan Eltahir, turizmin Türkiye için önemli olduğunu ve dışarıda geçirilebilecek gün sayısındaki değişimin turizm sektörünü etkileyeceği tahminini paylaştı. Eltahir, “Mevcut iklim koşullarında yaz ayları Türkiye’yi ziyaret etmek için uygun. Gelecekte ise yaz Türkiye’ye gelmek için doğru bir zaman olmayacak. İlkbahar ve sonbahar ayları daha tercih edilebilir olacak.” sözlerini sarf etti.
Yaşanan değişimlerin kültürler üzerinde de ciddi bir etkisi olacağı yorumunu yapan Eltahir, “Kültürel aktivitelerin çoğu aslında insanların dışarıda ne kadar zaman geçirebilecekleriyle doğrudan bağlantılı. Çünkü kültür, iklim koşullarıyla şekilleniyor. Tatili, okulların açık olduğu günleri, her şeyi buna göre yapıyoruz. Yaşanan durumun topluma değişik etkileri olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>YÜZDE 25 ZAMMI KABUL ETMEDİ
Düdenbaşı Mahallesi’nde ikamet eden bir çocuk sahibi Uğur ve Fatoş Kanık çifti ile 5 yıldır oturdukları evin sahibi Ramazan Y. arasında, kira zammı nedeniyle anlaşmazlık başladı. İddiaya göre, Kanık ailesinin yüzde 25 zam artışını kabul etmeyen mülk sahibi Ramazan Y, evin boşaltılmasını istedi.
Ev sahibinin bu anlaşmazlık nedeniyle kendilerini sürekli rahatsız ettiğini, evlerinin kapı camını kırarak içeriye zorla girmeye çalıştığını iddia eden Kanık ailesi, savcılığa suç duyurusunda bulundu.
İCRA TAKİBİ BAŞLATTI
Bunun üzerine ev sahibi Ramazan Y. de kiracısından 5 yıldır ödeme alamadığı iddiasıyla icra takibi başlattı. Kanık ailesinin kirayı elden ödediklerini ispat edememesi üzerine mahkeme, evin tahliyesine ve yasal faiziyle 60 bin lira kira bedelinin ödenmesine karar verdi.
Fatoş Kanık, Düdenbaşı Mahallesi’ndeki evde oturmaya başladıklarında ev sahibi ile kirayı elden ödenmesi konusunda anlaştıklarını iddia etti.
“ÖDEDİĞİMİZİ İSPAT EDEMEDİK”
Geçen yıl mart ayında kira zammı nedeniyle ev sahibi ile anlaşmazlık yaşamaya başladıklarını ileri süren Kanık, “Ev sahibi, eşi, kızı ve damatları evimizi bastı. Bunun üzerine şikayetçi olduk. Bizim şikayetimizden bir süre sonra ev sahibi noterden ihtar çekerek icra takibi başlattı. Kirayı ödediğimizi ispat edemedik” dedi.
Fatoş Kanık, şöyle devam etti:
– Mülk sahibi evinde 5 yıldır kira vermeden oturduğumuzu iddia etmiş. İcra mahkemesinde iki duruşma yapıldı. Mahkeme karşı tarafa ‘5 yıl boyunca kira almıyorsunuz da niye ilk yıl evden çıkarmak için icraya vermedin’ diye sormadı. Bizim de ne görüşümüz alındı ne de kirayı ödeyip ödemediğimiz soruldu.
– Mahkeme bize tahliye kararı verdi. Tahliye kararına uyarak evi boşalttık. Üstüne ödediğimiz kiraları tekrar ödememiz için 60 bin lira ödeme emri geldi. Şu anda icralık olduk. Yani elden aldıkları paraları da almadım diyerek bizden tekrar talep ediyorlar. Bu şekilde bir çıkmaza girdik.
“KİRAYI AÇIKLAMALI ŞEKİLDE ÖDEYİN”
Kanık, kiracılara ev sahibine yapılan ödemeleri bankadan açıklamalı bir şekilde yapmaları tavsiyesinde bulundu.
Uğur Kanık ise saldırıya uğradıklarını, parmağından cam kesiği nedeniyle yaralandığını, üstüne bir de ödedikleri kira bedelin tekrar istenmesi ile mağdur olduklarını iddia etti.
“BORCU YOKTUR” DAVASI AÇACAK
Kanık ailesinin avukatı Şafak Baysal da müvekkilleri ile ev sahipleri arasında “Kira zammının yetersiz” olmasından kaynaklanan “ev basılması olayı” nedeniyle ev sahibi Ramazan Y, eşi R.Y, kızı G.Ö. ve damatları hakkında suç duyurusunda bulunduklarını ve davanın sürdüğünü belirtti.
Bu süreç devam ederken müvekkillerinin icra şokuyla karşı karşıya kaldığını ifade eden Baysal, şöyle devam etti:
– Ev sahibi suç duyurumuzun üzerinden 3-4 ay geçtikten sonra ‘2018’den 2023’e kadar 5 yıllık bir süre boyunca hiç kira ödemediler’ gerekçesiyle icra takibi başlattı. Müvekkilimin elden ödemeyi ispatlayamaması nedeniyle tahliye gerçekleşti. Yasal faizle beraber 60 bin liralık borç yükümlülüğü altına da girdiler. Müvekkillerimin ev sahibiyle en baştaki sıkıntısı, kira borcu değil, kira artışının ev sahibince beğenilmiyor olmasıydı. Bu durum karşısında menfi tespit davası dediğimiz borcu yoktur davası yoluna başvuracağız.”
EV SAHİBİNDEN DARP İDDİASI
Ev sahibi Ramazan Y. ise kiracısı Uğur Kanık’ın eşini darbettiğini, evi boşaltırken de kapı ve pencerelere zarar verdiğini öne sürdü.
Elden kirayı aldığını kabul etmeyen Ramazan Y, mahkemenin 5 yıllık kira bedelinin tarafına ödenmesine karar verdiğini kaydetti.
Ev sahibi ile kiracı arasında yaşanan tartışma anları güvenlik kamerasınca kaydedilmişti. Mahkemeye de sunulan görüntülerde kiracının oturduğu dairenin kapısına gelen kişilerin cama sert cisimle vurması yer alıyor.
]]>Bir kişinin yüzünü başka bir kişinin yüzüyle değiştirmek için yapay zeka yardımıyla oluşturulan dijital görüntü veya videolara verilen deepfake içerikler son dönemde özellikle genç kadınları mağdur ediyor. Son dönemde başta ünlü şarkıcı ve oyuncular olmak üzere birçok kadının yüzü pornografik içeriklerde kullanılıyor ve bu şekilde sosyal medya üzerinden yayılıyor. Son yıllarda çoğu kadın olan ünlülerin ya da tanınmış kişilerin yüzlerini pornografik filmlere eklemek için bu teknolojinin kullanımı giderek artmış ve bu durum uluslararası kamuoyunda gündem olmuştu.
Yasa tasarısı ile birlikte cinsel içerikli deepfake üretenlere ceza verilmesi öngörülüyor. Bu işlemin cezai bir suç haline geleceği belirtilirken yasaya göre, bir yetişkinin rızası olmadan müstehcen görüntülerini oluşturan herkes sabıka kaydı ve para cezasıyla karşı karşıya kalacak.
Adalet Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, bu yasanın, görüntüyü oluşturan kişinin görüntüyü paylaşma niyetinde olup olmadığına bakılmaksızın uygulanacağı belirtildi. Oluşturulan görüntü daha sonra daha geniş çapta paylaşılırsa, bu kişilerin hapis cezasıyla karşı karşıya kalabileceği de belirtildi.

Geçen yıl İngiltere’de kabul edilen Çevrimiçi Güvenlik Yasası kapsamında deepfake paylaşımı yasadışı hale getirilmişti.
Adalet Bakanlığı’nın açıklamasına göre, yeni yasa, bir kişinin cinsel içerikli bir deepfake oluşturmasını suç haline getirecek – bunu paylaşma niyeti olmasa bile, “yalnızca kurbanı alarma geçirmek, aşağılamak veya sıkıntıya sokmak istese bile” ceza verilecek.
Adalet Bakanlığı, yasa yetişkinlerin görüntüleri için geçerli olacağını, çünkü görüntünün bir çocuğa ait olduğu durumlarda yasanın zaten bu davranışı kapsadığını duyurdu.
Söz konusu yasa tasarısı şu anda Parlamento’da görüşülmekte olan Ceza Adaleti Yasa Tasarısında bir değişiklik olarak sunulacak.
“ÇOK NET BİR MESAJ VERECEK”
Mağdurların Korunmasından Sorumlu Bakan Laura Farris yeni yasanın “bu tür materyallerin üretilmesinin ahlak dışı, çoğu zaman kadın düşmanı ve suç olduğuna dair çok net bir mesaj” göndereceğini söyledi.

İngiliz manken Beech, yüzünün cinsel içerikli görüntülerde kullanıldığını söyleyerek çok büyük tepki göstermişti.
Farris, “Deepfake cinsel görüntülerin yaratılması aşağılıktır ve görüntünün paylaşılıp paylaşılmadığına bakılmaksızın tamamen kabul edilemez. Bu, bazı insanların başkalarını – özellikle de kadınları – aşağılamak ve insanlıktan çıkarmak için başvurdukları yolların bir başka örneğidir. Ve bu materyalin daha geniş çapta paylaşılması halinde feci sonuçlara yol açma kapasitesine sahiptir. Hükümet buna müsamaha göstermeyecektir” dedi.
Bu konu bir süredir İngiltere gündemine damga vurdu… Ülkede yayınlanan en popüler yarışma programlarından Love Island’da yarışan Cally Jane Beech, kendi yüzünün pornografik içeriklerde kullanıldığını açıklayarak bu duruma tepki göstermiş ve konuyu gündeme taşımıştı.
Beech, yasa ile ilgili olarak, “Kadınları daha iyi korumak için deepfake’lerle ilgili yasaların daha da güçlendirilmesinde büyük bir adım. Katlandığım şey utanç ya da rahatsızlığın ötesine geçti” dedi. Beech, “Çok sayıda kadının mahremiyeti, onuru ve kimliği kötü niyetli kişiler tarafından bu şekilde tehlikeye atılmaya devam ediyor ve buna bir son verilmeli. Bunu yapan kişilerin sorumlu tutulması gerekiyor” dedi.
]]>
Erdem, Zonguldak’taki yerel seçimlerden 30 bin 256 oy alarak galip çıkarken, AKP’li rakibi ve mevcut Belediye Başkanı Selim Alan’a 9 bin 400 oy fark attı. CHP Zonguldak’ın 8 ilçesinden 6’sını da kazandı. En büyük ilçe Ereğli’de, CHP adayı Halil Posbıyık seçimi yüzde 45 oy oranı ile 6. kez kazanarak bir rekora imza attı. AKP adayı ise yüzde 28’de kaldı.
Zonguldak’ta 1964 yılında doğan ve Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu olan yeni başkan Erdem, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Başkanlığı da yaptı. CHP’den Belediye Meclis Üyeliği ve Grup Başkanvekilliği görevlerinde bulundu. Erdem hedeflerini ve projelerini şöyle anlattı:
BEŞ BİN ŞEHİDİMİZ VAR: Daha yaşanabilir, daha güzel bir Zonguldak için yola çıktık. Kavga etmek, kibirlenmek, partizanlık yok. Artık barış ve kucaklaşma var. Burası madenci kenti ve maden ocaklarında beş binden fazla şehit vermiş kentimize sahip çıkacağız. Belediyenin her kuruşunu emeğin başkenti Zonguldak için değerlendireceğiz.
GAZİLERE İNDİRİMLİ SU: Tahsis edeceğimiz pazar alanı ile ev hanımlarımız el emeği göz nurlarıyla aile ekonomisine katkı sağlayacak. Kimsesiz yardıma muhtaç yaşlılarımızın günlük yaşam kalitelerini arttırabilmek için destek birimi kurulacak. Tüm kentsel düzenlemeler engelli vatandaşlarımız düşünülerek yapılacak. Gazi ve şehit yakınlarına su indirimli olarak verilecek.
KADIN BİRİMİ: Sosyal, hukuksal ve psikolojik alanlarda desteğe ihtiyacı olan kadınlarımıza telefonla ya da yüz yüze destek verilecek. İşsiz gençlerimiz, işverenler ile buluşturulacak ve istihdam için katkı sağlanacak. Her mahallemizde muhtarlarımızla işbirliği içinde çalışacak ve problemlerin çözümünde destek olacak sosyal asistanlarımız olacak.
SANAT VE FESTİVALLER: Yeni inşa edeceğimiz alanlarda sanatı yaşatmaya devam edeceğiz. Halkımız ulusal ve yerel sanatçılarla buluşacak. Festivaller, kitap fuarları, tiyatro şenlikleri düzenlenecek. Ulaşım, alışveriş, belediye hizmetleri, kent lokantaları tek bir kart ile olacak. İnşaat ve onarım atölyesi olacak. Beton santrali de kuracağız. Orta Kapuz bölgesi yenilenecek ve halkımızın faydalanması sağlanacak.
ANTİK KENT TİOS
Başkan Tahsin Erdem tarihe değer verdiklerini ve antik Tios kentinin tanıtımı için de çalışma yapacaklarını açıkladı. Zonguldak yakınlarında bulunan ancak pek bilinmeyen “Tios Antik Kenti’’ M.Ö 7. yüzyılda kuruldu. Çaycuma ilçesinin Filyos beldesindeki kentte 2006 yılında kazılar başlatılmıştı. Roma ve Bizans döneminde önemli bir liman kenti olan antik şehirde sahil surları, hamam yapıları, su kemeri, tiyatro, Bizans kilisesi, bazilika, antik liman ve mendirekler yer alıyor. Kale, tapınak, suyolu kalıntıları da bulunuyor.
Kent lokantaları açacağız
Biz küllerinden doğan bir milletiz. Yapacağımız çok iş var. Kent lokantaları ve halk kafeleri açacağız. Emeklilerimiz kaliteli ve sağlıklı 3 çeşit yemeğini yiyecek, çayını kahvesini içecek. Zonguldak Belediyesi mahalle kreşleri olacak. Beş yılda beş kreş projemiz ile anneler, kendine zaman ayırabilecek ve istihdama da katılabilecek. Bebekleri de düşüneceğiz ve 0-4 yaş arası süt ihtiyacını karşılayacağız. Dar gelirli vatandaşlarımızın kapılarına süt bırakılacağız.
İmamoğlu’nun desteğini aldı
Erdem’e adaylık sürecinde destek verenlerden biri de İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu oldu. İmamoğlu seçimin ardından bir mesaj göndererek, “Biz Zonguldak’ı sadece madencisi ve emekçisiyle değil, İstanbul ve Türkiye’ye olan etkisiyle de önemsiyoruz. Zonguldak’taki sosyal demokrat ve halkçı belediyecilik, bütün Karadeniz’e iyi gelecek. Tahsin başkanımın çok özenli işler üretip, kente hak ettiği değeri kazandıracağına inanıyorum. Biz de her zaman kendisinin yanında olacağız’’ dedi.
]]>
EN GEÇ SAAT KAÇTA YEMEK YEMELİYİZ?
Geceleri boş mideyle uyumanın birçok avantajı var. Saat 23.00-16.00 arasını kaliteli uykuyla geçirebilen kişiler gece açlığının veriminden çok daha fazla yararlanabilir. Saat 23.00’te yatacak olan bir kişinin saat 18.00-19.00’dan sonra yemek yememesi açlığa katkı sunacaktır. Akşam üzeri saat 18.00’den sonra sindirim sisteminin rahatlamasını, kan şekerimizin ve insülin salınımımızın düşmesini sağlamak, kafeinsiz içeceklerle kaliteli uykuya hazırlık yapmak beden için yapılacak en doğru alışkanlıklardan biridir.
Akşam yemeğinden sonra yani 19.00’dan sonra açlık hissedilmesi durumunda insülini çok yükseltmeyecek bir gıda tercih edilebilir. Örneğin salatalık gibi su oranı yüksek sebzeler, birkaç parça havuç, bir bardak ayran olabilir. Özetle şekeri olmayan (buna meyve şekeri de dahil) gıdalar tercih edilebilir.
ÇOCUKLARIN UYKUDAN ÖNCE BİR ŞEYLER YİYİP, İÇMESİ DOĞRU MU?
Yetişkinlerde önerdiğimiz 14-16 saat açlıklar yerine çocuklarda 12 saat açlığı kabul edebiliriz. Gece yatmadan önce içilen sütler, tüketilen atıştırmalıklar onlara daha iyi gelecek gibi düşünebilirsiniz. Fakat büyüme hormonunun özellikle gece salgılandığını ve aynı zamanda sindirim sisteminin fazlaca çalışmasını istemeyeceğimizi unutmamanızda fayda var. Gece açlığı yaratabildiğimiz çocuklar gün içinde yeteri kadar beslenebiliyorsa (gerekli kalori ve proteini alabiliyorsa) uyumadan önce bir şeyler tüketmelerinin hiç bir faydası yoktur.
BOŞ MİDEYLE UYUMAK SAĞLIĞIMIZI NASIL ETKİLER?
Geç saatlerde yemek yemeyip, boş mideyle uyumanın sağlığa birçok yararı var. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
BÜYÜME HORMONUNU DENGELER
Erken yemek, büyüme hormonunun normal ölçüde salınımını sağlar. Bu hormon, kas kütlesinin artmasını, kemiklerin güçlenmesini sağlar. Çocuklarda boy uzamasını destekler. Ayrıca glikoz metabolizmasını da düzenleyerek diyabet riskini düşürür. Sağlıklı yaş almaya ve genç görünmeye katkı sunar. Yağ yakımı artar, kilo kontrolü sağlanır. Bütün hormonlar gibi yeterli miktarda salınması önemlidir. Hormon salınımının kontrolü mutlaka hekim kontrolü ve gerekli tetkiklerle ortaya çıkar. Çocuklarda gelişim ve büyüme takibi için mutlaka çocuk hekimi muayenesi gereklidir.
BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİRİR
Gece açlığında sakin çalışan sindirim sistemi, bağışıklık sisteminin işlevine izin verir. Gece boyu T lenfositler yenilenir, otofaji gerçekleşir yani vücut yeni ve daha sağlıklı hücreler elde etmek hasarlı hücreleri temizler. Otoimmün hastalıklara karşı direnç artar.
UNUTKANLIĞI ÖNLER
Beyin sağlığında önemli rol üstlenen BDNF (Beyin-türevli nörotrofik faktör) gece açlığında işlevini çok daha iyi yerine getirir. Öğrenme, hafıza, sağlıklı sinir sisteminin destekleyicisi olan bu protein genel sağlık için oldukça önemlidir. Yani açlık beyin sağlığımızı korumak için de avantaj sağlar.
İNSÜLİN DİRENCİNİ AZALTIR
İşlevini yitirmiş fazla sayıda üretilen insülin vücutta inflamasyonu (iltihaplanmayı) artırır, kilo artışını destekler. Gece gıda alımını sınırlandırmak fazla insülin üretimini önler, insülin-hücre duyarlılığını artırır, diyabetin önüne geçer.
KARIN İÇİ YAĞLANMASINI ENGELLER
Özellikle göbek bölgesi yağ dokuları hastalıkların habercisi ve tetikleyicisi olabiliyor. En yaygın görülen kronik hastalıkların ise baş düşmanı olarak bilinir. Gece gıda tüketimini sınırlandırmak, salınan insülin seviyelerini düşürmek organ çevresi yağlanmasını da azaltacaktır.
KİLO KAYBI SAĞLAR
Özellikle geceleri tok hissetmeden, hafif açlıkla uyumak depo glikojen ve yağların azalmasına sebep olur bu da dolayısıyla kilo kaybını destekleyecektir. Açlıkta kan yağları yani trigliseritler enerji için kullanılır. Gece açlığı, zamanla organ yağlanmasının önüne geçip, kilo kaybına yol açıp, kötü kolesterolün (LDL) ve trigliseridin (kan yağları) düşmesini sağladığı için kalp hastalıklarına yakalanma riskini de azaltır.
]]>12 Nisan Cuma günü teleferik kazası sonucu hayatını kaybeden yurttaşın ailesine başsağlığı dileyerek sözlerine başlayan Deniz Yücel, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’n talimatıyla Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın başkanlığında CHP heyetinin olay günü Antalya’ya hareket ettiğini hatırlatarak “Bu üzücü kaza ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında dün gece, Kepez Belediye Başkanımız Mesut Kocagöz hakkında tutuklama kararı verildi. Süreç, partimiz tarafından yakından takip ediliyor. Bu ülkede 7’si çocuk 25 kişinin öldüğü Çorlu Tren kazasında sorumlu kamu görevlileri, bırakın cezalandırılmayı ödüllendirilirken, onlarca madencimizin hayatını kaybettiği Amasra maden kazasındaki baş sorumlular hakkında aylarca soruşturma izni verilmezken, İliç’te toprak kayması sonucu meydana gelen faciada sorumlular korunurken, dün gece gelen tutuklama kararı şüphesiz, siyasi bir karardır” dedi.
“SORUŞTURMAYI SİYASETLE İLİŞKİLENDİRMEYE ÇALIŞANLAR KARŞILARINDA CHP’Yİ GÖRECEKTİR”
Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün 28 Kasım 2023 tarihinde belediye başkanlığına adaylık başvurusu yapmak için belediye iştiraki ANET Yönetim Kurulu Başkanlığı’ndan ve Genel Müdürlüğü’nden istifa ettiğini belirten Yücel, “İstifadan sonra işletmede defalarca denetim yapılmıştır. Ancak; bu acı olaydan bile siyasi rant devşirmeyi hedefleyen, partimizi karalamaya çalışanlar öncelikle şunu anlamalıdır: Kazada sorumluluğu olan herkes, tarafsız ve bağımsız yargı önünde hesap vermeli ve hak ettiği cezayı almalıdır. Kuşkusuz kazada dahli olan kim varsa kimsenin gözünün yaşına bakılmamalıdır. Bu bizim kırmızı çizgimizdir. Ancak bu soruşturmayı, siyasetle ilişkilendirmeye çalışanlar, karşılarında Cumhuriyet Halk Partisi’ni görecektir” diye konuştu.
“HUKUKSUZLUĞUN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”
Hatay’daki seçimlerin iptal edilmesi çağrısında da bulunan Yücel, “Sanmayın ki, bu milli irade gasbına sessiz kalacağız. Sanmayın ki Hatay’dan vazgeçtik. Kurucu liderimizin şahsi meselesi bizim de şahsi meselemizdir. Biz bu hukuksuzluğun peşini bırakmayacağız. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘şahsi meselem’ dediği Hatay, her bir Cumhuriyet Halk Partilinin şahsi meselesidir ve Hatay halkının iradesine bu anlayışla her zaman sahip çıkılacaktır. Hatay seçimlerine şaibe bulaşmıştır. Var olan bu kanunsuzluklar nedeniyle Yüksek Seçim Kurulu tarafından Hatay seçimlerinin derhal iptal edilerek yenilenmesine karar verilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
“AKP İKTİDARI SAATLERCE NE DİYECEĞİNİ BİLEMEDİ”
İran ve İsrail arasında yaşanan son gerilime de değinen Yücel, AKP’yi eleştirerek “AKP iktidarı, saatlerce ne diyeceğini bilemedi… Bu önemli gelişmeler karşısında başta Dışişleri Bakanı olmak üzere tek bir yetkilinin dahi bu konuda, uzun süre bir açıklama yapmaması, ülkemizin dış politika hanesine eksi puan yazılmıştır. Füze ve roket atılıyor, ‘saldırı’ bile diyemiyorlar. ‘Adım’ ya da ‘hamle’ diyorlar… CHP olarak bizim tavrımız net… Biz Filistinlilerin ve tüm mazlum halkların yanındayız. Ortadoğu’da gerilimi yükseltecek tüm politikaların da karşısındayız. Tüm ülkelerin itidalli davranmasını istiyoruz. Böyle bir ortamda, hiç şüphesiz, ülkemizin ve partimizin kurucusu Büyük Önder Atatürk’ün bize gösterdiği ‘Yurtta Barış Dünyada Barış’ anlayışı ile hareket edilmelidir” şeklinde konuştu.
“ŞEBNEM BURSALI’NIN YEDİĞİ ISTAKOZUN HESABIYLA 1 AY GEÇİNMEK ZORUNDA OLAN AİLELER VAR”
AKP İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı’nın ıstakoz paylaşımı hakkında da konuşan Yücel, “AKP milletvekili Şebnem Bursalı’nın yediği ıstakozun hesabıyla 1 ay geçinmek zorunda olan aileler var bu ülkede. Önümüzde Kurban Bayramı var… Bakalım 2 ay sonra, halkı küçümsemek adına neler yapacaklar. Kibir abidesi AKP’liler bu kez hangi görgüsüz davranışlarıyla gündem olacaklar, bekliyoruz… Bu görgüsüzlüğün, bu eşitsizliğin ve haksızlığın akıllara getirdiği Tevfik Fikret’in şiirinde de dediği gibi ‘Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin, doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin’. Ama unutmayın ki ilk genel seçimler de ıstakoz sofralarınızım sonu olacak” dedi.
“İŞİMİZ GÜCÜMÜZ TÜRKİYE”
“Partimizde başlattığımız değişim rüzgârı artık ülkemizde de esmeye başladı” diyen Yücel konuşmasını şöyle sonlandırdı:
* “Cumhuriyet Halk Partisi’ni, yerel seçimlerde Türkiye’nin birinci partisi yapan halkımız, inanıyoruz ki ilk genel seçimlerde de bize aynı gururu yaşatacak. Değerli arkadaşlar, buradan partim adına, partimin çeşitli kademelerinde görev yapan her bir ferdi adına söz veriyorum. Cumhuriyet Halk Parti’sinde kibirin en ufak bir emaresini dahi görmeyeceksiniz.
* Halkın verdiği oyları rahatlama sebebi olarak gören bir irade değil, aksine omuzlarımızda artan yükün farkında olarak ve fakat gururla taşıyarak doğru bildiği yolda durmaksızın ilerleyen bir irade göreceksiniz. Bu seçimlerde yaktığımız meşaleyi, hiç söndürmeden, değişim inancı ve gücü ile Türkiye İttifakı için çalışmaya devam edeceğiz. İşimiz gücümüz Türkiye” bizim için sadece bir seçim sloganı değildir. Sadece seçimde değil her gün için ‘İşimiz gücümüz Türkiye!’ diyorum.”
]]>Savunma yapan sanık Bayram Ali Aydınlar, müşteki Emirhan D’nin darbedilmesine ilişkin iddialar üzerine yargılandığını, olaya herhangi bir dahli olmadığını savundu.
Aydınlar, “Emirhan bizde bodyguarddı. Arkadaşlarıyla eğlenmeye geldi, taşkınlık yaptı. ‘Gelen personel taşkınlık yaptı’ diye patronumu aradım. Uyardığım için azmettirici olarak benden şikayetçi oldu” diye konuştu.
Sanık Burak Kapucu da herhangi bir örgüte üye olmadığını, suça konu barlarda ek iş olarak çalıştığını savundu.
“ALAKAM YOK” DEDİ, TAHLİYE İSTEDİ
Günlük kiralık daire işi yaptığını ifade eden Kapucu, “Otel tarzında bir işletme. Kartlı sistemle açılıyor odalar. Temizlik görevlileri paspasın altına bırakılan kartları alıp misafir çıkınca odayı temizliyor. Hiçbir temizlik görevlisi bize herhangi bir şikayetle gelmedi. İddia edilen bodyguardların vurulması olayında mesul müdür olarak gözüksem de orayla alakam yok” dedi.
Kapucu, tahliyesini talep etti.
“KENDİ MEKANIMI AÇMAM SUÇ OLDU”
Sanık Cemil Kumaşçıoğlu ise ticaretle uğraştığını belirterek, dosyada adı geçen kişilerle ilişkisi olmadığını iddia etti.
Eğlence sektöründe 15 yıldır hizmet verdiğini ifade eden Kumaşçıoğlu, örgüt yöneticiliğiyle yargılanan Bora Kaplan’ı da sektörden tanıdığını, birlikte mekan açtıklarını ve kendisinin de mekanın mesul müdürü olduğunu anlattı.
Kumaşçıoğlu, savunmasına şöyle devam etti:
“İddianamede adı geçen, fotoğraf çektirdiğim herkes müşteri olarak gelen ve samimi olduğum kişilerdir. Benim Bora Kaplan’ın yanından ayrılıp kendi mekanımı açmam suç oldu. Ben neden başkasının mekanını kendi mekanım diye tanıtayım. Ben Bora Kaplan’ın mekanlarında mesul müdürlük yaptım ama kimseden emir ya da talimat almadım. Hesaplarım ve mal varlığım ortadadır. Beraatimi talep ediyorum.”
“KİMİN MEKANINA ÇÖKMÜŞÜM?”
Kumaşçıoğlu’nun savunmasının ardından söz alan sanık Bora Kaplan da “Bunlar iyi çocuklar, efendi çocuklar. ‘İşletme açalım’ dediler, ‘tamam’ dedim. Adı geçen mekanların tuğlalarını ben taşıdım. Bir tane mekan göstersinler kimin mekanına çökmüşüm.” ifadelerini kullandı.
Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, Kaplan’a tüm sanık savunmalarının ardından kendisinin de savunmasını alacağını söyledi.
“KIZILAY’DA CD SATIYORDU”
Sanık Deniz Ürcan da “Suç örgütüne üye değilim. Ayhan Bora Kaplan bizim komşumuzdu oradan tanıyorum. İlk tanıdığım zamanlar Kızılay’da CD satıyordu. Sonrasında adında mekan açtı. Olaylarda adı geçen Fethi Koyuncu’yu tanımam. Hamile eşim var, beraatimi talep ediyorum.” dedi.
Sanık Doğukan Bağcı ise suça konu olan mekanlarda garson olarak çalıştığını, sanıkların bazılarını da çalıştığı mekanlardan tanıdığını belirterek, beraatini talep etti
Sanık Doğuş Can Uğurlu da barlarda güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, herhangi bir örgüte üye olmadığını söyledi.
AVUKATLARIN TALEPLERİNE RET
Bu sırada, sanık avukatları salondaki bazı emniyet görevlilerinin “soruşturma aşamasında tutanak tutan emniyet görevlileri” olduğunu iddia ederek, bu görevlilerin salondan çıkartılmasını talep etti.
Görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı ise yargılamaların aleni ilkesi gereğince duruşmaların herkese açık olması ve bu yönde aksi bir karar alınmaması dikkate alınarak, avukatların taleplerini reddine karar verilmesini istedi.
Ara karar kuran mahkeme, salondaki görevlilerin soruşturma esnasındaki belgeleri değiştirme ihtimallerinin bulunmaması, duruşmanın aleni olması ve duruşma salonundan çıkarılmalarını gerektirecek somut bir durum bulunmaması gerekçesiyle avukatların taleplerini reddetti.
Sanıklar Emir Akyol, Ersoy Yahya ve Ferit Çelik de suç örgütüne üye olmadıklarını ve suçsuz olduklarını savunarak, beraat talebinde bulundu.
Duruşmaya yarın devam edilecek.
İDDİANAMEDE NELER VAR?
İddianameye göre soruşturma, 7 Eylül 2023’te Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına giderek Ayhan Bora Kaplan ve suç örgütü üyelerinden şikayetçi olan müşteki Erkan D’nin beyanları üzerine başlatıldı.
Suç örgütünün Kaplan’ın talimatı ve bilgisi doğrultusunda, farklı tarihlerde Mahfuz Tatar ve Semih Arslan’ın öldürülmesi, müştekiler Altan T, Murat Y, Serhat T. ve Serdar H’nin silahla yaralanması, müşteki Erkan D’nin 2 gün boyunca alıkonularak işkence edilmesi, müşteki Mehmet Taha E’nin sahibi olduğu işletmelerin zorla alınması, müşteki Muhammed S’nin 2 otomobilinin gasbedilmesi ve zorla çek yazdırılması ile müşteki Emirhan B’nin darbedilmesi olaylarını gerçekleştirdiği bildirildi.
Bora Kaplan ve örgütün diğer yöneticileri, suç örgütünün işlediği tüm suçlardan sorumlu tutuldu.
İddianamede, Ayhan Bora Kaplan ve diğer örgüt yöneticileri Fethi Koyuncu, Mutlu Ayaş, Yusuf İzzet Savaş, Kanber Keskin ve Serdar Sertçelik hakkında “suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak ve yönetmek”, “kasten öldürme”, “nitelikli kasten öldürme”, 7 kişiye yönelik “kasten yaralama”, 2 kişiye yönelik “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, 2 kişiye yönelik “nitelikli yağma”, “eziyet”, “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme”, “suç üstlenme” ve 2 kez “suçluyu kayırma” suçlarından biri ağırlaştırılmış 2’şer kez müebbet ve 169 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istendi.
Diğer 55 sanık için de çeşitli sürelerde hapis cezası talep edildi.
]]>İTİRAZLARA İLİŞKİN AÇIKLAMA
İtirazların ardından basın açıklaması yapan Özel, basın mensuplarının sorularını da yanıtladı.
31 Mart 2019’daki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yenilendiğini hatırlan Özel, itiraz başvurularına ilişkin şu detayları verdi:
*Biraz önce YSK’ya Hatay Büyükşehir ve Hatay İskenderun ilçesi için ayrı ayrı ‘tam kanunsuzluk’ iddiasıyla başvurmuş durumdayız. Bu başvuruyu bizzat yapacağımı ve takip edeceğimi söylemiştim.
*Tam kanunsuzluk başvurumuz herhalde YSK’ya tarihi boyunca yapılmış en kapsamlı tam kanunsuzluk başvurusudur. Birazdan sadece 8 başlığına değineceğim meselenin herhangi bir tanesi tarafsız ve siyasi baskılardan arındırılmış, sadece hukuk normlarına göre düşünülen vicdan sahibi insanlarda seçimin yenilenmesi yönünde bir karar verme durumunu yaratacaktır. Her birisinde YSK’nın geçmişte talebimize uygun kararlar mevcuttur. Eğer 31 Mart 2019 seçimleri iptal edildiyse Hatay seçimleri 8 kez iptal edilebilir.
*Kanuna aykırı olarak emniyet görevlilerin ve zabıtaların seçim kurullarında göreve yaptıkları, sandık kurulu başkanı oldukları ve memur üye olarak görevlendirildikleri ortadadır, sabittir. Hal, tam kanunsuzluk halidir. Hakkında kısıtlılık kararı bulunan 108 seçmeni biraz önce YSK’ya verdiğimiz dilekçenin ekinde sunduk.
*Ayrıca 3 bin 389 ölü seçmen seçimlerde oy kullanmıştır ve bununla ilgili kanıtlar çuvalların içinde YSK’nın adalet terazisine konmak üzere beklemektedirler. CHP lehine sayım kararı alındığında, ‘Aradaki farktan çok geçersiz oy var, bakmalıyız’ demişlerdi. Aradaki farkın 15 katı geçersiz oy var ve kanuna göre geçersiz oyların niçin geçersiz olduğu mutlaka yazılmalıdır. Durum, tam kanunsuzluk halidir.
*Ayrıca Reyhanlı ve Kumlu ilçelerinde belediye meclis üyesi olan ve İlçe Seçim Kurulu üyesi olan kişiler kurul üyeliklerinden istifa etmedikleri halde seçimlerde aday olmuşlar. Seçimlere partilerin yaptığı itirazlarda bulunmuşlar. İtirazlara karar vermişler, oy kullanmışlar ve hatta bir tanesi kendi mazbatasını kendi imzalamıştır. Hal, tam kununsuzluğun daniskasıdır.

“HATAY’DA HİÇBİR OY YENİDEN SAYILMADI; ŞİMDİ İŞ, YSK’NIN ÖNÜNDE”
Kütahya ve Gaziosmanpaşa’daki oyların AKP itirazları üzerine yeniden sayıldığını hatırlatan Özel, Hatay’da oyların yeniden sayılmamasına tepki gösterdi. Özel, şöyle konuştu:
*Yurt dışında tespit ettiğimiz seçmenler oy kullanmışlardır. Biz, 300’e yakın seçmenin yurt dışında bulunduklarını o gün ispatlıyoruz. Oy kullanmadıklarının ispatı için çizelgeler açılmalıdır. Eğer gerçeği açıklayacaksak, bu kurul hakikatin peşinde koşacaksa ve adalet dağıtacaksa yurt dışında olduğunu ispatladığımız seçmenlerin yerlerine oy kullanılmadığına imza föyleriyle bakmak durumundalar.
*Kırıkhan’da seçim sürerken çıkan arbedede sandıklar dağılmış, pusulalar saçılmış, bir saat sonra; ‘Sıfırdan başlıyoruz’ denmiş. O ana kadar oy kullanan seçmenler, kullandıkları oyların sandıkta olduğunu sanıp evlerine gitmişler ama o oylar kullanılamamıştır. Seçim öğlenin 11’inde yeniden başlatılmıştır.
*Hal, tam kanunsuzluk halidir. Sıfır oy aldığımız sandıklardan maddi hataları düzelttirerek fark 3 bin 900’den 2 bin 569’a inmişken tüm sandıkların bu denetime tabii tutulmasından daha doğal bir talep olamaz.
*İstanbul Gaziosmanpaşa’da bütün oylar yeniden sayıldı, YSK; ‘Sayıma devam edin’ kararı verdi. Kütahya, geçersiz oylar tek tek sayıldı. Bu kararlar bu kadar açık ortadayken Hatay’da hiçbir oy yeniden sayılmadı. Hatay’da hiçbir sandık ne ilçe düzeyinde, ne İl Seçim Kurulu’nda sayılmıştır. Şimdi iş, YSK’nın önündedir.
“SEÇİLMİŞ KURULA SİYASİ SEBEPLERLE BASKI YAPMAK BÜYÜK BİR SUÇTUR”
YSK üzerinde siyasi bir baskı olduğunu ileri süren Özel, itirazlarının yeniden reddedilmesi halinde kararın siyasi olacağına dikkat çekti. Özel’in açıklamalarının devamı şöyle:
*Geçen sefer itiraz ettiğimizde saymama kararı hukuki değil, siyasiydi çünkü AKP isteyince sayıyorsun ama bugün onlara 3 bin 389 ölü seçmenin listesini vermişken, yurt dışındakilerin listesini vermişken, tüm kanıtlarımızla tam kanunsuzluk hallerini sıralamışken, kendisi aday olan kişi seçim kurulunda görev yapıyorken artık bu vakitten sonra bu tam kanunsuzluğa, ‘Ben tam kanunsuzluk demedim, görmedim’ diye imza atacak birisi çocuklarına çok doğru bir miras bırakmayacaktır.
*Bu karar bugün böyle alınırsa siyasi bir karar olacaktır. 2019 seçiminin siyasi bir kararla iptal edildiğini seçmenin vicdanı 2 ay sonra cevaplamadı mı? Seçmen o kararı verenlere mi katıldı, itiraz edenleri mi katıldı? Seçmen mağdurun yanında yer aldı ve o gün 806 bin fark, bugün 1 milyon fark olduysa hep o yapılanlar yüzündendir.
*Buraya talimat verenlere söylüyorum. Aklınızı başınıza alın, bunlar seçmenin vicdanından dönüyor. Size bu aklı verenler size de iyilik yapmıyor, ülkeye hiç iyilik yapmıyor, Hatay’a hiç iyilik yapmıyor. Bir seçilmiş kurula siyasi sebeplerle baskı yapmak büyük bir suçtur ama o baskıya boyun eğmek hiçbir hakimden beklediğimiz bir tutum değildir. YSK’nın asla ve asla böyle bir karar vermeyeceğini, bu siyasi baskılara boyun eğmeyeceğine yürekten inanıyorum.”
“BEN YÜZÜNE SÖYLEYEMEYECEĞİM HİÇBİR ŞEYİ…”
Bir basın mensubunun “Açıklamada dile getirdiğiniz siyasi baskı iddialarını YSK Başkanı’nın yüzüne söyleyebildiniz mi” sorusuna Özel, “Kendisine dilekçemiz hakkında bilgi verdik. Kendisi kararıyla konuşacak bir mercide olduğu için kendisinden bu konuda somut bir cevap da beklemedik. Zaten ‘Ne kendisinin ne kurulun herhangi bir üyesinin bir baskıya boyun eğmeyeceğine olan inancım tamdır’ derken kendilerine bir saygısızlık yoktur, bu kurula baskı yapanları söylerim. Ben yüzüne söyleyemeyeceğim hiçbir şeyi kameraların önünde ya da arkasından söylemem” diye konuştu.

“ANTALYA’DA BÜYÜK BİR HUKUKSUZLUK YAŞANIYOR”
Özgür Özel, Antalya’da 1 kişinin hayatını kaybettiği, 174 kişinin havada asılı duran kabinlerde mahsur kaldığı teleferik faciasıyla ilgili tutuklanan CHP’li Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz hakkındaki soruya şu yanıtı verdi:
*Antalya Kepez’de iki hukukçu milletvekilimiz, birisi Grup Başkanvekilimiz Ali Mahir Başarır, bir diğeri Ankara Milletvekilimiz Umut Akdoğan olmak üzere bugün Antalya’dalar. Örgütümüzle görüştüler. Belediye başkanımızı ziyaret etme aşamasındalardı. Antalya’da büyük bir hukuksuzluk, kanunsuzluk, vicdansızlık yapılıyor.
*Bakın CHP olarak kusuru olan kimse cezasını çeksin. Kimseyi koruyacak değiliz. Ancak Kepez Belediye başkanımız önceden o şirketin başındayken ilgili bakanlıktan onaylı, sertifikalı, ‘buna yaptırabilirsin’ dedikleri şirkete bakım yaptırdıysa, görevi bıraktıktan sonra üç kere de bakım yapıldıysa, denetim olduysa, benim belediye başkanımın görevi bıraktıktan sonra üç kere bakımı olan, denetim gören teleferiğin kazasından sorumlu tutulup tutuklanması siyasi karardır.
*Eğer kusuru olsa mutlaka ama mutlaka bunun soruşturulması gerekir. Kaldı ki kendisine Kepezliler bir hafta önce ‘Kepez’i sen yönet’ diye oy vermişler.
“BUNU KİME YAPTINIZ DA BENİM BELEDİYE BAŞKANIMA YAPIYORSUNUZ?”
*Tutuklu yargılanması Kepez’ı bırakıp kaçacak mı? Başında olmadığı şirketin delilini mi karartacak? Görevini yapmasına engel olunması siyasidir. Tamamen haksızlıktır. Ayrıca Kepez Belediye Başkanımızın şu kadarcık suçu olduğuna inanmakla ve buna yürekten suçu olmadığına inanmakla beraber gözümüzün önünde Soma’da 301 kişi öldü.
*En son İliç’te… Bir kamu görevlisi yargılandı mı arkadaşlar? Dönemin tren kazasında ilgili genel müdürünü görevden aldılar, dava bitmeden yeniden göreve atadılar. Bir kişiye Soma’dan İliç’e kadar tüm facialarda bir kamu görevlisine yargılanma izni verdiniz mi?
*Hesabını sordunuz mu? O şirketlerin genel müdürlerine sordunuz mu? Şimdi gelip bize soruyorsunuz. Belediye başkanımın suçu olsa ben bu soruşturmanın yapılmasından hiçbir rahatsızlık duymam.
*Tutuksuz yargıla, göreceksin onun döneminde işlerin dört dörtlük yapıldığını. Burada bir suç varsa bakımı, denetimi yapan firmada bir eksiklik varsa hesabını hep birlikte soralım. Bizden yana birinde varsa hep birlikte soralım. Bunu kime yaptınız da benim belediye başkanıma yapıyorsunuz. Büyük bir haksızlıktır. İtirazın kabul edileceğine, başkanımızın görevi başına döneceğine en kısa sürede inanıyorum. Aksi durum akılla da vicdanla da bağdaşmaz.
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 6’sı tutuklu 12 sanık hakkında hazırlanan iddianamede, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün edindiği istihbari bilgi üzerine soruşturma başlatıldığı belirtildi.
ÖĞRETMENLERİN ÇOĞU ARAP
İddianamede, IŞİD’in Horasan koluna mensup Özbek, Kırgız ve Kafkas kökenli kişilerin Başakşehir’de “Darul Vefa İlim ve Amel Merkezi” adlı illegal mescit/medresede yapılandıkları, Suriye ile Afganistan’daki örgüt unsurlarıyla yakın temaslarını sürdürdükleri ifade edildi.
Merkezin öğretmenlerinin çoğunluğunun Arap uyruklular olduğuna dikkati çekilen iddianamede, öğrencilere dini eğitim adı altında IŞİD’in propagandasının yapıldığı, yapılanmanın liderlerinin devşirdikleri kişileri Türkiye üzerinden Afganistan’a gönderip IŞİD’in ‘Horasan Vilayeti’ saflarına katılmalarını planladıkları kaydedildi.
EMNİYET ‘MEDRESE’Yİ TAKİP EDİYORDU
İddianamede, merkezin emniyet birimleri tarafından takip altında tutulduğu, bu nedenle dernekle bağlantılı kişilerin farklı mescitlere dağıldığı ancak belirli özel günler dolayısıyla bu merkezde bir araya geldikleri bildirildi.
70 ÇOCUĞA YATILI EĞİTİM
Merkezin bünyesindeki yatakhanelerde geçmişte Suriye’de IŞİD adına faaliyet göstermiş Özbek, Tacik, Kafkas, Irak ve Mısır uyruklu kişilerin saklandığı, sınıflarda da Suriye’de terör örgütü bünyesinde faaliyet gösterirken öldürülen Kafkas, Fas, Irak, Mısır ve Tunuslu bazı kişilerin 16-17 yaş aralığındaki 70 çocuğuna yatılı eğitim verildiği aktarıldı.
TBMM’YE YÖNELİK TERÖR SALDIRISI PLANI
IŞİD hücresinin 9 üyesinin 2023’ün Haziran ayının sonunda kendi aralarında İstanbul’da bir görüşme gerçekleştirdiği, bu üyelerin, örgütün Suriye’deki elebaşlarının kararına istinaden TBMM’ye ve İstanbul’da bulunan askeri kışlalara veya polis karakollarına yönelik terör eylemi gerçekleştirilmesi gerektiği hususunda bilgilendirildiği belirtildi.
İddianamede, örgüt mensupların toplantısı sırasında, eylemler için kullanılacak mühimmat ve EYP bileşenlerinin temininin “Fuad Azeri” adlı kişi tarafından karşılanmasına karar verildiği, diğerlerine ise söz konusu amaçlar için gereken paraların toplanması görevi atfedildiği vurgulandı.
BOMBA TEDARİKÇİSİ YAKALANIP BIRAKILMIŞ
“Fuad Azeri” adlı kişinin dosyadaki sanıklardan “Fuad Rasulov” olduğu bildirilen iddianamede, Rasulov’un terör örgütü propagandası yapması, Tacik uyruklu kişilerin terör örgütüne adam kazandırma faaliyetlerinde ve IŞİD adına Suriye’deki çatışma bölgelerinde bulunması üzerine 20 Haziran 2022’de İstanbul’da yapılan bir operasyonda yakalandığı, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı anlatıldı.
SOSYAL MEDYADA RUSÇA TANITIM
İddianamede, 14 Temmuz 2023’te operasyon düzenlenen, içinde sınıf, yatakhane ve mescidin yer aldığı ortaya çıkan merkezin Rusça paylaşımlar yapılan sosyal medya hesabında, yeni açılan sınıflarla ilgili kayıt duyuruları, iftar organizasyonları ve Kurban Bayramı için maddi yardım taleplerinin olduğu bilgisine yer verildi.
ÇARŞAFLI KADINLARDAN ATIŞ TALİMİ
Sanıkların ifadelerinin de bulunduğu iddianamede, bir sanığın ikametinde ele geçirilen ruhsatsız silah, 123 mermi, 52 bin 500 dolar, 1610 avro ve 100 bin 600 lira ile cep telefonu incelemesinde ortaya çıkan kamuflaj giyimli silahlı erkekler, atış talimi yapan çarşaflı kadınlara ait fotoğraflar ve IŞİD ile ilgili dokümanın yer aldığı kaydedildi.
REİNA DAVASINDA İKİ YIL HAPİS YATTI
Sanıklardan Rasulov’un, Azerbaycan’da “uyuşturucu madde kullanmak” suçundan 2 yıl tutuklu kaldığı, 2016’da resmi yollardan Türkiye’ye geldiği, “Reina” gece kulübüne yapılan terör saldırısıyla bağlantılı olduğu gerekçesiyle “IŞİD üyesi olmak” suçundan 2 yıl cezaevinde yattığı aktarıldı.
Sanıkların IŞİD’le bir bağlantıları olmadığı, medreseye namaz kılmak için gittikleri ve kimseden emir veya talimat almadıkları yönünde savunmalarının yer aldığı iddianamede, sanık Mohamed Kotb Mohamed Ahmed’in beyanları bu merkezle ilgili bazı detayları ortaya çıkardı.
Sanık Ahmed, savunmasında medresenin sorumlusu olduğunu belirttiği Hasan isimli kişinin “cihat” konusunda medreseye gelen insanları etkilediğini, eğitim verilen çocukların babalarının Suriye veya Irak’ta IŞİD içerisinde terör örgütü PKK’ya karşı savaşırken ölmesinden dolayı bu örgüt hakkında “hınzır ve domuz” gibi beyanlarda bulunduğunu söyledi.
DEVLET OKULUNA GİTMİYORLAR
Medresede günün sabah namazıyla başladığını anlatan Ahmed; Kur’an-ı Kerim, Arapça, fıkıh, hadis, tefsir, edep ve ahlak dersi verdiklerini, akşam namazından sonra yemek yenildiğini, temizlik yapıldığını, sabah namazından gece çocuklar uyuyuncaya kadar sırayla nöbet tutuklarını anlattı.
Ahmed, dernekteki yatılı çocukların hiçbirinin devlet okuluna gitmediğini, evlerinden gelenlerin bazılarının okula da gittiğini, ailesi olmayan çocukların hep yatılı kaldığını kaydetti.
YARGILAMA MAYISTA BAŞLAYACAK
Sanıklar hakkında “terör örgütüne üye olmak” suçundan 7,5 yıldan 15’er yıla kadar hapis istenen iddianamede, 2 sanığın ayrıca “ruhsatsız silah bulundurmak” suçundan 1,5 yıldan 4 yıl 6’şar aya kadar hapisleri talep edildi.
Başsavcılık tarafından onaylanan iddianame, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
Sanıkların mayıs ayındaki ikinci duruşmada hakim karşısına çıkması bekleniyor.
]]>Oturumu yönetmek üzere meclis salonuna alkışlarla gelen İmamoğlu, tüm meclis üyelerinin tek tek eline sıkarak kutladı.
316 meclis üyesinden oluşan mecliste, bu dönem CHP çoğunluğu sağladı, AKP azınlıkta kaldı. Meclis, İBB Başkanı İmamoğlu ve 185 CHP’li meclis üyesi, 129 AKP’li meclis üyesi ve 2 MHP’li meclis üyesinden oluştu.
İlk oturumda, meclis başkanvekilleri, katip üyeler, encümen ve ihtisas komisyonlarına üye seçimi yapıldı.
İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği, Marmara Belediyeler Birliği, Tarihi Kentler Birliği üye seçimleri de gerçekleştirildi.
Meclis 1. Başkanvekili CHP’li Meclis Üyesi Nuri Aslan, 2.Başkanvekili Gökhan Gümüşdağ oldu. CHP’li Gümüşdağ, mecliste uzun yıllar grup başkanvekilliği yapan AKP’li Göksel Gümüşdağ’ın kuzeni.
PARTİ GRUPLARININ YENİ YÖNETİMLERİ
Oturumda siyasi parti gruplarının yeni yönetimleri de belli oldu. CHP Grup Başkanvekilliğine Ülkü Sakalar getirildi. Böylece meclis tarihinde ilk kez bir kadın, grup başkanvekili oldu.
CHP Grup Sözcülüğüne de önceki dönemde de meclis üyesi olan Gencay Özcan getirildi.
Önceki dönemde AKP Grup Başkanvekili olan Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun yeni dönemde görevi sona erdi.
AKP’nin yeni grup başkanvekili önceki dönemde meclis 1. Başkanvekili olan Zeynel Abidin Okul oldu. Grup sözcüsü ise değişmedi ve Murat Türkyılmaz görevine devam etti.

“ALLAH UTANDIRMASIN”
İmamoğlu oturumu “Allah utandırmasın, herkese üstün başarılar diliyorum” sözleri ile açtı. Ardından İstiklal Marşı okundu ve saygı duruşunda bulunuldu. Ardından açılış konuşması yapan İmamoğlu, “31 Mart 2024 seçimlerinde, halkımız demokratik hakkını kullanmış ve İstanbul’u 5 yıl daha yönetmemiz yönünde bizlere vazife vermiştir. 5 yıl boyunca gösterdiğimiz gayret ve hizmetin halkımız nezdinde takdirle karşılanması ve teveccüh görmemiz bizi ziyadesiyle memnun etmiştir. Bu takdirin verdiği sorumluluk bilinciyle ikinci dönemimizde de, İstanbul’un atılım ve yatırım dönemi daha da büyüyerek devam edecektir. İsrafı bitirmiş, halkçı belediyeciliği getirmiş olan yönetim anlayışımız Türkiye’de pek çok kente örnek oldu. Dayanışmacı ruhumuzu temsil eden Askıda Fatura uygulamamız ise dünyada onlarca kent tarafından ne mutlu ki örnek alındı. Yolumuza hem kalkınmacı hem de dayanışmayı gözeten bu anlayışla daha güçlü şekilde devam edeceğimiz yeni bir döneme daha güçlü girmekten kıvanç duyuyorum” diye konuştu.
“MAKAMLAR GEÇİCİ”
İmamoğlu, meclis üyelerine “Unvan ve makamlarımız geçici, sorumluluğumuz ise her türlü şahsi ve siyasi hesabın üzerindedir. Allah hepimize, İstanbullulara mahcup olmamayı ve bu şehre hak ettiği hizmeti sunabilmeyi nasip etsin” diye seslendi.
“ATATÜRK’E LAYIK OLACAĞIZ”
31 Mart seçimlerinin çok önemli mesajlar verdiğine dikkat çeken İmamoğlu “Her birimiz o mesajları iyi anlamak ve gereğini yapmakla yükümlüyüz. Her şart altında, ortak akıl, istişare ve uzlaşma kültürüyle hareket eden, İstanbulluların menfaatlerini önceleyen, tam anlamıyla demokratik bir meclis tecrübesini bu dönem hemşerilerimize yaşatacağız. İstanbul tarihinin ve tüm Türkiye’nin en şeffaf, en demokratik, en etkili, en verimli meclisi olacağız. Yetkimizi sadece ve sadece 16 milyon İstanbullunun çıkarları için kullanacağız.Ülkemizin ve cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e layık olacağız” dedi.
“VİCDANLI SİYASET TALEBİNİN İFADESİ”
31 Mart seçim sonuçlarının; adaletli, dürüst, sorun çözme odaklı bir siyaset talebinin ifadesi olduğunu dile getiren İmamoğlu “31 Mart, insanları kutuplaştırmayan, ortak akla dayalı ve vicdanlı bir siyaset talebinin ifadesidir. Bizim hizmet anlayışımızda hiçbir kesim bir diğerinin düşmanı ve hasmı değildir. Partizanlık, asla ama asla bizim yönetim anlayışımızda yoktur. Önümüzdeki 5 yıl boyunca bunu bu anlayışı bu mecliste çok daha da güçlü şekilde göstereceğiz. Bu büyük ekonomik krizde vatandaşımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Kent lokantaları, yurtlar, öğrenci bursları, anne kartlar, kadın eğitim kurumları ve kreşler ile sosyal alt yapı projelerimize hız vereceğiz. Elimizden gelen her fırsatı ve bulacağımız her kaynağı kullanarak şehrimizin altını metro ağlarıyla örmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
CUMHURBAŞKANINA İMZA ÇAĞRISI
İmamoğlu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da mesaj vererek şunları söyledi:
-Umut ediyorum ki, hiçbir fayda sağlamadığı bu seçimlerle iyice anlaşılan, bazı engelleme çabaları da artık son bulur.
-Bugün, kıymetli İstanbul Meclisi’nde tekrar etmek isterim ki; başta Beylikdüzü-Sefaköy raylı sistemi olmak üzere artık bekleyen tüm imzalarımızı atınız. Atın ki biz de hızlıca işimize odaklanalım.
-İstanbul’un çevre, ulaşım ve trafik sorunlarını hızla çözebilelim. Bu yeni dönemde sırt sırta verebilirsek şehrimizin her ilçesinde yaşam kalitesini kat kat artırabiliriz.
“HEPİMİZ AYNI GEMİDEYİZ”
-İstanbullular bizden icraatçı ve halkçı bir belediyecilik yapmamızı bekliyorlar. Bu şehirde yaşayan 16 milyon hemşerimizin kahır ekseriyeti siyasi rekabetin demokrasi, hukuk, ahlak ve nezaket sınırları içerisinde yapılmasını talep ediyorlar. Hatırlatmak isterim ki hepimiz aynı gemideyiz.
-Ülkemizin etrafı, uluslararası sorunların adeta merkezi haline döndü. Ulusal güvenlikle ilgili daha büyük riskler içeren bir ateş çemberiyken particilik yapamayız. Yapmamalıyız.
-Geçmişe takılıp kalmadan, siyasetin her koşulda müzakere ve uzlaşı sanatı olduğunu bilerek hareket edeceğiz. Hep beraber öyle yapmalıyız.
“31 MART’I DEMOKRASİ İLE TAÇLANDIRALIM”
-Bu kürsüden hangi partiden olursa olsun seçilen tüm yeni meclis üyelerimize, belediye başkanlarımıza, hükümetimize çağrıda bulunuyorum: Gelin el birliği ile İstanbul’umuzu ve ülkemizi güzel ve müreffeh günlere taşıyalım. Bunu hep birlikte yapalım.
-Gelin 31 Mart’ı demokrasiyle taçlandıralım. Gelin bu sonucu hukuk devletimizi yeniden tesis etmek için bir sinerjiye dönüştürelim. Gelin hukuk devletini, demokrasimizi ve kardeşlik iklimini yeniden tesis edelim. Gelin akılcı, samimi, şeffaf ve hesap verebilir politikalarla ekonomimizi ayağa kaldıralım.
-Gelin el birliği ile ülkemizi, İstanbul’umuzu depreme hazırlayalım. Unutmayalım: İstanbul’daki yatırımlar ve hizmetler hepimizin, İstanbul’da harcanan her kuruş bütün milletimizindir. İstanbul’un her projesi bir partinin değil milletin projesidir.
-Gelin 31 Mart’ı bir milat olarak görelim. Şehrimizin ve ülkemizin kazanacağı, kaybedenin olmadığı bir dönüm noktasına çevirelim” diye konuştu.
KEPEZ BELEDİYE BAŞKANININ TUTUKLANMASINA TEPKİ
Konuşmasında adalet vurgusu yapan İmamoğlu, Antalya’daki teleferik kazası nedeniyle CHP’li Kepez Belediye Başkanı’nın tutuklanmasına tepki gösterdi.
İmamoğlu şunları kaydetti:
-Yıllar boyunca Soma faciasından Pamukova’ya ve benim de çok sevdiğim insanları kaybettiğim Çorlu tren faciasına kadar pek çok olay ortadadır. Yıllar geçmesine rağmen mahkemeler sürüyor. Kazalar ve facialar eğer ihmal yüzünden gerçekleşmişse sorumlusu ya da sorumlularının partisine bakılmaz. Gereği yapılır.
-Bu gereklilik iktidar partisi mensupları için neyse, benim partim CHP mensupları için de eşit olmalıdır. Adalet herkesi eşitler. Ne yazık ki birileri yıllarca korunurken, Kepez Belediye Başkanımızın tutuklanması akıl ve vicdanlarda soru işareti bırakmıştır. Bunun nedeni adaletin adamına göre tecelli etmesidir. Bu vesileyle, bir daha böyle üzücü olayların tekrar etmemesini Allah’tan niyaz ediyorum.
“ŞİİR GİBİ BİR 5 YIL”
İmamoğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:
-İstanbul’da yeni bir dönemin eşiğindeyiz.Bugünden itibaren, birlikte atacağımız her doğru adım, İstanbul’umuzu çok daha güzel günlere, çok daha hızlı taşıyacak. Hep birlikte, uzlaşıyla atacağımız her doğru adım, şehrimizin ve ülkemizin bütünlüğünü, kardeşliğini pekiştirecek. İstanbulumuzun hem Ortadoğu hem de Balkan coğrafyası için çok önemli bir merkez, örnek bir coğrafya olduğu ortadadır.
-Bu bilinçle hareket etmeliyiz. İstanbul’a aynı zamanda insanlık için de çok önemli ve değerli merkezdir. Bu bilinçle, başta Gazze’de sürmekte olan insanlık dramının bir an evvel sona ermesini temenni ediyor, İstanbul’un kalbinin mazlumlarla attığını belirtmek istiyorum. Bölgemizde ne yazık ki artmakta olan gerilimlerin ve çatışma ortamının bir an evvel bitmesini temenni ediyorum.
-16 milyon hemşerimizin ve 86 milyon vatandaşımızın gözleri önünde sergileyeceğimiz demokrasi düzeyiyle herkes için örnek ve umut olmayı başarabiliriz.
-Hep birlikte, İstanbul’a şiir gibi, rüya gibi bir 5 yıl yaşatabilir, İstanbulluların gönlünde çok müstesna bir yere sahip olabiliriz. Bu umut ve heyecanla sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Oturum, MHP, AKP ve CHP grup başkanvekillerinin açılış konuşmalarının ardından oylamalar ile devam etti.
]]>
UEFA Avrupa Ligi’nde son 8 takım arasına kalmayı başaran Bayer Leverkusen, Almanya Kupası’nda ise finale yükseldi.
Aktif futbol kariyerini 2017’de noktalayan Alonso, saha kenarına ilk adımını 2018’de Real Madrid’de attı.
İspanya ekibinin altyapısında antrenörlük yapan Alonso, teknik direktör olarak ilk deneyimini ise Real Sociedad’ın B takımında yaşadı. Xabi Alonso, 2019-2022 yıllarında görev aldığı bu ekiple 98 maça çıktı ve 1,46 puan ortalaması tutturdu.
İspanyol teknik adam, üst seviye liglerdeki ilk şansı ise Bayer Leverkusen ile yakaladı. Almanya kulübü, 2022’nin ekim ayında teknik direktör Gerardo Seoane’yi görevden alarak takımı Alonso’ya emanet etti. Bundesliga’da geçen sezonun ilk 8 maçında 5 puan alabilen Bayer Leverkusen, Alonso ile çıktığı 26 maçta 13 galibiyet, 7 mağlubiyet, 6 beraberlik yaşadı ve 50 puana ulaşarak ligi 6. sırada tamamladı.
Xabi Alonso’nun Bayer Leverkusen’in başında ses getirdiği sezon ise 2023-2024 oldu.
43 MAÇTA YENİLMEDİ
Bu sezon Bundesliga’da 29 haftada 25 galibiyet ve 4 beraberlikle 79 puan toplayan Bayer Leverkusen, en yakın rakipleri Bayern Münih ve Stuttgart’ın 16 puan önünde şampiyonluğu garantiledi.
Başarılı performansını UEFA Avrupa Ligi’nde de sürdüren Bayer Leverkusen; Karabağ, Molde ve Hacken ile mücadele ettiği H Grubu’nda lider olarak tur atladı.
Son 16 turunda Karabağ’ı eleyen 42 yaşındaki Alonso’nun takımı, çeyrek final ilk maçında ise West Ham United’ı 2-0 mağlup etti.
Bayer Leverkusen, bu sezon Almanya Kupası’nda oynadığı 5 karşılaşmadan da galibiyetle ayrıldı ve finalde ikinci lig ekibi Kaiserslautern ile eşleşti.
Bu sezon tüm kulvarlarda oynadığı 43 maçta mağlubiyet yüzü görmeyen Bayer Leverkusen’in yenilmezlik serisi devam ediyor.
ADI ŞİMDİDEN BÜYÜK TAKIMLARLA ANILIYOR
Xabi Alonso’nun adı şimdiden Avrupa’nın büyük takımlarıyla anılmaya başlandı.
Almanya basınında Real Madrid, Bayern Münih ve Liverpool’un Alonso ile ilgilendiği öne sürüldü.
Tüm bu ilgiye rağmen Bayer Leverkusen ile 2026’ya kadar sözleşmesi bulunan Alonso’nun takımın başında kalması bekleniyor.
Futbolculuk kariyeri başarılarla dolu Xabi Alonso; Real Sociedad, Eibar, Liverpool, Real Madrid ve Bayern Münih’te forma giydi.
Alonso, 18 yıllık futbolculuk kariyerinde 2005 ve 2014’te Şampiyonlar Ligi ile UEFA Süper Kupa, 2012’de LaLiga, 2015, 2016 ve 2017’de Bundesliga şampiyonluğu gördü.
Xabi Alonso, 114 kez giydiği İspanya Milli Takımı formasıyla ise 2010’da Dünya Kupası, 2008 ve 2012’de Avrupa şampiyonluğuna uzandı.
BAYER LEVEKURSEN’İN LİGDE İLK ŞAMPİYONLUĞU
Bayer Leverkusen, 119 yıllık tarihinde Almanya’nın en üst ligi Bundesliga’da ilk şampiyonluğuna ulaştı.
Leverkusen, sonuncusu 2010-2011 sezonunda olmak üzere 5 kez de ligi ikinci sırada bitirdi.
UEFA Şampiyonlar Ligi’nde 2001-2002 sezonunda final oynayan Bayer Leverkusen, 1988’de UEFA Kupası’nı kazandı.
Bu kupa, kulübün Avrupa’daki tek başarısı olarak kayıtlara geçti. Bayer Leverkusen ayrıca 1993’te Almanya Kupası’nı müzesine götürdü.
]]>Anadolu Efes’te ikisi EuroLeague olmak üzere birçok şampiyonluk yaşayan tecrübeli başantrenör, sezon başında büyük umutlarla Yunanistan temsilcisinin başına geçti. Ataman, Avrupa Ligi’nde normal sezonun tamamlanmasının ardından açıklamalarda bulundu.
Son yıllarda istediği başarıları elde edemeyen Panathinaikos’ta yeni bir takım oluşturduklarını belirten deneyimli başantrenör, şu ifadeleri kullandı:
“Normal sezon olarak Anadolu Efes’te yaşadığımız ilk dönemle bir benzerlik var. Anadolu Efes’i aldığım zaman sonuncu sıradaydı. Bir sonraki sezon sadece 3 oyuncuyu takımda tuttuk ve EuroLeague’de final oynama başarısı gösterdik. Panathinaikos’ta da geçen sezon 17. olan takımdan sadece 3 oyuncuyu takımda tuttuk. Kostas Sloukas dışında normal bütçelerle 10 yeni oyuncu transfer ettik. İyi bir takım kimyası kurduk. Takımda iyi ve çok karakterli oyuncular var. Takımın havası çok iyi. Avrupa’da en fazla şampiyonluk yaşayan kulüp olmasına rağmen uzun yıllardır üst düzey başarı elde edilememiş. Müthiş bir taraftar desteği var. 20 bin kişilik salonda her maç tam kapasite oynanıyor. Taraftar o heyecanı yeniden yaşıyor. Bir bütünleşme oldu. Böyle yeni bir takımla Real Madrid’in arkasında normal sezonu ikinci sırada bitirmek çok büyük bir başarı. Aynı zamanda Yunanistan Ligi’nde de lideriz.”
“BİZİM İÇİN TARİHİ BİR OLAY OLUR”
EuroLeague’de play-off oynama hakkı elde ederek ilk hedeflerini gerçekleştirdiklerini vurgulayan Ergin Ataman, şu görüşleri paylaştı:
“Tabii bu yeterli değil. Önümüzde play-off var. Maccabi Playtika-Baskonia maçının galibiyle eşleşeceğiz. İlk olarak normal sezonu ilk 4’te bitirip play-off’ta saha avantajını almayı hedefliyorduk. Bunu başardık. 7 aylık maratonda bunu gerçekleştirdik. Yastığa başımı koyduğumda elbette Dörtlü Final’i hedefliyorum. Ancak şampiyonluk hayali kurmak için henüz erken. Tabii bu takım her türlü başarıya ulaşabilir. Son 7 senedir Dörtlü Final’e kalamayan bir Panathinaikos var. Şu an tek düşüncem play-off’u geçip Dörtlü Final’e kalmak. Bu, bizim için tarihi bir olay olur. Sonrasında ise tekrar başka hayaller kurarız.”
Ergin Ataman, Anadolu Efes’in ardından Panathinaikos’taki ilk sezonunda da yeni bir takım oluşturmasına rağmen elde edilen başarıya ilişkin bir soruyu şöyle yanıtladı:
“Kısa vadede takım kurup bir şeyler yapmak belki de büyük bir başarı ama bunun temelinde benim bunu kanıksamış olmam var. Bunu kendimde büyük bir sıkıntı olarak görmüyorum. Ben ‘Yeni bir takım kurduk, 3-4 yıllık plan yapalım’ demiyorum. Direkt başarılı olmaya odaklanıyorum. Belki de bu yüzden bana normal geliyor ama bu, sporda alışılagelmiş bir durum değil. Yeni bir takım kurmak benim için çok büyük bir sıkıntı değil. Önemli olan takımın kimyasını iyi oluşturmak. Takımı 2-3 ayda toparlıyorsun. İyi bir çalışmayla sistemi oturtuyorsun. Bunu Anadolu Efes’in ardından Panathinaikos’ta da gerçekleştirdik.”
“TOMISLAC MIJATOVIC BİR MUCİZEYİ GERÇEKLEŞTİRDİ”
Ergin Ataman, eski takımı Anadolu Efes’in Tomislav Mijatovic yönetiminde yakaladığı çıkışla play-in oynama hakkı elde etmesinin önemli bir başarı olduğunu belirtti.
Lacivert-beyazlı ekipte 5 sene yardımcılığını üstlenen Mijatovic’in çok iyi bir başantrenör olduğunu aktaran Ataman, şunları kaydetti:
“Tomislav Mijatovic, bir mucizeyi gerçekleştirdi. Anadolu Efes, herkes için kayıp denilen sezonda bence müthiş bir olayı yaptı. Bu, benim için sürpriz değil. Tomislav, son derece mütevazı ve bilgili bir karakter. Yıllarca büyük koçlarla beraber çalıştı. Son 5 senedir Avrupa Ligi’nde şampiyonluğa ulaştığımız dönemde bize çok büyük katkı verdi. Egosu hiç yok, son derece sakin ve maçları da müthiş yönetiyor. Onunla sürekli konuşuyoruz. Bunu hak eden birisi. Hiç ön plana çıkmadı. O Anadolu Efes’le özdeşleşmiş biri. Panathinaikos’a, yanıma almak istedim ama ilk söylediği şey ‘Benim yerim burası. Değil Panathinaikos, Los Angeles Lakers da olsa buradan bir yere gitmem. Çok mutluyum’ oldu. Bunu çok takdir ettim. Bu başarılara layık birisi. İnşallah daha iyisini gerçekleştirir. Gerçek bir Anadolu Efesli. Geldiğinden beri çok önemli bir iş yaptı.”
]]>Özdoğan, ahşap oymalı vitrinin içine yerleştirilen tüplü televizyon, duvara asılan gaz lambası, sehpanın bir kenarına iliştirilen kahverengi cam şekerlikler, kadife koltukların üzerine serilen danteller, kurulan kuzine sobanın üzerine koyulan güğüm, kapının hemen yanına bırakılan el gırgırı ile alışılmışın dışında ama çok da tanıdık olan dekorasyonun son dokunuşunu çiçek motifli kalın perdelerle yaparak, açtığı kafeyi çocukluk yıllarındaki evlere dönüştürdü.
Bayram Özdoğan nostaljik eşyalarla ağırladığı misafirlerini, geçmişe yolculuğa çıkaran kafenin duvarları Neşet Ertaş ve Barış Manço gibi sanatçıların fotoğrafları, Çiçek Abbas, Al Yazmalım gibi unutulmaz filmlerin afişleri, girişi ise merdaneli çamaşır makinesi ve yağ tenekeleriyle süslü.

Menülerinde, Hulusi Kentmen ve Ayşen Gruda gibi Yeşilçam’ın unutulmaz oyuncularının fotoğraflarının yer aldığı, gazoz ile çayın yanında çekirdek, Türk kahvesinin yanında şerbetin ikram edildiği kafede, bir de bakkal dükkanı bulunuyor.
Leblebi tozu, emzik şeker, patlayan şeker, karikatürlü sakızlar gibi abur cuburların satıldığı bakkalda, şaka yüzüğü ve laklak gibi eski oyuncaklar da yer alıyor.
İsteyenler, duvarda asılı olan, üzerinde takılı beyaz yakasıyla mavi okul önlüğünü giyip bakkaldan alışveriş yaparak ilkokul yıllarını da yad ediyor.

“90’LARIN SAMİMİYETİNİ YAŞATIYORUZ”
Çocukluk yıllarındaki samimiyete duyduğu özlemle böyle bir kafe açmaya karar verdiğini belirten Özdoğan, “Amacımız, 90’ları, daha doğrusu o yılların samimiyetini yaşatabilmek. Şu anda bu samimiyeti de yakalamış bulunuyoruz. Bahçedeki oturan misafirlerimizi gördünüz. Bütün olay meraktan kaynaklıdır. Merakınız olmadığı sürece ilerleyemiyorsunuz. Biz, 2’nci yılımıza girdik. Merakımız devam ediyor. Buraya bir daha geldiğinizde, aynı ürünü aynı yerde göremezsiniz. Çünkü hem elimizde ürün fazlalığı var hem de sürekli yeni eşyalar ve aletler getiriyoruz. Bu da bizi ziyaret eden misafirlerimizin ilgisini çekiyor” dedi.

“KAPIDAN GİRDİĞİNİZDE RUH HALİNİZ DEĞİŞİYOR”
Bayram Özdoğan şöyle devam etti: “Eşyalarımızın tamamı 90’lara ait. Bu eşyalar, o yılların ruhunu hatırlatıyor. Önemli olan da zaten ruhtur. Siz çayı, kahveyi istediğiniz yerde istediğiniz rakamlara içebiliyorsunuz ama bizim amacımız burada bu değil. Bizim amacımız, bu ruhu yaşatabilmek. Buraya gelen insanların hiçbiri birbirini tanımıyor. Ama buranın ruhu, herkesi birbiriyle kaynaştırıyor. İçeride doğum günü kutlanıyor, sohbetler ediliyor. O samimiyetten kaynaklanıyor. Ekip arkadaşlarıma da söylüyorum. Bir masaya çayı, kahveyi bırakıp çekilmeyin. Oturun sohbet edin. Ben az önce tanımadığım bir masada çekirdek çitliyordum, çay içiyordum. Tanımıyorum ama bu dediğimiz o ruh var ya, o zaten bunu gereksinim haline getiriyor. Şu kapıdan içeriye girdiğiniz anda ruh haliniz de değişmeye başlıyor” diye konuştu.

Ailesi ile kafenin müdavimlerinden olan Hakan Önlem ise “Gerçekten burası bana çok hitap ediyor. Huzurlu, mutlu vakit geçiriyoruz. İnsanların da bunlara ilgi duyması beni çok mutlu ediyor. O güzel yılları yaşamak çok farklı. O zamanın eşyaları da farklıydı. İşlerimden vakit buldukça eşim, ‘Hadi oraya gidelim’ diyor. Keşke burası gibi daha fazla kafe olsa” ifadesini kullandı.

“BABAANNEMİN EVİNDEYMİŞİM GİBİ”
Kafeye geldiğinde çocukluğuna gittiğini ve kendisini babaannesinin evinde hissettiğini söyleyen Gül Akınbay da “Burası babaannemin evi gibi. Fincanı, tabakları, mutfağı. Babaannemin evi burada. O kadar huzurlu hissediyorum ki kendimi. Yapay ve yapay olan her şeyden uzak ve gerçekçi, emek kokan bir yer” dedi.
]]>Kocagöz ve Samsunlu, gözaltındaki 12 şüpheliyle birlikte nöbetçi hakimliğe sevk edildi. Mesut Kocagöz, Ahmet Buğra Samsunlu, mekanik mühendisi Okan Erol, Megatower bakım şirketi sahibi Serdar Tezcan, bakım şirketinin bakım ve otomasyon amiri Serkan Yellice ‘taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma’ suçundan tutuklandı. Diğer 9 şüpheli serbest bırakıldı. Serbest bırakılan şüphelilerden 8’i hakkında ise adli kontrol kararı verildi.
CEZAEVİ ÖNÜNDE ÇADIRLI NÖBET
Mesut Kocagöz ve diğer şüpheliler, Döşemealtı L Tipi Cezaevi’ne gönderildi. Tutuklama kararı sonrasında bazı partililer cezaevi önüne geldi. Dün gece saatlerinde partililer tarafından cezaevi önüne 3 çadır kuruldu. Yaklaşık 100 civarında partili cezaevi önünde sabaha kadar nöbet tuttu. Cezaevi önündeki çadır ve nöbet için gelen partili sayısı sabah saatlerinden itibaren arttı.
ÖZGÜR ÖZEL: BU KARAR HUKUKİ DEĞİL SİYASİDİR
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, tutuklama kararı üzerine sosyal medya hesaplarından açıklama yaptı. Özel, “Antalya’daki teleferik kazası soruşturmasında Kepez Belediye Başkanımız Mesut Kocagöz hakkında verilen tutuklama kararını ve hukuki süreci yakından takip ediyoruz. Ancak Soma’dan İliç’e hiçbirinde kamu görevlilerinin soruşturulmadığı gerçeği ortadayken bu karar hukuki değil siyasidir. Kuşkusuz kazada dahli olan kim varsa kimsenin gözyaşına bakılmamalıdır. Bu kırmızı çizgimizdir. Bu hassasiyetle teleferik kazasındaki adli soruşturmayı yakından takip etmeyi sürdüreceğiz ama sırf partilimiz diye başkanımızı günah keçisi ilan edemezsiniz” dedi.
MUHİTTİN BÖCEK: TÜM TOPLUM ADINA ÜZÜNTÜ VERİCİ
Karara tepki gösteren Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ise “Yaşanan olayın acısı üzerimizdeyken Mesut Kocagöz Başkanımız hakkında alınan karar, tüm toplum adına üzüntü vericidir. Hukukun ve yasaların üstünlüğüne her zaman inanan bireyler olarak mahkemenin adil bir tutum sergileyeceğinden hiç şüphemiz yok. Mesut Başkanımıza uygulanan hukuki yaklaşımın ve hızın ülkede bugüne kadar yaşanan tüm benzer konularda uygulanmamış olması da ayrıca düşündürücüdür. Hukuka karşı saygımız ve sorumluluğumuz nedeni ile konuyu en ince ayrıntısına kadar takip edeceğimizin bilinmesini isterim” diye paylaşımda bulundu.
MİLLETVEKİLLERİ DE TEPKİ GÖSTERDİ
Tutuklama kararına CHP’li çok sayıda milletvekili de tepki gösterdi. Kocagöz hakkında verilen tutuklama kararını yakından takip ettiklerini belirten CHP Antalya Milletvekili Sururi Çorabatır, “Kepez Belediye Başkanımız Mesut Kocagöz’ün tutuklanması hukuki değil, siyasi bir karardır. Hukukun siyasi bir sopa olarak kullanılması kimseye fayda sağlamayacaktır. Hukukun üstünlüğünü her zaman savunan insanlar olarak mahkemenin konuya siyasi değil, hukuki açıdan yaklaşarak en doğru kararları vereceğine inanıyorum. Bağımsız yargı hepimize lazım” dedi.
Kocagöz’ün tutuklanmasının siyasi bir karar olduğunu açıklayan CHP Antalya Milletvekili Aliye Coşar ise “Bugün hukuk bir kez daha yok sayılmıştır” dedi. CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı da “Yargı eliyle hukuk katledildi. 30 yılın üzerine kazanılan Kepez Belediyesi’nin kaybedilmesini hazmedemediler” diye paylaşımda bulundu.
]]>Batı Konferansı’nda play-in oynama hakkı kazanan Golden State Warriors, sahasında Utah Jazz’ı 123-116 mağlup ederek sezonu 46 galibiyetle tamamladı.
Stephen Curry’nin forma giymediği mücadelede Warriors adına Klay Thompson 25 ve Andrew Wiggins 19 sayı kaydetti.
Jazz’da mücadeleye ilk 5’te başlayıp yaklaşık 30 dakika süre alan milli basketbolcu Ömer Faruk Yurtseven, 11 sayı, 18 ribauntla “double-double” yaptı. Sezonu 51. mağlubiyetle Batı Konferansı 12’ncisi olarak bitiren Jazz’da Keyonte George 21 ve Taylor Hendricks 16 sayı attı.
BATI’DA THUNDER ZİRVEYİ ELDE ETTİ
Oklahoma City Thunder, sahasında Dallas Mavericks’i 135-86 yenerek 57. galibiyetini aldı ve Batı Konferansı’nı zirvede bitirdi.
Thunder’da Shai Gilgeous-Alexander 15 ve Aaron Wiggins 14 sayıyla galibiyete katkı sağladı.
Luka Doncic ve Kyrie Irving gibi yıldızlarına dinlenme imkanı tanıyan Batı Konferansı 5’incisi Mavericks’te (50 galibiyet, 32 mağlubiyet) Brandon Williams 22 ve Olivier-Maxence Prosper 15 sayı üretti.
SUNS DOĞRUDAN PLAY-OFF BİLETİ ALDI
Phoenix Suns, deplasmanda Minnesota Timberwolves’u 125-106’lık skorla geçti ve Batı’da 6. sırayı alarak doğrudan play-off bileti elde etti.
Sezonu 49 galibiyetle tamamlayan Suns’ta Bradley Beal 36 ve Devin Booker 23 sayıyla ön plana çıktı.
Batı üçüncüsü Timberwolves’ta (56 galibiyet, 26 mağlubiyet) Rudy Gobert 21 ve Mike Conley 17 sayı buldu.
SONUÇLAR
PLAY-OFF VE PLAY-INN EŞLEŞMELERİ
Normal sezon maçlarının tamamlanmasının ardından NBA’de play-off ve play-in eşleşmeleri belli oldu.
Play-in maçlarının 17-20 Nisan’da oynanacağı ligde play-off karşılaşmaları ise 21 Nisan’da başlayacak.
Eşleşmeler şu şekilde:
“BU DÖNEMİN EN KÖTÜ ŞEYİ ÖĞRENCİ OLMAK”
Barınma ve yeme içme ile ilgili yaşadığı sıkıntıları dile getiren bir üniversite öğrencisi, “Bu şartlarda öğrenci olmak sanırım bu dönemin en kötü şeyi. Maddi olarak her şeyden önce çok zor. Ben hem okuyup hem çalışıyorum ve öğrencilik hayatımı tabii ki etkiliyor. Çünkü ikisine birden yetişmek çok zor. İkisinde birden çok başarılı olmak çok zor ve öğrencilik hayatımın tadını çıkaramadım” dedi.

Geçen seneye kadar yurtta kaldığını ve burada yemek-barınma şartlarının çok kötü olduğunu belirten öğrenci, şöyle devam etti:
– 6-7 kişi bir odada kalıyorduk. Çok fazla kişisel soruna yol açıyor. Yeme içmede de aynı şekilde sorunlar yaşanıyor. Beslenemediğimiz için sağlıkla ilgili sorunlar yaşanıyor. Ya da dışarıda yemeğe çok fazla para harcadığımız için maddi sorunlarımız çok fazla oluyor.
– Bu sene eve çıktım. Eve çıktıktan sonra da aynı şekilde kiramı ödeyebilmek için çalışmaktan eve sadece yatmaya gidebiliyorum. Düzeltebilecek imkanlar var aslında bunun olduğunu görebiliyoruz ama ısrarla yapılmıyor. Çünkü öğrencilerin öncelik haline getirildiğini düşünmüyorum.

“OKULU BIRAKTIM”
Maddi sıkıntılar nedeni ile okulu bırakıp, ailesine destek olmak için çalışmak zorunda olduğunu söyleyen açıköğretim öğrencisi ise “Ekonomik şartlardan dolayı okulu bıraktım. Okula gidemediğimden şu an açıktan okuyorum. Aileme destek olmak zorundayım ve ben 14-15 yaşından beri çalışıyorum. 14-15 yaşından beri çalışmak bence hiç adil değil. Ekonomik şartlar böyle olmasaydı zaten hiç bu strese girmezdim. Ben de okumak isterdim” dedi.

“EMEKLİLER VE ÖĞRENCİLER ÇOK ZORLANIYOR”
Uygulamalı eğitimlerde kullanılan ders materyallerinin fiyatlarının çok yüksek olduğunu, aynı zamanda artan kira fiyatları nedeni ile de zorluk yaşadığına dikkat çeken diş fakültesi öğrencisi de bursların yetersizliğine dikkati çekti:
– Ben bir diş hekimi öğrencisi olarak bu zamana gelene kadar çok fazla zorlandım. Malzemelerimizin fiyatları çok pahalı zaten. Son zamanlarda ise artan kira fiyatlarından dolayı çok zorlandım. Aldığımız burs 2 bin lira. Öğrenciyi 2 bin liraya mahrum bırakanlara mutlaka bir ses çıkarılması gerekiyor.
– Yani 2 bin lira kimseye yetecek bir şey değil. Zaten çok zor bir süreç yaşıyoruz ülke olarak. Başta öğrenciler ve emekliler olarak herkes çok zorlanıyor. Biz yine bir şekilde bitireceğiz ama bizden sonraki nesil süreç böyle ilerlerse çok daha zorlanacak.

“İSYANDAYIZ, BURSLARDA DÜZENLEME YAPILSIN”
Öğrencilerin aldıkları bursun kira masraflarına dahi yetmediğini söyleyen bir diğer üniversite öğrencisi ise “Şu an dışarıda yaşam gerçekten çok zor. Aldığımız burs kiramıza dahi yetmiyor. Devlet büyüklerimizden yardım bekliyoruz. Şu şartlarda dışarıya çıkmakta açıkçası zorlanıyoruz. Bir yere gittiğiniz zaman, bir şey içmek istediğimiz zaman cebimizde para yok, dışarı çıkamıyoruz. Şu an bir kere dışarıya çıkmamız demek bin liradan başlıyor. Zaten bizim aldığımız burs ne kadar? Bu konuda gerçekten isyandayız. Bizim burslarımızda da bir düzenleme yapılsın” ifadelerini kullandı.
]]>
Biden, yaptığı yazılı açıklamada, “İran ile onun Yemen, Suriye ve Irak’taki bağlantılı örgütleri, bugün İsrail’deki askeri tesislere yönelik benzeri görülmemiş bir hava saldırısı düzenledi. Bu saldırıları en güçlü şekilde kınıyorum.” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu Başkanı Dennis Francis, İran’ın İsrail’e hava saldırısıyla ilgili, tüm taraflara itidal çağrısı yaptı ve olayların bölgesel bir savaşa dönüşmemesi uyarısında bulundu.
Francis, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısına ilişkin yazılı açıklamasında, Orta Doğu’da zaten hassas olan durumun, son olaylarla daha da kırılgan hale geldiğini belirtti.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırılarını kınadı, bölgede saldırganlığın derhal son bulması ve tüm taraflara sükunet çağrısında bulundu.
Guterres, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırılarıyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, “İran İslam Cumhuriyeti’nin İsrail’e yönelik kapsamlı saldırısıyla ortaya çıkan ciddi gerilimi şiddetle kınıyorum. Bu düşmanlıkların derhal son bulması çağrısında bulunuyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk de İran’ın İsrail’e saldırılarını şiddetle kınadığını bildirdi.
Türk, yaptığı yazılı açıklamada, bu tür füze ve kamikaze insansız hava aracı saldırılarının askeri hedeflerin ötesinde ciddi hasara yol açma ve sivilleri riske atma potansiyelinin bulunduğunu belirtti.
Avrupa Birliği
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB’nin, İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını şiddetle kınadığını bildirdi.
Borrell, sosyal medya platformu X’ten yaptığı paylaşımda, “AB, İran’ın İsrail’e kabul edilemez saldırısını şiddetle kınıyor. Bu benzeri görülmemiş bir gerilim, bölgesel güvenliğe yönelik ciddi bir tehdittir.” değerlendirmesinde bulundu.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de “İran’ın İsrail’e yönelik bariz ve haksız saldırısını şiddetle kınıyorum. İran ve vekillerine de bu saldırılara derhal son vermesi çağrısında bulunuyorum. Artık tüm aktörlerin gerilimi daha da artırmaktan kaçınması ve bölgede istikrarın yeniden sağlanması için çalışması gerekiyor.” mesajını paylaştı.
Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Roberta Metsola da mesajında, saldırıların Orta Doğu’da daha fazla kaosu tetikleme riski taşıdığına dikkati çekerek, “AB, saldırıyı mümkün olan en güçlü şekilde kınıyor ve gerilimi azaltmak, durumun daha fazla kan dökülmesine dönüşmesini durdurmak için çalışmaya devam edecek.” ifadesine yer verdi.
AB Konseyi Başkanı Charles Michel de G7 liderlerinin İran’ın İsrail’e saldırısını kınadığını ve tüm taraflara itidal çağrısı yaptığını bildirdi.
Michel, X hesabından yaptığı açıklamada, G7 Dönem Başkanı İtalya’nın çağrısıyla toplanan üye ülkelerin liderlerinin, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısını oy birliğiyle kınadığını belirtti.
İngiltere
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, İran’ın İsrail’e hava saldırısını şiddetle kınadıklarını belirterek, “Müttefiklerimizle durumu istikrara kavuşturmak ve gerilimin daha da tırmanmasını önlemek için acilen çalışıyoruz.” ifadesini kullandı.
Sunak, X hesabından yaptığı paylaşımda, “İran rejiminin İsrail’e yönelik pervasız saldırısını en güçlü ifadelerle kınıyorum. İran bir kez daha kendi arka bahçesinde kaos tohumları ekmeye niyetli olduğunu göstermiştir.” değerlendirmesinde bulundu.
Fransa
Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne, İran’ın İsrail’e hava saldırısını sert şekilde kınadıklarını bildirdi.
Sejourne, X hesabından yaptığı açıklamada, “Fransa, İran’ın İsrail’e karşı başlattığı saldırıyı en sert şekilde kınıyor.” ifadesini kullandı.
İran’ın attığı bu eşi benzeri görülmemiş adımla istikrarsızlaştırma eylemlerinde yeni bir eşiği aştığını belirten Sejourne, İran’ın bölgede askeri gerilimin artması riskini göze aldığını aktardı.
Almanya
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırılarını şiddetle kınadı.
Alman Hükümet Sözcüsü Steffen Hebestreit, yaptığı yazılı açıklamada, “Şansölye Olaf Scholz, Tahran’daki rejimin bu gece İsrail topraklarına başlattığı ağır hava saldırılarını şiddetle kınadı. Bu sorumsuz ve hiçbir şekilde haklı çıkarılmayacak saldırıyla İran bölgede geniş kapsamlı yangını riske ediyor.” ifadelerini kullandı.
Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock da İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırılarının ardından bölgedeki tüm aktörlere sağduyulu davranması çağrısında bulundu.
İran’ın tüm Orta Doğu’yu açık şekilde uçurumun kenarına getirdiğini belirten Baerbock, İsrail topraklarına yönelik doğrudan saldırıyı şiddetli bir şekilde kınadıklarını ve İsrail ile dayanışma içinde olduklarını yineledi.
İtalya ve Malta
İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, İran’ın İsrail’e insansız hava araçlarıyla (İHA) başlattığı kapsamlı saldırının ardından Orta Doğu’daki gelişmeleri dikkat ve endişeyle izlediklerini bildirdi.
Malta Dışişleri, Avrupa İşleri ve Ticaret Bakanı Ian Borg, İran’ın İsrail’e İHA’larla saldırı başlatmasından derin endişe duyduklarını ve tüm tarafları itidalli olmaya çağırdıklarını belirtti.
Belçika ve Hollanda
AB Dönem Başkanı Belçika’nın Dışişleri Bakanı Hadja Lahbib de saldırıyı kınadıklarını ifade ederek, “Bu büyük bir gerilimdir ve bölgesel istikrara yönelik bir tehlikedir. Bu saldırı halkı tehlikeye atıyor ve bizi barıştan daha da uzaklaştırıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Hollanda hükümeti, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırılarını şiddetle kınadıklarını bildirdi.
Hollanda’da geçici hükümetin Başbakanı Mark Rutte, sosyal medya hesabından, Orta Doğu’daki durumun çok endişe verici olduğunu belirterek, “Bugün erken saatlerde Hollanda ve diğer ülkeler, İran’a İsrail’e saldırmaktan vazgeçmesi yönünde net bir mesaj gönderdi.” paylaşımında bulundu.
Rutte, “Hollanda, İran’ın tehlikeli ve pervasız saldırılarını mümkün olan en güçlü ifadelerle kınamaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
Avusturya ve Çekya
Avusturya ve Çekya yönetimi, İran’ın İsrail’e İHA’larla düzenlediği saldırıyı kınadı.
Avusturya Başbakanı Karl Nehammer, sosyal medya hesabı X’ten yaptığı açıklamada, “İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını en sert şekilde kınıyorum.” ifadesini kullandı.
Çekya Başbakanı Petr Fiala, X’ten yaptığı paylaşımda, kararlı bir şekilde destekledikleri İsrail’in, kendini savunma hakkının bulunduğunu kaydetti.
Çekya Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da İran’a tepki gösterilerek, “İsrail’e saldırmaya karar veren İran ve yandaşlarının istikrarı bozucu davranışlarını sert bir şekilde kınıyor, İsrail’in meşru müdafaa hakkını yineliyoruz.” ifadesi kullanıldı.
Norveç ve Danimarka
Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide de İran’ın İsrail’e yönelik “hukuka aykırı” ve “tehlikeli” saldırısını kınadığını bildirdi.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, İran’ın İsrail’e yönelik saldırısını şiddetle kınadıklarını belirtti.
Rasmussen, X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, taraflara itidalli davranma ve gerilimi düşürme çağrısında bulundu.
Polonya
Polonya, İran’ın İsrail’e yönelik başlattığı saldırıları şiddetle kınadığını bildirdi.
Polonya Dışişleri Bakanlığı, X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, İran ve müttefiklerine itidalli davranma ve saldırıları acilen durdurma çağrısında bulundu.
Slovenya Dışişleri Bakanı Tanja Fajon, Orta Doğu’da gerginliğin daha da tırmanmasının son derece tehlikeli olduğunu belirtti.
Yunanistan
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, İran’ın İsrail’e yönelik dünkü saldırısını şiddetle kınadı.
Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, bu saldırının Yunanistan’a komşu bölgelerde ve Orta Doğu’da yeni kıvılcımlara ve son derece kaygı verici, tatsız gelişmelere yol açtığını belirten Miçotakis, gerilimin azaltılması için Yunanistan’ın her tür çabaya destek vereceğini kaydetti.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, düşmanca tavırların daha fazla yayılmasından kesinlikle kaçınılması gerektiği vurgulandı.
Suudi Arabistan
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, bölgedeki askeri gerilimin tırmanması ve tehlikeli yansımalarından “büyük endişe duyulduğu” belirtilerek, tüm taraflara azami itidal göstermeleri, bölgeyi ve halklarını savaşın tehlikelerinden uzak tutmaları çağrısında bulunuldu.
Mısır
Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed Ebu Zeyd, X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, taraflardan azami itidalle hareket etmelerini istedi.
Ebu Zeyd, “Mısır, İran’ın İsrail’e insansız hava araçlarıyla saldırı başlatmasından ve son dönemde iki ülke arasındaki tehlikeli tırmanıştan derin endişe duymaktadır.” ifadesini kullandı.
Katar
Katar, İran’ın Suriye’nin başkenti Şam’daki konsolosluk binasını hedef alan İsrail saldırısına, füzeler ve kamikaze İHA’larla karşılık vermesinin ardından ilgili tüm taraflara gerilimi durdurma ve azami itidal çağrısında bulundu.
Katar Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, bölgedeki durumla ilgili derin endişe duyulduğu belirtilerek, tüm taraflardan gerilimi durdurmaları ve azami itidal göstermeleri istendi.
Çin
Çin, İran’ın İsrail’e düzenlediği hava saldırılarının ardından bölgede gerilimin yükselmesinden duyulan endişeyi dile getirerek taraflara itidal çağrısında bulundu.
Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, gerilimin, Gazze’deki çatışmanın yayılma etkisi olduğu kaydedilerek, savaşa derhal son verilmesi gerektiği belirtildi.
Japonya
Japonya hükümeti, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısının ardından, bölgede durumun sakinleştirilmesine yönelik taraflara güçlü bir şekilde çağrıda bulundu.
Japonya Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, “Japonya, bu saldırının Orta Doğu’daki mevcut durumu daha da kötüleştireceğinden derin kaygı duymakta ve bu gerilimi şiddetle kınamakta.” ifadesine yer verilerek, Orta Doğu bölgesinde barış ve istikrarın Japonya için son derece önemli olduğu vurgulandı.
Brezilya
Brezilya, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısının ardından, taraflara “maksimum itidal” çağrısında bulundu.
Brezilya Dışişleri Bakanlığının açıklamasında, bölgede artan gerilimin düşürülmesi için uluslararası toplumdan çaba göstermesi istendi.
İran’ın insansız hava aracı ve füze saldırısı haberlerinin endişeyle takip edildiği belirtilen açıklamada, Brezilya’nın, Gazze Şeridi’nde çatışmaların başlamasından bu yana, husumetin Batı Şeria, Lübnan, Suriye ve şimdi de İran gibi ülkelere yıkıcı şekilde yayılabileceği konusunda uyarıda bulunduğu da hatırlatıldı.
Uruguay ve Venezuela
Uruguay hükümetinden yapılan açıklamada ise İran’ın İsrail’e hava saldırısı kınanarak, Orta Doğu’da çatışmanın kötüleşmesinden üzüntü duyulduğu kaydedildi.
Venezuela, İran’ın İsrail’e hava saldırısının ardından, Orta Doğu’da artan gerilimden endişe duyduklarını bildirdi.
Venezuela Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Orta Doğu’da artan gerilimin endişeyle takip edildiği belirtilerek, çatışmalara, Birleşmiş Milletlerin işlevsiz kalmasının, Filistin’de yaşanan soykırımın ve İsrail rejiminin mantıksızlığının yol açtığı kaydedildi.
Arjantin, Paraguay ve Kolombiya
Güney Amerika ülkelerinden Arjantin ve Paraguay, İran’ın İHA’larla saldırı başlatmasının ardından İsrail’e desteğini duyurdu.
Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin sosyal medya hesabından paylaştığı Başkanlık Bildirisi’nde, ülkenin İsrail ile dayanışması ve “sarsılmaz bağlılığı” vurgulandı.
Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, İran’ın İsrail’e İHA’larla saldırı başlatmasının ardından “3. Dünya Savaşı uyarısında” bulundu.
Sosyal medya hesabı X’ten açıklamada bulunan Petro, “Tahmin ediliyordu, şu anda insanlık hızlı şekilde iklimi karbondan arındırma hedefine doğru gitmesi gerekirken, 3. Dünya Savaşı’nın eşiğindeyiz. ABD’nin pratik olarak soykırıma destek vermesi dünyayı ateşledi.” ifadelerini kullandı.
Körfez İşbirliği Konseyi
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısının ardından taraflara itidal çağrısında bulundu.
KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi, yaptığı yazılı açıklamada, Orta Doğu’da son dönemde yaşanan gelişmeler çerçevesinde bölgesel ve küresel güvenlik ile istikrarın korunmasının önemini vurguladı.
Macaristan ve Slovakya
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, sosyal medya hesabı X’ten yaptığı paylaşımda, İsrail halkının güvenliği için dua ettiklerini belirtti.
Orban, “İsrail’e dün gece düzenlenen saldırıları kınıyoruz.” ifadesini kullandı.
Slovakya Cumhurbaşkanı Zuzana Caputova da “İran’ın İsrail’e saldırılarını güçlü bir şekilde kınıyorum. Gerginliğin daha fazla tırmandırılmasından kaçınılmalı.” uyarısında bulundu.
Kosova
Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani, sosyal medya platformu X’ten yaptığı paylaşımda, İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını kınadıklarını, bu tırmanışın bölgede istikrarsızlığa yol açtığını kaydetti.
Osmani, “Barış çabaları galip gelmeli.” ifadesini kullandı.
Kosova Başbakanı Albin Kurti de X’ten yaptığı paylaşımda İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısını kınadığını belirtti.
Bu eylemin tüm bölgenin istikrarını bozma yönünde ciddi bir risk oluşturduğunu kaydeden Kurti, paylaşımında, “Artık dünyanın, düşmanlıkları sona erdirmeye ve kalıcı barışı teşvik etmeye her zamankinden daha fazla öncelik vermesi gerekiyor.” ifadelerine yer verdi.
Bulgaristan
Bulgaristan Başbakanı Dimitar Glavçev, İran’ın İsrail’e saldırısından ötürü Orta Doğu’daki durumu değerlendirdiklerini ve gelişmeleri izlediklerini bildirdi.
Glavçev, “Bulgaristan’ın ulusal güvenliğine yönelik acil bir tehdit söz konusu değil. Hükümetimiz gelişmeleri yakından takip ediyor. İhtiyaç durumunda gerekli adımları atmaya hazırız.” ifadesini kullandı.
İsviçre
İsviçre Dışişleri Bakanlığının X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, saldırıların bölgedeki riskleri oldukça arttırdığı ve İran’ın İsrail’e yönelik “koordineli” saldırılarının şiddetle kınandığı belirtildi.
Paylaşımda, tüm taraflara “azami itidal göstermeleri” çağrısı da yapıldı.
Rusya
Rusya Dışişleri Bakanlığı, İran’ın İsrail’e gerçekleştirdiği hava saldırılarına ilişkin, ilgili tüm tarafları itidalli davranmaya çağırdı ve bölge devletlerinin mevcut sorunları siyasi ve diplomatik yollarla çözeceğini umduklarını bildirdi.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Batılı üyelerinin tutumu nedeniyle bu saldırıya uygun yanıt verilemediğine işaret edildi.
Bölgede bir başka tehlikeli gerilimin tırmanmasından Rusya’nın büyük endişe duyduğu vurgulanan açıklamada, Orta Doğu’da özellikle de Filistin-İsrail çatışması alanında “sorumsuz eylemlerle körüklenen krizlerin gerilimi arttıracağı” belirtildi.
Hindistan ve Pakistan
Hindistan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail ile İran arasındaki yükselen gerilimin endişe verici olduğu belirtildi.
Açıklamada, gerilimin azaltılması ve diplomatik yöntemlere dönülmesi çağrısı yapıldı.
Pakistan, İran ile İsrail arasında yükselen gelirimin ve buna bağlı gelişmelerin, diplomasinin çöküşünün sonuçları olduğunu bildirdi.
Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Pakistan’ın bölgedeki çatışmaların ilerlemesinin önlenmesi ve Gazze’de ateşkes sağlanması için uluslararası çabaların gerekliliğini aylardır gündeme getirdiği belirtildi.
Açıklamada, bu gelişmelerin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) uluslararası barış ve güvenliğin korunması konusundaki sorumluluklarını yerine getiremediğini gösterdiği ifade edildi.
İsveç
İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström, İran’ın İsrail’e yönelik “koordineli” saldırılarını kınadığını bildirdi.
Ülkesinin resmi haber ajansı TT’ye açıklamalarda bulunan Billström, bölgede güvenlik durumunun halihazırda kötüleştiğine dikkati çekerek, “Bu durumun daha da kötüleşme riskiyle karşı karşıyayız. Önemli olan, bu çatışmanın bölgede büyük bir savaşa dönüşmesini önlemek ve gerilimi azaltacak hamleler yapmak.” ifadelerini kullandı.
Vatikan
Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus, Orta Doğu’daki gelişmeleri endişeyle, acıyla ve dua ederek izlediğini söyledi.
Vatikan’da Aziz Petrus Meydanı’na bakan ofisinin penceresinden geleneksel pazar duasını yapan Papa, “Orta Doğu’yu silahlı çatışmaya sürükleme riski olan bu şiddet sarmalını körükleyecek her türlü eylemin durdurulması için yürekten çağrıda bulunuyorum.” dedi.
Malezya, Singapur ve Yeni Zelanda
Malezya Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, tüm taraflar, Orta Doğu’da halihazırda gergin olan durumu tırmandırmaktan kaçınmaya çağrıldı.
Açıklamada, herhangi bir provokasyon veya misillemenin, bölge çapında yıkıcı çatışmanın fitilini ateşleyebileceği uyarısı yapıldı.
Singapur Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, İran’ın İsrail’e yönelik saldırıları şiddetle kınandı.
Bu saldırıların gerilimi arttırdığı ve halihazırda gergin olan bölgeyi daha da istikrarsızlaştırdığı belirtilen açıklamada, tüm taraflara gerilimi tırmandırıcı eylemlerden kaçınmaları çağrısında bulunuldu.
Yeni Zelanda Dışişleri Bakanı Winston Peters da, sosyal medya platformu X’ten yaptığı açıklamada, İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını kınadı.
Bu tür eylemlerin ülkeleri daha geniş bölgesel çatışmaya doğru yaklaştırmasından endişe duyduğunu belirten Peters, “Her iki tarafın da gerilimi tırmandırmaktan kaçınmasını bekliyoruz.” ifadesini kullandı.
Umman ve Kuveyt
Umman Dışişleri Bakanlığı da bölgeyi ve halkları savaş tehlikelerinden korumak için itidalli olunmasının önemini vurguladı.
Kuveyt de itidal, bölgeyi ve halkını gerilimin tırmanmasından koruma çağrısında bulundu.
İrlanda
İrlanda Başbakan Yardımcısı, Dışişleri ve Savunma Bakanı Micheal Martin, yaptığı yazılı açıklamada, “İran’ın İsrail’e yönelik saldırısını şiddetle kınıyorum. Şu anda düşüncelerim İsrail halkıyla birlikte.” ifadesini kullandı.
Halihazırda bölgesel gerilimin azaltılmasına acil ihtiyaç duyulduğunun altını çizen Martin, daha fazla gerginliğin kimsenin çıkarına olmadığını kaydetti.
Hırvatistan, Bosna Hersek ve Karadağ
Hırvatistan Başbakanı Andrej Plenkovic, X hesabında, “İran’ın dün geceki İsrail’e yönelik saldırısını şiddetle kınıyorum. Bu ciddi bir gerilimdir ve bölgesel güvenliğe ciddi bir tehdittir.” paylaşımını yaptı.
Plenkovic, mevcut krizin azaltılmasına ve siyasi çözümüne yönelik tüm çabaları desteklediklerini belirtti.
Bosna Hersek’teki iki entiteden Sırp Cumhuriyeti (RS) Başkanı Milorad Dodik, X’teki paylaşımında, İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını kınadıklarını vurguladı.
Dodik, bölgede daha fazla tırmanma olmasından kaçınılması gerektiğini kaydetti.
Karadağ Dışişleri Bakanlığının X hesabından yapılan paylaşımda da “İran’ın İsrail’e yönelik saldırısını kınıyor ve düşmanlığın derhal durdurulması çağrısında bulunuyoruz.” ifadesine yer verildi.
Endonezya, Güney Kore ve Tayland
Endonezya Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Orta Doğu’da artan gerilimden derin endişe duyulduğu kaydedildi.
BMGK’nin bölgedeki gerginliği azaltmaya davet edildiği açıklamada, BMGK’nin Orta Doğu’da kalıcı barış sağlamak, Filistin’deki işgalin durdurulması ve İsrail’in insan hakları ihlallerine son verilmesi için çalışmalarını sürdürmesi çağrısı yapıldı.
Güney Kore Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, İran’ın İsrail’e yönelik saldırıları şiddetle kınanırken, durumun daha da kötüye gitmesini önlemek amacıyla tüm taraflara itidal çağrısı yapıldı.
Tayland Dışişleri Bakanlığının internet sitesinden yapılan açıklamada, Orta Doğu’daki durumdan büyük endişe duyulduğu belirtilerek, masum sivillerin üzerinde olumsuz etkisi olan bu durumun daha da kötüleşmemesi için tüm taraflardan itidal göstermeleri istendi.
Afganistan
Taliban yönetimi, İran’ın dün gece İsrail’e düzenlediği hava saldırısıyla “meşru savunma hakkını” kullandığını bildirdi.
Afganistan geçici hükümetinin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abdulkahhar Belhi, güç sahibi hükümetlere krizin daha fazla büyümesini önlemek amacıyla İsrail’in işlediği suçlara karşı çabalarını hızlandırmaları çağrısında bulundu.
Azerbaycan
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, İran’ın İsrail’e gerçekleştirdiği hava saldırılarına ilişkin, iki ülke arasındaki gerilimden kaygı duyduklarını belirterek taraflara itidalli davranma ve gerilimlerden kaçınma çağrısında bulundu.
Ukrayna
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, sosyal paylaşım hesabından yaptığı yazılı açıklamada, İran’ın İsrail’e hava saldırısına tepki göstererek, şu ifadeleri kullandı:
“Ukrayna, İran’ın İsrail’e Şahed insansız hava araçları ve füzeleri kullanarak düzenlediği saldırıyı kınıyor. Biz Ukrayna’da, aynı Şahed insansız hava araçları, füzeleri, aynı hava saldırısı taktiklerini kullanan Rusya’nın benzer saldırılarının dehşetini çok iyi biliyoruz.”
Avustralya
Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, X sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada, İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını kınadığını ve bu saldırıların bölgedeki tüm ülkelerin güvenliğini tehdit ettiğini ifade etti.
“İran, biz de dahil pek çok ülkenin saldırılara devam edilmemesi yönündeki çağrılarını görmezden geldi.” değerlendirmesinde bulunan Albanese, söz konusu saldırıların Orta Doğu’da daha büyük bir istikrarsızlık ve yıkım riski meydana getirdiğini kaydetti.
NATO
NATO sözcüsü Farah Dakhlallah, X hesabından yaptığı açıklamada, İttifakın İran’ın dün gece gerginliği artırmasını kınadığını ve itidal çağrısında bulunduğunu aktardı.
NATO’nun gelişmeleri yakından izlediğini belirten Dakhlallah, “Orta Doğu’daki çatışmanın kontrolden çıkmaması hayati önem taşıyor.” ifadesini kullandı.
G7
G7 Dönem Başkanı İtalya’nın çağrısıyla üye ülkelerin liderleri, İran’ın İsrail’e yönelik saldırısını tartışmak üzere video konferans görüşmesi yaptı.
Video konferansın ardından yapılan yazılı açıklamada, “G7 liderleri olarak, İran’ın İsrail’e yönelik doğrudan ve benzeri görülmemiş saldırısını en güçlü ifadelerle kınıyoruz. İran, İsrail’e yüzlerce insansız hava aracı (İHA) ve füze ateşledi. İsrail, ortaklarının yardımıyla bu saldırıyı püskürttü.” ifadelerine yer verildi.
İran-İsrail Gerilimi
İsrail, İran’ın Şam’daki konsolosluk binasına 1 Nisan’da hava saldırısı düzenlemişti. Saldırıda, İran Devrim Muhafızları Ordusundan 2’si general rütbesinde toplam 7 kişi ölmüştü.
İran, İsrail’in konsolosluk saldırısının ülkesinin topraklarına saldırı anlamına geldiğini ve misillemede bulunacaklarını duyurmuştu.
İsrail de İran’ın saldırılarına karşılık vereceğini bildirmişti.
İran dün İsrail’e yüzlerce kamikaze insansız hava aracı, balistik ve seyir füzesiyle saldırı başlatmış, bazı askeri hedeflerin vurulduğunu açıklamıştı.
İsrail ise saldırıların çoğunun hava savunma sistemlerince önlendiğini ancak güneydeki bir askeri üsse füze isabet ettiğini belirtmişti.
]]>İster işte ister evde uzun süre oturmak; depresyon, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve kalp-damar hastalıkları gibi çeşitli potansiyel sağlık risklerine katkıda bulunabiliyor.
Kimi zaman ölü popo sendromu gibi ciddi sonuçlar doğurabilen bu durum, kişinin kalçasındaki kaslar hareketsiz hale geldiğinde ve pelvisi stabilize etmek ve uygun vücut hizasını korumak gibi temel işlevlerini nasıl yerine getireceklerini unuttuğunda ortaya çıkıyor.
Fitness ekipmanları markası Mirafit.co.uk’deki fitness uzmanları yaptıkları açıklamada, “Ölü popo sendromu; uzun süreli oturma, fiziksel aktivite eksikliği veya uygunsuz kas kullanımı nedeniyle kalça kaslarının hareketsiz hale geldiği durumu tanımlıyor.”
“Önleyici teknikler ve tedaviler genellikle kalça kaslarını güçlendirmek ve yeniden etkinleştirmek için özel egzersizler ve daha fazla kas hareketsizliğini önlemek için günlük alışkanlıklarda ayarlamalar içerir.” diyor.
Ölü popo sendromunun dikkat edilmesi gereken ana semptomları kalça kaslarında uyuşukluk, belin alt kısmında veya kalçada başlayan ve bacağınızın arkasına doğru inen ağrı, baldırlarınızdaki ağrı, kalça kaslarında ve kalça fleksörlerinde güç kaybıdır.
ÖLÜ POPO SENDROMU NASIL ÖNLENİR?
Eğer tüm gün bilgisayar başında çalışıyorsanız, yaşam tarzınızı ve alışkanlıklarınızı değiştirmek her zaman kolay değildir. Bununla birlikte, önlemek her zaman tedavi etmekten daha iyidir ve işte ölü popo sendromuyla savaşmaya yardımcı olacak bazı ipuçları…
Her saat için bir zamanlayıcı ayarlayın ve bir mola verdiğinizden emin olmak için ayağa kalkıp birkaç dakika hareket edin. Kalça fleksörlerini daha fazla açacak ve kalça kasları üzerindeki baskıyı azaltacak dik bir duruşla oturun.
Ayrıca günlük rutininize kalça kaslarınızı güçlendirecek, kondisyonlandıracak ve kalçalardaki gerginliği azaltacak bazı egzersizler de ekleyebilirsiniz.
Fitness guruları, ölü popo sendromunu önleyecek en iyi egzersizleri şu şekilde paylaşıyor…
BANTLI SQUAT
Dizlerinizin etrafına bir direnç bandı asarak squat hareketlerinizi artırın. Bu şık değişiklik sadece kalça kaslarınızı, kuadriseps kaslarınızı ve diz arkası kaslarınızı güçlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda gluteus medius kasına arka uçta çok yönlü bir yenileme için uygun bir egzersiz de sağlıyor.
CANAVAR YÜRÜYÜŞÜ
Ayak bileklerinizin ve ayaklarınızın etrafına, kalçalarınızdan biraz daha geniş bir yere yerleştirilmiş bir direnç bandıyla başlayın. Daha sonra salyangoz hızında ileriye doğru ufacık adımlar atın.
Yanığın kalçalarınızın dış kaslarını ateşlediğini hissedeceksiniz.
FROG BRIDGE
Standart bir kalça kaldırma hareketi yapmak yerine ayaklarınızı kalça kaslarınıza yakın tutun ve dizlerinizi dışarı doğru konumlandırın. Bu duruştan kalçalarınızı yerden kaldırın.
Bu değiştirilmiş kalça köprüsü, dış kalça kaslarının bağlanmasını arttırır.
BACAK KALDIRMALI YAN PLANK
Dirseğiniz omuzlarınızın altında olacak şekilde yan plank pozisyonuna geçin. Bu duruşu korurken üst bacağınızı kaldırın ve indirin.
Gluteus medius, bu bacak kaçırma hareketinde çok önemli bir rol oynamanın yanı sıra, yan plank sırasında karşı taraftaki kalçaları stabilize eder.
DROP LUNGE
Düşme hamlesini gerçekleştirmek için geriye adım atın ve karşı bacağın üzerinden geçin. Üst vücudunuzu düz tutarken kalçalarınızı döndürün.
Dizinizi yere doğru bükün, ardından başlangıç pozisyonuna dönmek için ön ayağınızı itin. Bu hamle varyasyonu kalça hareketliliğini artırır ve dış kalça kaslarını ve uylukları güçlendirir.
ÖLÜ BÖCEK
Kollarınız omuzlarınızın önünde uzatılmış ve dizleriniz kalçalarınızın üzerinde bükülmüş halde sırt üstü yatarak başlayın. Bir kolunuzu ve diğer bacağınızı uzatın, ardından taraf değiştirmeden önce başlangıç pozisyonuna dönün.
Bu core egzersizi karın kaslarını güçlendirir ve kalçanın doğru hizalanmasını sağlar.
]]>İhbarla olay yerine AFAD, polis, sağlık ve Antalya Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, sevk edildi. Kısa sürede olay yerine ulaşan ekipler, Memiş Enes Gümüş’ün (54) yaşamını yitirdiğini belirledi. Kazada yaralanan Özlem Şahin, Kaan Akgün, Fatih Gümüş, Keziban Çapar Gümüş, Lütfullah Kerim Gümüş, Herdem Eyüpoğlu ve Akmaral Abdyldaeva, helikopterlerle bulundukları yerden alınarak, hastanelere götürüldü.
MAHSUR KALANLARIN TAMAMI 22,5 SAATTE KURTARILDI
Kazanın ardından durdurulan teleferik hattı üzerindeki kabinlerde mahsur kalanların kurtarılması için çalışma başlatıldı. Bu amaçla yurdun birçok bölgesinden uzman ekipler kente yönlendirilirken; kurtarma çalışmalarına gece görüşlü helikopter de katıldı. AFAD, AKUT, UMKE, itfaiye ve çok sayıda arama-kurtarma ekibi, gece boyu çalışma yaptı. Kurtarma çalışmaları bazı noktalarda halatla yapıldı. AKUT, AFAD ve UMKE ekipleri, kabinlerin üzerine çıkarak içeridekileri halatlarla indirip, güvenli bölgeye aldı. Helikopterlerin ve 2 bin 202 kişilik ekibin aralıksız çabası sonrasında 22,5 saatin sonunda, kabinlerdeki 174 kişi tahliye edildi.

13 GÖZALTI KARARI
Kazaya ilişkin başlatılan adli soruşturma kapsamında, 13 şüpheli hakkında gözaltı kararı alındı. ANET firması genel müdür vekili B.S., mekanik mühendisi O.E., taşeron bakım şirketi bakım ve otomasyon amiri S.Y., taşeron bakım şirketi sahibi S.T. ve R.T., bakım firması günlük otomasyon operasyonu sorumlusu S.K., mekanik bakım sorumluları O.K., Ö.E., K.K., bakım firması iş güvenliği uzmanı T.Ü.A., ANET iş güvenliği uzmanı M.A., bakım firması makine teknisyeni H.A. gözaltına alındı. Hakkında gözaltı kararı bulunan makine teknisyeni A.A.’nın yurt dışında olduğu, Türkiye’ye dönüşünde ifadesinin alınacağı kaydedildi. Gözaltındaki 12 şüpheli, bugün sabah erken saatlerde adliyeye sevk edildi.
ÖN RAPORDAN DETAYLAR
İş güvenlik uzmanları, elektrik ve makine mühendisleri tarafından kazaya ilişkin hazırlanan bilirkişi ön raporu da açıklandı. Raporda, denetim ve bakım-onarımda kusurların bulunduğuna dikkat çekildi. Kazanın, deformasyona uğrayan cıvataların kopmasından kaynaklandığı bilgisinin yer aldığı raporda, bakım sözleşmesinde yer almasına rağmen bağlama elemanlarının kontrolünün yapılmadığına dikkat çekildiği görüldü.

‘DEFORME OLDUKLARI TESPİT EDİLMİŞTİR’
Raporda, şu ifadeler yer aldı:
“Tesisin işletmeye alındığı tarihten bugüne kadar 7 yıl sürenin geçmiş olduğu anlaşılmıştır. 5 nolu teleferik direğinin flanş bağlantılarını sağlayan cıvataların koptuğu, sebebinin ise direk üzerindeki kabin taşıyıcı halat sisteminin üzerinden geçtiği makaralardaki nedeni anlaşılamayan deformasyonlardan dolayı makaranın metal aksamına sıkışması sonucu sistemin hareket yükünden dolayı meydana gelen kuvvetli çekme yüküne dayanamayıp direk üzerindeki flanşların bağlı olduğu cıvataların kopması sonucu direğin üst bölümünün çekme kuvveti sonucu kabinin alt kısmına çarparak çelik konstrüksiyonu koparttığı, dolayısıyla kabin içerisindeki insanların aşağıya düştüğü keşif esnasındaki incelemelerimizden anlaşılmıştır. 5 nolu direğin toplam 7 adet flanştan ve toplam 10 parça boru direkten oluştuğu, alttan üçayak yükseldiği, üstteki yedinci flanşta üçayağın birleşerek tek sütun olarak devam ettiği tespit edilmiştir. Flanş bağlantılarını oluşturan 22 mm, 8.8 BOLT marka cıvataların yerlere saçıldığı ve deforme oldukları tespit edilmiştir. Cıvatalardaki deformasyonun çekme-kesmeye bağlı deformasyon olduğu anlaşılmıştır. Direği oluşturan parçaları birleştiren flanşlarda deformasyon görülmemiştir. Devrilmiş olan direk yanına gidildiğinde taşıyıcı-çekici halatları tutan makaralardan birisinin halatın etkisiyle deforme olduğu, halatın makaranın içerisine girdiği (sıyırdığı) tespit edilmiştir.”

‘CIVATALAR YÜKÜ KALDIRAMADI’
Olaya neden olan faktörlerin iki grupta incelendiği kaydedilen raporda, “Devrilmiş direğin çekici ya da taşıyıcı halatların makara içerisine sıkışması ile kesici anahtarın (emniyet sivici) görevini yapamaması sonucu halatın çekmeye bağlı olarak direğe moment uyguladığı ve direğin alttan ikinci katındaki flanşların cıvatalarının kopması ile birlikte direğin devrildiği tespit edilmiştir. Devrilmiş olan direğin devrilme aşamasında makaranın arasına halatın girmesiyle makaranın deforme olduğu, dolayısıyla halatın sıkışması ile değil cıvataların yükü taşıyamayıp kopması yüzünden direğin devrilmiş olduğu tespit edilmiştir” denildi.
‘TUTANAK VE KONTROL FORMLARI EKSİK’
2017 yılından itibaren tesise ait iş emri formlarının günlük tutulduğu, 2024 yılına ait ocak, şubat, mart aylarına ait iş emri form belgelerinde yapılan işlemler görüldüğü belirtilen raporda, “Ancak direklere ait cıvataların torkunda boşluk olup olmadığının kontrolü, cıvataların korozyona uğrayıp uğramadığının tespiti ve kontrolü, malzeme yorulmasının dikkate alınarak belli zaman aralıklarında cıvata, rondela, rulman vs. gibi makine elemanlarının değişimlerinin yapılmadığının tespit edildiği, tesiste bulunan dokuz adet 2 teleferik direklerinin üzerindeki traverslerde çalışan lastikli makara gruplarının hangi periyotlarda değiştirildiğine dair tutanak ve kontrol formlarının bulunmadığı görülmüştür” denildi.

‘MESLEKİ YETERLİLİK BELGELERİ YOK’
Bakım personelinden bazılarının mesleki yeterlilik belgelerinin bulunmadığının görüldüğü kaydedilen raporda, şu ifadeler de yer aldı: “Anet A.Ş. ile Megatower A.Ş. ile yapılan tesisin bakım ve işletme sözleşmesi incelenmiş olup sözleşmede birçok bakım işi Megatower firmasına Anet A.Ş. tarafından yapılması için verilmiştir. Sözleşme içeriğinde maddeler halinde yapılacak işler listelenmiştir. Ancak Anet A.Ş. firmasında çalışan kontrol ve kesin kabul mühendislerinin kesin kabulleri ve kontrolleri nasıl yaptıklarına ilişkin herhangi bir evraka dosyalarda rastlanmamıştır. Keşif esnasında kaza mahallinde bulunan kopmuş olan cıvatalar ve somunlar teknik olarak incelenmiş olup detaylı fotoğrafları rapor sonuna eklenmiştir.”
EKSİKLER, TESPİTLER SIRALANDI
Raporun sonuç bölümünde ise şöyle denildi:
“Yapılan incelemeler ve değerlendirmeler neticesinde; 5 numaralı teleferik direğinin devrildiği, direğin devrilmesiyle bir adet teleferik kabininin zarar gördüğü ve kabin alt platformunun çıktığı, devrilmiş olan direğin çekici ya da taşıyıcı halatların taşıyıcı makara içine sıkıştığı kesici emniyet sivicinin görevini yapamaması ile birlikte çekmeye bağlı olarak direğe moment uyguladığı ve direğin devrildiği, direk üzerindeki flanşlarda bulunan cıvataların üzerindeki yükü taşıyamayıp koptukları, cıvatalarda çekme-kesme kuvvetlerine bağlı deformasyon tespit edildiği, bağlama elemanlarının kontrolünün yapılmadığı, eski ve eksikliklerin tespit edildiği, sözleşmeye uyulmadığı görülmüştür.”
]]>Emekli vatandaşlar, bayramda torunlarına harçlık bile vermekte zorlandıklarını söyledi.
Bir emekli, “Hangi emekli memnun olmuş da ben olayım? Pazara zaten akşamüstü gidiyoruz, döküntüleri toplamaya. Bir kilo ıspanak 50 lira. Ot ama ne yapacaksın almaya mecbursun. Bu sene emeklilere en kötü yılı. 2 tane torunum var biri 20 yaşında biri 16 yaşında 50’şer lira zor verdim bayram harçlığı. Ne yapar 20 yaşındaki torun 50 lirayla ancak bir kahve içer” dedi.
“TORUNLARIMIZA BİR ŞEY VEREMEDİK”
Emekli bir vatandaş, “10 bin lira maaş alıyorum. Hayat pahalılığı… Maaşımdan hariç 12 saat çalışırsam geçinebiliyorum. Peynir 250 gram alıyorum, etin zaten yanından geçince şekerim, tansiyonum yukarı çıkıyor. Torunlara istediğimiz gibi harçlık veremedik. Yok ki, keşke olsa da bol bol versek içimizden geçen gibi” dedi.
Başka bir emekli, “15 bin lira maaş alıyorum. Yetmiyor, memnun değilim. Bitmiş emekli, bitmiş… Ayda 250 gram peynir alıyoruz. Bayramda hiçbir şey yapmadık. Hiçbir yere gitmeden evde geçirdim. Torunlarımıza hiçbir şey veremedik. Torunlar gelmedi zaten biz de gidemedik” diye konuştu.
‘ETİ BIRAK SÜTÜ ZOR GÖRÜYORUZ’
Marul satarak ek iş yapan emekli vatandaş, “11 bin 800 lira maaş alıyorum. Bayramda işte marul satıyoruz, marul satarak geçiriyoruz. Emekli maaşı yetmediği için marul satıyoruz, yapacak bir şey yok. Ek gelir yapıyoruz böyle. Torun geldi gitti. Elimizden geldiği kadar az çok harçlık verdik. Ne yapalım, biz yemeyeceğiz onlara vereceğiz. Kurbanda ne yapacağız; evde oturacağız. Eti kasapta, peyniri de rafta görüyoruz. 400 lira peynir… Nasıl alacaksın, alınır mı? Eti bırak sütü zor görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Emekli vatandaş İbrahim Aydoğan, “10 bin lira maaş alıyorum, hayatta yetmiyor. İki tane çocuğum var okuyor. EYT’den emekli oldum, hiçbir şekilde yeterli gelmiyor bana. Büyük ihtimalle öleceğiz böyle. Et olarak tavuktan başka bir şey alamıyoruz, kırmızı eti görmüyoruz zaten. Peyniri toptan alırsak daha uyguna geldiği için 3-5 kiloluk toptan alıyorum” dedi.
‘KEMERİ SIKMAYA DEVAM EDİYORUZ’
Pazara gitmekte bile zorlandıklarını belirten emekli, “10 bin lira alıyorum. Herkes nasıl idare ediyorsa öyle idare ediyoruz, kemeri sıkmaya devam. Valla ben bir şey demiyorum artık Allah’a havale ettik. Torun var, 50 lira harçlık verdim ancak. Pazara zaten girmiyoruz ki, akşamüstü gidiyoruz çürüklerini toplamak için. Eti unuttuk da peyniri de en ucuzundan alıyoruz” dedi.
Madenden emekli bir vatandaş ise, “11 bin maaş alıyorum, memnun değilim. Yerin yedi kat altında çalışmışım, haksızlık, adaletsizlik var. Bu bize hak mı, reva mı yani? Hayat şartları ağır, zor. Biz çalışmazsak açız. Asgari ücretle çalışıyoruz ancak kendimizi geçindiriyoruz emekli olduğumuz halde. Emekli bu bayramda hiçbir şey yapamadı. Ağaç gölgesinde, söğüt gölgesinde oturdu. 3 tane torunum var hiçbir şey yapamadım. Ancak birer çift çorap aldım” ifadelerini kullandı.
‘PAZARA DÖKÜNTÜLERİ TOPLAMAYA GİDİYORUZ’
Pazardan arta kalanları aldıklarını ifade eden emekli, “Hangi emekli memnun olmuş da ben olayım? Pazara zaten akşamüstü gidiyoruz, döküntüleri toplamaya. Bir kilo ıspanak 50 lira. Ot ama ne yapacaksın almaya mecbursun. Emekli Kurban’da ancak horoz keser. Bir kuzu bile 20 bin lira. Bu sene emeklilere en kötü yılı. 2 tane torunum var biri 20 yaşında biri 16 yaşında 50’şer lira zor para verdim bayram harçlığı. Ne yapar 20 yaşındaki torun 50 lirayla ancak bir kahve içer” dedi.
Emekli vatandaş Cafer Topal, “10 bin lira emekli maaşı alıyorum. 10 bin lira ile Saray geçinebiliyorsa biz de geçinelim. Bayram evde yatarak geçti. Torunumuza, çoluk çocuğumuza harçlık vermeden geçti. Çocuklarımıza mahcup olduk. Cebimizde para olmayınca 10 bin lirayla nereye gidebiliriz ancak 10 adım yürüyebiliriz. 10 adımdan sonra cep boş” diye konuştu.
Emekli Derviş Akyüz ise, “Emekli maaşım 10 bin lira. Kiram zaten 5- 6 bin. Ramazan Bayramını hüsranla geçirdik, iş Kurban Bayramına kaldı. Kurban alma şansım zaten sıfır. Bu maaşla kurban alamayız. Kurban hisseleri şu anda 20- 22 bin liradan aşağı yok. 2024 emekli yılı olacak dediler, şu anda emekli 2024’ü kaos yaşıyor. Emeklerinin artık yaşama şansının olduğunu hissediyorlar mı, hissetmiyorlar mı? Emekli ölmüş durumdadır” dedi.
]]>POMEM BAŞVURU NE ZAMAN?
Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliğinde belirtilen diğer şartları taşımak kaydıyla lisans mezunu (6.000) erkek ve (1.500) kadın olmak üzere toplam (7.500) öğrenci alımı yapılacak.
POMEM başvurusu 04 Nisan ile 14 Nisan 2024 tarihleri arasında yapılacak. POMEM başvurusu 14 Nisan 2024 saat 17.00’ ye kadar devam edecek.
POMEM BAŞVURU EKRANI
POMEM BAŞVURUSU NASIL YAPILIR?
Adaylar, 04 – 14 Nisan 2024 tarihleri arasında http://www.pa.edu.tr adresinden e-devlet şifresi ile giriş yaparak son başvuru tarihi olan 14 Nisan 2024 saat 17.00’ ye kadar Aday Belirleme Ön Başvurularını yapabilecek.

POMEM BAŞVURU ÜCRETİ NE KADAR?
POMEM ön başvuru için adaylardan başvuru ücreti alınmayacak.
31. Dönem POMEM Giriş Sınavı aşamalarına katılmaya hak kazanan adaylar belirlendikten sonra sınav ücreti yatırılması için sınav ücret ve hesap bilgileri www.pa.edu.tr adresinden duyurulacak.
POMEM BAŞVURU ŞARTLARI NELER?
a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,
b) Lisans mezunu ve bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurtdışındaki
yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar başvurabilir, (Yabancı Ülkeden alınan lisans diplomaları YÖK Başkanlığından alınan denklik belgesi ile birlikte kabul edilecektir.)
c) KPSS’de Bakanlıkça belirlenecek taban puan veya üzerinde puan almış olmak, (Lisans mezunları için 2022 veya 2023 yılları içinde yapılan KPSS lisans puanı P3 puan türünden (60,00) taban puan veya üzerinde puan almış olmak.)
ç) Şehit veya vazife malullerinin eş veya çocukları için POMEM Giriş yönetmeliğinin 8’inci maddesinin
(c) bendinde belirlenen puanın en az % 80’ini almış olmak, (Şehit veya vazife malulü eş veya çocukları:
Emniyet Teşkilatı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, TSK personeli şehit veya vazife malullerinin eş veya çocukları ile 12.04.1991 tarihli ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 21’inci maddesinin 1’inci fıkrasının (h) ve (j) bentleri kapsamında olanların eş veya çocuklarından lisans mezunları için 2022 veya 2023 yılları içinde yapılan KPSS lisans puanı P3 puan türünden en az (48,00) taban puan veya üzerinde puan almış olmak.)
d) 18 yaşını tamamladıktan sonra yaptırılan yaş düzeltmelerinde, düzeltmeden önceki yaş dikkate alınmak şartıyla, sınavın yapıldığı yılın 01 Ocak tarihi itibariyle erkek ve kadın adaylar için 30 yaşından gün almamış olmak, (01 Ocak 1995 ve daha sonraki tarihlerde doğmuş olmak)
e) Silah taşımaya veya silahlı görev yapmaya hukuki bir engeli bulunmamak,
f) Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinde belirtilen şartları taşımak,
Söz konusu yönetmeliğin ilgili maddelerinde POMEM’lere alınacak öğrencilerin boy ve kilo şartları
aşağıda belirtilmiş, diğer hususlar için Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğini inceleyiniz.
(Polis Okullarına alınacak erkek öğrencilerin en az 167 cm, bayan öğrencilerin en az 162 cm boy
uzunluğu olacaktır.)
(Polis Okullarına alınacak erkek ve bayan öğrencilerin 18.00 BMI -27.00 BMI aralığında Beden Kitle
İndeksi olacaktır.)
g) 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53’üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın;
1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkum olmamak,
2) Affa uğramış veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan dolayı mahkum olmamak veya bu suçlardan dolayı devam etmekte olan bir kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile neticelenmemiş olmak,
ğ) Genelev, birleşme yeri, randevuevi, tek başına fuhuş yapılan konut ve benzeri yerlerde çalışmış veya aracılık ve bekleyicilik fiillerinde bulunmamış olmak, genel ahlak ve edebe aykırı mahiyette her türlü yazılı, sesli ve görüntülü eserleri, kaydedildiği materyale bakılmaksızın üretmek ve satmaktan veya kumar, uyuşturucu veya uyarıcı madde nedeniyle, hakkında herhangi bir adli veya idari soruşturma veya kovuşturma devam ediyor olmamak, bunlardan dolayı idari yaptırım uygulanmamak veya bu işler nedeniyle hüküm giymemiş olmak,
h) Geçici kayıt tarihi itibarıyla herhangi bir siyasi partiye veya siyasi partilerin yan kuruluşlarına üye bulunmadığına dair yazılı beyan sunmak,
ı) Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı nedeniyle tedavi görmüş veya görüyor olmamak,
i) Kamu haklarını kullanmaktan yoksun bırakılmış olmamak,
k) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması olumlu olmak
]]>Filistin’e yönelik saldırılar yüzünden İsrail’e cephe alan ve seçimden sonra İsrail ile ticarete sınır getirme kararı alan Ankara henüz uluslararası kamuoyunu endişelendiren olay hakkında bir açıklama yapmadı.
İŞTE İRAN’IN İSRAİL’E SALDIRISINA TEPKİLER
ABD
ABD Başkanı Joe Biden, İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını en güçlü şekilde kınadığını belirterek, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya “ülkeye desteklerinin tam olduğu” mesajını ilettiğini ve İran’a ortak diplomatik tepki verilmesi için G-7 liderlerini toplayacağını bildirdi.
Biden, yaptığı yazılı açıklamada, “İran ile onun Yemen, Suriye ve Irak’taki bağlantılı örgütleri, bugün İsrail’deki askeri tesislere yönelik benzeri görülmemiş bir hava saldırısı düzenledi. Bu saldırıları en güçlü şekilde kınıyorum” ifadelerini kullandı.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu Başkanı Dennis Francis, İran’ın İsrail’e hava saldırısıyla ilgili, tüm taraflara itidal çağrısı yaptı ve olayların bölgesel bir savaşa dönüşmemesi uyarısında bulundu.
Francis, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısına ilişkin yazılı açıklamasında, Orta Doğu’da zaten hassas olan durumun, son olaylarla daha da kırılgan hale geldiğini belirtti.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırılarını kınadı, bölgede saldırganlığın derhal son bulması ve tüm taraflara sükunet çağrısında bulundu.
Guterres, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırılarıyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, “İran İslam Cumhuriyeti’nin İsrail’e yönelik kapsamlı saldırısıyla ortaya çıkan ciddi gerilimi şiddetle kınıyorum. Bu düşmanlıkların derhal son bulması çağrısında bulunuyorum” değerlendirmesinde bulundu.
AVRUPA BİRLİĞİ
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB’nin, İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını şiddetle kınadığını bildirdi.
Borrell, sosyal medya platformu X’ten yaptığı paylaşımda, “AB, İran’ın İsrail’e kabul edilemez saldırısını şiddetle kınıyor. Bu benzeri görülmemiş bir gerilim, bölgesel güvenliğe yönelik ciddi bir tehdittir” değerlendirmesinde bulundu.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de “İran’ın İsrail’e yönelik bariz ve haksız saldırısını şiddetle kınıyorum. İran ve vekillerine de bu saldırılara derhal son vermesi çağrısında bulunuyorum. Artık tüm aktörlerin gerilimi daha da artırmaktan kaçınması ve bölgede istikrarın yeniden sağlanması için çalışması gerekiyor” mesajını paylaştı.
Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Roberta Metsola da mesajında, saldırıların Orta Doğu’da daha fazla kaosu tetikleme riski taşıdığına dikkati çekerek, “AB, saldırıyı mümkün olan en güçlü şekilde kınıyor ve gerilimi azaltmak, durumun daha fazla kan dökülmesine dönüşmesini durdurmak için çalışmaya devam edecek” ifadesine yer verdi.
İNGİLTERE
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, İran’ın İsrail’e hava saldırısını şiddetle kınadıklarını belirterek, “Müttefiklerimizle durumu istikrara kavuşturmak ve gerilimin daha da tırmanmasını önlemek için acilen çalışıyoruz” ifadesini kullandı.
Sunak, X hesabından yaptığı paylaşımda, “İran rejiminin İsrail’e yönelik pervasız saldırısını en güçlü ifadelerle kınıyorum. İran bir kez daha kendi arka bahçesinde kaos tohumları ekmeye niyetli olduğunu göstermiştir” değerlendirmesinde bulundu.
FRANSA
Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne, İran’ın İsrail’e hava saldırısını sert şekilde kınadıklarını bildirdi.
Sejourne, X hesabından yaptığı açıklamada, “Fransa, İran’ın İsrail’e karşı başlattığı saldırıyı en sert şekilde kınıyor” ifadesini kullandı.
İran’ın attığı bu eşi benzeri görülmemiş adımla istikrarsızlaştırma eylemlerinde yeni bir eşiği aştığını belirten Sejourne, İran’ın bölgede askeri gerilimin artması riskini göze aldığını aktardı.
RUSYA
Rusya, İran’ın İsrail’e saldırısından dolayı çok endişe duyulduğunu açıklarken taraflara itidal çağrısında bulunuldu.
Rusya Dışişleri Bakanlığı İran saldırılarıyla ilgili yaptığı açıklamada “Bölgede bir başka tehlikeli tırmanıştan duyduğumuz büyük endişeyi ifade ediyoruz. İlgili tüm tarafları itidalli davranmaya çağırıyoruz” ifadesi kullanıldı.
Rusya, İsrail’in Moskova’nın kınadığı Şam’daki İran konsolosluğunu vurmasının ardından Tahran’ın saldırının meşru müdafaa hakkı çerçevesinde yapıldığını söylediğini kaydetti.
ALMANYA
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırılarını şiddetle kınadı.
Alman Hükümet Sözcüsü Steffen Hebestreit, yaptığı yazılı açıklamada, “Şansölye Olaf Scholz, Tahran’daki rejimin bu gece İsrail topraklarına başlattığı ağır hava saldırılarını şiddetle kınadı. Bu sorumsuz ve hiçbir şekilde haklı çıkarılmayacak saldırıyla İran bölgede geniş kapsamlı yangını riske ediyor” ifadelerini kullandı.
İTALYA
İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, İran’ın İsrail’e insansız hava araçlarıyla (İHA) başlattığı kapsamlı saldırının ardından Orta Doğu’daki gelişmeleri dikkat ve endişeyle izlediklerini bildirdi.
MALTA
Malta Dışişleri, Avrupa İşleri ve Ticaret Bakanı Ian Borg, İran’ın İsrail’e İHA’larla saldırı başlatmasından derin endişe duyduklarını ve tüm tarafları itidalli olmaya çağırdıklarını belirtti.
BELÇİKA VE HOLLANDA
AB Dönem Başkanı Belçika’nın Dışişleri Bakanı Hadja Lahbib de saldırıyı kınadıklarını ifade ederek, “Bu büyük bir gerilimdir ve bölgesel istikrara yönelik bir tehlikedir. Bu saldırı halkı tehlikeye atıyor ve bizi barıştan daha da uzaklaştırıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Hollanda hükümeti, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırılarını şiddetle kınadıklarını bildirdi.
Hollanda’da geçici hükümetin Başbakanı Mark Rutte, sosyal medya hesabından, Orta Doğu’daki durumun çok endişe verici olduğunu belirterek, “Bugün erken saatlerde Hollanda ve diğer ülkeler, İran’a İsrail’e saldırmaktan vazgeçmesi yönünde net bir mesaj gönderdi” paylaşımında bulundu.
AVUSTURYA VE ÇEKYA
Avusturya ve Çekya yönetimi, İran’ın İsrail’e İHA’larla düzenlediği saldırıyı kınadı.
Avusturya Başbakanı Karl Nehammer, sosyal medya hesabı X’ten yaptığı açıklamada, “İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını en sert şekilde kınıyorum” ifadesini kullandı.
Çekya Başbakanı Petr Fiala, X’ten yaptığı paylaşımda, kararlı bir şekilde destekledikleri İsrail’in, kendini savunma hakkının bulunduğunu kaydetti.
Çekya Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da İran’a tepki gösterilerek, “İsrail’e saldırmaya karar veren İran ve yandaşlarının istikrarı bozucu davranışlarını sert bir şekilde kınıyor, İsrail’in meşru müdafaa hakkını yineliyoruz” ifadesi kullanıldı.
NORVEÇ VE DANİMARKA
Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide de İran’ın İsrail’e yönelik “hukuka aykırı” ve “tehlikeli” saldırısını kınadığını bildirdi.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, İran’ın İsrail’e yönelik saldırısını şiddetle kınadıklarını belirtti.
Rasmussen, X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, taraflara itidalli davranma ve gerilimi düşürme çağrısında bulundu.
POLONYA
Polonya, İran’ın İsrail’e yönelik başlattığı saldırıları şiddetle kınadığını bildirdi.
Polonya Dışişleri Bakanlığı, X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, İran ve müttefiklerine itidalli davranma ve saldırıları acilen durdurma çağrısında bulundu.
Slovenya Dışişleri Bakanı Tanja Fajon, Orta Doğu’da gerginliğin daha da tırmanmasının son derece tehlikeli olduğunu belirtti.
YUNANİSTAN
Yunanistan hükümetinin, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısını şiddetle kınadığı bildirildi.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, düşmanca tavırların daha fazla yayılmasından kesinlikle kaçınılması gerektiği vurgulandı.
SUUDİ ARABİSTAN
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, bölgedeki askeri gerilimin tırmanması ve tehlikeli yansımalarından “büyük endişe duyulduğu” belirtilerek, tüm taraflara azami itidal göstermeleri, bölgeyi ve halklarını savaşın tehlikelerinden uzak tutmaları çağrısında bulunuldu.
MISIR
Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed Ebu Zeyd, X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, taraflardan azami itidalle hareket etmelerini istedi.
Ebu Zeyd, “Mısır, İran’ın İsrail’e insansız hava araçlarıyla saldırı başlatmasından ve son dönemde iki ülke arasındaki tehlikeli tırmanıştan derin endişe duymaktadır.” ifadesini kullandı.
KATAR
Katar, İran’ın Suriye’nin başkenti Şam’daki konsolosluk binasını hedef alan İsrail saldırısına, füzeler ve kamikaze İHA’larla karşılık vermesinin ardından ilgili tüm taraflara gerilimi durdurma ve azami itidal çağrısında bulundu.
Katar Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, bölgedeki durumla ilgili derin endişe duyulduğu belirtilerek, tüm taraflardan gerilimi durdurmaları ve azami itidal göstermeleri istendi.
ÇİN
Çin, İran’ın İsrail’e düzenlediği hava saldırılarının ardından bölgede gerilimin yükselmesinden duyulan endişeyi dile getirerek taraflara itidal çağrısında bulundu.
Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, gerilimin, Gazze’deki çatışmanın yayılma etkisi olduğu kaydedilerek, savaşa derhal son verilmesi gerektiği belirtildi.
JAPONYA
Japonya hükümeti, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısının ardından, bölgede durumun sakinleştirilmesine yönelik taraflara güçlü bir şekilde çağrıda bulundu.
Japonya Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, “Japonya, bu saldırının Orta Doğu’daki mevcut durumu daha da kötüleştireceğinden derin kaygı duymakta ve bu gerilimi şiddetle kınamakta” ifadesine yer verilerek, Orta Doğu bölgesinde barış ve istikrarın Japonya için son derece önemli olduğu vurgulandı.
BREZİLYA
Brezilya, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısının ardından, taraflara “maksimum itidal” çağrısında bulundu.
Brezilya Dışişleri Bakanlığının açıklamasında, bölgede artan gerilimin düşürülmesi için uluslararası toplumdan çaba göstermesi istendi.
İran’ın insansız hava aracı ve füze saldırısı haberlerinin endişeyle takip edildiği belirtilen açıklamada, Brezilya’nın, Gazze Şeridi’nde çatışmaların başlamasından bu yana, husumetin Batı Şeria, Lübnan, Suriye ve şimdi de İran gibi ülkelere yıkıcı şekilde yayılabileceği konusunda uyarıda bulunduğu da hatırlatıldı.
URUGUAY
Uruguay hükümetinden yapılan açıklamada ise İran’ın İsrail’e hava saldırısı kınanarak, Orta Doğu’da çatışmanın kötüleşmesinden üzüntü duyulduğu kaydedildi.
VENEZUELA
Venezuela, İran’ın İsrail’e hava saldırısının ardından, Orta Doğu’da artan gerilimden endişe duyduklarını bildirdi.
Venezuela Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Orta Doğu’da artan gerilimin endişeyle takip edildiği belirtilerek, çatışmalara, Birleşmiş Milletlerin işlevsiz kalmasının, Filistin’de yaşanan soykırımın ve İsrail rejiminin mantıksızlığının yol açtığı kaydedildi.
ARJANTİN VE PARAGUAY
Güney Amerika ülkelerinden Arjantin ve Paraguay, İran’ın İHA’larla saldırı başlatmasının ardından İsrail’e desteğini duyurdu.
Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin sosyal medya hesabından paylaştığı Başkanlık Bildirisi’nde, ülkenin İsrail ile dayanışması ve “sarsılmaz bağlılığı” vurgulandı.
KOLOMBİYA
Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, İran’ın İsrail’e İHA’larla saldırı başlatmasının ardından “3. Dünya Savaşı uyarısında” bulundu.
Sosyal medya hesabı X’ten açıklamada bulunan Petro, “Tahmin ediliyordu, şu anda insanlık hızlı şekilde iklimi karbondan arındırma hedefine doğru gitmesi gerekirken, 3. Dünya Savaşı’nın eşiğindeyiz. ABD’nin pratik olarak soykırıma destek vermesi dünyayı ateşledi.” ifadelerini kullandı.
KÖRFEZ İŞBİRLİĞİ KONSEYİ
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısının ardından taraflara itidal çağrısında bulundu.
KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi, yaptığı yazılı açıklamada, Orta Doğu’da son dönemde yaşanan gelişmeler çerçevesinde bölgesel ve küresel güvenlik ile istikrarın korunmasının önemini vurguladı.
NE OLMUŞTU?
İsrail, İran’ın Şam’daki konsolosluk binasına 1 Nisan’da hava saldırısı düzenlemişti. Saldırıda İran Devrim Muhafızları Ordusundan 2’si general 7 kişi ölmüştü.
İran, İsrail’in konsolosluk saldırısının ülkesinin topraklarına saldırı anlamına geldiğini ve misillemede bulunacaklarını duyurmuştu. İsrail ise İran’ın saldırısına karşılık vereceğini bildirmişti.
İran, dün İsrail’e yüzlerce kamikaze insansız hava aracı, balistik ve seyir füzesiyle saldırı başlatmıştı.
İran, bazı askeri hedeflerin vurulduğunu, İsrail ise saldırıların çoğunun hava savunma sistemlerince önlendiğini ancak güneydeki bir askeri üsse füze isabet ettiğini açıklamıştı.
]]>İzmir’in Türkiye’deki en önemli deniz avcılığının yapılan bölgelerden biri olduğunu belirten Şahin, “Ege Denizi birçok balık türünün avlandığı, yıllık 5 bin ton civarında avcılık yapılan bir bölge. İzmir, avcılık ekipmanlarıyla ilgili de güçlü bir il. 1700 civarında geleneksel avcılık yapan küçük teknemiz var. Yaklaşık 28 trol, 55 gırgır teknesiyle bu bölgede avcılık faaliyetleri devam ediyor” dedi.
‘YASAK BÜYÜK TEKNELERİ KAPSIYOR’
Ege Denizi’nde av yasağının 15 Nisan-31 Ağustos tarihleri arasında yaklaşık 4,5 aylık süreyi kapsadığını ifade eden Şahin, “Bu dönemde profesyonel anlamda yapılan avcılık faaliyetlerini durduruyoruz. Geleneksel kıyı balıkçılığı kısmında yasal sınırlara uymak kaydıyla avcılığa devam edilebiliyor. Yasak, büyük tekneleri kapsıyor. Özellikle kıyı avcılığı dediğimiz küçük teknelerimizde amatör avcılar için herhangi bir problem yok. Yasak dönemi içinde gırgır ve troller ava çıkamıyor” diye konuştu.
‘REİS BEY TÜRKİYE’DEKİ KONTROL TEKNELERİNİN EN ÖNEMLİLERİNDEN’
Yasa dışı avcılıkla mücadelenin sadece İzmir’de değil tüm Türkiye’de aralıksız devam ettiğini söyleyen Şahin, “İzmir’deki su ürünleri kontrol teknemiz ‘Reis Bey’ Türkiye’deki kontrol teknelerinin en önemlilerinden. Sadece kendi teknemizle değil beraberinde Deniz Polisi, Sahil Güvenlik ve diğer unsurların desteğiyle 24 saat denetim faaliyetlerimize devam ediyoruz. Reis Bey dışında bir teknemiz daha var. Vardiyalı şekilde kontrollerimizi yapıyoruz” dedi.
‘SÜRDÜRÜLEBİLİR BALIKÇILIK İÇİN YASAK DÖNEMLERE UYULMALI’
Cezaların yapılan faaliyetin durumuna göre değiştiğini dile getiren Şahin, yasağın ihlali durumunda 8 bin TL’den 200 bin TL’ye varan idari para cezalarının uygulandığını belirtti. Sürdürülebilir balıkçılığın yapılması için yasak dönemlere uyulması gerektiğini aktaran Şahin, “Avcılık, yasak dönemler içinde izin verilen av aletleriyle yapılırsa bir sonraki nesle, çocuklarımıza ve torunlarımıza bizim gördüğümüz balıkları görme şansı tanınacak. Eğer hoyrat bir avcılık yapılırsa çocuklarımız bile balık türlerini zor görür. Bakanlık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü Türkiye’nin dört bir tarafında gerekli denetimleri yapıyor. Mümkün olduğu kadar denetim sıklığımızı artırarak ve beraberinde rehberlik hizmeti yaparak faaliyetlerimize devam edeceğiz” diye konuştu.
‘YASAK DÖNEMİNDE ALAN OLMAZSA, TUTAN DA OLMAYACAK’
Yasaklı dönemlerde satış yapan noktalarda kıyı balıkçılığı çerçevesinde gelen ürünlerin satışında herhangi bir problem olmadığını dile getiren Şahin, şunları söyledi:
“Satış noktasında eğer doğru kontrolü yapabilirsek, avcılık kısmında da gayri yasal şekilde yapılacak avcılığın önüne geçmiş oluyoruz. Bizim için tutan da satan da paydaşlarımız. Yasak döneminde alan olmazsa, tutan da olmayacak. Tüketiciler hangi sezonda hangi balığın yenileceğini, hangi balığın yasaklı dönemde olduğunu sitemiz üzerinden görebiliyorlar. Tüketiciler bu konuda bilgi sahibi olurlarsa, yasaklı balığın satılmaması gerektiğini öğrenecekler. Onlar da bireysel tepkileri göstererek bir sonraki nesle balıkların aktarılmasına katkı sağlayacaklar.”
]]>İsrail’in İran’ın Şam’daki büyükelçilik yerleşkesinde yer alan konsolosluk binasına 1 Nisan’da hava saldırısı düzenlemesi sonrasında misilleme sözü veren Tahran yönetimi harekete geçti. İsrail’in saldırısında İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan 2’si general toplam 7 kişi yaşamını yitirirken İran, dün gece İsrail’e 100’den fazla insansız hava aracı ve füze ile saldırdı.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, “İsrail’e yönelik İHA saldırısı, İsrail’in Suriye’deki İran konsolosluğuna saldırısına cevap olarak Devrim Muhafızları Ordusu Hava Kuvvetleri, siyonist rejimin topraklarındaki bazı hedefleri onlarca İHA ve füzeyle vurdu” açıklamasında bulundu.
İSRAİL: İLK DALGAYI BERTARAF ETTİK
İsrail ordusundan saldırının başlamasının ardından yapılan ilk açıklamada “Savunma sistemlerimiz saldırılarla başa çıkmaya hazır” denildi.
İHA’ların İsrail’e ulaşmasının saatler alacağını belirten ordu açıklamasında, “Tehdit altındaki bölgelerde sirenler çalacak” denildi.
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, yaptığı videolu açıklama ile İran’ın İHA ve füze saldırısının ilk dalgasının bertaraf edildiğini söyledi. Gallant, çatışmanın sürdüğünü de vurguladı.
BIDEN NETANYAHU’YU UYARDI
Öte yandan Axios isimli ABD merkezli medya kuruluşu, Beyaz Saray’dan üst düzey kaynaklara dayandırdığı haberde ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu uyardığını aktardı.
Biden’ın Netanyahu’ya İran’a karşı saldırı yapma uyarısında bulunduğunu söylerken, Biden’ın olayların büyümesini istemediği de kaydedildi. Biden’ın Netanyahu’ya İsrail, ABD ve bölgedeki diğer ülkelerin ortak savunma çabaları sayesinde İran’ın saldırılarının başarısızlıkla sonuçlandığını söylediği ve Netanyahu’ya, “Bir zafer kazandın. Bu zaferi al” dediği belirtildi.
Kaynaklar ayrıca Biden’ın Netanyahu’ya, İsrail’in İran’a olası bir karşı saldırısında ABD’nin yer almayacağını söylediğini ve Netanyahu’nun da “anladım” diye yanıt verdiğini açıkladı.
“ABD VE İNGİLİZ UÇAKLARI İHA’LARI DÜŞÜRDÜ”
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, İran’ın İHA’lardan daha kısa uçuş süresine sahip füzeler fırlattığını duyurdu. Kanal 12, 100 kadar İHA ile sayısı belirtilmeyen füze fırlatıldığını, bunların bazılarının Suriye ve Ürdün üzerinde düşürüldüğünü belirtti.
Kanal 12 ayrıca ABD ve İngiliz askeri uçaklarının Irak-Suriye sınır bölgelerinde İran’a ait İHA’ların bazılarının düşürdüğünü ifade etti. ABD’li yetkililer de sayısı belirtilmeyen İHA’ların düşürüldüğünü doğruladı.
“BALİSTİK FÜZE SALDIRISI BAŞLADI” İDDİASI
İran’ın devlet haber ajansı IRNA’ya konuşan bir kaynak, bilinen saldırıların dışında “Tahran’ın İsrail’e karşı ilk balistik füze dalgasını başlattığını” iddia etti. İsrail ordu radyosuna konuşan ve adı açıklanmayan İsrailli yetkililer de Tahran’ın ülkeye balistik füze fırlatmasına ilişkin herhangi bir emarenin bulunmadığını belirtti.
BEYAZ SARAY: İSRAİL’E DESTEĞİMİZ TAM
Beyaz Saray, ABD Başkanı Joe Biden’ın gelişmeler üzerine ulusal güvenlik danışmanlarıyla bir araya geleceği belirtildi. Biden’ın ekibi tarafından düzenli olarak bilgilendirildiğini belirten Beyaz Saray, “İran, İsrail’e hava saldırısı başlattı. İsrail’in güvenliğine desteğimiz tam. ABD, İran’dan gelen tehditlere karşı (İsrail’in) savunmasını destekleyecek” ifadelerini kullandı.
TAHRAN’DAN TEHDİT: HAVA VE KARA SAHASINI AÇAN ÜLKELER…
İran Savunma Bakanı Muhammed Rıza Aştiyani, ülkesine yönelik saldırılara karşı uyarılarda bulundu. İranlı Bakan, “İsrail’in İran’a saldırması için hava ve kara sahasını açan ülkeler, kararlı cevabımızı alacaktır” ifadelerini kullandı.
İRAN: KONU SONUÇLANMIŞ SAYILABİLİR
İran’ın Birleşmiş Millet Daimi Temsilciliği tarafından yapılan açıklamada “İsrail’in bir daha hata yaparsa Tahran’ın karşılığının daha ağır olacağı” belirtildi ve ABD’ye mesaj verildi.
Temsilciliğin sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklama şu şekilde:
– “İran’ın BM Şartı’nın meşru savunmaya ilişkin 51. maddesine dayanarak gerçekleştirdiği askeri harekat, Siyonist rejimin Şam’daki diplomatik tesislerimize yönelik saldırısına bir cevap niteliğindeydi.
– Konu sonuçlanmış sayılabilir. Ancak İsrail rejiminin yeni bir hata yapması halinde İran’ın yanıtı çok daha sert olacaktır. Bu, İran ile haydut İsrail rejimi arasında, ABD’nin uzak durması gereken bir çatışmadır.”
SİRENLER ÇALDI, PATLAMA SESLERİ DUYULDU
Saldırının ardından Kudüs, Tel Aviv ve bazı kentlerde sirenler çalarken gökyüzünde yer yer patlama sesleri duyuldu. Fotoğrafta, Tel Aviv semalarındaki patlamalar görünüyor.
Öte yandan, İsrail acil yardım servisi Kızıl Davut Yıldızı, saldırılar nedeniyle ülkenin güneyinde 10 yaşında bir çocuğun ağır yaralandığını bildirdi.
HAVA SAHALARI KAPATILDI
Güvenlik kaynakları, Irak hava sahası üzerinde onlarca İHA’nın tespit edildiğini aktardı. Irak Ulaştırma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ülkenin hava sahasının kapatıldığı ve tüm hava trafiğinin durdurulduğu belirtildi. Daha sonra İsrail ve Lübnan da hava sahasını gelen ve giden uluslararası uçaklara kapattığını duyurdu.
SAVAŞ KABİNESİ TOPLANDI
Saldırının ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savaş Kabinesi ile bir araya geldi.
Toplantıya Savunma Bakanı Yoav Gallant, Savaş Kabinesi üyesi Benny Gantz ile Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’nin de katıldığı ifade edildi.
20 KG PATLAYICI TAŞIYORLAR
Eski İsrail Askeri İstihbarat Dairesi (AMAN) Başkanı Amos Yadlin, İHA’ların her birinin 20 kg kadar patlayıcı ile donatıldığını, İsrail’in hava savunma sistemlerinin bunları düşürmeye hazır olduğunu söyledi.
İsrail devlet televizyonu, İsrailli yetkililerin bir kaç gün sürecek çatışmalara ve karşılık vermeye hazırlandığını bildirdi.
]]>■ 2019’daki mağlubiyetin ardından siz sahadan hiç çekilmediniz. Motivasyonunuz neydi?
Hedefimiz hep belliydi, biz büyükşehirde bir değişim yaşanması gerektiğini gördük. Çünkü Bursa gerçekten kötü yönetiliyordu. Hava kirliliği maksimum seviyelere ulaştı, çevre kirliliği vardı. Bursa’nın trafik ve ulaşım ile ilgili sorunları var. Bursa’nın planı yok, planlamadan başlayan, çevre düzeniyle ilgili projelendirmelere kadar bir sorunlar yumağı var. Bunları çözebilmek için de önce insan diyen bir anlayışın Bursa’nın dört bir tarafına yayılması gerekiyordu.
RÜZGAR FIRTINAYA DÖNÜŞTÜ
■ Seçim öncesi en çok gelen talep ve istekler nelerdi? Halk size nasıl güvendi?
Halk bizi zaten tanıyordu. Her gittiğimiz ilçede “Nilüfer gibi olacak mı?” sorusuyla karşılaştık. Nilüfer’deki hizmetlerin aynılarını tüm ilçelere yayma sözü verdik. İnsanlar bize inandı ve 3 ayda gördük ki rüzgâr zaten bizim lehimize esiyor, sonra o rüzgâr sandıkta fırtınaya dönüştü. İl ve ilçe başkanımızla 3 ay boyunca beraberdik. Görünmeyen kahramanlarımız vardı; ev ev dolaşıp bizi anlatan Bursalılar. Nilüferliler, farklı ilçelerdeki eşini dostunu arayıp bizleri anlattı. Gerçekten Nilüferliler inanılmaz çalıştı bu seçimde.
İNCELEME BAŞLATIYORUZ
■ Nasıl bir belediye devraldınız?
En geç mazbata alan büyükşehir belediyesi bizdik. Son iki haftada nelerin yapıldığını hiç bilmiyoruz. Bayramdan hemen sonra geniş kapsamlı inceleme başlatıyoruz. Kamuoyunu da bilgilendirip aydınlatacağız. Çünkü burada harcanan her bir kuruş bu şehirde yaşayan 3,3 milyon insanın parası. Şu an, bütçe dengesinin bozulduğunu görebiliyoruz, çünkü bütçenin 6 aylık harcamasını 3 ayda yapmışlar.

Başkan Boybey Sözcü TV’den Gülinay Selçuk’un sorularını yanıtladı.
EMEKLİLERE HALK KART GELİYOR
■ Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin halka yönelik ilk hizmetleri neler olacak?
İlk olarak çocuklara süt projemiz var, yeni dönemde anaokulu ve 1. Sınıfa giden çocuklarımıza okul sütü dağıtımına başlayacağız. Biz bunu Nilüfer’de başardık ve Türkiye’de bir ilkti. Daha sonra Bakanlık “biz yapalım” dedi. Bakanlığa devrettik, 2 ay dağıtım yaptılar, 3. ayda bıraktılar. Emekliye, ihtiyaç sahiplerine Nilüfer’de yıllarca Halkkart dağıttık. Şimdi bu çalışmamızı Bursa geneline yayıyoruz. Emeklilerimize de destek paketlerimizi en kısa sürede devreye sokacağız. Hayvancılıkla ilgili çalışmalar yapacağız.
HAVA KİRLİLİĞİNİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ
■ Hava kirliliği Bursa’da en kritik seviyede. Bu soruna nasıl eğileceksiniz?
Bursa’nın bugün İnegöl de dahil olmak üzere havası kirli. Bakanlıkla ve valilikle görüşeceğiz. Nilüfer’deki 20 yıllık başkanlık dönemimde hava ölçüm istasyonları yapıp üniversitemizle ortak bir proje ile ilçemizdeki hava kirliliğini sürekli takip ettik. Şimdi aynı modeli tüm Bursa geneline yayacağız ve kentteki hava kalitesini sürekli izleyeceğiz, halkımızla da paylaşacağız. Ayrıca kirleticilere karşı hassasiyetimiz çok yüksek. Kirleticileri tespit edip tedbir alması gerekenlerin takipçisi olacağız.
]]>Dervişoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:
GERİ ALINMASI ZARARLI OLUR
“Olağanüstü kongre kararı alınmasına ve bunu ilgili makamlara bildirilmesine rağmen genel başkanın böyle kritik bir eşikte partinin başında kalmasını isteyenler var. Milletvekili ve parti yöneticilerimiz bu düşüncelerini genel başkanla paylaşmak istediler. Bu masum kanaat birtakım beyanlarla birleştirilince bir spekülasyon oluşturuldu. Olağanüstü kongrenin geri alınması mümkün olmadığı gibi böyle bir durum ziyadesiyle zararlı olur.”
KAN KAYBI YAŞAMADIK
“Parti seçimden çıktı. Sanki bütün siyasi partiler bu seçimden umduklarını, beklediklerini buldular da İYİ Parti bir kan kaybı yaşamadı ki. CHP’den sonraki bütün partiler yerel seçimde ciddi bir sıkıntı yaşadı. Yani yüzde 1 oy alan parti bile geleceğimizle ilgili bize akıl veriyor. Ama bunlar siyasette hep olan şeyler. Projektörler İYİ Parti’ye yöneltilmiş durumda. Dolayısıyla onun içindeki alandan safiyet bataklığı çıkarmaya çalışıyorlar .”
KONGREMİZİ ELBET YAPACAĞIZ
“Partimiz olağanüstü kongresini yapacak. Takvimi uygun mu? Değil. Elbette tartışılır ama ne yapalım bu karar alınmış ve Seçim Kurulu’na bildirilmiş. Biz hepimiz bu partiye büyük emekler vermişiz. Koray Abi de büyük emekler sarf etti, ben de kendi çapımca büyük emekler sarf ettiğime inanıyorum. Tolga Bey’in de emeklilerine şahidim. Yalnız biz değil, bu partiyi kuran arkadaşlarımızın tamamı büyük emekler sarf etti. Ayrıca İYİ Parti’nin kuruluşu, Türkiye açısından da bir beklenti oluşturdu. Ama gerçek emek sahibi sayın Genel Başkanımız Meral Akşener hanımefendidir. Bu parti onun mücadelesiyle, emekleriyle, teriyle, bizlerin de yardımıyla kurulmuştur. Dolayısıyla elbette ki gönül arzu ediyor ki sayın genel başkanımızın liderliğinde olağan kongreye gitseydik. Ben herkesten fazla genel başkanımız Akşener’in görevine devam etmesini arzuluyorum. Ama ortada bir karar ve kararlılık var ve bunun artık fizikken mümkün olması söz konusu olamaz.”
DEMİREL GİBİ DAVRANIN MİLLETİN ÖZLEDİĞİ BU!
BAZI siyasi partilerin İYİ Parti’nin iç işlerine karışırcasına yaptıkları açıklamaları “art niyetli spekülasyon” olarak niteleyen Musavat Dervişoğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Ben pozisyonum icabı çok lider dinledim. Süleyman Demirel’le Erdal İnönü’nün kurduğu koalisyon hükümeti döneminde, SHP’de Deniz Baykal aday olmuştu. Demirel’e, gazeteciler yorumunu sorduğunda, ‘Hükümet ortağımızdır ama Erdal İnönü başka bir siyasi partinin genel başkanıdır. Başka bir siyasi partinin iç işlerine karışmak çok uygun bir davranış olmaz. Başka bir siyasi partinin içişlerine karışılmaz. Karışılması hatadır’ yanıtını vermişti. O süreçte Süleyman Demirel’in ve diğer liderlerin davranışlarını şimdiki mevcut liderlerden de beklerim. Milletin özlediği, beklediği de bu zarafettir.”
iYi Parti ülkeye gerekli
“Çıktık bir yola” diyen, adaylığıyla ilgili yarın basına açıklama yapacağını belirten Dervişoğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İYİ Parti Türkiye’ye lazım. Siyasetin merkezinde yerini alması lazım, Türkiye’nin önünde önemli gündem maddeleri var. Yaşadığımız coğrafyanın ciddi jeopolitik sıkıntıları var. Türkiye’nin taşıdığı önemi bilen siyasetçilerin, söz sahibi makamlarda bulunması lazım. Türkiye bu stratejik ve jeopolitik konumuyla bulunduğu yerin hakkını veren bir biçimde yönetilmeye muhtaç. O sebeple herkesin ortak bir sorumluluk duygusuyla hareket etmesini diliyorum.”
]]>
Alt sıraları yakından ilgilendiren maçta Gaziantep FK, 7. dakikada Jevtovic’in golüyle 1-0 öne geçti. Ankaragücü 31. dakikada Efkan’ın golüyle 1-1’lik beraberliği yakaladı. 65’te Efkan’ın asistinde Sowe kale ağzında yaptığı vuruşla takımını 2-1 öne geçirdi. Maçın yıldızı Efkan, 68. dakikada yayın gerisinden şık vuruşla topu filelere gönderip skoru 3-1’e getirdi.
Geride kalan dakikalarda skor değişmezken Başkent ekibi yenilmezliğini 3 maça çıkardı.
Bu sonucun ardından ev sahibi takım 37 puan ve maç fazlasıyla 12. sıraya çıktı. Gaziantep FK ise 31 puanla küme düşme hattında son 6 haftaya girdi.
Ankaragücü gelecek hafta Beşiktaş deplasmanına çıkacak. Gaziantep FK da sahasında Kasımpaşa’yı konuk edecek.

SÜPER LİG’DE BİR İLK
MKE Ankaragücü-Gaziantep FK maçına görevlendirilen İspanyol Mario Melero Lopez, Süper Lig tarihindeki ilk yabancı VAR hakemi oldu.
Türkiye Futbol Federasyonu, daha önce Trendyol Süper Lig’de sezon sonuna kadar kritik maçlarda yabancı VAR görevlendirileceğini duyurmuştu.

Stat: Eryaman
Hakemler: Ali Şansalan, Gökhan Barcın, Abdullah Uğur Sarı
MKE Ankaragücü: Bahadır Han Güngördü, Kitsiou, Radokovic, Mujakic, Kazımcan Karataş, Ali Kaan Güneren (Dk. 82 Flips), Tolga Ciğerci, Morutan (Dk. 90+2 Cephas), Bassogog (Dk. 75 Chatzigiovanis), Efkan Bekiroğlu (Dk. 75 Pedrinho), Sowe (Dk. 82 Macheda)
Gaziantep FK: Nita, Sorescu, Arda Kızıldağ, Nkoulou, M’Bakata, Ogün Özçiçek (Dk. 67 Ömürcan Artan), Mustafa Eskihellaç (Dk. 79 Furkan Soyalp), Maxim (Dk. 79 Badji), Jevtovic (Dk. 79 Bikel), Gradel, Dragus
Goller: Dk. 7 Jevtovic (Gaziantep FK), Dk. 31 ve 68. Efkan Bekiroğlu, Dk. 65 Sowe (MKE Ankaragücü)
Sarı kartlar: Dk. 38 Mujakic (MKE Ankaragücü), Dk. 38 Dragus (Gaziantep FK)
MAÇTAN DAKİKALAR
7. dakikada Gaziantep FK öne geçti. Maxim’in sağ çaprazdan ceza sahasına gönderdiği topu altıpastaki MKE Ankaragüçlü defans oyuncuları uzaklaştırdı. Penaltı noktası üzerinde meşin yuvarlağı önünde bulan Jevtovic’in şutunda top ağlara gitti: 0-1.
16. dakikada Morutan’ın ceza sahasına yakın bir noktadan kaleye gönderdiği sert şutta, topu kaleci Nita iki hamlede kontrol etti.
24. dakikada orta sahadan rakiplerini geçerek ceza sahası çizgisi üzerine gelen Bassogog, ceza sahasına giren Sowe pas verdi. Bu futbolcunun kaleci Nita’yı geçerek kaleye gönderdiği top filelerle buluştu. VAR’ın müdahalesinin ardından gol ofsayt gerekçesiyle iptal edildi.
31. dakikada MKE Ankaragücü beraberliği buldu. Morutan’ın pasıyla ceza sahası sol çaprazında topla buluşan Efkan Bekiroğlu’nun vuruşunda meşin yuvarlak filelere gitti: 1-1.
42. dakikada ev sahibi ekip gole yaklaştı. Kitsiou’nun sert vuruşunda top Gaziantep FK’li defans oyuncularına çarparak havalandı. Altıpasın önünde meşin yuvarlakla buluşan Sowe’nin vuruşunda top üst direğe çarparak auta gitti.
45+1. dakikada ceza sahası çizgisi önünde topla buluşan Ali Kaan Güneren’in plase vuruşunda meşin yuvarlak yan direğe çarparak dışarı çıktı.
Mücadelenin ilk yarısı 1-1 sona erdi.
61. dakikada Morutan’ın sağ çaprazdan kaleye gönderdiği plase vuruşunda meşin yuvarlağı kaleci Nita son anda kurtardı.
65. dakikada MKE Ankaragücü öne geçti. Kitsiou’nun sağdan ceza sahasına gönderdiği topla altıpasın önünde buluşan Efkan Bekiroğlu, meşin yuvarlağı Sowe’nin önüne yuvarladı. Bu futbolcunun vuruşunda top ağlara gitti: 2-1.
68. dakikada ev sahibi ekip farkı 2’ye çıkardı. Kitsiou’nun pasıyla ceza sahası çizgisine yakın bir noktada topla buluşan Efkan Bekiroğlu’nun sert şutunda top filelerle buluştu: 3-1.
MKE Ankaragücü, mücadeleyi 3-1 kazandı.
]]>Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, işgücü piyasasının ihtiyaçlarını belirlemek ve etkin çözümler üretebilmek için çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti.
Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından 2023’de 2 ve üzeri istihdam sağlayan 86 bin iş yeriyle görüşülerek hazırlanan İşgücü Piyasası Araştırması’nın sonuç raporlarının yayımlandığını bildiren Işıkhan, şu ifadeleri kullandı:
“İş gücü ihtiyacının en fazla olduğu alan imalat sektörü. İşverenlerden alınan geri bildirimlere göre gelecek 10 yılda ön plana çıkması beklenen meslekler ise yazılım mühendisi, e-ticaret uzmanı, yapay zeka uzmanı, bilişim uzmanı, inşaat mühendisi, pazarlama uzmanı, dil ve konuşma terapisti ve CNC operatörü.”
DİĞER SONUÇLAR
Bakanlıktan araştırmaya ilişkin yapılan yazılı açıklamaya göre, İŞKUR’un 5 Haziran-14 Temmuz 2023 tarihlerinde bilgi formu uygulayarak gerçekleştirdiği araştırma kapsamındaki çalışanların yüzde 70’i erkekler, yüzde 30’u kadınlardan oluştu.
Kadın çalışan sayısının, erkeklerden daha yüksek olduğu sektörler, “insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri” ile “eğitim” oldu. Ayrıca kısmi zamanlı çalışma yapılan iş yerlerindeki kadın istihdamının, kısmi zamanlı çalışma yapılmayan iş yerlerine göre daha yüksek olduğu belirlendi.
Araştırmaya göre, işgücü ihtiyacının en fazla olduğu imalat sektöründeki iş yerlerinin yüzde 16,6’sında, aynı sektördeki 20 ve üzeri çalışanı olan iş yerlerinin ise yüzde 37,3’ünde eleman ihtiyacı bulunuyor.
EN FAZLA ELEMAN ARANAN MESLEKLER
Araştırma kapsamında işverenler tarafından en fazla eleman aranan meslekler de belirlendi. En çok açık iş olan 10 meslek arasında, makineci (dikiş), garson, satış danışmanı, ahşap mobilya imalat ustası, temizlik görevlisi, gazaltı kaynakçısı, konfeksiyon işçisi, akaryakıt satış elemanı, ark kaynakçısı ve yük taşıma şoförü yer aldı.
Açık işlerde en fazla aranan beceriler, “yeterli mesleki ve teknik bilgi” ve “iş tecrübesi” oldu.
Ülke genelinde iş yerlerinin yüzde 8,7’sinde açık iş bulunduğu, bu oranın 20 ve üzeri çalışanı olan iş yerlerinde 27,6’ya ulaştığı tespit edildi.
Kadın iş gücü tercih edilen açık işlerde, makineci (dikiş), temizlik görevlisi, satış danışmanı, mutfak görevlisi, mantı ustası, ön muhasebeci, garson, konfeksiyon işçisi, aşçı ve okul öncesi öğretmeni meslekleri öne çıktı.
ELEMAN TEMİNİNDE GÜÇLÜK ÇEKİLEN 10 MESLEK
Araştırmada, işverenlerin yüzde 12,5’inin eleman temininde güçlük çektiği saptandı. Eleman temininde en fazla güçlük çekilen 10 meslek, makineci (dikiş), garson, ahşap mobilya imalat ustası, gazaltı kaynakçısı, inşaat işçisi, satış danışmanı, tır-çekici şoförü, yük taşıma şoförü, akaryakıt satış elemanı ve çelik kaynakçısı olarak sıralandı.
Bu mesleklerde eleman temininde güçlük çekilmesinin en önemli nedenleri, “ilgili meslekte yeterli iş başvurusunun yapılmaması”, “gerekli mesleki beceriye/niteliğe sahip eleman bulunamaması” ve “yeterli iş tecrübesine sahip eleman bulunamaması” oldu.
Araştırma kapsamında görüşülen iş yerlerinde bir yıl sonraki istihdam artış beklentisinin yüzde 5,4 olduğu tespit edildi.
En fazla istihdam artışı beklenen 10 meslek arasında garson, kurye, satış danışmanı, makineci (dikiş), inşaat işçisi, ahşap mobilya imalat ustası, ark kaynakçısı, yük taşıma şoförü, konfeksiyon işçisi ve ağ teknolojileri meslekleri gösterildi.
İŞKUR, 2024 yılı İşgücü Piyasası Araştırmasını 15 Nisan-17 Mayıs 2024 tarihlerinde yapacak.
Geçmişten farklı olarak bu yıl İŞKUR personeli araştırmanın tamamını yüz yüze ziyaretlerle gerçekleştirecek.
Türkiye genelinde, iş gücü piyasasının talep tarafının geniş bir çerçevesini çizecek araştırmayla, iş yerlerinin yapısal özellikleri, çalışan sayıları, açık işleri, eleman temininde güçlük çektikleri meslekler ve istihdam beklentileri gibi veriler temin edilerek geleceğin mesleklerine ilişkin tahminler üretilecek.
]]>Bu yıl 12’ncisi düzenlenen ve festival bünyesine dahil edilen Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla Adana’da başladı.
“HEM KÜLTÜR HEM DE SANATIN DESTEKLENMESİNİ SAĞLIYOR”
Adana Müze Kompleksi’nde düzenlenen toplantıda konuşan Bakan Ersoy, 4 yıl önce başlatılan kültür yolculuğuna Anadolu’nun 7 farklı bölgesi ve 16 şehirde devam edildiğini belirterek, şunları söyledi:
“İnşallah, 2028’de 35 şehirde Kültür Yolu Festivali’ne dahil ettiğimiz yeni şehirlerle devam ediyor olacağız. Kültür Yolu Festivali, birçok farklı amaca hizmet ediyor.
Öncelikli olarak her yaş grubundan, her kesimden vatandaşımıza sanatın her türlüsünü etkin ve yoğun bir şekilde rahat erişimini sağlayacak şekilde organize ediyoruz.
Festivalin gerçekleştirildiği şehrin, başta Türkiye olmak üzere tüm dünyada derinliğini artırmak ve markalaşmasını sağlamak ise bir diğer hedefimiz.
Aynı zamanda hem kültür hem de sanatın desteklenmesini de sağlıyor, dolayısıyla sanatçılarımıza da destek olmuş oluyoruz. Mevcut devam eden festivallerle de etkileşim içinde olmaya özen gösteriyoruz ve onları da Kültür Yolu Festivali’nin bir parçası haline getiriyoruz.”
8 AY SÜREN FESTİVAL ZİNCİRİ
Bugün başlayan Kültür Yolu Festivali’nin, 8 ay boyunca festival zinciri oluşturacağını kaydeden Bakan Ersoy, “Portakal Çiçeği Karnavalı’nın yanı sıra diğer şehirlere baktığımızda Gaziantep’te Uluslararası Gastronomi Festivali, Konya’da Mistik Müzik Festivali, Nevşehir’de Kapadokya Balon Festivali’yle beraber festivallerimizi gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Adana’nın önemi, festival zincirinin buradan başlıyor olması. Sonra Şanlıurfa, ardından Bursa ve Samsun’a oradan Trabzon, Van, Erzurum, Çanakkale, Ankara, Diyarbakır’da devam ettikten sonra Antalya’da son bulacak 8 aylık bir festival zincirinden bahsediyoruz. Burada önemli olan bu yıl festival bünyesine dahil ettiğimiz 4 yeni şehir, dikkat çekiyor” diye konuştu.

‘ADANA’DA 500’E YAKIN ETKİNLİK GERÇEKLEŞECEK’
Festival dahilinde Adana’da gerçekleştirilecek etkinliklere değinen Bakan Ersoy, sözlerine şöyle devam etti:
“Özellikle Merkez Park ve Atatürk Parkı’nda sahneler kurduk. Bu sahnelerimizde Türkiye’nin önemli sanatçıları konserler verecek. 30 noktada etkinlikler olacak ve yaklaşık 500’e yakın etkinlik gerçekleştirilecek. Bu kapsamda Adana’da bin sanatçı, Türkiye genelinde 40 bin sanatçı katılacak.
8 ayda 7 bine yakın etkinlik gerçekleşecek. Adana’da ayrıca 18 metre yüksekliğinde holofluks gösterisi olacak. Atatürk olmazsa olmazımız. Atatürk Kültür Yolu’nda bir dijital performansı da karnaval sırasında sanatseverlerle buluşturmayı planlıyoruz. 7’den 70’e her kesimden vatandaşımıza hitap eden birçok etkinlikle vatandaşlarımızı buluşturacağız.
Kültür Yolu Festivali 8 ay boyunca dünyada en uzun süreli, en fazla sanatçı ve katılımcısıyla bir marka haline geldi. Bu nedenle artık uluslararası kurum ve kuruluşlara daha fazla yer veriyoruz. Bundan sonrada bu şekilde devam edeceğiz. Hem katılan şehir sayısını hem de katılımcı sayısını artırmayı planlıyoruz.”
Bakan Ersoy, konuşmasının ardından basın mensuplarıyla festival kapsamında bir toplantı gerçekleştirdi.
]]>İsrail menşeili teknolojik yazılım markasının Türkiye distribütörlüğünü yapan şirkette çalışan Muhammet Oçan ile Esat Aykurt tepkilerini, diğer insanlar gibi sosyal medya hesapları üzerinden ortaya koydu. İsrail işgalini eleştiren paylaşımlarda bulunan ikili, bu paylaşımları nedeniyle daha sonra işten çıkarıldıklarını öne sürdü.
TAZMİNAT DAVASI
İşine son verilen Muhammet Oçan, alacaklarını tam alamadığı gerekçesiyle şirket aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtı. Oçan, avukatı aracılığıyla İstanbul 29. İş Mahkemesine açtığı davada, 2023 yılında geçirdiği iş kazasına rağmen çalıştırıldığı iddiasında da bulundu.
Mahkemeye sunulan dilekçede, İsrail aleyhine yapılan paylaşımdan, şu şekilde bahsedildi:
– Müvekkilim, Muhammed Durra isimli 12 yaşındaki Filistinli çocuğun babasının kucağında ölümüne ilişkin videoyu paylaştığı gerekçesiyle şirketin genel müdürü tarafından bizzat aranmış ve davalı şirketle iş ilişkisi bulunan E.S’nin isteği üzerine uyarılmıştır. E.S, 27 Eylül 2022’de TÜYAP makine fuarında müvekkilim ile tanışmış ve ‘Paylaşımlarını takip ediyorum, gözüm üzerinde.’ diyerek baskısını sürdürmüştür. Müvekkilimin iş akdi, buna benzer bir paylaşım yapmasından 2 gün sonra sona erdirilmiştir.
Dilekçeyi değerlendiren iş mahkemesi, kısmi tazminat talepli davayı kabul etti. Davanın görülmesine ilerleyen günlerde başlanacak. İşten çıkartılan Esat Aykurt’un da önümüzdeki günlerde benzer şekilde bir dava açacağı öğrenildi.

Muhammed Oçan (sağda) ve Esat Aykurt (solda)
MÜDÜRÜ ARAYIP UYARMIŞ
Paylaşımları ve işten çıkarılma sürecini anlatan Muhammed Oçan, şirketin İsrailli ortağı ve genel müdürü tarafından aranarak uyarıldığını belirterek, paylaşımlarına devam etmesi nedeniyle işine son verildiğini öne sürdü.
Oçan, sosyal medyada ilk kez 2010 yılındaki Mavi Marmara olayları sonrası paylaşımda bulunduğunu anlatarak, “Bu paylaşımım sonrası şirket yönetim kurulunun bir üyesinin oğluyla tartışma yaşadım. Ve onun uyarısıyla paylaşımımın kaldırılması istendi. Ve o paylaşımı kaldırmıştım” dedi.
Muhammed Durra isimli 12 yaşındaki bir çocuğun, 2021 yılında İsrail askerlerince öldürülmesine ilişkin bir video paylaştığını da aktaran Oçan, bu sefer de şirketin genel müdürünün kendisini aradığını ve İsrail aleyhine olan bu paylaşımı kaldırması yönünde ikaz ettiğini dile getirdi.
Paylaşımıyla ilgili bilgiyi genel müdürüne, distribütörü oldukları, Almanya’da yer alan İsrail asıllı firman yöneticisinin verdiğine dikkati çeken Oçan, bu yöneticinin İstanbul’daki fuarda parmak sallayarak kendisini uyardığını ancak 7 Ekim’de başlayan katliamların ardından tekrar paylaşımlar yapmaya başladığını ifade etti.
“TÜRKİYE’DE İLK”
Oçan, süreci şöyle anlattı:
– İlk yaptığım paylaşımın hemen 2 gün sonrasında insan kaynakları tarafından arandım. ‘Özelliklerime uygun bir işin şirkette bulunmadığı’ iddiasıyla işten çıkartıldım. Benimle birlikte aynı paylaşımları yapan Esat Aykurt isimli arkadaşım da aynı sebepten işten çıkarıldı. Buna istinaden ben bir hukuki süreç başlattım. İstanbul 29. İş Mahkemesinde bu süreç devam ediyor. İngiltere’de gazeteciler, Kuveyt’te sporcular ve tüm dünyada insanların bu gibi durumlarda işlerini kaybettiklerine şahit oluyoruz. Şu an gördüğümüz kadarıyla Türkiye’deki ilk vaka bu. Bunun kabul edilemez olduğunu düşünüyoruz.
7 YILDIR ÇALIŞIYORDU
Esat Aykurt ise aynı gerekçelerle işine son verildiğini iddia ederek, 7 yıl makine mühendisi olarak bu şirkette görev yaptığını, çalıştığı süre zarfınca İsrail aleyhine paylaşımlar yapmaması konusunda zaman zaman iş yerinden tepkiler aldığını söyledi.
Aykurt, şöyle konuştu:
– Daha öncesinde, iş arkadaşlarımdan Muhammed Oçan’ın paylaşımlarından dolayı bu tarz tepkiler aldığını duymuştum. Gazze’de yaşanan son olaylardan sonra ben de sosyal medyada bütün Müslümanlar gibi Filistin’i destekleyen, çocukların ölmemesi gerektiğini içeren paylaşımlar yaptım. İş yerindeki bazı arkadaşlar, ‘İsrail menşeili bir firmayla çalışıyorsunuz, yapmayın böyle şeyler.’ şeklinde geri bildirimler aldık. Ama ben yine de her Müslümanın yapması gerektiği gibi Filistin halkına destek olmaya devam ettim.
Şirketin insan kaynakları departmanından arandığını kaydeden Aykurt, kendisine şirketin küçülmeye gittiği gerekçesi sunularak işten çıkartıldığını, ancak çıkarıldığı iş pozisyonu yerine yeni iş ilanı verildiğini vurguladı.
Kendisi gibi işten çıkartılanın olup olmadığı araştırdığını ve aynı şeyin Muhammed Oçan’ın da başına geldiğini duyduğunda şaşırdığını aktaran Aykurt, “Onunla ortak noktamız Filistin paylaşımlarımızdı. Zaten diğer arkadaşlarımız İsrail menşeli yazılım satan bir şirkette çalıştığımız için başlarının ağrıyacağını bildikleri için böyle paylaşımlar yapmıyordu. Paylaşımları yaptıktan sonra ikimiz de işten çıkarıldık” dedi.
]]>
Özellikle mafya türünün en önde gelen filmlerinden biri olan ve sinema tarihinde bir klasik haline gelen Baba (The Godfather) filminin yönetmeni Francis Ford Coppola ile evli ve üç çocuk sahibiydi. Hatta belgeselci olarak da bilinen Eleanor Coppola, kocası Francis Ford Coppola’nın “Kıyamet” (Apocalypse Now) adlı filminin yapım aşamasını anlatan Hearts of Darkness adlı filmiyle 1992’de Emmy ödülü kazandı. Ayrıca romantik komedi filmleri Bonjour Anne (Paris Can Wait) ve Love Is Love Is Love filmlerinin de yönetmenliğini yaptı.

FRANCIS FORD COPPOLA İLE TANIŞMASI…
Kaliforniya’nın Orange ilçesinde büyüyen Eleanor Coppola, Los Angeles Kaliforniya Üniversitesi’nde okumak için Los Angeles’a taşındı. Orada, Francis Ford Coppola ile ilk yönetmenlik denemesi olan, Roger Corman’ın yapımcılığını üstlendiği 1963 yapımı korku filmi Dementia 13’te sanat yönetmen yardımcısı olarak çalıştı. İkili tanıştıktan birkaç ay sonra Eleanor Coppola hamile kaldı ve çift, Şubat 1963’te Las Vegas’ta evlendi.

ÜÇ ÇOCUK DA İZLERİNİ TAKİP ETTİ
Sırasıyla Gian-Carlo, Roman ve Sofia isimli üç çocukları oldu. Çocukların hepsi de Bbabalarının filmlerinde oynayıp setlerde büyüdükten sonra sinemaya yöneldi.
Eleanor Coppola, Associated Press’e 2017’de şöyle demişti: “Ailenin ne verdiğini bilmiyorum ama umarım her ne olursa olsun, yaratıcı süreçlerinde birbirlerini cesaretlendiren bir aile örneği oluşturmuşlardır. Biz onlardan bunu istemedik ya da beklemiyorduk ama yaptılar. Bir ara Sofia şöyle dedi: ‘Ceviz ağaçtan uzağa düşmez.’”

Babasının birçok filminin arka planında görülen Gian-Carlo, 1986 yılında 22 yaşındayken bir tekne kazasında hayatını kaybetti. Gian-Carlo’nun ölümünden ise tekneyi kullanan Aşk Hikâyesi filmiyle tanınan Ryan O’Neal’in oğlu Griffin O’Neal sorumlu tutuldu. Roman Coppola kendi filmlerini yönetti ve düzenli olarak Wes Anderson’la işbirliği yapıyor. Babasının San Francisco merkezli film şirketi American Zoetrope’un başkanı. Sofia Coppola ise, Bir Konuşabilse (Lost in Translation) ve Priscilla gibi filmlerin yazar ve yönetmenliğini üstlenerek kendi kuşağının en beğenilen film yapımcılarından biri oldu.
Eleanor Coppola’nın ölüm nedeni belirtilmese de bir süredir sağlığı iyi değildi. Hatta Sofia Coppola, Priscilla’nın ekim ayı başlarında New York Film Festivali’ndeki gösterimine katılmayı reddedip “Orada olamadığım için çok üzgünüm ama bu filmin ithaf edildiği annemle birlikteyim” demişti.
KOCASININ VE ÇOCUKLARININ FİLMLERİNİ BELGELEDİ
Eleanor Coppola, Emmy ile ödüllendirildiği ve tayfun nedeniyle setin yıkıldığı, Martin sheen’in kalp krizi geçirdiği, bir set çalışanının hayatını kaybettiği olaylı Kıyamet filminin belgeseli Hearts of Darkness’ı çektikten sonra bir de kitap kaleme aldı.
“Notes: The Making of Apocalypse Now” isimli kitapta da ünlü bir yönetmenle evli olmanın zorlukları da dahil olmak üzere bazı iç çalkantılarını anlatıyordu. Manila’da kaldıkları yıl boyunca arkadaşlarından, ilişkilerinden ve projelerinden izole edilmiş bir kadın olduğunu yazdı. Ayrıca Francis’in evlilik dışı bir ilişkisi olduğunu da açıkça ifade etti: “Hayatımı istediğim gibi alabilmem için Francis’in beni terk etmesini ya da ölmesini bekleyen bir yanım var.”
Ancak ikili hayatları boyunca birlikte kaldı. Coppola da kendisi için yaratıcı çıkış yolları aramaya devam etti. Kocasının birkaç filminin yanı sıra Roman’ın CQ’su ve Sofia’nın Marie Antoinette ve The Virgin Suicides filmlerini de belgeledi.
Coppola, 2016 yılında, 80 yaşındayken, Diane Lane’in başrol oynadığı romantik komedi Paris Can Wait’le ilk öyküsel deneyimine imza attı. Bunu 2020’de Love Is Love Is Love filmi takip etti.
]]>
Demir projelerini SÖZCÜ Ankara Haber Müdürü Emin Özgönül’e anlattı.
Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı bir köyde doğan Demir, ilkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi ise 6 yıl boyunca her gün 7 kilometre yürüyerek gidip geldiği ilçe merkezinde tamamladı. Sonra yollara düştü. İstanbul’daki gazinolarda önce komi, sonra da garsonluk yaptı. Güzel sesi keşfedilince İTÜ Devlet Konservatuarı şan bölümünde eğitim aldı. TRT ses sanatçılığı günlerinin ardından da siyasete atıldı. Önce DSP’den Ardahan Milletvekili seçildi, sonra da yerel yönetime geçti. 2019 ve 2024’de iki kez CHP’den Ardahan Belediye Başkanlığı seçimini kazandı.
SARI SAÇLIM MAVİ GÖZLÜM
“Liseden sonra istikbalimizi aramak için 17 yaşında yollara düşüp İstanbul’a gittim. Caddebostan Maksim’de komi ve garson olarak çalıştım. Gazinodaki sanatçılar benim de sesimin güzel olduğunu söyleyip konservatuara yönlendirdiler” diyen Demir, okulu bitirdikten sonra da TRT sanatçısı oldu.
“En büyük mutluluğu Aşık Mahsuni Şerif’ in Büyük Atatürk’e yazdığı ‘Sarı Saçlım Mavi Gözlüm’ türküsü ile yaşadım. Bu eseri Türkiye’ de ilk seslendiren sanatçı oldum” diyen Demir, 2019’da memleketinden belediye başkanı seçildi. Koltuğuna oturduktan sonraki ilk işi de belediye binasındaki tabelaya T.C ibaresini eklemek oldu, ardından da mal varlığını açıkladı. 2024’de yeniden aday olduğunda da mal varlığı açıklamasını yeniledi.
99 bin nüfuslu şehirde göreve geldiği günden itibaren belediye ve kurdukları tekstil fabrikası ile 500 kişiye iş sağladıklarını anlatan Demir “Hedefimiz Ardahan merkez ve ilçeleri olmak üzere 5 bin kişilik istihdam alanı yaratıp şehrimizdeki göçü durdurmak. Önümüzdeki dönemde Ardahan merkezde belediye başkanlığının işleteceği 3 adet tekstil fabrikasını daha hizmete açacağız. Beton santrali ve kilit parke bordür üretim tesisini de ilkbaharda kuracağız. Kilit parke için artık kimsenin kapısına gitmeyeceğiz, Kendi betonumuzu kendimiz üreterek maliyeti de düşüreceğiz” dedi.
ÇILDIR TURİZMİ
Ardahan Belediyesi önümüzdeki 5 yıl içinde konut kooperatifi ile belediye çalışanlarını ev sahibi yapmayı da planlıyor. Yeni bir kültür merkezi yapılacak ve evde bakım hizmeti ile de yaşlılara destek verilecek. Et ve süt ürünleri ile Ardahan kavurması gibi diğer yöresel ürünler İstanbul, Ankara ve İzmir’de açılacak 3 mağazada satışa sunulacak. Ardahan’daki Yalnızçam Kayak Merkezi ise Kartallkaya, Uludağ, Palandöken ve Erciyes gibi kayak tesisi olarak hizmet verecek.
Kışın donan ve üzerinde atlı kızaklarla dolaşılabilen cazibe merkezi Çıldır Gölü’ne de daha fazla turist gelmesi sağlanacak, paten pistleri ve göl kıyısındaki sosyal tesisler arttırılacak. Başkan Demir “Yaz ve kış turizmi olanaklarımız var. Çıldır Gölü kışın büyük bir piste dönüşüyor. Kamu ya da özel sektör buraya bir tek çivi çakmamış. Ardahan 32 yıl önce il oldu ama bu 32 yıl iyi değerlendirilmemiş. Kentte trafik düzenlemesi dahi yoktu biz yaptık. Ana caddelerimiz toz içindeydi hepsini asfaltladık. Diğer iller yürüyebilir ama Ardahan’ın koşması lazım” dedi.

Demir 2019’da göreve geldiği zaman belediye binasının girişine T.C. tabelasını asmıştı. (üstte)
Gençliğinde de gazinolarda komilik yapmıştı.
Demir “Ben Ulu Önder Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet sayesinde köyümdeki ilkokulda, ilçemdeki ortaokul ve lisede okudum. Bunun kıymetini bilerek bugünlere ulaştım. 5 yıl önce göreve geldiğimde devraldığım belediye günlerini anımsıyorum. O zaman gördük ki bu şehrin en önemli sorunu halkın vergilerinin israf edilmesiydi. Cenaze hizmetleri bile dışarıdan kiralanan araçlarla sağlanıyordu. Temizlik ve alt yapı sorunları vardı. Ardahan’ı kaderine terk edilmiş bir şehir görüntüsünden çıkardık” diyerek yeni dönemde çok daha fazla çalışmaları gerektiğini vurguluyor.

Demir fırsat buldukça sahneye çıkarak konser de veriyor.
35 kız çocuğu okutuyor
Faruk Demir fırsat buldukça konser de veriyor. “Konserlerden alacağım parayı Ardahanlı öğrencilere burs vermek kaydı ile kabul edeyim mi” diye halka soran Demir, yüzde 92 onay aldı. Demir konserlerden elde ettiği geliri Ardahanlı kız çocuklarının okuması için harcıyor ve öksüz-yetim 35 kız çocuğuna burs veriyor.
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Trabzon’un merkez ilçesi Ortahisar’ın Belediye Başkanı seçilen Ahmet Kaya’yı makamında ziyaret etti. Kaya’yı tebrik eden İmamoğlu, belediye anı defterini imzaladı. ‘Bize çifte bayram yaşattınız’ diyen Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, şunları söyledi:
“BİZE ÇİFTE BAYRAM YAŞATTINIZ”
* Sizi burada ağırlamak bizim için onurların en büyüğü. Yaptığınız işlerle, verdiğiniz belediyecilik örnekleriyle hepimizin yüz akı oldunuz, gururumuz oldunuz. Bizler de sizlerin izinde yürüyerek sizlerin desteğiyle sizlerden aldığımız güçle Trabzon’da arkadaşlarımla birlikte önemli bir mücadele süreci yürüttük ve Allah’a şükür mahcup olmadık ne milletimize ne sizlere. İnşallah bundan sonra yapacağımız işlerle de aynı güzel.
* Ligde Trabzon’daki hemşehrilerimize hizmet edeceğiz. Arkadaşlarımızla birlikte Trabzonumuza en güzel hizmetleri yapabilmek gayreti içinde olacağız. Kapısı açık, gönlü açık bir anlayışla sizlerin yaptığı o doğru, güzel belediyecilik anlayışı ile Trabzon’umuza hizmet edeceğiz. Ben bütün heyetimiz adına hoş geldiniz, şeref verdiniz diyorum. Bize çifte bayram yaşattınız, minnettarım, çok teşekkür ediyorum.

Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya’nın ardından konuşan İmamoğlu, şunları söyledi:
“ABUR CUBUR İŞLER YAPILDI VE YAPILMAYA DEVAM EDİLİYOR”
* Belediye Başkanımıza hayırlı uğurlu olsun. İnşallah daha güzel başarılara imza atarız hep birlikte. Tabi onun tek yolu var. Görev aldığımız bu dönem başarıların en büyüğünü bu ülke milletine halkımıza yaşatmak. Onu hep beraber yaşatırsak özellikle bu yörede de bence belediyeciliğe ihtiyaç var. Yani bu başta Trabzon’umuz olmak üzere Rize’si, Giresun’u, Ordu’su, Samsun’u fark etmiyor.
* Büyük oranda ciddi bir belediyeciliğe, ciddi bir farklı belediyeciliğe, insanını düşünen, doğasını düşünen, şehrini düşünen, günü kurtaran değil ama böyle dünya güzeli cennet köşesi bir şehrimiz var ama o anlamda aynı paralelde bir özenli belediyecilik bence yok çok net. Çok abur cubur işler yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Bir şehir bu kadar yorulmaz. Yorulmaz ve yoğrulmaz. Hem yoruldu hem yoğruldu. Şimdi bu şehrin ciddi bir düzene ciddi bir gelecek vizyonuna ihtiyacı var.
* Bu bakımdan ben Ahmet Başkanımızın akıldan, teknikten, bilimden uzak davranmayacağını net olarak biliyorum çok değerli siyasi yol arkadaşları var. Çok değerli Trabzon’un insanları var. İyi yetişmiş insanlar var. Hem şehrimizin içinde hem şehrimizin dışında. Ve bu bakımdan herkesin size yardıma koşacağına eminim. Yeter ki siz burada iyi bir güzergah çizin, iyi bir vizyon ortaya koyun.
“HİÇ KİMSENİN SİYASİ BARİYERLER ÖRMESİNE MÜSADE ETMEMELERİ GEREKİR”
* Bu noktada bütün altyapının oluşmasında, oluşturulmasında benim de yaşamımın şekillendiği tabiri caizse çocukluğumun, gençliğimin geç geçtiği bu şehrin ayağa kalkması ve kalkınması noktasında elimizden ne gelirse. Yanınızda olacağımızı taahhüt ediyoruz. Bütün belediyelerimize bu anlamda kapımız açık. Ben daha önce de söyledim. Benim belediyelere kapım açık derken partilim olan belediyelere asla demem, bilakis bir şehre gittiğim zaman o şehir, hangi belediye ya da hangi partiden bakmam, mutlak randevu isterim.
* Valisinden de isterim belediye başkanını da isterim. Veren oldu vermeyen oldu. Bu nezaket ve bu kuralın işlemesi noktasında ben Trabzon’daki bütün yerel yöneticilere bu çağrımı on yıldır yapıyorum bunu da yapmaya devam edeceğim. Ha buna uymak istemeyen ya da bu daha doğrusu bu daveti duymayan ya da duyamayan belli baskıları yaşayan dostlarımıza da şunu söyleyeyim.
* Hiç kimsenin siyasi bariyerler örmesine toplumun arasında müsaade etmemeleri gerekir. Çünkü seçildikten sonra herkesin belediye başkanıyım diyen anlayış gerçek anlamda bunu yansıtmalıdır. Ortak masalarda konuşabilmeliyiz. İnşallah bu anlamda yerelden bu nezaketi, bu açık gönüllülüğü, bu hassasiyeti hep birlikte göstereceğiz.
“BU AKLI BU ZİHNİYETİ DEĞİŞTİRECEĞİZ”
* Sadece bunu belediyelerimizde göstermeyeceğiz. Bu dönem görev alacağımız belediyeler birlikleri var bölgelerde. Aynı zamanda Türkiye Belediyeler Birliği var. Oralarda da bu aklı, bu zihniyeti değiştireceğiz. Tam aksine o kurumların millete ait olduğunu, o kurumların yerel yönetimlere hizmet etmesi gerektiğini ispat edecek dengeli adil bir şeffaf bir ortamı oralarda da var edeceğimizi şimdiden ilan edelim bu noktada çalışmalarımız var.
İnşallah çok sevdiğim, mahallemin içinde bulunan bu belediye binasının hatta bir kısım mülkümüzün de buraya nasıl diyelim? Karşılıklı anlaşarak yıkılan kamulaştırılan bölümde bulunan bu binanın şehrimize uğur getirmesini diliyorum. Umarım çok güzel bir dönem yaşatacaksınız. Sizde görev alan bütün meclis üyesi arkadaşlarımıza ve elbette ki burada çalışacak olan bürokrat emekçi bütün çalışanlara başarılı bir dönem dilerim.
* Yolunuz açık olsun. Eşimle birlikte sizi tebrik ediyoruz. Ailenize kolay gelsin. En büyük zorluğu onlar yaşayacak meşakkatli bir iş. Ama omuz omuza özellikle siyasi yol arkadaşlarımız, başta il başkanımız, Ortahisar İlçe Başkanımız, diğer yöneticilerimiz bu süreçte sizin işinizi kolaylaştıran, sizin önünüzü açan sizin faaliyetlerinizi vatandaşa çok yoğun bir biçimde anlatan bir faaliyetle işinizi kolaylaştıracak, olduklarına eminim. Onlarada şimdiden teşekkür ederim. Yolunuz açık olsun.”

“SİZLER BENİM İSTANBUL’DA HER ANIMI TAKİP ETTİĞİNİZİ BİLİYORUM”
İmamoğlu ve Kaya, tebrik ziyaretinin ardından Ortahisar Belediyesi önünde kendilerini bekleyen coşkulu kalabalıkla buluştu. İmamoğlu, hemşehrilerini eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, Kaya da eşi Tuğba Kaya ile birlikte selamladı. Kendisine sevgi gösterilerinde bulunan hemşehrilerinin Ramazan Bayramlarını kutlayan İmamoğlu, alanda bulunan dövizleri tek tek okudu ve özetle şunları söyledi:
* Benim güzel şehrimin güzel insanları bugün çok değerli dostum Ahmet Kaya’nın bu güzel şehirde, bu güzel şehrin merkezinde, Trabzonumun merkezi Ortahisar’da Ortahisar Belediye Başkanlığı’na başladığı bu dönemde hem bir bayram ziyareti hem de sizlerle onun bu güzel görev döneminin başlangıcında onu tebrik etmek için şehrime geldim. Ben bu coşkulu karşılama ve bizimle bu bayramlaşma duygusunu yaşadığınız için hepinize teşekkür ediyorum iyi ki varsınız.
* Bütün hemşehrilerimin burada bulunan çok güzel annelerimizin, ablalarımızın hanımefendilerin, beyefendilerin sevgili gençlerin pırlanta gibi çocuklarımızın Ramazan Bayramı mübarek olsun çok güzel bir bayram geçirin inşallah. Sizler, benim biliyorum İstanbul’da her günümü, her anımı takip ettiğinizi biliyorum. Dualar ettiğinizi biliyorum. Dualarınızın beni nasıl duygulandırdığını, bazen videolarınız geliyor fotoğraflarınız geliyor. Özellikle çok güzel annelerimizin dualarıyla beni nasıl beslediğinizi tahmin edemezsiniz iyi ki varsınız Allah’ım sizi korusun hepinizi çok seviyorum.
“KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN DOĞDUĞU MAHALLEDE BÜYÜDÜM”
* Bu güzel şehrin bir evladı olmaktan gurur duyuyorum. Ve aslında şu an o kadar güzel bir yerdeyim ki Allah’ın nasibi. Ben Pazarkapı Mahallesi’nin bir çocuğuyum aslında. Hem Pazarkapı Mahallesi, hem Ortahisar Mahallesi bu mahallenin bir çocuğuyum. Bu gördüğünüz Ortahisar Belediye binasının tam şu köşe başında bizim dükkanımız vardı boya dükkanı. Hala durur. Hemen bu belediye binasının alt köşesinde İslane Sokak’ta da dedemin kereste ticarethanesi vardı.
* Ben bu caddenin çocuğuyum. Burada yürüyerek okuluma gider, yürüyerek okulumdan buraya gelirdim. İlkokulum hemen bu binanın yanındaki Kanuni Süleyman İlkokulu. Şöyle düşünün bu sabah köyüme çıktım, mini minnacık bir köy evinde doğmuş bir Akçaabatlı bir çocuğum ben. Trabzon’un bir evladıyım orada doğdum. Burada ilkokulu okudum. Ortaokulu Atatürk Köşkü’nün orada Köşk Lisesinde okudum, liseyi Trabzon Lisesi’nde okudum.
* Bu şehir Kanuni Sultan Süleyman’ın doğduğu bir şehir, onun doğduğu bu mahallede büyüdüm. Belki hayatımda bugün ne var ise buradan beslendim. Sonra İstanbul’a okumaya gittim. Ailemle beraber iş yaşamım derken yine Fatih Sultan Mehmet’in fethettiği ve bizlere yurt edinen dönemi başlattığı İstanbul’da yaşama başladım ve İstanbul’un belediye başkanı oldum.
“ŞİMDİ YENİ BİR DÖNEM, YENİ BİR ARAYIŞ, YENİ BİR HİZMET ANLAYIŞI BAŞLADI”
* Bu nasıl bir şey biliyor musunuz, o kırk haneli köyden doğarak Trabzon’dan Fatih’in fethettiği İstanbul’a giderek büyükşehir belediye başkanı olmak olsa olsa dünyada bir tek Atatürk’ün Cumhuriyetinde olur. Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyet herkese fırsat eşitliği verir kadınına çocuğuna, erkeğine. Demokrasi ne yapar biliyor musunuz? Hepimizi eşitler. Sandık var ya sandığa gidip oy atıyoruz. O sandık hepimizin eşitlendiği gündür.
* Fabrikatörü, emekçisi, işçisi, emeklisi, üniversite öğrencisi öğretmeni hepimizi eşitler. Eksik tarafı var. Bunu toparlamamız lazım. O ne biliyor musunuz? Bazen demokrasi bazen cumhuriyet arzu ettiğimiz seviyeye gelmez. Ne yazık ki ihmal eder. Bu hatalar yanlış uygulamalar yüzünden olur. Sistemi, rejimi, kendi gidişatında uygar ve medeni sürecinden rayından çıkarır başka bir rejim ortaya koymaya kalkarsan işte olan önce kadınlara önce çocuklara, gençlere önce emeklilere zulüm çektirir, sıkıntı çektirir.
* Ama hep birlikte ne yapacağız biliyor musunuz? Hep birlikte milletimizin gücüyle nasıl ki demokrasi arayışında özgürlük arayışında sevginin, saygının hakim olduğu bir sürecin olgunlaşmasında hepimiz yeni bir arayışa, yeni bir umuda, 31 Mart’ta mühür bastınız ya, şimdi yeni bir dönem, yeni bir arayış, yeni bir hizmet anlayışı, yeni bir yöneticilik anlayışı başladı. Tam yol ileri diyoruz.

“YENİ DÖNEM O ÇİFT MAVİ GÖZÜN İNSANINA BAKTIĞI GİBİ BİR DÖNEM OLACAK”
* Bakınız bu nasıl bir anlayış biliyor musunuz? Sevgili dostum Ahmet Kaya’nın odasında astığı bir fotoğraf birkaç gündür bir tartışma işliyor. Tartışmayı önemsemiyorum oraya girmeyeceğim. Ama size söyleyeceğim şu o fotoğraf, benim 10 yıldır masamın arkasında duruyor. O fotoğraf ne biliyor musunuz? Tokat’ta, bir çiftçinin, bir köylünün deprem sonrası yaşadığı sıkıntıları bir devletin başındaki insana, insanına anlatırken çekildiği fotoğraf. O fotoğraftaki kişi o köylü dede o anlatımı yapıyor hararetli bir şekilde.
* Ama onu dinleyen bir çift mavi göz var. O çift mavi göz vatandaşına öyle itinayla bakıyor ki, bir gözün içine bakış vardır. Ben diyorum ki Allah’ım beni o gözlerim baktığı gibi bu annelere baktır. O gözlerin baktığı gibi bu çocuklara, bu gençlere, bu hanımefendilere, bu beyefendilere abilerimize. Ben çocukla konuşurken bile dizimi yere eğip onun gözünün içine bakıp onu hissetmeye çalışıyorum. İşte bu yeni dönem o bir çift mavi gözünün insanına baktığı gibi bir dönem olacak.
“KİBİR KENDİNİ BEĞENMİŞLİK BUNLARIN HEPSİ YOK”
* Kibir, kendini beğenmişlik bunların hepsi yok bitti. Kul Nesimi demiş ki ‘Rızkı veren Hüda’dır, kula minnet eylemem’ demişti. Ramazan ayındayız. Ben dünyanın en büyük şehri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başkanıyım. Sevgili dostum Ahmet Kaya Ortahisar Belediye Başkanı biz bu göreve talip olduk. Sizler de bizleri seçtiniz. Şimdi bize düşen görev sizi dinlemek, sizi anlamak, dertlerinize çare olmak için gece gündüz çalışmak bizim sorumluluğumuz bu.
* Vatandaşımıza destek oluyoruz ya vatandaşımız bir sıkıntıya düşüyorsa ona destek olmak bizim sorumluluğumuz. Vatandaşlarıma sesleniyorum. Devletimizin herhangi bir kurumu ama belediyesi ama valiliği, ama bakanlığı ama şurası ama burası o desteği size veriyor ya, kimse cebinden bir şey vermiyor. Size vermek zorunda olduğu desteği veriyor. Hatta belki de az veriyor siz onun hesabını sorun. Ben hep söylüyorum bize minnet duymayın.
* Görevini iyi yaptın kardeşim, belediye başkanım teşekkür ederiz diyebilirsiniz. Ama kimseye minnet duymayın. Bu şehrin İstanbul’un bu ülkenin, bu devletin sahibi, millettir. Ben geleceğin bir sistemin sahibiyim diyen, buyruğumla şunu yaptın diyen, talimatımla emrettim şöyle oldu diyen biri görevden ayrılacağı zaman af diledim, görevden ayrılıyorum deme dönemi bitmiştir.
“ŞU AYAKLARINIZDAKİ, KOLLARINIZDAKİ PRANGALARI, KELEPÇELERİ SÖKÜN ATIN”
* Millet devletin sahibidir. Bugün ülkemiz derin bir yoksulluk yaşıyorsa onun hesabını sorun sormalısınız. Üniversiteli çocuklarımız, gençlerimiz işte biz şimdi İstanbul’da ne yapıyorsak iyi uygulama sevgili Ahmet Kaya’yla tabii ki paylaşacağız. O burada bir merkez ilçe belediyesi başkanı. Bakın buradan söyleyeyim Ekrem İmamoğlu İstanbul’un belediye başkanı. Bakın burada benim şanlı Türk bayrağım var. Benim kapım Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkese açık.
* Benim kapım hangi partiden seçilmişse seçilmiş. Trabzon’un Büyükşehrinden ilçesine, beldesine nerede olursa olsun herkese açık. Kardeşim partiler araç, partiler hizmet için araç, seçim geçti bitti. Şimdi milletçe ayağa kalkma zamanı. Onun için birlikte çalışacağız. Ahmet Kaya başkanımla çalışacağız.
* Ama benim kapımı Akçaabat’ta çalsa başımın üstünde yeri var, Trabzon Büyükşehir’de çalsa başımızın üstünde yeri var. Bunu niye söylüyorum biliyor musunuz? Hangi partide siyaset yapıyorsanız yapın şu ayaklarınızdaki, kollarınızdaki prangaları, kelepçeleri sökün atın millete hizmet edin. Siz de bir kişiye değil, millete hizmet edin.
“VATANDAŞINA KARŞI YUKARIDAN BAKMA”
* Bu cennet vatan 100 seneyi aşkın süre önce özgürlüğü, cumhuriyeti, demokrasiyi seçmiş, ne demiş şair? Hangi çılgın bana vuracakmış şaşarım demiş. Öyle değil mi? Biz milletçe özgürlüğüne düşkün insanlarız. Biz demokrasi aşığıyız. Şimdi ne yapacağız? Daha fazla sizi dinleyeceğiz. Bu şehrin zeki insanlarını bu şehrin akıllı gençlerine, hanımefendilerini, beyefendilerini daha çok dinleyeceğiz.
* Başkanımız sizlerle çok güzel projeler üretecek. Biz de onu yapıyoruz İstanbul’da. Bu milletin ayağa kalkmasıdır millet gücünün farkına varacak. Ben hep söylüyorum. Büyüklerimin bana vasiyetidir. Makamım büyüdükçe başını öne eğsin. Vatandaşa karşı yukarıdan bakma, vatandaşa karşı başın öne eğik dursun ve onunla öyle konuş. Ona hizmet yolunu seçmişsen bu sana gerekli. O bakımdan biz bu terbiyenin bu anlayışın inanın neferleri olacağız. Çok çalışacağız.
* Ben hep söylüyorum bakın sıralamam şöyle. Allah’ım beni aileme mahcup etme. Allah’ım beni doğduğum topraklara Trabzonlulara mahcup etme. Karadenizlilere mahcup etme. Ama beni bu Türkiye’nin bu cennet vatanın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün vatandaşlarına mahçup etme. Şehrim İstanbul’a mahçup etme. Çünkü biz çok asil bir görevle hizmet dönemiyle karşı karşıyayız.
* Ve göreceksiniz çok çalışacağız. Ben diyorum ki beni geçecek adam doğmadı kardeşim. Ahmet Kaya diyebilir ki, başkanım sen öyle değilsin ama ben daha çok koşarım. E hadi koşalım. Yahu hizmette, yarıştan güzel bir şey olabilir mi? Beni geçeni arkadan çelme takmam vallahi de billahi de alkışlarım.

“ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNİ KONUŞACAĞIZ”
* Biliyor musunuz? Millet de millete hizmette yarışın kazananı yok ki hepimiz kazanıyoruz. Kaybedeni yok ki hepimiz kazanıyoruz. Dolayısıyla bizim yolculuğumuz böyle bir yol, çok başarılı olacağız. Arkamızda sizin gibi hemşerilerimizin gücünü hissedeceğiz. İnşallah önümüzdeki zaman diliminde hiç olmadı bugüne kadar bundan sonra da ağzımızdan kötü kelime duymayacaksınız.
* Ben bugün Sera’da 98 yaşında anneannemizi ziyaret ettim. Salacık’ta halamı ziyaret ettim. Hepsi diyor ki televizyonda seni dinliyoruz. Bir de bağırıyormuş bana halam Ekrem Ekrem beni niye duymuyorsun? Şimdi ben konuşurken kötü söz edeceğim. Beni anneannem dinliyor, annem dinliyor, bırakın siz dinliyorsunuz, beni çocuklar dinliyor. Ben buradan söylüyorum.
* Biz kimsenin hakkında iftira, kumpas, şu bu işlerle zaten uğraşmadık uğraşmayız. Kötü söz kullanmayacağız. Sizin işinizi konuşacağız. Milletimizin işini konuşacağız. Çocuklarımızın geleceğini konuşacağız. Gençlerimizin umutlarını konuşacağız. Onlara destek olacağız. Bizim buna yetecek gücümüz var. Bizim buna yetecek aklımız, fikrimiz, bilgimiz var. Milletçe var. Sizin fikirlerinizden faydalanacağız. Yolumuz açık olsun hep birlikte koşalım, hep birlikte coşalım.
“TRABZONUN MUHAFIZI OLUP KORUYUCUSU OLUN”
* Ahmet Kaya Başkanımla birlikte çok güzel başarıları hep birlikte imza atalım. Bu, başarıda elbette merkez ilçe başkanımız, Haluk Başkanımın büyük emekleri var. Ona Mustafa başkanım, il başkanımızın büyük emekleri var ona, Milletvekilimiz Sibel Hanım’a ve bütün örgütümüze teşekkür ediyoruz. Ama biz bakın partiyi burada bıraktık. Biz diyoruz ki ya bu işi Trabzon ittifakı kazandı.
* İstanbul’da İstanbul ittifakı kazandı. Türkiye’de Türkiye ittifakı olsun. Onun için milletçe kazanalım diyoruz. Bizim seçimde kaybedenimiz yok. Hepinizi çok seviyorum. Ahmet başkanımın yolu açık olsun. Yanındayız göreceksiniz çok yanında olacağız. İstanbul’umuzun, İstanbul’umuza yapılmak istenen kötülüklere karşı nasıl orada muhafız demişsem siz de Trabzon’da Trabzon’a bir kötülük yapılıyorsa Trabzon’a muhafızlık etmeye var mıyız? Sakınız vazgeçmeyin.
* Burası bizim biblomuz, burası bizim canımız ciğerimiz. Bizi besleyen bir dünya. Trabzon’un muhafızı olup koruyucusu olun. Trabzon’un her konusuyla ilgilenin. Trabzonspor’la da ilgilenin, Trabzonspor’u da yalnız bırakmayın. Maddi manevi yalnız bırakmayın. Her türlü kardeşlik, her türlü güzellik kazansın. Hepinizi çok seviyorum. Allah’ın izniyle. Trabzon’da da İstanbul’da da ülkemizin her yerinde de ne olacak? Her şey çok güzel olacak.”
]]>
Salgını geride bırakmış olsak da uzaktan çalışma sistemini benimseyen çalışanlar, yeniden tam zamanlı ofise dönmek istemedi. Google, Apple, Microsoft gibi büyük teknoloji şirketlerinde bile ofise çağırılan çalışanlar şirketlerine tepki gösterdi. Sonunda bazı şirketler çözümü, haftanın ya da ayın belirli günlerinde ofiste geriye kalan günler uzaktan çalışılan hibrit modelde buldu, bazıları da uzaktan çalışmanın getirdiği verimden ve çalışan motivasyonundan vazgeçmedi.
Hâlâ ofise dönüş ile ilgili tartışmalar sürerken uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık hizmetleri şirketi KPMG’nin araştırması artık şirket yöneticilerinin de bu konuya yaklaşımlarının değiştiğini gösteriyor.

BİR YILDA DEĞİŞTİ… OFİSE GELMELERİNİ BEKLEMİYORLAR
KPMG’nin yaptığı ankete göre ABD’li CEO’ların yalnızca yüzde 34’ü, ofis bazlı rollerin yakın gelecekte yeniden ofise dönmesini bekliyor; bu oranın 2023’teki yüzde 62’den oldukça düşük olması dikkat çekti.
KPMG ABD Başkanı ve CEO’su Paul Knopp, “Hibrit muhtemelen artık kalıcı” dedi.
ABD’deki büyük şirketlerin 100 CEO’su arasında yapılan anket, 2023’te ofis rollerinin hibrit olmasını bekleyenlerin yüzde 34’ten yüzde 46’ya çıktığını ortaya çıkardı.
Ayrıca ankette yer alan bazı sonuçlar özellikle tükenmişlik yaşayan çalışanları sevindirebilir. Örneğin; 10 CEO’dan üçü, dört günlük çalışma haftası gibi yeni sistemleri araştırıyor.
Geçen yıl İngiltere’de yapılan bir araştırma da dört günlük çalışma haftasını denemeye katılan şirketlerin çoğunun beş günlük standarda geri dönmediğini ortaya çıkarmıştı. Ayrıca, Almanya’da da bazı şirketler işgücü kriziyle mücadele etmek için kısa çalışma haftasını test etmeye başladı. Yaklaşık 45 şirketin katıldığı ve 1 Şubat’ta başlayan altı aylık bir programla yüzlerce çalışana tam ücret ödenirken her hafta bir gün ekstra izin veriliyor.
Milyarder Steve Cohen de geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamada, daha fazla işletmenin ‘haftada dört gün çalışma’ uygulamasına geçebileceğini söylemişti.

YENİ KURTARICI: YAPAY ZEKÂ
KPMG’nin anket sonuçlarında dikkat çeken bir diğer detay da ihtiyaç duyulan bazı çalışanların işe alınmasında zorlanıldığı. Belki de neredeyse 10 CEO’dan sekizinin çalışanların becerilerini artırmaya odaklandıklarını söylemesinin bir nedeni de budur.
10 CEO’dan neredeyse yedisi, personel açığını kapatmak için üretken yapay zekâyı kullanmaya çalıştıklarını söyledi.
Bazı çalışanlar ve iş yeri uzmanları, yapay zekânın işlerini ellerinden alacağı konusundaki endişelerini dile getirdi ve bu gerilimin iş yerinde de hissedildiği belirtiliyor. Ankete katılan yaklaşık dört CEO’dan biri, çalışanların direnişinin, teknolojiyi kendi şirketlerinde kullanıma sunma konusunda en büyük zorluk olduğunu söyledi.
Yaklaşık 10 CEO’dan dördü, şirketlerinin önümüzdeki 12 ila 18 ay içinde yapay zekâ pilot uygulamalarından organizasyonlarında daha geniş kullanıma geçmesini bekliyor.
Knopp, CEO’ların teknolojiyi daha geniş çapta benimsemenin yollarını aradıklarını çünkü önemini anladıklarını söyledi: “Konuştuğum her CEO neredeyse bir kişi için üretken yapay zekânın dönüştürücü olduğuna inanıyor. Uzun vadede bunu gerçekte nasıl kullanacaklarını belirlemek istiyorlar.”
Tabii yapay zekâ kullanımı beraberinde soruları da getiriyor. Örneğin; şirketlerin, tüketicilerin içeriğin insan yapımı olmadığını bilmesini sağlamak için “Yüzde 81 üretken yapay zekânın yardımıyla yapıldı” gibi filigranlar aracılığıyla açıklayıp açıklamayacağı sık sık tartışılıyordu. Ancak araştırma CEO’ların yüzde 81’inin, yapay zekânın dahil olup olmadığını işaretlemeyi planlıyor; bu oran 2023’te sadece yüzde 19’du.
]]>İmamoğlu, Trabzon’daki ikinci gününe bayram ziyaretleriyle başladı. İmamoğlu ilk ziyaretini Akçaabat Salacık Köyü’nde yaşayan 93 yaşındaki aile büyüğü Havva Cimşit’e yaptı. Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, CHP Trabzon milletvekili Sibel Suiçmez ve CHP Trabzon İl Başkanı Mustafa Bak’ın eşlik ettiği İmamoğlu, Cimşit ve yakınlarıyla bayramlaşıp, sohbet etti.
Salacık’tan yakınlarının hayır dualarıyla ayrılan İmamoğlu, yol üzerinde eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, çocukları Semih İmamoğlu ve Beren İmamoğlu’yla buluşarak, kendi köyü Cevizli’ye doğru yola çıktı. İmamoğlu çifti ve çocukları, Cevizli’deki ilk olarak aile kabristanı ziyaretini gerçekleştirip, dua etti.

Edilen duaların ardından köydeki baba evine doğru yola çıkan aile, davul-zurna ve horonla karşılandı. İmamoğlu’nun da dahil olduğu horon, vatandaşların katılımıyla genişledi.

Horonun ardından hemşehrileriyle köy meydanında bayramlaşan İmamoğlu, evlerinin önünden şu konuşmayı yaptı:
“HER ŞEYİMLE BURADAYIM”
– İnsanın doğduğu yere gelmesi kadar güzel bir şey yok. Bu da benim doğduğum köyüm. Doğduğum ev şu beyaz ev, ama burada da sonradan yetiştiğimiz evimiz var. Esas olan, insan, buralardan besleniyor. Buranın doğası, buradaki insanların sağlığı, iyiliği insana iyi geliyor.
– Dünyanın neresinde olursanız olun, insanın özü yine buradan başlayan öyle bir hikaye. Siz nasıl benim için dua ediyorsanız, ben de buradaki her insanımızın iyiliği için dua ediyorum. Şehrimizi, ilçemizi, köylerimizi çok seviyorum ve onların çok daha iyi olması için gözüm, kulağım, her şeyimle buradayım diyebilirim.

BELEDİYE BAŞKANLARINA SESLENDİ
– İl Başkanımız, milletvekilimiz, yeni seçilen belediye başkanlarımız burada. Bu arada ‘başkanlarımız’ demişken… Benim kapım her başkana açık. Kimsenin partisi benim için bir sınır değil, onu söyleyeyim. Trabzon’dan hangi belediye başkanı gelip kapımızı çalarsa, elimizde hangi güç-kuvvet varsa, hepsi için kullanmaya hazır bir hemşehrileriyim.
– Başka bir akıl bizim zihnimizde zaten dolaşmaz. Biz, insanları partisinden dolayı ayırt edenlerden olmadık, olmayız. İnsanımıza; benim canım hemşehrim, dostum, vatandaşım gözüyle bakarım. Dolayısıyla, umarım o akıl sona erer. Partiler detaydır. Esas olan milletin iyiliğidir. İnşallah öyle bir hizmet dönemini hep beraber var ederiz.
“BEN, BU CUMHURİYET’İN EVLADIYIM”
– Allah bana, bu küçük köyde doğup, dünyanın en güzel şehrinin belediye başkanlığını nasip etmiş. Onun için, kendime diyorum ki, ben, bu Cumhuriyetin evladıyım. Ve bu güzel köyde doğup ama daha sonra okullarında okuyup, sonra da milletine layık olma fırsatı ve mücadelesi içinde olan bir hemşehrinizim.
ANNEANNESİNDEN HAYIR DUASINI ALDI
İmamoğlu ailesi, Cevizli Köyü’ndeki bayramlaşmanın ardından 97 yaşındaki anneanneleri Emine İnan İmamoğlu’nu, Akçaabat Yıldızlı Mahallesi’ndeki evinde ziyaret etti.

Anneanne İmamoğlu’nun elini öpüp, hayır duasını alan İmamoğlu, cuma namazını kılmak için Söğütlü Ulu Camii’ne geçti. Hemşehrilerinin yoğun ilgisi ve sevgi gösterileri altında, zorlukla da olsa camiye giren İmamoğlu, cuma namazını, Ortahisar Belediye Başkanı Kaya ile birlikte kıldı.
]]>Otomobil satın alırken, fiyat, yakıt ve motor tipi önemli bir rol oynuyor. Aracın şanzıman tipi de otomobil kullanıcılarının tercihlerinde önemli bir faktör olarak görülüyor. Özellikle yoğun şehir içi trafikte konforlu sürüş imkanı sunan otomatik vites otomobillere ilgi de giderek artıyor.
Türkiye otomotiv pazarında, bu yılın ocak-mart döneminde otomatik vites araç satışları yükselmeye devam etti. Söz konusu artışta küresel anlamda otomatik vites otomobil üretiminin manuel vitese kıyasla daha fazla olmasının da etkisi bulunduğu belirtiliyor.
AA muhabirinin Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) verilerinden derlediği verilere göre, Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, yılın ilk çeyreğinde 2023’ün aynı dönemine göre yüzde 25,2 büyüyerek 295 bin 519 adet oldu.
Bu dönemde, otomobil satışları yüzde 33,05 artarak 233 bin 389 adet, hafif ticari araç satışları da yüzde 2,6 artışla 62 bin 130 adet olarak kayıtlara geçti.
Mart sonu itibarıyla otomatik şanzımanlı otomobiller, satışlardan 208 bin 441 adetle yüzde 89,3 pay alırken, manuel şanzımanlı otomobillerin payı 24 bin 948 adetle yüzde 10,7 oldu. Böylece söz konusu dönemde satılan her 10 otomobilden 9’u otomatik vites olarak kayıtlara geçti.
EN DÜŞÜK PAY C SEGMENTİNDE
Segment bazında ele alındığında, en yüksek otomatik şanzıman payına yüzde 100 ile ultra lüks segmenti (F), lüks segmenti (E) ve üst-orta segment (D) sahip oldu. Bu segmentleri, yüzde 97,4 ile en küçük şehir otomobilleri olarak bilinen A segment, yüzde 94,8 ile küçük araç sınıfı olarak bilinen B segment ve yüzde 84,2 ile de kompakt sınıf ya da alt orta sınıf olarak adlandırılan C segment takip etti.
Mart ayı otomobil satışları baz alındığında da otomatik vites satışları manuel vites satışlarının üzerinde gerçekleşti. Geçen ay toplam 40 bin 512 otomobil satışının 29 bin 276’sını otomatik vites otomobiller oluşturdu.
MANUEL VİTES PAYI DÜŞÜYOR
Dönemler itibarıyla bakıldığında manuel vites otomobillerin pazar payı azalış trendini sürdürdü.
Geçen yılın ocak-mart döneminde otomatik şanzımanlı otomobillerin pazar payı yüzde 73,2 ve satışı 128 bin 403 adet, manuel şanzımanlı otomobillerin pazar payı da yüzde 26,8 ve satışı 47 bin 18 seviyesinde gerçekleşmişti.
2022 yılının ocak-mart döneminde manuel şanzımanlı otomobillerin toplam satışlardaki payı yüzde 21,8, 2021’in aynı döneminde yüzde 23,5, 2020’de yüzde 28,49, 2019’da yüzde 36,42, 2018’de yüzde 34,94, 2017’de yüzde 41,13, 2016’da yüzde 45,87 ve 2015’te de yüzde 53,23 seviyesinde kayıtlara geçmişti.
ODMD sitesinde ilk verilerin yer aldığı 2006 raporunda ise tüm segmentler içindeki otomatik vitesli araç satışlarının payı yüzde 22, manuel vitesli araç satışlarının payı da yüzde 88 olarak kaydedilmişti.
]]>Kakaodaki fiyat artışı çikolata üreticilerini de eşi benzeri görülmemiş bir maliyet baskısı altına sokarken bu durum, ürün fiyatlarına yansıdı.
Çikolatasıyla dünya çapında ünlü Belçika’da bu ürün hem önemli bir ekonomik faaliyet alanı hem de ülke kültürünün önemli bir parçası olarak öne çıkıyor. Belçika çikolatası yüksek kalitesinin yanı sıra çeşitli aroma ve dolgu içeren pralin türüyle de dikkati çekiyor.
Ülkede bazı büyük üreticilerden başka yüzlerce el yapımı ve kaliteli ürün satan butik çikolata dükkanı da faaliyet gösterirken sektörde yaklaşık 9 bin kişi istihdam ediliyor.
Belçika’da çikolata sektörünün yıllık cirosu 6 milyar Euro’yu aşıyor.
FİLDİŞİ SAHİLİ VE GANA’NIN ÜRETİMDE PAYI YÜZDE 60
Belçika Kraliyet Bisküvi, Çikolata ve Şekerleme Derneği (Choprabisco) Danışmanı Mieke Callebaut, kakao fiyatlarındaki artış ve sektörün durumunu AA muhabirine değerlendirdi.
Uzun zamandır çikolata sektöründe çalıştığını ve Belçika çikolatası konusunda tecrübeli olduğunu belirten Callebaut, “Kakao üretiminde ana sezon çok kötü geçti. Kakao çekirdeği üretiminde iki büyük ülke olan Fildişi Sahili ve Gana’da hasat, daha önce görmediğimiz düşük seviyelerde gerçekleşti. Fildişi Sahili ve Gana dünya kakao üretiminin yaklaşık yüzde 60’ını gerçekleştiriyor.” dedi.
Diğer ülkelerde düşüş olmamasına rağmen söz konusu iki ülkedeki üretimin gerilemesinin piyasanın dengesini bozduğunu dile getiren Callebaut, bu ülkelerin ekim ve mart arasındaki dönemde olumsuz hava koşulları yaşadığını, aşırı yağışın kakao meyvesinde hastalığa neden olduğunu ve dolayısıyla üretimin azaldığını anlattı.
Mieke Callebaut, küresel kakao talebinin ise son dönemde değişmediğini ancak stokların aşırı gerilediğini ve piyasanın spekülasyondan da etkilendiğini ifade ederek “Kakao ağaçlarının bakımı da artık pek iyi yapılamıyor. Pek çok çiftçi ağaçlarını gerçekten gerektiği gibi koruyamıyor. Çünkü enerji krizinden bu yana gübre başta olmak üzere makine ve tarım ilaçlarının maliyeti bu insanlar için de aşırı arttı. Dolayısıyla ağaçlarına yeterince bakacak kaynakları yok.” değerlendirmesini yaptı.
Kakao üretimini hızla artırmanın da mümkün olmadığına işaret eden Callebaut, yeni dikilen bir kakao ağacından ancak 5-6 yıl sonra verim alınabildiğini söyledi.
Callebaut, kakaonun uzun bir tedarik zinciri olduğuna dikkati çekerek üreticilerin alımlarını uzun vadeli yaptıklarını, kakaoda karmaşık bir tedarik zinciri bulunduğunu ve bir sonraki sezonda üretimin iyi olup olmayacağını tahmin etmenin de mümkün olmadığını vurguladı.
Çikolata fiyatında kakaonun etkisine ilişkin bilgi veren Callebaut, “100 gramlık yüzde 85 oranındaki bitter çikolatada kakao içeriği yüzde 85, şeker içeriği de yüzde 15 seviyesindedir. Bunu, iyi bir mağazadan satın aldığınız pralinli bir kutu Belçika çikolatasıyla karşılaştırırsınız durum farklı olur. Belçika çikolatalarındaki dolgu malzemelerinde krema, tereyağı, kuruyemiş ve meyve gibi içerikler de bulunuyor. Kakao fiyatının bu ürünlere etkisi yüzde 85 oranında kakao içeren çikolatalarda çok daha farklı oluyor.” dedi.
ŞİRKETLER FARKLI STRATEJİLER UYGULUYOR
Mieke Callebaut kakaonun gevrek, dondurma, içecek ve bisküvi gibi ürünlerde de kullanıldığını anımsatarak kakao fiyatındaki artışın sadece çikolata üreticilerini etkilemediğini belirtti.
Çikolata üreticilerinin bu duruma karşı neler yaptıklarını değerlendiren Callebaut, “Bu konuda farklı stratejiler var. Bu duruma uyum sağlamak ve değişim gerçekleştirmek her şirketin kendi tercihi. Kakao, çikolata üreticilerinin ana malzemelerinden ve bu nedenle çikolata fiyatlarına etkisi büyük. Şirketlerin farklı seçenekleri bulunuyor. Her şirket için geçerli tek bir çözüm yok.” diye konuştu.
Callebaut, farklı firmaların farklı çözümler geliştirdiğinin altını çizerek “Sektörün seçkin (Premium) ucunda mısınız yoksa daha düşük fiyata mı sahipsiniz? Kilogramı 100 Euro olan çikolata da 20 Euro olan çikolata da var. Seçenekler fiyatlara göre değişiklik gösteriyor. Çoğu şirketin zor zamanlar geçirdiğini düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Belçika’da çikolata endüstrisinin ekonomik büyüklüğünün yıllık 6,1 milyar Euro’yu bulduğunu kaydeden Mieke Callebaut, ülkenin yılda 3,4 milyar Euro’luk çikolata ihraç ettiğini sözlerine ekledi.
]]>Polis ekipleri silaha el koyup, Ali S.K.’yi arama çalışması başlattı. Çetenin üyeleri, silahı düşürüp kendilerini riske attığı için Ali S.K.’ye, işkence yaptı. Tahta kaşıkla cinsel saldırıya da maruz kalan Ali S.K., öldürülmek üzereyken 3 Mayıs’ta kaçıp polise sığındı.
Ali S.K. çetenin ilişkilerini ve bağlantılarını polise anlattı. Ali S.K.’nin sunduğu deliller ve ifadeler ışığında polis ekipleri operasyon düzenledi.
Operasyonda gözaltına alınan 8 kişiden Ayhan Küçükdere, oğlu Samet Küçükdere ve Mehmet Can Arslaner tutuklandı. 3 kişi savcılık ifadesinin ardından, H.C. ve F.O. ise adli kontrolle serbest bırakıldı. Ali S.K., polis ekiplerinin refakatinde memleketi Azerbaycan’a gönderildi.

İDDİANAMADE TOPLAM 203 YIL HAPİS İSTENDİ
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmasını tamamlayarak, 6 kişi hakkında iddianame hazırladı.
İddianamede Ali S.K.’nin Gaziantep’te bulunduğu sırada Ayhan Küçükdere, oğlu Samet Küçükdere, Mehmet Can Aslaner ve F.O.’nun kendisini zorla tutarak aralıklarla darp ettiğini söyledi.
Daha sonra Zonguldak’a getirildiğini anlatan Ali S.K., burada da dayağa maruz kaldığını, kolunun kırıldığını, tutsak gibi tutulduğunu ve pasaport ile telefonlarının elinden alındığını ifade ederek şikayetçi oldu.
Tutuklu sanıklar Ayhan Küçükdere, oğlu Samet Küçükdere ve Mehmet Can Arslaner hakkında ‘Birden fazla kişiyle birlikte konutta silahlı yağma’, ‘Cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘Eziyet etme’ ve ‘Nitelikli cinsel istismar’ suçlarından 52’şer yıl, tutuksuz sanıklar F.O. (36), H.C. (36), Y.A. (40) ‘Hürriyeti yoksun kılma’ suçundan 14’er yıl ve F.O. hakkında ayrıca ‘Eziyet etme’ suçundan 5 yıl olmak üzere toplamda 203 yıl hapis cezası istendi.
Ayrıca iddianamede Ali S.K.’nin banyoda uğradığı cinsel saldırının kayda alındığı 6 dakika 40 saniye ve 2 dakika 7 saniyelik 2 videodan bahsedildi.

‘BİR ÇOCUĞA BAK BİR ŞİŞEYE BAK’
Zonguldak 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada tutuklu sanıklar Mehmet Can Aslaner, Samet Küçükdere, başka suçtan tutuklu Y.A., tutuksuz H.C. ve sanık avukatları salonda hazır bulunurken tutuklu Ayhan Küçükdere ile başka suçtan tutuklu F.O. SEGBİS ile duruşmaya katıldı.
Ali S.K.’nin G.T. ve kendisinden uyuşturucu almak için önden para aldığını ve parayı harcadığını bunun üzerine tartıştıklarını G.T.’nin de Ali S.K.’yi dövdüğünü, o esnada S.K.’nin de G.T.’ye bazı bilgiler verdiğini anlatan Mehmet Can Aslaner, şöyle konuştu:
-Ali yanımızda uyuşturucudan nemalanmak bedava içmek için bulunuyordu. Zorla tutulmuyordu. Bir akşam uyuşturucu içerken Ayhan, Ali’nin G.T.’ye Samet’in eşi ve çocuklarının yerini söylediğini de öğrenip sinirlenmiş.
-Ayhan, Ali’ye ‘Seni öldüreceğim ya buradan aşağıya atacağım ya da 2,5 litrelik kola şişesine oturacaksın’ demiş. Biz Samet’le eve gelince bunları Ayhan anlattı.
-Ayhan, Ali’ye ‘seçtin mi’ diye sordu. Ali de ‘Yeter ki beni dövmeyin ben yaptıklarımdan pişmanım. Şişeye oturmaya razıyım’ dedi. Ben de Ayhan’a ‘bir çocuğa bak, bir şişeye bak bu şişe çocuğa girmez’ dedim. Samet bunları duymadı, başka odadaydı. Ayhan bu esnada bir kaşık tutup ‘o zaman bu kaşığa oturacak’ dedi.
-Ayhan kaşığı gösterince Ali banyoya geçti. Videodaki olaylar oldu. Videoyu Ayhan çekti. Ali’nin kafasına silah dayayan bendim. Videoda başka biri yoktur. Ben Ali’ye videodaki eylemleri yaptım bir de beraber alkol içerken ‘İnsan kaşığa oturmayı ister mi’ diyerek dövdüm.
-Aslaner, Ayhan Küçükdere’nin ‘Ali’nin babasını arayıp 500 bin lira ver yoksa oğlunu öldüreceğim’ dedikten sonra Ali’yi kurtarmak için bazı yakın arkadaşlarıyla avukat tutma ve bilet parası ayarlayıp kaçırma planı yaptıklarını da söyledi.
Aslaner, Ali S.K.’nin zorla tutulmadığını kendisinin de zorla telefonunu almadığını öne sürdü.
‘MEHMET CAN SİLAH ÇEKTİ’
Otomobil almak için Zongudak’a geldiğini, beraber kaldıkları Aslaner’in ailesinin yerini düşmanlarına söylediği için Ali S.K.’ye sinirlendiğini, olayların Zonguldak’a ilk geldiklerinde olduğunu öne süren Ayhan Küçükdere, ise şunları söyledi:
-Mehmet Can ‘Çocuklarımın adresini düşmanlarıma verdi. Ali’yi cezalandıracağım’ dedi. Ali’ye ‘bana namussuzluk yaptın, geç banyoya’ dediği sırada ben ‘gerek yok’ dedim. Ayağa kalkıp silahını çekip kurdu.
-Ali’ye doğrultup ‘Banyoya geç’ dedi. Bana da ‘abi kayda alır mısın’ dedi. Silahı doğrulttuğu için korktum, kabul etmek zorunda kaldım. Ali korku içindeydi. Mehmet Can tahta kaşığı Ali’nin önüne atarak ‘bunu kendine sokacaksın’ dedi. Mehmet Can ‘seni öldüreyim mi’ diyordu ben de ‘gerek yok’ diyordum.
-Ali’nin üstünde sigara da söndürdü. Videoda Ali ‘Ayhan abi affet’ diyordu ama niye böyle dedi bilmiyorum. Sanırım benden bir umut bekledi. Sonra hiçbir şey olmamış gibi muhabbete devam ettiler.
-Biz Antep’teyken Ali yanımıza geldi. Daha sonra araba almak ve Mehmet Can ile Ali’yi bırakmak için yine Zonguldak’a gittik. Ali burada arabadan 450 bin lira para çaldı. Ali’yi ararken akşam panik halinde eve geldi. Parayla uyuşturucu ve silah aldığını ama okulda düşürdüğünü anlattı. Ali’yi yanımda zorla götürmedim.
-Paranın hepsini harcadığını düşünmüyordum. Paramı geri almak istiyordum. Ali benim telefonumdan babasını arayıp para istedi babası da ‘senin gibi oğlum yok’ dedi. Ali kendi kendine kaçtı gitti. Ben de paramı bulmak için peşinden koştum. Bulamadık.”
Ali S.K.’yi darbetmediğini öne süren Samet Küçükdere ise suçlamaları reddetti. Diğer 3 sanığın da duruşmada ifadesi alınırken Ali S.K.’nin 2 arkadaşı ve üniversitenin güvenlik görevlisi tanık olarak dinlendi. 2 tanık Aslaner’in Ali S.K.’yi kurtarmayla ilgili planlarını kendilerine anlattığını söyledi.
CİNSEL SALDIRIDAN DA TUTUKLANDILAR
Mahkeme heyeti, tutuklu bulunan Mehmet Can Aslaner ve Ayhan Küçükdere’nin cinsel saldırı suçundan da tutuklanmalarına, Samet Küçükdere’nin ise tutukluluk halinin devamına karar verdi.
Duruşma Ali S.K.’nin Türkiye’de kullandığı Azerbaycan numarasının hangi telefonlarda kullandığının tespitinin beklenmesi ve eksik hususların giderilmesi için ileri bir tarihe ertelendi.
]]>Baba Şaban Vatan, kızının ölümünün altıncı yılında yaşadıklarını anlattı, çağrıda bulundu.
“HERKES DETAYLARI BİLİYOR”
Vatan “6 yıldır Rabia Nazımızın adaletinin mücadelesini veriyoruz. Bugün 6’ncı yılındayız. 12 Nisan 2018 akşam üzeri Rabia Nazımızı can çeker haliyle bedenini yolun kenarına, evimizin olduğu yere bırakıp kaçtılar. Katili korudular. Herkesin isteği bir an önce katiller yargılansın, hak ettiği cezayı alsın ve almalıdır. Artık devletin en üst kademesinde olan herkes bu durumun tüm detayını biliyor. O dönemin Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu katilleri bizzat biliyor” görüşünü savundu.
“BULUNDUĞU YERDE KAN İZİ YOKTU”
Acılı baba, kızının ölümüne ilişkin şunları söyledi:
– 6 yıldır Rabia Nazımızın adaletinin mücadelesini veriyoruz. 12 Nisan 2018 akşam üzeri Rabia Naz’ımızı can çeker haliyle bedenini yolun kenarına, evimizin olduğu yere bırakıp kaçtılar. Olay o andan itibaren bir trafik kazası, araç çarpmış kaçmış durumu olarak sunmuşlardı.
– Hastaneye yetiştiğimizde saat 18.21’di ve o andan itibaren Rabia Nazımız yaşıyordu, ayağında ağır yarası vardı. Bulunduğu yerde sürtünme, kan gibi hiçbir iz yoktu. Hastanede sımsıkı elimi sıkmıştı. Sonrasında hastanede müşahade kısmında elimiz birbirimizden ayırdılar ve sonrasında saat 19.00’dan itibaren acı haberini aldık doktoru tarafından.

“KATİLİ HALEN KORUYORLAR”
– Saat 23.00 civarı evimizin olduğu yere geldim. Orada gelir gelmez okul çantası saat 19.00’da bizzat ben belirtmiştim çantası nerede diye, bulunduğu yerde yoktu. O saatten itibaren çantası her yerde arandı. Hatta olay yeri inceleme polisi saat 18.50 ile saat 20.00 arası terasta da inceleme yapmış, video kaydı yapmadan inceleme yapmış kasıtlı olarak.
– Okul çantasını saat 21.00’den itibaren terasa bırakmışlar ve saat 21.00’de olay yeri inceleme polisi terasa tekrar gelmiş ve saat 22.50’de okul çantası bulunuyor. O günden bu yana biz Rabia Nazımızın katilinin yargılanması için mücadele ediyoruz fakat hepinizin de tanık olduğu gibi katili halen koruyorlar.
“DEVLETİN EN ÜST KADEMESİNDE OLAN HERKES…”
– Vicdansızların vicdanı çürümüş hale gelmiş durumda. Katili korudular. Herkesin isteği biran önce katiller yargılansın, hak ettiği cezayı alsın ve almalıdır. Artık devletin en üst kademesinde olan herkes bu durumun tüm detayını biliyor. O dönemin Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu katilleri bizzat biliyor.
– Ayrıca Adalet Bakanı Abdulhamit Gül bizzat katille iki defa cep telefonundan arayarak görüşme yaptı. Bunu biz net olarak biliyoruz. TBMM’de kurulan komisyonda olayın örtbas talimatını veren dönemin eski bakanını korumak için herşeyi yaptılar. Bugün kendisi milletvekili dahi değil hala yargılamıyorlar. Hakkında soruşturma devam ettiği halde hala bir işlem yapmıyorlar.
“KATİLLER HAK ETTİĞİ CEZAYI ALSIN”
– Rabia Naz 11 yaşında küçücük bir çocuktu. Onu bizden koparıp aldılar. Onu arkadaşlarından koparıp aldılar. Hepimizin içinde kanayan yarasıdır Rabia Naz. Bir nebze olsun içimize ferahlık verecek olan adaleti istiyoruz. Hiçbir annenin babanın evlat acısını dindirecek çare yoktur ama adalet herkesin ihtiyacıdır. Kızımızın artık bu saatten itibaren ruhu huzura kavuşsun.
– Onun hakkında türlü iftiralar attılar, her türlü yalanı söylediler. Katilleri korumak için bütün vicdansızlığı yaptılar. Artık gereği yapılmalı, katiller hak ettiği cezayı almalıdır. Bu ülke hukuk devleti ise katiller hak ettiği cezayı almalıdır. Bu ülke hukuk devleti ise yeni dönem Adalet Bakanımız Yılmaz Tunç, ‘eğer ki bu ülke hukuk devletidir’ diyorsanız katiller yargılanarak hak ettiği cezayı alsın.

RABİA NAZ’IN ÖLÜMÜ
11 yaşındaki Rabia Naz Vatan, 6 yıl önce bugün 12 Nisan 2018’de Giresun’un Eynesil ilçesindeki evlerinin önünde yaralı halde bulundu ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Yerel bir gazete Rabia Naz’ın ölümünü “Kaza geçiren kız çocuğu vefat etti” başlığı ile haber yaptı. Ulusal basında da “Otomobilin çarptığı çocuk öldü, sürücü kaçtı” başlıklı haberler yayımlandı.
28 Ağustos 2018’de baba Şaban Vatan, 11 yaşındaki kızının ölümü üstünden 5 ay geçmesine rağmen soruşturma dosyasında hiçbir ilerleme kaydedilmediğini ve Rabia Naz’ın ölümünün polis kayıtlarına “intihar” olarak geçtiğini Twitter hesabından duyurdu.
DNA ÖRNEKLERİ KARŞILAŞTIRILMADI
28 Ağustos 2018’de Trabzon Adli Tıp Kurumu’ndan bedensel travma sonucu ölüm gerçekleştiği görüşüyle adli tıp raporu geldi. Vatan’ın başvurusuyla Hacettepe Adli Tıp Kurumu’ndan alınan raporda ise olası ölüm sebebinin araç çarpması olduğu belirtildi. Fakat Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Hacettepe Üniversitesi’nden alınan raporda ölümün nedeninin yüksekten düşme sonucuyla meydana geldiği ifade edildi.
Savcı dosyaya ilişkin yayın yasağı getirdi ve metruk evin ahırında bulunan DNA örneğinin Rabia Naz’dan alınan örneklerle karşılaştırılması talebinin de savcı tarafından işleme alınmadığı sonradan ortaya çıktı.
ŞOFÖR İFADE DEĞİŞTİRDİ
17 Temmuz 2019’da Rabia Naz cinayetine ilişkin olarak Meclis’te araştırma komisyonu kuruldu.
Bu süreçte Rabia Naz’ın ölümüne ilişkin kamera kayıtlarının silindiği ortaya çıkarken, Rabia Naz’ın üzerinde talaş parçalarının bulunduğunu beyan eden ambulans şöförü de ifadesini değiştirdi. 7 Temmuz 2020 tarihinde Meclis Araştırma Komisyonu Rabia Naz’ın ölümüne ilişkin raporunu tamamlayarak Meclis Başkanlığı’na sundu.
TAKİPSİZLİK KARARI
CHP ve HDP’li vekillerin muhalefet şerhi koyduğu raporda olay yeri inceleme ekiplerinin gerekli özeni göstermediği, delillerin kaybolduğu, otopsi sürecinde eksiklikler bulunduğu tespiti yapıldı. Raporda ise “Soruşturma sürecine müdahaleyi doğrulayacak bilgi yok” denildi. TBMM’de raporun görüşülmesinin ardından savcılık, Rabia Naz dosyasında takipsizlik kararı verdi.
]]>
Karşılaşmadan 3-2 mağlup ayrılan Fenerbahçe, 18 Nisan Perşembe günü İstanbul’da oynanacak rövanş karşılaşmasında rakibini mağlup ederek tur atlamanın hesaplarını yapacak.
KRUNIC-ZAJC ORTA SAHASI SINIFTA KALDI
Fenerbahçe’nin Olympiacos’a konuk olduğu karşılaşmada teknik direktör İsmail Kartal, sarı-lacivertlilerin orta ikilisinde Miha Zajc ve Rade Krunic’e ilk 11’de şans verdi. Ligde oynanan Adana Demirspor karşılaşmasında da orta ikiliyi bu iki oyuncudan kuran Kartal, Yunan ekibi karşısında değişikliğe gitmedi. Krunic ve Zajc, Olympiacos’a karşı oynadıkları futbol ile geçer not alamadı. 3’üncü golün yenmesinde pay sahibi olan Krunic, karşılaşmayı ikili mücadele kazanamadan tamamladı. Miha Zajc ise 6 ikili mücadeleden sadece 2 tanesini kazanabildi. İki oyuncu da 62’nci dakikada kenara gelerek yerlerini Fred ve İsmail Yüksek’e bıraktı.
FRED VE İSMAİL YÜKSEK GİRİNCE İŞLER DEĞİŞTİ
İsmail Kartal, sakatlıktan çıkan iki önemli oyuncusu Fred ve İsmail Yüksek’i Olympiacos maçında yedek soyundurdu. 62’nci dakikada Krunic ve Zajc’ın yerine giren iki oyuncu, maçın seyrini değiştirdi. Fred ve İsmail’in oyuna girişinin ardından orta saha kontrolünü tamamen eline geçiren sarı-lacivertli ekip, son yarım saatlik dilimi domine etti. Bu süreçte iki gol bularak yarı final için ümitlenen Fenerbahçe’de İsmail Kartal, maç sonu bu tercihleriyle alakalı da açıklamalarda bulundu. Kartal, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Bazı oyuncuları neden 60’ıncı dakikadan sonra oyuna aldığımı sorabilirsiniz. Sağlık ekibi ‘En fazla 15-20 dakika oynatabilirsin’ dedi. Maç maç düşünüp rakibe göre hareket etme düşüncemiz vardı. 3-0’dan sonra risk alarak oyuna dahil ettik oyuncuları” şeklinde konuştu.
OOSTERWOLDE VE BECAO DEVAM EDEMEDİ
Sarı-lacivertli ekibin Olympiacos’a konuk olduğu karşılaşmada Jayden Oosterwolde ve Rodrigo Becao sakatlanarak oyuna devam edemedi. İlk yarının son dakikalarında sakatlanan Oosterwolde, sedye ile kenara gelirken yerine 45’inci dakikada Ferdi Kadıoğlu girdi. Hollandalı oyuncu, karşılaşmanın oynandığı stattan koltuk değnekleriyle ayrıldı. 83’üncü dakikada kendini yere bırakan Becao’ya ilk müdahale saha içerisinde yapıldı. Brezilyalı oyuncu daha sonra kenara gelerek yerini Leonardo Bonucci’ye bıraktı. İki oyuncunun durumu İstanbul’da yapılacak olan tetkiklerin ardından belli olacak.
FENERBAHÇE ŞANSSIZLIĞINI İSTANBUL’DA KIRMA HEDEFİNDE
Fenerbahçe, Olympiacos’a karşı oynadığı 3’üncü resmi maçtan da mağlubiyetle ayrıldı. Sarı-lacivertliler, 2021-22 sezonunda Olympiacos ile UEFA Avrupa Ligi D Grubu’nda yer almıştı. Fenerbahçe, rakibine kendi evinde 3-0, deplasmanda ise 1-0 mağlup olmuştu. Dün oynanan karşılaşmada da rakibine 3-2 yenilen sarı-lacivertliler, önümüzdeki hafta oynanacak olan rövanş karşılaşmasında rakibini mağlup ederek hem Yunan temsilcisine karşı ilk galibiyetini hem de yarı final biletini almak isteyecek.
MUHTEMEL RAKİPLERİN İLK MAÇINDA KAZANAN ASTON VILLA
Fenerbahçe’nin Olympiacos’u elemesi durumunda yarı finalde karşılaşacağı rakibin belli olacağı Aston Villa-Lille eşleşmesinde ilk maçı kazanan ev sahibi ekip oldu. Villa Park’ta oynanan karşılaşmayı İngiliz ekibi, 2-1 kazanarak rövanş öncesinde avantaj elde etti. Aston Villa’ya galibiyeti getiren golleri 13’üncü dakikada Ollie Watkins ve 56’ncı dakikada John McGinn kaydetti. Fransız ekibinin tek sayısı ise 84’üncü dakikada Bafode Diakite’den geldi. Bu eşleşmede rövanş karşılaşması 18 Nisan Perşembe günü Lille’in ev sahipliğinde Pierre Mauroy Stadı’nda oynanacak.
]]>Bryan Johnson, yüzünün 2018, 2023 ve 2024 yıllarına ait üç fotoğrafını yan yana paylaşarak “Face ID’m bile karıştı” diye yazdı.
Gençleşmek için yılda yaklaşık 2 milyon dolar harcayan Johnson, nihayet beş yıl gençleştiğini iddia ediyor. Ancak herkes Johnson’a pek katılmıyor. Sosyal medya paylaşımına yorumlar gelen ünlü girişimci, bazılarına göre çok daha yaşlı görünüyor.

SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMI OLAY OLDU
X’te bir kullanıcı, “2018’de daha iyi görünmen çok çılgınca” derken bir başkası da 55 yaşında göründüğünü yazdı.
Teknoloji kralının gençleşmek için kullandığı yöntem de oldukça farklı. Johnson, 17 yaşındaki oğluyla kan alışverişi yaptığı için sert eleştirilerin hedefi olmuştu.
Johnson, Dallas yakınlarındaki bir klinikte, 70 yaşındaki babası Richard ve oğlu Talmage ile saatlerce süren bir kan değişim operasyonu geçirmişti. Genellikle kimliği bilinmeyen bir donörden plazma alırken oğlu Talmage, ona bir litre kan sağlamıştı.

SIRA DIŞI BİR YÖNTEM…
Johnson, plazma değişiminden rejimini denetlemeye kadar 30 doktor ve rejeneratif sağlık uzmanından oluşan bir ekiple çalıştığını ve bunun için bir servet harcadığını söylemişti.
Yaşlanma karşıtı bir teknik olarak plazma kullanmak, bilim insanlarının genç ve yaşlı fareler üzerindeki çalışmalarından sonra dikkat çekti. Uygulanan teknik sonrası daha yaşlı fareler bilişsel işlevlerinde, metabolizmalarında ve kemik yapılarında iyileşmeler gösterirken, daha genç olanlarda da sık kan bağışının olumlu etkileri olabileceği görüldü.
Ancak Johnson, sadece operasyonlara güvenmiyor; aynı zamanda uyku ve beslenme düzenine de son derece dikkat ediyor.

DAHA İYİ BİR UYKU İÇİN İPUÇLARI VERDİ
Bu hafta bir Youtube videosunda biyohacker Johnson, daha fazla uyumak için en iyi 10 ipucunu açıkladı; akşam yemeğini erken yemenin ve ideal bir sıcaklıkta dinlenmenin uykusuna nasıl yardımcı olduğunu ayrıntılarıyla anlattı.
Videonun başlığında “Uyku size süper güçler verecek” diye yazarken şunları söyledi:
“Hayatınızı değiştirecek 10 şeyi sizinle paylaşacağım. Hayatım boyunca çok az uyudum ama insanlık tarihindeki potansiyel olarak en iyi uyku skorunu kaydettim.”
İlk önce herkesin kendisini ‘profesyonel bir uyuyan’ olarak tanımlaması gerektiğini belirtti. Johnson, dinlenmeyi bir numaralı öncelik haline getirerek hayatın daha kolay olacağını açıkladı.

Ardından da “İkinci aşama olarak, tutarlı bir uyku saatine sahip olmak, bu gerçekten önemli; çünkü vücudunuza her gün bu saatte uyuduğumuzu söylüyorsunuz” diye ekledi.
Biyohacker, daha erken yatabilmek için yemek saatinin erkene alınması gerektiğini söyledi. Üçüncü ipucu olarak, her gece yatmaya hazırlanmaya yardımcı olacak bir dinlenme rutini oluşturmk gerektiğini belirtti:
“Bir ritüel oluşturmanızı, kitap okumanızı, yürüyüşe çıkmanızı, sevdiğiniz bir hobiyi yapmanızı, ancak ekranlardan uzak durmanızı ve sizi tahrik edecek her şeyden kaçınmanızı, kavga etmemenizi ve zor sorunlarla uğraşmamanızı tavsiye ederim.”

Johnson, ışığın da bu noktada önemli olduğuna dikkat çekti: “Yapılacak bir sonraki şey, akşamları ışığı düzenlemek… Bu nedenle bilgisayarımda bir uygulama ekrandaki mavi ışığı ortadan kaldırır.”
Son olarak da uyku sırasında ideal sıcaklığı korumak gerektiğini söyledi: “Çok sıcak ya da çok soğuk olmadığından emin olmanız gerekir.”
Bryan Johnson, 2020’de oldukça sıkı bir programa başladıktan sonra artık 37 yaşındaki bir kişinin kalbine, 28 yaşındaki bir kişinin cildine ve 18 yaşındaki bir kişinin kondisyonuna sahip olduğunu söylüyor.
]]>1 KİTAP 1 DİPLOMA
YÖK, 3’ü devlet ve 1’i vakıf, 4 üniversitede öğrenci başına 1 basılı kitap düştüğünü raporlasa da üniversite adlarını gizleyerek sansürledi. Prof. Dr. Erol Arcaklıoğlu başkanlığında hazırlanan raporda; öğrenci başına üniversitelerde düşen ortalama kitap sayısı 6.98 oldu. 208 üniversite içinde öğrenci başına 10’dan fazla basılı kitabı olan üniversite sayısı 33’te kaldı. Devlet ve vakıf tüm üniversitelerde öğrenci başına ortalama 5.23 kitap düştü.
Türkiye’deki 208 üniversitenin 89’unda öğrenci başına düşen kitap sayısı 1-4 arasında kaldı. 79 üniversitede öğrenci başına 5 ile 9 kitap düşüyor. İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi öğrenci başına 45.5 kitap sayısıyla birinci oldu. Öğrenci başına düşen basılı kitap sayısının en yüksek olduğu ilk 5 üniversite ve kitap sayıları şöyle: İstanbul 29 Mayıs (45.5), Bilkent (42.25), Galatasaray (37.25), Boğaziçi (35.93), İstanbul (34.92).
ARAŞTIRMAYA PARA YOK
Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) için bütçesinden yüzde 15 ve üzeri pay ayıran üniversite sayısı 208 üniversite içinde sadece 5 oldu. Üniversiteler, Ar-Ge için bütçelerinin ortalama 3.4’ünü ayırdı. AR-Ge için 12’si devlet 22 üniversite, bütçesinden sadece 0.01 oranında yani hiç para pay ayırmadı. 47 üniversite ise bütçesinin yüzde 1’ini ayırdı. Ar-Ge’ye en çok bütçe ayıran ilk 5 üniversite ve bütçedeki yüzdelik dilimler Gazi (33.1), Ankara Bilim (26), İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (25.1), Sabancı (24.8) ve ODTÜ (19.2).
İTÜ DÜNYANIN EN İYİ İLK 100 ÜNİVERSİTESİ ARASINA GİRDİ
Yükseköğretim derecelendirme kuruluşu QS 2024 Alan Bazlı Üniversite Sıralama Sonuçları’nı açıkladı. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), mühendislik ve teknoloji alanında, dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasında 1 yılda 13 basamak ilerleyerek ilk 100’e 95’inci sıradan girdi.
İLK 100’DE TEK ÜNİVERSİTE
Amerika’dan Çin’e, 2 bin 963 yükseköğretim kuruluşu, alan bazlı sıralandı. İTÜ Maden ve Mineral Mühendisliği’nde ilk 51-70, Petrol Mühendisliği’nde ilk 51-100 aralığında yer alarak Türkiye’den ilk 100’e giren ilk ve tek üniversite oldu. İTÜ’de 26 bölüm de dünyanın en iyi ilk 500’ü içine girdi. Mimarlık (101-150), İnşaat Yapı Mühendisliği (101-150), Elektrik Elektronik Mühendisliği (122), Makine Havacılık İmalat Mühendisliği (138), Kimya Mühendisliği (151-200), Malzeme Bilimleri (151-200), Bilgisayar Bilimi Bilişim Sistemleri (196) sırada yer aldı.
YÖK, araştırma bütçesi hatta kitabı bile olmayan üniversitelerin adını raporda gizledi

Öğrenci başına düşen basılı kitap ortalaması.
En çok yabancı öğrencisi olan ilk 5 üniversite
Anadolu Üniversitesi: 15 bin 755
Karabük Üniversitesi: 11 bin 931
İstanbul Üniversitesi: 8 bin 281
Kütahya Dumlupınar: 8 bin 281
Atatürk Üniversitesi: 6 bin 692
]]>Çocukluğundan beri toplumsal meselelere ilgili olduğunu anlatan Tugay, bu yönünü, “Ortaokul çağında siyasi yazı ve kitapları okurdum, hatta TBMM bütçe görüşmelerini dahi izlerdim. Okul münazaralarında yer alırdım” sözleriyle anlattı. Tugay, ortaokul ve liseyi İzmir İnönü Lisesi’nde tamamladıktan sonra Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Çorum ve İzmir Tire’de pratisyen hekimlik yaptı. Osman Müftüoğlu’nun Başhekim olduğu Ankara Numune Hastanesi’nde çalışırken, ağır çalışma koşulları altındaki asistan hekimleri örgütleyerek hak mücadelesine başladı, protesto eylemleri örgütledi. Daha sonra plastik cerrahi uzmanı olarak İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Karşıyaka Devlet Hastanesi, Çiğli Kent Hastanesi’nde görev yaptı. Türk Tabipler Birliği Kol Başkanlığı görevini üstlendi. 2009 yılında devlet memurluğundan ayrılarak özel sağlık merkezini açtı. 2010 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye oldu. 2019’da CHP’den Karşıyaka Belediye Başkanı seçildi. Ticari faaliyetini hem etik değerler açısından hem de bütün zamanını belediye işlerine ayırmak için muayenehanesini kapattı. Tugay, “Belediye başkanı ikinci bir işle uğraşmamalıdır” dedi.
ÖZGÜR ÖZEL’LE GÖRÜŞME
2023 genel seçiminden sonra CHP’de değişimciler kanadında saf tutan İzmir’deki tek belediye başkanı oldu. Bu kararı nasıl aldığını ilk kez anlattı:
“14-28 Mayıs 2023 Genel Seçiminde umutluyduk, kaybetmemiz mucize olurdu ama kazanamadık. Benim için dönüm noktası Temmuz 2023’te CHP Genel Merkezi’nin belediye başkanlarıyla yaptığı seçim değerlendirme toplantısıdır. Belediye başkanları, özellikle Ekrem İmamoğlu, durum saptayıcı, etkileyici konuşmalar yaptılar. Genel başkan (Kemal Kılıçdaroğlu) ise yetki verdiği kişileri suçladı. Daha sonra İzmir’den olmayan milletvekili dostlarımla konuştum. Değişimin zaruri olduğuna kesin kanaat getirdim. CHP Grup Başkanı Özgür Özel’e tebrik ziyaretine giderek, “Genel başkan adayı olacak mısınız” diye sordum, “Kılıçdaroğlu’nu değişim için ikna etme düşüncesindeyiz” dedi. Olumsuz karşılık alındı. Özgür Özel genel başkan adayı olunca da hiçbir karşılık beklemeden destek verdim. O sırada ‘Risk alıyorsun’ diyenler oldu ama ‘Yeniden belediye başkanı olmam önemli değil, Türkiye’nin kurtuluşu önemli’ yanıtını verdim.”
Tugay, CHP Genel Merkezi tarafından 2024 yerel Seçiminde İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı gösterildi. En yakın rakibi AKP’li Hamza Dağ’a yaklaşık 11 puan fark atarak, seçimi yüzde 48.97 oy oranıyla kazandı.

Mazbatasını alan Cemil Tugay, Gökmen Ulu’nun sorularını yanıtladı.
Batının sosyal demokrasi modelini temsil edeceğiz
Geçtiğimiz Cuma günü mazbatasını alarak kolları sıvayan Cemil Tugay, sorularımızı yanıtladı:
– Akıllara 1989’da SHP’nin ulaştığı yerel seçim zaferi geliyor. O zafer partiyi genel seçimde iktidara da taşımıştı. Şimdi CHP’nin yakaladığı yerel seçim başarısının önümüzdeki genel seçime yansıması ne olur?
Bence sadece 4 yıl sonraya değil, önümüzdeki 20-25 yıla olumlu ve güçlü yansımaları olacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi ruhundaki devrimci geleneğin gereğini yerine getirecek.
– Şimdi, belediyelerin de işlevselliğiyle değişimin tabana yayılması beklentisi var. Değişim anlamını bulacak mı?
Aslında adım adım anlamını buluyor. Bunu sadece belediye başkanlarında değil, Parti Meclisinde de görebilirsiniz. “Biz artık farklıyız, artık yeni şeyleri temsil ediyoruz” mesajımızı toplum almış olmalı ki bu sonuç çıktı ortaya.
– Yeni nesil belediyecilikten söz ediyorsunuz. Nasıl bir yönetim anlayışı uygulayacaksınız?
Batının sosyal demokrasi modelini temsil eden bir anlayışta olacağız. İnsanların sorunlarıyla ilgili doğru saptamalar yapacağız. Rasyonel çözüm önerileri geliştireceğiz. Şunu vaat ediyoruz: Birlikte yöneteceğiz. Belediyeye nitelik kazandıracağız. Bilgiyi, teknolojiyi, aklı, katılımcı demokrasinin bütün gereklerini kullanacağız. Verimliliği gözeteceğiz, özel şirket mantığıyla kamu kaynaklarını doğru kullanacağız, israfa izin vermeyeceğiz. Şeffaf, denetleyen, denetleten, hiçbir istismara izin vermeyen, sorunların üzerine giden, cesur bir anlayışla çalışacağız. Farklı açılardan biraz daha güçlü bir yerel yönetim ve eylem planları ortaya koyacağız. Önümüzdeki birkaç yıl içinde bunun somut sonuçlarını yaşayacağımıza inanıyorum.

Halka karşı işlenen suçlar beni çok öfkelendiriyor
– Popüler bir belediye başkanı olmadığınıza dair değerlendirmeleri nasıl karşılıyorsunuz?
Bizde 12 Eylül’den beri PR’a dayalı, çokça popülist siyaset var. Mesela, rakibim (Hamza Dağ) denedi bunu, algı çalışmalarıyla toplumu etkileyerek kazanmayı umdu. Bu yöntem tutuyordu da… Ama bu sefer insanlar inanmadı. Çünkü karşılarında samimi bir siyasi hareket olarak CHP vardı.
– Sakin bir yapınız var. Sinirlenmez misiniz?
Bana yapılan saldırıları olabildiğince sakin karşılıyorum. Çünkü kişiselleşmiş tartışmalar ve kavga konunun özünden koparıyor. Ancak halka karşı işlenen suçlar, yolsuzluklar, adaletsizlikler olduğunda öfkeleniyorum. Çünkü hiçbir vatandaşın haksızlığa maruz kalmasına razı değilim. Bu yolda halk için kavga etmem gerekirse ederim, bağırmam gerekirse bağırırım.
DOĞRU ZAMANDA YANIMDA DURUYOR
Cemil Tugay, eşi Öznur hanımla ilgili şunları söyledi: “Destekleyici bir tavrı var. Takip ediyor, gözlüyor. Ona ihtiyaç duyduğumda, doğru zamanda yanımda duruyor, çekinmeden uyarılarda bulunuyor. Temsil ettiğimiz makama özen ve dikkat gösteriyor, sınırını çok iyi biliyor. Eşimin bu tavrından çok memnunum.”
]]>Georgios Karaiskakis Stadı’nda oynanan mücadelenin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Kartal, Yunanistan deplasmanından en azından beraberlik ya da galibiyetle dönmek istediklerini belirtti.
“3-0’DAN SONRA RİSK ALARAK OYUNA DAHİL ETTİK”
İlk bölümde 2 net pozisyon yakaladıklarını, maçın başından itibaren de oyunu domine ettiklerini söyleyen Kartal, “Ama çok basit goller yedik. Buna rağmen oyundaki planımızı ve disiplini kaybetmedik. Devre arasında 2-0 da olsa goller atarak maçı çevirebileceğimizi, güçlü bir oyunumuz olduğunu konuştuk. 60. dakikada yaptığımız değişikliklerle daha fazla pozisyon ürettik. 3-0’dan 3-2’ye getirdik, 4-3 bile kazanabilirdik. Kaybettiğimiz için üzgünüm. Bazı oyuncuları neden 60’ta oyuna aldığımı sorabilirsiniz. Sağlık ekibi ‘En fazla 15-20 dakika oynatabilirsin.’ dedi. Maç maç düşünüp rakibe göre hareket etme düşüncemiz vardı. 3-0’dan sonra risk alarak oyuna dahil ettik oyuncuları. Buna rağmen Jayden ve Becao sakatlandı. Son dönemde bu anlamda şanssızlık yaşıyoruz. İnşallah sakatlıklar bu akşam bu son olur.” açıklamasını yaptı.
“İSTANBUL’DA DAHA FARKLI OLACAK”
Skorun 3-0 olmasına karşın takımına güvendiğinin altını çizen Kartal, şöyle devam etti:
“2-0’ken de takımıma güveniyordum. 3-0 da olsa maçı çevirebileceğimize inanıyordum. 3-3 de olabilirdi. Herhangi bir endişeye kapılmadım. Bu maçı en kötü berabere bitirebilirdik, ben aslında buna üzülüyorum. Basit goller yedik. Bu akşam 3-2’ye getirdik ama İstanbul’da daha farklı olacak. Rakip önde baskı yapmaya çalıştı, 60. dakikadan sonra tempoları düşmeye başladı. Maç başından itibaren önde oyunu tamamıyla domine eden bir Fenerbahçe vardı sahada. Olympiakos bugün bize karşı farklı bir taktikle oynadı sahada. Oyuna giren İsmail Yüksek ve Fred’in diğer oyuncularla bütünleşmesiyle sahadaki herkes ortaya karakter koydu. 3-0 kimsenin kabul ettiği bir sonuç değildi ve bunu kabul etmediler, reaksiyon gösterdiler.”
“BU KADAR SAKATLIĞA RAĞMEN…”
Olympiakos’un iyi bir takım olduğunu, ateşli taraftarları olduğunu dile getiren Kartal, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Biz de büyük bir camiayız, büyük bir takımız. Maça iyi başlayan taraf bizdik. Takımımın nasıl oynadığını, ne yapması gerektiğini ortaya ben koyuyorum. Takımımı savunmak da benim en doğal hakkım. Tabii ki burada Olympiakos iyi plan yaptı, önde baskı kurup 3-0 öne geçtiler. Ama biz de 3-0’dan sonra ortaya koyduğumuz reaksiyonla maçı kazanabilirdik. Maçtan önce Yunanistan kanalının spikeri bana maçın favorisini sorduğunda, favori olmadığını söyledim. Bu kadar sakatlığa rağmen maçı 3-2 bitirebildiğimiz için ümitliyim. İkinci maçı kendi evimizde oynayacağız, turu geçmek adına umutluyuz.”
Son olarak Michy Batshuayi hakkında konuşan Kartal, bu oyuncunun da en fazla 10 dakika forma giyebilecek durumda olduğunu, riske etmemek için oyuna almadıklarını vurguladı.
]]>Emre Belözoğlu, sarı lacivertli ekibin sezonun 32. haftasında 13 Nisan Cumartesi günü Ankara’da oynayacağı Gaziantep FK maçı öncesi Beştepe Tesisleri’nde düzenlediği basın toplantısına Ramazan Bayramı mesajını paylaşarak başladı.
Başkent temsilcisinin ligin 31. haftasında deplasmanda oynadığı ve 1-1 biten Bitexen Antalyaspor karşılaşmasıyla sezondaki 13’üncü beraberliğini aldığına dikkati çeken Emre Belözoğlu, “10 tanesinde biz vardık, 3 tanesinde Tolunay hoca vardı. Aslında bu 10 maçın en az 7’sinde kazanacak oyunu oynadık. Antalyaspor maçı da bunlardan biri, sonuçlandıramadık net gol pozisyonlarını. Devam ediyoruz, oyuncuların iştahı, arzusu çok iyi, bu beni mutlu ediyor.” diye konuştu.
“RAKİBİMİZİN DE İŞİ KOLAY DEĞİL”
Sarı lacivertlilerin geçtiği sürecin “kolay” olmadığına değinen Belözoğlu, “Oyuncularım elinden geleni yapmaya çalışıyor, bu benim için değerli ve önemli. Önümüzde 7 tane maç var, artık her takım için bunlar finallerin finali. Bu hafta karşılaşacağımız rakibimiz de bu takımlardan biri. Kazanmak istiyoruz. Kendimizi rahat pozisyona getirmek açısından önemli bir maç. Elimizden geleni yapacağız. Rakibimizin de işi kolay değil. Bizi yine zorlu bir maç bekliyor. Ankaragücü camiasına bayram çıkışında yeni bir bayram yaşatacak bir sonuçla karşılaşmadan ayrılmak istiyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“YUKARISI AÇIKÇA BENİ ÇOK FAZLA İLGİLENDİRMİYOR”
Emre Belözoğlu, MKE Ankaragücü adına bundan sonraki hiçbir maçın “kolay” olmadığını söyledi.
Ligde sadece kendisini Ankaragücü’nün durumunun ilgilendirdiğine vurgu yapan Belözoğlu, “Yukarısı açıkça beni çok fazla ilgilendirmiyor. Bizi Avrupa hedeflerine taşıyacak hale gelmek adına elimizde bir Türkiye Kupası var. Onu da düşünüyorum ama her maçı ayrı ayrı planladığımız için benim için şu an tek değerlendirilecek durum bizim Gaziantep ile yapacağımız maç. Onun dışında çok fazla bir şey düşünmek istemiyorum. Bizim adımıza bundan sonra hiçbir maç kolay değil.” diye konuştu.
Sarı lacivertli takımın sezonun geri kalanında rakipleriyle de karşılaşacağını dile getiren Belözoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“İnşallah cumartesi günü iyi mücadele, en az Antalyaspor maçındaki kadar iyi bir oyun ve taraftarımızı evine mutlu göndermek en büyük arzumuz, isteğimiz. Alper dışında sakatlığı bulunan futbolcumuz yok. Garry Rodrigues bir süredir bizimle çalışmıyordu, ısınmalara başladı, bu hafta oynama ihtimali zor. Onun dışında eksiğimiz yok. Geldiğim günden beri takımımızda kim oynarsa elinden geleni yapmaya çalışıyor, beni mutlu eden durum da bu.”
MKE Ankaragücü Kulübü tarafından toplantının ardından Ramazan Bayramı dolayısıyla basın mensuplarına forma verildi ve çikolata ikram edildi.
Başkent ekibi, sezonun 32. haftası öncesi 7 galibiyet, 13 beraberlik sonucunda hanesine yazdırdığı 34 puanla 14’üncü sırada bulunuyor.
8 galibiyet ve 7 beraberlik alan Gaziantep FK ise 31 puanla 17. basamakta yer alıyor.
]]>Parti genel merkezinde öğleden önce AKP, DSP, Vatan Partisi, DEM Parti, İYİ Parti, BBP, Demokrat Parti, MHP, Saadet Partisi ve Anavatan Partisi heyetlerinin ağırlandığı CHP’ye, öğleden sonra DEVA Partisi, Gelecek Partisi, YRP, BTP, Zafer Partisi ve Milli Yol Partisi heyetleri ziyarette bulundu.
Nazlıaka, bu çerçevede, DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Karal başkanlığındaki heyeti ağırladı. Karal, yerel seçim sonuçları üzerinden CHP’yi tebrik ederek sonuçların ülke demokrasisi adına hayırlı olmasını diledi.

Sonuçların sorumluluklarını artırdığını dile getiren Nazlıaka da hep beraber ülke sorunlarını çözmeye devam edeceklerini söyledi.
Heyette yer alan DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Elif Esen ile kadın hakları konusunda çok defa yan yana durduklarını belirten Nazlıaka, bu konuların partiler üstü konular olduğunu ifade etti.
Elif Esen de Nazlıaka ve CHP Ankara Milletvekili Aliye Timisi Ersever’in kadınlarla ilgili çalışmalarda çok önemli payı olduğunu, birlikte yaptıkları çalışmalarda yol katettiklerini dile getirdi.
Nazlıaka, yerel seçimlerde özellikle kadın ve genç aday çıkarma konusuna önem verdiklerini vurgulayarak, Türkiye nüfusunun 9,5 milyonunu CHP’li kadın belediye başkanlarının yöneteceğini söyledi. Nazlıaka, bu sayıların giderek artmasını temenni etti.
GELECEK PARTİSİ
Gelecek Partisi Konya Milletvekili Hasan Ekici başkanlığındaki heyetin ziyaretinde Nazlıaka, tüm İslam coğrafyasının bayramını kutlarken, Ekici de yerel seçimde elde edilen sonuçlar nedeniyle CHP’yi tebrik etti.
Nazlıaka, yoksul vatandaşları görmezden gelen, işsizleri duymazdan gelen, emeklileri yük gibi gören bir anlayışı reddettiklerini söyledi.

Ekici de yerel seçimlerde vatandaşların her siyasi partinin ders çıkartacağı bir tercihte bulunduğunu belirterek, siyasi nezaketin ve demokrasinin önemine işaret etti.
YENİDEN REFAH PARTİSİ
CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka, Ramazan Bayramı dolayısıyla partilerini ziyaret eden Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Muhammed Fatih Müjdeci başkanlığındaki heyeti de ağırladı.
Nazlıaka, Yeniden Refah Partisi ve İslam aleminin Ramazan Bayramı’nı kutlayarak, başta Filistin olmak üzere tüm dünyada barış, adalet, huzur olmasını diledi. Nazlıaka, Türkiye’nin İsrail’e yönelik ihracat kısıtlamasına değinerek, kararın takipçisi olacaklarını söyledi.
Muhammed Fatih Müjdeci de ihracat kısıtlamasına yönelik kararın olumlu olduğunu, bu kararın arkasında olduklarını ifade etti.

Müjdeci, şunları kaydetti:
“Bu noktada biz, Filistin’deki mağdur ve mazlumların, inancı ve fikri ne olursa olsun mazlum halkların yanındayız. Bu noktada da Filistin’deki zulmün durması için hükümetimizin alacağı bütün kararların alınması noktasında arkasında ve yanındayız. Yapılan yanlışın da karşısında olmaya devam edeceğiz.”
BTP, Zafer Partisi ve Milli Yol Partisi heyetleri de CHP’ye Ramazan Bayramı ziyaretinde bulundu.
Öte yandan, CHP Genel Merkezi’nde, CHP Genel Başkan Yardımcısı Nazlıaka, Ankara milletvekilleri, belediye başkanları ve PM üyelerinin katılımıyla teşkilat mensuplarıyla bayramlaşma programı düzenlendi.
]]>Seçimlerin, Türk demokrasisinin yüksek standartlara ulaştığını ve tüm dünyaya örnek olacak bir noktaya eriştiğini bir kez daha gösterdiğini belirten Büyükataman, “Bu vesile ile hem 31 Mart Mahalli İdareler seçimlerinde, hem de son bir yıl içerisinde gerçekleştirdiğimiz 14 ve 28 Mayıs seçimlerinde, partimizin ve Cumhur İttifakı’nın başarısı için durmadan, yorulmadan mücadele eden, gecesini gündüzüne katan ve samimi bir gayret içerisinde çalışan kıymetli ülküdaşlarıma ve parti teşkilatlarımıza, teşekkür ediyorum” dedi.
“CUMHUR İTTİFAKI YÜKSELİŞİNİ SÜRDÜRMEKTEDİR”
Konuşmasında, “Milletimizin kararı ne olursa olsun her zaman başımızın üzerindedir” diyen MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman, şöyle konuştu:
* Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu seçimlerde, milletimizin verdiği mesajı doğru okumak, tüm boyutlarıyla değerlendirmek ve milletimize daha iyi hizmet edebilmek üzere çalışmalarımıza başladık. Ekonomik sorunların sosyal ve siyasal hayata olan yansıması sonucu ortaya çıkan tepkilerin farkındayız. Bu anlamda bir önceki seçimlere göre sandığa gitme oranının da düştüğünü görüyoruz.
* Aziz milletimiz Yerel Seçimler vasıtasıyla sıkıntılarını paylaşmış, önümüzdeki sürecin gündemini belirlemiştir. Cumhur İttifakı olarak milletimizin sandığa yansıttığı tüm sorun ve sıkıntıları dikkatle inceleyecek ve inşallah her vatandaşımızı refaha kavuşturacak bir vizyonla çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdüreceğiz. Ancak şunu unutmamak gerekir ki; Türkiye bu seçimlerde önümüzdeki beş yılın yerel yöneticilerini seçmiştir yani Türkiye’de bir iktidar değişikliği yoktur.
* Cumhurbaşkanımız ve Kabinesi görevinin başındadır. Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile yoluna devam etmekte ve Cumhur İttifakı’nın sarsılmaz iradesi ile yükselişini sürdürmektedir. Mahalli idareler seçimleri sonrası oluşan atmosferde siyasi fırsatçılığa soyunup erken seçim çığırtkanlığı yapanlar, Türkiye’de bir kriz ortamı yaratmaya çalışanlar büyük bir yanılgı içerisindedir.

“TÜRK MİLLETİ KİRLİ SENARYOLARA GEÇİT VERMEYECEKTİR”
Seçimlerden sonra, iktidar değişikliği olmuş gibi bir algı oluşturulduğunu öne süren İsmet Büyükataman şöyle konuştu:
* Aziz Milletimiz bu zihniyete ülkenin emanet edilemeyeceğinin kararını, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri’nde çok net vermiştir. Sanki iktidar değişikliği olmuş gibi yaygara koparıp milli ve manevi değerlerimize saldırmak için el ovuşturanlar bilsinler ki, bu sinsi arayış hüsrana uğramaya mahkumdur. Türkiye, erken seçim söylemleri üzerinden yaratılmak istenen istikrarsızlığa, teslim olamaz ve olmayacaktır.
* 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’nin hemen ardından, DEM Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan adayının CHP’li İmamoğlu’na yönelik ‘Aldığı oylar benim demesin sakın, aldığı oylar bizim seçmenimizindir’ şeklindeki sözleri her şeyi gözler önüne sermiş, seçimlerden önce işaret ettiğimiz sinsi ittifakın adeta itirafı olmuştur. Kendi seçmeninin iradesini DEM’lendiği kapılara peşkeş çeken CHP’nin maskesi bir kez daha düşmüş, sözde ‘Kent Uzlaşısının’ esasında ‘PKK İttifakı’ olduğu tüm açıklığı ile ortaya çıkmıştır.
* Ayrıca seçimlerin hemen ardından sokakları karıştırmak için ortaya çıkan, şehirlerimizi savaş alanına çevirmeye yeltenen terör yandaşlarının karanlık emelleri yine en büyük desteği CHP yönetiminde bulmuştur. Ne yazık ki CHP, terör örgütü PKK’nın çağrısı ile sokaklara çıkan bu anarşist güruha hiç zaman kaybetmeden can suyu olmuştur.
* Terör örgütünün çağrısı ile sokaklara çıkanlar, ekranlarda erken seçim çığırtkanlığı yapanlar, Türkiye’yi bir karanlığa sürüklemeye çalışanlar ve DEM’lenmiş CHP şunu unutmamalıdır: Büyük Türk milleti bu kirli senaryolara asla geçit vermeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu sinsi tezgahları başınıza geçirmeye muktedirdir.
* Cumhur İttifakı aşılmaz bir set olarak Türk ve Türkiye düşmanlarının karşısında dimdik ayaktadır. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin de ifade ettiği gibi; “Cumhur İttifakı istikbalin mimarı, Türk Devri’nin mihmandarı, yeni yüzyılın mihveri ve mihenk taşıdır.

“MHP TÜRKİYE’NİN VE CUMHUR İTTİFAKI’NIN GÜCÜNE GÜÇ KATMIŞTIR”
Açıklamalarında, tüm sorunların çözümünün Cumhur İttifakı ve Milliyetçi Hareket Partisi’nde olduğunu belirten İsmet Büyükataman sözlzerini şöyle sürdürdü:
* Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Türk milleti uğruna verdiğimiz mücadele, karamsarlığa mahal vermeden, ümitsizliğe kapılmadan, büyük bir azimle ve hızlanarak devam etmektedir. Kim ne derse desin, yandaş yorumcular, son kullanma tarihi geçmiş sözde yazarlar nasıl yorumlarsa yorumlasın, Milliyetçi Hareket Partisi 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’nde etkili bir başarı elde etmiştir.
* Milliyetçi Hareket Partisi ülke genelinde 220 belediye kazanarak umutları yeşertmiş, Cumhur İttifakı’nın ve Türkiye’nin gücüne güç katmıştır. Önümüzdeki süreçte milletimizin sıkıntılarını aşmak için her zamankinden daha çok çalışacak ve tüm sorunları aşacağız.
* Bu inanmışlık ve milletimize karşı yüklendiğimiz sorumlulukla, yılgınlığa ve yorgunluğa izin vermeden çalışacak, müreffeh yarınlara mutlaka ulaşacağız. Bu duygu ve düşüncelerle, Cumhur İttifakı’na gönül vermiş tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyor, Ramazan Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutluyorum.
]]>14-25 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek festivalde birbirinden başarılı yönetmenler yarışırken, dünyaca ünlü yıldızların da etkinlikte göz kamaştıracağı düşünülüyor.
Organizatörlerin yaptığı açıklamada, yönetmenler Francis Ford Coppola, David Cronenberg ve Yorgos Lanthimos’un gelecek ay Cannes Film Festivali’nin büyük ödülü için yarışacaklarını belirtildi. Coppola, Adam Driver’ın başrolde olduğu, uzun zamandır üzerinde çalıştığı projesi “Megalopolis”i yarışmaya getirirken Lanthimos, “Poor Things”in başarısının ardından “Kinds of Kindness”la ve Cronenberg de Vincent Cassel’in başrol oynadığı “The Shrouds” ile kendini gösterecek.

Yarışmada yeni filmlerini görücüye çıkaran diğer yönetmenler arasında, Napoli’de geçen “Parthenope” filmiyle İtalyan Paolo Sorrentino, Brezilyalı Karim Ainouz’un erotik gerilim filmi “Motel Destino” ve Fransa’dan Jacques Audiard yer alıyor.
“Kutsal Örümcek”le (Holy Spider) tanınan İranlı-Danimarkalı yönetmen Ali Abbasi, “The Apprentice”ta Donald Trump’ın emlak kralı olarak ilk yıllarına bakıyor ve süper kahraman filmleriyle ünlü Sebastian Stan eski ABD başkanını canlandırıyor.
Festival direktörü Thierry Fremaux gazetecilere verdiği demeçte, bu yılın aynı zamanda birçok ünlü Çinli yönetmenin de geri dönüşünü simgelediğini söyledi. Ana yarışmada “Caught By The Tides” ile Cannes’ın duayeni Jia Zhangke yer alacak.

Festival, daha önce duyurusu yapılan açılış filmi Quentin Dupieux’nun yönettiği, Lea Seydoux’nun başrolünde yer aldığı Fransız komedisi “The Second Act” ile başlangıç yapacak.
Ayrıca Hollywood efsanesi George Lucas, bu yıl Palme d’Or’u almak için hazırlanıyor.
2024 CANNES SEÇKİSİ
Açılış filmi:
The Second Act
Yarışma dışında yer alan filmler:
Furiosa – George Miller
Horizon: An America Saga – Kevin Costner
She’s Got No Name- Peter Ho-sun Chan
Rumours – Guy Maddin, Evan Johnson, Galen Johnson

Yarışmada yer alan filmler:
Megalopolis – Francis Ford Coppola
The Apprentice – Ali Abbasi
Motel Destino – Karim Aïnouz
Bird – Andrea Arnold
Emilia Perez – Jacques Audiard
Anora – Sean Baker
The Shrouds – David Cronenberg
The Substance – Coralie Fargeat
Grand Tour – Miguel Gomes
Marcello Mio – Christophe Honoré
Caught by the Tides – Jia Zhangke
All We Imagine as Light – Payal Kapadia
Kinds of Kindness – Yorgos Lanthimos
Beating Hearts – Gilles Lellouche
Wild Diamond – Agathe Riedinger
Oh, Canada – Paul Schrader
Limonov – Kirill Serebrennikov
Parthenope – Paolo Sorrentino
The Girl with the Needle – Magnus von Horn

“Belirli bar bakış” olarak yer alan filmler:
The Shameless – Konstantin Bojanov
Norah – Tawfik Alzaidi
Le Royaume – Julien Colonna
Vingt Dieux – Louise Courvoisier
Le Proces du Chien – Laetitia Dosch
The Village Next to Paradise – Mo Harawe
Black Dog – Guan Hu
September Says – Ariane Labed
The Damned – Roberto Minervini
L’Histoire de Souleymane – Boris Lojkine
On Becoming a Guinea Fowl – Rungano Nyoni
My Sunshine – Hiroshi Okuyama
Viet and Nam – Minh Quý Trương
Santosh – Sandhya Suri

Özel Gösterimler
La Belle de Gaza – Yolande Zauberman
Apprendre – Claire Simon
The Invasion – Sergei Loznitsa
Ernest Cole, Lost and Found – Raoul Peck
Le Fil – Daniel Auteuil

Cannes Prömiyerler
Miséricorde – Alain Guiraudie
C’est Pas Moi – Leos Carax
Everybody Loves Touda – Nabil Ayouch
The Marching Band – Emmanuel Courcol
Rendez-Vous Avec Pol Pot – Rithy Panh
Le Roman de Jim – Arnaud Larrieu, Jean-Marie Larrieu
Gece Yarısı Gösterimleri
Twilight of the Warrior – Cheang Pou-soi
I, the Executioner – Ryoo Seung-wan
The Surfer – Lorcan Finnegan
The Balconettes – Noemie Merlant
]]>Ev fiyatları ABD’nin büyük bölümünde rekor düzeylerde seyrederken, ipotek faizleri halen yüksek seyretmeye devam ediyor.
Diğer yandan bazı kasabalar, taşınacaklara düşük bedelle ya da bedelsiz olarak arazi ya da ev teklif ediyor. Çoğunlukla küçük nüfuslu Orta Batı kasabaları, gelecekteki sakinlerin ücretsiz olarak bir ev veya arazi edinmeleri için çeşitli programlar oluşturuyor.
Bu programlar, genellikle emlak vergisi geliri elde etmeyi ya da sorunlu bölgeleri canlandırmayı amaçlıyor.
İşte ABD’de taşınmak isteyenlere arazi veya mülk sunan 5 yer:
ELWOOD, NEBRASKA

Nebraska’nın Elwood kenti, ticaret odasının Wheatfield Addition adını verdiği bölgede ücretsiz arsalar sunuyor.
1 dönümlük arsalar, alıcıların kendi evlerini inşa etmelerine olanak tanıyan bir ev sahipliği programının parçası.
Ücretsiz arsalar için potansiyel alıcıların ev tamamlandığında iade edilmek üzere 500 dolar depozito ödemeleri gerekiyor.
Elwood kenti ayrıca peşinat yardımı ve 25 bin dolara kadar olan inşaat maliyetinin yüzde 10’unu ödeme imkanı da sunuyor.
LİNCOLN, KANSAS

Nüfusu 1200’ün altında olan Kansas eyaletinin Lincoln kenti, üzerine ev inşa etmeleri koşuluyla sakinlerine konut arazisi sağlıyor.
1300 ila 3 bin 250 metrekare arasında değişen her bir arsa; sokaklara, suya ve kanalizasyona erişime sahip. Bu arsalar şehir merkezine, liseye ve hastaneye de yakın.
Ayrıca evlerin kalıcı bir temeli olması ve her evin iki arabalık bir garajı olması da şart koşuluyor.
MANİLLA, IOWA
Iowa eyaletine bağlı Manilla şehri, nitelikli bireylere arsa sağlayan Sunrise Addition projesinin ikinci aşamasında.
Katılımcıların arazide bir ev inşa etmesi gerekiyor ve şehir bunu onlar için kolaylaştırıyor.
Belediyeye göre, ilk etapta elektrik bağlantı ücretlerinden feragat edilecek ve beş yıllık yüzde 100 vergi indirimi sağlanacak.
Bölgede 22 ev çoktan inşa edildi. 6 arsa ise boş durumda.
MANKATO, KANSAS

ABD Nüfus Sayımına göre Kansas’ın kuzeyinde yer alan ve nüfusu 1000’in altında olan Mankato’da 26 konut arsası mevcut.
Kentin ticaret odasına göre, başvuru sahiplerinin bir banka tarafından önceden onaylanması ve belediye meclisi tarafından mülakata alınması gerekiyor.
Evlerin en az 110 metrekare olması ve evin inşasına arsanın alınmasından sonraki altı ay içinde başlanması gerekiyor.
MONESSEN, PENSİLVANYA

ABD Nüfus Sayımına göre, 2010’da 7 bin 720’den Monessen’in nüfusu 2020’de 6 bin 876’ya düşerek yaklaşık yüzde 10 azaldı.
Wall Street Journal, 2021’de Monessen’deki evlerin yüzde 10’unun terk edilmiş olduğunu bildirince şehir bu konuda bir şeyler yapmaya başladı ve boş evleri satın almak isteyenlere teşvik verdi.
Belediye Başkanı Ron Mozer, Business Insider’a verdiği demeçte, alıcıların mülkleri yenileme planlarını sunmaları halinde yüksek miktarda vergi borcu bulunan boş evlerin borçlarının affedilebileceğini söyledi.
Ancak yapılacak tadilatın vergi tutarının en az üç katı değerinde olması gerekiyor. Ayrıca alıcıların öncelikle evlerin sahiplerini bulma zahmetine katlanmaları gerekiyor.
]]>20. Zırhlı Tugay Komutanlığı’nda gerçekleştirilen video telekonferans toplantısında, yurt içinde ve sınır ötesinde görev yapan birliklerin komutanlarına seslenen Güler şunları söyledi:
-Bugün, hep birlikte bir bayrama daha ulaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bu güzel bayram gününde, sizlerle birlikte bulunmaktan büyük mutluluk duyduğumu belirtmek istiyorum.
-Bayramlar; mutlulukların paylaşılarak arttığı, geleneklerin yaşatıldığı, toplumsal dayanışmanın derinden hissedilerek birlik ve beraberlik ruhunun güçlendiği çok özel ve çok anlamlı günlerdir. Bu vesileyle Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor; sevdiklerinizle birlikte sağlık, huzur ve mutluluk dolu nice bayramlar geçirmenizi temenni ediyorum.
-Küresel ve bölgesel düzeyde kritik gelişmelerin yaşandığı bu hassas dönemde artan risk, tehdit ve tehlikeler karşısında ülkemizin ve asil milletimizin güvenliğini sağlamak, hak ve menfaatlerimizi korumak için azim ve kararlılıkla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
“ÖRGÜTÜN HAREKET KABİLİYETİ BİTME NOKTASINDA”
-Yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen başarılı operasyonlar ile terör örgütüne ağır darbe vurulmuş; artık, örgütün hareket kabiliyeti bitme noktasına gelmiştir.
-Bunda bütün pay, aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimizle birlikte kahraman Mehmetçiklerimize aittir. Şu ana kadar büyük bir başarıyla sahada tesis ettiğimiz kontrolün geliştirilmesi ve genişletilmesi, terör örgütünün eylem ve hareket kapasitesinin sıfırlanması için gözümüzün değmediği, ayağımızın basmadığı yer bırakmayacağız.
-Kahraman ordumuzun son bir asrın en kapsamlı, en yoğun ve en etkili faaliyetlerini gerçekleştirdiği bu hassas dönemde, terörle mücadele ile birlikte hudutlarımızı da personel sayısı ve teknolojik bakımından en yoğun, tedbirlerle sağlıyoruz.
-Mavi ve gök vatanımızda hak ve menfaatlerimizin korunmasına yönelik faaliyetlerimizi de başarıyla sürdürüyoruz.
-Bu faaliyetlerimizle eş zamanlı olarak; karada, denizde ve havada bugüne kadarki en kapsamlı tatbikatları icra ediyor; her geçen gün yenilerini envantere kazandırdığımız yerli, millî ve modern savunma sanayi ürünü silah sistemleriyle, şanlı ordumuzun imkân ve kabiliyetlerini sürekli geliştiriyoruz.
“BARIŞ VE İSTİKRARA KATKI SAĞLIYORUZ”
-Çatışma ve ihtilafların çevrelediği bölgenin tam kalbinde yer alan ülkemiz, krizlerin ve sorunların çözümüne yönelik Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde önemli girişimlerde bulunmaktadır.
-Bu kapsamda; Karabağ’da, Libya’da, Ukrayna- Rusya Savaşı’nda, Ortadoğu’daki ve yakın coğrafyamızdaki birçok sorunun çözümünde yoğun gayretler sarf ederek büyük ve kıymetli inisiyatifler üstlendik, üstleniyoruz.
-Türk Silahlı Kuvvetleri olarak bizler de başta Kıbrıs ve Azerbaycan olmak üzere kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davasına destek veriyor; küresel ve bölgesel güvenlik, barış ve istikrara katkı sağlıyoruz.
-Tüm bu girişim ve faaliyetler, Türkiye’nin küresel bir aktör hâline dönüştüğünü, uluslararası müzakere masalarının ve güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir üyesi hâline geldiğini, ordumuzun da dünyanın en güçlü, en etkin ordularından biri olduğunu en açık şekilde ortaya koymaktadır.
-Bugün Türkiye olarak ulaştığımız bu üstün seviyeyi, Silahlı Kuvvetler olarak aynı anda birçok görevi başarıyla icra edebilme kabiliyetimizi çok iyi idrak etmemiz gerekmektedir.
-Bu başarı hikâyesinde sizler de çok önemli bir rol üstlenmektesiniz. Sizlerin de gayretleriyle şu ana kadar her alanda elde ettiğimiz başarıların korunması ve daha yüksek seviyelere çıkarılması temel önceliğimizdir.
-Türk Silahlı Kuvvetlerimizin bölgesinde ve dünyadaki seçkin ve saygın konumunu muhafaza edebilmesinde şüphesiz ki en önemli unsur, sahip olduğumuz insan kaynağımızdır. Siz kahraman silah arkadaşlarım da piramidin en üst çatısında yer alan komutanlar olarak ordumuzun öncüsü ve liderleri konumundasınız.”
]]>
Mehmet Cengiz Tesisleri’nde basın mensupları ile bir araya gelen İlhan Palut, herkese Ramazan Bayramı’nın mübarek olmasını diledi. Süper Lig’in 32. haftasında 14 Nisan Pazar günü Antalyaspor ile kendi sahalarında karşılaşacaklarını hatırlatan Palut, Laine, Benhur Keser ve Mithat Pala gibi önemli oyuncularının sakatlıkları nedeniyle forma giyemeyeceklerini açıkladı.
Ligde kalan son yedi maça odaklandıklarını belirten Palut, “İlk rakibimiz Antalyaspor. Gerçekten potansiyeli yüksek oyunculara sahip özellikle uç bölgesinde. Çok çok tecrübeli bir teknik direktörü olan güçlü bir ekip. Çok iyi hazırlanmamız, yüksek tempoda oynamamız, çok iyi mücadele etmemiz gerekiyor.” dedi.
Son dönemde İstanbulspor ile deplasmanda elde ettikleri galibiyetin ardından, artık daha istikrarlı bir galibiyet serisi yakalama niyetinde olduklarını ifade eden Palut, “İstanbulspor karşısında uzun bir aradan sonra deplasman galibiyeti aldık. Artık devamlılığı olan galibiyet serisi yakalamak istiyoruz. Pazar günü puanlar için elimizden gelen bütün mücadeleyi ortaya koyacağız.” ifadelerini kullanarak, Antalyaspor karşısında da tüm güçleriyle mücadele edeceklerini belirtti.

“AYRILACAKMIŞ GİBİ ÇALIŞMIYORUZ”
Palut, sözleşme süresinin sezon sonunda biteceğinin hatırlatılması üzerine, şu değerlendirmede bulundu:
Hiçbir zaman buradan ayrılacakmış gibi düşünerek çalışmıyoruz. Bu zaten doğru değil. Biz burada bütün planlamaları yapıyoruz. Olay şu boyutta değil, ‘Hocam kontrat için oturalım şartları konuşalım.’ Ben ligde maçlar devam ederken bunun için uygun zaman olduğunu düşünmüyorum. Zihnen burada bütün planlamaları yapıyorum orta vade en azından ama en büyük ağırlığı, en büyük konsantrasyonumu bugüne veriyorum. Dediğim gibi yönetim kurulu ile aramızda hiçbir sorun yok. Şehirle, camiayla hiçbir sorunumuz yok. Her şey güzel gidiyor ama dediğim gibi sadece bunun resmi kontrat kısmını konuşmaya başlamadık. Zaten işin en kolay kısmı orası. Şu an için hiçbir sıkıntı yok. Benim bu duruma konsantrasyonum yok ama böyle bir gündemin de olduğunu biliyorum. Yönetim kurulu başta olmak üzere hepimiz, ‘Bu seneyi en iyi nerede bitirebiliriz?’ konsantrasyonu içindeyiz.
“BİZ DE DAHİL OLMAK ÜZERE…”
Süper Lig’in kritik dönemine girilirken, ligdeki her puanın büyük önem taşıdığına dikkat çeken Palut, “Artık her takımın yarım puana bile ihtiyacı var. Ligde 7-8 üst sıralardaki dört takımı çıkardıktan sonra diğer grubun bir anda hem ilk 5-6’yı zorlaması hem de küme düşme pozisyonuna girmesi muhtemeldi. Bugüne geldiğimiz zaman 3-4 takım biraz daha ‘Acaba ligin üst tarafında, 5-6’ncı bitirebilir miyiz?’ düşüncesini kendilerine hedef olarak seçti. Biz de dahil olmak üzere alt taraf ile puan olarak fark oluştu. Kalan maçlar büyük oranda rakiplerimizle ama şu anda sadece Antalyaspor maçına odaklanmış durumdayız.” şeklinde konuştu.
“MAÇ MAÇ BAKMALIYIZ”
Avrupa kupaları için yarışın getirdiği baskı hakkında da konuşan Palut, takımın genç kadrosu üzerindeki etkisine dikkat çekti. “Çok güzel bir heyecan ama Avrupa stresini genç takımın omuzuna çok erken bıraktık. Bence maç maç bakmalıyız. Yapabileceğimizin en iyisini yaparsak geleceğimiz nokta belli.” diyerek, adım adım ilerlemenin önemini vurguladı.
“BİZ SAHA İÇİNE ODAKLANIYORUZ”
Ayrıca, Türk futbolunun içinde bulunduğu gerilimli atmosfere değinen Palut, odaklarının yalnızca saha içi mücadele olduğunu belirtti:
“Keşke sahanın içindeki mücadeleye daha çok odaklanılsaydı ama bizi çok fazla etkilemiyor. Türk futbolunun birer paydaşıyız. Biz saha içindeki yarışa odaklanıyoruz. Geri kalan periyot buna aday. Son düzlükte sportif yarış devam eder ve biz de bu yarışta oluruz.”
]]>Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) verilerine göre, Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, yılın ilk çeyreğinde 2023’ün aynı dönemine göre yüzde 25,2 büyüyerek 295 bin 519 adet oldu.
Bu dönemde, otomobil satışları yüzde 33,05 artarak 233 bin 389 adet, hafif ticari araç satışları da yüzde 2,6 artışla 62 bin 130 adet olarak kayıtlara geçti.
HANGİ ÇİNLİ MARKALAR VAR?
ODMD listesine yeni Çin firmalarının da dahil olmasıyla pazardaki toplam marka sayısı 53’e yükseldi.
Bu markalara ülkeler özelinde bakıldığında, Fransız ve Almanların ağırlıkta olduğu görülüyor. Yerli üretim yapan markaların yanı sıra Güney Kore ve Japonya markaları da pazarda güçlü oyuncular arasında yer alıyor.
Türkiye otomotiv pazarında Skywell, MG, Chery, Leapmotor, Seres, Maxus, Hongqi, DFSK, BYD ve NETA olmak üzere 10 Çin menşeli marka bulunuyor.
DFSK ve Chery içten yanmalı motora sahip otomobilleri Türkiye pazarında satışa sunarken, MG, hem elektrikli hem içten yanmalı, diğer markalar da elektrikli modelleriyle boy gösteriyor. Lüks segment otomobil satan Voyah ODMD’de listelenmiyor. Ayrıca DFSK ve Maxus markaları hafif ticari araç satışı da gerçekleştiriyor.
EN FAZLA TERCİH EDİLEN ÇİN MARKALARI
Çinli otomotiv firmalarının Türkiye’deki ocak-mart döneminde elde ettikleri satış rakamlarına bakıldığında, Chery, 15 bin 467 adetle ilk sırada yer aldı. MG, 5 bin 949 satışla ikinci ve BYD de 550 ile üçüncü oldu.
DFSK, otomobil ve hafif ticari olmak üzere 170 satışla dördüncü, Skywell 96 adetle beşinci sırada konumlandı.
Çin otomotiv firmalarının Türkiye’deki toplam satışları (otomobil ve hafif ticari) yılın ilk üç ayında 22 bin 411’e, otomotiv pazarından aldıkları pay da yüzde 7,58’e ulaştı.
Çin markaları arasında DFSK ve Maxus’un ticari araç satışı da bulunuyor. Bu iki markanın hafif ticari sarışları hariç tutularak, sadece otomobil özelinde bakıldığında Çin markalarının satışı, 22 bin 263 ve otomobil pazar payı da yüzde 9,53 oldu.
Çin otomotiv markalarının ocak-mart döneminde Türkiye’de yaptıkları satış rakamları şöyle:

KORE VE JAPON MARKALARI
Çin markalarının en büyük rakiplerinden Japon markalarının Türkiye satışları ise Toyota, Lexus, Honda, Nissan, Suzuki ve Subaru gibi markalarla 30 bin 822 ve pazar payı da yüzde 10,15 oldu. Böylece toplam 22 bin 411 araç satışıyla Türkiye pazarındaki konumlarını güçlendiren Çin markalarının, Japon markalarına yaklaştığı görüldü.
Türkiye’de Hyundai, Kia ve SsangYong gibi markalarla faaliyet gösteren Güney Kore markalarının toplam satışları ise 22 bin 292 seviyesinde gerçekleşerek Çin markalarının gerisinde kaldı.
Öte yandan, Türkiye’yi Avrupa’ya açılan bir kapı olarak gören Çin markalarının, Türkiye’de üretim yapıp yapmayacağı bilinmiyor.
Bazı ilgili şirket yetkilileri, Türkiye’nin Çin markaları için üretim ve batarya yatırımı anlamında en büyük adaylardan olduğunu ancak elektrikli otomobillerle ilgili düzenlemeleri ve gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirtti.
]]>MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya “Millet tarafından bir uyarı oldu mu? Evet, bir uyarı oldu. Uyarılar anlaşıldı. Millet iradesine karşı kimsenin diyeceği bir şey yok” ifadelerini kullanırken, AKP Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız “Milletimizin mesaj verme kabiliyetine inanırız. Milletimizin verdiği mesajı anlamaya çalışacağız” diye konuştu.
MHP’YE GÖRE OY KAYMASI YOK
“Yerel seçimleri tek bir faktöre bağlamak ve değerlendirmek mümkün değil. Çok faktörlü bir seçimden bahsediyoruz” diyen Karakaya, şöyle devam etti:
– İl genel meclisi üyeliklerine bakıldığında Cumhur İttifakı’nın öyle denildiği şekilde bir oy kaybı da söz konusu değil. Elbette kaybettiğimiz, yeni ilave ettiğimiz yerler var. Eksiklikler, fazlalıklar neyse üzerinde durulacak, çalışılacak. Cumhur İttifakı olarak denildiği şekilde oy kayması söz konusu değil.
– Ağırlıklı olarak seçmen sandığa gitmeyerek gösterdi. Tabii bu, sonuçları görmemezlikten gelme anlamına gelmiyor. Cumhur İttifakı’ndan CHP’ye kitlesel bir anlamda oy hareketinin olmadığını çok rahatlıkla söylemek mümkün. Kaybedilen belediye başkanlıklarını da baktığımızda her şeyde bir hayır vardır diyoruz.
AKP Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız da şöyle konuştu:
– Hiçbir mazeret üretmeden, ‘sonuçlar şöyle oldu, böyle oldu’ gibi tartışmalara mahal vermeksizin milletimizin iradesi budur. Milletimizin mesaj verme kabiliyetine inanırız. Milletimizin verdiği mesajı anlamaya çalışacağız. Hiçbir mazeretin arkasına sığınmaksızın, ittifakımız çok büyük olgunlukla karşıladı.
MHP de AKP’ya ziyarette bulundu. Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz başkanlığındaki heyeti, AKP Genel Başkan Yardımcısı Belgin Uygur ağırladı.

MHP’DEN ERDOĞAN’A İSRAİL DESTEĞİ
İsrail’in Gazze saldırısı ve Türkiye’nin İsrail ile ticaretine yönelik tepkilere değinen Sadir Durmaz “Dünya’nın göz önünde bir soykırım yapılıyor. Bir terör devletiyle karşı karşıyayız. Türkiye, dünyada en fazla yardımı yaparken birilerinin bunu farklı değerlendirip istismar konusu yapması kabul edilebilir bir durum değil. Cumhurbaşkanımızın gayretlerinin ve attığı, atacağı adımların sonuna kadar arkasında olduğumuzun bilinmesini istiyoruz” dedi.
Türkiye’nin üst üste seçimi yaşamak durumunda kaldığını söyleyen Durmaz, “Aynı zamanda tüm dünyada cereyan eden ve bizi de ilgilendiren bazı süreçler yaşadık. Pandemi, deprem gibi. Tüm bunlardan sonra üç seçim geride kaldı. Şimdi ise seçimsiz bir dört yıl. Bu sürede de halihazırda görülen birtakım eksikliklerin, noksanlıkların tamamlanacağı, Türkiye’nin istikrar içerisinde bazı faaliyetlerini, tedbirlerini alabileceği bir döneme girebiliriz” diye konuştu.
‘TRAFOYA KEDİ GİRDİ’ DEMEDİLER
AKP Genel Başkan Yardımcısı Belgin Uygur da “Önümüzdeki 4,5 yıllık seçimsiz geçirilecek olan o süreçte güçlü bir şekilde yolumuza devam edip milletimiz için, 85 milyonun her bir ferdi için çalışmaya, üretmeye, gayret etmeye, üretmeye devam edeceğiz.” diye konuştu.
Sadir Durmaz da “Bu seçimde ilk defa birileri, seçim sonuçlarına çok itiraz etmedi. ‘Tek adam rejimi var. O yüzden böyle bir sonuç çıktı’ demediler. ‘Trafoya kediler girdi, o yüzden böyle oldu’ demediler” ifadelerini kullanırken, AKP Genel Başkan Yardımcısı Belgin Uygur ise “Bizim demokrasi kültürünün yerleşmesi ve özümsenmesi noktasında gerçekten güzel örneklerimiz. Parti olarak, Cumhur İttifakı olarak yaşayan ve hayata geçiren bir siyasi tecrübeyiz aslında” değerlendirmelerinde bulundu.
]]>Can Bartu, hem futbol hem de basketbol alanında elde ettiği başarılarla Türkiye’de spor tarihinde önemli bir konuma sahip. Futbol kariyeri esnasında genellikle orta saha pozisyonunda görev almasına rağmen, bir milli maçta kalecilik yapmıştır.
1936 yılının Ocak ayında İstanbul’da dünyaya gelen Bartu, 1949 yılında Fenerbahçe kulübünün genç takımında basketbol oynayarak spora adım attı. Aynı zamanda, futbol alanındaki ilk tecrübelerini de yine sarı-lacivertli kulübün genç takımında yaşadı. Türk spor tarihinde birçok başarıya ve unutulmaz ana imza atan Bartu, efsaneler arasında yerini aldı.
Bartu’nun futbol kariyerine başlaması ise oldukça ilginç bir olaya dayanmakta. Fenerbahçe Basketbol Takımı’nda oynarken, bir Edirnespor-Fenerbahçe maçında yaşanan oyuncu eksikliği sebebiyle, basketbol takımından seçilen iki oyuncudan biri olarak futbol ile tanıştı.
Basketbol alanında öne çıkan Bartu, 1955’te Türkiye Genç Milli Basketbol Takımı’nda forma giydi ve 1955-1957 yılları arasında Fenerbahçe’nin A takımında hem futbol hem de basketbol oynadı. Bu dönemde, hem Türkiye’de hem de İtalya’da futbol kariyerinde başarılı sezonlar geçirdi.

TÜRK SPORUNDA BİR İLKİN SAHİBİ
Bartu, ülke sporunda bir ilke imza atarak hem futbol hem de basketbol alanlarında milli takım formasını giyen tek sporcu olarak tarihe geçti.
Bartu’nun, futbol maçlarının ardından, aynı gün içerisinde basketbol müsabakalarına katıldığı günler sıkça yaşanmıştır. Özellikle, İnönü Stadı’ndaki bir futbol maçının bitiminden sonra Spor ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen basketbol maçına koştuğu anlar, spor kariyerindeki çarpıcı anekdotlar arasında yer alır.
Bir gün içinde, Mithatpaşa Stadı’nda Beşiktaş’a karşı oynanan ve 4-2 galibiyetle sonuçlanan futbol maçında iki gol atan Bartu, aynı günün akşamında Spor ve Sergi Sarayı’nda Galatasaray’a karşı yapılan basketbol maçında 32 sayı üreterek büyük bir başarıya imza attı.
Fenerbahçe ile profesyonel futbolculuk kontratı imzaladıktan sonra basketbolu geride bırakan Bartu, milli takım düzeyinde basketbolda toplamda 6 kez, bunların 1’i genç milli, 5’i ise A milli olmak üzere, forma giydi. Az sayıda milli maçın oynandığı dönemde Bartu, A Milli Futbol Takımı’nda 26 kez olmak üzere toplam 28 kez milli formayı terletti ve 6 gol kaydetti.

İTALYA’DA ‘SİNYOR’ OLDU
Can Bartu, 1955-1961 yılları arasında Fenerbahçe’de futbol oynadıktan sonra, 1961 yılında başlayıp 6 sezon sürecek olan İtalya serüvenine adım attı.
İtalya’da ilk olarak 1961-1962 sezonunda Fiorentina takımında oynayan Bartu, bu dönemde 14 maçta 2 gol attı. Daha sonra Venezia takımına transfer olan Bartu, 30 maçta 8 golle performans sergiledi. 1963-1964 sezonunda Fiorentina’ya geri dönen Bartu, 10 maçta sahne aldı.
Son olarak 1964-1967 yılları arasında Lazio takımında top koşturan Bartu, burada 46 maçta 4 gol atarken, İtalyan futbolseverler tarafından büyük bir sevgiyle “Sinyor” lakabıyla anılmaya başladı.

AVRUPA’DA FİNAL OYNAYAN İLK TÜRK
Can Bartu, Fiorentina takımının bir parçası olarak sahaya çıktığı dönemde, Avrupa kupaları finallerine ulaşan ilk Türk futbolcu olma başarısını gösterdi.
Fiorentina ile birlikte 10 Mayıs 1962’de, İskoçya’nın Glasgow şehrinde Atletico Madrid ile karşılaşan Sinyor, bu müsabakayla birlikte Avrupa kupaları finallerinde boy gösteren ilk Türk olarak futbol tarihine adını yazdırdı. İlk 11’de yer almasına rağmen takımının 3-0’lık yenilgisiyle kupayı kazanma şansını elde edemedi.
1967 yılında İtalya’daki başarılı kariyerinden sonra Fenerbahçe’ye geri dönen Bartu, 1970 yılında futbolculuk kariyerine veda etti. Fenerbahçe ile geçirdiği dönemlerde 326 maçta toplam 162 gol atma başarısını gösterdi.
MİLLİ TAKIMDA KALEYE GEÇTİ
Milli takım forması altında da önemli anılara imza atan Can Bartu, Türkiye Milli Futbol Takımı’nın kaleciliğini de üstlendi.
Avrupa Şampiyonası Elemeleri’nde Romanya’ya karşı oynanan ve 3-0 mağlup olunan maçta, orta saha oyuncusu olarak başladığı mücadeleyi kaleci olarak tamamladı.
1958 yılında Bükreş’te gerçekleşen bu maçta, kaleci Turgay Şeren’in sakatlanması üzerine 76. dakikada kaleye geçen Bartu, maçın son dakikalarında kendi takımından bir gol yiyerek, milli takımda hem gol atan hem de gol yiyen ender futbolculardan biri oldu.

METİN OKTAY’A JEST
Can Bartu, 1969 yılında Metin Oktay’ın onuruna düzenlenen jübile maçında, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın karşı karşıya geldiği anlarda, efsane oyuncu Oktay ile formalarını takas ederek kısa bir süre Galatasaray’ın sarı-kırmızılı forması ile sahada yer aldı. Bu özel maçta Metin Oktay da Fenerbahçe’nin sarı-lacivert renklerine büründü. Futbolu bıraktıktan sonra Bartu, spor yazarlığına adım attı.
CAN BARTU ADI TESİSLERE VERİLDİ
Fenerbahçe Kulübü, kulüp tarihinde önemli bir yere sahip olan Can Bartu’ya saygılarını göstermek amacıyla, onun adını yaşatmak için tesislerinden birine ismini verdi.
2009 yılında, 25 Temmuz’da Faruk Ilgaz Tesisleri’nde düzenlenen Yüksek Divan Kurulu Toplantısı’nda alınan kararla, Samandıra Kamp Merkezi, Can Bartu’nun ismiyle anılmaya başlandı. Böylece, sarı-lacivertli ekibin antrenman yaptığı tesis, Fenerbahçe Can Bartu Tesisleri olarak anılmaya değer görüldü.

Can Bartu, aynı zamanda 2009 yılında Ülker Stadı’nda gerçekleşen UEFA Kupası finalinde, UEFA tarafından “Türkiye’nin elçisi” olarak seçildi, Türk futbolunun ve sporunun uluslararası alandaki değerli bir temsilcisi oldu. Can Bartu’nun bu dünyadaki yaşamı, 11 Nisan 2019 tarihinde 83 yaşında sona erdi.
]]>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in imzasıyla 17 Temmuz 2023’te kamu kurumlarına gönderilen genelgede, kamu kurum ve kuruluşlarının, taşınmaz edinimi ve kiralanması, resmi taşıt edinimi ve kullanımında tasarruf kurallarına uygun hareket etmeleri istenmişti. Ancak bütçe verilerine bakıldığında bu genelgenin kiralama konusunda pek de başaralı olamadığını ortaya koyuyor.
Sozcu.com.tr, 2024’ün ilk iki ayıyla geçen yılın aynı dönemine ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yayınladığı bütçe verilerini karşılaştırdı. İşte ortaya çıkan sonuç:
ARAÇ KİRASI: YÜZDE 59 ARTIŞ
Bütçe verilerine göre yılın ilk iki ayında geçen yılın aynı dönemine göre kamunun taşıt kiralama giderleri yüzde 59 artarak 259 milyon 557 bin liradan 402 milyon 860 bin liraya yükseldi.
HAVA TAŞITI KİRASI: YÜZDE 1480 ARTIŞ
Kamu kurumları hizmet binalarının yanı sıra araç, uçak ve gemi de kiralıyor. Kamunun 2023’ün ilk ayında uçak, helikopter, insansız hava aracı (İHA) ve dron gibi hava taşıtları için ödediği kira 30 milyon 973 bin liradan yüzde 1480 artarak 459 milyon 302 bin liraya çıktı.
PERSONEL SERVİSİ: YÜZDE 201 ARTIŞ
Geçtiğimiz yıl ilk iki ay personel servisi kiralamaya 173 milyon 162 bin lira ödeyen kamu kuruluşları bu yıl ise %201 artışla 521 milyon 355 bin lira ödedi.
BİNA KİRASI: YÜZDE 283 ARTIŞ
Kamunun hizmet binası kiralama beddeli ise 2023 Ocak ve Şubat aylarında toplam 86 milyon 739 bin liraydı. Bu miktar bu yılın ilk iki ayında yüzde 283 artarak 329 milyon lira oldu.
TOPLAM KİRA GİDERİNDEKİ ARTIŞ: YÜZDE 204
Kamunun diğer kiralamaları da dikkate alındığında 2024’ün ilk iki ayında ödediği toplam miktar 1 milyar 789 milyon 971 bin lira oldu. 2023’ün aynı döneminde bu tutar 582 milyon 362 bin lira seviyesindeydi. Bu da %204’lük bir artışa işaret ediyor.
]]>
Milyarlarca lira harcanarak yapılan devasa statların boş kalması ve altyapı yerine betona yapılan yatırımlar nedeniyle köklü kulüplerin birer birer alt liglere düşmesi, Süper Lig’de gittikçe ‘çirkinleşen’ şampiyonluk yarışının gölgesinde kalıyor…
AKP iktidarı, son 15 yılda Türkiye’nin her köşesini binlerce kişilik kapasiteye sahip statlarla doldurmasına rağmen, artık bu statları dolduracak taraftar bulunamıyor.
Ekonomik krizin vurduğu vatandaşlar, fahiş bilet fiyatları karşısında maça gitmekte zorlanırken, bazı şehirlerde ise, neredeyse bölge halkının toplam sayısına eşit kapasitede statlar yapılması, maçların boş tribünlere oynanmasına yol açıyor.
KÖKLÜ KULÜPLER DÜŞÜYOR, SEYİRCİ KAÇIYOR
Özellikle Anadolu’nun bazı köklü kulüpleri, beceriksiz yönetimler ve soru işaretleri barındıran transfer politikaları nedeniyle alt liglerden kurtulamaz hale geldi.
2009-2010 yılında Süper Lig şampiyonu olan Bursaspor, bu durumun en acı örneklerinden biri. Asırlardır bulunduğu coğrafyada ticaretin en önemli merkezlerinden biri olan Bursa şehrinin takımı, ‘maddi imkansızlıklar’ nedeniyle son olarak 3. Lig’e kadar düştü.
2018-19’da 1. Lig’in, 2021-22’de 2. Lig’in yolunu tutan Bursaspor, maçlarını “Yüzüncü Yıl Atatürk Stadyumu”nda oynuyor. 2015 yılında inşa edilen ve 43 bin kişilik kapasiteye sahip olan stat, takım 2. Lig’e geriledikten sonra neredeyse her maçta boş kalıyor.

Bir diğer örnek ise; Giresunspor. 2021-22 sezonunda yıllar sonra ilk kez Süper Lig’de mücadele etme fırsatı yakalayan Karadeniz ekibi, Ocak 2021’de 21 bin 500 kişilik Çotanak Stadı’na kavuştu. Ancak yanlış transfer politikaları ve mali durumun kontrolden çıkması, geçen sezon 1. Lig’e düşen Giresunspor’un, bu sezonu da son sırada tamamlayarak 2. Lig’e gerilemesine neden oldu.
Giresunspor, 21 bin 500 kişilik stadında sadece “115” kişi seyirci ortalaması yakalayabildi.

TARAFTARI YOK, BİNLERCE KİŞİLİK STADI VAR!
Tarihi ve geçmişi olan kulüpler paraşütsüz şekilde alt liglere düşüşünü sürdürürken, onların yerini “belediye” takımları aldı. Bir dönem Süper Lig devlerinin korkulu rüyası olan Gaziantepspor’un iflasa sürüklenirken, Gaziantep FK adıyla belediye destekli takım Süper Lig’e yükseldi.

2017 yılında adını aldığı inşaat firması tarafından kullanıma sunulan 33 bin kişilik Kalyon Stadı, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray maçları dışında neredeyse boş tribünlere ev sahipliği yapıyor. Süper Lig’de kalma mücadelesi veren Gaziantep FK’nın teknik direktörü Selçuk Şahin, “Son maçı bin kişiyle oynamak beni üzdü.” sözleriyle durumun vehametini özetledi.
TARAFTARSIZ ŞAMPİYON
Benzer bir tabloya, Süper Lig ekibi Başakşehir’de rastlamak mümkün. Eski adı İstanbul Büyükşehir Belediyespor olan Başakşehir, taraftarı olmadan en üst ligde şampiyon olan belki de ilk ve tek takım!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ben rahatım. Niye rahatım? Başakşehir’i ben kurdum. Başakşehir şampiyonluğu yakalarsa, bu da tabii bir devrimdir. Yani illa milyonların izlediği takımlar değil, demek ki binlerin izlediği takımlar da şampiyon olabiliyormuş.” sözleriyle övdüğü Başakşehir, 2014 yılında yapılan 17 bin 500 kişilik stadında bu sezon ortalama 2 bin taraftar misafir etti.
STATLAR ÇÜRÜYOR
Avrupa ve dünyanın birçok yerinde yeni yapılan statlar, birçok etkinliğe ev sahipliği yapabilmesi üzerine inşa ediliyor.
Futbol statları, binlerce kişilik konserlerin yanı sıra başka spor branşlarının finallerinin yapıldığı alanlar haline geldi. Ancak Türkiye’de, son 10 yılda milyarlarca lira harcanarak yapılan yaklaşık 30 stat, birkaç organizasyon dışında yılın çoğunu boş geçiriyor.

TURNUVA UMUTLARI ÇÖP OLDU
AKP iktidarında yapılan dev statların asıl amacı, Türkiye’nin Avrupa Şampiyonası’na ev sahipliği yapabilmesi hayaliydi.
Yıllardır süren bu mücadele, EURO 2032’ye İtalya ile ortak ev sahibi olarak kısmen de olsa nihayete kavuştu. Ancak 8 yıl sonra yapılacak bu turnuvaya kadar, mevcut halleri bile birçok sorunu barındıran statların 2032’deki taleplere karşılık verip veremeyeceği merak konusu.
SÜPER LİG SEYİRCİ ORTALAMASI
Süper Lig’de şampiyonluk mücadelesi veren Fenerbahçe ve Galatasaray dışında, binlerce kişilik kapasiteye sahip statların yarısı bile dolmuyor.
Süper Lig takımlarının 2023-24 sezonundaki (32. hafta itibarıyla) seyirci ortalaması:
| Sıra | Takım | Stadyum | Maç Sayısı | Toplam Seyirci | Ortalama Seyirci |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Galatasaray | RAMS Park | 52.223 | 667.788 | 41.737 |
| 2 | Fenerbahçe | Ülker Stadyumu | 47.834 | 622.462 | 38.904 |
| 3 | Beşiktaş JK | Tüpraş Stadyumu | 42.590 | 377.172 | 25.145 |
| 4 | Trabzonspor | Papara Park | 40.782 | 291.284 | 19.419 |
| 5 | Samsunspor | Samsun Yeni 19 Mayıs Stadyumu | 33.919 | 267.055 | 16.691 |
| 6 | Adana Demirspor | Yeni Adana Stadyumu | 33.000 | 172.140 | 11.476 |
| 7 | Antalyaspor | Corendon Airlines Park Antalya Stadı | 32.537 | 150.375 | 9.398 |
| 8 | Konyaspor | Medaş Konya Büyükşehir Stadyumu | 42.000 | 146.325 | 9.755 |
| 9 | Gaziantep FK | Kalyon Stadyumu | 33.502 | 132.703 | 8.294 |
| 10 | Kayserispor | RHG Enertürk Enerji Stadyumu | 32.864 | 113.820 | 7.114 |
| 11 | Ankaragücü | Eryaman Stadyumu | 20.560 | 113. 197 | 7.546 |
| 12 | Hatayspor | Mersin Stadyumu | 25.000 | 100.885 | 6.726 |
| 13 | Çaykur Rizespor | Çaykur Didi | 15.332 | 84.198 | 5.262 |
| 14 | Sivasspor | Yeni 4 Eylül Stadı | 27.532 | 59.066 | 3.938 |
| 15 | Alanyaspor | Kırbıyık Holding Stadyumu | 10.128 | 43.647 | 2.910 |
| 16 | Kasımpaşa | Recep Tayyip Erdoğan Stadyumu | 13.856 | 40.103 | 2.674 |
| 17 | İstanbul Başakşehir FK | Başakşehir Fatih Terim | 17.156 | 40.055 | 2.503 |
| 18 | İstanbulspor | Esenyurt Necmi Kadıoğlu Stadyumu | 7.500 | 36.833 | 2.302 |
| 19 | Pendikspor | Pendik Stadı | 2.500 | 21.678 | 1.445 |
| 20 | Fatih Karagümrük | Atatürk Olimpiyat | 74.753 | 12.288 | 819 |
]]>
Uluslararası sivil toplum kuruluşu Global Energy Monitor’un (GEM) yıllık “Yükseliş ve Çöküş Raporu” yayımlandı.
Buna göre, dünyada faaliyette olan kömür santrali kurulu gücü geçen yıl yüzde 2 artış gösterdi.
ABD ve Avrupa’da emekli edilen kömür santrali kapasitesinin diğer yıllara kıyasla daha düşük olması da bu artışı etkiledi
Geçen yıl 69,5 gigavat kömür kapasitesi devreye girerken, 21,1 gigavatlık kapasite devre dışı kaldı ve böylece net kurulu güç artışı 48,4 gigavat oldu. Bu artışla dünyadaki kömür santrali kurulu gücü 2 bin 130 gigavata yükseldi.
Bu, küresel kömür santrali kurulu gücünde 2016’dan beri görülen en büyük artış oldu. Ayrıca, geçen yıl dünyada Çin haricindeki kömür santrali kapasitesi de 2019’dan beri ilk kez artmış oldu.
Çin 47,4 gigavat ile geçen yıl devreye giren yeni kömür santrallerinin yaklaşık üçte ikisini oluştururken, Endonezya, Hindistan, Vietnam, Japonya, Bangladeş, Pakistan, Güney Kore, Yunanistan ve Zimbabve’de de yeni kömür santralleri devreye alındı.
Çin’de geçen yıl inşası başlayan 70,2 gigavatlık kömür santrali kapasitesi, dünyanın geri kalanındaki yeni kömür santrali inşaatlarından 19 katına karşılık geldi. Çin’de inşasına başlanan kömür santrali kapasitesi 2015’ten beri görülen en yüksek kapasite olarak kayıtlara geçti.
Hindistan, Laos, Nijerya, Pakistan, Rusya ve Endonezya, Çin haricinde yeni kömür santrali inşaatlarının başladığı ülkeler oldu.
Latin Amerika’da 2016’dan beri yeni kömür santrali inşaatı görülmezken, Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü ülkeleri, Avrupa ve Orta Doğu’da da 2019’dan beri yeni kömür santrali inşasına başlanmadı.
Rapora göre, Türkiye’de geçen yıl yeni bir kömürlü termik santral işletmeye girmedi ve yeni bir santral inşasına da başlanmadı.
2023’TEKİ ARTIŞ İSTİSNAİ
GEM Kömür Programı Direktörü Flora Champenois, rapora ilişkin değerlendirmesinde, kömür kurulu gücündeki 2023’te görülen artışı bir “anomali” olarak nitelendirerek, “Çünkü tüm işaretler, bu hızlı genişlemenin tersine döneceğini gösteriyor. Ancak kömür santrallerini emekliye ayırması gereken ülkeler bunu daha hızlı yapmalı ve yeni kömür santralleri için planları olan ülkeler de bunların asla inşa edilmemesini sağlamalı. Aksi takdirde Paris Anlaşması’ndaki hedeflerimize ulaşmayı ve temiz enerjiye hızlı bir geçişin getireceği faydalardan yararlanmayı unutabiliriz” ifadelerini kullandı.
Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi Çin Analisti Qi Qin, Çin’de kömürlü termik santral yapımında son dönemde görülen artışın küresel eğilimle tezat oluşturduğunu belirtti.
Bu artışın Çin’in 2015 hedeflerini riske attığını kaydeden Qin, “Bu önemli dönemde, Çin’in kömürlü termik santral projelerine daha sıkı denetimler getirmesi ve yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırarak ikim taahhütlerine uyum sağlaması hayati önemde.” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Sorumlusu Elif Cansu İlhan ise dünyada kömürden elektrik üretiminin giderek azaldığını ve 2023’te Çin dışında başlayan kömür santrali inşaatlarının 2015’ten beri en düşük seviyeyi gördüğünü dile getirdi.
Dünya genelinde termik santrallerin yeterince hızlı olmasa da emekli edildiğinin altını çizen İlhan, şunları kaydetti:
“Türkiye’nin henüz kömürden çıkış tarihi ve adil geçiş planlaması olmasa da 2053 net sıfır hedefi var. Türkiye, küresel iklim hedeflerine katkı sağlamak ve 2053 net sıfır vizyonunu başarmak için bir an önce santral bazında kömürden adil çıkış planlarını kurgulamalı.”
AKP MKYK Üyesi ve İstanbul Milletvekili Hasan Sert başkanlığında, Kadın Kolları MKYK Üyesi Sena Aktürk ve Gençlik Kolları MKYK Üyesi Derya Çıraklı’nın bulunduğu heyeti; CHP Genel Başkan Yardımcısı, Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, Ankara Milletvekili ve CHP Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Aliye Timisi Ersever, CHP PM Üyesi Mehmet Alkım Denizaslanı ile CHP Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcısı Onur Topkül’ün olduğu heyet karşıladı.
Sözlerine Ramazan Bayramı’nı kutlayarak başlayan Nazlıaka, “Küslerin barıştığı, uzaktakilerin birleştiği günlerdir bayram günleri. Dolayısıyla bugün tüm dünyaya başta Filistin olmak üzere adalet, barış ve kardeşlik duygusunun yükseldiği günler diliyoruz” dedi.
Bayramın gerçek anlamda keyfini çıkaramayan yurttaşlar bulunduğunu ifade eden Nazlıaka, “Parti ayırt etmeksizin yurttaşların sorunlarını çözmek için uğraşacağız. Geleceksizlik kaygısı yaşayan gençlerin, şiddet sarmalındaki kadınların, kepenk indiren esnafımızın, çocuğuna bayramlık alamayan ailelerin ve tüm yurttaşlarımızın bir sonraki bayramı rahat yaşaması için çabalayacağız.” diye konuştu.

“AMERİKA’DA DA EVSİZLER VAR AMA…”
AKP MKYK Üyesi Hasan Sert de “Yeni bir seçim döneminden geçtik. Demokratik kurallar içerisinde geçen seçimin sonuçlarının hayırlı olmasını diliyoruz” dedi. Tüm dünyanın ve Türkiye’nin pandemiden başlayarak zor günlerden geçtiğini ifade eden Sert, “Halkımızı daha rahat, daha kaliteli yaşam standartlarına götürmek zorundayız. İyi örnekleri görmemiz lazım. Amerika’da da evsizler var ama bu, Amerika batıyor anlamı taşımaz” şeklinde konuştu.
‘İSRAİL İLE TİCARET FİLİSTİN’E İHANETTİR’
Belediyelerin yaptığı çalışmalara değinen Nazlıaka, “Halkı eşitlemeye çalıştık. Ücretsiz SMA testinden tutun da HPV testlerinin bedava olmasına kadar iyi uygulamaları çoğaltmaya çalışacağız” dedi.
Nazlıaka, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 54 ürün grubunda İsrail ile ticaret kısıtlamasına gitmesi kararına değindi. Nazlıaka, “Bu karar geç de olsa olumlu bir karar olmuştur. Gazze’yi bombalayan uçakların yakıtının bir kısmı Türkiye’den sağlandı ama geç olmak üzere yine de yerinde bir karar oldu. Ters kelepçe ile gözaltına alınan kız kardeşlerimizin de ne kadar doğru bir eylem sergiledikleri doğrulanmış oldu. Biz her zaman ‘İsrail ile ticaret Filistin’e ihanettir’ dedik. Bu yüzden kısıtlı olan bu kararı takip edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Hasan Sert, Nazlıaka’nın bu sözlerine karşılık “Filistin ile yaptığımız ticaret İsrail ile yapılmış gibi görünüyor. Çünkü tüm izinler İsrail üzerinden oluyor. Dolayısıyla bunu ayıralım” dedi.
CHP Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Aliye Timisi Ersever de “Gençlerimizin gitmek zorunda olmadığı bir ülke istiyoruz. Yoksulluğun ve yoksunluğun olmadığı bir ülke istiyoruz. Sorunlarımız çok büyük ve gönül ister ki bu sorunları birlikte çözmek isteriz.” şeklinde konuştu.
Aylin Nazlıaka ziyaretin sonunda “Kırmızılar içinde bir bayram olsun. Türkiye’ye kırmızı çok yakıştı” ifadelerini kullandı.
CHP ve AKP heyetleri birlikte fotoğraf çektirdi.
]]>İstanbul Büyükada’da yaşayan eşi Angela Berzeg (82), sosyal medya hesabından Korhan Berzeg’in fotoğrafını “Neredesin Korhan, hala bekliyoruz, seni hala seviyoruz” notuyla paylaşırken, aile Gönen ilçesi Armutlu Mahallesi’ndeki evi de kapattı.
ABD’deki Dünya Bankası’nda bir dönem ‘Asya Direktörü’ olarak çalıştıktan sonra emekli olup, Büyükada’daki evinde yaşamaya başlayan Berzeg, 2023 Mayıs’ta İngiliz eşi Angela Berzeg ile memleketi Balıkesir’in Gönen ilçesi kırsal Armutlu Mahallesi’ndeki yazlık evine geldi.

17 Haziran’da telefonunun yanı sıra kimlik ve banka kartlarını da yanına almadan, doberman cinsi eğitimli köpeği ‘Tina’ ile yürüyüşe çıkan Korhan Berzeg, geri dönmeyince eşi kayıp ihbarında bulundu. Bölgede, AFAD, Jandarma Arama Kurtarma (JAK), Ankara Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı (JÖAK) ile gönüllü arama ve kurtarma ekiplerinin yanı sıra iz takip ve kadavra köpekleriyle arama başlatıldı.
HİÇBİR İZ BULUNAMADI
Drone ve İHA’ların da kullanıldığı aramalarda, 250 kilometrekarelik alan, havadan ve karadan 5 kez sil baştan aranmasına rağmen Berzeg ile köpeği bulunamadı. Gönen Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla, Korhan Berzeg’in, Armutlu Mahallesi ve İstanbul Büyükada’daki evlerinde arama yapıp, bilgisayarları inceleyen ekipler, 20 kişinin de şüpheli olarak ifadesini aldı. Olay günü ve öncesinde, Armutlu Mahallesi’nden geçen araçların plakalarını belirleyen jandarma ekipleri, 40 araç sürücüsünü de sorguladı ancak hiçbir ize ulaşamadı.
‘TİNA’ 74 GÜN SONRA DÖNDÜ
Berzeg’in köpeği Tina, kaybolduktan 74 gün sonra, 29 Ağustos sabahı, Armutlu Mahallesi’ndeki eve geldi. Evde kimseyi bulamayan köpek, 500 metre ileride, komşularının evinin olduğu bölgeye gitti. Tina’yı görenlerin ihbarıyla, Armutlu Mahallesi muhtarı Hamit Erman, olay yerine gelip, jandarmaya bilgi verdi.

Çip kontrolünde de köpeğin Tina olduğu tespit edilince Angela Berzeg, Büyükada’dan Armutlu’ya gelip, köpeği teslim aldı. Tina’nın bakımlı olduğu, üzerinde arazide kaldığına dair kir, toprak ve çamur gibi izlerin bulunmadığı, patilerinin de temiz olduğu görüldü.
TİNA, ARAMALARA KATILDI
İlk olarak köpeğin yakın bölgede alıkonulurken bırakıldığı ya da kaçtığı değerlendirildi. ‘Tina’nın dışkı ve kan örnekleri incelendi; köpeğin doğada kalmadığı bulgularına ulaşıldı. Aramalara ‘Tina’ da dahil edildi. 74 gün boyunca alıkonulduğu yere gitmesi için GPS takılıp, aç bırakılan ‘Tina’, her defasında, eve geri döndü.
Ekipler, Tina’nın otomobille getirilip, bulunduğu yere bırakıldığı ihtimalini araştırmaya başlarken; çalışmalarda katkısı olmayacağı düşünülen köpek, bir süre sonra Angela Berzeg’e teslim edildi. Tina, Angela Berzeg ile İstanbul Büyükada’daki evlerine döndü.
130’UNCU GÜNDE ARAMALAR BİTTİ
Tina’nın geri dönmesinin ardından, ekip sayısı arttırıldı, arama çalışmaları 120 kişiyle yeniden başlatıldı. Ekipler, daha önce 5 kez aranan 250 kilometrekarelik bölgeyi genişletti. 325 kilometrekareye çıkartılan alanı 9 kez arayan ekipler, son olarak Tina bırakıldıktan sonra Berzeg’in atılma ihtimali üzerine bölgedeki 10 kuyuyu boşaltıp, içini kameralarla izledi.

Berzeg, Armutlu Mahallesi’ndeki evinden Çanakkale sınırına kadar olan 54 kilometrelik alan da dahil, 325 kilometrekarede arandı. Gönen’de 20’den fazla mahalle ile Gönen Çayı’nın, Erdek’te denize döküldüğü güzergahlar defalarca özel olarak kontrol edildi ancak hiçbir ize rastlanmadı. 50 kişilik ekiple sürdürülen arama çalışmaları, Korhan Berzeg kaybolduktan 130 gün sonra, 24 Ekim’de sonlandırıldı.
“GELMİYORLAR ARTIK”
Korhan Berzeg’in için, 17 Haziran 2023’te başlatılan arama çalışmalarının 130 gün sonra sonlandırılmasının üzerinden 170 gün geçti. 300 gündür haber alınamayan Berzeg ile ilgili gelen bir ihbarın da olmaması nedeniyle umutlar tükendi.
Ailesinin Armutlu Mahallesi’ne gelmediğini ve evi de kapattığını söyleyen Armutlu Mahallesi Muhtarı Hamit Erman, “Korhan Amca’dan 300 günden beri haber yok. Arama çalışmaları durdu, bir ihbar da gelmiyor. Umudumuz kalmadı. Ailesi evi kapattı, buraya gelmiyorlar artık” dedi.

“NEREDESİN KORHAN” PAYLAŞIMI
Öte yandan, İstanbul Büyükada’da yaşamını sürdüren Angela Berzeg’in, 15 Ocak’ta sosyal medya hesabından Korhan Berzeg’in fotoğrafını ‘Neredesin aşkım’, 27 Şubat’ta ise ‘Neredesin Korhan, hala bekliyoruz, seni hala seviyoruz’ notuyla paylaştığı görüldü.
]]>Ülkede Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), martta aylık bazda yüzde 0,4, yıllık bazda ise yüzde 3,5 artışla piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti.
Değişken enerji ve gıda fiyatlarını içermeyen çekirdek TÜFE ise martta şubatta olduğu gibi aylık yüzde 0,4 ve yıllık 3,8 arttı. Piyasa beklentileri çekirdek TÜFE’nin martta aylık bazda yüzde 0,3 ve yıllık bazda 3,7 artması yönündeydi.
Analistler, beklenenden güçlü gelen enflasyon verilerinin Fed’in faiz indirimlerine haziranda başlayacağına dair umutları azalttığını belirtti.
Enflasyon verilerinin ardından para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed’in mayıs toplantısında politika faizini sabit bırakacağına kesin gözüyle bakılırken, ilk faiz indirimine gitme ihtimali haziran için yüzde 16’ya indi.
ABD Başkanı Joe Biden da mart ayına ait enflasyon verilerinin Fed’in faiz indirimlerine başlamasını geciktirebileceğini belirtti. Faiz indiriminin yıl sonundan önce gerçekleşeceği beklentisine sadık kaldığını ancak bir gecikme olabileceğini kaydeden Biden, “Fed’in ne yapacağını kesin olarak bilmiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
ALTIN DİRENCİNİ KORUYOR
Ülkede enflasyonun beklentileri aşması sonrası tahvil faizleri de yükselişe geçerken, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,57 seviyesine kadar çıktı.
Altın ise enflasyon verilerinin ardından geriledi. Hazine getirileri ve doların değer kazanmasıyla ons altın yüzde 1,4 kadar düşerek ons başına 2 bib 320 dolara kadar geriledi. Değerli metal sabah saatlerinde 2 bin 340 dolar seviyesine doğru toparlandı.
Öte yandan Fed’in bugün yayımlanan son toplantısına ait tutanaklar, Fed yetkililerinin, son verilerin enflasyonunun sürdürülebilir şekilde yüzde 2’ye indiğine dair güveni artırmadığı görüşünde olduğunu ortaya koydu.
ABD PİYASALARI NEGATİF
Bu gelişmelerle birlikte New York borsası, ABD’de mart ayında beklentilerin üzerinde gerçekleşen enflasyon verilerinin ardından ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz indirimlerine haziranda başlama ihtimalinin zayıflamasıyla günü sert düşüşle tamamladı.
Kapanışta Dow Jones endeksi, 400 puanın üzerinde değer kaybetti ve yüzde 1,09 azalarak 38.461,51 puana indi.
S&P 500 endeksi yüzde 0,95 azalışla 5.160,64 puana ve Nasdaq endeksi yüzde 0,84 kayıpla 16.170,36 puana geriledi.
ASYA PİYASALARINDA KARIŞIK SEYİR
Asya tarafında ise bugün açıklanan verilere göre Çin’de Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) martta aylık yüzde 1 azalırken, yıllık yüzde 0,1 arttı. Ülkede, Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ise yıllık yüzde 2,8 düştü.
Analistler, Çin’de açıklanan verilerin ülkede deflasyon endişesini yeniden gündeme getirdiğini kaydederek, bu durumun hükümetin ekonomiyi desteklemek için yeni adımlar atabileceği beklentisini ortaya çıkardığını ifade etti.
Söz konusu gelişmelerle Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,3’lük azalışla 39.445 puan, Güney Kore’de Kospi endeksi önceki kapanışın hemen altında 2.703 puandan günü tamamlarken, dolar/yen paritesi 153 ile 34 yılın en yüksek seviyesinde seyrediyor.
Çin’de Şanghay Bileşik Endeksi ise yüzde 0,2 primle 3.033 puan, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 0,5 kayıpla 17.053 puan ve Hindistan’da Sensex endeksi yüzde 0,5’ye yakın yükselişle 75.038 puanda seyrediyor.
]]>Aydın’ın en büyük ilçesi Nazilli’de doğan Çerçioğlu, Selçuk Üniversitesi’ni bitirdi. Çocukluğunda “Hayatı tanısın’’ diye babasının toptancı halindeki iş yerinde çalıştı, meyve sebze kasaları arasında büyüdü. Üniversiteden sonra 4 yıl süren ABD’deki eğitim ve çalışma hayatının ardından yurda döndü. Türkiye 1999’da büyük Marmara depremini yaşadı. Çerçioğlu deprem yaraları sarmak için çalıştı, o günlerde milletvekili olmayı aklına koydu ve bu isteği de gerçekleşti..
ADI GİBİ AYDIN OLACAK
Siyasete erken yaşlarda başlayan Çerçioğlu, dönemin CHP lideri Deniz Baykal’ın önerisi ile 2009’da milletvekilliğini bırakıp memleketinden CHP belediye başkan adayı olduğunda, seçimi kazanma ihtimali çok zayıf görülüyordu. Aydın, her zaman Adnan Menderes ve Demokrat Parti, Süleyman Demirel ve Adalet Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin kalesi olarak anılmıştı. Ama Çerçioğlu “Aydın’ı adı gibi aydın ve modern bir kent yapacağım’’ diyerek işe koyuldu ve 32 yıl sonra o koltuğu yeniden CHP’ye kazandırdı, 15 yıldır da bırakmıyor.
NEDEN TOPUKLU EFE
2009’da Aydın’da belediye seçimini ilk kazandığında yüzde 26 olan oyu bugün yüzde 50’yi aştı. Aydın’ın 16 ilçesinden 13’ünü de CHP’li adaylar kazandı. Söke’de yüzde 55, Germencik’te yüzde 54, Karacasu ve Çine’de ise yüzde 53 oya ulaşıldı. Çerçioğlu bu başarıya ulaşırken çok zorlu günler de geçirdi. Yasa dışı işlerle ilgilenen bazı dükkan ve büfeleri yıkma karar verdiğinde önce adresine mermi yollandı, ciddiye almadı. Ardından belediyenin önüne bir tabut konuldu. Çerçioğlu da “Ben buna sığmam çok küçük’’ dedi. Bu olaydan sonra Aydın halkı ona “Topuklu Efe’’ lakabını taktı.

‘Topuklu Efe’ Özlem Çerçioğlu, AKP’li rakibine 94 bin oy fark attı
Kadınları dinliyor projelerini belirliyor
Özlem Çerçioğlu fırsat bulursa yelken sporu yapıyor, aynı zamanda da kaptan. Hafta sonları makam aracına binmiyor, kot pantolonunu ve spor ayakkabılarını giyip arabasıyla mahalleleri dolaşıyor. Gençlerin, kadınların ve yaşlıların dertlerini dinliyor. Vatandaşların ‘Sarı Civcivler’ dediği sarı renkli belediye otobüslerine de biniyor. Kadınların istek ve önerileri ile kent yaşamını şekillendirmeye çalışıyor. Artık kullanılmayan hurdaya çıkmış bir Airbus uçağını alıp Kuşadası açıklarında batırdı. Bu sayede yurt içi ve yurt dışından gelen meraklılar için dalış turizmi başladı.

150 milyon liralık yatırımla göz ve diş hastanesi açılacak
Özlem Çerçioğlu 15 yıllık başkanlık döneminde belediyecilik alanında çok sayıda projeyi hayata geçirdi. Şimdi ise sağlık konusunda iki ayrı proje üzerinde çalışıyor. 150 milyon liralık yatırım ile Göz Hastanesi ve Diş Sağlığı Merkezi açılacak. Hastanede göz rahatsızlıklarına ilişkin tüm teşhis ve tedavi yapılabilecek. Özellikle dar gelirli vatandaşların katarakt gibi göz rahatsızlıkları çözüme kavuşturulacak. Sağlık alanında “Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi” de hizmete girecek. Başkan Çerçioğlu, vatandaşların devlet hastanelerinde aylarca sıra beklemek zorunda kaldıklarını, ekonomik zorluklar nedeniyle özel hastanelere de gidemediklerini belirterek, Göz ve Diş Sağlığı Merkezleri ile bu alandaki sorunların aşılacağını belirtiyor. Aydın’da belediye halen 17 ilçe ve bu ilçelere bağlı mahallelerde yaşayan dar gelirli, ihtiyaç sahibi, yaşlı ve engelli vatandaşlar ile öğrencilere yönelik, sıcak yemek, kuru gıda, et, yoğurt ve peynir yardımı da yapıyor. Kışın odun ve kömür yardımının yanı sıra eğitim döneminde öğrencilere de kırtasiye yardımı veriliyor.
]]>– Yaklaşık dört aydır sahadayım. Çok çalıştım. Ama bunu tek başıma yapmam imkansızdı. İlçe örgütü durmaksızın sahadaydı. Kampanya boyunca birçok ezberi bozduğumuzu düşünüyorum. Yurttaşlarımızla birebir temas ettik. “CHP girmez, çalışamaz, temas etmez” denilen bütün alanlarda biz vardık. Gitmediğimiz mahalle, çalmadığımız kapı kalmadı. Öte yandan sanırım en önemli faktör, iktidarın kullandığı ‘kutuplaşma dilinden’ kaçınmamız oldu. İnsanlara bunun bir sağ-sol seçimi olmadığını, CHP- AK Parti seçimi olmadığını anlattık.
DEĞİŞİM TESADÜF DEĞİL
– Bizim beklediğimiz bir sonuçtu. Anketler geliyordu, bizi düşük gösteriyordu. Ben de sahadaki atmosfere bakıyordum, anketlerin sonucuna şaşırıyordum. Çünkü bu seçimi alacağımızdan emindim.
– Beyoğlu’nda tarihe ve büyük bir değişime tanıklık ediyoruz. 30 yıl sonra gelen bu iktidar değişiminin tesadüf olmadığı açık. Bu değişimin sırrı insanlara dokunmak, onları dinlemek, sokakta sıkı çalışmak oldu. Halk, belediye binasından çıkmayan, ulaşamadığı, sorununu aktaramadığı siyasetçilerden yorulmuştu. En büyük ihtiyaçları seslerinin duyulmasıydı. Ben de bunun sözünü verdim. Beyoğlu’nun 45 mahallesinde her kesimden insanla konuşarak onların siyasete olan inancını tazeledim. Beyoğlu’nun evladıyım, komşularım bunu gördü, Beyoğlu’nun sorunlarını çözeceğime inandılar.
ORTAK ALANLARI SAVUNMA
Beyoğlu deyince akla kaçınılmaz olarak gelen sembollerden biri de Gezi Parkı. Başkan İnan Güney, “Beyoğlu’nda ‘Gezi’yi savunanlar kazandı’ diyebilir miyiz” sorusuna şu karşılığı verdi:
“Gezi’nin üzerinden 11 yıl geçti. Ben o dönemde Beyoğlu İlçe Başkanı olarak bütün süreci baştan sona yaşadım ve parçasıydım. Gezi Parkı’nda yaşananları kutuplaşma ve ayrışmadan ziyade ortak değerlerimiz etrafında, ortak yaşam alanlarımızı savunma duygusu olarak görüyorum. Bu anlamda dışlayan ve diğerlerini dışarıda bırakan bir Gezi tanımından çok Beyoğlu’nun geleceği için ortaklaşan ve geleceğe umutla bakan bir heyecanı görüyorum. Ancak Gezi denildiğinde herkesin aklında aynı şey canlanmıyor. Bana bugün geçmişte Gezi protestolarının tam karşısında konumlanmış insanlar da oy verdi. Bu nedenle, mahallelere ve kimliklere bölünme anlayışını, ayrışmayı reddeden kapsayıcı siyaset kazandı demek daha doğru olur.”
Halk 40 yıldır kentsel dönüşüm vaadi dinliyor
Beyoğlu’nun birçok alanda sıkıntı yaşadığını ifade eden Başkan Güney, halkın 30 yıldır siyasetçilerden kentsel dönüşümle ilgili vaat dinlediğini ifade etti. Güney, şunları söyledi:
– Beyoğlu’nun sıkıntısı sadece bir alanda değil, birçok alanda. En basiti, yollar neredeyse 30 yıldır yenilenmemiş, temizlik hizmetleri aksıyor, sokak hayvanlarının bakımları ile ilgili ciddi sorunlar var. Bunun yanı sıra bu ilçe 30 yıldır kentsel dönüşümle ilgili siyasetçilerden vaat dinliyor. Ben 46 yaşındayım, 46 senedir buradayım, ömrümün 30 yılı aynı şeyleri dinleyerek geçti. Örneğin otopark sorunu, Cihangir’de de sorun, Kasımpaşa’da da Okmeydanı’nda da sorun, Galata’da da. Ve bu problemin çözümüne yönelik hiçbir adım atılmış değil. Diğer yandan bakıyorsunuz, değerleri kaybedilen, kimliksizleştirilen bir Beyoğlu var. Aslında her alanda savrulan bir Beyoğlu görüyoruz.
KUTULARLA EŞYALAR ÇIKARILDI
– Seçim ile mazbatanın alındığı tarihler arasında belediyede bir hareketlilik olduğunu biliyoruz. Kutularda eşyaların çıkarıldığı, eşyaların araçlara yüklendiği bir süreç yaşadık. Belediyenin mesleki eğitim için kullanılan endüstriyel mutfak malzemeleri, ilgili firmanın anlaşması bittiği gerekçesiyle seçimden birkaç gün sonra belediye binasından kamyona yüklenerek götürüldü. Üstelik ilgili firma belediye başkan yardımcılarından birinin kardeşinin firması.
– AK Parti döneminde yapılan ihale, tahsis, kaynak aktarımı gibi süreçleri inceleme altına alacağız. CHP’li bir başkandan görevi devralsam da geçmişe dönük inceleme yapardım. Belediyeler partilerin değil, kamunun sonuçta. Her bir vatandaşımızın kuruşuna sahip çıkacağız.
– İlk icraatımız, belediyenin bütçesine yönelik çalışmamız olacak. Nasıl bir belediye devraldık, borç ve alacak dengesi nedir bunları inceleyecek ve Beyoğlulu komşularımızla paylaşacağız.

Güney’in kampanyasına İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da destek verdi.
Beyoğlu yeniden kültür ve sanatın başkenti olacak
Güney seçimden sonra hemen her İstanbullu’nun sorduğu “Beyoğlu, nasıl eski, güzel günlerine dönecek” sorusunu ise şöyle yanıtladı:
“Herkeste Beyoğlu’nun geçmişine yönelik bir özlem var, bu aslında kimliksizleşmeye bir tepki. Bu kent çok örselendi, yıprandı, geri getirmek kolay olmayacak. Ancak bunun için mücadele edeceğiz. Beyoğlu’nu tek bir kültürün baskısı altında kalan, kendi kimliğinden uzaklaşan bir şekilde değil özgün ve nitelikli değerleriyle geleceğe taşıyacağız. Bunun için atacağımız adımlardan bir tanesi, daha fazla ayakta duramadığı için Beyoğlu’nu terk etmek zorunda kalan hafıza mekanlarına çağrı yapmak olacak. Beyoğlu’nu yeniden kültür ve sanatın başkenti haline getireceğiz.”
İnan Güney, sözlerini “Koltuğu bıraktığımda, iyi bir iz bırakmak istiyorum. Beyoğlu benim için sadece siyaset yaptığım yer değil. Doğduğum, büyüdüğüm, işimi kurduğum, ailemi kurduğum, parçası olmaktan büyük keyif aldığım, beni büyüten bir yer. Bende emeği çok. Ben de şimdi ona emek vererek bu borcu ödemek istiyorum” diye tamamladı.
]]>
Erol Özkasnak
İKİ GÜN SONRA HABER
Yaklaşık bir ay önce cezaevinde kalp spazmı geçiren Emekli Orgeneral Çetin Doğan, 22’ye çıkan tansiyonla hastaneye götürüldü. Ancak götürüldüğü ilk hastaneye alınmayan Doğan, daha sonra İzmir’de başka bir hastaneye kaldırıldı. Cuma günü kalp spazmı geçirmesine ve hastaneye götürülmesine karşın, eşi Nilgül Doğan’a ancak pazartesi günü öğleden sonra haber verildi. Hastanede safrakesesine stent takıldı, daha sonra stent çıkarılıp antibiyotik tedavisine geçildi. Halen kanında normalin 5 katı iltihaplanma bulunduğu saptanan, Doğan’ın böbrek ve kan değerleri de bozuldu. Bunlar normale dönünce safrakesesi ameliyatı olacak.

Fevzi Türkeri
HER AN ÜST ARAMASI
Hastanede Çetin Doğan’ın eşi Nilgül Doğan’ın refakatçi kalmasına izin verildi. Doğan’ın yanında bir bayan, bir erkek infaz koruma memuru bulunuyor. Nilgül Doğan’ın dışarı çıkıp içeriye girişinde de üst araması yapılıyor. İki bölmeli olan odanın bir bölümünde Çetin Doğan ve erkek infaz koruma memuru kalırken, Nilgül Doğan ile kadın infaz koruma memuru da aynı bölümde geceyi geçiriyor. Cezaevi yetkilileri her türlü güvenlik önleminin alındığını, Doğan’ın geçmişte yaptığı görevler nedeniyle daha hassas korunması gerektiğini belirttiler. Doğan, Diyarbakır’da Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı olarak sınır ötesi operasyonları da yönetmiş, bölücü terör örgütüne önemli darbeler indirilmesini sağlamıştı.

Temel Özkaynak
JANDARMA NÖBETTE
Nilgül Doğan’ın, Çetin Doğan’ın bulunduğu odada telefonla konuşması da yasak. Telefonu jandarmanın bulunduğu odada şarj ediliyor. Doğan için hastane odasında önlem alınırken, odanın kapısında da 24 saat esasına göre jandarma nöbet tutuyor. Jandarma sayısı bazı günler 5 kişiye çıkarılıyor. 28 Şubat Davası kapsamında halen biri sivil olmak üzere 16 kişinin yargılaması devam ediyor. Cezaevinde 966 gündür tutulan Çetin Doğan 84 yaşında. Sincan Cezaevi’nde tutulan Yıldırım Türker 83, Fevzi Türkeri 82, Cevat Temel Özkaynak 79, Erol Özkasnak ise 78 yaşında.

Yıldırım Türker
Nilgül Doğan’dan ‘idam’ benzetmesi

Nilgül Doğan, 84 yaşındındaki eşi Emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın tahliye edilmemesinin adeta idam cezasına mahkum edilmesi olarak yorumladı. SÖZCÜ yazarı Rahmi Turan’ın köşesinde yer alan sözlerine Nilgül Doğan “Eşim aleyhine verilen müebbet hapis cezası, fiilen idam cezasına dönmüş durumdadır. Hasta olan eşim, bir kriz anında hastaneye yetiştirilemeyeceği için, idam cezasının infazı hücresinde gerçekleşecektir” dedi.
]]>POMEM BAŞVURU NE ZAMAN?
Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliğinde belirtilen diğer şartları taşımak kaydıyla lisans mezunu (6.000) erkek ve (1.500) kadın olmak üzere toplam (7.500) öğrenci alımı yapılacak.
POMEM başvurusu 04 Nisan ile 14 Nisan 2024 tarihleri arasında yapılacak. POMEM başvurusu 14 Nisan 2024 saat 17.00’ ye kadar devam edecek.
POMEM BAŞVURU EKRANI
POMEM BAŞVURUSU NASIL YAPILIR?
Adaylar, 04 – 14 Nisan 2024 tarihleri arasında http://www.pa.edu.tr adresinden e-devlet şifresi ile giriş yaparak son başvuru tarihi olan 14 Nisan 2024 saat 17.00’ ye kadar Aday Belirleme Ön Başvurularını yapabilecek.
POMEM BAŞVURU ÜCRETİ NE KADAR?
POMEM ön başvuru için adaylardan başvuru ücreti alınmayacak.
31. Dönem POMEM Giriş Sınavı aşamalarına katılmaya hak kazanan adaylar belirlendikten sonra sınav ücreti yatırılması için sınav ücret ve hesap bilgileri www.pa.edu.tr adresinden duyurulacak.

POMEM BAŞVURU ŞARTLARI NELER?
a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,
b) Lisans mezunu ve bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurtdışındaki
yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar başvurabilir, (Yabancı Ülkeden alınan lisans diplomaları YÖK Başkanlığından alınan denklik belgesi ile birlikte kabul edilecektir.)
c) KPSS’de Bakanlıkça belirlenecek taban puan veya üzerinde puan almış olmak, (Lisans mezunları için 2022 veya 2023 yılları içinde yapılan KPSS lisans puanı P3 puan türünden (60,00) taban puan veya üzerinde puan almış olmak.)
ç) Şehit veya vazife malullerinin eş veya çocukları için POMEM Giriş yönetmeliğinin 8’inci maddesinin
(c) bendinde belirlenen puanın en az % 80’ini almış olmak, (Şehit veya vazife malulü eş veya çocukları:
Emniyet Teşkilatı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, TSK personeli şehit veya vazife malullerinin eş veya çocukları ile 12.04.1991 tarihli ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 21’inci maddesinin 1’inci fıkrasının (h) ve (j) bentleri kapsamında olanların eş veya çocuklarından lisans mezunları için 2022 veya 2023 yılları içinde yapılan KPSS lisans puanı P3 puan türünden en az (48,00) taban puan veya üzerinde puan almış olmak.)
d) 18 yaşını tamamladıktan sonra yaptırılan yaş düzeltmelerinde, düzeltmeden önceki yaş dikkate alınmak şartıyla, sınavın yapıldığı yılın 01 Ocak tarihi itibariyle erkek ve kadın adaylar için 30 yaşından gün almamış olmak, (01 Ocak 1995 ve daha sonraki tarihlerde doğmuş olmak)
e) Silah taşımaya veya silahlı görev yapmaya hukuki bir engeli bulunmamak,
f) Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinde belirtilen şartları taşımak,
Söz konusu yönetmeliğin ilgili maddelerinde POMEM’lere alınacak öğrencilerin boy ve kilo şartları
aşağıda belirtilmiş, diğer hususlar için Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğini inceleyiniz.
(Polis Okullarına alınacak erkek öğrencilerin en az 167 cm, bayan öğrencilerin en az 162 cm boy
uzunluğu olacaktır.)
(Polis Okullarına alınacak erkek ve bayan öğrencilerin 18.00 BMI -27.00 BMI aralığında Beden Kitle
İndeksi olacaktır.)
g) 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53’üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın;
1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkum olmamak,
2) Affa uğramış veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan dolayı mahkum olmamak veya bu suçlardan dolayı devam etmekte olan bir kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile neticelenmemiş olmak,
ğ) Genelev, birleşme yeri, randevuevi, tek başına fuhuş yapılan konut ve benzeri yerlerde çalışmış veya aracılık ve bekleyicilik fiillerinde bulunmamış olmak, genel ahlak ve edebe aykırı mahiyette her türlü yazılı, sesli ve görüntülü eserleri, kaydedildiği materyale bakılmaksızın üretmek ve satmaktan veya kumar, uyuşturucu veya uyarıcı madde nedeniyle, hakkında herhangi bir adli veya idari soruşturma veya kovuşturma devam ediyor olmamak, bunlardan dolayı idari yaptırım uygulanmamak veya bu işler nedeniyle hüküm giymemiş olmak,
h) Geçici kayıt tarihi itibarıyla herhangi bir siyasi partiye veya siyasi partilerin yan kuruluşlarına üye bulunmadığına dair yazılı beyan sunmak,
ı) Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı nedeniyle tedavi görmüş veya görüyor olmamak,
i) Kamu haklarını kullanmaktan yoksun bırakılmış olmamak,
k) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması olumlu olmak
]]>Yapay zeka sayesinde servetini en çok artıran isim Nvidia’nın kurucu ortağı ve CEO’su Jensen Huang oldu. Nvidia’nın hisse senedi fiyatı geçtiğimiz yıl yaklaşık yüzde 300 artarken Huang da ilk kez dünyanın en zengin 20 kişisi arasına girdi.
Diğer şirketler de bu yükselişten nasibini aldı. Yapay zeka uygulamalarını yöneten sunucular üreten Super Micro Computer’ın hisseleri Nvidia’dan bile daha iyi bir performans göstererdi ve geçen yıl S&P 500’deki tüm şirketlerden 10 kat fazla arttı. Şirketin kurucuları Charles Liang ve Sara Liu da ‘Dünya Milyarderler Listesi’ne girdi.
Yarı iletken firması Advanced Micro Devices’ın CEO’su Lisa Su da şirketin hisse fiyatındaki yüzde 120’lik artış sayesinde bu yıl yeni milyarderler arasına girdi. Büyük ölçüde yapay zekaya dayanan bir siber güvenlik şirketi olan Cloudflare hisseleri de yüzde 86 arttı. Bu şirketin ortakları da milyarder listelerine adını yazdırdı.
İşte yapay zeka işiyle bağlantılı sekiz yeni milyarder:
CHARLES LİANG
Net Servet: 6,1 Milyar dolar, Servet Kaynağı: Bilgisayar donanımı, Ülke: ABD
Liang, 1993 yılında Amerikan bilgi teknolojisi şirketi Super Micro Computer’ın kurucu ortağı oldu.
Sunucuları ve depolama sistemleri şu anda yapay zeka ve bulut bilişim firmaları arasında talep gören şirketin gelirleri 2023’te 7 milyar dolara ulaşarak rekor kırdı.
Şirket hisseleri son 12 ayda yüzde 100’den fazla artış göstererek Nvidia, Intel ve AMD gibi çip üreticilerini geride bıraktı.
Liang’ın eşi Sara Liu da Super Micro’da kıdemli başkan yardımcısı ve aynı zamanda yeni bir milyarder.
KWAK DONG SHİN
Net Servet: 2,9 Milyar dolar, Servet Kaynağı: Yarı İletkenler, Ülke: Güney Kore
Shin, babasının 1980 yılında kurduğu Hanmi Semiconductor’ı yönetiyor.
Hanmi, çip üretiminin son aşamalarından biri olan ‘yarı iletken paketleme’de kullanılan ekipmanları üretiyor.
Şirketin en önemli müşterileri ise Samsung ve SK Hynix. Yapay zeka çılgınlığı sayesinde şirketin işleri hızla büyürken firmanın hisseleri geçtiğimiz yıl yüzde 560’tan fazla artış gösterdi.
SHUNSAKU SAGAMİ
Net Servet: 1,9 Milyar Dolar, Servet Kaynağı: Birleşme komisyonculuğu, Ülke: Japonya
Sagami’nin sahibi olduğu 33 yıllık bir şirket olan M&A (Şirket Birleşmesi) Araştırma Enstitüsü, küçük ve orta ölçekli işletmelerin satıcıları için aracılık yapıyor.
Genellikle mirasla boğuşan veya şirketleri nakde çevirmek isteyen yaşlı insanlara ait olan kuruluşlara potansiyel alıcılar bulmak için yapay zeka kullanan firma 2022 yılında Tokyo’da borsaya kote olmuştu.
BRETT ADCOCK
Net Servet: 1,4 Milyar Dolar, Servet Kaynağı: Robotlar, Ülke: ABD
Adcock’un 2022 yılında kurduğu Figure, yapay zeka destekli insansı robotları hayata geçirmek ve işgücüne dahil etmek için çalışıyor.
Şirket şubat ayında Jeff Bezos, Microsoft, Nvidia ve OpenAI gibi büyük yatırımcılardan 2,6 milyar dolar değerleme ile 675 milyon dolar topladı.
37 yaşındaki Adcock, şirketin yüzde 50’sine sahip.
LISA SU
Net Servet: 1,3 Milyar Dolar, Servet Kaynağı: Yarı İletkenler, Ülke: ABD
Advanced Micro Devices’ın hisseleri, Su’nun zor durumdaki yarı iletken firmasını yapay zekanın gözdesi haline getirmesinden bu yana 60 kattan fazla arttı.
Bir matematikçi ve muhasebecinin kızı olan Su, Tayvan’da doğdu ve ailesi ile 3 yaşında New York’a göç etti. MIT’de elektrik mühendisliği okuyan Su şimdi dünyanın önemli teknoloji girişimcilerinden birisi…
MICHELLE ZATLYN
Net Servet: 1,2 Milyar Dolar, Servet Kaynağı: Siber Güvenlik, Ülke: Kanada
Daha önce Google ve Toshiba’da çalışan Kanada doğumlu Zatlyn, Montreal McGill Üniversitesi’nde kimya okudu ve 2009 yılında Cloudflare’i Harvard Business School’dan sınıf arkadaşı Matthew Prince ile birlikte kurdu.
Cloudflare, müşterilerini korumak ve siber saldırıları engellemek için yapay zekadan yararlanıyor. San Francisco merkezli firma ayrıca geliştiricilerin kendi yapay zeka modellerini oluşturmaları için bulut alanı da sağlıyor.
Zatlyn, geçen yıldan bu yana yüzde 65 artış gösteren şirket hisselerinin yaklaşık yüzde 2’sine sahip.
SAM ALTMAN
Net Servet: 1 Milyar Dolar, Servet Kaynağı: Yatırımlar, Ülke: ABD
OpenAI CEO’su Sam Altman, 2022’de ChatGPT’yi piyasaya sürerek yapay zeka patlamasını başlatması ile tanınıyor. Ancak ünlü CEO 80 milyar dolardan fazla değere sahip olduğu tahmin edilen firmada herhangi bir hisseye sahip değil.
Geçtiğimiz kasım ayında OpenAI yönetim kurulu tarafından kovulan ve yeniden işe alınan 38 yaşındaki CEO, servetini 2014-2019 yılları arasında yaptığı çeşitli startup yatırımlarına borçlu.
HARVEY JONES
Net Servet: 1 Milyar Dolar, Servet Kaynağı: Nvidia, Ülke: ABD
Uzun süredir teknoloji yatırımcısı olan Harvey Jones, Nvidia’nın kurucu yönetim kurulu üyesi ve bu şirketin hisselerinin yüzde 0,03’üne sahip.
Nvidia hisselerinde yaşanan yapay zeka destekli yüzde 300’lük patlama ise Jones’un sahip olduğu hisseler sayesinde onu milyarderler listesine sokmayı başardı.
]]>14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olmasıyla muhalefetin “tarihi bir fırsatı”kaçırdığını belirten Uğur Dündar, “Tarih onu asla affetmeyecek” eleştirisinde bulunmuş; Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın aday gösterilmesi gerektiğine dikkat çekerek “CHP’nin ve ‘Altılı Masa’nın lideri resti görmek yerine, kendi adaylığını dayattı ve Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetti” demişti.
Bu eleştiri üzerine Kılıçdaroğlu, “Geçmişe ve Geleceğe Not düşelim! Sayın Uğur Dündar’a açık mektubumdur” diye başlayan bir bir yazı kaleme aldı ve X hesabından paylaştı.
Kılıçdaroğlu şunları söyledi:
“Geçmişe ve Geleceğe Not düşelim!
Sayın Uğur Dündar’a açık mektubumdur…
Sağdan soldan vatan evlatlarının idamlarıyla sonuçlanan 68 kuşağı fırtınasında gemisine dalga vurmamış Uğur Dündar, 1980 darbesinin “Bizim Uğur”u, TRT Genel Müdürü…
Bizim kuşağın onur abidelerinden Tarık Akan’ın yumruklaştığı, dürüst ve mücadeleci gençlik-kafalarında bitlerle işkencelerden geçerken-ayağına taş değmemiş, nezaket ziyaretlerinin müdavimi Uğur Dündar…
“Gün geçmiyor ki” cümlesiyle başladığı her haber programında, fonda gerilim müzikleriyle süslediği ve toplumun inanç noktalarına temas ederek 28 Şubat sürecinin alt yapısında emeği olan, iş başörtü sorununa geldiğinde; “İnadına mini etek, inadına dekolte” sloganlarına katkı sunan Uğur Dündar…
Sağlık skandalı haberi adı altında “Tesettür Faciası” başlığıyla, toplumdaki kutuplaşmanın her daim ekmeğini yiyen, fildişi kulelerinin tepesindeki konforlu alanını inşa edebilmek için büyük “fedakarlıklar” yapan, andıçların Uğur Dündar’ı…
Her alanda, mevcut baskıcı iktidarın, sizin de içerisinde arkadaşlarınızın olduğu (ki bence onlar öyle sanıyor) muhalifler, davalarla, hapislerle, saldırılarla mücadele edip bedel öderken, sizin çarkınız yine “şanlı şanlı” döner Uğur Bey.
Senin de bildiğin ama hiç hoşuna gitmeyecek bir sır vereyim; Biz helalleştik… Bu ülkede, Cumhuriyet Halk Partisi’ne bırakın oy vermeyi, adını duyunca besmele çeken muhafazakârlarımızla helalleştik.
1960’lardan kalma sağ sol kavgasının kötü mirasıyla yüzleştik. Bizlere inançsız ve din düşmanı gözüyle bakan sağcı kardeşlerimizle de helalleştik…
İç Anadolu ve doğusu dahil, bırakın milletvekili çıkarmayı temsilci gönderemediğimiz şehirlerimizle konuştuk, anlaştık, helalleştik…
Darbelerle, 28 Şubatlarla, faili meçhul cinayetlerle, idamlarla yüzleştik.
Geçmişte yaşadığımız bütün travmalarımızı, öfkelerimizi, intikam duygularımızı ebediyen toprağa gömdük. Bütün farklılıklarımızı kabul ettik, sevdik ve kucaklaştık. Artık buradan size ve temsil ettiğiniz kimliğe ekmek çıkmaz!
Bunu vatanperver dostlarımızla yaptık. Başta kıymetli dostum Sayın Karamollaoğlu olmak üzere 6’lı masanın liderleri ile yaptık.
Nasıl yaptığımızı da anlatayım.
Berkin Elvan’a da ağladık, Eren Bülbül’e de…
Sinan Ateş ile de vurulduk, Tahir Elçi ile de…
Deniz Gezmiş’le de sehpaya çıktık, Mustafa Pehlivanoğlu ile de…
Ergenekon kumpası mağdurlarına da destek olduk, suçsuz günahsız KHK mağdurları anaokulu öğretmenlerine de…
Yürüdük Uğur Bey. Hak için halk için yürüdük.
Yolumuza kurşunlar bırakıldı yürüdük…
Pislikler döküldü yürüdük…
Terör örgütleri kuşun sıktı, linçlendik, içerisinde bulunduğumuz ev için “Yakın o evi” dediler, defalarca ölüm tehditleri ve suikastlara karşı yürüdük.
Cumhuriyet Halk Partisi çok değişti Uğur Bey. Artık toplumun büyük bölümünü öcü gibi gördüğü bir parti değil. Bakın TV programında değerli kardeşim Cemal Enginyurt, size karşı millet ittifakını ve helalleşmemizi nasıl savunuyor, siz ise nasıl da inkar ediyorsunuz.
Siz hiç değişmemişsiniz! Hala 1970’lerde, 80’lerde, 90’larda yaptığınızı yapmaya çalışıyorsunuz. Bu sefer olmaz!
Toplumun inanç ve değerleri ile siz ve temsil ettiğiniz kimliğiniz, mıknatısın iki ayrı kutbu gibisiniz. Siz Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve toplumsal barışa yaklaştıkça seçimlerde broşürlerimizi dağıtan başörtülü kardeşlerimiz, bütün kırgınlıklarını unutan Kürt kardeşlerimiz, vatanperverlik çatısı altında bütünleştiğimiz sağcı kardeşlerimiz, kısacası bu ülkenin ötekileri bizden uzaklaşıyor. Buna müsaade edemeyiz.
Belki biraz kırıcı oldu ama kusura bakmayın Uğur Bey bunlar gerçekler. Bana, canlı yayınlarda Dış devletlerin ajanı olup olmadığımı soracak kadar dengenizi yitirdiniz, ses çıkarmadım.
Şahsıma dilediğiniz kadar saldırabilirsiniz ama kardeşliğimizi dinamitlemenize müsaade etmem.
Kendi adaylığımı dayatmak için siyasi rüşvet dağıttım iddialarınıza susarım ama 6’lı masa bileşenlerine “siyasi rüşvet aldınız” imasına susmam, bu birlikteliği bozdurmam!
Sizin tabirinizle; “Ben Kemal Kılıçdaroğlu’nu 70’li yıllardan beri tanırım. Kemal Bey’in asıl işi hesap sormaktır. Devletin nice kayıp trilyonlarını, tüyü bitmemiş yetim hakkını, yurt dışından getirmiş ve hazineye irat kaydettirmiştir.” El hak doğrudur Uğur Bey. Benim asıl işim hesap sormaktır.
Büyük emeklerle ve ödenen bedellerle tesis edilen bu kardeşlik yapısına, bu toplumsal ittifaka ve bu helalleşmeye saldırmayı sürdürürseniz, milletin uygarlık yolundaki bu anlaşmaya halel getirmeye çalışırsanız, bunun hesabını sorarım.
Toplumu kutuplaştırma, ayrıştırma, partimi yeniden halktan koparma çabaları ve çalışmaları olduğunu hissettiğim zaman Uğur Bey, SİYASİ ARENADA MAKOSENLERİMİ TEKRAR GİYERİM ve bedeli ne olursa olsun bu uğurda mücadelemi veririm.
Tarih kimi affedecek, kimi affetmeyecek? Bu soruyu da not düşelim zaman göstersin…
Bu vesileyle de vatanperver gazetecimiz Sayın Mehmet Ali Birand’ı saygıyla anmış olalım. Onun şahsında bütün gerçek gazetecilere selam olsun…
“Bizim Uğur”lar sizin olsun, Tarıklar bizimdir…
Kalın sağlıcakla…
KEMAL KILIÇDAROĞLU
Cumhuriyet Halk Partisi 7. Genel Başkanı / Anadolu’nun Kemal’i

Usta gazetecinin, Kemal Kılıçdaroğlu’na yanıtı ise X platformunda 18 milyondan fazla görüntülendi.
İşte, Dündar’ın Kılıçdaroğlu’na yanıtı:
“Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,
Bana açık mektup yazmışsınız.
Ancak kullandığınız kaba üslubun yanı sıra, mektubunuzun iftira ve yalanlarla dolu içeriğini okuyunca
“Acaba Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun X hesabı kötü niyetli birilerince ele geçirilmiş olabilir mi?” diye düşünmekten kendimi alamadım.
Zira size hakaret etmedim, iftira atmadım, kişilik haklarınıza saldırmadım, özel hayatınıza lâf etmedim.
Sadece yerel seçim sonuçlarının, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde kendi adaylığınızı dayatmak yerine,
Sayın Ekrem İmamoğlu veya Sayın Mansur Yavaştan birini aday göstermiş olsaydınız, onların seçimi rahatlıkla kazanabileceğini gösterdiğini belirttim.
Bunu sadece ben söylemiyorum, sokaktaki hemen herkes ifade ediyor.
Ayrıca 39 milletvekili armağan ettiğiniz bazı masa ortaklarınızın son seçimlerde yüzde 1’lik oy oranını bile tutturamamaları da bu görüşü doğruluyor.
Bunda kızıp köpürecek ne var?
Sayın Kılıçdaroğlu hırçınlığınızı anlıyorum.
Zira sizin Sayın Tayyip Erdoğan’a karşı girdiğiniz tüm seçimleri kaybetmiş ve CHP’nin oy oranını yüzde 25’e sabitlemiş olmanıza karşın, Sayın Özgür Özel, Genel Başkan olarak katıldığı ilk seçimde
bu yüzde 25’lik cam tavanı paramparça ederek partisini yüzde 38 oyla 1. yaptı.
Yani sizin gitmenizle başlayan değişim, zafer kazandı.
Sayın Kılıçdaroğlu,
Yazdığınız kin ve öfke dolu satırlarla
sizin genel başkan seçildiğiniz günden beri bana yapıştırılmaya çalışılan “Kılıçdaroğlu’nu Uğur Dündar parlattı. Dengir Mir Mehmet Fırat ve Melih Gökçek ile açık oturum yaparak onun önünü açtı” YAFTASINI YALANLAMIŞ OLDUNUZ!
Beni gereksiz yere töhmet altında kalmaktan kurtardınız.
Kemal Bey,
Size karşı hiçbir kötü düşünce ve davranışta bulunmadığım gibi Sayın Ekmelettin İhsanoğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı gösterme gafletinizde bile, AKP’ye karşı sizi destekledim.
Ama CHP’yi kuruluş felsefesinden, Atatürk’ün çizdiği rotadan uzaklaştırma ve sağcılaştırma çabalarınızı da eleştirdim.
Kemal Bey,
Hırs ve kinle kaleme aldığınız satırlarda farkına varmadan kendinizle çeliştiğinizi de görmemişsiniz.
Öyle ya mektubunuzu okuyanlar şöyle düşünmezler mi?
“Ey Kemal Kılıçdaroğlu madem Uğur Dündar kötü bir gazeteciydi, neden en kritik zamanlarda röportaj için hep onu seçtiniz?”
Hırsınız size YALAN DA SÖYLETMİŞ.
TRT Genel Müdürü…demişsiniz!
Ne 12 Eylül döneminde, ne de öncesi ve sonrasında TRT Genel Müdürü olmak, aklımın ucundan dahi geçmedi.
Çünkü büyük başarıyla yaptığım ve beni yıllarca “Türkiye’nin en güvenilir kişisi seçtiren” bir işim vardı.
Yalanlarınız bununla da sınırlı kalmamış.
Sevgili arkadaşım Tarık Akan’ı da hırs ve kininizi kusmaya alet etmişsiniz.
Merhum Tarık ile arkadaşlığımız gençliğimizde kavga ile başladı. Ama sonra çok iyi iki dost olduk. Bunun en yakın tanığı da Tarık’ın yakın arkadaşları ve sevgili Müjdat Gezen’dir. Ayrıca vefatından sonra Tarık’ın isminin, yaşadığı Bakırköy’de ki Özgürlük Parkı’na verilerek TARIK AKAN ÖZGÜRLÜK PARKI olması için çok uğraştım. Keşke siz de CHP Genel Başkanı olarak bir omuz verseydiniz de başarabilseydik!
Ayrıca bana karşı yaptığınız sert çıkışı, yıllarca yenildiğiniz AKP iktidarına karşı gösterebilseydiniz.
Sayın Kılıçdaroğlu,
X hesabınızın kötü niyetli kişilerce ele geçirilmiş olabileceğini düşündüren bir başka husus da 28 Şubat’taki haberlerimle ilgili olarak “muhbir” ağzını kullanmış olmanız.
Kemal Bey,
Hayatım boyunca yaptığım tüm haberleri getirin, altına yine imzamı atayım.
Zira vicdanen duvara yatak resmi yapıp karşısında mışıl mışıl uyuyacak kadar rahatım.
Yanlışım olmuş mudur, binlerce haber içinde bir iki tane olabilir. (Onun da hesabı mahkemelerde sorulabilirdi.)
Kemal Bey,
Çok şaşkınım.
Zira yapmanız gereken bana yalan ve iftiralarla saldırmak değil “Ben neden daha önce çekilip CHP’nin önünü açmadım” diye sormak olmalıydı.
Bakın Sayın Özgür Özel, Sayın Ekrem İmamoğlu, Sayın Mansur Yavaş ile diğer başarılı başkanlar zafer kazanıp tarih yazdılar.
Siz ise “Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybettiren makosenli genel başkan” olarak tarih oldunuz!..
Saygılarımla…”
Şimşek, Dünya Bankası ile yürütülen işbirliği çalışmalarına ilişkin değerlendirmede bulundu.
Dünya Bankası’ndan kısa süre önce 3 ayrı proje için 1,5 milyar dolarlık finansman temin edildiğini anımsatan Şimşek, bu kaynağın Türkiye’nin enerji arz güvenliğinin sağlanması ve işletmelerin yeşil dönüşüm sürecinin desteklenmesi için kullanılacağını söyledi.
Şimşek, Dünya Bankası ile şimdi de 2024-2028 mali yıllarını kapsayan dönemdeki mali ve teknik işbirliğinin temelini oluşturan önemli bir programa imza atıldığına işaret ederek, “Dünya Bankası ile yürüttüğümüz güçlü işbirliği kapsamında gelecek 5 yıllık döneme ilişkin mali işbirliği programı oluşturuldu. Dünya Bankası’nın ilk üç yıl içinde ülkemize ilave 18 milyar dolarlık finansman sağlayacağı Ülke İşbirliği Çerçevesi (Country Partnership Framework-CPF) Programı, Bankanın İcra Direktörleri Kurulunda görüşülerek yürürlüğe girdi” diye konuştu.
‘TÜRKİYE UYGUN KOŞULLU KREDİDE 3. SIRADA’
Şimşek, Dünya Bankası’nın, Orta Vadeli Program’ın açıklanmasının ardından Türkiye’ye aktardığı kaynak tutarını, devam eden 17 milyar dolarlık programa 18 milyar dolar daha ilave ederek 35 milyar dolara yükseltme kararı aldığını anımsattı. Türkiye’nin Banka’dan uygun koşullu kredi kullanan ülkeler arasında dünyada 3’üncü, bölgesinde ise birinci sırada olduğu bilgisini veren Şimşek, yeni programın detaylarını da paylaştı.
Bakan Şimşek, Türkiye’nin 12’nci Kalkınma Planı önceliklerine uyumlu hazırlanan programın, yüksek ve sürdürülebilir verimlilik artışı, kapsayıcı hizmetler ile istihdam ve dayanıklılığın güçlendirilmesi alanlarına odaklanacağını belirterek, bu başlıkların, Dünya Bankası ile geliştirilebilecek işbirliği alanlarını ortaya koyduğunu dile getirdi.
‘PEK ÇOK ALANDA DESTEK SAĞLANACAK’
Bu kapsamda, afetlere karşı dirençlilik, enerji, yeşil dönüşüm, iklim değişikliğiyle mücadele, ihracatın desteklenmesi, reel sektör, altyapı, lojistik, sanayi, tarım, eğitim, sağlık ve kapsayıcılık gibi birçok alanda Dünya Bankası desteğinin sağlanmasının planlandığını vurgulayan Şimşek, şu değerlendirmede bulundu:
“Program, Dünya Bankası kuruluşları olan Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD), Uluslararası Finans Kurumu (IFC) ve Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı (MIGA) tarafından ortaklaşa uygulanacak. Bankanın ülkemizdeki faaliyetlerinin etkisi artırılacak. Bu süreçte, ülkeye özgü zorlukların çözümüne odaklanan, özel sektör katılımını artırmayı hedefleyen ve operasyonlarda bütüncül sonuçları elde etmeyi amaçlayan bir yaklaşım izlenecek.”
‘ÖZEL SEKTÖRÜN GELİŞTİRİLMESİNDE KULLANILACAK’
Şimşek, Ülke İşbirliği Çerçevesi Programı kapsamında Dünya Bankası’nın 3 yıl içinde Türkiye’ye sunacağı ilave 18 milyar dolarlık finansman paketine değinerek, “Söz konusu tutarın 6 milyar dolarının IBRD’den, 9 milyar dolarının IFC’den sağlanması bekleniyor. MIGA’nın ise kısa vadeli garantiler aracılığıyla 3 milyar doları harekete geçirmesiyle 3 yıl içinde sağlanacak finansmanın yaklaşık üçte ikisinin özel sektörün geliştirilmesinde kullanılması öngörülüyor.” ifadelerini kullandı.
Ayrıca, Dünya Bankası tarafından gerçekleştirilen makro ve sektörel bazdaki teknik ve analitik çalışmaların yeni program döneminde de devam edeceğini dile getiren Şimşek, şunları kaydetti:
“Ayrıca ülkemizin kalkınma hedeflerini desteklemek adına diğer kalkınma paydaşlarıyla yeni ortaklıklar kurmanın yolları aranacak. Dünya Bankası 70 yılı aşkın süre boyunca ülkemizin kalkınma hedeflerine ulaşmasında en önemli paydaşlarından biri olmuştur. Yeni Ülke İşbirliği Çerçevesi, Banka ile olan ortaklığımızı daha da pekiştiriyor. Söz konusu işbirliği, Dünya Bankası’nın ülkemizin gelecek 5 yıllık dönemine, ekonomi ve yatırım programımıza duyduğu güvenin de göstergesidir. Yeni dönemde ülkemize kaynak akışı artarak devam edecek.”
]]>Prof. Dr. Orhan Şen’e göre, şehirdeki ısı adası etkisi, kar yağışını nadir hale getiriyor. İstanbul’un sıcaklığını 5 derecenin üzerinde tutan bu etki, kar yağışını engelliyor. Ayrıca, küresel ısınma ve Akdeniz ikliminin değişmesiyle birlikte kar yağışlarının azalması kaçınılmaz hale geliyor. Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz da aynı fikirde. İstanbul’da kar yağışı olmamasının nedeni ise şehrin geniş coğrafyası ve ısı adası etkisinin yanı sıra küresel ısınma ve değişen iklim koşulları. Prof. Dr. Kurnaz’a göre, İstanbul’da kar yağışını görmek isteyenler artık daha doğuya, Kars ve Sarıkamış gibi bölgelere gitmek zorunda kalabilirler. Uzmanlar, artık İstanbul’a kar yağmasının beklenen bir sürpriz olacağını değerlendiriyor.

Orhan Şen
“ISI ADASI ETKİSİNDEN DOLAYI İSTANBUL’A KAR YAĞIŞI ÇOK NADİR OLUR”
Prof. Dr. Orhan Şen, şehir içindeki sıcaklıkların genellikle 5 derecenin üzerinde seyretmesi, kar yağışını engellediğini ifade ederek, “İstanbul’da yağmadı bu sene kar ama İstanbul’da bundan 40-50 sene önceki kar yağışları yok artık. Yok olmasının nedeni nedir? Yok olmasının nedeni metropol bir şehirde, betonlaşmış bir şehirde ısı adası etkisidir. Isı adası etkisinden dolayı, İstanbul’da kar yağışı çok nadir olur. Çünkü kar yağışı nedir? 5 derecenin altına düşmesi lazım hava sıcaklığının. 5 derecenin yukarısında kar yağışı yağmaz. 5 derecenin altına düşecek ama yağış da olacak, ikisi birlikte olması lazım. Şimdi baktığımız zaman İstanbul’un etrafında 5 derecenin altına düşüyor ama 2-3 derecelik ısı adası etkisi hep, 5 derecenin üzerinde tutuyor İstanbul’da sıcaklığı. Dolayısıyla İstanbul’da kar yağmıyor. Hiç mi yağmadı? Geçen sene de yağdı, ondan önceki sene de yağdı. Hatırlarsınız, yollarda kalmıştık iki sene önce. Bu dediğim gibi şehir ısı adası etkisi, İstanbul’a çok bariz olarak kendisini gösteriyor. Düşünün kışın o gökdelenler ısıtılıyor değil mi? Ne ile? Doğal gaz ile ısıtılıyor. O ısı enerjisi nereye gidiyor? Atmosfere gidiyor. Atmosfere gittiği için dışı, havayı 2-3 derece daha ısıtıyor. Dolayısıyla bu büyük şehirlerdeki kar yağmamasının nedenlerinden bir tanesi odur. Bu genel bir değerlendirmedir” şeklinde konuştu.
“ARTIK KAR YAĞIŞI AZALACAK“
Bu yıl kar yağışının azalmasında küresel iklim değişikliğinin de etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Orhan Şen, “Bunun özelliğini de bu sene El Nino, biraz daha geneline bakarsak küresel ısınmanın artık 1.5 dereceye vardığı için artışı, dolayısıyla bizim enlemlerimizde yani 40 derece enlemlerinde kar yağışı azalacak. Şunu da söyleyelim, biz Akdeniz iklimine tabii idik. Yani şimdiye kadar Akdeniz yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlıydı. Şimdi Akdeniz ikliminden Türkiye çıkıyor, bunun yerine nereye geliyor? Yarı kurak bir iklime geliyor. Yarı kurak iklim dediğimiz, 30 derece enlemlerdeki tropik iklimin kuzeye doğru kaymasından, küresel ısınmadan dolayı. Dolayısıyla artık yarı kurak iklime döndüğümüz için sıcaklıklar da artık biraz yüksek görünüyor. Şundan anlıyoruz biz bunu; yaz sıcaklıkları minimum sıcaklıklar, yani gece yarısından sonra sabah olmadan bir saat önce ölçülen sıcaklığa, biz ‘minimum sıcaklık’ deriz. 20 derecenin üzerindeki sıcaklıklara ‘tropik şehir’ deriz. Geçen sene bunlar çok fazla arttı Türkiye’de. Dolayısıyla bizim bulunduğumuz enlemlerde artık kar yağışı azalacak” diye konuştu.
“2020’DE VE 1918’DE KAR YAĞIŞI OLMAMIŞTI”
2020 ve 1918 yıllarında da kuraklıkla birlikte kar yağışının olmadığını belirten Şen, “Şimdi muhakkak bir kar yağışı gördük. Nerede gördük? Havada gördük ama yerde göremedik mesela. Öyle şeyler vardı. Ama en çok ne zaman gördük, 1987’de. Çok büyük bir kar yağışı vardı. Bir buçuk metreye yakın kar yağışı vardı. Bundan 4 sene önce 2020 ve 1918’de de üstelik kuraklık da vardı, kar yağışı da olmamıştı. Bu sene hiç kar yağışı olmadı. Ama seneye ne olacak? Seneye bakacağız” dedi.
“İSTANBUL’A UZUN ZAMANDIR KAR YAĞMIYOR
İstanbul’a uzun zamandır kar yağmadığını belirten Prof. Dr. Levent Kurnaz, “Şimdi öncelikle şunu anlayalım. Ben vatandaşım. Benim için İstanbul’a kar yağdı demek; bilmem ne tepesinin bilmem neresinde şu kadar dakika kar yağdı falan değil. Eğer Kadıköy’de ya da Eminönü’nde çocuklar kartopu oynayabiliyorsa İstanbul’a kar yağdı demektir. İstanbul’a uzun zamandır öylesine bir kar yağmıyor. İstanbul çok geniş bir coğrafya. Çatalca’ya gittiğinizde Çatalca’ya mutlaka kar yağıyordur ya da Karadeniz kıyısında Şile’yi geçtiğiniz yerlerde kar yağıyor olabilir ama İstanbul olarak baktığımızda bulunduğumuz yere kar yağdı mı? Yağmadı” dedi.
Prof. Dr. Levent Kurnaz, “1987 kışında bu bulunduğumuz yerde bir metreden fazla kar vardı. Dolayısıyla yağdığı zamanlar oldu mu, oldu. 2003’te, 2004’te falan bayağı kar yağdığı zamanlar oldu ama bunu epey zamandır söylüyoruz, Türkiye’de yaklaşık olarak Sivas’ın batısına artık pek kar düşmesini beklemiyoruz. İstanbul zaten çok kar yağan bir yer değil ama bu sene Ankara’ya da çok fazla bir kar yağmadı. Dolayısıyla biz artık yavaş yavaş bu bölgelerde karın çekildiğini görmeye başlayacağız. Uludağ’a bile baktığımızda Uludağ’da bile parçalı kaldı kar. Dolayısıyla artık Batı’da çok fazla kar yok. Kar görmek isteyen Kars’a, Sarıkamış’a gidecek” diye konuştu.

Levent Kurnaz
“2030 YILINDA KAR YAĞMASI SÜRPRİZ OLACAK”
Gelecek yıllarda İstanbul’da kar yağışının beklenen bir sürpriz haline gelebileceğini dile getiren Prof. Dr. Levent Kurnaz, “Gittikçe kar yağışı azalıyor. Her yağan kar yağışı biraz daha sürpriz olacak. İstanbul’un normali artık bu ya da buna benzer bir hava. Bundan sonra artık Nisan başı gibi yazlık kıyafetleri giyeceğiz, böyle devam edecek. Kar yağarsa ‘Ne kadar güzel sürpriz oldu’ diyeceğiz. Son 5 yıl veya 10 yıl içerisinde değil, bu yavaş yavaş bu hale gelen bir durum. 1980’den bugüne baktığımız zaman düşen kar miktarı azala azala bu seneyi buldu, yani hiç kar yağmadı. Daha önce de hiç kar yağmadığı oldu mu, oldu. Yalnız bu gittikçe artacak. 2000 yılında kar yağması sürpriz değilken, 2030 yılında İstanbul’a kar yağması sürpriz olacak” dedi.
]]>Bayram kahvaltısını vatandaşlarla yapan Yeğin, Sancaktepelilerle sohbet edip hatıra fotoğrafı da çekildi.
“ÜLKEMİZDE ÖNEMLİ BİR DEĞİŞİM SÜRECİ YAŞANIYOR”
Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin, Türkiye’de önemli bir değişim süreci yaşandığına dikkat çekerek şöyle konuştu:
-İnşallah her günümüz bayram gibi geçer. Her günümüzü bayram gibi yaşarız. Sağlıklı bir şekilde, sevdiklerimizle birlikte güzel günler geçiriyoruz. İnşallah daha güzelleri daha mutluları gelecek.
-Ülkemizde önemli bir değişim süreci yaşanıyor. Büyük şehirlerimizde, İstanbul’un önemli ilçelerinde bu değişim sürecinin toplumun tamamında umut olmasını, heyecan olmasını diliyoruz ve bunun için yıllardır mücadele ediyoruz. Siyasi süreçleri çok fazla hayatımızın her noktasına katmamamız, sürdürmememiz lazım.
-Önemli olan bu değişim süreçlerinden sonra toplumun tamamına hizmet edebilmek. Toplumun mutluluğu, huzuru, birlikteliği, beraberliği için çalışmalar yapmamız gerekiyor. Bugün burada toplanma amacımız da buydu.
-Bir bayram sabahı toplumun bütün kesimleriyle hiçbir siyasi partinin farkı gözetmeksizin düşünce, inanç, yöre, memleket, siyasi bir ideoloji farkı gözetmeksizin toplumun bütün kesimleriyle bugün bu aradayız.
-Ben herkesi görüyorum. Herkesi tanıyorum. Her düşünceden insanımıza, abimiz, ablamız, kardeşimiz, dostumuz bir aradayız. Bugün bayram. Sancaktepe’de her günü bayram gibi yaşamak için mücadele edeceğiz.

“SANCAKTEPE BELEDİYESİ SİZLERİN”
-Bu sürecin en önemli parçası bundan sonraki süreçler olacak. Sancaktepe Belediyesi’nin tam önündeyiz.
-Sancaktepe Belediyesi aslında sizlerin, hepimizin. Belediyeyi yönetenler, belediye başkanı en başta olmak üzere bir gün geldikleri gibi gidecek. Ben de bu göreve onurlu bir şekilde, mücadele ederek geldiğim gibi bir gün gülerek, hüzünlenerek buradan ayrılacağım. Önemli olan buradan gittiğimizde sizlere hizmet edebilmiş olmanın gururunu yaşamak.
-Sizleri mutlu edebilmenin onurunu yaşayarak buradan gideceğiz. Bu kente hep birlikte sahip çıkalım. Bu kent sadece belediyeyi yönetenlerin değil, halkındır.
-Hep beraber bu kentin bütün sorunlarını, bütün kaynaklarını doğru bir şekilde yöneterek çözeceğiz” ifadelerini kullandı.
“BU BİNANIN GİRİŞİNDEN MAKAM ODASINA KADAR HER YERİ HALKINDIR”
Sancaktepe Belediye binasının tartışmalara konu olduğunu ifade eden Yeğin, şöyle konuştu:
-Sancaktepe Belediyesi sizin eviniz. Bu aralar çok tartışılıyor belediyemiz. Ben bundan çok mutsuzum, huzursuzum. Çünkü biz çok iş yapmaya geldik. Ama ne yazık ki belediyemiz çok fazla tartışılıyor.
-Toplumun bazı şeyleri öğrenmesini sağlayacağız, görmesini sağlayacağız. Bu binanın girişinden en üst kattaki makam odasına kadar her yeri halkındır. Halka açık bir belediye binası olacak. Halkın ulaşabildiği bir belediye binası olacak. Sorunlarınızı Belediye başkanının makamında konuşabileceğiniz bir belediye binası olacak.
-Her bir yurttaşımızın bir belediye hizmeti noktasında hizmetin gecikmesi, hizmetin size ulaşması, çözümü noktasında sorun yaşarsanız ikinci defa geleceğiniz yer, belediyenin dördüncü katındaki başkanlık odası olsun.
-Gelin sorunlarınızı bizlerle paylaşın. Çünkü bizim sizin sorunlarınızı çözmek için tam 2 bin 750 kişilik bir yol arkadaşımız var. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
-Allah hepinizden razı olsun. İyi bayramlar diliyorum. Huzur içinde, mutluluk içinde bir bayram geçirmenizi diliyorum.
]]>Türkiye’de 2011’de 99 bin 865, 2012’de 100 bin 624, 2013’te 102 bin 120, 2014’te 107 bin 337, 2015’te 109 bin 978, 2016’da 106 bin 460, 2017’de 108 bin 297, 2018’de 125 bin 768, 2019’da 140 bin 858, 2020’de 125 bin 948, 2021’de 167 bin 188, 2022’de 181 bin 698, 2023’te 171 bin 213 çocuk velayete verildi.
SON 7 YILDA YÜZDE 58,1 ARTTI
Son yıllarda boşanma ve velayete verilen çocuk sayısındaki artış dikkati çekti. 2010’dan sonraki verilere yıllara göre velayete verilen çocuk sayısında sürekli artış gerçekleşti.
2010’da 96 bin 366 olan velayete verilen çocuk sayısı 2016’da 106 bin 460’a ulaştı. Artış 2017 yılından sonra daha fazla oldu. 128 bin 411 çiftin boşandığı 2017’de velayete verilen çocuk sayısı 108 bin 297 oldu. Son 7 yılda ise velayete verilen çocuk sayısı yüzde 58,1 arttı.
YILLARA GÖRE BOŞANMA SAYISI
Yıllara göre 2010’da 118 bin 568, 2011’de 120 bin 117, 2012’de 123 bin 325, 2013’te 125 bin 305, 2014’te 130 bin 913, 2015’te 131 bin 830, 2016’da 126 bin 164, 2017’de 128 bin 411, 2018’de 143 bin 573, 2019’da 156 bin 587, 2020’de 136 bin 570, 2021’de 175 bin 779, 2022’de 182 bin 437, 2023’te 171 bin 881 çift boşandı.
BOŞANMALARDAKİ EN BÜYÜK NEDEN…
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ali Erdoğan, mutlu birliktelik hayaliyle başlayan evliliklerde boşanarak yollarını ayıran çiftlerin sayısında son dönemde artış yaşandığına dikkati çekti.
Çiftlerin evlilik sürecinde birbirlerinin olumlu veya olumsuz yönlerini değerlendirememesinin boşanmalardaki en büyük neden olduğunu aktaran Doç. Dr. Erdoğan “Evlilik süresinde sadece olumsuz yanları, evlilik öncesinde ise sadece olumlu yanlarını görebiliyorlar. Bu nedenle bir kişinin hem olumlu hem olumsuz yanları olabileceğini, burada birbirine saygı göstermesi gerektiğini unutuyorlar. Bu nedenle olumsuz yanlarını ön plana çıkarıyorlar. Özellikle de evliliğin ilk yıllarında boşanma vakaları artıyor. Bir diğer önemli boşanma nedeni ise bireylerin psikolojik rahatsızlıkları. Özellikle alkol ve madde kullanım bozukluğu gibi durumlar da boşanmanın en önemli nedenleri arasında ve evliliklerin bitmesine, boşanmaların artmasına neden olabiliyor” dedi.
SİGARA VE MADDE KULLANIMI ARTABİLİYOR
Boşanma sürecinde erkek ve kadınların ruhsal etkilenmeler gösterdiğine değinen Doç. Dr. Erdoğan “Çocukları var ise çocuklarda da belli ruhsal etkilenmeler görülebiliyor. Boşanan çiftlerin çocuklarında kaygı bozuklukları, depresyon gibi hastalıklar görülebiliyor. Çocuklardaki ruhsal hastalıklar yetişkinler gibi semptomlar göstermiyor. Çökkünlük, mutsuzluk gibi belirtiler yerine daha agresif olma, okul başarısında düşme, arkadaş çevresinin değişmesi, sigara ve madde kullanımı gibi olumsuz tutumların artması gibi belirtiler verebiliyor. O nedenle özellikle boşanma sürecindeki ailelerin mutlaka çocuklarını çocuk ergen psikiyatri polikliniğine götürmelerini öneriyorum. Çocuklar bu süreçte özellikle ergen döneminde çok hassas olup, çok fazla etkilenebiliyorlar” diye konuştu.
İDRAR KAÇIRMA, YEME BOZUKLUĞU VE SİNİRLİ DAVRANIŞLAR
Çocukların yetişkinler gibi bazen sıkıntılarını ifade edemediğini dile getiren Doç. Dr. Erdoğan “Çocuğun okul başarısı düşmeye başlıyor, okuldan kaçıyor, arkadaş çevresi değişiyor, arkadaşlarıyla kavga ediyorsa, daha sinirli, olumsuz tutumlarının artması gibi belirtiler varsa mutlaka profesyonel destek alınmasında fayda var. Özellikle de 7 yaşına kadar olan çocuklarda idrar kaçırma, yemek yeme bozukluğu gibi farklı belirtiler görülebiliyor” dedi.
EVLİLİĞİN OLUMSUZ BİR ŞEY OLDUĞU İNANCI OLUŞUYOR
Boşanan çiftlerin çocuklarının ilerleyen hayatlarında evlilik ile ilgili düşüncelerinin etkilendiğini aktaran Doç. Dr. Erdoğan, “İleriki yaşlarda evliliğe tutumları olumsuz olabiliyor. Özellikle ailelerin çocukların yanında yaptığı yoğun kavga, saygısız davranışları ilerleyen yıllarda bu bireylerin evliliğin olumsuz ya da kötü bir şey olduğu inancının oluşmasına neden olabiliyor. Bu da bireylerin evlilikten uzak kalmasına, yalnızlaşmasına, ikili ilişki kurmada zorluklara neden olabiliyor” diye konuştu.
‘BOŞANMA KARARINDA ÇOCUĞA ‘ETKİSİNİN OLMADIĞI’ MESAJI VERİN’
Boşanma aşamasındaki ebeveynlere tavsiyede bulunan Doç. Dr. Erdoğan, “Boşanma aşamasında çiftler, bu kararın iki yetişkinin kararı olduğu ve çocuğun etkisinin olmadığı mesajını çocuğa çok iyi şekilde vermeli. Çocukların bu durumlarda kendini suçlama, ‘Acaba benim yüzümden mi boşanıyorlar, benim yaptığım bir davranış mı buna neden oldu’ gibi inanışları olabiliyor. Bunun iki yetişkinin kararı olduğu, çocuğun bu kararda herhangi bir etkisinin olmadığı özellikle belirtilmeli. Her iki tarafın boşansalar da ayrı yaşasalar da çocuğu sevecekleri, ona destek olacakları yönünde mesaj vermeleri önemli. Çocukla ilgili sıkıntı gözlemlendiğinde çocuk ergen psikiyatriden destek alınmasını öneriyorum.”
]]>CHP lideri bayram namazı sonrası hemşehrileriyle bayramlaşıp, bir süre sohbet etti.
Özel’e bayram namazında Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek eşlik etti.
Namaz sonrasında gazetecileri açıklamalarda bulunan Özel, şunları söyledi:
-Manisa’mızdan, baba ocağı, ana kucağımızdan bütün Türkiye’nin, bütün vatandaşlarımızın bayramlarını kutluyoruz. Burası Manisa Hatuniye Camii’nin önüdür. Manisa’nın Selçuklu’dan kalan en eski camidir.
-Manisa’da hemen hemen her şey burada başlar, burada biter. Doğan çocuğa buradan gelen hoca kulağına ezan okur, ismini söyler. Günü geldiğinde Hakka kavuşulduğunda da buradan uğurlanır. Manisa’daki cenazelerin neredeyse tamamı.
-Bugün her bayram olduğu gibi yine Manisa Hatuniye Camii’ndeyiz. Bu kez yanımda halkımızın teveccühleriyle Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen sevgili Ferdi Zeyrek Büyükşehir Belediye Başkanımızla birlikte namazımızı kıldık.
-Öncelikle buradan Manisa’da, Türkiye’de yaşayan hangi siyasi görüşten olursa olsun tüm vatandaşlarımızın bayramını kutluyorum.
-Başta Filistin coğrafyası olmak üzere İslam coğrafyası üzerinde ve dünyada çatışmaların sürdüğü, gözyaşının sürdüğü her yere bir an önce barış çağrımızı tekrarlıyoruz.
-Bugün bayram yapamayan çocukların olduğu bir dünyada, çocuk açlığına çarenin bulunduğu ve ülkemizde bayrama bayram sevinciyle ulaşamayan, bayramdan beklentisi bayrama vardığındaki beklentileri gerçekleşmeyen herkesin beklentilerinin gerçekleşeceği bir sonraki Kurban Bayramı’na kadar üzerimize düşen tüm sorumlulukları hatırlatmakla başlamak istiyorum.
”MİLLETİMİZ HER BİRİMİZDEN GÖREV BEKLEMEKTEDİR”
’10 bin lira gibi bir sefalet ücretine mahkum olan emekliler olmak üzere bu ülkede asgari ücretliler, çiftçiler, zor durumda olan esnaflar ve maalesef her gün sayıları artan işsizler, işsiz gençler vardır. Bunlar için hep birlikte çalışmalıyız” sürdüren Özel, şunları kaydetti:
-Bunun için milletimiz siyasi parti ayrımı gözetmeksizin her birimizden görev beklemektedir. Vazife beklemektedir.
-Bu sorumluluğun bilincinde bu ülkede her çocuğun bayram yaşayabildiği, her yaşlının bayram sofrasını gönlüne göre kurabildiği ve herkesin bayram sevincini birlikte idrak edebildiği yarınlar için hep birlikte çalışmak durumundayız.
-Hem hepimizin Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm Müslümanların bayramını kutluyoruz. Hem de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve bizimle bayram sevincimizi paylaşan gayrimüslimlerin, diğer dinlerden olanlarında bizlere ilettikleri sıcak bayram sevinçlerini, aynı onların bayramlarını hep birlikte kutladığımız gibi bayram tebriklerini kabul ediyoruz. Dünya üzerinde gözyaşı akan tek çocuk kalmayana kadar hep birlikte mücadele edeceğiz.
-Bugün aynı zamanda polislerimizin günüdür, haftasıdır. Tüm emniyet güçlerimizin gününü, haftasını kutluyoruz.
-Sınır boylarında görev yapan Mehmetçiğin ayağına taş değmesin. Şehitlerimizi bir kez daha rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz. Bütün vatandaşlarımızın bir kez daha bayramlarını kutluyoruz.”
“ABESLE İŞTİGALDİR”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Ramazan Bayramı dolayısıyla yayınladığı mesajında “Türkiye Cumhuriyeti sandıkta kurulmamıştır. Türk tarihi sandıkta yazılmamıştır. Herkes aklını başına almalı…” ifadelerinin sorulması üzerine Özel, şunları söyledi:
-Şimdi bir kez temel prensip olarak bayramı bayram gibi yaşamak lazım. O yüzden sayın Bahçeli’nin açıklamalarını bayram arifesinin ruhuna uygun bulmadım, oldukça sert buldum. Sayın Bahçeli sonuçta biz muhalefet istiyor.
-Ben muhalefete muhalefet etmem ama sayın Bahçeli, iktidara muhalefet etmeyip; iktidara destek verip muhalefete muhalefet ediyor. Canı sağ olsun. Onun da canı sağ olsun.
-Burada aslında bu kadar olsa o sert cümlelerin hiçbirisine cevap vermek istemem ama sandık meselesi önemli. Bir yerde kim ‘demokrasi sandık değildir, başka şeylerde vardır’ diyorsa demokrasinin karşısındaki en büyük tehdit odur.
-‘Bu ülke sandıkta kurulmadı’ demek dilim varmaz ‘cehalet’ demeye dil sürçmesi olduğunu kabul etmek isterim. Kurtuluş Savaşı hani dünyada bir ülke sandıkla kurulduysa bu ülke kurulmuştur. İki sandık vardır; bir küçücük evladının battaniyesini sandıkların üstünü örtüp cepheye mermi taşıyan annelerin sakındık sandıklardaki mermilerle kurulmuştur.
-İki, bu ülke 23 Nisan 1920’de kurulan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yönettiği Kurtuluş Savaşı’yla kurulmuştur.
-Kurtulmadan önce bir de kuruluşu öncelemiş, milli iradeyi öncelemiş, halkın iradesini öncelemiş bir liderin kurtardığı ve kurduğu bir ülkeye sandık yani demokrasiyle kurulmamıştır demek gerçekten abesle iştigaldir.”
“BAYRAMIN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE BİZ DE ONU AFFEDERİZ”
“Bu ülkede 23 Nisan 1920 günü sayın Bahçeli’nin benim öğretmeme ihtiyacı yoktur muhakkak ama ben tekrarda sınırsız fayda görüyorum” diyen Özel, şöyle devam etti:
‘-23 Nisan 1920 Cuma günü bu ülke önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve birinci meclisin mensuplarının kıldıkları Cuma Namazı’ndan sonra dualarla açılmış ardından aldığı ilk karar dört Mazbata Tetkik Komisyonu’dur. Dört kişilik mazbata tetkik komisyonu 23 Nisan günü sabaha kadar çalışmıştır.
-Bir tanesi de Mustafa Kemal Atatürk’tür. İllerden gelen mazbatalar doğru mu, yanlış mı diye bakmışlardır. Hakikaten Meclis-i Mebusan için son yapılan seçimde onlar mı seçilmiştir diye bakmışlardır. Hakikaten Meclis-i Mebusan’ın mensubu mu diye Meclis-i Mebusan mensubu değilse Meclis-i Mebusan’da temsilcisi olmayanlardan temsilci istenmiştir. ‘Seçilerek mi gelmiştir? Elindeki mazbata doğrudur mu?’ diye sabaha kadar bakmışlar.
-Meclis gerçek anlamda Sinop mebusunun ilk açılış konuşması haricinde yapılan Tetkik Komisyonu’ndan sonra esas toplantısını 21 Nisan 1920’de yapmış ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk milletin temsilcilerine 9 saati geçen süreyle Milli Mücadele’nin gereğini anlatmış ve oradan sonra bu ülke kurtulmuş, bu Cumhuriyet kurulmuştur.
-O yüzden bu ülkede, bu dünyada ülkesini böyle kendiliğinden bulmuş olanlar, yolda bulmuş olanlarla bizi kimse karıştırmasın. Bu ülke de ayıptır söylemesi genel başkanlığını yaptığım bu parti de savaş meydanlarında kurulmuştur.
-Savaş meydanlarında bu ülke kurtulmuştur. Bu savaşın komutanı Türkiye Büyük Millet Meclisi olmuştur.
-Üçer aylık dönemlerde başkomutanlık görevini Mustafa Kemal Atatürk’e devretmiş. Üç ayda bir yeniden oylama yapmıştır.
-‘Bu ülke sandıkta kurulmadı’ demek ve sandık dışını çare göstermek bugüne kadar önüne gelen herkese darbeci diyenlerin herhalde sürçü lisanıdır ki bayramın yüzü suyu hürmetine biz de onu affederiz.
”DEVLETLE MİLLET KARŞI KARŞIYA GELİRSE MİLLET KAZANIR”
*Bu topraklarda ne zaman devletle millet karşı karşıya gelirse millet kazanır. Millet devlet kurar, devletler millet kurmaz.
-Millet devleti kurar, geliştirir, anayasasını değiştirir. Millet ne derse o olur. Son seçimlerde milletle devleti karşı karşıya alanlar, devletin kamu görevlilerini, televizyonunu, Anadolu Ajansı’nı bir siyasi partinin emrine sokup, milletin karşısına dikenler bundan ders alsınlar. Ne zaman millet devlet karşı karşıya 1983’te ‘asker seç’ diyenlere Özal seçilmiştir.
-Ne zaman millet, devlet karşı karşıya, devletin, bu milletin evlatlarının ne giyeceğine devlet karışmıştır.
-Ne zaman devletin bazı unsurları milletin karşısında 15 Temmuz ve ne zaman bu seçim, ne zaman milletin karşısına devleti dikerseniz millet kimseyi dinlemez; milletin dediği olur. Sonra devlet yeni şeklini alır. Milletin dediği: ‘Demokrasidir, barıştır, huzurdur. Kimsenin birbirini ayırmadan bayram kutlamasıdır.
-Kimsenin aç kalmadan yatağa girmesi yoksulluğun bitmesidir. O yüzden bize türlü çeşit akıllar verenlere şunu söylüyoruz; aklınızı başınıza alın. Destek verdiğiniz hükümetle birlikte, o hükümetin geçen yıl millet tarafından görevlendirdiğini unutmadan bu milletin derdine çare olunuz.
-Açlığı, yoksulluğu bitiriniz. Staj mağdurlarını emekli ediniz. Atanmayan öğretmenleri atayınız. Bağkurluların sorunlarını görünüz. Bundan sonra bu insanların yüzünü güldürün. Bu ülke sizden kavga değil, icraat beklemektedir. Biz bu ülke için kavga değil, icraat yapacağız.
“SİYASİLER KAVGA ETMEK YERİNE BU MİLLETE HİZMET EDECEK”
-Ferdi Zeyrek kardeşim; Manisa için kavga yapmayacak, icraat yapacak. Az önce camide namaz bittikten sonra bir büyük bayramlaşma yapıldı. Hocamızla, müftü yardımcımızla, belediye başkanımızla birlikte bayramlaştık.
-O camide bayramlaşmayan, kendini dışarı çıkaran, birbirine sarılmayan tek bir kişi yoktu. Demek ki milletin talebi budur. Siyasiler de didişmek yerine, birbiriyle kavga etmek yerine bu millete hizmet edecek.”
“BENDEN YANA BİR HAKKI VARSA HELAL OLSUN”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’nin ardından seçimli olağanüstü kurultay kararı alınan İYİ Parti’de Meral Akşener’in genel başkanlığa yeniden aday olmamasına ilişkin gelen soruyu ise şöyle yanıtladı:
-Sayın Akşener bu ülkeye önemli hizmetleri olmuş çok kıymetli bir siyasetçidir. İYİ Parti gibi genç, yeni bir partiyle Türkiye siyasetinde önemli bir arayış içine girmiştir. Geçmiş dönemde birlikte ittifak olduğumuz bu Cumhuriyet Meydanı’nda ortak mitingler yaptığımız günlerimiz olmuştur.
-Tabii ki tüm siyasi partilerin iç işleri kendi işleridir, liderlerin kararları kendi kararlarıdır. Hayırlı uğurlu olsun. Geçmiş dönemde aramızda birtakım siyasi tartışmalar, kendisinin bizlere birtakım eleştirileri olmuştu. O zaman ‘canı sağ olsun’ demiştim. Bugün de benden yana bir hakkı varsa helal olsun.
”Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayıp bayramını kutlayacağım” sözünün hatırlatılması üzerine ise CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Bugün Sayın Erdoğan’dan başlayarak tüm siyasi parti liderlerini arayacağım. Geçen bayramda da ben tüm siyasi parti liderlerini aradım. Sadece sayın Erdoğan birkaç gün önce seçilmiş olmama rağmen bir tebrik telefonu açmadığı için aramamıştım. Ama aradan bir seçim geçti. Artık biz ikinci parti değiliz, birinci partiyiz. Birinci partinin lideri olma sorumluluğuyla tüm siyasi partilerin liderlerini arayacağım. Sayın Erdoğan’ı hem Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genel başkanı sıfatıyla hem Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sıfatıyla arayıp bayramını tebrik edecek.” diye konuştu.
]]>Sportmen ekibi de yoğun gündemi masaya yatırdı, çarpıcı tespitler yaptı.
– TFF’nin 18 Temmuz’daki seçim kararını nasıl değer lendiriyorsunuz?
ERCAN TANER: Çok geç bir tarih. Türk futbolunun kaybedecek bence bir günü bile yok. Umarım kongre erken olur. Kulüpler de bunun için uğraşıyorlar. Çoklu aday olması en büyük dileğim. Futbol federasyonunun 18 Temmuz’a kadar futbolumuza fayda getireceğine inanmayanlardanım.
BAHADIR ÇOKİŞLER: Mehmet Büyükekşi terör örgütü Fetö’nün bylock uygulamasını kullandığı iddiasını yalanlamaması nedeniyle başından beri benim için soru işaretiydi. Hele ki tek adayla seçime girmesi kusura bakmayın ama siyasetin atadığı isim olarak tescillendi. Halbuki Ahmet Nur Çebi, eğer kaypak kulüp yöneticileri olmasaydı, şimdi TFF’nin başındaydı. “Ahmet Abi” modeli ile bu krizler yaşanmayacaktı. Benim için mevcut TFF yönetimi fiilen görevini tamamlamıştır. En kısa sürede seçime gitmelidir. Milli Takımımız önemli bir turnuvaya yenilenmiş, arınmış bir yönetimle gitmelidir
YASİN YILDIRIM: Seçimler bitti, TFF gitti. Bu işin Türkçesi bu. Çok geç kalınmış bir karar. Riyad krizi yaşandığı gün istifa gelmeliydi. Bugün imzalar toplansa bile seçim süreci 2 ayı bulacak. Asıl önemli olan artık herkesin saygı duyacağı güçlü bir figürü TFF Başkanı seçip, kurullarda köklü değişikliğe gidilmesi. Yoksa Mehmet gider Ahmet gelir, değişen hiçbir şey olmaz.

“NASİP İLE HASİP GİBİ”
– Galatasaray’ın Süper Kupa’daki sevincini eleştirenler var.
BAHADIR ÇOKİŞLER: Galatasaray ile Fenerbahçe otobüsleri yan yana gelse gidecekleri yere kadar yarışırlar. Zeki Alasya ile Metin Akpınar’ın Hasip ile Nasip filmi vardır. Aslında biz futbolseverler onların arasındaki tatlı rekabeti özledik. Genel kurulda Galatasaray’ın kurucusuna küfür edilince Icardi’nin gol attıktan sonra sevinmesine şaşırmıyorum. Tek taraflı centilmenlik olmaz. Artık bir sulh sağlanmalı.
ERCAN TANER: Eleştirenler de haklı ‘Futboldur gol olur’ diyenler de… Maç başladıktan sonra hiçbir şey belli olmaz. İnsanlar gazozuna maç yapsalar bile gol atmak isterler mahallede.
YASİN YILDIRIM: Fenerbahçe yapacağı protestoyu Galatasaray’a bir şekilde anlatsaydı bu görüntüler yaşanmazdı. Karşısında size karşı mücadele etmeye çıkmışça maça başlayan U19 takımı olursa siz de gider golü atarsınız.

“HER ŞEY DİPTE ÇÖZÜM ZOR”
– Fenerbahçe, Süper Kupa protestosunda haklı mıydı?
BAHADIR ÇOKİŞLER: Süper Kupa maçına çıkmayan Fenerbahçe için “Urfalı futbolseverler cezalandırıldı” diyenler acaba sarsılan adalet duygusu ile futbolumuzun ne kadar yara alacağının farkında mı? Başkan Ali Koç’a katılmadığım nokta mağduriyetlerin sorumlusu olarak Galatasaray’ı da ilişkilendirerek ezeli dostluğa büyük zarar vermesidir.
ERCAN TANER: Fenerbahçe kongreden yetkiyi aldı. Özellikle Rize dönüşü 9 yıl önce yapılan terörist saldırı hala camia olarak unutulmamış durumda. Ben de bir kez daha soruyorum: Fail ya da failler nerede? Haklı ya da haksızlık dışında bundan sonraki adımları merak ediyorum. Türk futbolunda bu sene kadar problemli bir sezonu hatırlamıyorum. Şu anda her şey dipte, çözüm zor.
YASİN YILDIRIM: Fenerbahçe protestoyu da beceremedi. Faydadan çok zarar ve prestij kaybı getirdiğini düşünüyorum. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş bu ligde TFF’den şikayet edecek son üç kulüp. Fenerbahçe son 20 senenin hesaplaşmasını Süper Kupa Finali’ne çıkmayarak yapamaz. Daha önce de Beşiktaş çıkmadı, ne düzeldi? Ali Koç ligden çekilme resti çekip, daha sonra bunu tabiri caizse eline yüzüne bulaştırdı.

“O GÖRÜNTÜLER FENERBAHÇE’Yİ MOTİVE EDER”
– Süper Kupa finali Galatasaray-Fenerbahçe gerilimini nasıl etkiler?
ERCAN TANER: Açıklamalar bakınca gerilim azalmış değil. Yöneticilere, futbolculara, hakemlere biz medya çalışanlarına büyük görevler düşüyor. Toplumu germenin hiçbir anlamı yok. Ortada sadece bir şampiyonluk var.
YASİN YILDIRIM: Fenerbahçeli futbolculara Galatasaray’ın Urfa’daki sevinci büyük motivasyon olacaktır diye düşünüyorum. Gerilim devreye girilmezse daha da artacaktır. İş derbiye kalırsa Trabzonspor maçı sonrasında yaşananların daha geniş çaplısını yaşarız diye düşünüyorum.
BAHADIR ÇOKİŞLER: Fenerbahçe yaptığı propaganda ile “Şampiyon kim olur?” diye kimse konuşmuyor. Fenerbahçeli futbolcuların mevcut durumda geriden gelmesi ama bunun yanı sıra kenetlenmesi bir motivasyon kaynağı olabilir.
]]>BAYRAM MESAJLARI
Bayram mesajları, bir arada olmamayacağınız anlarda bayram mesajları duygularınızı aktarmaya yardımcı oluyor. İşte sevdiklerinize gönderebileceğiniz birbirinden özel bayram mesajları;
Ramazan Bayramınız kutlu olsun! Sevdiklerinizle birlikte sağlık, mutluluk ve huzur dolu bir bayram geçirmeniz dileğiyle.
Bayramınız mübarek olsun! Yüreklerinize mutluluk, evlerinize huzur dolsun.
Ramazan Bayramınızı en içten duygularımla kutlar, sevdiklerinizle birlikte nice mutlu bayramlar geçirmenizi dilerim.
Bayramınız kutlu olsun! Dualarınız kabul, gönülleriniz huzur dolu olsun.
Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutlar, sağlık, mutluluk ve sevdiklerinizle birlikte nice bayramlar geçirmenizi dilerim.
Ramazan Bayramı’nın sevgi, saygı ve hoşgörü duygularını pekiştirerek birlik ve beraberliğimizi güçlendirmesini diliyorum.
Bu mübarek bayramda ailemizle ve dostlarımızla birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
Bayramlar, dargınlıkların unutulduğu, barış ve sevginin hakim olduğu özel günlerdir.
Ramazan Bayramı’nın tüm İslam alemine huzur ve barış getirmesini niyaz ediyorum.
Sevdiklerinizle birlikte nice mutlu bayramlara!

UZUN BAYRAM MESAJLARI
Sevginin, hoşgörünün ve kardeşliğin bir araya geldiği Ramazan Bayramı’nın coşkusunu birlikte yaşamak ne güzel! Bu mübarek bayramda, dualarımızın kabul olması, sevdiklerimizle birlikte huzurlu ve mutlu günler geçirmemiz dileğiyle, Ramazan Bayramınız kutlu olsun.
Ramazan ayının sonunda geldiğimiz bu mübarek günlerde, bir kez daha bayram sevinciyle buluşuyoruz. Duaların kabul, günlerin huzur ve sevgi dolu olsun. Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutlar, sevdiklerinizle birlikte nice mutlu bayramlar dilerim.
Ramazan ayının manevi atmosferinden aldığımız güçle geldiğimiz bu bayram gününde, yüreklerimiz sevgi ve hoşgörüyle dolup taşıyor. Dualarımızın kabul olması, yüzlerimizin gülmeye, evlerimizin huzurla dolmaya devam etmesi dileğiyle, Ramazan Bayramınızı en içten duygularımla kutlarım.
Bugün bir kez daha kardeşliğimizi, dostluğumuzu ve birlikte olmanın değerini bir kez daha hatırladığımız, sevdiklerimizle bir araya gelip mutluluk dolu anlar yaşadığımız Ramazan Bayramı’nın coşkusunu doyasıya yaşayalım. Sağlık, mutluluk ve huzur dolu nice bayramlara, nice mutlu anılara…
Ramazan ayının feyiz ve bereketiyle geldiği bu mübarek günlerde, dualarımızın kabul, sevgi ve hoşgörünün hüküm sürdüğü bir dünya dileğiyle, Ramazan Bayramınızı en içten duygularımla kutlar, sevdiklerinizle birlikte nice mutlu bayramlar geçirmenizi dilerim.

KISA BAYRAM MESAJLARI
Sevdiklerinizle birlikte nice mutlu bayramlara!
Kalplerimiz sevgiyle, sofralarımız bereketle dolsun.
Ramazan Bayramınız mübarek olsun!
Bayramınız sevgi, huzur ve mutlulukla dolsun.
Birlik ve beraberlik içinde nice bayramlara!

AİLEYE BAYRAM MESAJLARI
“Sevgili ailem, Ramazan Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutlarım. Birlikte geçirdiğimiz her an benim için değerlidir. Sağlık, mutluluk ve huzur dolu nice bayramlar dilerim.”
“Değerli ailem, Ramazan Bayramı’nın sevincini ve huzurunu birlikte yaşamak ne güzel! Dualarımızın kabul olması, yüzlerimizin gülmesi dileğiyle, bayramınızı en içten şekilde kutlarım.”
“Sevgili ailem, bayramınız kutlu olsun! Rabbim birlik ve beraberliğimizi daim etsin, evimizi huzur ve mutlulukla doldursun. Nice sağlık dolu bayramlara!”
“Ailem, Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım. Hep birlikte geçirdiğimiz her an benim için değerlidir. Dualarımızın kabul olması, sevdiklerimizle birlikte nice mutlu bayramlar dilerim.”
“Sevgili ailem, Ramazan Bayramı’nın coşkusunu ve sevincini birlikte yaşamak ne güzel! Dualarımızın kabul olması, yüzlerimizin gülmeye devam etmesi dileğiyle, bayramınızı en içten şekilde kutlarım.”
“Değerli ailem, Ramazan Bayramı’nın huzur ve sevgi dolu atmosferinde bir araya gelmek, ne güzel bir duygu! Birlikte nice mutlu bayramlar geçirmemiz dileğiyle, bayramınızı en içten şekilde kutlarım.”

ARKADAŞA BAYRAM MESAJI
“Can dostum, Ramazan Bayramın kutlu olsun! Bu özel günü senin gibi değerli bir arkadaşımla kutlamak ne güzel. Sağlık, mutluluk ve huzur dolu bir bayram geçirmeni dilerim.”
“Arkadaşım, Ramazan Bayramın mübarek olsun! Dualarımızın kabul olması, yüzümüzün hep gülmeye devam etmesi dileğiyle, nice mutlu bayramlar geçirmenizi dilerim.”
“Sevgili dostum, bayramın kutlu olsun! Rabbim birlik ve beraberliğimizi daim eylesin, sevdiklerinle birlikte nice güzel anılar biriktirmenizi dilerim.”
“Dostum, Ramazan Bayramını en içten dileklerimle kutlarım. Hep birlikte geçirdiğimiz güzel anları hatırlayarak, yeni anılarla dolu nice bayramlar geçirmenizi dilerim.”
“Arkadaşım, bayramını kutlarım! Birlikte güldüğümüz, dertleştiğimiz, paylaştığımız nice güzel anılarımız olsun. Sağlık, mutluluk ve huzur dolu günler dileğiyle…”
“Sevgili dostum, Ramazan Bayramı’nın sevincini birlikte yaşamak ne güzel! Dualarımızın kabul olması, yüzlerimizin hep gülmesi dileğiyle, bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım.”
“Dostum, Ramazan Bayramınız kutlu olsun! Birlikte geçirdiğimiz her an benim için değerlidir. Sağlık, mutluluk ve huzur dolu nice bayramlar geçirmenizi dilerim.”
“Arkadaşım, Ramazan Bayramı’nın huzur ve sevgi dolu atmosferinde bir araya gelmek ne güzel! Birlikte nice mutlu bayramlar geçirmeniz dileğiyle, bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım.”
“Dostum, Ramazan Bayramı’nın bereketi ve coşkusuyla dolu dolu bir bayram geçirmeniz dileğiyle, bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım. Sağlık, mutluluk ve huzur dolu nice bayramlara!”
“Arkadaşım, bayramını kutlarım! Dualarımızın kabul olması, sevdiklerinle birlikte nice mutlu anlar biriktirmeniz dileğiyle, bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım.”

SEVGİLİYE BAYRAM MESAJLARI
“Sevgilim, Ramazan Bayramın mübarek olsun! Seninle birlikte olmanın mutluluğuyla, bu özel günü en güzel şekilde kutlamak istiyorum. Sağlık, mutluluk ve huzur dolu bir bayram geçirmen dileğiyle.”
“Canımın içi, Ramazan Bayramın kutlu olsun! Seninle birlikte nice mutlu bayramlar geçirmeyi dilerim. Dualarımızın kabul olması ve sevgimizin daim olması dileğiyle…”
“Aşkım, Ramazan Bayramını en içten dileklerimle kutlarım. Seninle her anımın değerini bilmek ve bu özel günü seninle geçirmek benim için büyük mutluluk. Nice sağlık dolu bayramlara…”
“Sevgilim, bayramın kutlu olsun! Seninle her anım bir bayram, her an seninle geçirdiğim günler mutluluk dolu. Rabbim birlik ve mutluluğumuzu daim eylesin.”
“Canım sevgilim, Ramazan Bayramı’nın huzur ve sevgi dolu atmosferinde seninle bir arada olmak ne güzel! Dualarımızın kabul olması ve sevgimizin daim olması dileğiyle, bayramını en içten dileklerimle kutlarım.”
“Aşkım, seninle Ramazan Bayramı’nın coşkusunu ve sevincini birlikte yaşamak ne güzel! Dualarımızın kabul olması ve yüzümüzün hep gülmeye devam etmesi dileğiyle, bayramını en içten şekilde kutlarım.”
“Sevgilim, bayramın mübarek olsun! Seninle birlikte geçirdiğimiz her an benim için değerlidir. Sağlık, mutluluk ve huzur dolu nice bayramlar geçirmen dileğiyle…”
“Canımın içi, Ramazan Bayramı’nı en içten dileklerimle kutlarım. Seninle her anımda Rabbime şükrediyorum. Sevgimizin ve mutluluğumuzun daim olması dileğiyle…”
“Sevgilim, Ramazan Bayramı’nın bereketi ve coşkusuyla dolu dolu bir bayram geçirmen dileğiyle, bayramını en içten dileklerimle kutlarım. Sağlık, mutluluk ve huzur dolu nice bayramlara!”
“Aşkım, seninle birlikte her an bir bayram! Ramazan Bayramın kutlu olsun, sevgilim. Dualarımızın kabul olması ve mutluluğumuzun daim olması dileğiyle…”
]]>– Ayşe Hanım, o güne gidelim, 30 Aralık 2022’ye… Son gördüğünüz gün, nasıl bir gündü, evden nasıl ayrıldı, nasıl vedalaştınız?
Bizim için aslında sıradan bir gündü. Her sabahki gibi, rutin. Büyük kızım bizden daha erken çıkıyor, o çıktı. Sinan uyandı, ben uyandım. Birlikte kahvaltı yaptık. Sinan bizden bir saat sonra çıkıyor. Her sabah olduğu gibi Zeynep’le saklambaç oynadı. Zeynep’i yorganın altına saklar, sonra bana seslenirler, “Annesi Zeynep nerede” diye. Sonra onu buluruz, hep birlikte gülüşürüz. Sonra vedalaştık, Zeynep’e sarıldı, biz çıktık. O gün keşke son bir kez sarılsaydım diye kaldı içimde. Zeynep’e sarıldı, “Hoşça kal” dedim, çıktık evden.
– Sonra telefon mu geldi size?
Okula gittim, saat 14.00 gibi telefonlar geliyor. “Yenge ne yapıyorsun” diye üst üste olunca aramalar anladım bir şey olduğunu. Onunla birlikte vurulan dayısının oğlu Selman yanındaydı, onu aradım. Haliyle açmadı. Yanında bir arkadaşı açtı, “Yenge hastanedeyiz, hastaneye gel, abim vuruldu” diye. O panikle çıktım, hastaneye gittim. Büyük bir kalabalık vardı hastanenin önünde. Anladım zaten.
– Anladım zaten ifadenizi biraz açalım. Siz bir tehlikenin içinde yaşıyorsunuz, tehdit alıyorsunuz, niye tehdit ediliyorsunuz?
Niyesini tehdit edenlere sormak lazım. Niye Sinan’ı kendilerine bir tehdit olarak gördüler, niye nefret ettiler, niye ötekileştirdiler? Niye bu kadar yapının dışına itmeye çalıştılar? Görevi bıraktığından itibaren Ülkü Ocakları mensupları, yöneticileri tarafından sistematik olarak itibarsızlaştırma politikası, tehditler, hakaretler, FETÖ’cülükle, hırsızlıkla suçlandı, tamamen gerçek dışı, hiçbiri ispatlanamamış iftiralar ve tehditlerle yaşadık biz görevi bıraktığından beri.
İSTESE MİLYONER OLURDU
– Birinin ya da birilerinin ayağına mı bastı Sinan Ateş?
Güçlü bir karakterdi. Güçlü bir figürdü, sevilen biriydi. Çok iyi biriydi, mütevazı, dürüst, çalmıyordu, çırpmıyordu. Eline çok fırsat geçti tahmin edeceğiniz gibi. İstese milyoner olurdu ama bizim umrumuzda değildi. Biz huzurlu, mutlu bir hayat yaşamak istedik. Okuyan, yazan, kitleleri arkasından sürükleyebilen bir adam ve tırnak içinde söylüyorum maalesef açığı yok, zaafı yok birileri için. Herhalde kendine rakip mi gördüler, bir gün bir şey olursa bizim önümüzü keser mi dediler artık, siz nasıl yorumlarsanız yorumlayın.
– Sinan Ateş bir ülkücüydü, siz de bir ülkücüsünüz. İdeolojisinden şüpheye düştü mü tehditler sırasında?
Tabii ki, biz bunların içinde nasıl yaşabildik, bu insanlar nasıl bu kadar kötü oldu? Nasıl bu iftiraları atıyorlar. Sanki o Ülkü Ocakları Başkanlığı yapmamış, o gruba dahil değilmiş de can düşmanlarıymış gibi nasıl davranabiliyorlar diye bunun kırgınlığını, üzgünlüğünü çok yaşadı.
– Hayali neydi, bir siyasi partinin başına geçmek istiyor muydu?
Ya olsa olurdu ama “Şunu olacağım” dediği ne vardı, mesela iyi bir profesör olmak istiyordu. Kızlarımızla, huzurlu, mutlu dünyayı gezmek istiyorduk.
– Nereye gitmek istiyordunuz?
İlk fırsatta bütün dünyayı gezmek istiyorduk, birlikte torunlarımızı sevmek istiyorduk. Birlikte yaşlanmak istiyorduk. Koltuk kaygısı yoktu, isteseydi inanın elde ederdi, o gücü vardı.
KIZARMIŞ EKMEK KOKUSU
– Kitabınızı okuduğumda şu cümlenizden çok etkilenmiştim: “Sevgilim Cennet böyle mi kokuyor” diyordunuz. Kokuyu tarif etmek zordur ama dener misiniz?
Kızlarla bazen oturup ağladığımız oluyor, bazen de oturup Sinan’la yaşadığımız güzel şeyleri konuşuyoruz. Ben üzerini örtmüyorum hiçbir şeyin, yüzleşiyoruz çocuklarımızla. O anda cennet kokusu derken belki bir kızarmış ekmek kokusu, mutlu anlarımızın kokusu. Biz birlikte büyüdük, 25 yaşında evlendik, okul arkadaşıyız. Aynı ideolojiye mensuptuk. Mutlu, huzurlu, mütevazı bir hayatımız vardı.
– Belki ideolojinin kendisine değil ama o ideolojiyi taşıyan insanlara karşı kırgınlığınız var mı?
Var, “Ben insanım” deyip, kendine bu sıfatı layık görüp de bu işe ses çıkarmamak, bilip de hiçbir şey söylememek, sanki hiçbir şey olmamış gibi yapmaları… Bir insan öldürüldü İpek Hanım. Hiçbir şey olmamış gibi davranmaları çok incitti. Ama şu anda geldiğim noktada hiç kimseden hiçbir şey beklemiyorum, sadece olması gereken olsun, adalet yerini bulsun.
KÜÇÜK KIZIM ÇOK KORKUYOR
– Adalet yerini bulacak mı sizce?
Ben inanıyorum. Bir tarafı eksik kalacak. Bakın kayınpederim adaleti beklerken vefat etti. Bir taraftan benim için şu çok önemli. Kızlarıma “Babanızın katili yakalandı, cezaevinde” diyebilmek istiyorum. Çocuklarım korkmadan uyumaya başlasın istiyorum.
– Korkuyorlar mı?
Özellikle küçük kızım çok korkuyor. Arabaya bindiğimizde ilk söylediği şey, “Anne kapıları kilitle.” Geceleri cam kenarına geçemiyor. Karanlıkta mutfağa gidip su içemiyor. Dedesi vefat ettiğinde ilk söylediği şey, “Anne sen de ölecek misin” oldu.
– Kızınız Zeynep Banuçiçek, yazdığınız kitapta hakim olup, adaleti sağlayacağını söylüyor. Ergenekon ve Balyoz mağdurlarının çocuklarıyla çok sık söyleşi yaptım. Bir çoğunda hak ve hukukun peşinden koşmak niyetini gördüm, hukukçu olmak istiyorlardı. Şimdi Zeynep Banuçiçek…
Evet, kızım Zeynep Banuçiçek hakim olmak istiyor. Maalesef her şeye maruz kaldılar. Her şey onların gözünün önünde oldu. Ne kadar görmesinler, duymasınlar diye çabalasam da internet var ve ellerinin altında. Siz ne biliyorsanız, ben ne biliyorsam çocuklarım da aynı şeyleri gördüler. Bir televizyonu açıyorlar, babaları…
HER KÖTÜLÜĞÜ BEKLERİM
– Öfkeliler mi?
İlk başta çok öfkelilerdi. Şimdi biraz daha sakinleştiler. Belki de bana yansıtmıyorlar, çünkü benim üzülmemi hiç istemiyorlar.
– Peki siz korkuyor musunuz?
İpek Hanım Sinan’ı güpegündüz, Ankara’nın en işlek, AKP Genel Merkezi’ne birkaç kilometre mesafede herkesin ortasında öldürdüler. Nasıl bir cesaret, bu güveni nereden alıyorlar? Bu kadar kendilerine güveniyorlarsa, bu kadar cesurlarsa ben bu insanlardan her türlü kötülüğü beklerim. Bunun vermiş olduğu korku elbette var.
– Size koruma verdiler mi?
Hayır, yok.
– Kimse size koruma tahsis etmeyi teklif etti mi?
Hayır.

ŞEREFLİ HAKİMLER GÖREVİNİ YAPSIN
– Tabii ki burada ‘katili siz biliyor musunuz’ diye sorsam cevap vermeyeceksiniz, ama aranızda bunu konuşuyor musunuz?
Bence katili herkes biliyor. Bunu bu devletin, şerefli, namuslu hakimleri, savcıları, polisleri görevini hakkıyla yerine getirecek, ben başka kimseden bir şey beklemiyorum. Kimseden bana yandaşlık yapmasını da istemiyorum. Herkes görevini hakkıyla yerine getirsin, onlar söylesin. Ben kim olduklarını biliyorum, ama somut olarak delilleri gösteremem. Bunu ortaya koyacak olan kurumlar, kişiler, şahıslar var. Hatta benim bilmediklerimi de bulsunlar ve ortaya koysunlar.
– Ne olursa bu olay aydınlanır?
Bazı dengeler değişirse…
– Sinan Ateş cinayeti siyasetin yüksek sesle konuşulan bir tür pazarlık konusu mu?
Yapmasınlar. Bir insanın hayatı, benim yavrularımın korkuları siyasi pazarlık konusu olmamalı.

Ayşe Ateş ile eşinin ofisinde buluştuk. Duvardaki tablo Sinan Ateş’in atlara sevgisinin göstergesi.
BİR TÜRLÜ TELEFON ŞİFRESİ KIRILAMIYOR NEDENSE?
– 1 yıl 3 ay oldu, hâlâ neden iddianame yok?
Tabii ki tedirginliklerimiz var. Sürekli yapılan savcı değişiklikleri söz konusu. Savcı görevden alındı, izne gönderildi vs. Bunlar bizim kafamızı karıştırdı. Dosya gizli, inanın biz de sizin bildiğiniz kadar biliyoruz. Kimse bizimle bir şey paylaşmıyor. Oradan buradan duyduklarımızı da dikkate almıyoruz açıkçası. Ben biraz da gerçekçi bir insanım. Somut bir şeylerin önümüze konulmasını istiyoruz. Dedikodularla bir yere varılamayacağını düşünüyorum. Tedirginliğimiz var mı, çok büyük tedirginliğimiz var. Bu kadar sessizlik, iddianamenin bu kadar uzun zamandır çıkmaması, “Acaba deliller karartılacak mı” hissi uyandırıyor. Serdar Öktem hastalanıp, hastaneye götürülünce üst düzey bir yöneticiyle görüştüğü iddiası var. Bunlar tabii ki duyduğumuzda tedirgin ediyor. Serdar Öktem, bu davada kilit isim. Efendim bir türlü telefonundaki şifre kırılamıyor, ne hikmetse.
Sayın cumhurbaşkanı bu vebalin altına girmeyecektir
– Sinan Ateş’in içinden çıktığı camia sessiz, en çok eleştirilen bu. Sinan Bey’in babası Musa Ateş, ölmeden evladının arkasından şu soruları sormuş, siz de kitabınıza almıştınız “Ben devletimiz için gazi oldum. Ülkü Ocakları Genel Başkanı’nı kim, hangi cesaretle şehit edebilir?” diye isyan etti adeta. Soruları vardı, “Ülkücüler buna nasıl sessiz kalabilir? Peki devletimiz nerede? Neden Sinan’ı vurdurtanlar tutuklanmıyor, bu kadar insanı bir torbacının bir araya getirdiğine devletimiz inanıyor mu” diyor. Bunlar aslında hepinizin cevabını bildiği sorular mı Ayşe Hanım?
Bu soruları ben de çok sordum. Ben artık bu yükü taşıyamıyorum. Omuzlarımda ağır bir yük var. Ben devletimi yanımda görmek istiyorum. Ama ben Sayın Cumhurbaşkanımızın bunu reva göreceğini zannetmiyorum. Mutlaka benim çağrıma cevap verecek. Bu vebalin altına gireceğini düşünmüyorum.
– Aile olarak neden yardımı sayın Cumhurbaşkanından bekliyorsunuz. Hiç MHP demiyorsunuz?
Benim muhatabım Sayın Cumhurbaşkanı. Bu devleti şahsı yönetiyor. Onun iradesiyle yapılması gerekenlerin yapılacağını düşünüyorum. MHP’den hiçbir cevap da beklemiyorum, hiçbir şey beklemiyorum.
– Bir kesim bu kadar insanı bir torbacının bir araya getirmesine inanılmasını bekliyor, siz hiç inandınız mı?
Aklı kiraya verilmiş, uyumuş bir kesim evet. Benim inanmam mümkün mü, akıl dışı.. 8-10 yaşındaki çocuk bile güler. Katilleri eskortluk yaparak buraya polisler getiriyor, eğitim alıyorlar, profesyonel katil oldukları çok belli. Gayet öldürme amaçlı ateş ediyorlar. Siyasi uzantıları var, bu siyasi bir cinayet çok açık. Ülkü Ocakları Genel Başkanı’nı güpegündüz sokak ortasında öldürmeye kim, nasıl cesaret eder, sorgulanması gereken bu.
]]>
Ayşe Gül Güven
Maya içeren besinler
Mayaya karşı hassasiyetinizi bazı yiyecekleri sırasıyla beslenmenizden çıkararak belirleyebilirsiniz. Bu besinleri şöyle sıralayabiliriz.
– Ekmek ve hamur işleri (kek, poğaça, kurabiye, simit, pizza hamuru, bisküvi gibi)
– Çoğu alkol çeşidi
– Peynir, kefir, yoğurt, ayran
– İyi şartlarda muhafaza edilmeyen tereyağı, dondurma
– Turşu
– Ambalajı açılıp, buzdolabında bekletilen işlenmiş meyve suları ve konserve domatesler
– Sirke
– Kurutulmuş et, sosis
– Mayonez, ketçap
– Tofu, soya sosu
– Tazeliğini yitirmiş üzüm, çilek, kiraz, mantar, kuru meyveler (Hepsi yüzeylerinde oluşabilen küflere karşı iyice yıkanmalı)
– Açıkta beklemiş yemekler
– Krema
– Bazı et suyu tabletleri
Bu arada gıda etiketlerinin de maya içeriklerine karşı kontrol edilmesinde yarar var.

BESLENMEDEN TAMAMEN ÇIKARTILMAMALI ELEME YAPILMALI
Probiyotikler, bağırsaklardaki dost bakterilerin sayısının artmasına yardımcı oldukları için mayaya karşı toleransı da artırabileceği çalışmalarla gösterilmiştir. Bu nedenle aralarında kefir, yoğurt gibi faydalı gıdalar da bulunduğu için yiyecek günlüğü tutulup yakınmalara yol açmayan besinler elenenler listenizden çıkartılabilir. Böylece vücudunuzdaki maya miktarını kontrol etmenizi sağlar. Ayrıca maya, B vitamini kaynağı olmakla birlikte, potasyum, çinko ve magnezyum da içerir. Bu nedenle mayayı hayatınızdan çıkaracaksanız B vitaminin diğer kaynakları olan et, balık, yumurta, tam tahıllar, kuru yemişler, koyu yeşil yapraklıların günlük beslenmenizde yer aldığından emin olmalısınız.

Vücutta ne gibi değişiklikler olur?
Araştırmalara göre maya insülin direncine neden olan besinler arasındandır. Maya hassasiyeti vücutta histamin salınımını artırıp, ödeme neden olabilir. Bağırsaklardaki serotonin hormonunu salınımını azaltıp, mutsuzluğa ve duygusal açlığı tetikleyebilir. Bu nedenlerle de kilo alımına yol açabilir. Öte yandan mantarlar aleminin Candida cinsine ait olanları insan vücudunda enfeksiyonlara sebep olabilir. Bu mantarın 46 farklı cinsi bulunur. En yaygın türü Candida albicans olarak bilinen mayadır. Çoğu durumda bu maya vücudumuzda hastalığa neden olmadan bulunur. Ancak bazı durumlarda mayanın çoğalmaya başlaması ve rahatsızlıklara neden olması için uygun koşullar ortaya çıkar. Mayaların dengesiz üremesi ağız boşluğundan kalın bağırsağa kadar sindirim sisteminin herhangi bir yerinde meydana gelebilir. Midedeki maya enfeksiyonu arttığında sindirimi bozarak kilo kaybına yol açar.
GIDA ALERJİSİ İLE GIDA HASSASİYETİ ARASINDAKİ FARK
Çoğu kişide gıda alerjilerine nedeni olan belli gıdalar vardır. Buğday, balık (özellikle kabuklu deniz ürünleri), soya, süt, yumurta, fındık (özellikle yer fıstığı) ve turunçgiller en yaygın görülenleridir. Gıda alerjileri, daha yaygın fakat daha az şiddetli olan gıda hassasiyetiyle karıştırılmamalıdır. Gıda intoleransı (hassasiyeti) tüketilen bir besinin içerisinde bulunan herhangi bir maddeye karşı sindirim ve bağışıklık sisteminin reaksiyonu olarak tanımlanır.
BU BELİRTİLERE DİKKAT!
Gıda hassasiyetine yol açan nedenlerden biri de mayadır. Karşımıza çıkan en yaygın maya çeşitleri ekmek ve bira mayasıdır. Her ikisi de Saccharomyces cerevisiae mantar türünden kaynaklanır. Mayalı besinlere karşı hassasiyet kişide şişkinlik hali, hazımsızlık, yorgunluk, bulantı, şekerli gıdalara karşı aşırı istek, karın krampları, sivilce, egzama, cilt döküntüleri, ağız kokusu ve hazımsızlık gibi çeşitli semptomlara neden olur. Diğer birçok gıda hassasiyeti gibi maya hassasiyetine karşı önerilen yol da maya içeren gıdalardan uzak durulmasıdır. Mayasız bir diyet zor görülebilir çünkü günümüzde tükettiğimiz yiyecek, içecek ve hazır ürün çeşitliliğinin artması ve gıdalardaki çeşitli katkı maddeleri bu yakınmaları oluşturan gıdaları saptamanızı zorlaştırabilir. Ancak ortaya çıkan semptomlara karşı en iyi önleyici tedbir budur.

Maya içermeyen besinler
– Kabartma tozu ile hazırlanmış hamur işleri
– Taze sebze ve meyveler
– Et, tavuk, hindi, balık, deniz ürünleri
– Yumurta
– Yağlar
– Otlar, baharatlar
– Votka, viski, cin, rom, tekila gibi damıtılmış alkoller
]]>ANKARA: 6 YARALI
Çubuk yönüne giden Ahmet B. yönetimindeki 06 CVF 240 plakalı otomobil, sürücüsünün direksiyon kontrolünü yitirmesi sonucu şarampole yuvarlanıp telefon direğine çarptı.
Kazada, sürücü ve yanındaki Hatice B., Cumaziye B., Tuğba B., Elmira B. ve Ahmet D. yaralandı. Çevredekilerin ihbarı üzerine kaza yerine jandarma ve sağlık ekibi sevk edildi. Yaralılar, ambulanslarla Halil Şıvgın Çubuk Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedaviye alındı.

KASTAMONU: 1 ÖLÜ, 3 YARALI
Nazife Araç’ın kullandığı otomobil, Araç ilçesi yakınlarında kontrolden çıkarak devrildi.
Kazada sürücü ile otomobilde bulunan İlhan Araç ve kimliği öğrenilemeyen 2 kişi yaralandı.
Ambulansla Araç Devlet Hastanesine kaldırılan yaralılardan İlhan Araç hayatını kaybetti.
OSMANİYE: 5 YARALI
Yunus Emre Mahallesi’nde sürücülerinin isimleri öğrenilemeyen 80 MA 4107 plakalı hafif ticari araç ile 80 MA 3064 plakalı otomobil, Nohuttepe köyü kavşağında, yağış nedeniyle kayganlaşan yolda kontrolden çıkarak kafa kafaya çarpıştı.
Kazayı görenlerin ihbarı üzerine bölgele itfaiye, sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi. Araçlarda sıkışan yaralılar, itfaiye erlerince bulundukları yerden kurtarılıp, sağlık ekiplerine teslim edildi. Yaralanan 2’si çocuk 5 kişi, sağlık ekiplerince Osmaniye Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak, tedaviye alındı.

GAZİANTEP: 2 ÖLÜ, 5 YARALI
Nurdağı’nda Şükrü Yıldız (42) yönetimindeki 03 ACY 234 plakalı kamyonet ile Ökkeş Kırık (53) idaresindeki 27 NL 132 plakalı otomobil çarpıştı. Otomobil ikiye bölünürken, kamyonet yol kenarındaki tarlaya devrildi. İhbarla bölgeye çok sayıda ekip gönderildi. Kazada Ökkeş Kırık ile Zeynep Kırık (50) hayatını kaybetti; Şükrü Yıldız, Ökkeş Abuş, Nesrin Abuş, İkra Abuş ve Oğuzhan Abuş yaralandı. Yaralılar, ambulanslarla çeşitli hastanelere kaldırıldı.

SAMSUN: 4 YARALI
Samsun’un Çarşamba N.A. (37) idaresindeki 34 ZL 1216 plakalı otomobil, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yol kenarındaki elektrik direğine çarptı.
Kazada sürücü ile araçta bulunan Z.A. (32), D.K. (50) ve Y.K. (16) yaralandı. Yaralılar, 112 Acil Sağlık ekiplerince Çarşamba Devlet Hastanesine kaldırıldı.
Yaralılardan Z.A. burada yapılan müdahalesinin ardından Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezine sevk edildi.
DİYARBAKIR: 7 YARALI
Sur ilçesi Çarıklı Mahallesi Şahintepe mevkisinde sürücülerinin kimlikleri ve plakaları henüz öğrenilemeyen iki otomobil çarpıştı.
Kazada her iki araçta bulunan 7 kişi yaralandı. İhbar üzerine bölgeye 112 Acil Sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi.
Yaralılar, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından kentteki hastanelere kaldırıldı.

MUĞLA: 1 ÖLÜ, 1 YARALI
Bodrum’da Mümin K. idaresindeki 26 ACM 785 plakalı otomobil, Gölköy Mahallesi Denizli Caddesi’nde, Efe Beyazıt Y’nin kullandığı 48 AAD 020 plakalı kapalı kasa kamyonetle çarpıştı.
İhbar üzerine bölgeye sağlık, itfaiye ve jandarma ekipleri sevk edildi.
Kazada ağır yaralanan sürücü Mümin K. ile otomobildeki Nermin K. hastaneye kaldırıldı. Nermin K, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.
Kamyonet sürücüsü Efe Beyazıt Y, ifadesi alınmak üzere jandarma karakoluna götürüldü.
MALATYA: 7 YARALI
A.A. (37) idaresindeki 33 AU 797 plakalı otomobil, Malatya-Sivas kara yolu Durucasu Mahallesi mevkisinde su birikintisine girdikten sonra refüje çarparak devrildi.
Çevredekilerin 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarı üzerine kaza yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.
Kazada sürücü ile otomobilde bulunan Ş.A, H.A, A.A, U.A, Z.A. ve Ö.A. yaralandı.
Ambulanslarla Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılan yaralıların hayati tehlikelerinin bulunmadığı öğrenildi.

MANİSA: 1 ÖLÜ
Sürücüsünün ismi öğrenilemeyen 45 P 5988 plakalı kamyon, önünde seyreden Emin Coşkun’un kullandığı 35 KD 5130 plakalı ATV’yi sollamak istedi. Kamyon, sollama sırasında önünde seyreden ATV’ye çarptı. ATV’nin sürücüsü Coşkun, çarpışmanın şiddetiyle yola savruldu. Diğer sürücülerin ihbarıyla olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri tarafından ilk müdahalesi olay yerinde yapılan Coşkun, kaldırıldığı hastanede kurtarılamadı. Kazayla ilgili soruşturma başlatıldı.
DÜZCE: 1 ÖLÜ, 1 YARALI
R.A.U. idaresindeki 81 ADE 757 plakalı motosiklet, D-655 Düzce-Zonguldak Batı Karadeniz Bağlantı Yolu Karaca mevkisinde yolun karşısına geçmeye çalışan Ayşe Şen’e (53) çarptı.
Çarpmanın etkisiyle yola savrulan kadın ve motosikletten düşen sürücü ağır yaralandı.
İhbar üzerine kaza yerine sevk edilen sağlık ekipleri, yaralıları Düzce Atatürk Devlet Hastanesine kaldırdı.
Şen, kurtarılamadı. Motosiklet sürücüsünün de sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu belirtildi.

DİYARBAKIR: 3 ÖLÜ, 5 YARALI
Ş.T.’nin kullandığı 21 ADV 800 plakalı minibüs ile Hilmi Arbatun’un kullandığı 33 AFR 728 plakalı otomobil kafa kafaya çarpıştı. Çevredekilerin ihbarı üzerine kaza yerine itfaiye, sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi.
Otomobildeki 3 kişi sıkıştıkları yerden ekiplerin müdahalesiyle çıkarıldı. Yapılan kontrolde sürücü Hilmi Arbatun ile yanındaki Nazime Arbatun ve Merve Arbatun’un hayatını kaybettiği belirlendi. Her iki araçtaki 2’si ağır, 5 yaralı ise ilk müdahalelerinin ardından ambulanslarla kentteki hastanelere kaldırıldı. Ölen 3 kişinin cenazeleri ise otopsi için Adli Tıp Kurumu’na götürüldü.
GAZİANTEP: 1 ÖLÜ
Yavuzeli ilçesi Göçmez Mahallesi’nde meydana geldi. Tarladan evine dönen İsmail Zer’in kullandığı traktör, kızı Bilge’ye çarptı. İhbarla bölgeye ekipler gönderildi. Traktörün altından çıkarılıp, hastaneye kaldırılan küçük kız, kurtarılamadı. Baba Zar gözaltına alınırken, kaza ile ilgili soruşturma başlatıldı.

DENİZLİ: 3 ÖLÜ
Mehmet Fışkınlı (50) yönetimindeki 20 B 4012 plakalı otomobil, karşı yönden gelen Yusuf Yusmak’ın (18) kullandığı 20 AIA 406 plakalı motosiklet ile çarpıştı. Kazanın etkisiyle otomobil ile motosiklet şarampole devrildi. Çevredekilerin ihbarıyla olay yerine sağlık, jandarma ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

Ekipler, Mehmet Fışkınlı, Yusuf Yusmak ve motosikletin arkasındaki Yavuz Yamuç’un (13) hayatını kaybettiğini belirledi. Cenazeler, Tavas Devlet Hastanesi morguna kaldırılırken, kazayla ilgili soruşturma başlatıldı.

ÇORUM: 1 ÖLÜ, 1 YARALI
Evren Yılmaz’ın kontrolünü yitirdiği 06 CNB 504 plakalı hafif ticari araç, çelik bariyerlere çarparak su kanalına düştü. İhbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Sağlık ekipleri sürücü Evren Yılmaz’ın öldüğünü belirledi. Yılmaz’ın ağır yaralanan arkadaşı Caner Ceylan ise Hitit Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılarak tedaviye altına alındı. Evren Yılmaz’ın cansız bedeni savcılık incelemesinin ardından otopsi işlemleri için morga kaldırıldı.
]]>İngiltere’de yaşayan 41 yaşındaki Sarah Morgan, gündüzleri sürekli yorgun olduğunu fark ettiğinde, “Sadece stresli olduğumu sanıyordum. Oysa ki iyi bir gece uykusundan sonra bile gözlerimi açık tutmak neredeyse imkansızdı.” şeklinde konuşuyor.
Aslında bu durum IH’nin bir özelliği olarak biliniyor. Etkilenen kişiler, gecede on saatten fazla uyuduktan sonra bile gündüz şekerlemelerine ihtiyaç duyabiliyor. Ağır vakalar ise günde 18 saate kadar uyuyabiliyor.
Diğer belirtiler arasında beyin bulanıklığı, uykudan uyanmakta zorlanma, baş ağrıları, kafa karışıklığı ve eşya kaybı yer alıyor.
TEHLİKE YARATIYOR
South Tees NHS Foundation Trust’ta çalışan nörolog ve hipersomni uzmanı Dr. Paul Reading, “IH yeterince tanınmıyor ve sıklıkla sakatlığa yol açıyor. Hayatın sosyal, eğitim ve kariyer gibi tüm yönlerine büyük ölçüde müdahale ediyor.” dedi.
Sorunlardan biri, IH’nin depresyon da dahil olmak üzere diğer durumlarla kolayca karıştırılabilmesi oluyor. Bu da etkilenenlerin yan etkilere neden olan ilaçları kullanmaya başladıkları veya sorunlarının “tembellik” olarak göz ardı edildiği anlamına geliyor.
Morgan, “Önceki gece iyi uyumuş olsam bile, derin uyuma ihtiyacıyla mücadele edemediğim için gün ortasında eve giderdim.” diyor.
Anemi gibi yorgunluğa neden olabilecek durumlar için kan testleri yapan hekime tekrar tekrar gittikten sonra talihsiz kadına, “sadece yorgun” olduğu ve “hayatına devam etmesi” söylendi.
NEDENİ TAM OLARAK BİLİNMİYOR
Royal Brompton ve Harefield Hastaneleri’nde uyku ve nefes alma konusunda uzman danışman olan Dr. Alanna Hare, gündüz aşırı uyuşukluğun genel olarak yaygın bir semptom olduğunu ve yetersiz uyku kalitesi veya miktarıyla ilişkili olabileceğini söylüyor.
Dr. Hare, uyuşukluğun nedenleri arasında, obstrüktif uyku apnesinden (gece boyunca nefesin tekrar tekrar durması) narkolepsi gibi nörolojik bir bozukluğa, ilaç tedavisine veya psikiyatrik bozukluklara kadar pek çok nedenin bulunduğunu ekliyor.
Konuyla ilgili yorum yapan uzmanlar, “Bunun arkasında ne olduğunu gerçekten bilmiyoruz. Hipotalamus gibi ana uyku merkezlerine bakan beyin taramaları normal çıkıyor.”
“Ancak ayırt edici özellikleri var. IH, en iyi şekilde, deneklerin genellikle 9-11 saat kaliteli, mükemmel bir gece uykusuna sahip olduğu, ancak yine de gün içinde şekerlemelere ihtiyaç duyduğu aşırı uyku ihtiyacı sendromu olarak tanımlanır” yorumunu yapıyor.
Ayrıca bir diğer işareti de mikro uykular olarak görülüyor. Yani birisi uyanık görünse de, tam olarak uykusunu alamadığı için üç saniye kadar süren mikro uykular yaşayabiliyor. Evdeki eşyaları kaybetmek veya evin anahtarlarını buzdolabına koymak bu tür kusurların işareti sayılabiliyor.
İlk kez 1970’lerde tanımlanan IH, tahminen 25.000 yetişkinde bir kişiyi etkiliyor.
]]>Birçok büyük Tayvanlı üretici, Çin’in ülkelerine saldırması durumunda faaliyetlerine devam edebilmelerini sağlamak için yurtdışında ikinci bir merkez kurmayı düşünüyor.
Tayvan’daki KPMG’nin ortağı ve aile ofisi işletmesinin başkanı Rauniei Kuo “İkinci bir genel merkez kurmayı düşünen ya da planlayan müşterilerimiz var” dedi.
Kuo, bu grupların imalat sekötründe faaliyet gösterdiğini ve Tayvan’da acil bir durum yaşanması halinde Güneydoğu Asya’da hemen devreye sokabilecekleri ikinci bir genel merkez için yer aradıklarını belirtti.
İsminin yayınlanmasını istemeyen Tayvan’daki küresel bir danışmanlık şirketinin başkanı ise pek çok şirketin üretimini coğrafi olarak çeşitlendirmeye odaklandığını ve acil durum yapıları inşa etmek gibi diğer değişikliklerin bunu takip edeceğini söyledi. Başkan, “Ancak yedek merkezlerle ilgili tartışmalar en büyük gruplarda en tepeden başladı” dedi.
Diğer bir yandan yöneticiler, avukatlar ve danışmanlar birçok şirketin hâlâ yavaş ilerlediğini söyledi. Bir danışman, “Çeviklikleri Tayvanlı şirketlerin hayatta kalmasına ve iyi bir şekilde gelişmesine yardımcı olsa da planlama konusunda iyi değiller” dedi.
Şirketler genellikle Singapur, Japonya, İsviçre veya Hollanda’nın ikinci genel merkez kurma seçenekleri olduğunu söyledi. Şirketler, büyük bir pazar olmasına rağmen ABD’nin vergisel nedenlerden dolayı ikinci bir merkez için uygun bir yer olmadığını söylediler.
KÜRESEL TİCARETİN BEL KEMİĞİNİ OLUŞTURUYORLAR
Tayvanlı üreticiler onlarca yıldır kişisel bilgisayarlar, akıllı telefonlar, sunucular ve telekom ağ donanımları da dahil olmak üzere elektronik cihazlar ve bunların bileşenleri için küresel tedarik zincirlerinin bel kemiğini oluşturuyor. Ayrıca endüstriyel otomasyon, tıbbi cihazlar ve elektrikli araçlara yönelik pazarlara giderek daha fazla nüfuz ediyorlar.
Müzakerelere katılan birkaç kişiye göre, yurtdışında ikinci bir merkez için seçenekleri araştıran şirketler arasında tüketici, telekom, otomotiv ve tıbbi uygulamalar için elektronik bileşenler ve cihazlar üreten Lite-On ve Qisda yer alıyor. Ancak bir Qisda sözcüsü Financial Times’a grubun yurtdışında ikinci bir merkez kurmayı düşünmediğini söylerken Lite-On ise yorum talebine yanıt vermedi.
YAKIN VADEDE DÜŞÜK BİR İHTİMAL OLARAK GÖRÜLÜYOR
Çin, Tayvan’ın kendi topraklarının bir parçası olduğunu iddia ediyor ve Tayvan’ın birleşmeye süresiz olarak direnmesi halinde ülkeyi ilhak etmekle tehdit ediyor.
Tayvanlı uzmanlar yakın vadede bir Çin saldırısı ihtimalini düşük görse de Pekin’in artan baskısı ve askeri gözdağı taktikleri birçok yabancı şirketi ve Tayvanlı grupların müşterilerini acil durum planlaması yapmaya yöneltti.
Endüstriyel bilgisayar üreticisi Advantech’in kurucusu Chaney Ho, dönemin ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Taipei ziyaretine cevaben Çin’in Ağustos 2022’de Tayvan çevresinde yaptığı askeri tatbikatın ikinci merkez tartışmalarını tetiklediğini söyledi.
Ancak Chaney Ho, bu tür yapılara acil bir ihtiyaç olmadığını savundu.
]]>
Partiler, hem ziyaretler hem de partilerine gelecek parti temsilcilerini karşılayacak heyetlerini belirledi. Partilerin karşılıklı ziyaret programları da belli oldu.
CHP 15 PARTİYİ ZİYARET EDECEK
Buna göre CHP, 15 siyasi partiye bayram ziyareti yapacak. CHP’nin bayramlaşma programı kapsamında Genel Başkan Yardımcısı ve Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka başkanlığında, Ankara Milletvekili Aliye Timisi Ersever, Parti Meclisi Üyesi Mehmet Alkım Denizaslanı ve Gençlik Kolları MYK Üyesi Onur Topkül’den oluşan heyet CHP heyeti, bayramlaşma için genel merkeze gelen parti temsilcilerini ağırlayacak.
CHP’nin partilere yapacağı ziyaret heyeti ise Genel Başkan Yardımcısı Volkan Demir, Kadın Kolları MYK Üyesi Armağan Akyüz ve Gençlik Kolları MYK Üyesi Batuhan Cakcak’tan oluşacak.
CHP’nin ziyaret edeceği partiler arasında AKP, DSP, Vatan Partisi, DEM Parti, İYİ Parti, BBP, DP, MHP, SP, ANAP, DEVA Partisi, Gelecek Partisi, Yeniden Rafah Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi ve Zafer Partisi yer alıyor.
CHP’ye bayram ziyaretinde bulunmak isteyen partiler ise şunlar; “AKP, DSP, Vatan Partisi, DEM Parti, İYİ Parti, BBP, DP, MHP, SP, ANAP, DEVA Partisi, Gelecek Partisi, Yeniden Rafah Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi ve Zafer Partisi”
AKP BAYRAMLAŞMAYI 7 PARTİYLE SINIRLI TUTTTU
AKP’nin bayramlaşma programı kapsamında, Genel Başkan Yardımcısı Belgin Uygur, MKYK Üyesi Kasım Bostan, Genel Merkez Kadın Kolları MYK Üyesi Ayten Aydın ve Genel Merkez Gençlik Kolları MYK Üyesi Taha Kara’dan oluşan heyet, genel merkezde diğer partilerden gelen temsileri ağırlayacak.
AKP, partileri ziyaret için iki ayrı heyet oluşturdu. Birinci ziyaret heyeti, MKYK Üyesi Hasan Sert, Genel Merkez Kadın Kolları MKYK Üyesi Sena Aktürk ve Genel Merkez Gençlik Kolları MKYK Üyesi Derya Çıraklı’dan oluşacak.
İkinci heyette ise Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız, Genel Merkez Kadın Kolları MKYK Üyesi Derya Öztekin ve Genel Merkez Gençlik Kolları MKYK Üyesi Salih Aydın bulunacak.
AKP’ye bayram ziyareti yapacak partiler arasında CHP, MHP, Hür Dava Partisi, Yeniden Refah Partisi, BBP, DSP ve İYİ Parti yer alıyor.
AKP, ise CHP, Hür Dava Partisi, BBP ve İYİ Parti, MHP, Yeniden Refah Partisi ve DSP’yi ziyaret edecek.
DEM PARTİ’DE AKP VE MHP YOK…
DEM Parti’nin bayramlaşma programında Eş Genel Başkan Yardımcıları Vezir Coşkun Parlak, Canan Çalağan ve PM Üyesi Fatma Koçyiğit’ten oluşan heyet, siyasi partilere bayramlaşma ziyaretinde bulunacak.
Parti genel merkezinde ise Eş Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Türkdoğan, Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça, PM Üyesi İhsan Seylan bayramlaşmaya gelen parti temsilcilerini karşılayacak.
DEM Parti’nin ziyaret edeceği partiler arasında Gelecek Partisi, CHP, Saadet Partisi, DEVA Partisi bulunuyor. DEM Parti’yi ise Gelecek Partisi, CHP, Saadet Partisi, DEVA Partisi ziyaret edecek
MHP 4 PARTİ DIŞINDA HERKESE KAPIYI KAPATTI
MHP’nin bayramlaşma programı kapsamında Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya, MHP Genel Sekreter Yardımcısı Tamer Osmanağaoğlu ve MYK Üyesi Özgür Bayraktar, genel merkezde parti temsilcilerini ağırlayacak.
Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, MYK Üyesi Esma Özdaşlı ve MYK Üyesi Fatih Çetinkaya’dan oluşacak heyet ise partileri ziyaret edecek.
MHP’yi, DSP, AKP, Yeniden Refah Partisi ve CHP ziyaret programına alırken, MHP ise DSP, AKP, Yeniden Refah Partisi ve CHP’yi ziyaret edecek.
İYİ PARTİ 10 PARTİYLE BAYRAM KUTLAYACAK
İYİ Parti ise karşılıklı olarak Saadet Partisi, Demokrat Parti, CHP, AKP, Milli Yol Partisi, BBP, Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Yeniden Refah Partisi ve BTP ile bayramlaşacak.
]]>Bağlar’da kurulan çadırda 3 bin kişiye yemek dağıtımı yapılacağı sözleşmede yer aldığı halde çadırdaki sandalye sayısının 250 olması dikkat çekti. Günlük 3 bin kişiye yemek dağıtılmış gibi gösterilerek ihaleyi alan firmanın, kayyum yönetiminin de talebi üzerine yemekleri AKP’nin seçim çadırlarına gönderdiği ortaya çıktı.

AKP KADIN KOLLARI VE AKP SEÇİM ÇADIRLARINA GİDİYOR
Yoksul ve yardıma muhtaç kişiler için kurulan iftar çadırında yemeğin, yoksullardan ziyade AKP’li adayların seçim çalışması yürüttüğü çadırlara takviye edildiği bildirildi. Bağlar’da kurulan iftar çadırından her gün 200 kişilik yemeğin, seçim çalışması yürüten AKP’nin Sur, Yenişehir, Bağlar ve Kayapınar merkez ilçe teşkilatı kadın kolları başkanlığına gönderildiği öğrenildi.
ÇINAR, HANİ VE DİCLE İLÇELERİNDEKİ AKP’LİLERE GİDİYOR
Yine yoksullara yemek dağıtımı için kurulan çadırdan 200 kişilik yemeğin her gün ihaleyi alan firmaya ait araçla Diyarbakır’da 40 kilometre uzaklıktaki Çınar ilçesinde kurulan AKP’nin Belediye Başkan adayı Davut Arzu’nun seçim çalışması yürüttüğü çadıra gönderildiği belirlendi.
Aynı şekilde 200 kişilik yemeğin Diyarbakır’a 70 kilometre uzaklıktaki Hani ilçesindeki AKP ilçe teşkilatına, 200 kişilik yemeğin de Diyarbakır’a 60 kilometre uzaklıktaki Dicle ilçesinde seçim çalışması yürüten AKP’lilere gönderildiği öğrenildi. Sözleşmeye göre 3 bin kişiye yemek dağıtımı yapıldığı taahhüt edilen Bağlar’daki çadırda yoksula verilen yemek sayısının ise 200-250 arasında olduğu ortaya çıktı.

MAZBATA ALININCA KORSAN ÇADIR GECE APAR TOPAR SÖKÜLDÜ
30 milyonluk yemek ihalesiyle ilgili Ramazan ayı boyunca yemek dağıtımı yapılacağı sözleşmede yer almasına rağmen dün DEM Partili adayların mazbatalarını alarak resmen göreve başlaması üzerine Bağlar’da kurulan iftar çadırı da gece apar topar söküldü. Sözleşmeye göre Ramazan’ın son günü olan bugün de yemek dağıtımı yapması gerekiyordu.
Büyükşehir Belediyesince ihalesi yapılan iftar çadırına ihaleyi alan FM-İçkale firmasına yakınlığıyla bilinen Siirt Vakfı Diyarbakır Şubesi 1 ay boyunca kendi pankartını asarak sosyal medyada çadırın sanki kendilerine aitmiş gibi propagandasını yaparak açtıkları vakıf hesabına bağış yapılması çağrısında bulunmuş ve çok sayıda hayırsever işadamı, bütçesi belediye tarafından karşılandığı halde sanki Siirt Vakfınca karşılanıyormuş gibi nakdi bağışda bulunmuştu.

Vakfın başkanlığını ise Bank Asya’ya yüklü miktarda para aktardığı gerekçesiyle FETÖ terör örgütü üyeliğinden yargılanıp delil yetersizliğinden beraat eden Karayolları eski Bölge Müdürü Adnan Öktüren yürütüyor.
Yoksulların karnını doyurmak için kurulan çadırın AKP’nin seçim çadırlarına destek için kurulması ve 3 bin kişilik sözleşme yapılmasına rağmen 250 kişiye yemek verilmesi kentte tepkiyle karşılandı.
]]>
Bakanlığın açıklamasında “İsrail derhal ateşkes ilan edene kadar kısıtlamalar yürürlükte kalacaktır” denildi ancak gıda ürünleri kapsam dışı tutuldu.
Türk firmaları, İsrail’e; deniz ürünleri, bisküvi, kuruyemiş, maden suyu, çikolata, peynir, makarna, meyve, konserve sebze, süt, krema, domates salçası satmaya devam edecek.
Ticaret Bakanlığı’nın sitesinde yer alan “İsrail Potansiyel Tarım ve Gıda Ürünleri Matrisi 2023” adlı belgeye göre Türkiye, 2022 yılında İsrail’e, İtalya’dan sonra en çok makarna satan ikinci ülke oldu.
Türkiye, İsrail’in makarna ithalatında yüzde 17.3, konserve sebze ithalatında yüzde 15.9, meyve ithalatında yüzde 14.8, bisküvi ithalatında yüzde 10 orana sahip.

FİLİSTİNLİLER KITLIK YAŞIYOR
İsrail’in Gazze Şeridi’nde 7 Ekim 2023’te başlayan yıkıcı saldırıları, Filistinlilerin kıtlığa sürüklenmesi ve her geçen gün artan insani krizlerin gölgesinde altı ayı geride bıraktı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) ramazan ayı boyunca Gazze Şeridi’nde derhal ateşkes çağrısında bulunan kararına rağmen Gazze’yi moloz yığınına çeviren ve bölge sakinlerini güneye göç etmeye zorlayan İsrail’in saldırıları, başladığı günden bu yana aralıksız devam etti.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne 6 aydır düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 500’ü çocuk, 9 bin 560’ı kadın olmak üzere 33 bin 207 Filistinli öldürüldü, 75 bin 933 kişi yaralandı.
Gazze Şeridi’nde hayatını kaybedenler arasında 484 sağlık personeli, 65 sivil savunma personeli, 140 gazeteci ve en 30’u görevi başındayken 224 yardım görevlisi bulunuyor.
Ayrıca, Gazze Şeridi genelinde İsrail ordusunun hava saldırıları sonucu başta enkaz altında kalanlar olmak üzere kayıp kişilerin sayısı 7 bine ulaştı.
İsrail saldırıları sonucu annesiz ve babasız kalan çocukların sayısının 17 bin olduğu belirtildi.

GAZZE MOLOZ YIĞININA DÖNÜŞTÜ
İsrail’in havadan, karadan ve denizden şiddetli saldırılarına hedef olan Gazze, Han Yunus ve kuzey bölgeleri başta olmak üzere nüfusun yoğun olduğu Gazze Şeridi, yıkılan binaların oluşturduğu geniş moloz alanlarına dönüştü.
Kanlı saldırılar, evlerde ve altyapıda büyük yıkıma yol açtı. BM yetkilileri yaptıkları açıklamalarda bölgeyi “yaşanmaz” ve bölgedeki durumu kelimenin tam anlamıyla “felaket” olarak nitelendirdi.
Gazze’deki hükümetin medya ofisi, 70 bin konutun tamamen, 290 bin konutun ise kısmen yıkıldığını; bu yapıların yaşanmaz hale geldiğini belgeledi.
Saldırılarda Gazze Şeridi’ndeki 171 hükümet merkezi ile 100 eğitim kurumu tamamen, 305’i ise kısmen yıkıldı. Saldırılara hedef olan 229 cami tamamen yıkılırken, 297 cami kısmen zarar gördü. Ayrıca 3 kilise saldırılar sonucu yerle bir oldu.
İsrail ordusu, 32 hastane ve 53 sağlık merkezini hizmet dışı bıraktı, 159 sağlık kuruluşunu ve 126 ambulansı kasten hedef aldı, 200 tarihi alanı da yıktı.
]]>İYİ Parti, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yenilenmesi talebiyle bugün YSK’ya başvuruda bulundu. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş ve diğer parti yetkilileri YSK’ya geldi. İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Hakan Şeref Olgun, şöyle konuştu:
“Ordu ili seçim çevresi toplam 2 bin 229 sandıktan oluşmaktadır. Seçim çevresinde oy kullanan 486 bin 365 kişi olmasına rağmen Türkiye ortalamasının çok üzerinde geçersiz oy pusulası Ordu ilinde tespit edilmiştir. Sadece büyükşehir belediye başkanlığı seçiminde 30 bin 600 geçersiz oy pusulasının var olduğu kayıtlara geçmiştir. Ancak tarafımızca yapılan başvurular neticesinde tekrar açılan sandıklarda geçersiz sayılan oy pusulalarından geçersizlik nedeni çift mühür olan oy pusulalarının neredeyse tamamının İYİ Parti ve başka bir partiye basılı olduğu, geçersizlik sebebi boş olan oy pusulalarında ise zarfa konulduğunda oluşacak katlama iznin olmadığı, bu haliyle zarfa giren oyun sandığa sığma ihtimalinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Sabah sandıklara teslim edilen oy pusulaları ile zarf sayısı, kullanılmayan artan oy pusulaları ve zarf sayısı ile oy kullanan seçmen sayısı karşılaştırıldığında çok sayıda sandıkta kayıp zarf ve oy pusulası olduğu tespit edilmiştir. Bu durum seçim evraklarının güvenliği açısından şüphe uyandırmış olup farklı sandıklara, farklı sandıklardan oy pusulaları ve zarfların girmiş olabileceği şüphesini doğurmaktadır.”
“95 SANDIK KURULU BAŞKANI VEYA ÜYESİNİN SİYASİ PARTİ ÜYESİ OLDUĞU TESPİT EDİLDİ”
Toplam sandık sayısının içerisinde sadece 95 sandık kurulu başkanının veya sandık kurulu memur üyesinin siyasi parti üyesi olduğu tespiti yapılmıştır. Bilindiği üzere, sandık kurulu başkanı ve memur üye ile kanun koyucu sandık tarafsızlığı ve güvenliği sağlama amacını güder. Devlet memurlarının 657 sayılı kanuna göre siyasi parti üyesi olması mümkün değildir. Sandık kurulu başkanı ve memur üyelerin memuriyetlerine engel bir durumun olması, yani siyasi parti üyesi yahut devlet memuru olmaksızın sandık kurulu başkanı ve memur üye olarak atanması seçim güvenliğinin ve tarafsızlığının yok sayılması anlamına gelmektedir. Tüm bu sebeplerle YSK’ya tam kanunsuzluk hallerinin oluştuğundan bahisle bilgi ve belgelerimizi eklemek suretiyle Ordu Büyükşehir seçimlerinin yenilenmesi talebinde bulunulmuştur.”
“15 BİN SEÇMENİ OLAN BİR İLÇEDE 5 BİN GEÇERSİZ OY VAR”
İYİ Parti Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Enver Yılmaz da şunları söyledi:
”95 sandık başkanının parti üyesi olması sebebiyle sandık kurullarının sağlıklı oluşmadığı, sandık başkanlarının devlet memurları kanunun 125’inci maddesi ve yedinci maddesi gereği siyasi partilere üye olamayacağı, üye olduktan sonra yaptıkları işlemlerin tamamen kanunsuz olduğu gerekçesiyle, bizim tespit edebildiğimiz 95 sandıkta ama bin 200 sandık üzerinden 95 sandık başkanını bulabildik. Geride yaklaşık bir 3 bine yakın daha incelenecek memur ve başkan ve başkan yardımcısı arkadaşlarımız var. Çünkü her sandıkta iki kişi oluyor biliyorsunuz. 2 bin 229 sandıktaki iki kişi hesap ettiğimizde yaklaşık 4 bin 500’e yakın sandık başkanlarının bu tedrisatla elenmesi lazım.
Türkiye’de hukukçu kimliğimle söylüyorum, bir sandıkta sandık başkanlarının siyasi parti üyesi olması sebebiyle bir olay gerçekleşmemiş. Biz bunu nasıl tespit ettik? Şöyle tespit ettik. Özellikle dört tane ilçemizde bize karşı yapılan komplonun kamu görevlileri üzerinden dizayn edildiğini idrak etmeye başlayınca takibimiz nihayetinde sandık başkanlarına kadar geldi. 15 bin seçmeni olan bir ilçede 5 bin geçersiz oy var. 98 bin geçersiz oy var, 32 bini Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin. Bu geçersiz oyların tamamı çift mühürlü, tamamında İyi Parti ve Enver Yılmaz’ı görmüşler, sandıkları açmışlar, yanına mührü vurmak suretiyle bizim oy pusulalarımızı geçersiz hâle getirmişler.
“ÇUVALLARIN TAMAMINA YAKINI MÜHÜRSÜZ”
Dört ilçenin sayımlarında gördüm ki, önce sandık olur sayıldıktan sonra çuvala girer. Çuvalların tamamına yakını mühürsüz. Mühürsüz olmaması lazım. Üç boğum dedikleri üç bağla bağlanması lazım, çoğunda bağ yok Mühürler çöp kutularında, çuvalların ağzı açık olması sebebiyle çuvallara rahat bir şekilde müdahale edilmiş. Bu ne demek? Gündüz 02.15’te açılan sandıklar var. YSK’ya giden verilerle il seçim kuruluna giden veriler arasında tenakuzlar var.
Kırsal ilçelerimizde, seçmeni biraz daha dağınık ilçelerimizde, kamu gücünün otoritesinin özellikle iftar saatiyle birlikte dağılmasıyla birlikte çuvalları sandık başkanları omuzlarına almışlar. Ekranlarda gördünüz, kamuoyu ile paylaşıldı, Ünye ilçesinde gece 4’te çuvallar ilçe seçim kurulunun önüne sürüklenmek suretiyle gelmiş. Tam bir lakaytlığı görünce siyasi parti üye araştırması yapmak durumunda kaldık. Araştırmamızın nihayetinde gördüğümüz tablo da tam manasıyla bir kanunsuzluk. Bu kanunsuzluğu giderecek olan sonuna kadar itibar ettiğimiz ve güvendiğimiz YSK’dır. Buradaki hakimlerimize, itibarımız sonsuzdur. Zira YSK bu aşamaya kadar vermiş olduğu kararlarda hukuku en üst seviyeye kadar hep korumuşlardır.
Üyelerden iki üyeden bir tanesi siyasi parti temsilcisi olduğu an sandıktaki denge tamamen bozuluyor, o sandık kirlenmiş oluyor. Bir beyaz sütün içine damlamış mürekkep gibi oradaki oyların tamamı iptal olmak durumunda kalıyor. Büyükşehir belediyesi seçimlerindeki farkımız 16 bin 200. Şu an mazbata verilmedi, birleştirme tutanağı henüz bize tebliğ edilmedi. Ama bizim 95 sandıkta elde ettiğimiz ve kesin veri şu an itibariyle 20 bin 200’ün üzerinde. Tahmin ediyorum 4 bin 500 sandık görevlisi sayıldığında aradaki fark belki 50 bin olacak, belki 100 bin olacak.
“HUKUKEN SONUNA KADAR HAKLIYIZ”
Hiçbir tereddüdümüz yok. Hukuken sonuna kadar haklıyız. Biz zaten yerelde bu seçimi kazandığımıza inanıyorduk. Zira saat 7’ye kadar gelen verilerde yüzde sekiz öndeyken saat 7 ile 11 arasında hem Anadolu Ajansı hem ANKA dahil, YSK dahil tüm sisteme girişleri kapatmak suretiyle saat 11’de sistem açıldı, bir baktık iki puan geriye düşmüşüz. Yerelde bir operasyona tabi tutulduğumuzu söylüyoruz. Ama biz bunu belgeleriyle, bilgileriyle, resmi kayıtlarıyla birlikte bugün YSK’ya teslim etmiş olduk. YSK’nın vereceği karar kesin karar. Kesin kararın toplum vicdanında ve hukuken zedelenmemesi için adaletimizin tecellisi olan bu makamdan en üst seviyede ümitli olduğumuzu belirtiyorum.”
]]>
Kaza, 24 Mart günü öğleden sonra, Kocasinan ilçesine bağlı Zümrüt Mahallesi’nde, Kadir Has Kongre Merkezi yakınlarında gerçekleşti. Kayserispor Başkanı Ali Çamlı’nın kullandığı araç, Kadir Has Caddesi’nden gelen İbrahim Muhammed idaresindeki elektrikli bisiklete çarptı. Kazada ağır yaralanan İbrahim Muhammed, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.
Kayseri Trafik Denetleme Büro Amirliği’nin raporuna göre, kırmızı ışık ihlali yaparak asli kusurlu bulunan İbrahim Muhammed’in cenazesi, yapılan otopsi işlemlerinin ardından ailesi tarafından Suriye’nin El-Bab şehrine götürüldü.
“BABAM HATALI, ŞİKAYETİMİZ OLMADI”
Oğlu Hüseyin Muhammed, kazayla ilgili görüntüleri incelediğini belirterek, “Görüntüleri izledim. Maalesef babam kırmızı ışıkta geçiyor. Hata babamdaydı. Bu yüzden şikayetçi olmadık.” ifadelerini kullandı.
Öte yandan, Kayserispor Başkanı Ali Çamlı ise, “Kazada sıfır hata olmasına rağmen insani olarak ölen bir insan var.” ifadelerini kullanarak ailenin yanında olacağını söyledi.
İbrahim Muhammed’in, kaza günü Zümrüt Mahallesi’ndeki akrabalarını ziyaret ettikten sonra iftar için Mevlana Mahallesi’ndeki evine dönerken yaşanan kaza sonucu hayatını kaybettiği belirtildi.
KAZA GÜVENLİK KAMERASINDA
Kayserispor Başkanı Ali Çamlı’nın karıştığı ve Suriye uyruklu İbrahim Muhammed’in hayatını kaybettiği kaza, çevredeki bir iş yerine ait güvenlik kamerası tarafından kaydedildi.

Görüntülerde, Kadir Has Caddesi üzerinden şehir merkezine doğru ilerlerken kırmızı ışık ihlali yapan İbrahim Muhammed’e, havalimanı yönünden Argıncık istikametine seyir halinde olan Çamlı’nın kullandığı cipin çarptığı açıkça görülüyor.
Ayrıca, Çamlı’nın çarpışmayı önlemek adına son anda manevra yaptığı da kameralara yansımış durumda.
“ARTIK TUTUNACAK DALIM YOK”
Kazanın ardından, olaya dair DHA’ya konuşan İbrahim Muhammed’in oğlu Hüseyin Muhammed yaşananlar ve sonrasındaki süreç hakkında bilgi verdi:
Kazayı aynı mahalleden komşumuz olan bir akrabamız haber verdi. Babamın kaza yaptığını duyar duymaz dışarı çıktım. Direkt Şehir Hastanesi’ne gittim. Babamın vefat ettiğini öğrendikten sonra kendimi büyük bir boşlukta hissettim. O varken tutunacak bir dalım vardı ama artık yok. Şu an çok boşluktayım. Ali Çamlı direkt bizimle iletişime geçmedi ama arkadaşları irtibata geçti. Onlar da bize çok iyi davrandılar. Kötü hiçbir şey söylemediler. Bizimle yakından ilgilendiler. Bize çok destek oldular. Görüntüleri izledim. Şikayetçi olmadık. Maalesef babam kırmızı ışıkta geçiyor. Hata babamdaydı. Bu yüzden de şikayetçi olmadık. Böyle bir şey olmasını hiç istemezdik. Ama Allah’ın takdiri böyleymiş. Allah istediğini yapar. Babam bizi ziyarete gelmişti. Torunları ile vakit geçirdi ve bir ihtiyacımız olup olmadığını sorduktan sonra da evine gidiyordu.
ALİ ÇAMLI: KEŞKE ÖLMESEYDİ
Kayserispor Başkanı Ali Çamlı ise ailenin yanında olmaya devam edeceğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:
Net bir şekilde söyleyeyim. Karıncayı incitmekten çekinen bir insanım. Çok üzüldüm. Yüreğim çok yandı, hala da yanmaya devam ediyor. Kazada sıfır hata olmasına rağmen insani olarak ölen bir insan var. Geride bıraktıkları ile de bizim insani olarak Müslüman kimliğimizle bağdaşır şekilde ilgilenmemiz gerekiyor. İnşallah bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğim. Keşke ölmeseydi. Benim aracım hiç umurumda değildi. Kardeşimiz canını orada teslim etmese, benim için daha kıymetliydi. Aile de çok iyi biliyor ki bizim bu kazada hiçbir kusurumuz yok. Ama, onlara karşı hiçbir eksik iş bırakmadık, bırakmayacağız da bundan sonra da devam edeceğiz.
]]>Bayram arifesinde işsiz bırakılan işçiler ve destek veren belediye memurları dün gece Altındağ Belediyesi Fen İşleri Kampüsü’nde eyleme başladı.
İşçiler, yeni başkan Tiryaki’yi mazbatasını almadan işçi kıyımı yapmakla eleştirdi, “Şu an burada bulunuyorsak tamamen mağduriyetten. Muhatap olacak kimse de yok. Sokakta kalmış insan gibiyiz. Sadece hakkımızın peşindeyiz” dedi.Tİ
SEÇİMDEN ÖNCE İŞÇİLERE HAKLARI VERİLMİŞ
Altındağ Belediyesi işçileri, Toplu İş Sözleşmesi’nden (TİS) doğan geriye dönük alacaklarının bir yılı aşkın süredir ödenmemesine karşı 13 Mart’ta belediye önünde eylem başlatmıştı.
İşçiler hem dönemin AKP’li Belediye Başkanı Asım Balcı’yı hem de HAK İŞ’e bağlı Hizmet İş Sendikası’nı protesto etmişti. İşçilerin iki gün süren direnişi sonucunda ücretleri yatırılmıştı.
SEÇİM BİTTİ ZAM GERİ ALINDI
Altındağ Belediyesi işçileri, marttaki eylemlerinin ardından ilk ücretlerini dün aldı. Ancak işçilerin ücretlerine yüzde 30 olarak imzalanan ek protokol zammı yansıtılmadı. Bunun üzerine işçiler, Altındağ Belediyesi Fen İşleri Kampüsü’nde dün akşam eyleme başladı.
İşçiler, yüzde 30’luk ücret zamlarının yansıtılmadığını, ücretlerinden 8-10 bin lira civarında kesinti olduğunu belirtti. İşçiler ücret kesintisinin yanı sıra , Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki’nin mazbatasını almadan kendilerini işten çıkarttığını anlattı. İşçilere, işten çıkartılma gerekçesi sunulmadı.
MEMURLAR DA KESİNTİDEN MAĞDUR
Gece boyunca eylemlerini sürdüren işçiler hiçbir belediye yetkilisinin kendilerini muhatap almadığını vurgladı. Ankara emniyeti güvenlik şubesinden amirler işçileri yatıştırmaya ve kalabalığı dağılmaya ikna etmeye çalıştı.
Belediye memurları da maaşlarında yaklaşık 4 bin TL kayba neden olan Sosyal Denge Tazminatı kesintisini protesto ediyor ancak de pek çok çalışan işten çıkarılma korkusu yaşıyor.
Altındağ Belediyesi’nde çalışırken işten çıkartılan bir kadın işçi, şunları söyledi:
“HERKESTEN 8-10 BİN LİRA CİVARINDA BİR KESİNTİ MEVCUT”
“Bugün maaşlarımız yattı. Ocak ayında Asım Başkan’ın bize verdiği zamlar, herkesten 8-10 bin lira civarında bir kesinti mevcut. Normal şartlarda İş Kanunu’nda hiçbir şekilde işçiye verilen hakkın geri alınmayacağını biliyoruz.
Şu an hiçbir şey usulünde ilerlemediği için biz şaşırmıyoruz buna. Herkes burada ekmeğinden olma pahasına ve korkusuna şu an hepsi buradalar. Mecburen buradalar.
Çok normal olarak haklarını arıyorlar. Ramazan öncesinde şu kadar insana bakar mısınız? Çok da konuşmaya gerek yok. İnsanlar iftarlarını burada açtılar. Diyecek bir şey bulamıyorum.
“İNSANLARIN HAK ETTİĞİNİ VERMEK ZORUNDALAR”
Bence hiçbir gerekçe, mantıklı bir gerekçe değil. Çok saçma. Bir açıklaması yok ki bunun. Bir tanesi gelsin kesilmesiyle alakalı mantıklı bir açıklama yapsın. Çok mu yüksekti? Onu söylesinler en azından.
Hepimizin bordrosu var. Hepimiz bordromuzu elimize alıp mahkeme sürecine gideceğiz. Ben kendi adıma zaten haksız yere işten çıkartılmış bir personel olarak şu an arkadaşlarıma destek amaçlı geldim.
Hiçbir artı mevzum yok. 5 günse 5 gün. Bekleyeceğiz. Böyle bir dünya yok. İnsanların hak ettiğini vermek zorundalar.”
GEREKÇE BİLE SUNMADAN İŞTEN ATTILAR
Bir başka işçi ise “Ben bir senedir çalışıyordum. Cuma günü telefonla aradılar, işten çıkardılar. Gerekçe olarak bana çıkış kağıdı bile vermediler. Bir gerekçe bile söyleme gereği duymadılar” diye konuştu.
Bir başka erkek işçi, yaşadıkları süreci şöyle özetledi:
“2 NİSAN’DA MAZBATAYI ALMADAN BİZLERİ İŞTEN ÇIKARTTI”
“Bundan önceki yönetim bize yüzde 20+30 zam yapmıştı. Geçen ay 32 bin lira para yattı. Bugün ise maaşımız yattığında 8 bin lira eksikti. ‘Sanki ben bundan önceki yönetimi saymıyorum. Burada ben varım’ der gibi bir şeyi var. 2 Nisan’da mazbatayı almadan bizleri işten çıkarttı. Biz bunu sorduğumuzda ise ‘Biz neden işten çıkartılıyoruz? Daha genel müdür bile atanmadı’ dediğimizde ‘Yapacak bir şey yok. Çıkın gidin. İstediğiniz yere istediğiniz şikayette bulunabilirsiniz’ dedi. Bugün bunun için buradayız. Bayram öncesi hepimizi rezil ettiler.
“YÜZDE 30’U KAFALARINA GÖRE SİLDİLER”
Ben de işten çıkartılanların arasındayım. Bu kadar gariban insan var. Hepsi evine ekmek götürmek için sıkıntılı çalışıyor. Zaten süreci biliyorsunuz. Ekonomik kriz var. Hiçbir muhatap yok. Ben arka tarafa gittim konuştum. Yukarıdan telefonlara cevap veren hiç kimse de yokmuş. Hiçbir şey bilmiyoruz. Bize sadece denilen bundan önce yüzde 20+30 zam verilmişti. O yüzde 30’u kafalarına göre sildiler. Verilen hiçbir cevap yok.
“BAYRAM ÖNCESİ YAPILAN BU TERBİYESİZLİK. ŞU AN İŞSİZİZ”
Bir diğer erkek işçi, “Biz bir önceki yönetimle beraber işe girmiştik. Yeni gelen başkan mazbatasını almadan bizi işten çıkardı. ‘Ne sebeple çıkarıyorsun’ dedik. Hiçbir sebep sunmadan, ‘İstediğiniz yere şikayetçi olabilirsiniz’ diyerek bizi işten kovdu. Bayram öncesi yapılan bu terbiyesizlik. Şu an işsiziz” dedi.
Masa başında çalışan işçilerin temizlik işine verilerek mobbing uygulandığını belirten bir başka işçi, şöyle konuştu:
“MASA BAŞI GÖREVİNDEN SOKAK SÜPÜRMEYE”
“Şu an burada bulunuyorsak tamamen mağduriyetten. Muhatap olacak kimse de yok. Sokakta kalmış bir insan gibiyiz şu anda. Diyecek bir şey yok. Sadece hakkımızın peşindeyiz.
Bir de şöyle bir şey var. Mobbing uygulanıyor. Şu an liste elimizde var. Bunu da göz göre göre paylaştılar. 16 kişi masa başı görevinden alınıp sokakta süpürgeye verildi. Çöpçü, temizlikçi konumunda. Hepsinin listesi mevcut.
Bunu paylaştılar, daha sonrasında pek fazla gören olmasın diye geri kaldırdılar. Hepsi masa başı personeliydi. Şu an hepsi park bahçelerde, sokaklarda, ellerinde süpürge kürekle temizlik yapıyorlar. Mobbing uygulanıyor, hala da devam ediyor. İnşallah kazanacağız, kendi hakkımızı da alacağız.”
İşçiler, ücretlerinin tam yatırılmaması halinde iş bırakacaklarını ifade ediyor.
“ÖNCEKİ YÖNETİM POPÜLİST BİR YAKLAŞIMLA ZAM YAPMIŞ”
Belediye yetkilileri ise “Önceki belediye yönetimi tarafından popülist bir yaklaşımla söz verilen yüzde 30 ilave zammın mevcut bütçe imkanları içinde ödenmesinin mümkün olmadığı” bilgisini verdi.
Bayram öncesi işçilere TİS’e göre yüzde 20 zamlı maaşın ödenmesini de belediye imkanlarını zorlayarak gerçekleştirdiklerini belirten yetkililer, iddia edildiği gibi 70 kişinin değil yaklaşık 20 kişinin işten çıkarıldığını bunun da “belediye hizmetlerinin sürdürülebilmesi” amacına dayandığını savundu.
Altındağ Belediyesi konuyla ilgili resmi açıklama yapmadı.
]]>Şimşek, kira gelirlerine ilişkin beyan döneminin sona ermesinin ardından yapılan çalışmalara ilişkin değerlendirmede bulundu.
Gelir İdaresi Başkanlığı’nın, mükelleflerin vergide gönüllü uyumunu artıran uygulamaları hayata geçirdiğini anımsatan Şimşek, bu yılın başından itibaren, kira geliri elde edip beyanname vermesi gereken mükelleflerin tespitine ve bilgilendirilmesine yönelik birçok çalışma gerçekleştirildiğini söyledi.
Şimşek, bu kapsamda ilk olarak bankalar, sigorta şirketleri, tapu ve nüfus idareleri başta olmak üzere çok sayıda kurumdan elde edilen bilgiler kullanılarak yapılan analizler neticesinde, kiraya verildiği tespit edilen yaklaşık 1,5 milyon konut nezdinde fiili denetim çalışması başlatıldığını bildirdi.
Vergi dairesi çalışanları tarafından tek tek ziyaret edilen konutlarda, evin sahibine, kiracıya ve kira tutarına ilişkin bilgilerin kayıt altına alındığını aktaran Şimşek, bu kapsamda 400 binden fazla adreste fiili kontrol yapıldığını ifade etti.
‘BEYANNAME SAYISI YÜZDE 27 ARTTI’
Şimşek, ayrıca Dijital Vergi Dairesine eklenen “Kira Bildirim Formu” üzerinden de kiracıların kiraladıkları konut ve iş yerlerine ilişkin bilgileri hızlı ve kolay şekilde Başkanlığa iletmelerine imkan tanındığını anımsatarak, şunları kaydetti:
“Başkanlık, beyan döneminin başlangıcı olan 1 Mart’tan önce beyanname vermesi gereken ile beyan dönemi içinde beyanname vermeyen 1 milyondan fazla mükellefe bilgilendirme ve hatırlatma SMS’leri gönderdi. Beyan dönemi boyunca vergi dairelerinin yanı sıra alışveriş merkezlerinde kurulan stantlar aracılığıyla da mükelleflerin beyannamelerini kolayca verebilmeleri sağlandı.”
Beyanname döneminin sonuçlarına ilişkin de bilgi veren Şimşek, “5 Nisan Cuma günü sona eren beyan dönemi içinde kira, ücret, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlardan gelir elde eden 1 milyon 811 bin mükellef beyanname verdi. Söz konusu mükellefler tarafından verilen beyannameler ile 399,2 milyar lira matrah ve 126,9 milyar lira vergi beyan edildi.” ifadelerini kullandı.
Şimşek, geçen yılın mart ayında 1 milyon 423 bin mükellefin 192,4 milyar lira matrah ve 63,2 milyar lira vergi beyan ettiğini anımsatarak, geçen yıla oranla beyanname sayısında yüzde 27, matrahta yüzde 107 ve hesaplanan vergide yüzde 101 artış gerçekleştiğini dile getirdi.
Bu yıl beyanname sayısı ile beyan edilen matrah ve vergi tutarlarının, Hazır Beyan Sistemi’nin hayata geçirildiği 2016 yılından bugüne kadarki en yüksek sayı ve tutar olduğunu vurgulayan Şimşek, şu değerlendirmede bulundu:
“Gelir İdaresi Başkanlığı beyan döneminin sona ermesinin ardından kira, ücret ve değer artışı kazancı kaynaklı gelir elde etmesine rağmen beyanname vermeyen mükellefleri tespit etti. Bu mükellefler, haklarında cezalı işlem yapılmak üzere en kısa süre içinde vergi dairelerine gönderilecek.
Gelir elde etmesine rağmen beyanname doldurmayanlar, vergi dairesinden yazı gelmeden Vergi Usul Kanunu’nun pişmanlık hükümlerinden yararlanarak beyanname verebiliyor. Pişmanlıkla beyanname verildiğinde ceza kesilmiyor. Beyanname, Hazır Beyan Sistemi ile internetin olduğu her yerden verilebiliyor ve vergi de yine bu sistem üzerinden banka kartı ya da kredi kartı ile çevrim içi ödenebiliyor.”
‘ADIM ATMAYA DEVAM EDECEĞİZ’
Bakan Şimşek, kayıt dışılığı azaltmak, rekabet ortamını iyileştirmek için adım atmaya devam edeceklerini belirterek, şöyle devam etti:
“Kayıt dışı ekonomiyle mücadele kapsamında bu yıl yapılacak çalışmaların bir parçası olan kira denetimleri kapsamlı ve tüm ülke çapında yürütülüyor. Adil rekabet ve mali disiplin için kayıt dışılıkla mücadeleyi güçlendiriyoruz. Vergi kayıp ve kaçağına sebebiyet vererek haksız kazanç sağlayanların her zaman olduğu gibi şimdi de takipçisi olacağız.
Elde edilen kazançların beyan döneminde doğru şekilde beyan edilmesi, vergi adaletinin sağlanması açısından da önem taşıyor. Vergi kayıp ve kaçağının önüne geçilmesi için çalışmalarımız kararlılıkla sürecek, vergi kaçağına sebep olanların üzerine kararlılıkla gidilecek.”
]]>Bayraktutan, şöyle konuştu:
-İstanbul’a ön yargılı yaklaşım, arazideki olumlu jeolojik gerçekleri görmezlikten gelmenin sonucudur. Depreme hazırlık çalışmalarını da olumsuz etkilemektedir.
-Deprem riskinin yaklaşık 80 kilometre uzunluğundaki Kuzey Anadolu Fay (KAF) segmetinde hareket mekanizmasının değişmesi, doğrultu-atımlı sistemden normal-atımlı hareket tarzına geçmesi, Çınarcık çöküntüsüne doğru akan çok sayıda kompleks heyelanların egemen oluşu, kuvvetli yer hareketinin yön ve büyüklüğünün farklılaşması sonucunu doğurmuştur.
-Bunun da İstanbul’a yansıması, KAF’ın Gerede doğusu ve Silivri batısına göre zayıflamasını sağlamıştır. Türkiye’nin dört bir tarafında olduğu gibi söz konusu İstanbul segmenti üzerinde, 4- 5 büyüklüğünde depremler meydana gelmesi doğaldır.
-İstanbul’da iddia edilen yıkıcı deprem olmayacak. İstanbul’un en büyük şansı, zeminin geoteknik dayanımı yüksek kayalardan oluşmasıdır. Zemin ve eviniz sağlamsa; rahat uyuyabilirsiniz.

‘KAYA ZEMİNİN DEPREM ŞİDDETİNİ AZALTICI ETKİSİ OLACAKTIR’
Kuzey Anadolu Fay (KAF) kuşağında Tatvan’dan Çanakkale’ye uzanan kuşak üzerindeki şehirlerdeki deprem beklentisinin İstanbul’da daha zayıf olduğunu ifade eden Bayraktutan, şöyle konuştu:
-İstanbul’un çok büyük bölümünde yüksek geoteknik dayanımda kaya zeminin varlığı, diğer şehirlerde olmayan çok büyük bir avantajdır. Haramidere Vadisi gibi, dere tabanları ile akarsu deltası gibi sınırlı birkaç alan dışında kaya zeminin deprem şiddetini azaltıcı etkisi olacaktır.
-Kent alanının büyük bölümü kaya zeminden oluşumu, boğazın açığında (Üskudar-Kadıköy) Çınarcık çukurluğu duvarına yaklaşık 20 kilometre mesafede oluşu, İstanbul’un fay kuşağının kuzeyinde ve dışında yükselen blok üzerinde olması, KAF kuşağının körfezin güney kıyısı boyunca uzanan ana fay hattından 40 kilometre uzakta bulunması (Üsküdar-Çınarcık arası) ve yapıların Anadolu’daki binalara kıyasla çok daha iyi teknik hizmet almış olması gibi üstünlüklere sahiptir.
‘SİYASİ MAKSATLI ALGI OPERASYONLARI’
-Ülkemizde Kuzey Anadolu Fay kuşağı içinde doğrudan fayın üzerinde ve alüvyon zeminde gelişen İstanbul dışında birçok yerleşim yerlerimiz var ve alüvyon zeminlere doğru hızla geliştirilmeye de devam edilmektedir.
-Gerçek risk altında bulunan bu şehirlerin kısa sürede sağlam zeminlere dönüştürülmeli, buralar kentsel dönüşümle sonuçlandırılmalıdır.
-Hatta birkaç milyon yapı yıkılacak ve çok yüksek can kaybı rakamları verilmesi, uygulanmakta olan yeni kentleşme stratejisini olumsuz etkileyebilir.
-Öyle ki İstanbul’da çok ağır hasar ve can kaybı yapacak 7.0’inin üstünde bir depremi dört gözle bekleyen ‘Zamanı geldi, yaklaştı, eli kulağında, ayak seslerini duyuyorum, kapıyı çalıyor’ gibi ifadelerle medyayı meşgul eden bir kesim oluşmuştur.
-Bunun altında jeolojik gerçeklerden çok, halkın psikolojisini bozacak hatta panikletecek sonuçlara sebep olan ve karar verici mevkileri yanlış yönlendirecek siyasi maksatlı algı operasyonları bulunmaktadır.
‘KAF’IN ADI GEÇEN BÖLGEDE ETKİNLİĞİNİ KAYBETTİĞİNİ GÖRDÜK’
Türkiye-Yunanistan doğal gaz boru hattının Geoteknik Risk Raporu’nu hazırlaması sırasında, boru hattının 80 kilometrelik deniz geçişinde su altı görüntü çekme ROV cihazı ile çekimler yaparak hem borunun konumu üzerindeki tahribatlar hem de bölgenin heyelanlarını tespit ettiğini vurgulayan Bayraktar, “Pendik-Ambarlı arasında yaklaşık bir metre çapındaki borunun çizgisel olan orijinal konumundan, boğazdan gelip, Marmara’ya çıkan ağır tonajlı gemiler ve tankerlerin çapaları boruya takılan ve zincirlerinin kırılması sonucu boru hattı D-harfi şeklinde heyelanların başlangıcına doğru ötelendiğini tespit ettik. Bu alanın fay kareterinin değişmesi ve çok derin heyelanların oluşması, İstanbul boğazının açılması sonucudur. Bu çalışma sırasında KAF’ın adı geçen bölgede etkinliğini kaybettiğini ve heyelanların egemen olduğunu gördük. Dolayısıyla bu jeolojik yapı, İstanbul deprem riskini önemli ölçüde azaltmaktadır” dedi.

‘BEKLENEN İSTANBUL DEPREMİ DİYE LANSE EDİLİYOR’
Bayraktutan, yıkıcı depremin Marmara Denizi’nin güney kıyısı boyunca uzanan; Gölcük, Yalova, Çınarcık, Gemlik, Bandırma, Mudanya ve Erdek yakınlarından geçen KAF’ın güney branşı üzerinde yaşanacağını söyledi. Bayraktutan, güney hattın Biga Fayı ve Kestanbolu Fayı üzerinden devam ettiğini belirterek, “Kestanbolu Fayı üzerinde jeotermal kaynaklar, volkan çıkışları ve genç kırık yüzeyleri ile deprem riskini artırmaktır. Neden yapılıyor maalesef bilmiyorum; ama İstanbul’a yaklaşık 80-100 kilometre uzaklıkta yaşanan bir depremi bile beklenen İstanbul depremi diye lanse ediliyor” diye konuştu
]]>
Boynuzsu görünümü nedeniyle Şeytan Kuyruklu Yıldız olarak adlandırılan ve Halley tipi bir kuyruklu yıldız olan 12P/Pons-Brooks, İç Güneş Sistemi’ni en son 1954 yılında ziyaret etti.
İnsanın ömründe 1 ya da 2 kez gözle görülebilen 12P/Pons-Brooks’un bir sonraki ziyaretinin ise 2095 yılında olması bekleniyor.
Toz ve buzdan oluşan, güneşin ısıtması nedeniyle arkasında parlak yeşil ışıktan bir kuyruk yer alan dev kuyruklu yıldız, 1812’de Jean-Louis Pons, 1883’te ise William Robert Brook tarafından keşfedilmesi nedeniyle, 12P/Pons-Brooks adını bu ikiliden aldı.

“İLK, AY’IN FOTOĞRAFINI ÇEKTİM”
Çocukluk yıllarında astronomiye ilgi duyduğunu belirten Batuhan Dereli, Amerika’da yaşayan teyzesinin kendisine aldığı ilk teleskopla uzayı gözlemleme fırsatı bulduğunu ifade ederek, astrofotğrafçı olmasını sağlayan süreci şu sözlerle anlattı:
“2009 yılı Dünya Astronomi Yılı olarak tabir edilmişti, o yıllarda Amerika’da yaşayan teyzem ve eniştemin bana hediye ettiği küçük bir teleskobum vardı. Ben bunu Ay’a, Jüpiter, Satürn gibi farklı gezegenlere çevirdiğim zaman, çıplak gözle gördüklerimin binlerce kat farklı halini gördüm. Bu gördüklerimi fotoğraflamam gerekiyordu çünkü dergilerde fotoğraflarını gördüğüm insanlar, bunu fotoğraflayabilmişti. Küçük bir dijital kamerayla ilk Ay fotoğrafını çektim. Ardından Jüpiter’in videosunu çektim derken, heyecan orada başladı.”
“Lisede bir astroloji topluluğu kurdum, üniversitede fizik bölümünü de astrolojiye merakımdan seçtim. 2019’da pandemi başlayınca eve kapandık ama ben o dönem daha üst teleskoplara geçişin ilk adımını attım. Artık yıldızları takip edebiliyordum ve arasındaki nebulaları, galaksileri çekebiliyordum. Bunu inanılmaz bir heyecanla yaptım. Ben bu duyguyu kaybetmiyorum ve kaybetmemeyi de istemiyorum. Çünkü beni hayatta tutuyor.”

2023 yılında Yeşil Kuyruklu Yıldızı da görüntüleyen Dereli, “Daha önce 50 bin yılda bir gözlemlenebilen, daha doğrusu bunun hesapları yapıldığında, 50 bin yılda bir dünyanın yakınından geçen bir kuyruklu yıldızı, 2023 Şubat ayında yakalamıştım. Gönen’de hava kapalı olduğu için, kilometrelerce ötedeki İzmir’in Dikili ilçesine gittik ve eşimle orada soğuk havada gözlemleme yaptık. Bunu yapabilmek ikimiz içinde gururdur” dedi.
“TÜRKİYE’DE BİRÇOK KİŞİ BUNU ÇEKMEYE ÇALIŞIYOR”
Yörüngesini 71 yılda tamamlayan Şeytan Kuyruklu Yıldızı’nı görüntülediği anları da heyecanla anlatan Batuhan Dereli, “Şu an bütün amatör astrofotoğrafçılar teleskobunu ve kamerasını batı ufkuna çevirdi. Türkiye’de birçok kişi bunu çekmeye çalışıyor. Aslında 3 aydır bunun yaklaştığı biliniyor. Şeytan Kuyruklu Yıldızı olarak biliniyor. İçindeki patlamalar şeytan boynuzu şeklinde görülüyor. Bunun bu şekilde olması, çıplak gözle görebileceğimiz anlamına gelmiyor. Dürbün ya da teleskoba ihtiyacınız var. Ama herhangi bir fotoğraf makineniz varsa, sabitleyin ve batı ufkundan 30 saniye pozlama alın” diye konuştu.

Dev kuyruklu yıldızı görüntüleyebilmek için 5 kez deneme yaptığını ve 6’ncı denemesinde başarılı olduğunu vurgulayan Dereli, “Yaşınızı, yaşadıklarınızı, her şeyi düşünün. Galaksinin bir ucundan yakınınıza gelmiş, ışıldayan ve belki yaşamın kaynağının bir parçasını taşıyan bu kuyruklu yıldızı yakalayabildim. Bu benim için gurur verici bir işlem, çocuklarıma gururla anlatacağım. Çok heyecanlı bir işlem, çünkü zamanla yarışıyorsunuz, şu an güneş batmak üzere ve bulutlar parça parça görünüyor. Bu parça parça bulutların arasında, gökyüzünün tertemiz olması gerekiyor. Çevre kirliliğinin olmaması gerekiyor, ışık kirliliğinden kaçmanız gerekiyor. Her şeyi matematiksel olarak hesapladığınızda yalnızca 1 saatiniz var. Hatta o 1 saatin son yarım saati de ufkun aydınlanmasına denk geldiği için, 30 dakikalık bir zamanınız oluyor” ifadelerini kullandı.
]]>“AÇIK ÇİKOLATA UYARISI”
Orhan, “Kaliteli çikolata alabilmemiz için her zaman söylediğimiz gibi etiket incelemesi muhakkak yapmalıyız. Açık çikolatalardan, açık gıdalardan mümkün mertebe uzak kalmalıyız. Tekli çikolata satılıyorsa bile muhakkak ki etiketli olmasına, çizgi barkod haricinde esas QR dediğimiz kare barkodlardan olmasına ve bunlardan izlenebilirliğini takip etmemiz lazım. Çünkü Türk gıda kodeksine göre sınırları belirlenmiştir. Bu belirlenmeye göre de çikolatalarımızda hileye olabildiğince önüne geçelim. Dolayısıyla biz istiyoruz ki muhakkak ki izlenebilirliği olan barkodlu, kutu içerisinde çikolataları tercih etmeleri ve etiket üzerini muhakkak okumalarını herkesin kendisinin denetçi olmasını, bu anlamda aldığı gıdanın önce kendisi denetlenmesini eğer aykırı bir şey çıkarsa da bizim oralarda Tarım Bakanlığı üzerinden bunların izlenebilirliği ve gerekli cezai yaptırımları yapılabilecek incelemeleri yapma hakkımız doğmaktadır. “ dedi.

KOKOLİN, SENTETİK TATLANDIRICI, PALM YAĞI…
Orhan, “Her konuda olduğu gibi; çikolata bir gıda maddesidir ve pahalı bir gıda maddesidir. Pahalı olduğu için de hileye fevkalade açık bir gıda maddesi haline gelmektedir. Peki ne olabilir? Kakao yerine malum dünyada şu anda kakao fiyatları çok yükseldi. Kokolin, sentetik tatlandırıcılar katılabilmekte, içerisine fıstık gibi, çam fıstığı gibi özellikle çok pahalı olan gıda maddeler yerine hile ve tahşiş edilmiş başka lezzetlerle o lezzeti oluşturmak üzere ilave edilerekten yapılan tatlandırıcılar koruyabilmekte. İşte bunların yapılabilmesi için muhakkak ki o etiketin üzerinde olması lazım. Tabi ki kokolin de bir gıda maddesi, ama kakao fiyatına satılmamaktadır. Siz onu çikolata diye satarsınız, çikolata farklı gıdalardır. Bunların gıda kodeksinde tanımlamaları da farklıdır.” dedi.
Orhan, “Elbette ki vatandaş ben de çikolata aldım diyor, diğeri ben de çikolata aldım diyor. Fiyatlar çok uçurum olabiliyor ve aynı damak tadına ulaşamıyorsunuz. Malum içerisine katılan yağlardan işte trans yağlarına varıncaya kadar ki bu gıda kodeksimizde yasaklanmıştı. O trans yağların katılmaması lazım. Fakat, ucuz olduğu için ucuz elde edebilmek için maalesef onlar katılabilmektedir. Elbette ki Palm yağları da bu grupta yani ucuz netice itibariyle kakao yağının yanında çok daha ucuz ve katılabilmekte. Vatandaşımızın muhakkak ki üstüne basaraktan altını çizerekten söylüyoruz. Muhakkak etiketli gıdalara yönelmeleri. O etiketlerin üzerini okumalarını rica ediyoruz. Özellikle QR kod dediğimiz kare kodlu etiketlere daha çok yönelmeleri şart. Çünkü izlenebilirlik adına çizgi barkoddan ziyade QR kodlu gıdalar daha iyi izlenebilir veri vermektedir. Hangi parti numarasına varıncaya kadar sonuçlar çıkmaktadır. Zaten, tekli çikolata satışı esasen yasak. Tekli çikolata varsa, satılacaksa bile o tekli çikolatanın üzerinde muhakkak barkod olmak zorunda. Yani açıktan tekli çikolata satılması 2006’daki gıda düzenlemesine göre yasaklandı. Onun için muhakkak ki izlenebilirlik için barkodlu olmak zorunda” şeklinde konuştu.
“İLERLEYEN YAŞLARDA DAMAR SERTLİĞİ DE YAPAR”
Selman Bahadır Orhan, “Bu tür gıda maddelerinin içerisindeki trans yağlardan, palm yağlarından bahsettiğimiz hadiselerin, çoğu bizim kolesterol diye adlandırdığımız vücuttaki kötü kolesterol diye adlandırılan LDL kolesterolün fevkalade yükselmesine sebebiyet vermekte. Nitekim çocuk yaşta daha kolestrol sorunu mu olur? Elbette ki oluyor. Aşırı bu tür trans yağ içeren çikolataların tüketilmesi maalesef ki çocuklarda dahi kolesterol rahatsızlıklarının ortaya çıkmasına sebebiyet vermekte. İlerleyen yaşlarda damar sertliğinden, tansiyonundan, kalp rahatsızlığına varan sonuçlara gidebilmekte. Çünkü unutmayalım ki ne yiyorsak oyuz. Biz bu bozuk gıdalar tahşiş edilmiş gıdaları alıyorsak insan ömrü uzamaz tam tersi kısalır. Hayat kalitemiz de düşer. Evet, kolesterolün çözümü vardır ama siz artık o saatten sonra diyabet, şeker kolesterol, tansiyon gibi rahatsızlıklardan dolayı başka ilaçlar kullanarak da hayatınızı sürdürürsünüz. Altını tekrar çiziyorum, etiket, etiket” dedi.
]]>
Cem Mert Özer, hafta sonu ailesi ile gezmek için sahile gitti. Özer, kızına bir şeyler almak için büfeye yöneldiği sırada pitbull cinsi bir köpeğin saldırısına uğradı.
EVDE İYİLEŞMEYİ BEKLİYOR
Köpek, Özer’in sol bacağından ısırdı. Özer, kurtulmak için bir süre köpekle boğuştuktan sonra kurtulmayı başardı. İhbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, yaralı kişiyi ambulans ile Esenyurt Devlet Hastanesi’ne götürdü. Bacağına 28 dikiş atıldıktan sonra yürüyemeyen Cem Mert Özer, evde iyileşmeyi bekliyor.
“GIRTLAĞIMA SALDIRMAYA ÇALIŞTI”
Yaşadıklarını anlatan Cem Mert Özer, “Kızım bir şeyler istedi. Cüzdanımı aldım, Allah’tan kızımı annemlerin yanına bırakmıştım. Büfeye doğru yürümeye başladım. Uzaktan beyaz büyük bir köpek fark ettim. Zinciri de uzundu. Köpeğin etrafında bazı kişiler uyuşturucu madde alıyorlardı. Ben yaklaşınca köpeğin zincirini biraz daha saldılar. Ben yaklaştıkça köpek havlayama ve hırlamaya başladı, ağızlığı da yoktu. Ben geri geri gitmeye başlayınca bir anda fırladı ve arkamdan yakaladı. Yerdeki boğuşmadan sonra üstüme geldi. Gırtlağıma saldırmaya çalışınca can havliyle vurarak köpeği sersemlettim. Sonra sol bacağımı kaptı ve çenesiyle dönmeye başladı. Ben yine can havliyle sağ ayağımla vurarak uzaklaştırmaya çalıştım. Yine kurtuldum ama bu seferde sol baldır içinden yakaladı” dedi.

“KÖPEKLE 7-8 DAKİKA BOĞUŞTUM”
Etraftaki vatandaşların yardım etmek istediğini söyleyen Özer, “Saldırgan vahşi köpek olunca yardım edemediler. 7-8 dakikalık boğuşma sonucu bir şekilde kendimi kurtardım. Olay yerinde hemşire olduğunu söyleyen bir kişi vardı, ilk müdahalemi o yaptı. Köpeği bu büfenin sahibi bile isteye üzerime saldı. Çünkü büfenin kepengi yarımdı köpeği salar almaz kepengi kapattı. Yanımda çocuğum olsa çocuğumu parçalasaydı bunun hesabını kim verecekti” diye konuştu.
“POLİSLER ŞİKAYETÇİ OLMAM KONUSUNDA YARDIMCI OLMADI”
Özer, “Olay yerine devriye ekibi geldi. Ben yerde yatarken ‘köpeği kaçırıyorlar, müdahale edin’ dedik. Polis ekipleri olay yerine gitmedi. Sonra gittiler geri geldi polisler ‘oranın köpeği değilmiş’ dediler. Biz video kaydı alarak köpeğin orada olduğunu söyledik. Polisler şikayetçi olmam konusunda yardımcı olmadılar. Bu büfenin ilk vukuatı değilmiş.” ifadelerini kullandı.
“BEN PARÇALANAN 6’NCI KİŞİYMİŞİM”
Köpeğin daha önce de 5 kişiye saldırdığını söyleyen Cem Mert Özer, “Ben parçalanan 6’ncı kişiymişim, benden önce 5 kişiyi daha parçalamış. Buradan sayın İstanbul Valimizden ricam; hepimizin malı ve canı onun güvencesinde. Biz devletimizden bu uyuşturucu bağımlısı kişilerin esnaflık yapmasını istemiyoruz. Zevk için insanlara köpek saldırtmasını istemiyoruz. Bacağımda 27-28 dikiş var. Yara çok büyük olduğu için köpek yarasına doktorlar normalde dikiş atılmadığını söyledi. Yaralarım büyük olduğu için mikrop kapmaması için bu sıklıkta dikiş atıldı. Yaralarım normalde plastik cerrahi gerektiriyormuş” diye konuştu.
]]>AREFE GÜNÜ MESAJLARI
Ramazan Bayramı’nın müjdecisi olan Arefe günü geldi. İşte bu anlamlı gün için sevdiklerinize gönderebileceğiniz en güzel arefe günü mesajları;
“Arefe günü kutlu olsun. Bayramınız mübarek olsun. Sevdiklerinizle birlikte mutlu ve huzurlu bir bayram geçirmenizi dilerim.”
“Bir Ramazan Bayramı’nın daha arefesine ulaşmanın sevincini yaşıyoruz. Dualarımızın kabul, sevdiklerimizle birlikte nice mutlu bayramlara vesile olsun.”
“Bu bayramda da birlik ve beraberlik içinde olalım, sevgi ve saygıyı her daim kalbimizde taşıyalım. Arefe gününüz mübarek olsun.”
“Arefe günü, af ve mağfiret dilemenin faziletli olduğu bir gündür. Dualarımızın kabul olması dileğiyle. Hayırlı Arefe’ler.”
“Sevgi dolu sofralarınız bereketli, kalpleriniz sevgiyle dolsun. Bayramınız mübarek olsun.”
“Ramazan Bayramı’nın huzurunu ve sevincini sevdiklerinizle paylaşmanız dileğiyle. Arefe gününüz kutlu olsun.”
“Bu bayramda da birbirimize kenetlenerek, sevgi ve saygıyla daha güzel bir geleceğe adım atalım. Hayırlı Arefe’ler.”
“Arefe günü dualarınızın kabul, kalplerinizin huzurla dolması dileğiyle. Bayramınız mübarek olsun.”
“Sevdiklerinizle birlikte nice mutlu bayramlara vesile olması dileğiyle. Arefe gününüz mübarek olsun.”
“Arefe günü duaların en güzel şekilde kabul olduğu bir zaman dilimidir. Rabbim dualarımızı kabul etsin, yüzümüzden tebessüm eksik olmasın. Ramazan Bayramınız mübarek olsun!”

AİLEYE, ARKADAŞA GÖNDERMELİK AREFE GÜNÜ MESAJLARI
“Arefe gününde sevdiklerimizle birlikte geçirdiğimiz her an, manevi huzurumuzu arttırır. Bu özel günün bereketiyle dolu olduğu zaman diliminde, sevdiklerimizle birlikte nice mutlu bayramlara erişelim. Bayramınız kutlu olsun!”
“Duaların kabul olduğu, manevi atmosferin en güçlü hissedildiği Arefe gününde, sevdiklerinizle birlikte olmanın huzurunu yaşayın. Ramazan Bayramınız mübarek olsun, nice sevgi ve mutluluklarla dolu günler dilerim.”
“Arefe günü, manevi hazırlıkların doruk noktasıdır. Dualarımızın kabul olduğu bu mübarek günde, sevdiklerinizle birlikte geçirdiğiniz her an, sonsuza kadar hatırlanacak güzellikte olsun. Ramazan Bayramınız kutlu olsun!”
“Ramazan’ın son iftarını eda ettiğimiz bu mübarek Arefe gününde, dualarımızın kabul olması dileğiyle. Rabbim, yüzümüzden tebessümü eksik etmesin, kalplerimizi birlik ve beraberlikle doldursun. Bayramınız mübarek olsun!”
“Arefe gününde manevi huzurun en güçlü şekilde hissedildiği bir zamanda bulunmak, gerçek bir lütuf. Rabbim, dualarımızı kabul etsin, sevdiklerimizle birlikte nice mutlu bayramlara erişelim. Ramazan Bayramınız mübarek olsun!”
“Arefe günü, duaların kabul olduğu, sevgi ve hoşgörünün en güçlü şekilde yaşandığı bir zaman dilimidir. Bu mübarek günün bereketiyle dolu olduğu zaman diliminde, sevdiklerinizle birlikte huzur dolu bir bayram geçirmenizi dilerim. Ramazan Bayramınız kutlu olsun!”
“Ramazan’ın son günü olan Arefe gününde, dualarımızı en içten şekilde ediyoruz. Rabbim, dualarımızı kabul eylesin, yüzümüzden tebessümü eksik etmesin. Sevdiklerinizle birlikte nice mutlu bayramlara erişin. Bayramınız mübarek olsun!”
“Arefe günü, manevi huzurun en yüksek seviyede yaşandığı bir zamandır. Bu özel günün bereketiyle dolu olduğu zaman diliminde, sevdiklerinizle birlikte huzur dolu bir bayram geçirmenizi dilerim. Ramazan Bayramınız kutlu olsun!”
“Arefe gününde, dualarımızı en içten şekilde ediyor, sevdiklerimizle bir arada olmanın huzurunu yaşıyoruz. Rabbim, dualarımızı kabul etsin, sevdiklerimizle birlikte nice mutlu bayramlara erişelim. Ramazan Bayramınız mübarek olsun!”
]]>Seçim kampanyası döneminde her gittiği yerde “Ne gündüz, ne gece. İlle de Ayşe Ünlüce’’ pankartları ile karşılanan ve mazbatasını alarak göreve başlayan Ünlüce, Türkiye’nin en yaşanabilir şehirlerinden biri olarak ön plana çıkan Eskişehir’i, daha da ileri taşımak istiyor. Öncelikli hedefler arasında kentsel dönüşüm ile afetlere dayanıklı yeni ve modern binalar yapılması, Sultandere bölgesinde ise 1.500 konutluk yeni bir projenin hayata geçirilmesi var. Sosyal donatı alanları oluşturarak şehrin farklı bölgelerinde modern yeni mahalleler kurmayı da amaçlıyor. Trafiği rahatlatacak ulaşım projeleri ve tramvay hatları ile de toplu taşım çözümleri ve çok katlı otoparklar gündeme gelecek.
YAŞLI DEĞİL KIDEMLİ
“Sosyal ve adil kent vizyonumuz ile adalet, eşitlik ilkeleri ile huzur içinde bir Eskişehir olmaya devam edeceğiz” diyen Ünlüce, “Sivil Toplum Merkezleri Yerleşkesi, Kıdemliler Yaşam Merkezi ve Emek Lokali, Sektörel Eğitim Merkezi, Hayvan Barınağı ve Rehabilitasyon Merkezi, Aşevlerini de hizmete alacak. Güneş Enerji Santralleri, Yeşil Enerji Kooperatifi, Atıksu Arıtma Tesisi de hedefler arasında bulunuyor.
Şehit Yakınları ve Gaziler Sosyal Tesisi de yakında hayata geçirilecek. Çorak bir Anadolu kasabası olduğu günlerde turizm kavramının dahi bilinmediği bir kent olan Eskişehir, şimdi her yıl çok sayıda yerli ve yabancı turist ağırlıyor. Ünlüce turizm potansiyelinin artırılması için de yeni projeleri devreye alacak.

Adil hizmet götüreceğiz
Eskişehir’de bugüne kadar 32 erkek belediye başkanı görev yaptı. 1878 yılında Eskişehir’in ilk Belediye Başkanı Hacı Nafiz Hüseyin Efendi’den 146 yıl sonra, şehrin ilk kadın başkanı oldu. İki ayı aşkın süren yoğun bir seçim maratonu sonucu kullanılan 559 bin oyun yüzde 51’ini aldı. 276 bin oy ile Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. İYİ Parti’den milletvekili seçilip AKP’ye geçen, sonra da AKP’nin Büyükşehir adayı olan Nebi Hatipoğlu’na da yaklaşık 72 bin oy fark attı. Yerel seçimlerde Eskişehir’in 14 ilçesinden 8’ini de CHP’li adaylar kazandı. Ünlüce “Bu seçimin kaybedeni yok. Bana oy veren, vermeyen tüm Eskişehirlilerin Belediye Başkanıyım. Hangi partiden olursa olsun tüm ilçe Belediye Başkanlarımın da Büyükşehir Belediye Başkanıyım. Ayrışmadan, farklılaştırmadan, ötekileştirmeden birleşerek ve barışarak bu şehre birlikte hizmet edeceğiz. 14 ilçe ve 540 mahallemizin en ücra köşesine de adil hizmet götüreceğiz” dedi.
Eskişehir turizm kenti olacak
Ayşe Ünlüce, Eskişehir’in turizm potansiyelinin artırılması için bir dizi projeyi uygulamaya koyacak. Yerli ve yabancı turisti Eskişehir’e çekecek projeler hazır.
Ağır ceza hakimliğinden belediye başkanlığına
1970 yılında Eskişehir’de doğan Ayşe Ünlüce, ilk, orta ve lise eğitimini Eskişehir’de, yüksek öğrenimini ise İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Çalışma hayatına hakim olarak başladı ve ağır ceza mahkemesi hakimi olarak da görev yaptı. Daha sonra avukatlığa dönen Ünlüce, Türk Telekom ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hukuk Müşaviri oldu.
Bu dönemde Eskişehir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi ve Kadın Hakları Komisyonu Başkanlığı da yaptı. Daha sonra Büyükşehir Belediyesi Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi’nin kurulmasını sağladı.
GÖNÜLLÜ ÇALIŞTI
Uzun yıllar da bu merkezde gönüllü hukuk danışmanı olarak çalıştı. Yılmaz Büyükerşen’den gelen teklif ile 2016 yılında Eskişehir Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri oldu. İki yıl sonra da Belediye Genel Sekreterliğine görevine atandı. Alpu Ovası’nda yapılması planlanan termik santral başta olmak üzere, çevre katliamına sebep olacak pek çok projeyle ilgili açılan davaları takip ederek Belediye ve Eskişehir lehine sonuçlanmasına rol oynadı.
]]>ORTAK AKIL VURGUSU
Ankara Kent Konseyi Başkanı Halil İbrahim Yılmaz, yaptığı konuşmada, şunları söyledi:
“Ramazan ayına uygun olarak bu kentteki bütün duyguları geçmişten bugüne kadar taşıyan bütün emekleri tek sahnede gördüğümüz bir ışık var şu anda karşıda.
*Dört bin yıldır beşten fazla medeniyete ev sahipliği yapan bu kent gelecek yüzyıllarda da bütün güzellikleri taşıyacak büyük işlerin kentidir aslında. Bölmeden paylaşacağız diyor.
*Paylaşmak bölüşmek değil çünkü. Biz diyoruz ki paylaşmak payına düşeni almak değildir. Bizim toplumumuz onu bölüşmek diye bilir. Bu güzelliği taşıyacak olan kenttir. İşte doğru olan bu bizim için.
*Birlikte iş yapabilmenin gücü ya da birlikte iş yapmanın kudretinin büyüsünün aslında fotoğrafını görüyoruz şu anda karşımızda.
*Bu dayanışmanın insanlığa pandemi dönemindeki tedavisini hep beraber hissettik Burada yüzün üzerinde esnaf odası başkanımız var ve dayanışma içerisinde 250 binden fazla o ailenin kalbinin arttığı Şerafettin Cami etrafında bundan bin yıl önce yeniden dirildiğimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün burayı başkent ilan etme nedenlerinden biri de bir ahi devleti kurma geleneğidir diyerek selamladığı esnaf örgütünün bütün liderleri burada bugün.
*Ankara’nın iyilik organizasyonunu yapan ve bu kenti gelecek yüzyıla taşıyacak sosyolojisine bakmadan, kent, Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyet müştereğinde, demokrasi çığlığının atıldığı demokrasi müştereğinde bir araya gelen kalpler kamplaştırmayı sona erdirdiler ve gelecek yüzyıla demokrasi çığlığını taşımak üzere yemin ettiler.
*Ortak akılla, katılım kültürüyle, inancımızda olan bütün değerlerle beraber yeniden dirildiğimiz bu kent, doğru bir sesle beraber herkesin aklına, duygusuna ihtiyacım var dediği gün tedavi oldu ve bugün o tedavinin sonucunu yaşıyoruz.
YAVAŞ: BU ALANLAR BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ
“Bizlerin bir farkı olmalı. Farkımız ötekileştirmemek olmalı. Hiç kimseyi ayırmamak olmalı. Bu özelliğimizle öne çıkarsak toplumu bütünleştiririz” diyen Mansur Yavaş da şunları söyledi:
*Kutuplaştırmak isteyenlere ancak bu şekilde engel olabiliriz. Ben seçilen bütün belediye başkanlarımın da aynı şekilde davranacağını, kaynakları israf etmeden gerçek ihtiyaçlarına harcayacaklarını ve başka partiden seçilen belediye başkanlarının da bir geçtiğimiz beş yıldaki belediye meclisinde yapılanları görüp seçimde de kendilerine bu yaptıklarını halka şikâyet ettiğimiz zaman halkta nasıl karşılığı olduğunu gördükleri için inşallah onlar da bu kez bizimle el ele verir.
*6 milyon Ankaralıya 25 belediye başkanı olarak hizmet etmeye devam ederiz. Biz yine aynı şekilde ortak aklı daha da genişleterek daha önce bürokratlık yapmış, konusunda yetkin isimlerin de Kent Konseyi’ne dahil etmek suretiyle her konuda bir meclis yapıp, onların da akıllarından, tecrübelerinden yararlanmak istiyoruz ve inşallah en büyük amacımız da Ankara’nın tarihi, kültürel değerlerini ayağa kaldırıp, özellikle Ulus’tan başlamak üzere.
*Buralar çok özel bir yer. Burada oturduğumuz yerde Mustafa Kemal Atatürk, Gençlik Parkı’nı yapılışının buralardan bizzat adımlayarak izlemiştir. İleri gidiyorsunuz, Atatürk Orman Çiftliği bizzat ilgilendiği alanlardır. Çok yakınınızda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulduğu yer buraya 300 metre.
*Dolayısıyla bu alanlar bizim için çok çok önemli. Bunu hissederek buralarda yaşayan bir yönetici. Bunu da halka mutlaka aktarması lazım. Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emanet ettiği bu Ankara’yı dünya başkentleriyle yakışır bir hale altı milyon Ankaralı el ele vererek en azından borcumuzu ödemeye çalışacağız.
]]>Halil Evcibağ’ın cenazesi, savcılık incelemesinin ardından morga kaldırıldı.
AA ve DHA’nın haberine göre Halil Evcibağ, “kıyafetlerini kesip bağladıktan sonra hayatına son verdi.”
Olayla ilgili soruşturma başlatıldığı bildirildi.
ANNE, BABA VE OĞUL YANARAK CAN VERDİ
Olay, 5 Nisan saat 05.30 sıralarında, ilçe merkezine 25 kilometre uzaklıktaki İlemin Mahallesi’nde meydana geldi. Çiftçi Neşet Kaya’ya ait evden çıkan alevleri fark eden komşuları, durumu jandarma ve itfaiye ekiplerine bildirdi.
Alevleri söndüren ekipler, yatak odasında Neşet Kaya’nın eşi Nurgül Kaya ile oğlu Emrullah Kaya’nın yanmış cesetlerini buldu.

Yaklaşık yarım saat sonra eve 5 kilometre uzaklıkta, İlemin-Erdemli kara yolunda da bir otomobilin yandığını ihbarı yapıldı. Bunun üzerine bölgeye itfaiye ekipleri sevk edildi. Otomobildeki yangın da kısa sürede söndürüldü.

Ancak direksiyon başındaki Neşet Kaya’nın yanarak hayatını kaybettiği belirlendi. Anne, baba ve oğulları, yakınları tarafından alınarak, İlemen Mahallesi Mezarlığı’nda yan yana defnedildi.
Olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında aynı mahallede yaşayan Halil Evcibağ (35), gözaltına alındı. Şüphelinin, girdiği evde anne ile oğlunu eterle bayılttıktan sonra Nurgül Kaya’nın parmağındaki altın yüzüğü çalıp, evi ateşe verdiği belirlendi.
Evcibağ’ın Neşet Kaya’yı ise bıçakladıktan sonra otomobili yaktığı ortaya çıktı. Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Evcibağ, çıkartıldığı nöbetçi mahkemece tutuklandı.
800 BİN TL DEĞERİNDE ALTINA ULAŞILAMADI
Cinayet sonrası Nurgül Kaya’nın yaklaşık 800 bin TL değerindeki bilezik ve çeşitli ziynet eşyalarına ulaşılamadı.
Evcibağ’ın gasbettiği tespit edilen ziynet eşyalarının bulunması için çalışmalar sürerken, haberlerden katili gören bir kişi dün akşam jandarma karakoluna giderek cinayeti işleyen şüphelinin olay günü kendisine 22 ayar 67 gram ağırlığında, yaklaşık 160 bin TL değerinde bir bilezik getirerek borcuna karşılık verdiğini söyledi.
Bileziğin öldürülen aileye ait olabileceğini düşünerek jandarmaya geldiğini belirten şahıs, ekiplere ziynet eşyasını teslim etti. Jandarma ekipleri de yaptığı araştırmada bileziğin öldürülen kadına ait olduğunu belirledi.

EVE DÖNÜP ÖLÜP ÖLMEDİĞİNİ KONTROL ETMİŞ
Neşet Kaya’nın bacanağı Ferhat Keller (33), olayla ilgili kendisinin ve mahallelinin şahit olduğu detayları anlattı. Keller şunları söyledi:
– “Bacanağım seracılıkla uğraşıyor. Halil, bacanağımın serasına yanına gitmiş ve bayıltmış. Daha sonra Neşet’in otomobiliyle gelmiş. Evin kapısında bir zorlama olmadığı için Nurgül yenge kapıyı açıyor.
– İlk önce çocuğu ve Nurgül’ü öldürmüş. Ardından yatağın üzerine koyup ikisini yakmış. Neşet’i de öldürdükten sonra araçla birlikte köyün dışındaki yol kenarında ateşe veriyor.
– Olayın öğrenilmesinin ardından biz ve köy halkı eve geldik. Buradaki köylülerimiz Halil’i burada görmüş. Hatta Nurgül’ün nabzına bakmış ve ölüp ölmediğini kontrol etmiş.
– Ben de Neşet Kaya’nın aracının yandığı yere gittiğimde Halil’i orada beklerken görmüştüm. Bu vahşi cinayetleri altın için yaptığını öğrendik, şok olduk.”
“KIZIMI VE TORUNUMU ALTIN İÇİN KATLETMİŞ”
Nurgül Kaya’nın annesi Ayşe Yıldırım (55) ise olayın şokunu atlatamadıklarını söyledi.
Yıldırım, “Sabah kalktık ve olanları duyduk. Hemen eve geldik. Kızımın ve torunumun cenazeleri ile karşılaştık. Katil zanlısı kızımı ve ailesini altın için katletmiş. Kimse kolunda altınlarla gezmesin ve kimseye göstermesin. Benim canım yandı başkalarının canı yanmasın” diye konuştu.
]]>“EN ÖNEMLİ YAPTIĞIMIZ HİZMET DE KAYNAŞLI’DAKİ ALKOLLÜ MEKANLARI KAPATMAMIZ”
Devir-teslim töreni öncesi konuşan Kaynaşlı eski Belediye Başkanı Birol Şahin, ilçedeki alkollü mekanları kapattıklarını ve yenilerine de ruhsat vermediklerini ifade ederek, “Kaynaşlı gerçekten önemli noktaya geldi. En önemli yaptığımız hizmet de Kaynaşlı’daki alkollü mekanları kapatmamız. Meyhaneleri kapatıyoruz. Yeni açılanlara da ruhsat vermiyoruz. Kaynaşlı o anlamda çok güzel bir aşamaya geldi. Bundan sonraki aşamada da başkandan beklentimiz, Kaynaşlı geçmişte çok kötü anılıyordu. Meyhaneler, kumarhaneler vardı. Bu da Kaynaşlı’ya çok büyük leke sürüyordu” dedi.
FİLENİN SULTANLARIYLA İLGİLİ PAYLAŞIMI NEDENİYLE MHP’DEN İHRAÇ EDİLMİŞTİ
2019 yılında A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın Almanya’yı yenerek Japonya’nın başkenti Tokyo’da olimpiyatlara katılma hakkı elde etmesinin ardından sosyal medya hesabından, “Allahu Teala’nın ‘örtünün vücut hatlarınız belli olmasın’ emrine karşı çıkarak, açılıp saçılacaksın, kendini teşhir edeceksin sonra da ‘Tokyo’ya gidiyoruz’ diye sevineceksin. Dünya şampiyonu olsan ne yazar. Müslüman kadın adap ve haya sahibidir. Yaptığı her işte Allah rızası gözetir. Dinimize göre kadınlar kendi aralarında spor yapabilirler, erkekler huzurunda açık saçık olarak değil” paylaşımında bulunduktan sonra MHP’den ihraç edilen Şahin o dönem yaşananlardan bahsetti.
“BAHÇELİ’YE YAPMIŞ OLDUKLARI BASKIDAN DOLAYI BÖYLE BİR KARAR ALINMIŞTIR”
Şahin, MHP’den ihraç edildiği dönemle ilgili “2019 yılında, Milliyetçi Hareket Partisi, bizi bir ayet paylaştık diye ihraç etmişti. 47 ay bağımsız kaldım ben. Kongreye gitmiştim. Kongreden beni dışarıya çıkardılar. Kaynaşlı’nın yüzünü kızartacak, Kaynaşlı’yı sıkıntıya sokacak, mahcup edecek hiçbir şeyin altına imza atmadık. Bir paylaşımla gündeme gelmiştik ulusal basında. İslam düşmanları, Allah düşmanları bizi paylaşımımızdan dolayı hakaret yağdıranlar oldu. Ancak tebrik edenler de oldu. Yani bir tesettür ayetinin paylaşımından dolayı, İslam düşmanlarının, Kur’an düşmanlarının MHP genel merkezine, Bahçeli’ye yapmış oldukları baskıdan dolayı böyle bir karar alınmıştır” ifadelerini kullandı.
MASADAKİ ÇİÇEĞİ FIRLATTI, ÜSTÜNE YÜRÜYÜP KÜFÜR VE HAKARET ETTİ
Söz konusu ifadelerin ardından MHP Bolu Milletvekili İsmail Akgül, araya girerek, MHP Lideri Devlet Bahçeli ile ilgili sözleri sebebiyle Şahin’e müdahale etti. Akgül, ifadeleri doğru bulmadığını söyledi. Bu sırada Birol Şahin bağırmaya başlayıp, “Sen kimsin?” diyerek MHP Milletvekili Akgül’e küfür ve hakaret etti. Şahin, daha sonra ayağa kalkıp masada bulunan çiçeği İsmail Akgül’e fırlatarak küfür ve hakaretlerine devam edip üzerine yürüdü. O anlar kameralara yansırken, olay, odadakilerin araya girmesiyle daha fazla büyümeden engellendi.
“CAHİLİYE DÖNEMİNİ KAPATARAK HİZMET DÖNEMİNİ BAŞLATTIK”
Devir-teslimin tamamlanmasıyla birlikte MHP’li Başkan Efdal Altundal göreve başlarken, MHP Milletvekili İsmail Akgül ise sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Belediyemizi teslim aldık. Kaynaşlı ilçemizde cahiliye dönemini kapatarak, hizmet dönemini başlattık. Biz Müslümanlığı ve adaletli olmayı size öğreteceğiz” ifadelerini kullandı.
]]>Basın toplantısında konuşan Sancak, TFF’nin olağanüstü seçimli genel kurula gitme kararını desteklediğini ifade etti ve bu süreçte noter onaylı imza toplama işlemine destek verdiğini belirtti.
Sancak, “Ben başkan değilim. Mehmet Büyükekşi, beni ekranda görecek ve rahatsız olacak. Geçen gün katıldığım bir Kulüpler Birliği Vakfı toplantısından sonra bir başkanımızı arıyor ve ‘Murat Sancak Adana Demirspor Kulübü Başkanı değil. Sizin toplantınızda ne işi var? Niye alıyorsunuz toplantıya?’ diyor. Sayın Mehmet Büyükekşi. Kimin Kulüpler Birliği Vakfı toplantılarına katıldığına bakma. Tek tek arama. Kulüpleri baskı altına alma. Türk futbolu için ne gerekiyorsa yap ve hangi adımlar atılması gerekiyorsa onu at.” şeklinde konuştu.
“İNSANLARI TEHDİTLE TERBİYE ETME”
Murat Sancak, Mehmet Büyükekşi’nin 18 Temmuz’da genel kurul yapma kararını eleştirerek, Türk futbolunun iyileştirilmesi adına daha erken bir tarihte seçim yapılması gerektiğini vurguladı:
Sen TFF Başkanı olduğunda sana tüm kulüplere istediğin kadar olanak sağla ama çöreklenmiş çeteleri temizlemekle uğraşmazsan sen de diğer federasyon başkanları gibi tarih sahnesinde yerini alacaksın demiştim. Onun için senden rica ediyorum. Öyle 18 Temmuz’a filan bırakma. Türk futbolunun geleceğini düşünüyorsan, en erken zamanda lig bitmeden bir karar al ve seçimli genel kurula git. Aday olmak istiyorsan da aday ol. Sana aday olma diyen de yok. Eğer o seçimde de delegelerin bir fazlası seni tercih ederlerse saygı duyarız. Başımızı eğer çıkarız. Ama senden ricam hiçbir kulübü baskı altına alma. İnsanları böyle tehditle terbiye etmeye de kalkmayın.
“ÖYLE BİLGİLER AKIYOR Kİ, AKLINIZ DURUR”
Mehmet Büyükekşi’nin Türk futboluna zarar veren yapılarla mücadele edemediğini anlatan Murat Sancak, şu ifadeleri kullandı:
“Kulüpler Birliği’nin WhatsApp grubunda sana gelen bilgileri de biliyoruz. Ama yapma Sayın Başkan. O çetelerle uğraşamadın, o çeteleri bitiremedin. Ulusal medyaya da seslenmiş olayım. 10-15 gündür Varan 1, 2, 3, ve 4 diye paylaştığım herkesin bildiği ama korkusundan kimsenin dile getiremediği o bilgiler, o çete başları, elebaşları… Herkes bildiği halde gündeme getirmeyip de ben gündeme getirdiğimden dolayı tüm spor medyası korkaklık içerisinde ve bunları yayınlamaktan kendini imtina ediyor. Acaba o federasyon başkanını getiren medya kuruluş patronları mı var? Onun için mi gündeme almıyorsunuz. Kimseden korkmayın. Kimsenin adamı olmayın. Türk futbolu için çalışın. Spor yorumcularına sesleniyorum. Bağlantılarınızı bırakın. Öyle bilgiler akıyor ki aklınız hayaliniz durur. Kimin eli kimin cebinde olduğu belli değil.”

“TFF BAŞKANI OLMA DERDİM YOK”
“Bana federasyon başkanı olacak mısın diye soruyorlar. Hayır olmayacağım. Öyle bir derdim yok. Öyle bir amacım da yok. Şu anda hiçbir kulüp başkanının aday diye dile getirdiği hiç kimse yok. Yani bu son 6 aydır gelişen olaylara baktığınız zaman Türk futbolunda neler yaşadığını hep birlikte gördük. Hakem dövüldü, uluslararası arenaya bütün dünya futbol otoritelerine karşı rezil olduk. Dünkü oynanmayan bir Süper Kupa maçı… Bu halde mi olmamız lazım? Burada istenilen kulüp düşürülebiliyor, istenilen kulüp de şampiyon yapılabiliyor arkadaşlar. Bir talimatla VAR’daki kayıtların açıklandığı zaman oradaki rezaleti görüyorsunuz.”
“DÜŞÜRMESİNLER DİYE SES ÇIKARMIYORLAR”
Bir futbol takımın taraftarı olan birisini siz nasıl kalkıp o maçın VAR’ına veriyorsunuz. Milleti oradan terbiye ediyorsunuz. VAR’daki çizilen çizgilerden tutun, yarı otomatik ofsayt sisteminde çizilen çizgilere bakın. 7 dakika sonra nasıl ekrana getiriliyor? Yarım dakika, 1 dakika içerisinde getirilmesi lazım. Adaleti sağlayın. İnsanların canı yanıyor. Ama korkuyorlar. Çünkü elinizde kırbaçla bekliyorsunuz, tepelerinde duruyorsunuz. Beni düşürmesinler diye sesini çıkaramayan başkanlarımız var maalesef. TFF Başkanı, sanki bütün suçlular kulüpler diye açıklamıştı ve ‘Yeter artık yeter’ demişti. Ben de Sayın Büyükekşi sana söylüyorum, ‘Yeter, yeter, yeter.’ En erken bir şekilde TFF’yi seçimli genel kurula götür. 18 Temmuz deyip aklımızla oynama.
“BU ORTAMI SİZ YARATTINIZ”
“Bu adam Adana Demirspor Kulübü başkanlığını niye bıraktı? Yani bir kulüp zarar gördüğü, mağdur olduğu ve çıkıp açıklamalar yaptığı zaman siz cezalarla terbiye etmeye çalıştığınız için kaçtı. Bu kulüpler haklarını nasıl arayacak? Nasıl koruyacak? Haksızlık yapılsın. Oturun ve bekleyin diyorsunuz. Yok öyle bir dünya. Ben Adana Demirspor başkanlığını sizlerle mücadele etmek için bıraktım. Bir vatandaş olarak da sizlerle mücadele edeceğime sonuna kadar da söz veriyorum. Bunu da herkes bilsin. Sayın Mehmet Abi, seçimli genel kurula nasıl götürebiliyorsan ve hangi yetkiye sahipsen, en erken şekilde karar al. Bu futbol içindeki çatışmayı da ortadan kaldır. Şu anda kulüpler birbirlerine düşman hale geldiler. Bu ortamı siz yarattınız. Bunu da ortadan kaldıracak olan sizlersiniz.”
]]>İsrail ordusunun çekilmesiyle kentteki yıkım gün yüzüne çıktı. Haftalarca devam eden İsrail bombardımanı, kentteki binaları moloz ve kül yığınına çevirdi.

Yollar hem buldozerlerle hem de hava saldırıları nedeniyle altüst oldu. Bölge sakini bazı Filistinliler, evlerine dönmeye başladı.
GAZZE MOLOZ YIĞININA DÖNÜŞTÜ
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) ramazan ayı boyunca Gazze Şeridi’nde derhal ateşkes çağrısında bulunan kararına rağmen Gazze’yi moloz yığınına çeviren ve bölge sakinlerini güneye göç etmeye zorlayan İsrail’in saldırıları, başladığı günden bu yana aralıksız devam etti.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne 6 aydır düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 500’ü çocuk, 9 bin 560’ı kadın olmak üzere 33 bin 207 Filistinli öldürüldü, 75 bin 933 kişi yaralandı.
Gazze Şeridi’nde hayatını kaybedenler arasında 484 sağlık personeli, 65 sivil savunma personeli, 140 gazeteci ve en 30’u görevi başındayken 224 yardım görevlisi bulunuyor.
Ayrıca, Gazze Şeridi genelinde İsrail ordusunun hava saldırıları sonucu başta enkaz altında kalanlar olmak üzere kayıp kişilerin sayısı 7 bine ulaştı.
İsrail saldırıları sonucu annesiz ve babasız kalan çocukların sayısının 17 bin olduğu belirtildi.

BÜYÜK YIKIM YAŞANDI
İsrail’in havadan, karadan ve denizden şiddetli saldırılarına hedef olan Gazze, Han Yunus ve kuzey bölgeleri başta olmak üzere nüfusun yoğun olduğu Gazze Şeridi, yıkılan binaların oluşturduğu geniş moloz alanlarına dönüştü.
Kanlı saldırılar, evlerde ve altyapıda büyük yıkıma yol açtı. BM yetkilileri yaptıkları açıklamalarda bölgeyi “yaşanmaz” ve bölgedeki durumu kelimenin tam anlamıyla “felaket” olarak nitelendirdi.
Gazze’deki hükümetin medya ofisi, 70 bin konutun tamamen, 290 bin konutun ise kısmen yıkıldığını; bu yapıların yaşanmaz hale geldiğini belgeledi.

Saldırılarda Gazze Şeridi’ndeki 171 hükümet merkezi ile 100 eğitim kurumu tamamen, 305’i ise kısmen yıkıldı. Saldırılara hedef olan 229 cami tamamen yıkılırken, 297 cami kısmen zarar gördü. Ayrıca 3 kilise saldırılar sonucu yerle bir oldu.
İsrail ordusu, 32 hastane ve 53 sağlık merkezini hizmet dışı bıraktı, 159 sağlık kuruluşunu ve 126 ambulansı kasten hedef aldı, 200 tarihi alanı da yıktı.

BM: ŞOK EDECİ
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) İcra Direktörü Catherine Russell, Gazze Şeridi’ndeki yıkımın boyutu ve hızının şok edici olduğunu belirterek, derhal ateşkes çağrısında bulundu.
Dünya Bankası ve BM’nin raporlarına göre saldırıların Gazze Şeridi’ndeki altyapıya verdiği zararın maliyetinin yaklaşık 18,5 milyar dolar olduğu; bunun Filistin’in 2022’deki gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 97’sine eşdeğer olduğu tahmin ediliyor.
Gazze Şeridi’nde üretimin neredeyse tamamen durması ve bunun Batı Şeria’daki yansımalarının bir sonucu olarak saldırının günlük kayıplarının değerinin yaklaşık 25 milyon dolar olarak öngörülüyor.

GAZZE’NİN KARADAN İŞGALİ DEVAM EDİYOR
Gazze Şeridi’nde Filistin direniş gruplarıyla İsrail ordusu arasındaki çatışmalar karadan da yoğun bir şekilde devam ediyor.
Hamas’ın askeri kanadı Kassam Tugayları ve İslami Cihad’ın askeri kanadı Kudüs Tugayları liderliğindeki grupların yaptığı açıklamalara göre, çatışmalar bölgenin farklı eksenlerinde yürütülüyor.
İsrail ordusu, yaklaşık dört aydır kara saldırısına devam ettiği Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’tan 7 Nisan’da çekildiğini açıkladı.
Açıklamada, Han Yunus’taki saldırıyı yürüten 98. Komando Tümeninin bölgedeki görevini tamamladığı kaydedildi.
Han Yunus’taki saldırıyı yürüten 98. Komando Tümeninin Gazze Şeridi’nden dün gece tamamen çekildiği, sadece Nahal Tugayının Gazze Şeridi’nde kalmaya devam edeceği ifade edildi.

İsrail Gazze saldırılarında hava kuvvetlerindeki tüm askeri birimlerinin ardından deniz, kara, mühendislik ve istihbarat güçlerinin yanı sıra akıllı bombalar, daha önce kullanılmamış yeni silahlar, yapay zekaya dayalı araçlar kullandı.
İsrail ordusu ise Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 260’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 604 askerinin öldüğünü, yaklaşık bin 500’ü kara işgali sürecinde olmak üzere 3 binden fazla askerin de yaralandığını duyurdu.
Gazze’deki hastaneler de saldırılardan kurtulamadı. İsrail ordusunun, Şifa Hastanesi yerleşkesi ve çevresine 14 gün boyunca uyguladığı kuşatma ardında büyük bir yıkım, insani felaket bıraktı; çevredeki evler, yerleşkedeki binalardan bazıları, oksijen istasyonları ve jeneratörler yakıp yıkıldı.
Ordunun bölgede gerçekleştirdiği korkunç katliamın boyutları, daha sonra evlerin enkazı altında, sokaklarda ve yollarda elleri ayakları bağlı şekilde bulunan cansız bedenlerle gözler önüne serildi.
KITLIK VE SAĞLIK SORUNLARI
Saldırılar 2,3 milyon nüfuslu Gazze’de 2 milyon kişiyi yerinden yurdundan etti. Filistinliler mülteci kamplarına, yol kenarlarına ya da akrabalarına sığınmak zorunda kaldı.
Temel ihtiyaçlardan bile yoksun olan Filistinlilerin insani olmayan şartlar altında yaşamak zorunda kaldıkları kamplarda salgın hastalıklar yayıldı.

Gazze’nin genelinde yaşanan gıda, su, ilaç ve yakıt kıtlığı sebebiyle kuzeyde 30 çocuk açlıktan öldü.
Gazze Şeridi’nin kuzeyinde akut yetersiz beslenmeden muzdarip iki yaşın altındaki çocukların oranı yüzde 31’e ulaştı.
]]>
Alevleri söndüren ekipler, yatak odasında Neşet Kaya’nın eşi Nurgül Kaya ile oğlu Emrullah Kaya’nın yanmış cesetlerini buldu.
Yaklaşık yarım saat sonra eve 5 kilometre uzaklıkta, İlemin-Erdemli kara yolunda da bir otomobilin yandığını ihbarı yapıldı. Bunun üzerine bölgeye itfaiye ekipleri sevk edildi. Otomobildeki yangın da kısa sürede söndürüldü.
Ancak direksiyon başındaki Neşet Kaya’nın yanarak hayatını kaybettiği belirlendi. Anne, baba ve oğulları, yakınları tarafından alınarak, İlemen Mahallesi Mezarlığı’nda yan yana defnedildi.
Olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında aynı mahallede yaşayan Halil Evcibağ (35), gözaltına alındı. Şüphelinin, girdiği evde anne ile oğlunu eterle bayılttıktan sonra Nurgül Kaya’nın parmağındaki altın yüzüğü çalıp, evi ateşe verdiği belirlendi.
Evcibağ’ın Neşet Kaya’yı ise bıçakladıktan sonra otomobili yaktığı ortaya çıktı. Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Evcibağ, çıkartıldığı nöbetçi mahkemece tutuklandı.
800 BİN TL DEĞERİNDE ALTINA ULAŞILAMADI
Cinayet sonrası Nurgül Kaya’nın yaklaşık 800 bin TL değerindeki bilezik ve çeşitli ziynet eşyalarına ulaşılamadı.
Evcibağ’ın gasbettiği tespit edilen ziynet eşyalarının bulunması için çalışmalar sürerken, haberlerden katili gören bir kişi dün akşam jandarma karakoluna giderek cinayeti işleyen şüphelinin olay günü kendisine 22 ayar 67 gram ağırlığında, yaklaşık 160 bin TL değerinde bir bilezik getirerek borcuna karşılık verdiğini söyledi.
Bileziğin öldürülen aileye ait olabileceğini düşünerek jandarmaya geldiğini belirten şahıs, ekiplere ziynet eşyasını teslim etti. Jandarma ekipleri de yaptığı araştırmada bileziğin öldürülen kadına ait olduğunu belirledi.
EVE DÖNÜP ÖLÜP ÖLMEDİĞİNİ KONTROL ETMİŞ
Neşet Kaya’nın bacanağı Ferhat Keller (33), olayla ilgili kendisinin ve mahallelinin şahit olduğu detayları anlattı. Keller şunları söyledi:
“Bacanağım seracılıkla uğraşıyor. Halil, bacanağımın serasına yanına gitmiş ve bayıltmış. Daha sonra Neşet’in otomobiliyle gelmiş. Evin kapısında bir zorlama olmadığı için Nurgül yenge kapıyı açıyor.
İlk önce çocuğu ve Nurgül’ü öldürmüş. Ardından yatağın üzerine koyup ikisini yakmış. Neşet’i de öldürdükten sonra araçla birlikte köyün dışındaki yol kenarında ateşe veriyor.
Olayın öğrenilmesinin ardından biz ve köy halkı eve geldik. Buradaki köylülerimiz Halil’i burada görmüş. Hatta Nurgül’ün nabzına bakmış ve ölüp ölmediğini kontrol etmiş.
Ben de Neşet Kaya’nın aracının yandığı yere gittiğimde Halil’i orada beklerken görmüştüm. Bu vahşi cinayetleri altın için yaptığını öğrendik, şok olduk.”
“KIZIMI VE TORUNUMU ALTIN İÇİN KATLETMİŞ”
Nurgül Kaya’nın annesi Ayşe Yıldırım (55) ise olayın şokunu atlatamadıklarını söyledi.
Yıldırım, “Sabah kalktık ve olanları duyduk. Hemen eve geldik. Kızımın ve torunumun cenazeleri ile karşılaştık. Katil zanlısı kızımı ve ailesini altın için katletmiş. Kimse kolunda altınlarla gezmesin ve kimseye göstermesin. Benim canım yandı başkalarının canı yanmasın” diye konuştu.
]]>Çipleri takılarak kayıt altına alınan köpekler, rehabilitasyon süreçlerinin tamamlanmasının ardından sahiplendirilecek.
ALTI KÖPEK SALDIRDI
Olay, 30 Mart’ta saat 19.00 sıralarında merkez Nilüfer ilçesi Demirci Mahallesi Işıklı Sokak’ta meydana geldi. İftar için fırına pide almaya giden Mesut Karagözoğlu ile oğlu Y.E.K., sokak köpeklerinin saldırısına uğradı. Karagözoğlu, oğlunu korumak için köpeklerin önüne geçerken korkan çocuk kaçarak uzaklaştı.

Köpeklere engel olmaya çalışan Mesut Karagözoğlu düştü, 6 köpek ise etrafını sarıp kendisine saldırdı. Düşmeye bağlı olarak çenesi kırılan Karagözoğlu’nun kulağı ve elleri köpekler tarafından ısırıldı.
O anlar çevredeki bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Karagözoğlu’nun, saldırıdan önce yolda karşılaşıp konuştuğu arkadaşının, otomobiliyle geri gelip, klakson çalmasıyla köpekler kaçtı.
İKİ AY PİPETLE BESLENECEK
Arkadaşı tarafından Uludağ Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılan 2 çocuk babası Mesut Karagözoğlu’nun çenesinin 2 yerinden kırıldığı, ellerinin ve kulağının parçalandığı belirlendi.

Tedaviye alınan Karagözoğlu’nun, elleri ile sol kulağına 30 dikiş atılırken, çenesinden de ameliyat oldu. Hastanede tedavisi süren Karagözoğlu’nun çene ameliyatı nedeniyle yaklaşık 2 ay boyunca pipetle besleneceği öğrenildi.
16 KÖPEK TOPLATILDI
Öte yandan olayın ardından Karagözoğlu’na saldıran 4 köpek, aynı gün Nilüfer Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü ekipleri tarafından mahalleden alınarak, Hayvan Bakım ve Tedavi Merkezi’ne götürüldü. Tasmalı olan köpeklerden 1’inin bölgedeki bir çiftliğin köpeği, diğer 3’ünün de fabrikalara ait olduğu belirlendi. Çipleri bulunmayan köpeklerin sahiplerine, İlçe Tarım Müdürlüğü’nce 3 bin 642’şer lira ceza kesileceği belirtildi.
10 GÜN SONRA SAHİPLENDİRİLECEKLER
Nilüfer Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü yetkilileri, olaydan sonraki bir hafta içerisinde bölgeden toplam 16 köpeğin alınarak merkeze getirildiğini belirtti. Karagözoğlu’na saldıran 4 köpeğin de aralarında olduğu 16 köpek, çipleri takılarak müşahede altına alındı. 10 günlük müşahede sürecinin tamamlanmasının ardından, rehabilite edilebilen köpekler, istenmesi durumunda aşıları yapılıp, kısırlaştırılarak, ‘alan koruma köpeği’ olarak sahiplendirilecek.
Köpekleri sahiplenecek olan kişilerin, Nilüfer Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü’nce verilecek çip numarasını, İlçe Tarım Müdürlüğü’ne giderek, adlarına kayıt yaptırmaları yeterli olacak. Rehabilite edilemeyecek durumda olan köpekler ise yaşamlarını barınakta sürdürecek.

“SOKAKLARA BIRAKANLARA KIZIYORUM”
Saldırının gerçekleştiği Demirci Mahallesi’nde vatandaşlar, olayın şokunu üzerlerinden atabilmiş değil. 3 senedir mahallede yaşayan Ülfet Şahin (65), köpeklerin kendisine de saldırdığını belirterek şunları söyledi:
– Mahallede bulunan başıboş köpeklerden muztaribiz. Köpeklere kızma hakkımız yok, ancak bakamadıkları köpekleri sokaklara bırakanlara çok kızıyorum. Köpekler aç kalınca veya çiftleşme dönemlerinde saldırgan olabiliyorlar. Daha önce bana da birkaç defa saldırdılar. Köpeklerin de bir suçu yok. Köpekleri önce besleyip, daha sonra serbest bırakanlara ağır cezalar verilmesi gerekiyor.
– Mahalleye yeni köpekler geldi ve bazen saldırıyorlar. Ben bile sabah namazlarına giderken korkmaya başladım. Çocuklar parkta oynamaya korkuyorlar. Biz bir çözüm bekliyoruz. Yaralanan vatandaş canının derdine düştü. İnsanlar bu konuyu değerlendirirken, kendilerini o kişinin yerine koymalı, öyle karar vermelidir.
“BARINAKLAR YETERLİ DEĞİL”
Bazı mahalleli ise bölgedeki köpeklerin tamamının toplatılmasına tepkili. Mesut Karagözoğlu’na saldıran köpeklerin, mahalleden olmadığını belirten Bilgehan İsmailoğlu, bölgede daha önce böyle bir olayla karşılaşmadıklarını savunarak şöyle konuştu:
– O gün yaşanan olayda değişik, kangal benzeri köpekler yukarıdan indiği söyleniyor. O köpekler bu mahallenin köpeği değil. Bu köpekleri birinin bıraktığını düşünüyoruz. Mahallemizde yaşayan köpekler, bizimle beraber yürüyüş yaparlar. Son dönemlerde farklı bölgelerden bırakılan köpekler, böyle olaylara neden oluyor.
– Çiftleşme döneminde köpekler daha agresif olabiliyor. Sokak köpeklerinde kısırlaştırılma yaygın değil. O gün, bir tane dişi köpek geziyordu. Diğer köpeklerin onu kıskanarak saldırmış olabileceğini düşünüyorum. Köpekler için iyileştirilmiş, güzel barınaklar yapılması gerektiğini düşünüyorum. Hayvanlar aç bir şekilde sokaklara ve ormanlara bırakılmasın. Barınakların yeterli olduğunu düşünmüyorum. Kısırlaştırma kampanyaları da bu tarz olayların önüne geçecektir.
“HAYVANLARIMIZI GERİ İSTİYORUZ”
10 yıldır mahallede baktıkları, aralarında hasta ve kanser tedavisi gören köpeklerin de olduğunu söyleyen Selmin Öztekin de şöyle konuştu:
– Bizim burada baktığımız köpeklerimiz yavruluktan beri buradalar. Biz barınağa başvurduk ve onları geri almak istiyoruz.
– Olayın olduğu gün, burada bulunan tüm köpekler toplandı. Hasta ve kanser tedavisi gören köpeklerimiz var. Biz hayvanlarımızı geri istiyor ve mücadelemizi veriyoruz. Burada yaşamayan bir köpek yüzünden, diğer köpeklerin cezalandırılmasını istemiyoruz.
]]>Yeni mezun olmuş başlangıç seviyesi bir danışman bu şirketlerde; taban maaşı, ikramiyeleri ve yer değiştirme masraflarını da dahil edildiğinde yılda 200 bin dolardan fazla kazanabiliyor.
Business Insider; PwC, KPMG, EY ve Deloitte’un başlangıç seviyesinden yönetici rollerine kadar çeşitli işler için ABD merkezli çalışanlara ne kadar ödeme yaptığını analiz etti.
İşte dört büyüklerde çalışanların performans primleri, imza primleri ve baz maaş dışındaki tazminatları hariç aldıkları maaşlar…
DELOITTE
Dünya çapında 455 bin yakın çalışanıyla ‘Dört Büyük’ arasında en fazla sayıda insanı istihdam eden şirket Deloitte oldu.
Şirket, 2023 mali yılında, 2022’ye göre yüzde 9,3 artışla 64,9 milyar dolara yakın gelir elde etti.
Deloitte, üst düzey yöneticilere 91 bin 603 ila 288 bin dolar arasında ücret ödedi.
Şirketin danışmanlık ve muhasebe rolleri için maaş aralıkları şöyle oldu:
Analist: 49 bin 219-337 bin 500 dolar
Kıdemli iş analisti: 97 bin 739 dolar
Denetim ve güvence kıdemli asistanı: Ortalama 58 bin 895 dolar
Danışman: 54 bin 475 – 125 dolar
Küresel iş süreci lideri: 180 bin dolar
Kıdemli danışman: Ortalama 122 bin 211 dolar
Yönetici: Ortalama 152 bin 971 dolar
Vergi müdürü: Ortalama 117 bin 268 dolar
Üst düzey yönetici: 91 bin 603 – 288 bin dolar
Genel müdür: Ortalama 326 bin 769 dolar
Vergi genel müdürü: Ortalama 248 bin 581
Müdür: 225 bin- 875 bin dolar
PwC
PricewaterhouseCoopers’ın (PwC) dünya çapında 328 binden fazla çalışanı bulunuyor.
Firma, 2023 mali yılı için, 2022’ye göre yüzde 5,6’lık bir artışla 53 milyar doların üzerinde gelir bildirdi.
PwC’deki müdürler 1 milyon doların üzerinde kazanabildi.
İşte PwC’nin çalışanlarına ödediği maaşlar:
Asistan: 68 bin – 145 bin 200 dolar
Kıdemli Asistan: 72 bin – 197 bin dolar
Yönetici: 114 bin 300 – 231 bin dolar
Üst düzey yönetici: 142 bin – 251 bin dolar
Direktör: 165 bin – 400 bin dolar
Genel müdür: 260 bin – 330 bin 600 dolar
Müdür: 1,81 milyon – 1,376 milyon dolar
KPMG
KPMG’nin dünya genelinde 650’den fazla ofiste 219 binden fazla çalışanı bulunuyor.
Firma, 2023 mali yılı için 36 milyar dolar gelir elde etti. Böylelikle KMPG, 2022’ye göre gelirini yüzde 5 arttırdı.
Bir KPMG sözcüsü Business Insider’a e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, son beş yılda firmanın muhasebe mezunları için başlangıç maaşlarını yüzde 26 oranında artırdığını açıkaldı.
İşte KPMG’deki danışmanlar, muhasebeciler ve liderler için maaş aralıkları:
Asistan:61 bin- 140 bin dolar
Kıdemli Asistan: 66 bin 248 – 215 bin dolar
Direktör: 155 bin 600- 260 bin dolar
Yardımcı direktör: 155.700 ila 196.600 dolar
Uzman direktör: 174 bin – 225 bin dolar
Baş uzman: 140 bin 500 – 200 bin dolar
Kıdemli uzman: 134 bin – 155 bin dolar
Yönetici: 99 bin 445 – 293 bin dolar
Üst düzey yönetici: 110 bin 677 – 332 bin dolar
Genel müdür: 230 bin – 485 bin dolar
EY
Dört büyüklerden biri olan EY ise dünya çapında 150’den fazla ülkede 298 bin den fazla kişiyi istihdam ediyor.
EY 2023 mali yılında, 2022’ye göre yüzde 9,3’lük bir artışla 49,4 milyar dolarlık rekor bir gelir bildirdi.
İşte firmadaki danışmanlar, muhasebeciler, denetçiler ve baş yöneticiler için maaş aralıkları:
Muhasebeciler ve denetçiler: 54 bin – 390 bin dolar
Gayrimenkul değerleme uzmanları ve eksperleri: 166 bin 626 – 185 bin 444 dolar
Analist: 145 bin – 239 bin 670 dolar
Bilgisayar sistemleri analisti: 62 bin – 367 bin 510 dolar
Yönetim analisti: 49 bin 220 – 337 bin 500 dolar
İstatistikçi: 66 bin – 283 bin 500 dolar
Finansal risk uzmanı: 62 bin – 342 bin 400 dolar
Aktüerler: 84 bin 800 – 291 bin 459 dolar
Ekonomist: 77 bin – 141 bin dolar
Lojistikçiler: 72 bin – 275 bin dolar
Matematikçiler: 165 bin 136 – 377 bin dolar
Bilgisayar ve bilgi sistemleri yöneticisi: 136 bin 167 – 600 bin dolar
Finans yöneticisi: Ortalama 320 bin dolar
]]>Alışverişe gelenler de hem pahalılıktan hem geçim sıkıntısından hem de kullanmak zorunda kaldıkları kredi kartlarındaki faizlerden şikâyetçi. Almanya Frankfurt’tan ziyarete gelen ve ikinci günü olduğunu söyleyen bir kişi, şunları söyledi:
“Ben her sene gelip gidiyorum fakat her sene üzerine koyarak devam ediyor. Bunlar söylenmez. Ben dün 200 avro bozdurdum, 7 bin lira para. Cebimde 10 lira para var. Burada millet nasıl geçiniyor, ne yiyor burada millet? Şimdi kredi kartı… Burada da benim bir akrabam var.
İnanın, adam intihara geldi, ödeyemedi. Ondan al, ondan al, ödeyemedi. Nasıl düzecek bu memleket? Bu memleket düzelmez. Şurada denk gelse de ‘Avrupa çöktü’ diyen adamları bir göreyim.
Ben diyeyim 20 sene, sen de 30 sene; biz oraya yetişemeyiz. Ben Frankfurt’ta devlet dairesinde çalışıyorum. Belediyede görevliyim. Bu yardım sistemleri filan benim elimden geçiyor. Emeklilere, yardıma muhtaç olanlara, bunların ödemelerini ben yapıyorum, kayıt altına alıyorum.
Orada açlıktan ölen adam yok, açlıktan sürünen adam yok. Orada sabah kalkıp da ‘Çocuğumun çantasına ne koyacağım’ diyen adam yok. Sistem yerleşmiş. Burada da benim okul arkadaşlarım var.
Adamlar 20-30 bin lira maaş alıyorlar ama bu İstanbul’da geçinmek zor. Allah herkesin yardımcısı olsun. İmkânı olan adam gelsin oraya da bir insanlık görsün. Şu millete bakıyorum. Evet, kalabalık da inan, ben şuradan bunu alıp yemeye utanıyorum. Orada torunlar da var.
Hans’ın bebesi doyuyor da niye Kemal’in bebesi doymuyor? Onlar da yesin. Dünya hepimize yeter. Biri yiyip de aşağıda da yememezlik olmasın. Herkes yesin. Durum bu.”
“BİR YEMEĞE 850 LİRA VERDİM”
Yurttaş, 200 avro ve Türk lirası üzerinden alım gücü kıyaslaması da yaparak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Benim orada inşaat firması olan arkadaşlarım var. Orada bir vasıfsız işçi diyelim. Mesleği ve Almancası yok, oraya gelmiş turist olarak. Sabah saat 7’de kalkıp akşam saat 4’e kadar çalışan bir kişi 130-140 avro para alır. Bu 140 avroyla ne alır diyorum.
10 kilo kanat alır, 35 avro. 10 kiloluk but alır, 25 avro. Sucuk alır, 12 avro kilosu. Pastırma alır, 25 avro kilosu. Bunların hepsini 15 avrodan hesaplayalım. Cebime bakıyorum. Cebimde 20 avro daha var.
Şimdi dönüyorum buraya. Ben sabah saat 7’de burada kalkıyorum, çalışıyorum. Akşam saat 6’ya kadar çalışıyorum, 500 lira alıyorum. Ben burada, Eminönü’nde bir yemek yedim şimdi hanımla beraber, 850 lira verdim. Yediğinde bir şey yok, normal bir et yemeği.
Paranın alım gücünü düşünüyorsunuz. Efendim niye burada çalışmıyor? Çalışayım da ben sabah saat 7’den akşam saat 5’e kadar çalışıp bir kilo et alamıyorum. Paranın gücünü görüyor musunuz oradaki?
Adam 130 avro alıyor. Almış olduğuna bak, etini alıyor, sucuğunu alıyor, peynir alıyor, zeytin alıyor, pastırmasını alıyor, ekmeğini alıyor, sebzesini alıyor, meyvesini alıyor. Adam cebinde 10-20 avro daha para kalıyor. İşte emek bu. Anlatabiliyor muyum?
“200 AVROYA FİNLANDİYA’YA GİDİYORUM”
Devlet diyor ki -devlet böyle olur- ‘Halkım, sen sağlığını düşün. Para benim işin. Ben sana bakmak zorundayım. Sen yeter ki sağlığını düşün. Yetişmiyor mu? Gel bana’ diyor devlet.
Tamam, ev kirası bin avro olabilir. Senin kazancın kaç, bin 500 avrodan hariç, isterse milyon borcun olsun, devlet bir lira senden alamıyor. Çünkü bin 500 avro senin hakkın diyor.
Frankfurt’ta çalışan adam 4 bin avro maaş alır. Mesela İstanbul’da çalışan adam 20, 30, 40 bin lira maaş alacak ki o adam yesin 10 bin lira. Sivas’taki adam da veriyor 15 bin lira ev kirası. Bu iş paranın gücü.
Şimdi cebimden 200 avroyu çıkartacağım, bir de 200 lirayı çıkartacağım. Bununla bir kıyaslayalım. Bu memlekette en büyük para 200 lira mı? E ben burada 200 liraya yemek yiyemiyorum.
Ben 200 avroya hanımımla Finlandiya’ya gidip geliyorum. Hollanda’ya gidip, gezip geliyorum 200 avroyla. Benim biletim hanımla hafta sonu Hollanda, Belçika, o sınıra 35 avro. Düşünün işte.
Allah herkesi orayı görmeyi bir nasip etsin de ben de insanım desin. Geçinmek de para, huzur da para, her şey para. Para olmayınca da huzursuzluk oluyor, sevgi, olmuyor, hiçbir şey olmuyor.
Yeter ki para olsun. O nedenle bu Avrupa ülkelerine biz yetişemeyiz. Allah herkesin yardımcısı olsun.”
“DEVLET BİZİ DÜŞÜNMÜYOR”
Emekli olduğunu ve asgari ücretin altında maaş aldığını söyleyen bir kişi de sorunlarını şöyle anlattı:
“Sabırlı, metanetli gitmeye çalışıyoruz. ‘Geçiniyorum’ dersek yalan olur. Memleket, bizim memleket. Alamayız, satamayız, ortalığı birbirine katamayız. Bu koşullarda boynumuz her zaman devlete kıldan ince ama oy zamanı geldiği zaman gerekli ders verildi, ikaz yapıldı. Bundan sonra da ne yaparsa bakacağız. Kredi kartı bir tane var. Çekme kartı var, gerisi yok. Ne alırım ne öderim. Aldığım belli, verdiğim belli. Bu işler hep böyle gidiyor. Ben doğdum, orta direklerle büyüdük. Ben onun yaşına geldim. Ne orta direk kaldı ne başka bir şey kaldı. Şimdi kredi kartları da bizim gibi emeklinin Allah yardımcısı olsun. Alırsak vallahi kalp krizinden gideriz galiba. Bu sıkıntıyı yaşıyoruz. Bizim kaldırabileceğimiz bir güç değil yani. Aldığımız zaman nasıl ödeme yapacağız? Kredi kartı insanlara veriliyor ama geri ödemesi gelince şu sazıma bir düzen ver, teller de muradını alsın diye ağlamaya başlıyoruz. Bu oluyor işte. Ben beni düşünüyorum, sen seni düşünüyorsun ama devlet bizi düşünmüyor. Mecbur, istersen yapma. Sen de benim yaşıma geleceksin. Çoluğun çocuğun olacak. Onların geleceği olacak. Sen kendi geleceğini de bırakıyorsun. Bir de böyle kredi kartlarının içine girersen Allah yardımcın olsun. Varsa zaten mesele yok, hep ne gelirse yokluktan geliyor”
“HALKIN PARASINI SARAYA DÖKTÜ”
Kredi kartlarının faizlerinden dert yanan başka bir yurttaş da “Kullanmasam dönmez. Ben çalışıyorum, herkes için zor. Ülkeye güzel bir yatırım olması lazım. Daha doğrusu Ankara’daki sarayın kapanması lazım. Orası bir ton elektrik yakıyor. Günde 4-5 milyon elektrik gidiyor Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Saray’ına. Oranın aylık gideri 50 milyon rahat var, belki daha fazla. Orası kapanırsa ekonomi düzelir. Bu tarz şeylerde eğer kısarlarsa ekonomi düzelir. Milletin parasını aldı oraya döktü. Halkın parasını aldı, o saraya döktü. Yatırım halka yapsın, iş sahası kursunlar, insanlara iş versinler, ekmek versinler, fabrika kursunlar. Büyükçekmece’de oturuyorum, alışverişe geldim. Fiyatlar çok pahalı. Elbise alacağım. Yeme içmeden kısıyorum, her şeyden kısıyorum. Öyle idare ediyorum. Yazık günah, halkı ne hâle soktular… Başımızdaki, halkı ne hâle soktu, eve ekmek götüremiyor insanlar” diye konuştu.
“ÖNCEDEN KREDİ KARTI ŞART DEĞİLDİ”
Para olmayınca kredi kartından harcadığını anlatan bir kişi, “Bir banka kartı var, bir normal kredi kartı var. Aylığı alınca yatırıyoruz. Dikkatli kullanmaya çalışıyorum aslında. Önceden şart değildi. Çalışınca demek ki şart oldu. Çarşıya daha tam bakamadık, şimdi gireceğiz. Bir bakalım. İşte yine kredi kartı kullanacağız” dedi.
“MARKETLER BİZİ DEVAMLI EZİYOR”
Emekli bir yurttaş, pahalılığı “Geziyorum. Biraz ucuzluk var. Az bir şey ama o kadar değil. Dolaştım, bazı yerler çok farklı. Sıkışıyoruz tabii. Bu ucuzluğa bir şey demeleri lazım. Böyle gitmez. Değil mi? Nereye kadar gidecek? Geçiniyoruz ama öyle geçiniyoruz. Torbayla paran olacak. Ucuzluk yapsınlar, bizim derdimiz o. Şu marketlere bir frenleme yapsınlar. Marketler bizi devamlı eziyor. Kredi kartı ben kullanmıyorum. Bir hanım, bir ben, ikimiz daha alıyoruz. Kredi kartıyla çekiyor, çekiyor; ay başı geldi, maaş karta gidiyor” diyerek anlattı.
“ADALET OLMAZSA EKONOMİ OLMAZ”
Kredi kartının 4-5 tane olduğunu belirten bir kişi, şunları dile getirdi:
“Ödemesi ondan ona, ondan ona aktarma yapıyorsun. Yani kredi kartı olmazsa bu millet yaşayamaz, imkânı yok. Herkes kullanıyor. Faizler çok yüksek. Toplumun alım gücü yok.
Mecburen ne yapacak? Kredi kartına yüklenecek. Habire borçlanıyor. Yani bu ekonominin bozuk olmasından dolayı seçim sonuçlarını gördünüz.
Kredi kartı olmazsa yaşam olmayacak bu ülkede. Bu sistemin değişmesi lazım önce. Sistem değişmezse bu böyle devam eder.
Önce sistem değişecek. Önce bu ülkeye adalet gelmesi lazım. Adalet olmazsa ekonomi olmaz. Önce adalet olacak. Ondan sonra ülke gelişime, yatırıma başlar. Yoksa olmaz.”
]]>Haftada dört gün çalışma uygulamasına katılım oranı yüzde 94’e ulaşırken ksa Akrilik CEO’su Cengiz Taş, dört günlük çalışma haftasının çalışanlardan güçlü bir destek aldığını ve şirket içinde artan işbirliği ve ekip ruhunu teşvik ettiğini belirtti.
ABD’li haber kuruluşu Bloomberg’in haberine göre, çalışanların maaşlarını veya sosyal haklarını değiştirmeden 4 günlük çalışma düzenine geçen şirket, geçtiğimiz yıl operasyonel verimliliği artırmak ve iş-yaşam dengesini teşvik etmek amacıyla daha kısa çalışma haftasını test etmeye başlamıştı.
İŞ BAŞVURULARI ARTTI
Denemelerin başarılı olması üzerine şirket bu çalışma düzenini kalıcı hale getirdi. Pilot çalışma döneminin ardından Aksa çalışanlarıyla yapılan bir ankette, dört günlük çalışma haftası çalışan bağlılığını, üretkenliği, motivasyonu ve iş-yaşam dengesini yüzde 85’in üzerinde destekledi. CEO Cengiz Taş’a göre iş başvuruları da artış gösterdi.
Şirketin Ar-Ge ve sürdürülebilirlik grup müdürü Aslı Ertan ise, “Çalışma arkadaşlarımın ve ekibimin motivasyonu açıkça arttı” dedi.
İZİN GÜNÜ SABİT DEĞİL
Aksa’daki olumlu sonuca rağmen, uygulama sırasında çeşitli zorluklar da yaşandı.
Başlangıçta salı ve perşembe günleri izin günü olarak belirlenmişti. Ancak sabit gün sistemindeki aksaklıklar nedeniyle şirket izin günlerini daha esnek bir şekilde belirlemeye karar verdi.
Bazı çalışanlar da tam gün izin yapmak yerine izinleri saatlere bölerek kullanmayı tercih etti. Bu talepler doğrultusunda Aksa, dört günlük çalışma haftasının bir parçası olarak kısmi molalar uygulamaya başladı.
Merkezi Yalova’da bulunan şirket, mavi yakalı işçiler de dahil olmak üzere 1200 kişilik bir işgücüne sahip. Ancak saat bazında ücretlendirilen ve fazla mesai ücreti alan mavi yakalı işçiler daha kısa çalışma haftasına dahil edilmiyor.
DÜNYADA ARTIYOR
Aksa, Türkiye’de bu denemeleri yapan ilk büyük şirket olurken, son yıllarda dünya genelinde başka şirketler de bu tür denemeler yapıyor.
Geçen yıl İngiltere’de yapılan bir araştırma, denemeye katılan şirketlerin çoğunun beş günlük standarda geri dönmediğini ortaya koydu.
Ayrıca, Alman şirketleri de işgücü kriziyle mücadele etmek için kısa çalışma haftasını test etmeye başladı. Yaklaşık 45 şirketin katıldığı ve 1 Şubat’ta başlayan altı aylık bir programla yüzlerce çalışana tam ücret ödenirken her hafta bir gün ekstra izin verilecek.
Milyarder Steve Cohen de geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, daha fazla işletmenin ‘haftada dört gün çalışma’ uygulamasına geçebileceğini söyledi.
Öte yandan her şirket ‘kısa çalışma haftası’ uygulamasında başarılı olamadı. Deutsche Telekom AG’nin Macaristan birimi Magyar Telekom, dört günlük çalışma haftasının pilot uygulamada beklentileri karşılamaması üzerine bu yılın başlarında standart çalışma programına geri döndü.
]]>Almanya’da Bayer Leverkusen, Fransa’da Paris Saint-Germain (PSG), İngiltere’de Arsenal ve İtalya’da Inter, puan tablosunun zirvesinde yer aldı.
Bayer Leverkusen, kayıpsız geçtiği haftada şampiyonluğa bir adım daha yaklaştı. PSG, evinde puan kaybı yaşadı. Liverpool’un puan kaybını değerlendiren Arsenal, liderliğe yerleşti. Athletic Bilbao’nun Mallorca’ya karşı penaltılarla kazandığı Kral Kupası nedeniyle İspanya liginde maç oynanmadı. Rakipleriyle arasındaki puan farkını korumak isteyen Inter ise haftanın kapanış maçında bu akşam Udinese’ye konuk olacak.
BAYER LEVERKUSEN GÜN SAYIYOR
Bayer Leverkusen, Florian Wirtz’in penaltı golüyle Union Berlin deplasmanında 1-0 galip geldi. Bu sezon çıktığı 41 maçı da kaybetmeyen Bayer Leverkusen, Bundesliga’da üst üste 9. galibiyetini aldı.
Zirve takipçilerinden Bayern Münih, Heidenheim deplasmanında 3-2 yenildi ve üst üste ikinci maçını kaybetti.
Şampiyonlar Ligi’ne katılma mücadelesi veren takımlardan Stuttgart ise Borussia Dortmund’a konuk olduğu maçı 1-0 kazandı.
Bundesliga’da 28. haftanın ardından 76 puana yükselen Bayer Leverkusen, en yakın rakipleri Bayern Münih ve Stuttgart ile arasındaki farkı 16’ya çıkardı. Bayer Leverkusen, bu hafta sonu Werder Bremen’a karşı kazanması ya da rakiplerinin puan kaybetmesi halinde şampiyonluğunu ilan edecek.
PREMIER LİG’DE ZİRVENİN YENİ SAHİBİ ARSENAL
Kıyasıya şampiyonluk yarışının sürdüğü Premier Lig’de Arsenal, Brighton deplasmanında Bukayo Saka, Kai Havertz ve Leandro Trossard’ın golleriyle 3-0 kazanarak zirvenin yeni sahibi oldu.
Liverpool, deplasmanda Manchester United ile 2-2 berabere kalarak zirvedeki yerini kaybetti.
Şampiyonluk yarışındaki Manchester City, Crystal Palace’a konuk olduğu mücadeleyi 4-2 kazandı.
Aston Villa’nın Brentfod ile 3-3 berabere kaldığı haftada Tottenham ise Nottingham Forest’ı 3-1 mağlup etti.
Premier Lig’in 32. haftasında 71 puanlı Arsenal, Liverpool’un önünde averajla liderliğe yerleşti. İki takımın ardından Manchester City 70, Tottenham ve Aston Villa 60’ar puanla sıralandı.
SERIE A’DA INTER ZİRVEDE
Serie A’da Milan, sahasında Lecce’yi 3-0 yenerek üst üste 5. galibiyetini aldı.
Juventus, evinde Fiorentina’yı 1-0 mağlup etti ve 4 hafta sonra galip geldi.
Başkent derbisinde Roma’nın Lazio’yu 1-0’lık skorla geçtiği haftada, Şampiyonlar Ligi’ne katılma mücadelesi veren Bologna, deplasmanda Frosinone ile 0-0 berabere kaldı.
Ligde 79 puanla lider Inter, haftanın kapanış maçında bu akşam Udinese’ye konuk olacak. Ligin 31. haftasında Inter’i 68 puanlı Milan, 62 puanlı Juventus ve 58 puanlı Bologna izledi.
LIGUE 1’DE LİDER PSG PUAN KAYBETTİ
Lider PSG, sahasında Clermont ile 1-1 berabere kaldı ve son 6 haftada 4. kez puan kaybı yaşadı.
Zirve takipçilerinden Brest, evinde Metz’i 4-3, Monaco da sahasında Rennes’i 1-0’lık skorla geçti.
Lille’in sahasında Olimpik Marsilya’yı 3-1 yendiği haftada, Nice ise Reims deplasmanında 0-0’lık beraberliğe razı oldu.
Ligue’in 28. haftası sonunda 63 puanlı PSG liderliğini sürdürdü. PSG’nin ardından Brest 53, Monaco 52, Lille 49 ve Nice 44 puanla sıralandı.
]]>Başlama vuruşuyla meşin yuvarlak toplamda 50 saniye oyunda kalırken, bu süre aynı zamanda dünya futbol tarihinin en kısa maçlarından biri olarak da tarihe geçti.
Fenerbahçeli futbolcular topa dokunamadı
Dries Mertens’in başlama vuruşunu yaptığı mücadelede Galatasaray toplamda 16 pas yaparken, Fenerbahçeli futbolcular topla temas edemedi. Karşılaşmada topa en çok dokunan isim 5 kezle Abdülkerim Bardakcı oldu. Milli futbolcuyu 4 pas yapan Nelsson takip etti. Lucas Torreira 2 kez topla buluşurken Berkan Kutlu, Kaan Ayhan, Derrick Köhn, Barış Alper Yılmaz ve Mauro Icardi de meşin yuvarlağa bir kez temas etti.
Icardi’nin attığı golde topu kafayla indiren Barış Alper, aynı zamanda karşılaşmada topa kafayla dokunan tek futbolcu oldu. Icardi, meşin yuvarlakla ilk buluşmasında takımını öne geçirirken, bu gol aynı zamanda karşılaşmada topa son dokunulan an oldu. Sarı-kırmızılı takımda kaleci Muslera dışında meşin yuvarlağa temas etmeyen tek isim Kerem Aktürkoğlu’ydu. Galatasaraylı futbolcular santrayla beraber 16 pasta rakip kaleye giderek golü bulurken, bu periyotta Fenerbahçeli futbolcular topa temas edemedi.
Icardi, ezeli rekabetteki en erken golü attı
17 Ocak 1909’da “Papazın Çayırı” olarak adlandırılan yerde yapılan, Galatasaray’ın 2-0 kazandığı maçla başlayan 115 yıllık rekabette dün bir ilk yaşandı.
50. saniyede Fenerbahçe filelerini havalandıran Mauro Icardi, ezeli rekabetteki en erken golü atan oyuncu oldu.
8 Nisan 1984’te Ali Sami Yen Stadı’nda oynanan lig maçında Galatasaray forması giyen Mirza Seydic’in 55. saniyede kaydettiği gol, iki takım arasındaki maçlarda atılan en hızlı gol ünvanı taşıyordu. İki takım o mücadeleden 1-1’lik beraberlikle ayrılmıştı.
Arjantinli futbolcu Mauro Icardi, Süper Kupa finalinde attığı golle, ezeli rekabetin en hızlı golcüsü olmayı başardı.
90 yıl sonra ikinci kez Galatasaray-Fenerbahçe derbisi yarıda kaldı
İki takım arasında bugüne kadar oynanan müsabakalarda ikinci kez maç yarıda kaldı. Ezeli rakiplerin 115 yıllık rekabetinde 23 Şubat 1934 tarihinde İstanbul Ligi’nde oynadıkları mücadele de yarıda kalmıştı. Taksim Stadı’ndaki karşılaşmanın 60. dakikasında Galatasaraylı Kadri Dağ’ın, Fenerbahçeli M. Reşat Nayir’e attığı tekme ve Kadri’nin üzerine doğru koşan Fenerbahçeli Fikret Arıcan’ın, Galatasaraylı Tevfik tarafından kucaklanıp, saha kenarına atılmasıyla başlayan kavgaya tribünlerdeki seyirciler de katılınca, olaylar büyüdü. Yarıda kalan maçın ardından toplanan “Mıntıka Futbol Heyeti”, Fenerbahçe’den 9, Galatasaray’dan 8 olmak üzere toplam 17 futbolcuya uzun süreli cezalar verdi. Yaşanan bu olayın üzerinden geçen 90 yılın ardından bir kez daha Galatasaray-Fenerbahçe mücadelesi yarıda kaldı.
Fenerbahçe’nin kupa maçlarında yarıda kalan üçüncü karşılaşması
Süper Kupa maçının yarıda kalmasıyla, Fenerbahçe’nin 2’si Türkiye Kupası olmak üzere üçüncü kez karşılaşması tamamlanmadı. 1997-1998 sezonu Türkiye Kupası çeyrek final rövanş karşılaşmasında Trabzonspor’un 1-0’lık üstünlüğüyle devam eden müsabakada tribünlerden atılan bir cisim, teknik direktör Otto Bariç’e isabet ederken Hırvat çalıştırıcı ambulansla hastaneye kaldırıldı. Yaşanan durum sonrasında sarı-lacivertli futbolcular soyunma odasına giderek maça devam etmedi.
TFF maçın ardından Trabzonspor’u 3-0 hükmen galip ilan ederken, Fenerbahçe’yi de Türkiye Kupası’ndan 1 yıl men etti. Benzer durum bu kez Fenerbahçe’nin ev sahibi olduğu Türkiye Kupası mücadelesinde gerçekleşti. 2017-2018 sezonunda Fenerbahçe ile Beşiktaş’ın Ülker Stadyumu’nda karşılaştığı Türkiye Kupası yarı final rövanş karşılaşması da 55. dakikada tribünlerden atılan cisimlerin siyah-beyazlı takımın teknik direktör Şenol Güneş’e isabet etmesi sebebiyle yarıda kaldı.
Şenol Güneş yaşanan olayların ardından hastaneye kaldırılırken, maçın hakemi Mete Kalkavan karşılaşmayı tatil etti. Türkiye Futbol Federasyonu, maçın kaldığı yerden seyircisiz şekilde oynanması kararını verirken Beşiktaş maça çıkmayacağını açıkladı. Siyah-beyazlı takımın bu kararı uygulamasının ardından Fenerbahçe 3-0 hükmen galip ilan edildi. Beşiktaş da Türkiye Kupası’ndan 1 yıl men cezası aldı.
]]>“Highly Pathogenic Avian Influenza A(H5N1) Virus: Identification of Human Infection and Recommendations for Investigations and Response” başlığıyla yayınlanan metinde, ABD’deki çeşitli eyaletlerde görülen ve tavukçuluk tesisleri, sığır çiftlikleri ve mandıralarda da yayıldığı belirtilen yeni H5N1 virüsüne dair uyarı ve bilgilendirmeler yapıldı.
Virüsün ilk belirlemelere göre Teksas, Kansas, Idaho, New Mexico ve Michigan olmak üzere 5 eyalette; tavuklarda, göçmen kuşlarda; farklı bölgelerdeki sığırlarda ve Teksas’ta bir süt üretim tesisinin çalışanında görüldüğü, bu kişinin konjonktivit benzeri, hafif belirtiler gösterdiği ve enfekte olmuş sığırlarla da yakın temaslı olduğu aktarıldı.
Testi pozitif çıkan bu kişinin tedavi süresince evinde istirahat ettiği, hastanede tedavi görecek bir durumunun olmadığı aktarıldı.
Süt üretim tesisinde çalışan bu kişi sebebiyle ‘sığırdan insana bulaşma’ ihtimalinin üzerinde durulduğu ve konunun bilim insanları tarafından da araştırıldığı öğrenildi.

“SIĞIRLARDA GÖRÜLMESİ BEKLENMEDİK”
Konuyu, Prof.Dr. Aysun Yılmaz ve Arş.Gör.Özge Aydın’la birlikte ekipçe ABD’deki meslektaşları ile de iletişim kurarak incelediklerini belirten İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, durumla ilgili bilgi verdi.
Virüsün, sığırlarda görülmesinin beklenmedik bir olay olduğunu aktaran Yılmaz, ölümcül vakaya dair bir veri bulunmadığını belirtirken, virüsün mutasyona devam etmesi durumunda çeşitli riskler oluşturabileceği uyarısında da bulundu. Yılmaz henüz sığırdan insana bulaşma noktasında kesinleşmiş bir veri olmadığını da ifade ederek bu konudaki araştırmaların sürdüğünü belirtti. ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı ve ABD Tarım Bakanlığı’nın konuyla ilgili araştırma ve çalışmalarının devam ettiği, altıncı bir eyalette daha virüsün varlığı ihtimali üzerinde durduğu öğrenildi.
“ABD TARIM VE SAĞLIK KURULUŞLARINDAN GIDA GÜVENLİĞİ UYARISI”
Öte yandan, ABD Tarım Bakanlığı ise pastörize edilmemiş çiğ süte yönelik uyarılarda bulundu. USDA’ya bağlı bir kuruluşun yayınladığı metinde pastörize edilmemiş, çiğ süt ürünlerine karşı dikkatli olunması uyarısında bulunulurken, Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ise sektöre uyarıda bulundu.
O uyarıda “HPAI’nın çiğ sütte bulaşmasına ilişkin mevcut bilgilerin sınırlı olması nedeniyle FDA, endüstrinin çiğ süt veya kuş gribiyle enfekte olanlar da dahil olmak üzere hastalık belirtileri gösteren ineklerin sütünden yapılan çiğ/pastörize edilmemiş süt peynir ürünleri üretmemesini veya satmamasını önermektedir.” ifadeleri yer aldı.

“ŞU ANDA SIĞIRLARA BULAŞABİLİYOR”
Hüseyin Yılmaz, “Öncelikle bu virüs, kuş kökenli, kuş gribi virüsü h5n1, daha önce kuşlarda dolaşan bir virüs ancak mutasyona uğrayan bir virüs ve tip olarak 2344B virüsü oluyor. Bu virüs aslında bizim İngiltere’de yaptığımız çalışmalara ve sonuçlara göre insana adapte olması zor bir virüstü. Ancak son 2-3 ayda vahşi hayvanları enfekte ettiği görüldü, tek tük insanları enfekte ettiği görüldü. Şu anda sığırda görülmesi çok beklediğimiz bir olay değildi. Şu anda sığırlara bulaşabiliyor. Bu bulaşma kaynağının yemlerden ve sulardan olduğu yönünde bazı veriler var.ö dedi.
“HENÜZ SIĞIRDAN SIĞIRA BULAŞTIĞI YÖNÜNDE BİR VERİ YOK”
Yılmaz, “Bir başka ve önemli bir nokta, sığırdan sığıra bulaşma. Sığırlar biliyorsunuz bir yerde bulunduruluyor çiftliklerde. Henüz sığırdan sığıra bulaştığı yönünde bir veri yok. Bu çalışmalar devam ediyor. Yem ve su kaynaklı olduğu; bunun nasıl olduğunu geriye doğru incelersek, kuşlar dışkılarını yem ve sulara bırakıyorlar” diye konuştu.
“SIĞIRDAN İNSANA BULAŞMAYI KONUŞMAK İÇİN ERKEN”
Yılmaz, “Eğer bu kontamine-bulaşık su ve yemler hayvanlar tarafından tüketilirse, sığırlar tarafından, sığırlara bulaşabiliyor. O nedenle henüz şuan sığırdan sığıra bulaşma için konuşmak içi erken, sığırdan insana konuşmak için de erken. Bir çiftlikte bir insan vakası görüldü. Bu da konjonktivit tarzda, gözde bazı bozukluklar, hafif solunum yolu bozuklukları bulunmuş. Ancak, ölümcül bir hastalığa neden olan bir şekli henüz bildirilmiş değil” ifadelerini kullandı.
Hüseyin Yılmaz, “Risk var ama yüksek değil, düşük durumda şuanda. Eğer bu virüs mutasyona devam eder, sığırdan sığıra bulaşırsa, sığırdan insana gelir hale gelirse mutasyonla; o zaman bir epidemi, yani salgın tarzında bir durum yaşanabilir. Zaten biraz önce söylediğim gibi, kuşlarda ve vahşi hayvanlarda var bu virüs. Bir risk oluşturabilir” şeklinde konuştu.
“H5N1 2005 YILINDA ÜLKEMİZDE 18 KİŞİNİN ÖLÜMÜNE NEDEN OLDU”
Yılmaz, “Mevcut virüs, bu virüs öncelikle 2-3 yıldır dolaşıyor kuşlarda ve ciddi kuş ölümlerine neden oluyor. Ancak, söylediğim gibi insanlarda henüz ölümcül hastalıklara neden olduğu bir vaka bildirilmedi. 2005 yılında aslında H5N1 tipi insanlarda ülkemizde 18 kişinin ölümüne neden oldu. O zamanlar, ki Balıkesir’de bir ihndi çiftliğinden köken almıştı. Burada dikkat etmemiz gereken bir nokta var virüsün izlenmesi. Hem vahşi yaşam, hem evcil kanatlılarda, tavuklarda hem de eğer sığırdan sığıra bulaşmalar olursa ileride hem de sığırların bu virüs yönünden takip edilmesi ve gereken önlemlerin alınması lazım. Biz göçmen kuşları zaman zaman izliyoruz bu virüs yönünden. Henüz bu yeni virüsle ilgili bir verimiz yok, ilerideki çalışmalar gösterebilir. Göçmen kuşlarda var ama bu virüs, göçmen kuşları sınırlayamazsınız. Sonuçta onlar bu virüsü alıyorlar bir ülkeden başka bir ülkeye göçüyorlar. Oraya dışkılıyor, suları kirletip kontamine ediyor, yemler kontamine olabiliyor. Dolayısıyla bu suları içen, yemleri yiyen hayvanlar alabiliyor. Keza solunum yoluyla da birbirleriyle yakın temasla da virüs alabilirler” dedi.
“VİRÜS DEĞİŞTİ SIĞIRLARA GEÇTİ 5 EYALETTE SAPTANMIŞ DURUMDA”
Yılmaz, “Şu anda 5 eyalette var, bazı çiftliklerde görülmüş durumda sığırlarda üst solunum yolu enfeksiyonu ile seyrediyor. Henüz sığırlarda ciddi bir ölüm tarzında, ciddi salgın tarzında yaşanan bir olay değil. Biraz önce söylediğim gibi Aysun Yılmaz Hoca da TÜBİTAK’tan burs alarak bu virüsle ilgili çalışmaya gitti, kendim de bulundum. Oradaki çalışmalarımız, zoonotik yani hayvandan insana bulaşır tarzda bir veri yoktu, virüs değişti, sığırlara geçti ve Amerika’da 5 eyalette şu anda sığırlarda saptanmış durumda. Önemli olan, virüsün daha çok mutasyona uğrayıp insana da çabuk bulaşabilir hale gelmemesi” ifadelerini kullandı.
“ŞU ANDA RİSK DÜŞÜK”
Hüseyin Yılmaz, “Bütün virüslerde, daha önceki Sars-Cov2 ‘de de söylediğimiz gibi yakın temastan kaçınacaksınız, el hijyenine dikkat edeceksiniz o kadar. Şu anda risk gerçekten düşük, bilgiler ulaşabildiğimiz kadarıyla henüz olgunlaşmış değil. İnsana bu virüs bulaşır, öldürür diyebilecek durumda değiliz. Evet, tek tük vakalar var ama beklemekten başka çare yok. Biz önlemlerimizi alacağız, virüsü biz araştırıcılar olarak izleyeceğiz, ilgili kuruluşların da bizi projelerle desteklemesine yarar var bu konuda” dedi.
“GELECEĞİN PANDEMİSİNİN KUŞ GRİBİNDEN OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM”
Yılmaz, “Şu an korkuya gerek yok. Benim hep söylediğim; geleceğin pandemisinin, influenza’dan, kuş gribinden olacağını düşünüyorum. Dolayısıyla hem yetkililerin, hem bizlerin uyanık olup, bunlara hazırlık yapmamız gerekiyor. Bizlerin görevi araştırmak, devletimizin ve hem yerel hem merkezi yönetimlerin görevi de bu konuda erken davranmak. Erken tanı sistemleri, erken uyarı sistemlerinin geliştirilip ki zaten var bu tanı sistemleri, ilk çıktığı zaman orada bu virüsün, salgının söndürülmesi gerekiyor. Dileriz, bir salgın yaşamayız” ifadelerini kullandı.
]]>İddianamede, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde faaliyet gösteren ve sağlık kurumlarına medikal malzeme temin eden şirketin 2020’de Ömer Ç. tarafından kurulduğu, soruşturmaya konu olay dışında hiçbir sağlık kuruluşuna kök hücre kiti temin etmediği belirtildi.
Kök hücre kitinin fiyatının başından beri 200 lira olduğu, firma sahibi ve çalışanların bunu bilmelerine rağmen haksız menfaat temin etmek amacıyla 2 öğretim üyesiyle fiyatları tekrar belirledikleri, rakamların fatura bedelinin çok üzerinde olması nedeniyle şirket kayıtlarından gizlendiğinin tespit edildiği anlatılan iddianamede, ödemelerin genellikle elden alındığı, bunu kabul etmeyenlerin firma yetkilisi ve çalışanlarının hesap numaralarına göndermesinin istendiği bildirildi.
FATURA YA DA HERHANGİ BİR BELGE VERİLMEMİŞ
İddianamede, alınan paraların karşılığında mağdurlara makbuz, fatura veya herhangi bir belge verilmediği, Hüseyin Yener E’nin kök hücre tedavisini hasta kayıtlarından gizlediğinin anlaşıldığı kaydedildi.
Ömer Ç’nin iddianamedeki ifadesinde, 2015’ten bu yana tanıştıkları Tolgahan K’nin talebi üzerine 2021’in sonundan itibaren kit temin etmeye başladığını, 200 liralık kitleri 4 bin lira karşılığında teslim ettiği, kısa süre sonra Tolgahan K’nin kendisine “Bundan sonra benim hastalarıma kök hücre tedavi fiyatını ben belirleyeceğim. Sen kendi satış bedelin olan 4 bin lirayı aldıktan sonra arta kalan miktar kaç lira ise elden bana teslim edeceksin.” diyerek yaptığı teklifi kabul ettiğini söylediği aktarıldı.
Belirledikleri oranlar üzerinden çalışmaya devam eden ikilinin telefon görüşmelerini WhatsApp üzerinden sesli arama yöntemiyle gerçekleştirdikleri, aralarında kurdukları haksız menfaate ilişkin ağın deşifre olmaması için tedbirli davranarak gizliliğe önem verdikleri, Tolgahan K’nin istediği kitlerin ameliyat günlerinde Ömer Ç. ve çalışanları Bilgecan T. ile Yunus Can İ. tarafından hastaneye ulaştırıldığı, kit bedellerinin ameliyat edilecek hastalar ve hasta yakınlarından firma sahibi ve çalışanlar tarafından alındığı, toplanan paraların önceden belirlenen pay oranlarında Tolgahan K’ye hastane odasında elden teslim edildiği bilgisi iddianamede yer aldı.
“PARANIN 4’TE 3’Ü KENDİSİNE ELDEN VERİLDİ”
Ocak 2023 itibarıyla Tolgahan K’nin yönlendirmesiyle ÇOMÜ Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümünde Öğretim Üyesi olan Hüseyin Yener E’nin, Ömer Ç. ile kök hücre kitinin temini konusunda görüştüğü, Hüseyin Yener E’nin Ömer Ç’den yapacağı ameliyatlar için önceden belirleyeceği fiyat üzerinden hasta veya hasta yakınlarından kök hücre kit bedelinin tahsil edilerek alınan paranın 4’te 3’ünün kendisine elden verilmesini istediği, Ömer Ç’nin Hüseyin Yener E’nin teklifini de kabul ederek onunla bu şekilde çalışmaya başladığı anlatılan iddianamede, şu ifadeler kullanıldı:
“Hüseyin Yener E’nin Tolgahan K’den farklı olarak kök hücre uygulayacağı hastalarına, firma sahibi Ömer Ç’nin adı, iletişim numarası ve kaç adet kök hücre uygulanacağının yazılı olduğu şifreli küçük not kağıdıyla iletişim kurduğu, Hüseyin Yener E’nin önceden belirlediği bir doz kök hücre uygulama fiyatının medikal firma yetkilisi Ömer Ç. veya firma çalışanları Bilgecan T. veya Yunus Can İ. tarafından hasta veya hasta yakınlarına telefon yoluyla iletildiği, belirlenen bedelin firma çalışanları tarafından hasta veya hasta yakınlarından ameliyat öncesi elden veya hesapları üzerinden tahsil edilerek, alınan paranın 4’te 3’ünün hastane odasında Hüseyin Yener E’ye elden verildiği, böylece ÇOMÜ Hastanesinde Hüseyin Yener E. ve Ömer Ç’nin haksız menfaat teminine ilişkin kurduğu sistemin bu şekilde işlemeye başladığı ve yürütüldüğü anlaşılmıştır.”
Hüseyin Yener E. ve Tolgahan K’nin hastalarına asıl ameliyatın yapılamayacağı algısı oluşturarak, mağdurlara “kök hücre tedavisinin adeta mucizevi bir tedavi yöntemi” gibi sunulduğu, korku ve endişeye sevk edildiklerinin anlaşıldığı vurgulanan iddianamede, hasta ve hasta yakınlarının Ömer Ç’ye yönlendirildiği bilgisi verildi.
“ORGANİZE BİR SUÇ”
İddianamede 5 sanığın piyasa değeri 200 lira olan kitleri 20 bin ila 100 bin liradan sattıkları, elde edilen haksız menfaatin bölüşülmesine yönelik ağ kurdukları, mağdurların hastalığı nedeniyle başkalarına güven duymaya ve sığınmaya en fazla ihtiyaç duydukları anda içinde bulundukları zor şartlar ve çaresizliklerinden yararlanarak kök hücre kit bedeli üzerinden haksız menfaat sağladıkları belirtilerek, şunlar kaydedildi:
“Olayın akış örgüsü ve birbirini takip eden eylem yoğunluğundan anlaşılacağı üzere farklı tarihlerde, farklı mağdurlara yönelik kamu hastanesi statüsüne sahip ÇOMÜ Hastanesinde sistem ve organize bir şekilde haksız menfaat teminine yönelik devamlı suç işledikleri, milyonlarca lirayı bulan haksız menfaatin bir hakmış gibi kabul edilerek normalleştirildiği, geçim vasıtası yapılarak sürekli ve kalıcı hale getirildiği, böylece kamu hastanelerinden sağlık hizmeti alan vatandaşların millet olma bilinci ve devlete olan sadakat ve güven duygularının en ağır şekilde zedelendiği ve kamu güvenirliğinin derinden sarsıldığı anlaşılmıştır.”
İddianamede, Ömer Ç, Bilgecan T. ve Yunus Can İ’nin “nitelikli dolandırıcılık” ve “icbar suretiyle irtikaba yardım”, Hüseyin Yener E. ve Tolgahan K’nin ise “zincirleme şekilde icbar suretiyle irtikap” suçundan 20’şer yıla kadar hapsi istendi. Ayrıca sanık 2 öğretim üyesi hakkında ÇOMÜ Rektörlüğünce soruşturma yürütülüyor.
Haklarında dava açılan sanıkların yargılanmalarına mayısta Çanakkale 3. Ağır Ceza Mahkemesinde başlanacak.
OPERASYONUN GEÇMİŞİ
Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, mağdurların şikayeti üzerine Çorlu’da faaliyet gösteren bir medikal firmasının sahibi ve çalışanları takibe alınmıştı.
Takip sonucu, dönemin ÇOMÜ Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Yener E. ile aynı bölümde görevli Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tolgahan K’nin 60 hastaya kök hücre tedavisi uyguladığı belirlenmişti.
Kök hücre tedavisinde kullanılan kitlerin firma tarafından piyasadan 200 liraya temin edilip, hastalara 20 bin ile 100 bin lira arasında değişen fiyatlardan satıldığının tespit edilmesi üzerine Çanakkale Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince şubatta operasyon düzenlenmişti. Gözaltına alınan Hüseyin Yener E. ve Tolgahan K. ile medikal firması sahibi Ömer Ç, çalışanlar Bilgecan T. ve Yunus Can İ. tutuklanmıştı.
Açık kalp cerrahisinde mitral kapak tamiri yapılan 12 yaşındaki Terrier cinsi ‘Max’, hayata tutundu. Köpekleri ‘Max’in 23 Mart’ta ameliyat olduğunu ve sağlığına kavuştuğunu belirten Ekrem Altunay, “1,5 sene önce ‘Max’in kalbinde üfleme olduğunu fark eden Veteriner Aile Hekimi Eray Evren bizi Murat Hoca’ya yönlendirdi.
‘Max’in takibi bu sürede ilaçlarla yapıldı ancak operasyon yapılması gerektiği, son evre olduğu için yaklaşık 6 ay gibi bir sürede ‘Max’i kaybedebileceğimiz söylendi. Gözümüz kapalı bir şekilde tereddüt etmeden kabul ettik.
Kalp kapakçığı ameliyatında ilk başarılı sonuç alan köpek; çok mutluyuz. ‘Max’in bu olaya ön ayak olması, bizim için çok önemli ve yapılan operasyon çok büyük bir başarı. Hocalarımızın emeklerini hiçbir zaman unutmayacağız. Bize oğlumuzu bağışladılar. Doktorlarımıza çok şey borçluyuz” dedi.
‘ŞIRINGAYLA BESLENİRKEN ARTIK KENDİ YEMEĞİNİ YİYOR’
Ekrem Altunay’ın eşi Deniz Altunay ise “‘Max’ bizim canımız, 12 yıldır beraberiz. Son zamanlarda ‘Max’in aşırı öksürüğü vardı ve bu yaklaşık 1 dakika sürüyordu. Aradan 5-10 dakika geçince tekrar başlıyordu ve helak oluyordu. Murat Hoca yaklaşık 6 ay ömrü kaldığını ayrıca bu sürede tükürüğünde boğulma riski olduğunu söyledi. Böyle bir şeyi göze alamazdık.
Bu şekilde devam etmesine gönlümüz el vermediğinden her şeyi göze alarak kabul ettik. Doktorlarımıza ve ‘Max’in başaracağına inancımız sonsuzdu. Çünkü ‘Max’ çok hareketli bir hayvan. Diğer hasta arkadaşları için öncü oldu. Şu anda çok mutlu. Ameliyattan sonra bir kere bile öksürük olmadı. Kendini kısa sürede toparladı. Şırıngayla beslenirken artık kendi yemeğini yiyor” diye konuştu.
‘ŞU ANDA HER ŞEY YOLUNDA GİDİYOR’
Hastalarının küçük olduğunu ve bu nedenle kalp akciğer pompasındaki çocuk ve bebekler için kullanılan malzemelerden yararlandıklarını söyleyen Veteriner Çokoğullu, “Dünyada bu operasyonu sadece İngiltere’de ve Japonya’da birer ekibin yapabildiğini fark ettik. O yüzden bu aslında pozitif anlamda bizi daha da kamçıladı.
Bizim de yapabileceğimizi düşündük. Sonrasında ‘Max’ ile tanıştık. Hastamız ‘Max’, Türkiye’deki açık kalp cerrahisinde başarılı ilk mitral kapak tamiri yapılan köpek. Operasyon sonrası 14’üncü günü ve evde oyun oynayabilecek durumda. Bu bizi inanılmaz mutlu etti.
Şu anda her şey yolunda gidiyor. Kalple ilgili yapılan ölçümlerde hastalığın çok gerilediğini görüyoruz. Şu an için olumsuz hiçbir durum yok. Tabii Türkiye’de ilk olması, bizim için de bir gurur kaynağı” dedi.
‘KAYBETTİĞİMİZ HASTALARIMIZ GİZLİ KAHRAMANLARIMIZ’
Uzman Veteriner Hekim Murat Vurucu da “Medikal tedaviyle yönelttiğimiz bir hasta. Ancak bu hastalığın son döneminde artık ilaçlara direnç gelişiyor. Akciğerde ödem, öksürük şikayetleri yaşanıyor. Ondan sonra medikal ilaçlar maalesef yarar sağlamıyor ve hastalarımızın bu dönemden sonra maksimum 5-6 aylık ömrü kalıyor.
Aykut hocamla amacımız; bu çocukların ömrünü uzatabilmek, çare olabilmek, özellikle dünyanın öbür ucunda yapılan bir ameliyatı, ülkemizde de başarabilmekti. Ameliyat, yaklaşık 8 kişilik ekip ile yapılıyor. 5 saat ameliyat, 5 saatte uyandırma süre ile 10 saat süren ciddi bir ameliyat. Ameliyatımızda vücuttaki toplardamar ve atardamar sistemini cihaza bağlıyoruz.
Cihazdaki oksijenatör, kanın temizlenmesini ve oksijenlenmesi sağlanıyor. O sırada kalbi durdurup, mitral kapakçığı tamir edip, tekrardan kalbi kapatıp, çalışmasını sağlıyoruz. Kalbi çalıştırıp, hayati fonksiyonlar düzgün seviyeye geldikten sonra hastamızı uyandırıyoruz.
Daha önce iki hastamız daha oldu. Ancak hasta sahiplerimizi erken dönemde bu operasyona ikna etmek çok zor. Önceki hastalarımızı ameliyata, maalesef yoğun bakıma girmiş ve böbrek değerleri çok yükselmişken almak zorunda kaldık.
Buna rağmen başarılı olup, kalplerini tekrar geri çalıştırıp, yoğun bakım sürecine geçebildik. Ancak yoğun bakımda böbrek yetmezliği nedeniyle kaybettik. Ama onlar bizim ve bir sonraki hastalar için bu işin yapılabildiğine dair umut kaynağı oldu. Onlara da gizli kahramanlar diyebiliriz” diye konuştu.
‘MAALESEF KÜÇÜK IRKLARDA ÇOK YAYGIN’
Vurucu, “Hasta değerleri düşmeden erken ameliyat, bize başarıyı getirdi. Bu hastalıkta dediğimiz gibi amacımız, her zaman medikal tedavi. Ama belli bir noktadan sonra eğer medikal tedavi cevap vermezse, hastalığa direnç gelişirse, tek çözüm mitral kapağın cerrahi olarak onarılması.
Burada diğer dikkat etmemiz gereken nokta; özellikle karaciğer ve böbrek fonksiyonlarının etkilenmeden, henüz bozulmadan ameliyatı alabilmek başarı oranını oldukça yükseltmekte. Özellikle bu hastalık maalesef küçük ırklarda çok yaygın ama korkmamız gerekmiyor.
Uzun yıllar ilaçlarla kontrol altında tutabiliyoruz. Kontrollerin aksatılmaması çok önemli. İlaçlara direnç gelişmeden bu ameliyatın yapılmasına karar verilmesi tüylü dostlarımızın sağlığı için çok önemli” dedi.
]]>‘İÇ ANADOLU VE KARADENİZ’E DOĞRU DA KAYACAK’
İklim değişikliğiyle sıcaklıkların arttığını ve bağıl nemin azaldığını belirten Prof. Dr. Turna, bu durumun yangınları yüzde 100 artıracağını belirterek, “İklim değişikliğiyle alakalı çok farklı senaryolar var. Bunların içinde sıcaklığın aşırı artışı ve bağıl nemin düşüşü de yer alıyor. Bizim de bu senaryolara karşı önlem almamız gerekiyor. Bağıl nemin düşmesi ve sıcaklığın artmasına bağlı olarak kuraklık oluşacak. İklim değişikliğiyle ani sıcaklıklar, ani soğumalar şiddetli yağışlar ve fırtınalar olacak. Yangın buradaki önemli noktalardan birisi; elbette ki aşırı sıcaklıkların artması, bağıl nemin düşmesi, yangın olayını yüzde 100 artıracak. Orman yangınları, iklim değişikliği sürecinde sadece Akdeniz Bölgesi’nde görülmeyecek; İç Anadolu ve Karadeniz’e doğru da kayacak. Şimdi Akdeniz’de görülen yangınlar, 10 yıl sonra İç Anadolu ve Karadeniz’de görülmeyecek, diyemeyiz. Buralarda da yangınlar olacak. Senaryolar bunu gösteriyor ve buna hazırlıklı olmalıyız” dedi.

‘ORMANLARIMIZI SAĞLIKLI HALE GETİRMELİYİZ’
Orman yangınlarına karşı ormanların düzenli olarak bakımlarının yapılması gerektiğini ve ormanlarda iklim koşullarına dayanıklı türlerin artırılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Turna, “Orman yangınlarının tümüyle mücadele için ormanlarda sağlıklı ve dirençli orman tesisi yapmamız gerekiyor. Mevcut ormanlarımızı sağlıklı hale getirmemiz lazım. Bunun için de ormanların başından sonuna kadar düzenli olarak bakımlarını yapmamız ve gençleştirme yaparken de uygun türlerle gençleştirmeye gitmemiz gerekiyor. Dolayısıyla bizim bundan sonraki süreçte yangına hassas bir ülke olarak, bilimin ışığında olası senaryoları dikkate alarak önlem almamız lazım. Değişen iklim koşullarına uygun türleri şimdiden hazırlamalıyız. Ekstrem soğukluklar olacaksa da buna uygun bitkileri yetiştirip, belirlenen sahalara dikmemiz lazım” diye konuştu.
‘VATANDAŞLARI BİLGİLENDİRMEK GEREKİYOR’
Prof. Dr. Turna, “İklim değişikliğine karşı en büyük silah ve iklim değişikliğine karşı en büyük önlem; yeşil alanlardır. Bunların başında da ormanlar gelir. Dünyada sürdürülebilirlik açısından en önemli yerler de ormanlardır. Bu nedenle ormanları kurarken; tür seçimi, dikim tekniği, dikim yöntemi ve dikim şekli gibi faktörler çok önemli. Tesis edilen ormanda en önemlisi de kuraklık ve aşırı sıcaklıktan ve bunun sonucunda ortaya çıkabilecek yangından etkilenmeyecek türleri artırma yönünde önlem almamız gerekiyor. Olumsuz etkilenmemek için sadece bilimin ışığında hareket etmemiz yeterli olacak. İklim değişikliğinde orman yangını önemli bir risk. Bunun önlenmesi için başlangıçta eğitim son derece önemli. Vatandaşları bilgilendirmek gerekiyor. Yangının çıkış nedeni olan bilinçsiz anız yakma, sigara izmariti atma gibi olaylara karşı bilinçlendirme çalışmalarını da yoğunlaştırmamız lazım” dedi.
]]>1975’te Avrupa Konseyi tarafından en iyi korunan doğal parklara verilen, Avrupa Birliği A Sınıfı diploma ile ödüllendirilen Manyas Kuş Cenneti Milli Parkı, ayrıca 419 bitki ve 34 balık türüne de ev sahipliği yapıyor.
Manyas Kuş Cenneti, başta Afrika olmak üzere Güney Asya ülkelerinden bölgeye gelen göçmen kuşların yanı sıra tepeli pelikan, karabatak, kaşıkçı, çeltikçi, küçük balaban, gece balıkçısı, tepeli dalgıç, sakar meke, su tavuğu, yaban ördeği, alaca balıkçıl, erguvani balıkçıl ve saz bülbülü gibi türleri ağırlıyor.
58 YAPAY YUVA, 8 GÜVENLİK KAMERASIYLA İZLENİYOR
Kuş Cenneti’ne şubat ve mart aylarında Afrika olmak üzere, Güney Asya ülkelerinden bölgeye gelen göçmen kuşlar kuluçkaya yatarken, Yunanistan ve Romanya’dan bölgeye göç eden ve Dünya Doğa Koruma Birliğince (IUCN) ‘Soyu kritik seviyede azalan türler’ arasında gösterilen tepeli pelikanlar, görevliler tarafından gölün üzerine yapılan 58 ahşap yapay yuvada kuluçkaya yattı.
30 günlük kuluçka süresini tamamlayan tepeli pelikan yavruları nisan ayı itibarıyla yumurtadan çıkmaya başladı.
Doğa Koruma ve Milli Parklar görevlileri, yuvaların bulunduğu bölgeye yerleştirilen 8 güvenlik kamerasıyla, başta tepeli pelikan yavruları olmak üzere, bölgede bulunan kuşların sağlık durumunu, 7 gün 24 saat anbean takip ediyor.

TÜRKİYE’DE ÜREYEN POPÜLASYON 500 ÇİFT
Kuzey yarım kürede batıda Karadağ ve Arnavutluk, doğuda Çin ve Rusya’nın Omsk bölgesine, güneyde ise Hindistan’ın Bombay şehrine kadar olan bölgede yaşayan tepeli pelikanların, tüm dünyadaki toplam üreyen çift sayısının yaklaşık 5 bin olduğu tahmin ediliyor.
İzmir Gediz Deltası, Aydın Büyük Menderes Deltası, Balıkesir Manyas Kuş Cenneti Gölü ve Ardahan Aktaş Gölü’nde, ayrıca düzensiz olarak Denizli Işıklı Gölü’nde üreyen tepeli pelikanların, Türkiye’de üreyen popülasyon sayısının ise yaklaşık 500 çifte yükseldiği gözlemlendi.
YAPAY ÜREME PLATFORMLARIYLA ÜREME BAŞARISI ARTACAK
Tepeli pelikanın varlığını koruyabilmesi, neslinin devamını sağlayabilmesi amacıyla, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) ile Ege Üniversitesi arasında 2015 yılında imzalanan protokolün ardından, 2018 yılında da Tür Eylem Planı hazırlandı.
Eylem planı kapsamında tepeli pelikanların ürediği Manyas Gölü, Gediz Deltası ve Büyük Menderes Deltası’nda, verici takılarak pelikanların hareketleri takip edilirken, üreme alanlarına yerleştirilen yapay üreme platformlarıyla da yuva yeri kayıplarının azaltılması ve türün üreme başarısının artırılması hedefleniyor.

‘BURAYI ZİYARET EDENLER ÇOK İLGİNÇ MANZARALAR GÖREBİLİRLER’
Çok sayıda ziyaretçi ağırlayan Manyas Kuş Cenneti, yumurtalarından yeni çıkan kuşları görmek isteyenlerin de uğrak noktası oluyor.
Çocukluğundan beri sık sık geldiği Manyas Kuş Cenneti’ni, yavrulama dönemi olduğu için özellikle ziyaret ettiğini belirten İhsan Parmaksız, “Mevsimin durumuna göre ara sıra Manyas Kuş Cenneti’ni ziyaret ediyoruz. Şu an kuluçka dönemi olduğu için ilgimizi çekti, geldik dolaştık ve birçok kuş çeşidini gördük.
Kuşların yavrulama dönemi devam ediyor, biz de onları seyrettik. Manyas Kuş Cenneti’nin açılışından bu yana fırsat buldukça geliyorum, etrafımdaki insanlara burayı anlatıyorum. Yavrulama dönemi çok önemli.
Şu an buradaki bütün kuş çeşitlerinin yavrulama ve yavrularını büyütme dönemi. Burayı ziyaret edenler çok ilginç manzaralar görebilirler. Sonbaharda buraya flamingolar gelir, onları da görmek güzel. Kaşıkçı kuşları da buraya özgü bir türdür” dedi.
]]>
ABONE SAYISI MİLLİ GELİRİ ARTIRIYOR
Sadece güçlü bir fiber altyapı sayesinde 5G’nin tam potansiyelinin ortaya çıkabileceğinin tüm gelişmiş ülkeler tarafından bilindiğini kaydeden Teberci, şöyle devam etti: “Uzun süredir, fiber şebeke üzerinden sunulan internet hizmetlerin kalitesi ve hızını olumlu yönde etkileyecek düzenlemeler konusundaki oldukça yavaş ilerlemeler, Türk Telekom tarafından mevcut bakır kablo altyapısının fibere dönüştürülmesi konusunda yaşanan belirsizlikler, fiber altyapı kurmak ve altyapısını genişletmek isteyen alternatif işletmecilerin karşılaştığı engeller ile bunların son kullanıcıya etkileri gibi konular 2024 yılında da haberleşme hizmetlerinde, vatandaşı doğrudan etkileyecek konular olarak karşımıza çıkıyor.”
94.3 milyon kişi internete abone
Genişbant internet abone sayısının 2023 yılı üçüncü çeyreğinde 94.3 milyona ulaştığını aktaran Halil İbrahim Teberci, şu bilgileri verdi: “Bunun 19.5 milyonunun sabit genişbant, 74.8 milyonunun ise mobil internet abonesi olduğu hesaplanıyor. 100 kişi başına sabit geniş bant aboneliklerinde OECD ortalaması 34.92 iken Türkiye’de bu oran 22.28’dir . Toplam ses trafiği içindeki sabit ses trafiği oranı 2009 yılından bu yana ciddi biçimde düşmüştür. 2009 yılında toplam trafiğin yüzde 82.5’i mobil, yüzde 17.4’ü sabit ses iken 2023 yılı üçüncü çeyrek sonu itibarıyla sabit ses trafiğinin oranı yaklaşık yüzde 1.43‘e kadar gerilemiştir.”
Altyapı hızla aygınlaşmalı
Sektörün yapısının oldukça dinamik olduğuna dikkat çeken Halil Nadir Teberci, sektörün ekonomide kaldıraç görevi görebilmesi için şu adımların atılması gerektiğini kaydetti: “Sektörde rekabet geliştirilmeli, alternatif işletmecilerin güçlenmesi için uygun ortam oluşturulmalıdır. Fiber altyapının ülke çapında hızla yaygınlaştırılması sağlanmalıdır. Veri Merkezlerine verilecek desteklerin Türkiye genelinde ve hiçbir beyaz alanı sınırlandırması olmadan verilmeli ve bütün işletmecilerin bağlandığı birden fazla İnternet Değişim Noktası kurulmalıdır. Kamu hizmet alımlarında, Uydu Haberleşme Hizmetlerine bir engel getirilmemeli.”
5G 1 trilyon liralık gelir artışı sağlayacak

Ekonomik açıdan pek çok sektörde büyük gelir artışı sağlayacak 5G’nin büyümeye katkısından faydalanmak gerektiğine dikkat çeken Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy, burada ihale takviminin açıklanmasını beklediklerini kaydetti. Deloitte işbirliğiyle hazırladıkları 5G ihalesinin ekonomik ve sosyal etkilerini ölçen çalışmanın sonuçlarına da işaret eden Aksoy, “Operatörlerin 5G ihalesinin ardından 5 yıllık süreçte yapacağı yatırım ve hizmet harcamaları sonucu oluşacak GSYH etkisi 21 milyar TL olacak.
5G’nin 1 yıl gecikmesi ise 120 milyar TL’lik bir faydadan mahrum kalmak anlamına geliyor. Toplam etki olarak bakıldığında, 5G teknolojisinin Türkiye’de hayata geçmesiyle 15 yılda 1 trilyon TL’yi aşan bir gelir artışı ve 479 milyar TL GSYH artışı bekleniyor” bilgilerini verdi. Analizde, 5G’den en çok faydalanacak sektörlerin üretim, toptan ticaret ve perakende, ulaşım ve depolama, bilgi ve iletişim olduğunu aktaran Aksoy, bu sektörlerde gerçekleşecek gelir artışlarının toplam etkinin yüzde 70’inden fazlasına denk geleceğinin tahmin edildiğini kaydetti.
Yatırımlar memnuniyete yapılacak
Vodafone olarak, bu yılki üç önceliklerini ise müşteri deneyimi, büyüme ve sadeleşme olarak belirlediklerini kaydeden Aksoy, şöyle devam etti: “Bu kapsamda, tüm yatırım planlarımızı ve iş süreçlerimizi son bir yılda önemli derecede iyileştirdiğimiz müşteri memnuniyetini en üst düzeye çekme hedefiyle yapacağız. Yatırımlarımızı müşteri deneyiminin iyileştirilmesine doğrudan katkısı olan alanlara yoğunlaştıracağız. İkinci önceliğimiz büyüme. Üçüncüsü de müşteri, çalışan ve diğer paydaşlarımızın Vodafone ile iş yapış şekillerini daha etkili ve verimli kılmak için ürün, servis ve iş süreçlerimizde sadeleşmeyi hedefleyeceğiz.”
Tüketici uygun fiyatlı yerel markalara dönüyor

Akıllı telefon şirketleri için öne çıkan bir pazar olan Türkiye’de 2024 için istikrarlı bir büyüme trendi öne çıkarken, sektörde kur ve fiyat etkisi trendleri şekillendiriyor. Türkiye’de ortalama telefon değiştirme süresinin 7 yıl olduğunu kaydeden Mıstaçoğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Mıstaçoğlu, OmIx markası ile faaliyet gösterdikleri pazara ilişkin, şu değerlendirmeleri yaptı: “2024 yılında stabil bir pazar beklentimiz bulunuyor. Ekonomik şartların, insanları daha güvenilir ve kaliteli ürünlere yönlendirdiği bir dönemden geçiyoruz. Uygun fiyatlı ancak kaliteli ürün arayışı, tüketici tercihlerinde önemli bir faktör haline gelmiş durumda. Döviz kurlarındaki artış, ithal ürünlerin maliyetini yükseltiyor ve bu durum, tüketici fiyatlarına yansıyor. Tüketiciler daha uygun fiyatlı, yerel markalara ya da fiyat-performans oranı yüksek ürünlere yönelebiliyor. Vergi oranlarındaki artışlar da benzer bir etki yaratıyor.” OMIX olarak Türkiye pazarında geçirdikleri iki yılın ardından sektördeki hedeflerine yaklaştıklarını aktaran Mıstaçoğlu, “Akıllı telefon portföyümüze yeni ürünler eklemeye başladık. Lüks tercihleri ulaşılabilir sunma misyonumuzla donanım ve yazılım açısından güçlü özelliklere sahip iki farklı akıllı telefon modelimizi tüketicilerle buluşturduk. Yeni alternatifler oluşturmaya da hız kesmeden devam edeceğiz” dedi.
Haberleşme giderleri 9 bin TL’ye dayandı
İnternet ve cep telefonu temel ihtiyaç ürünleri olarak öne çıkarken, 4 kişilik bir ailenin haberleşme giderleri 2023 yılında 8.934 TL’ye ulaştı. Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği (TELKODER), ülkemizde 2023 yılında evlerinde bir sabit telefon ile genişbant internet aboneliği bulunan ve her bireyi cep telefonu hattı sahibi olan 4 kişilik bir ailenin aylık ortalama haberleşme giderinin vergiler dahil ortalama 744.49 TL olduğunu açıkladı. TELKODER tarafından her yılın sonunda yapılan Elektronik Haberleşmede Aile Giderleri Araştırması’na göre ise 2023 yılında Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin haberleşme gideri yıllık 8.934 TL’ye ulaştı. Bu rakamın 2.062 TL’sini devlete ödenen vergiden oluştu. 2022 yılında yapılan analizde ise 4 kişilik bir ailenin yıllık haberleşme giderleri yaklaşık 5.306 TL, devlete ödenen verginin ise 1.161 TL olduğu hesaplanmıştı.
Tüketici en çok internet hızı ve zamdan şikayetçi

Çözüm platformu Şikayetvar, internet servis sağlayıcılarıyla ilgili çözüm bekleyen konuları mercek altına aldı. Verilere göre bir önceki yıl ile kıyaslandığında şikayetler yüzde 615 arttı. Ocak, şikayetlerin zirve yaptığı ay olurken internet hızı, cayma bedelinin yüksekliği, bağlantı kopuşları ve taahhüt bitiminde yüzde 300’ü geçen zamlar kullanıcıların en çok şikayet ettiği konular olarak öne çıktı. Kullanıcılar, en çok internetin yavaşlığından şikayet ederken yeni zamlarla birlikte sunulan hizmetin çok pahalı olduğunu platform üzerinden dile getirdi. Ayrıca halihazırda taahhüt hızının altında internet hizmeti alan kullanıcılar, sözleşmelerinden vazgeçtiği durumlarda yüksek cayma bedelini ödemekle karşı karşıya kaldıklarını vurguladı.
Telefon satışları 10 yılın dip seviyesinde

Akıllı telefon pazarı küresel pazarda düşüş trendini sürdürürken, 2023’te sektör 10 yılın dip seviyesine indi. Pazar araştırma şirketi International Data Corporation’ın (IDC) yaptığı açıklamaya göre, küresel akıllı telefon pazarında zorlukların devam ettiği ve ivmenin toparlanmaya doğru ilerlediği gözlendi. Küresel akıllı telefon satışlarının, 2023’te yıllık bazda yüzde 3.2 düşüşle 1.17 milyar adede gerilediği kaydedilen açıklamada, bunun son 10 yılın en düşük satış hacmi olduğu vurgulandı. Açıklamada, Samsung dışında bir şirketin akıllı telefon pazarının zirvesinde yer aldığı son yılın 2010 olduğu anımsatılarak, geçen yıl Apple’ın, aldığı yüzde 20.1’lik pazar payıyla ilk sıraya yerleştiği bildirildi.
]]>Yıllar önce Türk siyasi hayatına damga vuran bir başka isim olan Başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal da, 1989’da soykırım nedeniyle Bulgaristan’dan kaçan Türk asıllı Bulgar vatandaşlarına sınır kapılarını açmış ve 360 bin kişi Türkiye’ye göç etmişti. İşte o 360 bin kişi arasında henüz bir yaşında ve annesinin kucağında olan Razgrad doğumlu bugünün belediye başkanı Melek Mızrak da vardı. Aile Türkiye’ye geldikten sonra Kars’a yerleşti. Bir süre sonra ise yakın akrabalarının Bilecik’te olduğunu öğrendi. İkinci bir göç yurt içinde başladı ve Mızrak ailesi bu kez Bilecik’e yerleşti.

İş insanı Berat Subaşı ile evli olan Melek Mızrak başkanın, Asya adında bir kızı var.
SOFYA’DA MİMARLIK EĞİTİMİ
İlk ve orta dereceli öğrenimini Bilecik’te tamamlayan Subaşı iki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesinin ardından Bulgaristan’a giderek Sofya’da Mimarlık Fakültesi’ni bitirdi. Aynı üniversitede yüksek lisansını da tamamlayıp Türkiye’ye döndü. Bilecik’te açtığı mimarlık ofisinde mesleğini sürdürürken, 2019 yerel seçimleri ile birlikte belediye başkan yardımcılığı görevine başladı. İmar Komisyon Başkanlığı, Kent Estetik Kurulu üyeliğinin yanı sıra Belediye Spor Kulübü başkanlığı da yaptı. Bilecik Belediye Başkanı’nın görevden alınmasının ardından da başkanvekili olarak kenti yönetti.

Subaşı seçim çalışmaları sırasında Bilecik’teki işyerlerini gezdi, kadınları dinledi.
CUMHURİYET KADINIYIM
31 Mart yerel seçimleri öncesi CHP’nin Bilecik’te tercih ettiği aday da Melek Mızrak Subaşı oldu. Yoğun bir seçim kampanyasının ardından sandıklar açıldığında 37 bin 400 seçmenden aldığı yüzde 48 oranında ve 17 bin 447 oyla seçimi kazandı. En yakın rakibi ve ittifak adayı AKP’li Mustafa Yaman, 12 bin 328 oyda kaldı. Böylelikle Subaşı Bilecik’in ilk kadın belediye başkanı oldu. Kendisini ‘’Cumhuriyet kadını’’ olarak niteleyen Subaşı “Ben bir Cumhuriyet kadınıyım ve son dönemlerde ülkemizde kadınların uğradığı psikolojik ve fiziksel şiddetin yarattığı baskıya direnebilmek için de toplumların güçlü kadınlara ihtiyacı var’’ dedi.
ALTYAPIYA ÖNCELİK VERİLECEK…
Subaşı önceliği şehrin altyapısını güçlendirmeye verecek. Yeşil alanların artmasına yönelik projelere imza atacak. Gündeminde muhtaç ailelere yardım, sosyal belediyecilik, kadın ve çocuklara özel destek de var. Subaşı hedeflerini şöyle açıkladı: Bilecik’in sokaklarında koşup oynayan bir çocuk olarak büyüdüm. Gençlik yıllarım bu şehirde geçti. Eğitim aldım, meslek sahibi oldum. Dünyanın dört bir yanından şehrimize gelmiş ve burada yaşamayı tercih etmiş insanlar var. Bilecik çok güzel bir mozaik ve ben de bu mozaiğin bir parçasıyım. Bu şehirde herkes mutluluğu yaşamalı. Gençlerimizin hayallerine dokunmadan gelecek inşa edilemez. Emeklilerimizin hak ettikleri değeri görmesi için mücadele etmeliyiz. Çocuklarımız okula aç gidemez. İnsan odaklı bir belediyecilik için tüm imkanlarımızı seferber edeceğiz. Emeklilere ekonomik destek programı artarak devam edecek. Beslenme çantası ve kırtasiye malzemeleri desteğimizle çocuklarımızın yanında olacağız. Onların yatağa aç girmemeleri, eğitimlerine devam etmeleri ve geleceğimizi bilimin ışığında şekillendirmeleri için tüm imkanlarımızı seferber edeceğiz. Üniversite öğrencilerimiz için burs programı genişleyerek devam edecek. Emekliye ekonomik destek programı, aşevi projesi, taziye evi projesi, her mahalleye çocuk sosyal tesisi ve sosyal yaşam merkezi, kitap kafeler, Atatürk Ormanı mesire ve yürüyüş alanı, kapalı semt pazarları, yerel içme suyu kaynakları, trafik sorununun alternatif yollar ile çözülmesi, TIR parkları, 5 yılda 500 sosyal konut, Pelitözü Göleti amfi projesi, gençlik sokağı ve yayalaştırma projesi, yaşam merkezi ve Cumhuriyet Meydanı projesi öncelikli hedeflerimiz arasında bulunuyor.
TARGARYEN’E BENZİYOR MU?

Subaşı, Targaryen karakterine benzetilmekten son derece mutlu.
İş insanı Berat Subaşı ile evli ve Asya’nın da annesi olan Subaşı, Türkçesi ‘’Taht Oyunları’’ olan Game of Thrones adlı fantastik TV dizisinde yer alan Daenerys Targaryen karakterine benzetiliyor. Sosyal medyada 28 milyon 100 bin takipçisi olan sanatçı Emilia Clarke tarafından canlandırılan Targaryen karakteri, ağabeyinin ölümünden sonra hanedanın ve tahtın varisi olmuş, köleliği kaldırmayı amaçlayan ve halkını önemseyen bir karakter olarak öne çıkıyorı. Subaşı bu karaktere ve onu canlandıran sanatçı Clarke’a benzetilmesi konusunda “Benzerlik olması hoşuma gider. Ben de şehir yönetiyorum ve eşitliği önemsiyorum. Şimdi kölelik yok ama eşitsizlik var. Eşitsizliği ortadan kaldırmaya çalışma konusunda bu karakterle benzerliğimiz var” dedi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçen yıl ocak ayında Bilecik’i ziyaret etmiş ve İmamoğlu’na o dönem belediye başkanvekili olan Subaşı da eşlik etmişti. Subaşı’nın İmamoğlu ile birlikte çekilen fotoğrafı da “Game of Thrones” dizisindeki ‘Targaryen’ karakterine benzetilmiş ve sosyal medyada gündem olmuştu. Subaşı bu benzetmenin ardından “Bilecikli Targaryen” olarak anılmaya başlandı.
TARİHİ 3 BİN YIL AMA EN KÜÇÜK İL
Tarihi, milattan önce 3000 yılına kadar uzanan Bilecik 1299 yılında Osmanlı topraklarına katıldı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında il oldu. Her yıl Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Söğüt şenlikleri ile gündeme gelen Bilecik’te pembe, kırmızı ve siyah benekli zengin mermer ocakları ile seramik, fayans ve porselen fabrikaları bulunuyor. İstiklal Savaşı’nda TBMM hükümeti ile İstanbul hükümeti arasında ortaya çıkan anlaşmazlıkları gidermek amacı ile düzenlenen toplantılara da Bilecik’teki Gar binası ev sahipliği yaptı. 1920 yılındaki bu toplantılarda Mustafa Kemal ve İsmet İnönü Ankara heyetini temsil etti. 1921’de Yunanlılar tarafından işgal edilen Bilecik, 4 bin 321 kilometrekarelik alanı ile Türkiye’nin en küçük illeri arasında yer alıyor.
]]>YAĞMUR ALTINDA MİTİNG
Aytekin seçim gününü ve gelen ilk haberleri şöyle anlattı: İktidar partisi elinde devletin bir sürü olanaklarıyla sandıklara hakim olurken biz sınırlı imkânlarla bazı illerde sorunlar yaşardık. Bu da topluma ‘Sandıklara sahip çıkılmadı oylar çalındı’ diye yansıyordu. Seçim gününe hem örgüt bazında, hem müşahitler hem de avukat noktasında çok iyi hazırlandık. O gün bir sorun yaşamadık. Sabahın 06.00’sında herkes ayaktaydı. Bütün sandıklar denetlendi. Doğu’da sandıklar erken açılıyor. Sisteme girişler başladı. Telefonlar yavaş yavaş çalıyor. Ben ilk gelen haberleri çok önemserim. Hani şöyle bir inanç vardır ya nasıl başlarsa öyle devam eder diye. İlk haber Kilis il başkanımızdan geldi. Konuşmakta zorlandığını fark ettim. ‘Başkanım her şey yolunda mı, kazandık mı?’ diye sordum. ‘Kazandık’ dedi. Tek bu kelimeyi söyleyebildi. Kilis’i kazanmak partimiz için önemliydi bu güne kadar kazanmadığımız, zorlandığımız uzak bir noktaydı. Kilis’te son mitinglerden birini genel başkanımız yağmur altında yapmıştı. Genel başkanımızın seçime 10-15 gün kala mitinglerini stratejik planladık. Kazanmaya yakın olduğumuz, zorlandığımız yerlere genel başkanımızı götürdük. Bunlardan birisi de Kilis’ti. Orada bir beklentimiz vardı. Kazanmamız sürpriz olmadı. Adıyaman’da milletvekili arkadaşımız Abdurrahman Tutdere’nin kazanacağını biliyorduk. Kırıkkale, Uşak, Kütahya aynı şekilde kazanacağımızı ilan ediyorduk ve haklı çıktık.

CHP’li Aytekin SÖZCÜ Medya Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’e konuştu, seçim zaferini anlattı.
SİYASAL İFLAS YAŞANDI
Türkiye’nin bugünkü siyasal düzenden rahatsız olduğunu belirten Aytekin, Türkiye’nin ittifaklardan çok şey öğrendiğini belirtti, şunları söyledi: İttifakta siyasal, rakamsal anlamda istediğimiz sonucu elde edemedik belki ama çok şey öğrendik. En başta bütün siyasi partiler, birbirlerine zıt farklı düşünen partiler bir araya geldi. Onların kitleleri de bir araya geldi. Bu bir tanışmaya vesile oldu, çok geç bir tanışmaydı. Birbirimizi anladık, tanıdık. Duygularımızı, beklentilerimizi, ihtiyaçlarımızı hassasiyetlerimizi öğrendik. Bu bilgiyle bir ülkeyi yönetmek inanın çok daha kolay olacaktır. Şu anki iktidar sadece kendi duygularıyla bu ülkeyi yönetti. Kendi inançlarını topluma dayattı. Kendi siyasal kültürünü bu toplamda zorla egemen kılmaya çalıştı. İşte geldiğimiz sonuçta budur. Siyasal iflastan bahsediyoruz.
İKTİDAR OLACAĞIZ
Kurultayda girecekleri ilk seçimde CHP’yi birinci parti yapma sözü verdiklerini hatırlatan Aytekin açıklamasını şöyle sürdürdü: Bu sözümüzü tuttuk. Şimdi bir söz daha veriyoruz. İlk genel seçimde partimizi iktidar yapacağız. Sadece CHP ye oy verenler değil herkes huzurla yaşayacak, herkesin anayasal hakkı korunacak ve bu ülkeye adalet gelecek. Oy geçişkenliği mutlaka oldu. 6’lı ittifakla aldığımız sonuç 25, tek başına girdiğimiz sonuçta aldığımız oran yüzde 38. Siyasal anlamda seçmenin sahibi yoktur. Bir seçimde size inanır, güvenir oy verir. Bir başka seçimde bize inanır, güvenir, ikna olur bize oy verir. Buradaki asıl mesele siyasi partilerin ortaya koyduğu iddialar, kadrolar, söylemler, projeler, vaatler ve inandırıcılık. Kampanya doğruysa doğru sonucu alırsınız. Biz sadece 6’lı masanın parti kitlelerinden oy almadık. Bize AKP, MHP seçmeninin oy verdiğini seçim bölgem Balıkesir’den biliyorum. Geçmişte AKP’ye oy veren bu seçimde bize oy verdi. Yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcımız başkanlığında uzman bir heyetten oluşacak birim kuruyoruz. 3 ayda 5 ayda bir her belediye izlenecek, gözlenecek, bir takım ölçümler yapılacak, belediyelerin ortaya koyduğu projeler, yaptığı hizmetler toplumda karşılık bulmuş mu; hangisi bulmuş; hangisi bulmamış bunlara bakılacak. Kampanyada topluma vaat edilen projelerin ne oranda gerçekleştiği izlenecek. Doğru projelerin yaygınlaşmasını, gelişmesini, diğer belediyelerle eşleşmesini sağlayacağız. Önümüzdeki 5 yılı böyle geçireceğiz.
]]>
Toplum açısından bu denli önemli olan kolon kanserinden düzenli kontrol ve taramalarla korunmanın mümkün olduğunu hatırlatan İç Hastalıkları, Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Meltem Ergün, hastalığın görülme sıklığında artış olduğunu hatta hastalığın daha genç yaşlarda görülmeye başladığını ifade ederek, şu bilgileri paylaştı:
ANNE YA DA BABASINDA KOLON KANSERİ OLANLAR DİKKAT!
Özellikle annesinde, babasında ya da teyzesi, halası, amcası gibi ikinci derece akrabalarında kolon kanseri öyküsü olanların taramalarına daha erken yaşta başlamalıyız. Çünkü genetik faktörler kolon kanserinin gelişmesinde önemli bir risk faktörünü oluşturmaktadır. Ailede bir kolon kanseri varsa örneğin baba 45 yaşında kolon kanseri olmuşsa, hastalığın ortaya çıktığı yaştan 10 yıl çıkartarak kişinin 35 yaşında taramaya başlamasını öneriyoruz. Çünkü kanser, polip zemininde gelişir ve bir polibin kansere dönüşüm süreci 5-10 yıldır.

GENÇLERDE DE YAYGIN
Kolon konserinin yaşamı tehdit eden bir kanser türü olmakla birlikte erken tanı konduğunda tedaviden yüz güldürücü sonuçlara ulaşılabilmektedir. Elbette asıl önemli konu hastalık ortaya çıkmadan önlemektir. Hastalarımız kolon kanseri olmadan, polip aşamasındayken polipleri tamamen çıkararak kansere ilerlemesini engelliyoruz. Kanser oluşmuşsa da erken aşamada yakalamak bizim için çok önemli. Erken yakalandığında kolonoskopi ile lezyonu tam olarak çıkarmak mümkün olabilmekte. Kolon kanserinin dünyada sıklığı çok fazla ve giderek genç nüfusta görüyoruz. 40’lı yaşlardan itibaren bu hastalığı görebildiğimiz için artık taramalara erken başlamamız gerektiğini düşünüyoruz.
İŞTE TARAMA İÇİN EN İDEAL METOD
Bağırsaklardaki polipler kolonoskopi ile temizlenirse kolon kanseri ihtimali de sıfırlanır. Eğer hiçbir risk faktörünüz yoksa bile kolonoskopik taramalara 45 yaşında başlamalısınız. Tarama için ideal metot, altın standart kolonoskopidir. Kolon kanseri taraması için kullandığım ız ‘gaitada (dışkıda) gizli kan’ gibi bazı testlerimiz olsa da kesin sonucu ancak kolonoskopi veriyor. Örneğin gaitada gizli kan testi sonucu pozitif gelirse zaten kolonoskopi yapmak şarttır. Gaitada gizli kan testi negatif ise (ki bu 3 dışkı örneğinde de negatif olmalıdır), yine de bizim güvenli bir alanda olduğumuzun garantisi değildir. Çok hassas bir test değildir, poliplerde doğruluğu çok düşüktür. İnsanlar zaman zaman düzenli sağlık kontrollerini yaptırıp bir sorun görmediklerinde, “kan testlerim temiz, bağırsak alışkanlığım gayet düzenli neden kolonoskopi olayım ki?” düşünebilir. Oysa bağırsaklarda bulunan polipler belirti vermez. Kalın bağırsakların sağlıklı olduğunu söylemenin tek yolu kolonoskopidir. Eğer kolonoskopiniz tertemiz hiçbir polip, lezyon yoksa 10 yıl garanti altında olursunuz, tekrar yapılmasına gerek yoktur. Ancak bu işlemin iyi standartlarda uygulanması, bağırsak temizliğinin yeterli olması ve gastroenterolog tarafından yapılması idealdir.”
ERKEN EVREDE TEDAVİ EDİLEBİLİR
Toplum genelindeki araştırmalara bakacak olursak kolon kanserinin yaklaşık yüzde 20’si 40-50 yaşa gelmiş durumda. Yani hastaları artık genç yaşta yakalıyoruz. Biz de genç yaşta kolon kanseri tanısı koyduğumuzda çok üzülüyoruz, erken safhada yakalarsak üzüntümüz bir nebze azalıyor. Ancak geç evrede saptadığımız hastalar için keşke daha önceden hastaneye başvursaydı, taramalarını yaptırsaydı diye hayıflanıyoruz. Çünkü erken evre tümörlerde tedavi ile normale yakın bir yaşam süresi mümkün.

DÜZENLİ EGZERSİZ KANSER RİSKİNİ AZALTIYOR
Ailesinde tümör olanlarda, iltihabi bağırsak hastalığı dediğimiz kolit hastalığı olanlarda, Crohn hastalığı olup da düzgün tedavi almayan kişilerde giderek ihtimalin arttığını görüyoruz. Yoğun alkol, sigara tüketimi, yoğun et tüketimi ve işlenmiş et tüketimi olan insanlarda kolon kanseri riski artıyor. Dolayısıyla kolon kanseri olmamak için neler yapabiliriz diye baktığımızda öncelikle bu alışkanlıklardan uzak durmakla başlamak gerekli. Bunun yanında düzenli olarak egzersiz yapan kişilerde kolon kanseri riskinin azaldığını görüyoruz. Akdeniz tipi beslenenlerde yani bol sebze, meyve tüketenlerde kolon kanseri ihtimali azalıyor. Bunlara dikkat edersek uzun ve sağlıklı yaşayabiliriz.
]]>Daha önce yaptığı çağrıyı tekrarlayan ve geçmiş dönemde yapılan hakem hatalarının incelenmesi gerektiğini söyleyen Erden Timur, “Fanatik kesimlerin dışındaki herkes gerçeği görsün ki, ona göre kafasındaki soru işaretleri azalsın” dedi.
Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’un, kendisini kastederek “Her gece yatarken bizi düşün” sözlerine yanıt veren Erden Timur, şu açıklamaları yaptı:
“Keşke normal anlamda oynayıp tamamlansaydı. Hem Urfalı vatandaşlarımız hem yöre halkı için iyi olurdu. Büyük beklenti içine girmişti herkes. Temel konu bu gerginliğin bir an evvel bitmesi. Münfreti de olsa belli olaylar yaşanıyor. Bunlar böyle gerginlik devam ederse daha farklı şeylerin olmasından endişe ediyor herkes.”
“BİR AN EVVEL YAPILMASI LAZIM”
“Hepimiz haksızlıklar olduğunu kendi tarafımızdan iddia ediyoruz. Bunların da vuku bulduğu yer saha. Toplumun her kesimin, bu haksızlıkların olup olmadığına dair en önemli şey veri, şeffaflık. Yarından tezi yok, yabancı hakemleri seçip, öncelikle bu sene, geçmiş senelere bakılması gerekiyor. Basında da yankı bulmasını istiyorum. Bu şekilde olursa, şu şekilde haksızlıklar yapıldı ortaya çıksın. Bunların hepsinin sonucunu kabul edilsin. Fanatik kesimlerin dışındaki herkes gerçeği görsün ki, ona göre kafasındaki soru işaretleri azalsın. Bunun bir an evvel yapılması lazım. Bu kaosun kimseye faydası yok.”
“TOPLUMUN İHTİYACI VAR”
“Gelin gerçeği görelim. Bunun amacı şu değil, gördünüz mü bize haksızlık yapıldı, değil. Geçenlerde hakem şeyi sızdırıldı ya. Önce Galatasaray kısmı sızdı. Sonra federasyon şeffaf şekilde hepsini yayınladı. O olay tamamen bitti. İki maçta da ne olduğu açıkça görüldü. Şeffaflıktan, kendisinden emin olan kimsenin çekinmemesi lazım. Toplumun her şeyi bilmeye ihtiyacı var. Böyle olmadığı müddetçe manipüle ediliyor.”
Kendi yanlışlarımızı, eksikliklerimizi bilgiyi gizleyerek, gerçekten ne olduğunu analiz ettirmeyerek herkesi manipüle edebiliriz. Her seferinde bir şeye vesile olsun diye bekliyoruz. Herkese bu çağrıyı yapıyorum, kimse muhattap. Bir an evvel bu işi çözmemiz gerekiyor.
“KİM NE DERSE DESİN, RAHAT UYUYORUZ”
“Çok rahat uyuyorum zaten onda hiç sorun yok. İnsanın rahat uyuması iç huzuruna bağlı. Kim ne derse desin, rahat uyuyoruz. Karşıtlık olması toplumu gerecek. Çok söyleyecek laf var. Şahsıma 20’ye yakın defa hakaret edildi. Kimseye hakaret edecek bir şey söylemedim. Birçok insandan daha gencim yönetici koltuğunda. Ona rağmen karşılık versem kendi camiamdan daha olumlu şeyler alırım. Karşılık vermemek farklı türlü de algılanıyor. Ona rağmen toplumun gerilmemesi için gerekeni yapmamız lazım. Gerekeni yapmak bu. Ne denirse densin karşılık vermemek, çözüm önerisiyle gitmek.”
FEDERASYONUN SEÇİM TARİHİ KARARI
“Kulüpler Birliği federasyonun seçime gitmesi için imza toplamaya başlıyordu. Bundan sonra da fedreasyon da bir açıklama yaptı. Temmuzda seçime gidiyoruz diye. Zaten kulüplerin gösterdiği tavır da hasıl olmuş oldu. Doğru bir federasyon, doğru kurullar olsun. Bunun için de rekabet edecek insanlar şimdiden çalışmaya başlayacak. Bir ay gibi kısa sürede olsun dediğimizde, 100’e yakın insandan oluşuyormuş kurullar. Bir kişinin 1 haftada 100’e yakın kişiden liste oluşturacak, seçim çalışmasına başlayacak… bunlar mümkün değil. Temmuzda seçime gidilecek ve yeni federasyon seçilecek.”
]]>Fenerbahçe’nin 50. saniyede sahadan çekilmesi sonucu tatil olan maçın ardından Galatasaray şampiyonluğunu ilan ederken, Dursun Özbek sarı lacivertli yönetime tepki gösterdi.
TFF’nin erken seçim kararını da değerlendiren Özbek, 18 Temmuz’da yapılacak seçim tarihine herkesin saygı duyması gerektiğini söyledi.
Dursun Özbek’in açıklamaları:
“2023 Süper Kupa’sının finalini oynadık. İki takım sahaya çıktık fakat üzülerek söylüyorum, böyle bir pozisyonu beklemiyorduk. Urfa’nın güzel insanlarına, buradaki Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin keyfini yaşatmaktansa, acayip, saçma sapan bir durumla karşılaştık.”
“DÜNYAYA MAHCUP OLDUK”
“Bir sürü şey söylediler. U19’la çıkacağız, şöyle yapacağız, böyle yapacağız. Bunlar akıl tutulması. Neticede bu bir maç, final maçı. Çok önemli 100. yıl kupası. Urfa gibi güzel bir şehirde buranın insanına derbi seyrettirme keyfi varken, hiç ummadığımız bir şeyle karşılaştık. Ayrıca bu maçın geliri, depremzede kardeşlerimize yardım olacaktı. Bir taraf dolu, bir taraf boş. Süper Kupa finalini 1 dakikada biten şekile getiriyorsunuz. Çok üzüldüm ve dünyaya mahcup olduk. Böyle beklenmedik olaylar bizi üzüyor.”
“KİM SEVİNDİ, ÜZÜLDÜ BELLİ DEĞİL”
“Galatasaray ve Fenerbahçe’nin misyonu, futbolu insanlara sevdirmek. Böyle davrandığınız zaman… U19 takımındaki çocuklara yazık değil mi? Bu çocukları niye alet ediyorsunuz kendi amaçlarınıza. Kötü bir hafta sonu. Tarihe kötü geçecek bir Süper Kupa finali. Cumhuriyetin 100. yılına yakışmayan bir final oldu. Aklıselime davet etmek istiyorum. Kim bu işten sevindi, üzüldü belli değil.”
“BU FİNAL YAKIŞMADI”
“Önümüzdeki günler daha da gerginleşecek. Türk futbolundan bu gerginliğin gitmesi taraftarıyım. Herkese biraz daha Türk futboluna yakışacak hareketlerde olunmasını diliyorum. Ne onlara, ne bize bu final yakışmadı. Böyle bir final olmaması gerekirdi. İnsanların bir sefer daha düşünmesini, eve gittiklerinde ‘biz ne yaptık’ diye iç muhasebe yapmalarında fayda var.”
“NEYİ PROTESTO EDİYORLAR ANLAMIYORUM”
“Ben protokole geldim, onların da protokole gelmesi lazımdı. Kimse gelmedi. Bir anlam veremiyorum. Niye böyle yapıyorlar, neyi protesto ediyorlar anlamıyorum. Ben beklemiyordum. O kadar çok şey söylendi ki, bugünkü senaryo kimsenin aklından geçmiyordu. Takımını getir, Urfalı kardeşlerimize maçı seyrettirelim. Üç gündür buradayım. Böyle bir sevgi seli, ilgi görmedim.”
“TFF SEÇİM TARİHİ MAKUL”
“Seçim tarihini federasyon açıkladı. Kulüpler Birliği Vakfı’nda da federasyonun seçime gitmesi öngörülüyordu. TFF de gerekeni yaptı. Erken seçim kararı aldı. Hayırlı olsun. Yeni yönetimin seçilmesi için de hazırlık dönemi var. Bugünden yarına seçim yapılmaz. Türk futbolunu yönetecek başkanı iyi inceleyip iyi hizmet edecek kişileri seçmek zorundayız. Aradaki zaman makuldür.”
“FEDERASYONA SAYGI DUYULMALI”
“Erken seçim kararını kim alabilir? Federasyon. Haziranda yapılsa, temmuzun 18’inde yapılsa 20 gün var. 20 gün mü çok önemli? Federasyonun kararına da saygı duymak lazım. Epey zamanları varken, Kulüpler Birliği’nden gelen söylemle gündemlerine aldılar. Kulaklarını kapamadılar. Nedir yani? 20 gün evvel mi yapılacak seçim. Altında başka maksat olduğunu düşünüyorum. Niye 25 gün öne çekilsin? Federasyonun kararına herkesin saygı duyması lazım.”
“SAMİMİ VE İYİ NİYETLİ OLMAK LAZIM”
“Ben her zaman itidalden yanayım. Kendimizi kontrol etmemiz lazım. Ben Galatasaray Spor Kulübü başkanı olarak, tüm paydaşları aklıselim davranmaya çağırıyorum. Türk sporuna hizmet etmek istiyorsanız, samimi ve iyi niyetli olmanız lazım.”
]]>Gallant, Han Yunus’ta “Hamas’ın askeri olarak işlevinin sona erdiğini” iddia ederek, İsrail askerlerinin bölgeden çekildiğini söyledi.
Gallant ayrıca, İsrail ordusunun yaklaşık dört aydır kara saldırısına devam ettiği ve arkasında büyük yıkım bıraktığı Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’tan çekilmesinin saldırılardan kaçanların sığındığı Refah’a saldırıya “hazırlık amacıyla” gerçekleştiğini belirtti.
Ordu Sözcülüğünün AA’ya yaptığı açıklamada, ordunun Han Yunus’taki saldırıyı yürüten 98. Komando Tümeninin bölgedeki görevini tamamladığı kaydedilmişti.
Tümenin Gazze Şeridi’nden dün gece tamamen çekildiği aktarılan açıklamada, sadece Nahal Tugayının Gazze Şeridi’nde kalmaya devam edeceği bilgisi paylaşılmıştı.
HAN YUNUS’TA BÜYÜK YIKIM
İsrail ordusu bugünkü açıklamasında, Han Yunus’taki saldırıyı yürüten 98. Komando Tümeninin bölgedeki görevini tamamladığı ve dün gece buradan tamamen çekildiği, sadece Nahal Tugayının Gazze Şeridi’nde kalmaya devam edeceği aktarıldı.
İsrail medyasına göre, Gazze’deki sivillerin bölgenin kuzeyine dönmesini engellemek için Nahal Tugayı bölgede kalacak.
İsrail ordusunun Han Yunus’tan çekilmesiyle kentteki yıkım da gün yüzüne çıktı.
Ordu güçlerinin çekilmesinin ardından, yerlerinden edilen Filistinliler, kentte evlerinin olduğu bölgelere gelmeye başladı ancak yaşadıkları yerleri tanımakta güçlük çekti.
Haftalarca devam eden İsrail bombardımanının kentteki binaları moloz ve kül yığınına çevirdiği, yolların, İsrail’in hem hava saldırıları hem de buldozerlerle tahrip etmesi sonucu altüst olduğu görüldü.
Han Yunus kentinden Muhammed Ebu Diyab (31), İsrail ordusu çekildikten sonra geri döndüğünü ve yaşadıkları evi tamamen yıkılmış halde bulduğunu söyledi.
Kıyafetlerini ve bazı ihtiyaçlarını almak istediğini ama büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldığını dile getiren Ebu Diyab, şöyle devam etti:
“Sadece ailemin evi değil, kentteki her şey tarumar olmuş. İsrail’in arkasında bıraktığı yıkım nedeniyle cadde ve sokaklar yürünemez halde.”
Refah’a göç etmek zorunda kalan Recep Ebu Aklin de (54) ordunun çekilmesinin ardından Han Yunus’a geldiklerini ve karşılaştıkları yıkım karşısında şok olduklarını dile getirdi.
İsrail güçlerinin kentte çok büyük bir yıkım bıraktığını ifade eden Ebu Aklin, “Han Yunus’ta ikamet ettiğim bölgede evimin yerini bulmakta dahi zorlandım.” dedi.
Ebu Aklin, “Burada hayatımda hiç şahit olmadığım, tarif edilemez bir yıkım gördüm. Saldırılar nedeniyle ne su var, ne altyapı ama direneceğiz, çadırda, molozların üzerinde yaşayacağız.” ifadesini kullandı.
Ebu Aklin, yaşadığı bölgenin yeniden imar edilmesini ve buraya hayatın geri dönmesini umduğunu dile getirdi.
Filistinli Derviş el-İsevi de (41) evlerini en güzel haliyle terk etmek ve başka bir bölgeye sığınmak zorunda kaldıklarını, bugün döndüklerinde ise tarifi mümkün olmayan bir manzarayla karşılaştıklarını belirtti.
İsevi, her şeye rağmen yurtlarına döneceklerini ve yıkılan evlerini yeniden inşa edeceklerini vurguladı.
REFAH’IN ÖNEMİ
Gazze’nin güneyinde Mısır sınırında yer alan Refah şehri, İsrail saldırılarından önce yaklaşık 280 bin Filistinliye ev sahipliği yapıyordu. İsrail’in 7 Ekim’deki saldırıları nedeniyle 2,3 milyon nüfusa sahip Gazze Şeridi’nde 1,9 milyon kişi yerinden oldu.
Yerinden edilen Filistinlilerin büyük bölümü, İsrail’in daha önce “güvenli olduğunu” iddia ettiği Refah’a sığındı. Kuzey bölgelerden gelenlerle Refah’ın nüfusu 4 katından fazla artarak 1,5 milyona ulaştı.
Yeterli konut olmaması nedeniyle Refah’a sığınan Filistinlilerin büyük bir bölümü derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda yaşam mücadelesi veriyor.
İsrail güçleri, Refah kentini sık sık hava saldırılarıyla hedef alıyor. İsrail’in Refah kentine kara saldırısı başlatması halinde sivillerin Gazze Şeridi’nde sığınacak bir yerinin kalmayacağından endişe ediliyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 9 Şubat’ta İsrail ordusu ve güvenlik teşkilatına “Refah’a saldırı planı hazırlanması” talimatını vermişti.
]]>Fenerbahçe Kulübü, Türkiye Futbol Federasyonu’nu protesto etmek amacıyla, Galatasaray ile oynanacak Süper Kupa finaline U19 takımıyla çıktı. Başlama vuruşundan sonra sarı kırmızılı ekip henüz 1. dakika dolmadan Mauro Icardi ile golü buldu.

Sahadan çekilmek için oyunun durmasını bekleyen Fenerbahçeli oyuncular, golden sonra santra yapmadılar ve yönetici Ahmet Ketenci’nin talimatıyla sahadan çekildiler.
Maçın hakemi Volkan Bayarslan mücadeleyi tatil ettiğini açıkladıktan sonra Galatasaraylı oyuncular sahada büyük sevinç yaşadı.

Gelişmeleri, maç saatine kadar anbean aktarmaya devam edeceğiz…
Saat 21.50: Galatasaray’ın şampiyonluk paylaşımı:
Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılında iki kupalı şampiyon, #Cumhuriyetin100üGalatasaray!
pic.twitter.com/n4tUFpVLQQ
— Galatasaray SK (@GalatasaraySK) April 7, 2024
Saat 21.40: Galatasaray takımı kendi arasında antrenman maçı yapıyor.
Saat 21.35: Fenerbahçe’nin sahadan çekilmesiyle hakem maçı tatil etti. Galatasaraylı oyuncular kutlamaya başladı.

Saat 21.33: Fenerbahçeli oyuncular golden sonra santrayı yapmayarak sahayı terk ediyor…
Saat 21.30: Süper Kupa maçı başladı… Galatasaray 1. dakikada Icardi’nin golüyle başladı…
Saat 21.15: Galatasaraylı futbolcular Atatürk tişörtleriyle sahaya çıktı.

SAAT 20.30: Galatasaray ve Fenerbahçe’nin Süper Kupa maçında sahaya çıkacağı ilk 11’ler belli oldu:
Galatasaray: Muslera, Kaan, Nelsson, Abdülkerim, Köhn, Torreira, Berkan, Barış, Kerem A., Mertens, Icardi.
Fenerbahçe: Furkan, Mustafa Emir, Efekan, Yusuf, Ümitcan, Muhammet, Görkem İbrahim, Kerem, Muhammet Zeki, Emirhan, Çağrı.
SAAT: 20.00: Fenerbahçeli futbolcular, maçın oynanacağı stadın zeminini kontrol etmek için sahaya çıktı.
SAAT 19.40:
SAAT 19.00:Fenerbahçe’nin Şanlıurfa kafilesinde bulunan 11 futbolcudan ikisinin sakatlığı olduğu öğrenildi. Bu oyuncuları maç kadrosuna dahil etmeyecek olan Fenerbahçe, 9 futbolcuyu esame listesine yazdıracak.
SAAT 18.50: Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, 21.30’da başlaması planlanan maç öncesinde, saat 19.30’da basın toplantısı düzenleyecek.
SAAT 18.00:Fenerbahçe Futbol Takımı, 2023 Süper Kupa’nın Galatasaray ile oynanacak mücadelesi için 19 Yaş Altı Kadrosu ile Şanlıurfa’ya vardı. Özel bir uçakla GAP Havalimanı’na iniş yapan sarı-lacivertli ekip, maçın gerçekleşeceği 11 Nisan Stadı’na taşınmak üzere apronda kendilerini bekleyen araçlara yönlendirildi. Takım ile birlikte Fenerbahçe’nin Kulüp Başkanı Ali Koç ve yönetim kurulu üyeleri de Şanlıurfa’ya ulaştı.

SAAT 15.20: 11 kişilik kadro ile tesislerden ayrılan Fenerbahçe U19 takımı, Başkan Ali Koç ve bazı yöneticilerle birlikte Sabiha Gökçen Havalimanı’na geldi. Kafile, Şanlıurfa’ya doğru yola çıkacak.
SAAT 15.00: Galatasaray Kulübü, Fenerbahçe karşılaşmasına, Cumhuriyetin 100. yılına özel hazırlanan formayla çıkacağını duyurdu.

SAAT 13.30: Fenerbahçe U19 takımı bugün saat 12.00’de başlayan U19 Elit A Ligi 19’uncu hafta karşılaşmasında Giresunspor ile Dereağzı Lefter Küçükandonyadis Tesisleri’nde karşı karşıya gedi. Fenerbahçe geriye düştüğü maçı geriden gelerek 4-1 kazandı. Fenerbahçe – Giresun U19 maçını Başkan Ali Koç, yöneticilerden Selahattin Baki ve Burak Çağlan Kızılhan gibi isimler de tribünden takip etti.

SAAT 14.20: Fenerbahçe A takımı, Olympiakos ile yapılacak Konferans Ligi maçı için hazırlıklarını sürdürdü.


Fenerbahçe Kulübü, Türkiye Futbol Federasyonu’nu protesto etmek amacıyla, Galatasaray ile oynanacak maça U19 takımıyla çıktı. Başlama vuruşundan sonra sarı kırmızılı ekip henüz 1. dakika dolmadan Mauro Icardi ile golü buldu.
Sahadan çekilmek için oyunun durmasını bekleyen Fenerbahçeli oyuncular, golden sonra santra yapmadılar ve yönetici Ahmet Ketenci’nin talimatıyla sahadan çekildiler.
Maçın hakemi Volkan Bayarslan mücadeleyi tatil ettiğini açıkladıktan sonra Galatasaraylı oyuncular sahada büyük sevinç yaşadı.
Gelişmeleri, maç saatine kadar anbean aktarmaya devam edeceğiz…
Saat 21.40: Galatasaray takımı kendi arasında antrenman maçı yapıyor
Saat 21.35: Fenerbahçe’nin sahadan çekilmesiyle hakem maçı tatil etti. Galatasaraylı oyuncular kutlamaya başladı.

Saat 21.33: Fenerbahçeli oyuncular golden sonra santrayı yapmayarak sahayı terk ediyor…
Saat 21.30: Süper Kupa maçı başladı… Galatasaray 1. dakikada Icardi’nin golüyle başladı…
Saat 21.15: Galatasaraylı futbolcular Atatürk tişörtleriyle sahaya çıktı.

SAAT 20.30: Galatasaray ve Fenerbahçe’nin Süper Kupa maçında sahaya çıkacağı ilk 11’ler belli oldu:
Galatasaray: Muslera, Kaan, Nelsson, Abdülkerim, Köhn, Torreira, Berkan, Barış, Kerem A., Mertens, Icardi.
Fenerbahçe: Furkan, Mustafa Emir, Efekan, Yusuf, Ümitcan, Muhammet, Görkem İbrahim, Kerem, Muhammet Zeki, Emirhan, Çağrı.
SAAT: 20.00: Fenerbahçeli futbolcular, maçın oynanacağı stadın zeminini kontrol etmek için sahaya çıktı.
SAAT 19.40:
SAAT 19.00:Fenerbahçe’nin Şanlıurfa kafilesinde bulunan 11 futbolcudan ikisinin sakatlığı olduğu öğrenildi. Bu oyuncuları maç kadrosuna dahil etmeyecek olan Fenerbahçe, 9 futbolcuyu esame listesine yazdıracak.
SAAT 18.50: Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, 21.30’da başlaması planlanan maç öncesinde, saat 19.30’da basın toplantısı düzenleyecek.
SAAT 18.00:Fenerbahçe Futbol Takımı, 2023 Süper Kupa’nın Galatasaray ile oynanacak mücadelesi için 19 Yaş Altı Kadrosu ile Şanlıurfa’ya vardı. Özel bir uçakla GAP Havalimanı’na iniş yapan sarı-lacivertli ekip, maçın gerçekleşeceği 11 Nisan Stadı’na taşınmak üzere apronda kendilerini bekleyen araçlara yönlendirildi. Takım ile birlikte Fenerbahçe’nin Kulüp Başkanı Ali Koç ve yönetim kurulu üyeleri de Şanlıurfa’ya ulaştı.

SAAT 15.20: 11 kişilik kadro ile tesislerden ayrılan Fenerbahçe U19 takımı, Başkan Ali Koç ve bazı yöneticilerle birlikte Sabiha Gökçen Havalimanı’na geldi. Kafile, Şanlıurfa’ya doğru yola çıkacak.
SAAT 15.00: Galatasaray Kulübü, Fenerbahçe karşılaşmasına, Cumhuriyetin 100. yılına özel hazırlanan formayla çıkacağını duyurdu.

SAAT 13.30: Fenerbahçe U19 takımı bugün saat 12.00’de başlayan U19 Elit A Ligi 19’uncu hafta karşılaşmasında Giresunspor ile Dereağzı Lefter Küçükandonyadis Tesisleri’nde karşı karşıya gedi. Fenerbahçe geriye düştüğü maçı geriden gelerek 4-1 kazandı. Fenerbahçe – Giresun U19 maçını Başkan Ali Koç, yöneticilerden Selahattin Baki ve Burak Çağlan Kızılhan gibi isimler de tribünden takip etti.

SAAT 14.20: Fenerbahçe A takımı, Olympiakos ile yapılacak Konferans Ligi maçı için hazırlıklarını sürdürdü.

Siyah-beyazlı kulüp, “Türk futbolunun tüm hatlarıyla kaos yaşadığı, yeni ve yıpranmamış bir yönetime ivedilikle, en çok ihtiyaç duyduğu dönemde 2024-2025 sezonunun başlamasına birkaç hafta kala 18 Temmuz tarihinde seçime gitmek Türk futboluna faydadan çok zarar getirecektir. Sahaya girilerek hakeme yumruk atıldığı, takımların sahadan çekildiği, sahaya giren taraftarlarla sporcular arasında arbedelerin yaşandığı, ceza kurullarına sevklerin ya belirlenen tarihten önce alınarak uygulandığı, ya da bekletilerek baskı altında yapıldığı ve uygulandığı, VAR kararlarının sorgulandığı, gizli toplantıların kayıtlarının sızdırıldığı, süper kupanın bir krize dönüştürüldüğü, sürecin yönetilmediği örneklerinde olduğu gibi onlarca örnek varken, futbol ailesinin demokratik iradesini sekteye uğratacak, profesyonel yeni bir organizasyon yapısına ihtiyaç duyduğumuz bu kritik dönemde ülke futboluna zaman kaybettirecek bu kararın tarihi kabul edilebilir değildir” açıklamasını yaptı.
Beşiktaş Kulübü’nden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“TFF Yönetim Kurulunun 18.07.2024 olarak duyurduğu Seçimli Genel Kurul kararının, sorunların çözülmesi adına acil alınması gereken kararlar söz konusuyken, hiçbir öneri sunulmadan belirlendiğini öğrendik.
Türk futbolunun tüm hatlarıyla kaos yaşadığı, yeni ve yıpranmamış bir yönetime ivedilikle, en çok ihtiyaç duyduğu dönemde 2024-2025 sezonunun başlamasına birkaç hafta kala 18 Temmuz tarihinde seçime gitmek Türk futboluna faydadan çok zarar getirecektir.
Bu duyurunun, futbolumuzun içinde bulunduğu kaotik durumun örneğinin yaşandığı bir günde bu şekilde yapılmasını doğru bir tutum olarak değerlendirmediğimizi ve kabul etmediğimizi belirtmek isteriz.
Sahaya girilerek hakeme yumruk atıldığı, takımların sahadan çekildiği, sahaya giren taraftarlarla sporcular arasında arbedelerin yaşandığı, ceza kurullarına sevklerin ya belirlenen tarihten önce alınarak uygulandığı, ya da bekletilerek baskı altında yapıldığı ve uygulandığı, VAR kararlarının sorgulandığı, gizli toplantıların kayıtlarının sızdırıldığı, süper kupanın bir krize dönüştürüldüğü, sürecin yönetilmediği örneklerinde olduğu gibi onlarca örnek varken, futbol ailesinin demokratik iradesini sekteye uğratacak, profesyonel yeni bir organizasyon yapısına ihtiyaç duyduğumuz bu kritik dönemde ülke futboluna zaman kaybettirecek bu kararın tarihi kabul edilebilir değildir.
Türk Futbolunun kaybedecek tek bir günü dahi olmadığına inanıyoruz.
TFF statüsü genel kurulun nasıl toplanacağını düzenlemektedir. Hiçbir kişi ve yönetim genel kurul iradesinin üstünde olamaz. Türk futbolunun bir üç ay daha bu anlayışla yönetilerek içinden çıkılamayacak sorunlara gömülmesine Beşiktaş JK olarak razı olmadığımızı belirtir, hukukun ve talimatların bize tanıdığı hakları diğer kulüplerimiz ve futbol ailesinin paydaşlarıyla birlikte sonuna kadar kullanacağımızı belirtmek isteriz.
Beşiktaş JK olarak tavrımız nettir. TFF seçimleri çok adaylı olarak yapılmalı, kurulları da atamayla değil seçimle belirlenmelidir. Başta MHK’nın oluşturulması ve buna bağlı olarak VAR uygulamalarından kaynaklanan büyük sorunun çözülmesi için 18 Temmuz tarihinde göreve gelecek yeni yönetimin hızlı ve doğru karar alması neredeyse imkansızdır.
Türk futbolunun tüm kaos ve yanlışlarından kurtulması, lig statülerinin ve kurullarının sağlıklı bir şekilde belirlenmesi için, zaman kaybetmeden 2023-2024 sezonun bitimiyle birlikte toplanacak genel kurulla seçilecek yeni yönetime ihtiyaç olduğuna inancımızı kamuoyuyla paylaşırız.”
]]>Eski başsavcı Jacques Dallest, “Bu davada ne yaparsak yapalım, bunun bir muamma olarak kalacağından korkuyorum” diye itiraf ederken, müfettişler kapsamlı aramalardan sonra evin yakınında çocuğun kemikleri ve kafatasının nasıl ortaya çıktığını hâlâ çözemediler.
Dallest, “Cesedin geri kalanını bulsak bile, ölüm nedenini belirlememize yetecek kadar unsura sahip olacağımızdan emin değilim” diye ekledi.
KAYBOLDUKTAN 8 AY SONRA KEMİKLERİ ORTAYA ÇIKTI
Belediye Başkanı François Balique’ın verdiği bilgilere göre, Emile’nin kalıntıları geçen cumartesi günü doğa yürüyüşçüleri tarafından güneydoğu Fransa’daki sakin Alp köyü Le Vernet’in Kilise ile Şapel arasındaki yolunda bulundu.
Belediye başkanı, Emile’nin temmuz ayında büyükbabasının yanında kalırken kaybolmasından sonra son derece detaylı bir şekilde tarandığını söyledi. Yetkililer kalıntıların nasıl daha erken bulunamadığını sorarken, araştırmacılar artık kemiklerin bir insan ya da hayvan tarafından hareket ettirilmiş olabileceğini sorguluyor.

Bir gezgin, kalıntıları 30 Mart’ta, yani Emile’nin geçen yıl 8 Temmuz’da kaybolduğunun anlaşılmasından sekiz ay kadar sonra keşfetti. Yetkililer kemiklerin şu an için sadece Emile’ye ait olduğunu tespit edebildi.
Kemikleri bulan yürüyüşçünün kemikleri yerinden oynatarak polise götürmesi üzerine eleştiriler gelse de davayı yürüten savcı Jean-Luc Blachon, gezgin yürüyüşçünün şüpheli olmadığını söyledi ve onun yalnızca kalıntıları polise götürüp doğru olanı yapmak istediğini öne sürdü.
ÖLÜMÜ SIR OLARAK KALABİLİR
Ancak Blachon, polisin gizemi çözemeyebileceğini de itiraf etti: “Çocuğun düşmesi, kasıtsız adam öldürme ve cinayet arasında hâlâ bir hipotezi diğerine tercih edemeyiz.”
Balique ise kalıntıların neden daha önce bulunamadığını anlayamadığını söyledi:
“Yakınlarda düzenli olarak yolu kullanan insanlar var. Geçen hafta kullandım. Gönüllü arama yapanların orada olduğundan eminim. Emile’yi arama çalışmaları sırasında oradaydım ve jandarmalar köpeklerle birlikte onu gözden kaçırmış olamazlar. Sonbaharda orada ağaç kesimi de yapılıyordu. Odun kesiciler de hiçbir şey görmemiş. Bu anlaşılmaz. Bu meseleye bir yetişkinin karıştığına inanmadan edemiyorum. Emile bulunduğu yere asla tek başına gidemezdi.”
“DAHA ÖNCE GÖRÜLMEMİŞ OLMASI İMKANSIZ”
Haut-Vernet sakini Gilles Thézan konuyla ilgili şunları söyledi: “Ceset, Haut-Vernet’ten yalnızca bir veya iki kilometre uzakta, özellikle köpeklerle birlikte daha önce araştırılan bir yerde bulundu. Her yer yukarıdan aşağıya tarandı. Bunu daha önce kimsenin görmemiş olmasının imkânı yok.”

Jandarma sözcüsü Marie-Laure Pezant, kemiklerin oraya bir kişi veya hayvan tarafından yerleştirilmiş olabileceğini veya değişen hava koşulları nedeniyle hareket ettirilmiş olabileceğini söyledi. Ancak soruşturmaya yakın bir kaynak, hayvanların, insan kalıntılarını geri getirme ihtimalinin düşük olduğu konusunda ısrar etti.
Emile, ortadan kaybolduğu gün, büyükbabası Philippe Vedovini’nin bakımındaydı. Bir görgü tanığı, fizyoterapist-osteopat olan Vedovini’yi, Emile’in ortalıktan kaybolduğu düşünülen süreçte evinin önünde odun keserken gördü.
Gönüllüler, 25 nüfuslu küçük mezradaki bölgeyi taramak için geçen temmuz ayında yetkililere katıldı, ancak hiçbir ipucu bulamamışlardı.
]]>Kurada muhtarlığı kaybeden İsmail Sabancı, Ali Doğan’ın oy pusulalarında olmaması gereken yazılar bulunduğu gerekçesiyle İlçe Seçim Kuruluna itiraz dilekçesi verdi. Yapılan inceleme sonucu Ali Doğan’ın aldığı 4 oy geçersiz sayıldı. Bu dört oy iptal edilirken yarışı İsmail Sabancı seçimi kazanmış oldu. İsmail Sabancı ise bu yazılar sayesinde kurada kaybettiği muhtarlığı, İlçe Seçim Kurulu kararıyla kazandı.
YENİDEN SAYIM YAPILDI
2 oy pusulasında “kalbimdesin” şeklinde yazılar gördüğünü iddia eden Sabancı’nın itirazı üzerine 1011 no’lu torbanın mührü kurul huzurunda açılırken, torbada bulunan muhtarlık oy pusulaları ilçe seçim kurulunca tekrar sayıldı. 4 adet Ali Doğan’a ait oyun ön ve arka yüzünde ‘karalama/özel işaretleme’ olduğu tespit edildi. Karalamalar geçersizlik nedenleri arasında görülmesi nedeniyle Yüksek Seçim Kurulunun karar ve genelgelerine istinaden 4 oy geçersiz sayıldı. Buna göre, Ali Doğan’ın 74, İsmail Sabancı’nın ise 78 oy aldığı ve Sabancı için muhtarlık mazbatasının düzenlenmesine karar verildiği kaydedildi. Kararın Ali Doğan’a tebliği edileceği ve Aydın İl Seçim Kuruluna itiraz yolunun açık olduğu bilgisi verildi.
“EŞİT OY ALDIK, KURA ÇEKİLDİ”
Yaşananlar hakkında konuşan İsmail Sabancı, “38 yaşındayım, uzun yıllar İzmir, Kuşadası ve Bodrum’da pidecilik yaptım. Babam vefat ettikten sonra Karacasu’ya döndüm. Burada çiftçilikle uğraştım. Ayrıca bir işletmede kebapçı olarak çalışıyorum. Muhtar adayı olmaya karar vererek bu yönde çalışmalar yaptım. 2-3 aydan bu yana eşle dostla irtibat halindeyim. Sağ olsunlar bizi tercih ettiler. Tercih edenlere de etmeyenlere de teşekkür ediyorum. Seçim günü her şey çok iyiydi. Bizi olumlu gördükleri belliydi. Oradan en son sayımlarda olumsuz bir durum oldu. 2 dönemdir muhtarlık yapan Ali Doğan’la aynı oyu aldık. İkimizde 78’er oy aldık. Ardından kuraya gidildi” dedi.
“KALBİMDESİN İFADESİYLE ŞİFRE VERMİŞLER”
Sabancı, şöyle devam etti:
“Sandık başındaki görevliler kurayı zorunlu kıldı. Ben kura çekmek istemedim aslında. Görevliler karara bağlamaları gerektiğini söylediler. İtiraz hakkımızın yine saklı olacağını söylediler. Sandıktan çıkan Ali Doğan’a ait oy pusulalarından birkaçının üzerinde ‘Kalbimdesin’ yazılarını gördüm. Ben bunları ilçe seçim kuruluna söyledim. Görevli daha sonra itiraz edebileceğimi söyledi. Ben iki tanesini gördüm ama sonra iki tane daha tespit edildi. ‘Kalbimdesin’ ifadesiyle şifre vermek istenmiş. Yani oy veren Ali Doğan’a oy verdiğini ispatlamaya çalışmış. O kişilerden de Allah razı olsun. O kişiler bizi muhtar yaptı. Bir anlamda onların sayesinde muhtar olduk. Allah yüzümüze güldü. Zaten ortada bir adaletsizlik vardı. Adalet yerini buldu.
“7/24 HERKESİN YANINDA OLACAĞIM”
Kurada da bir şansı vardı. Ali Doğan kazandı. Kurada da istenmeyen bir durum vardı. Poşet içinde kura çekildi. Poşet içinde kura olmaz. Sırf biri belirlensin diye yapıldı. Bize de itiraz hakkı doğdu. Allah’a şükür haklı bulunduk. Herkese teşekkür ediyorum. Oy pusulalarındaki karalamaların oyları geçersiz kılacağını biliyordum. Seçimden önce araştırmıştım. Muhtarlık adının üstünde bir çizim yapılamayacağı ifade ediliyor. Herhangi bir şifre, lakap, ibare konulamaz diyor. Hem bana oy veren 78 kişi sayesinde hem de rakibime bu şekilde oy verenler sayesinde muhtar oldum. Onlara teşekkür ediyorum. İyi ki yazmışlar. Allah’ın izniyle halkla iç içe bir muhtarlık yapacağım. Çocukla çocuk büyükle büyük olacağım. Herkesin işine derdine koşmaya çalışacağım. Zaten herkes biliyor. Karakterimi herkes biliyor. Gecede gündüzde 7/24 herkesin yanında olacağım.”
]]>Hisse senedi piyasalarının tüm zamanların en yüksek seviyelerine ulaşmasıyla bu yıl her zamankinden daha fazla yeni milyarder ortaya çıktı.
Bu yılın Forbes Dünya Milyarderleri listesinde yer alan 2 bin 781 kişinin toplam serveti 14,2 trilyon dolar oldu. Bu rakam geçen yıla göre 2 trilyon dolarlık artışa işaret etti. Milyarderler listesinde bulunan her üç kişiden ikisinin serveti son bir yılda arttı.
Ayrıca dünyada en çok zenginleşen on kişi toplam servetlerini 507 milyar dolar artırdı. Bu 10 kişiden 8’i ABD’li teknoloji patronları olurken servet artışının kaynağı da teknoloji dünyasını kasıp kavuran yapay zeka çılgınlığı oldu.
Son bir yılın en çok kazanan kişisi ise Mark Zuckerberg oldu. Toplu işten çıkarmalar ve yapay zeka yatırımları Meta’nın hisselerini son bir yılda neredeyse üç katına çıkartırken Zuckerberg’in net serveti 112,6 milyar dolar arttı.
İşte 2024 Dünya Milyarderleri listesinde geçen yıl dolar bazında en fazla zenginleşen on milyarder:
1- MARK ZUCKERBERG (ABD)
Net servet: 177 Milyar dolar, Mart 2023’ten bu yana kazanç: 112,6 milyar dolar
Meta’nın kurucusu 2024 yılında hiç olmadığı kadar zengin oldu. Zuckerberg’in yapay zeka ve metaverse yatırımları yatırımcı beklentilerini güçlendirdi ve binlerce çalışanın işten çıkartılması Meta hisselerindeki artışı hızlandırdı.
Geçen yıl 16. sırada olan ünlü milyarder bu yıl 12 sıra yükselerek dünyanın en zengin dördüncü kişisi oldu.
2- JEFF BEZOS (ABD)
Net servet: 194 milyar dolar, Mart 2023’ten bu yana kazanç: 80 milyar dolar

Amazon’un kurucusu ve önceki yönetim kurulu başkanı bir yıl öncesine göre 80 milyar dolar daha zengin. Bezos’un servetinin yaklaşık yüzde 85 ‘ini oluşturan e-ticaret devinin hisseleri, 27 binden fazla işten çıkarmanın yanı sıra e-ticaret ve bulut bilişim bölümlerindeki sağlam büyüme sayesinde geçtiğimiz yıl yüzde 93 artış gösterdi.
3- JENSEN HUANG (ABD)
Net servet: 77 Milyar dolar, Mart 2023’ten bu yana kazanç: 55,9 milyar dolar

Huang, otuz yıl önce bir video oyunu çipi tasarımcısı olarak Nvidia’yı kurdu. Şimdi ise Nvidia, gelişen yapay zekâ çipi pazarına hükmediyor.
Şirketin hisseleri geçtiğimiz yıl iki kattan fazla arttı ve Nvidia’nın piyasa değeri şubat ayında 2 trilyon dolar sınırını aştı.
Bu ralli ise Huang’ın ilk kez dünyanın en zengin 20 kişisi arasına girmesine yardımcı oldu.
4- MİCHAEL DELL
Net servet: 91 Milyar dolar, Mart 2023’ten bu yana kazanç: 40,9 milyar dolar

Dell Technologies’in kurucusu ve CEO’su Michael Dell, şirketin yapay zeka sunucularına olan talebin artmasıyla yaklaşık 41 milyar dolar kazandı.
Bilgisayar donanım firmasının hisseleri son bir yılda yüzde 200’ün üzerinde arttı. Ayrıca şirketin bulut bilişim bölümü VMware’in geçtiğimiz sonbaharda 69 milyar dolara yarı iletken firması Broadcom’a satılması da Dell’in servetini katladı.
5- STEVE BALLMER (ABD)
Net servet: 121 Milyar dolar, Mart 2023’ten bu yana kazanç: 40,3 milyar dolar

NBA’in en değerli beşinci takımı olan Los Angeles Clippers’ın değeri geçen yıl yaklaşık yüzde 20 artarak 4,65 milyar dolara ulaşmış olsa da Ballmer’ın servetindeki 40 milyar dolarlık artışın çoğu 2000-2014 yılları arasında CEO’luğunu yaptığı Microsoft’taki hisselerinden geldi.
Yazılım devinin ChatGPT geliştiricisi OpenAI’ye yaptığı 10 milyar dolarlık yatırımın da etkisiyle hisseler geçen yıl yüzde 63 yükseldi.
6- PRAJOGO PANGESTU (ENDONEZYA)
Net servet: 43,4 Milyar dolar, Mart 2023’ten bu yana kazanç: 38,1 Milyar dolar

Endonezyalı milyarderin geçen yıl 5,3 milyar dolar olan serveti 43,4 milyar dolara yükseldi ve Pangestu sıralamada 400 basamak yükselerek dünyanın en zengin 27. kişisi oldu.
Geçen yıl Endonezya Borsası’nda enerji şirketlerini halka açan Pangestu, hisselerin sırasıyla yaklaşık 15 kat ve 5 kat yükselmesiyle servetini 8’e katladı.
7- GAUTAM ADANİ (HİNDİSTAN)
Net servet: 84 Milyar dolar, Mart 2023’ten bu yana kazanç: 36,8 milyar dolar

Merkezi Ahmedabad’da bulunan çok uluslu bir Hint holdingi olan ve emtia, enerji, madencilik gibi pek çok sektörde iş yapan Adani Group, geçtiğimiz yılki dolandırıcılık iddialarına rağmen ciddi kazanç sağlamayı başardı.
ABD’li Hindenburg Research tarafından geçen yıl ortaya atılan mali dolandırıcılık ve hisse senedi manipülasyonu iddiaları, Adani Group’un borsada işlem gören on şirketinin hisselerinde düşüşe yol açarak 2023’ün başlarında servetinin yarısını silip süpürdü.
Ancak Hindistan Yüksek Mahkemesi’nin grubun lehine karar vermesi ve ocak ayında daha fazla soruşturmaya gerek olmadığına hükmetmesiyle hisseler aralık ayından bu yana yükseldi.
8- LARRY PAGE (ABD)
Net servet: 114 Milyar dolar, Mart 2023’ten bu yana kazanç: 34,8 Milyar dolar

Google’ın kurucu ortağı ve ana şirketi Alphabet’in eski CEO’su, teknoloji devinin en büyük bireysel hissedarı olmaya devam ediyor.
Alphabet hisseleri, yeni yapay zekâ sohbet robotu Gemini ile attığı yanlış adımlara rağmen geçtiğimiz yıl yüzde 50 yükseldi;
Hisse senedi sıçraması geçen yıl milyarderler listesinde 12. sırada olan Page’i 10. sıraya yükseltti.
9- SERGEY BRİN (ABD)
Net servet: 110 Milyar dolar, Mart 2023’ten bu yana kazanç: 34 Milyar dolar

Google’ın bir diğer kurucu ortağı Brin, teknoloji devinin en büyük ikinci bireysel hissedarı olmaya devam ediyor.
Geçen yıl Google’ın Gemini sohbet robotunda değişiklikler yapmak için yarı emeklilikten çıkan Brin, bu araca “temel katkıda bulunan isim” olarak listelendi.
10- LARRY ELLİSON (ABD)
Net servet: 141 Milyar dolar, Mart 2023’ten bu yana kazanç: 34 Milyar dolar

Oracle’ın kurucu ortağı aynı zamanda şirketin yaklaşık yüzde 42’sine sahip ve yazılım devinin açık ara en büyük hissedarı.
Yapay zeka çılgınlığının da etkisiyle Oracle’ın bulut bilişim hizmetlerine yönelik talep artışı geçtiğimiz yıl hızlandı.
Bu da Oracle hisselerinin yüzde 34 yükselmesine neden oldu. Bu durum da Ellison’ın servetini son 12 ayda 34 milyar dolar artırdı.
]]>İngiltere’nin saygın gazetelerinden Financial Times da bugün bir başyazı yayınladı. Gazetenin yayın kurulunun imzasının yer aldığı makalede, “Türkiye’de muhalefetin çarpıcı dönüşü” başlığı kullanılırken, “Cumhurbaşkanı Erdoğan popülist politikalara dönmeye ve rakiplerini boğmaya direnmeli” ifadesine yer verildi.
Makalede, “Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta sonu Türkiye’de yapılan yerel seçimlerin ardından alışılmışın dışında sönük bir görüntü çizdi. Yirmi yılı aşkın bir süredir ülkenin üzerinde yükselen Türkiye Cumhurbaşkanı, zafer kutlama konuşmalarına alışkındı. Ancak geçen hafta Ankara’da destekçilerine hitap ederken, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 2002’de iktidara gelmesinden bu yana en kötü yenilgisini aldığını kabul etmek zorunda kaldı. Muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) oyların yüzde 38’ini alırken, AKP’ye verilen destek yüzde 35’e düştü. CHP sadece Türkiye’nin kilit şehirleri olan İstanbul ve Ankara’nın belediye başkanlıklarını korumakla kalmadı, aynı zamanda AKP’nin kalbi olan Anadolu’daki kasaba ve şehirlerde de kazandı” denildi.
Son dönemde birçok ülkede baskıcı rejimlerin güçlendiğine dikkat çekilirken, “Diktatörlerin yükselişe geçtiği bir dönemde, bu seçim liberal olmayan demokrasilerde bile seçimlerin önemine dair sağlıklı bir örnek teşkil etti. Daha da önemlisi, Erdoğan sonuçlara büyük ölçüde saygı duydu. 2019 yılında CHP’li Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandığında partisi yeniden oylama çağrısında bulunmuştu. Erdoğan yıllardır Türkiye’yi giderek daha otokratik bir yola soktu, devlet kurumlarının bağımsızlığını yok etti ve muhalefete karşı giderek daha tahammülsüz hale geldi. Türkiye’de oy verme nispeten serbest, ancak kesinlikle eşit olmayan bir oyun alanında gerçekleşiyor” ifadesi kullanıldı.
“ERDOĞAN İÇİN UYANIŞ ÇAĞRISI NİTELİĞİNDE”
Sanatçı ve vatandaş olarak her zaman siyasetin içinde olduğunu belirten Beşikçioğlu, Etimesgut’a yapacağı hizmetleri anlattı. Beşikçioğlu, ilçede kreş sayısının arttırılacağını, kadınların sosyal hayatın içine daha çok katılması için çalışmalar yürütüleceğini, üniversiteye hazırlanan gençler için kütüphane kurulacağını ve ilçedeki ulaşım problemini Ankara Büyükşehir Belediyesi ile koordineli bir şekilde çözeceğini söyledi.
“ANKARA ÇAY’IMIZI TEMİZLEYECEĞİZ”
Beşikçioğlu, şunları söyledi:
“Siyasetçiler bu süre zarfında birbirlerine çelme takmak suretiyle acısını halktan çıkartmış. Bunu ortadan kaldırmayı amaçlıyoruz. Bir şeker fabrikamız var, orada bir koku problemi var çözeceğiz. Ankara Çayı’nın 17 kilometresi ilçemizden geçiyor. Ankara Çay’ımızı temizleyeceğiz. Oraya bırakılan atıkları ortadan kaldıracağız, bir yeşil koridor oluşturmak suretiyle Porsuk örneğinden daha iyi bir yapıya çevirmeye çalışacağız.”
“EMEKLİ TİYATROLARINI KURACAĞIZ”
“Emeklilere yarına uyanacak bir amaç verme niyetindeyiz. 90 gün boyunca sokaklarda dolaştığımızda emeklilerimizin bizden istedikleri tek bir şey vardı; emekli konakları. Ben de şunu dedim: Emekli konaklarını kuracağız, istediğiniz gibi oyununuzu oynayacaksınız, çayınızı kahvenizi içeceksiniz ama üreteceksiniz. Emekli tiyatrolarını kuracağız, size bir yönetmen bir oyun vereceğiz, 3-4 ay siz bu oyunu çalışacaksınız. Başarılı olduğunuz takdirde bunu seyirciyle buluşturacağız, seyircinin karşısına çıkacaksınız, turnelere çıkacaksınız.
“Böylelikle hem emeklilerimizin turistik seyahatlerini gidermiş olacağız, hem de emekli konaklarındaki sosyal hayatlarını düzenlemiş olacağız, hem de üretimin içerisinde göreceğiz onları. Böylelikle onlara yarına uyanacak bir amaç sağlayacağız.”
“Bu 5 yıllık süreci çok doğru ve düzgün bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Bunları becerebilirsek yarınlarımız çok daha güçlü ve aydınlık bir vaziyete dönüşecek.”
“DİĞER SİYASETÇİLER MESLEĞİMİZİ KÜÇÜMSEDİ”
Beşikçioğlu, sanat hayatına da devam edeceğini belirterek şöyle devam etti:
“Sanatsız yaşayamazsınız. Sanat bir bilinçtir, bir eğitim dalıdır. İnsan ve devlet arasındaki sistemi eleştirerek eksikleri gösterir. Bu bağlamda da bir bilinç sağlar, birleştiricidir, uzlaşmacıdır. O yüzden sanatı hayatımızın her köşesinde mutlak surette başköşeye koymak gerekir. Ben de bir taraftan belediyeyi idare ederek bir taraftan da sahnedeki asıl mesleğimi icra ederek bu süreci geçirmeyi düşünüyorum. Birçok arkadaşımız, birtakım gazeteciler dahi ‘part-time belediyecilik mi olur’ diye bir algı içerisinde ama öyle bir gerçek yok.”
“Diğer siyasetçiler, buna muhalif olanlar bu konuda mesleğimizi biraz küçümsedi. Bu onların bilmemezliğinden kaynaklanıyor maalesef. Yani tiyatronun ne olduğunu bilmeleri gerekiyor. Onun için de tiyatroya gitmeleri gerekiyor. Tiyatroya gelseler zaten halkla iç içe olurlar. Bundan sonra Etimesgut’ta senaryoyu tüm vatandaşlarımızla biz yazacağız, başrolü de onlar oynayacaklar. Umarım 5 yıl boyunca o hayal ettiğim belediyecilik anlayışı hayata geçirme imkanım olur.”
“Bundan sonra getirdiğimiz hizmetlerle anılmayı tercih ederim. Bunların hepsi aslında yarattığımız karakterlerin seyircideki iz düşümleri. Kariyerim boyunca yaptığım işlerin hepsinde bir mesajın olmasına çok dikkat ettim. Özellikle ‘Vali’de bir siyasetçinin nasıl olması gerektiğini, insan ilişkilerinin nasıl olması gerektiği konusunda birçok şeyi anlatmaya çalıştık. ‘Behzat Ç’ öyle, adalet duygusunun nasıl olması gerektiği konusunda ki bunların hepsi aslında vatandaşlarımızın özlediği karakterdi. Gençler ‘komiserim’, emeklilerimiz ‘valim’ dedi. Ama yavaş yavaş süreç içerisinde ‘Başkanım size çok yakıştı’ diyenler de çok oldu.”
]]>AKP’li Şeyma Döğücü’nün yerine belediye başkanı seçilen CHP’li Alper Yeğin’i kutlamak için gittiği belediye binasının başkanlık katının 6 bin metrekare olduğunu, katta jakuzi ve 200 metrekarelik mutfak bulunduğunu öne sürdü.
DÖĞÜCÜ: HODRİ MEYDAN
Şeyma Döğücü, Özkan’ın iddialarına şu sözlerle yanıt verdi:
“Bir anneye, bir kadına iftira atmanın bedelini hem hukuk önünde hem de milletin vicdanında yargılanarak vereceksiniz. Jakuzi olduğunu ispatlamazsan senden aşağı insan yok.”
Döğücü, yeni başkan Yeğin’e de şu çağrıyı yaptı: Ayrıca mevcut başkana sesleniyorum; jakuzi olduğunu iddia edenlere karşı hemen şimdi başkanlık makamından canlı yayın açarak bu mevzuyu temizlemenizi vicdan ve haysiyetinize havale ediyorum. Hodri meydan.

ÖZKAN: KOCAMAN BANYO TEŞKİLATI
İddiasının arkasında duran Necati Özkan, sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı:
– Sancaktepe Belediye binasının başkanlık katında benim gördüğüm, kamu bütçesiyle yapılmış olan harcamanın vicdansızlığıdır hanımefendi.
– Buradaki asıl konu, milletin evlatları sarsıcı ekonomik krizde büyük ızdıraplar içinde hayata tutunmaya çalışırken, bir ilçe belediye başkanının binlerce metrekarelik bir makam katını kendisine nasıl hak görebildiğidir.
– İç içe geçen makam odaları, dinlenme odaları, başkana özel tam teşekküllü mutfak, yemek odaları ve benim “jakuzi” diya tarif ettiğim kocaman banyo teşkilatı…
– Bir kelime üstünden tepineceğinize, bu akıl almaz israfı nasıl yapabildiğinizi söyleyin hele…
– Peki, görevden ayrılırken milletin parasıyla alınmış başkanlık katındaki onca eşyayı kişisel malınız gibi nasıl götürebildiniz ve koskoca katı bomboş bırakabildiniz? Kamunun mallarını kamuya geri gönderecek misiniz?
YEĞİN: JAKUZİ MESELESİ ÇOK DEĞERSİZ KALACAK
Yeni başkan Alper Yeğin de bugün Şeyma Döğücü’nün açıklamasını alıntılayarak şu açıklamayı yaptı:
“Kamuoyuna bilgilendirme; basında ve sosyal medya da yer alan Sancaktepe haberleri ile ilgili olarak; Sayın Şeyma Döğücü döneminde başkanlık katında herhangi bir tadilat işlemi yapılmamıştır. Önceki belediye başkanı lüks bir banyo ve belediye başkanının ihtiyacı olmayacak şekilde bir kat tasarlamıştır. Jakuzi meselesinin çok değersiz kalacağı lüks ve batırılan bir belediye hikayesini yakın zamanda sizlerle paylaşacağım. Saygılar…”
ESKİ BAŞKAN ERDEM: TAMAMEN YALAN VE İFTİRA
Şeyma Döğücü’den önceki belediye başkanı AKP’li İsmail Erdem ise sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı:
– Sancaktepe Belediye binasını 2017 de yaptıran ve hizmete alan biziz. Yalan ve iftiralara alışkın zavallılar, kirlenmiş ruh halleriyle tezgah peşindeler.
– Başkanlık katı denilen yer, binanın çatı arası kattır. Başkanlık makamı vardır, toplantı odası (yönetim odası) var, Halkla ilişkiler odası, Misafir bekleme salonu, özel kalem odası, Başkanlık danışman birim odaları, mesciti ve 20 metre kare mutfak.
– Jakuzi hikayesi tamamen yalan ve iftira. Yalancının mumu ne zaman söner bunu milletimize havale ediyoruz. Kamu binaları; halkın malıdır unutulmamalıdır. Sancaktepe belediye binası da Sancaktepe halkınındır.
]]>
MHP, Yeniden Refah Partisi (YRP) ile DEM Parti de AKP’den ikişer il alırken, AKP’den İYİ Parti ile Büyük Birlik Partisi’ne de birer il geçti.
2019 yerel seçiminde Türkiye genelinde oyların yüzde 44,33’ünü alarak birinci parti olan AKP’nin 2024 mahalli idareler seçimindeki toplam oy oranı 35,48’e düştü. Seçimlerde birinci parti yüzde 37,7 oy oranıyla CHP oldu.
AKP’nin az oy farkıyla seçimi kazandığı ilçelerde Yüksek Seçim Kurulu’na itirazlar devam ederken bir yandan da el değiştiren belediyelerde yaşanan usulsüzlükler CHP tarafından kamuoyuyla paylaşılmaya başlandı.
İstanbul’da CHP’ye geçen Üsküdar, Tuzla, Beykoz, Çekmeköy ve Eyüpsultan belediyelerinde seçimden hemen önce ihale ve satış yöntemiyle milyonlarca lira harcandığı görüldü.
BASKILI KUPA, SU BÖREĞİ, SÜTLÜ TATLI İHALELERİ
2019 yerel seçimlerinde AKPi’nin yüzde 48,25 oy oranıyla kazandığı Üsküdar Belediyesi, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP’nin kazandığı belediyelerden biri oldu.
Üsküdar’ın yeni belediye başkanı aldığı yüzde 49,9 oy oranıyla Sinem Dedetaş oldu. 2014’ten bu yana Hilmi Türkmen tarafından yönetilen Üsküdar Belediyesi, Dedetaş’ın dün mazbatasını almasıyla resmi olarak CHP’ye geçti.
Üsküdar Belediyesi bu değişimin ardından seçimin hemen öncesinde çıkılmış ihalelerle konuşuluyor. Buna göre, belediye 11 Mart’ta ”su böreği alımı” ihalesi düzenledi.
1 milyon 920 bin lira tutarındaki ihaleyi ‘Oviya Gıda Unlu Mamuller İnşaat Sanayi Ve Ticaret LTD. ŞTİ.’ şirket kazandı. İhalenin sözleşmesi 26 Mart’ta imzalandı. Türkmen yönetimindeki belediye, 15 Mart’ta ”baskılı porselen kupa alımı” ihalesine çıktı.
4 milyon 704 bin lira tutarındaki ihalenin sözleşmesi, mazbata devir tesliminden iki gün önce, 2 Nisan’da imzalandı. Belediyenin 19 Mart’ta çıktığı 2 milyon tutarındaki ‘sütlü tatlı alımı’ ihalesinin sözleşmesi ise yine 2 Nisan’da imzalandı.
İKİ İHALENİN SÖZLEŞMESİ 2 NİSAN’DA İMZALANDI
Tuzla Belediyesi de 31 Mart 2024’te AK Parti’den CHP’ye geçen belediyelerden biri oldu.
2019’da AK Parti’nin aldığı yüzde 50,52 oyla Şadi Yazıcı üçüncü kez Tuzla Belediye Başkanı olmuştu. Tuzla Belediyesi, 31 Mart 2024’te Eren Ali Bingöl’ün aldığı yüzde 50,92 oy oranıyla CHP’nin oldu.
Yeni Başkan Bingöl, henüz mazbatasını almadan Tuzla Belediyesi de önceki Başkan Yazıcı’nın çıktığı ihalelerle konuşuluyor. Belediyenin 14 Mart’ta düzenlediği, 2 milyon 943 bin lira tutarındaki ‘Hoş Geldin Bebek ve Tuzla’ya Hoş Geldin projeleri kapsamında hediye seti alımı’ ihalesinin sözleşmesi 2 Nisan’da imzalandı.
Belediyenin 15 Mart’ta çıktığı ‘2024 yılı park yapımı, park revizyonu, saha yapımı ve revizyonu işleri, fidanlık muhtelif malzeme alımı’ ihalesinin sözleşmesi de 2 Nisan günü imzalandı.
‘Raha Peyzaj Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’in kazandığı 62 milyon 458 bin liralık ihalede en düşük ve en yüksek tekliflerin aynı olması dikkat çekti.
SEÇİMDEN 3 GÜN ÖNCE, 1,5 MİLYON LİRALIK İHALE
Sancaktepe Belediyesi, bu seçimlerde AKP’den CHP’ye geçen 9 ilçeden biri oldu. 2019’da Şeyma Döğücü’nün aldığı yüzde 49,88’lik oy oranıyla son beş yıldır AKP tarafından yönetilen Sancaktepe Belediyesi 31 Mart 2024 seçimlerinde Alper Yeğin’in aldığı yüzde 50,59’luk oyla CHP’ye geçti. Yeğin’in mazbata devir teslim töreni dün düzenlendi.
Sancaktepe Belediyesi, seçimin ertesi günü belediyenin hizmet verdiği iftar çadırının AKPi’nin kaybedilmesi üzerine açılmamasıyla gündeme gelmiş ve Döğücü vatandaştan tepki görmüştü.
Sancaktepe Belediyesi’nin 12 Mart’ta çıktığı ”elektrikli hizmet aracı alımı” ihalesinin 1 milyon 755 bin lira karşılığında seçime üç gün kala, 28 Mart günü imzalandığı ortaya çıktı.
1 MİLYON 490 BİN LİRALIK KİTAP ALIMI
Eyüpsultan Belediyesi, 31 Mart yerel seçimlerinde AKP’den CHP’ye geçti. 2019’da yüzde 49,11 oy oranıyla belediye başkanı seçilen AKP’li Deniz Köken, 31 mart 2024 yerel seçimlerine koltuğunu yüzde 48,16 oy alan CHP’li Mithat Bülent Özmen’e bıraktı.
Eyüpsultan da seçime günler kala imzaladığı ihalele sözleşmeleriyle konuşulan belediyelerden biri oldu.
Belediyenin 13 Mart’ta çıktığı 1 milyon 971 bin liralık ”Eyüpsultan ilçesinde bulunan ibadethaneler için halı temini” ihalesinin sözleşmesi 25 Mart’ta imzalandı. Yine aynı gün ihaleye çıkılan 1 milyon 490 bin liralık ”kitap alımnın” sözleşmesi ise 26 Mart’ta imzalandı.
SEÇİME 2 GÜN KALA 1 MİLYON 800 BİN LİRALIK İHALE
2019’da yüzde 49,16 oy alan AKP adayı Murat Aydın tarafından yönetilen Beykoz Belediyesi de bu yerel seçimlerde CHP’nin kazandığı belediyelerden oldu. CHP’nin adayı Alaattin Köseler 31 Mart 2024 tarihinde, yüzde 45,87 oranında oy alarak Beykoz Belediye Başkanı seçildi.
Beykoz Belediyesi’nin seçimlerden neredeyse bir ay önce, 6 Mart’ta çıktığı ”oyun grupları alımı ihalesinin” sözleşmesi 1 milyon 800 bin lira karşılığında 29 Mart tarihinde imzalandı.
ÇEKMEKÖY BELEDİYESİ’NDEN 30 MİLYONLUK İHALE
Çekmeköy Belediyesi de bu seçimlerde AKPi’den CHP’ye geçti. 2019 yerel seçimlerinde yüzde 42,92 oy oranıyla Ahmet Poyraz’ın belediye başkanı koltuğuna oturduğu belediyeyi bu yıl yüzde 49,22 oy oranıyla CHP’li Orhan Çerkez kazandı.
Çekmeköy Belediyesi’nde seçimlerin hemen öncesinde yüksek meblağlı bir ihalenin sözleşmesi imzalandı. 19 Mart’ta çıkılan ”hizmet binalarının bakım ve onarımı yapım işi” ihalesi 30 milyon 19 bin liraya 29 Mart’ta imzalandı. Yapıden Mühendislik İnşaat Denizcilik Nakliyat Geri Dönüşüm Temizlik Sanayi Tic. Limited Şirketi’nin kazandığı ihalede en düşük ve en yüksek teklifin aynı olması dikkati çekti.
EĞİTİM MUTFAĞINDAKİ MALZEMELER BOŞALTILDI
İstanbul’da seçim sonrası yaşananlarla dikkatleri üzerine çeken bir diğer belediyesi ise Beyoğlu oldu. 2019 yılında aldığı yüzde 49,86 oyla AKP Haydar Ali Yıldız tarafından yönetilen belediye, 30 yılın ardından CHP’nin oldu. Yüzde 49,21 oy alan CHP’li İnan Güney, Beyoğlu Belediye Başkanı oldu.
Beyoğlu Belediyesi bünyesinde hizmet veren Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları (BESMEK) Kasımpaşa Eğitim Merkezi’nde, mutfak eğitimleri için kullanılan malzemeler, 2 Nisan gece saatlerinde bina dışına çıkarıldı.
Taşınma işlemine yönelik resmi evrakın bulunmaması üzerine malzemeler tutanak tutularak tekrar içeri taşındı. 3 Nisan sabahı Beyoğlu Belediyesi antetli kağıda, Beyoğlu Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Ali Koca imzasıyla malzemelerin sözleşme süresi dolduğu gerekçesiyle taşındığı belirtilen bir belge hazırlandı.
Belge ile gelen firma yetkilileri bu kez malzemeleri kamyonlara yükleyerek götürdü.
AKP’Lİ BAŞKAN KAYBEDİNCE…
Samsun Yakakent Belediyesi de AKP’nin 31 Mart’ta kaybettiği belediyelerden biri oldu. 2019 yerel seçimlerinde yüzde 57,59’luk oy oranıyla AKP’li Hüseyin Kıyma’nın kazandığı belediye, 31 Mart’ta yüzde 50,43 oy alan İYİ Partili Şerafettin Aydoğdu’ya geçti.
Belediyenin el değiştirmesinin ardından Samsun Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nin verdiği karar doğrultusunda 10 yıllık kullanım hakkıyla Yakakent Belediyesi’ne devredilen Yakakent Liman Balık Lokantası’na giden zabıta ekiplerinin masa ve sandalyeleri topladığı görüntüler kaydedildi.
Vatandaş ve İYİ Partililerin durumu fark etmesi üzerine taşıma işlemi durduruldu.
75 GÜNDE 150 BANKAMATİK MEMURU ALINMIŞ
Seçimlere 75 gün kala yapılan seçimle Bilecik Belediye Başkanlığını koltuğunu kaybedip bağımsız aday Mustafa Sadık Kaya’ya bırakan Melek Mızrak Subaşı, 31 Mart seçimlerinde CHP’nin adayı olarak gösterilmişti. Melek Mızrak Subaşı, oyların yüzde 48,88’ini alarak belediye başkanı seçildi.
Mızrak Subaşı, 75 gün süreyle belediyeden uzaklaştırıldığı sürede seçimden bir gün önceye kadar belediyeye 150 bankamatik memuru alındığını açıkladı.
BELEDİYE ÇALIŞANLARININ SÖZLEŞMELERİNİ FESHEDİLDİ
Bursa Büyükşehir Belediyesi de uzun yılların ardından CHP’ye geçen belediyelerden biri oldu. 2019’da AKP adayı Alinur Aktaş’ın yüzde 49,61 oy alarak beş yıl boyunca belediye başkanlığı koltuğuna oturduğu Bursa Büyükşehir, bu seçimlerde CHP’nin adayı Mustafa Bozbey’in yüzde 47,2 oy almasıyla CHP’ye geçti.
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin yeni başkanı Mustafa Bozbey, AKP’li belediye yöneticilerinin bazı çalışanların sözleşmelerini feshederek tazminatlarını ödediği bilgisini aldıklarını belirtti.
Bozbey, katıldığı bir iftar programında,”Bize iletilenler bizleri üzüyor. Tazminatları verilerek işten çıkarılanlar kimler? Büyük ihtimalle de bankamatik olduğunu düşündüğümüz bazı kişiler, hakları feshedilerek hemen tazminatları ödenme yoluna itiliyor. Onlara ‘yarın sizi buradan buradan atacaklar, tazminatlarınızı alın ayrılın’ diyorlar. Biz çalışanlarımızın her birine tek tek güveniyoruz. Ancak böyle bir işlemin yapılmasını da asla kabul etmemiz mümkün değil. Yangından mal kaçırırcasına bu tür işlemlerin yapılmasını hukuki ve ahlaki açıdan doğru bulmuyoruz” dedi.
5 BİN LİRA KARŞILIĞINDA OY SATIN ALINDIĞI İDDİASI
Kırşehir Belediyesi, 31 Mart seçimlerinde el değiştiren belediye olmadı. Mevcut Başkan CHP’li Selahattin Ekicioğlu, 2019’da aldığı yüzde 44,78’lik oy oranını, yüzde 52,86’ya çıkararak yeniden başkan seçildi. Fakat seçimlerin ardından Kırşehir de usulsüzlüklerle gündeme gelen illerden biri oldu.
İddialara göre, Kırşehir’de 31 Mart günü ve öncesinde vatandaşlardan parayla oy satın alındı. Gazeteci Saygı Öztürk’ün haberine göre, ”AKP’li bir belediye meclis üyesinin yeğeni, vatandaşlara 5 bin lira göndererek” oylarını satın aldı. Haberde yer alan banka dekontunda seçimlerin yapıldığı gün öğle saatlerinde bir vatandaşa gönderilen 5 bin liranın açıklama kısmına ”oy parası” yazdığı görüldü.
BELEDİYENİN KASASINDAN FUTBOLCULARA 18 MİLYON LİRA
Yozgat Belediyesi ise 31 Mart yerel seçimlerinde AKP’denn YRP’ye geçen iki belediyeden biri oldu. 2019’da, AKP’li Celal Köse’nin oyların yüzde 40,85’ini alarak belediye başkanlığı koltuğuna oturduğu Yozgat’ta bu seçimlerde YRP’nin adayı Kazım Arslan oyların yüzde 36,32’sini alarak belediye başkanı oldu.
Başkan Arslan’ın aktardığına göre, belediyenin kasasından seçimden iki gün önce, 18 milyon TL Yozgat Bozokspor futbolcularına aktarıldı. Yaşanan olayı, X hesabından yaptığı bir paylaşımla duyuran Arslan, şunları söyledi:
”Cuma günü, belediyenin birçok ödemesi gereken öncelikli borçları varken, mesela TEDAŞ’a borç ödenmesi gerekirken, mesela akaryakıt tedarik eden arkadaşımıza borç ödenmesi gerekirken, yine bazı taahhüt işlerini yapan müteahhit arkadaşlara borç ödenmesi gerekirken, yaklaşık 18 milyon lira tutarında bir meblağ usulsüz bir şekilde Yozgat Bozokspor futbolcularına aktarılmış.”
]]>Çikolata fiyatları geçtiğimiz yılki ramazan bayramına göre yüzde 90’dan fazla zamlandı.
Ayrıca şeker fiyatlarına da büyük zam geldi. Şeker fiyatlarında gelen zam, geçen yıl ramazandan bu yana yüzde 100’ü aşarken kurban bayramından bu yana ise yüze 75 oldu.
KAKAO KRİZİ
Dünyanın en büyük en büyük iki kakao tedarikçisi Fildişi Sahili ve Gana’daki tarımsal üretim sorunları nedeniyle kakao fiyatları geçtiğimiz haftalarda rekor üstüne rekor kırmıştı. Arz sorunları nedeniyle New York’ta kakao fiyatları ton başına fiyatı 10 bin doları gördü.
Kakao fiyatları, küresel arzdaki düşüşün etkisiyle 3 ayda yaklaşık iki katına çıkarak rekor seviyelere yükselirken, çikolata üreticileri hem boyutlarda küçülmeye hem de fiyatlarda artışa gitti.
Sektör temsilcilerine göre kakao krizi çikolata piyasasına yansımış durumda. Diğer yandan artan şeker fiyatları da şekerleme ve çikolata ürünlerini etkiliyor.
Kakao arzında sorunlarının ana nedeni uzun süreli kuraklık ve şiddetli yağmur gibi kötü hava koşulları gösterilirken, virüs kaynaklı bitki hastalıkları da mahsulü etkiledi.
ÇİKOLATA FİYATLARI TIRMANDI
Dünyadaki kakao üretiminin yüzde 60’ını karşılayan iki ülkeden gelen haberlerin ardından, tüm dünyada çikolata fiyatlarına yansımaya başladı. Çikolata üreticileri, yüksek kakao fiyatlarını ya fiyat artışları şeklinde ya da ambalaj boyutlarını azaltarak tüketicilere yansıtıyor.
Ramazan bayramlarında yaygın olarak tüketilen bir çikolata, marketlerde kilogram başına 380 TL civarında alıcı buluyor. 2023 yılındaki Ramazan bayramında benzer çikolatların fiyatı 200 TL civarında olurken Kurban Bayramı’nda ise 260 TL’ye satılıyordu.
2023 yılı Ramazan Bayramı’nda 100 TL civarında olan ikramlık şekerlemeler marketlerde bu bayram öncesi ortalama 215 TL’den satılıyor.
YÜZDE 140’LIK ARTIŞ FİYATLARA YANSIYACAK
Çikolata krizi ile ilgili açıklama yapan Patiswiss Yönetim Kurulu Başkanı Elif Aslı Yıldız, “Bu konuda çok fazla bilgi kirliliği var. Kakao ağaçlarını etkileyen virüsle ilgili net bir bilgi yok” açıklamasında bulunmuştu.
Yıldız, “El Nino derken iklim krizi derken, Ukrayna savaşından dolayı gübrenin yetersiz kalmasının da etkisiyle limanlara yüzde 30-35 daha az kakao ulaşmış durumda. Biz yüzde 3-5 bir etkilenme bekliyorduk yüzde 35-40 bir azalış beklemediğimiz bir azalış oldu. Maalesef bu durum kakao fiyatlarına bir yılda tonunda 2 bin pound’dan 4 bin 800 pound’a çıkmasına neden oldu” dedi.
ÇİKOLATA ALIRKEN DİKKAT
Kakao fiyatlarındaki yüzde 140’lık artış fiyatlara çok kısa sürede yansıyacağını dile getiren Yıldız, “Fiyatlara yansıtmamak için elimizden geleni yapıyoruz ancak TL’deki değer kaybından bağımsız bir durumla karşı karşıyayız” dedi.
Tüketimin de dünyada yüzde 10 azalması gerektiğini, yoksa önümüzdeki dönemde çikolataya ulaşmanın zorlaşacağını belirten Yıldız, “Çikolata alırken mutlaka etiketlere bakılmalı. Güvendiğiniz markaları tercih edin, çünkü bazı üreticiler kakao yerine başka reçetelere yönlenebilir” açıklamasında bulundu.
ŞEKERLEMEDE FİYAT YÜZDE 80 ARTTI
İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Başkanı Kazım Taycı İHBİR’in 2024 hedefleri ve ihracattaki son durumun değerlendirildiği toplantıda çikolata ve şeker fiyatlarındaki son duruma değindi.
Toplantıda İHBİR’in faaliyet alanına giren şekerleme ve çikolata ürünlerinde Ramazan Bayramı öncesindeki fiyat gelişmelerini de değerlendiren Taycı, “Şekerlemede fiyatlar geçtiğimiz yılki bayram dönemine göre yüzde 80 arttı. Enflasyon oranındaki artış halihazırda rakamlara yansımış durumda” dedi.
Bununla birlikte çikolatanın hammaddesi kakaodaki rekolte düşüşü ve buna bağlı fiyat artışları nedeniyle şekerleme ürünlerinin çikolataya göre hâlâ daha cazip olacağını belirten Taycı, “Kakao yağının tonu 30,000-32,000 euroya çıktı. Maliyet artışı ürünlere hala yansımadı. Bayramdan sonra fiyatlara yansıyacak. Ramazan Bayramı’ndan sonra çikolata fiyatından dolayı ulaşılması zor bir ürün olacak” dedi.
Taycı, kakao fiyatlarındaki artış nedeniyle hem üretici hem de tüketicilerin alternatif arayışında olacağını belirterek, “Masif çikolatadan ziyade, çikolata kaplamalı ürünler tercih edilecek” diye konuştu.
328 bin oy alarak yüzde 50.2 oranına ulaşan Yüceer AKP’li rakibine 96 bin oy fark attı. 11 ilçeden 9’unu da CHP’nin kazandığı Tekirdağ’da, belediye başkanı olarak kadınların, gençlerin ve çocukların hayatına doğrudan dokunacak projeleri hayata geçirmeyi planlıyor. Kreş, raylı sistem, istihdam gibi konularda çözüm önerileri ile sosyal belediyecilik vaatleri ile öne çıkıyor. Meslek edindirme kursları ile gençlere umut veriyor.
Yüceer’in Tekirdağ için hazırladığı projeler arasında deprem ve diğer afetlere dirençli bir kent yaratma hedefi de var. Kentsel dönüşüm çalışması ile yapı stoğu taranarak 7 bin sosyal konut yapılması hedefleniyor. 49 kilometrelik bir proje ile de Çorlu, Çerkezköy- Kapaklı, Ergene arasında raylı sistem kurulması amaçlanıyor.Mazbatasını alan Candan Yüceer ulaşım için kolları sıvadı.
ELEKTRİKLİ ULAŞIM
Yeni başkan, şehrin ulaşım sorunlarını çözecek projeleri hayata geçirecek. Elektrikli toplu taşıma araçları, akıllı kent sistemleri ve kavşak düzenlemelerinin hizmete girmesi planlanıyor. Ulaşımın akıcı ve güvenli hale getirilmesi için 100 adet hemzemin kavşağın da yeniden düzenlenmesi ve katlı kavşaklar inşa edilmesi de öngörülüyor. Vatandaşları kötü hava koşullarından koruyacak işçi durakları ile kadınların gece saatlerinde güvenle seyahat edebilmeleri için gerekli düzenlemeler de hayata geçirilecek. Belediye toplu taşıma filosunun yüzde 25’i elektrikli araçlara dönüştürülecek.

TRAKYA’NIN ANKARA’DAKİ SESİ
Candan Yüceer’in hayatında başkent Ankara’nın özel bir önemi var. 4 Mayıs 1973’te doğan ve ilköğrenimini Ankara Güven İlkokulu’nda, ortaöğrenimini Ankara Yahya Kemal Beyatlı Lisesi’nde tamamlayan Yüceer, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara, Samsun ve Tekirdağ Çerkezköy’de Sağlık Bakanlığı kadrosunda hekim olarak çalıştı. Çerkezköy Atatürkçü Düşünce Derneği üyeliği ve yöneticiliği de yaptı. 2011’den itibaren milletvekili olarak kesintisiz biçimde parlamentoda bulundu. Ankara’da başladığı okul hayatını yine Ankara’da ama bu kez parlamentoda sürdürdü. Şimdi ise yıllarca doktor olarak görev yaptığı Trakya’ya, belediye başkanı olarak döndü.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KADINLARI YAŞATIR!
Kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda da çalışmalar yapan Yüceer, İstanbul Sözleşmesi’nin bir gecede iptal edilmesine de sert tepki gösterdi. “Kadınların sorunlarını erkeklerin konuştuğu, kadınlara fıtrat atfedilen günlere geri döndük’’ dedi ve şunları söyledi:
“Bir yandan erkek terörü kadınları, diğer yanda da birileri İstanbul Sözleşmesi’ni hedef aldı. Eşitlik politikalarına mı karşısınız? Kadınların şiddetten korunmasına, önlenmesine mi karşısınız, yoksa devlete ödev ve görevler yüklenmesine mi karşısınız?’’

Tekirdağ: Atatürk’ün ders verdiği şehir
Nüfusu 1 milyon 200 bin kişiye yaklaşan ve büyükşehir statüsünde olan Tekirdağ, Makedon, Pers, Roma ve Bizans egemenliğinin ardından 1357’de I. Murat tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katıldı. Cumhuriyet döneminde de 15 Ekim 1923’de il merkezi oldu. Tekirdağ’ın önemli günleri arasında 24 Aralık 1840’da Vatan Şairi Namık Kemal’in doğumu, Çanakkale Destanını yaratan 19. Tümen’in Mustafa Kemal önderliğinde Tekirdağ’da hazırlanması, 23 Ağustos 1928’de de, Atatürk’ün Harf devrimi nedeniyle Tekirdağ’a gelip Başöğretmen olarak ilk dersi vermesi gibi olaylar bulunuyor.

LAİKLİĞİN SAVUNUCUSU
Laikliğin yılmaz bir savunucusu olan Candan Yüceer, TBMM eski Başkanı İsmail Kahraman’a karşı yaptığı muhalefetle de gündeme geldi. AKP’li Kahraman’ın TBMM Başkanlığı’na aday gösterilmesine karşı çıktı, “Laikliğe inanmayan bir Meclis Başkanı o koltukta oturmamalı. Kurtuluş Savaşımızın önderi, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğuna aday gösterilen İsmail Kahraman, eylem ve söylemleri ile Atatürk ve laikliğe karşı bir tutum içindedir’’ dedi.

Yüceer seçilmesinin ardından yurtaşlarla dans ettiği görüntüleri “Neşemiz hiç eksilmesin Tekirdağım” notuyla paylaşmıştı.
ÇORLU’NUN SESİ OLDU
Yüceer’in TBMM’de bulunduğu dönemde yakından ilgilendiği konuların başında Çorlu Tren Faciası geldi. 8 Temmuz 2018’de yaşanan ve 7’si çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği, 317 kişinin de yaralandığı faciada yakınlarını kaybeden acılı ailelerin adalet talebi 6 yıldır sürüyor. Yüceer de her fırsatta bu konuyu Meclis ve kamuoyu gündemine getirdi. Dava halen devam ediyor.
]]>1981 Eskişehir doğumluyum. Disiplinli ve planlı bir ailede büyüdüm, dolayısıyla bu özellik bana da sirayet etti. Bir de kız kardeşim var. Kardeşimle aramızda 10 yaş var. Annem ve babam çalıştığı için ben 10 yıl boyunca tek çocuk olarak büyümem nedeniyle belki de hep kendi kendine yeten bir çocuk oldum. Ailem önüme ne koyuyorsa kitap, defter okuyup yazıp çiziyordum. Aynı zamanda oyunlu, eğlenceli aktiviteler de yaratmayı ihmal etmiyordum tabii. Şimdi geriye dönüp bakınca gerçekten çok güzel bir çocukluk hayatım oldu. Üniversite eğitimim için İstanbul’a gelene kadar Eskişehir’de yaşadım.
– Gemi mühendisi olmak hayaliniz miydi? İlk karar verdiğiniz anı hatırlıyor musunuz?
Ailede hiç denizci yok aslında. Babam şart koşmuştu, eğer şehir dışında okuyacaksam ODTÜ, İTÜ ya da Boğaziçi’ni kazanmak zorundaydım. İyi ki de o hedefi koymuş. Su, deniz her zaman sevdiğim, ilgi duyduğum bir alandı. Lisanslı bir yüzücüydüm aynı zamanda. Mühendisliğe de yatkın olduğum için ikisini birleştirdim. Puanım gelince ilk tercihim gemi inşa mühendisliği oldu ve ilk tercihimi kazandım. 99’da İTÜ’de okumaya başladım. Çok severek okuduğum ve dolu dolu geçirdiğim bir üniversite hayatım oldu. Hep başarılı ve çok okuyan bir öğrenciydim. Üniversite yıllarımda Gemi ve Deniz Kulübü’nü kurduk, ayrıca Çello çalmaya başladım.
– Bir zamanlar Haliç Tersanesi’ne girmenizin yasak olduğu doğru mu?
Aslında orada şöyle bir şey var, ben Sinem olarak yasaklanmadım. Genel olarak tersaneye girişler durdurulmuştu. Onu özellikle söylüyorum, yanlış anlaşılmasın; tersaneler zaten ağır sanayi bölgeleri olduğu için çok rahatlıkla girebileceğiniz alanlar değildir. Ama o dönemde özelleştirilmesi söz konusu olduğu için genel olarak izinli girişleri de durdurmuşlardı. Ben o dönemde Gemi Mühendisleri Odası başkanlığı yaptığım için, aslında kurumsal olarak izinli girebiliyorduk ama gösterilmek istenmiyordu içeride olanlar. Daha sonra Şehir Hatları’na genel müdür olarak atanınca icracı olmak, oraya gelmek harika işler yapmamıza sebep oldu.
– Nasıl keşfettiler sizi?
2019 seçimlerinden sonra bir telefon aldım Büyükşehir Belediyesi insan kaynaklarından, mülakat çağrısıydı. Çok heyecanlandım tabii.
LİYAKATE DAYALI İŞE ALIM
– İmamoğlu ile tanışıyor muydunuz?
Hayır, daha evvelden bir tanışıklığımız yoktu. Tamamen liyakate dayalı bir işe alım süreci oldu. GMO’da yaptıklarımız, çalışmalarımızdan beni bulup bu görev için uygun görmüşler. Büyük bir heyecan ve gurur oldu benim için. 2019 yılında göreve başladığımızda tabi ilk icraatlerimizden biri Haliç Tersanesi’ni kurtarmak oldu. Bilim merkezine dönüştürülme kapsamında aslında atıl hale getirilmişti. Başkanımız İmamoğlu’nun da desteğiyle hem kültür mirası hem de son kalan kamu tersanesi olduğu için burayı katma değer değer yaratacak bir yapıya dönüştürdük. Çok heyecanlı bir süreçti, ekibimle birlikte tersanede harika işlere imza attık.
– O harika işleri konuşalım…
Temelleri 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından atılan tarihi Haliç Tersanesi’ni, atıl bir vaziyetteyken faaliyete geçirerek dünyanın yaşayan ve üreten en eski tersanesi konumuna kavuşturduk. Yeniden üretime başlayan tersanemizde bakım-onarımdan yeni inşalara, Deniz Taksilerden restorasyon çalışmalarına kadar hem katma değer yaratan hem de sanayi ve kültür mirasımızı koruyan projelere imza attık.
– Üretim kapasitesi sıfırdı değil mi?
Evet ama 4,5 yılda 56 yeni inşa yaparak tersane cirosunu 1 milyon TL’den 160 milyon TL’nin üzerine çıkardık. Şehir Hatları’nda görev yaptığımız 2019-2023 yılları arasında deniz ulaşımını canlandırmak için birçok çalışma yaptık. Filomuzdaki vapur sayısını 30’a çıkardık. Günlük sefer sayısını 700’den 891’e, hat sayısını ise 20’den 31’e yükselttik. 8 hattımıza ise yeni uğrama noktaları ekledik. Hafta sonu seferlerini artırıp gece seferlerini başlattık. Tüm bu iyileştirme çalışmalarımız sonucunda, deniz ulaşımında yüzde 55 oranında bir artış sağladık.
– Benim takip ettiğim kadarıyla tersaneye fırsat eşitliği de getirdiniz?
Evet, Şehir Hatları tarihinde ilk kez kadın gemici, yağcı ve kaptanlara istihdam olanağı sağladık. Gemilerde ve Deniz Taksilerde 21 kadın istihdam ettik. Toplam 62 kadın çalışana iş imkanı sağlayarak Şehir Hatları’nda kadın istihdamını yüzde 295 oranında artırdık. Tüm bu gelişmelerle, denizciliği erkek egemen bir sektör olmaktan çıkaracak adımlar attık.
– Ben eski bir Heybeliadalıyım. Vapurlar bizim için çok önemli. Paşabahçe Vapuru da öyle ve siz onu yok olmaktan kurtardınız.
İstanbul’un meşhur vapurlarındandır, 72 yıllık bir tarihi var ve biz Paşabahçe Vapuru’nu yok olmaktan kurtarıp Haliç Tersanesi’nde restore ederek kültür mirasımıza kazandırdık. Yine İstanbul’un simge vapurlarından olan Kızıltoprak’ı da Trabzon’da söküme gitmekten kurtarıp tersanemize getirerek restore ettik. Yenilenen nostaljik vapurumuz, 2023 Nisan ayından bu yana İstanbullulara hizmet vermeye devam ediyor. Restorasyon çalışmaları süren İsmail Hakkı Durusu vapuru da 2024’ün ilk çeyreğinde denizine kavuşacak. Tersanemizde yabancı bayraklı gemilerden mega yatlara, uluslararası yük gemilerinden Şehir Hatları vapurlarına kadar, 4 yılda toplam 358 gemiye bakım-onarım çalışması yaptık. Şehir Hatları gemilerinin, başka tersanelere gitmeden Haliç Tersanesi’nde bakım-onarımdan geçmesi sayesinde büyük giderin önüne geçtik. Ayrıca 5’i elektrik hibrit toplam 50 Deniz Taksi’yi, Haliç Tersanesi’nde ürettik. “En ucuz ve en güzel çay vapurda içilir” mottosu ile Vapur Kafe markasını kurduk, 32 noktada hizmet veriyorlar. 5’i elektrik hibrit toplam 50 Deniz Taksi’yi Haliç Tersanesi’nde üretip 7/24 İstanbulluların hizmetine sunduk, İBB’ye yaklaşık 7,5 milyon Euro tasarruf sağladık.
– AKP tarafından yönetilen Üsküdar’ın belediye başkanı oldunuz. Planlarınızı konuşmak isterim.
Üsküdar, İstanbul’un en kadim ilçelerinden biri. Eski İstanbul’un ruhunu en güçlü şekilde yansıtan semtlerimizden. Kozmopolit bir yer. Aynı zamanda güçlü kadın figürlerin, hanım sultanların izlerini taşıyor. Bu açıdan Üsküdar’ın muhafaza ettiği bu değerleri çok kıymetli buluyorum. Bu değerleri koruyup geleceğe taşıyacağız. Üsküdar bir yandan bu yönüyle öne çıkarken aslında diğer yandan da çok çağdaş ve dinamik bir ilçe. Çok güçlü bir potansiyeli var. Bu potansiyeli de daha iyi şekilde ortaya çıkarmak istiyoruz. Üsküdar’ın farklı kimlikleri barındırıyor, aynı potada eritiyor olmasını çok seviyorum. Bir ayağı geçmişte, bir ayağı gelecekte, geçmişten güç alarak geleceğe adım atan, eskimeden yenilenen bir Üsküdar düşlüyorum. Bir yandan Eski İstanbul’un o eşsiz ruhunu yansıtan diğer yandan nitelikli festivalleriyle, etkinlikleriyle gençliğe ve geleceğe göz kırpan dinamik bir Üsküdar inşa edeceğiz. İmar problemlerini çözmüş, depreme dayanıklı kentsel dönüşümü yapılmış, kültürel mirasına saygılı, sanat ile iç içe, sosyal ve yeşil alanlarıyla yaşlıların huzurlu, gençlerin mutlu olduğu bir Üsküdar hayalim var.

Kutuplaşmanın karşısında duruyoruz
– ’‘Üsküdar, Yeni Kadıköy olacak’ yorumları yapılıyor gördünüz mü??
Üsküdar birçok anlayış, görüş ve yaşam tarzında komşuyu barındıran bir ilçe. Biz mütedeyyin, muhafazakar, sağcı solcu diye bakmıyoruz. Herkesi kucaklamak istiyoruz. Vatandaş da zaten özellikle belediyecilikte eşit hizmet getiren, çalışan, icraatçı yöneticiler görmek istiyor. Biz zaten halkçı, hemşehrilerimizi kutuplaştırmayan kent yönetimini büyükşehirde de deneyimledik ve bunun çok faydasını gördük. Biz kutuplaşmanın karşısında duruyoruz. Biz komşuluk, yurttaşlık ilişkilerini önceleyen, eşit hak temelli bir yönetim sergilemek istiyoruz. Huzurun, mutluluğun ve aslında başarının da birlikte olmaktan geçtiğini biliyoruz.
]]>Tekin şöyle konuştu: Avukatlığın bir serbest meslek bir de kamu görevi yanı vardır. Ben serbest meslek tarafını 2010 yılında bırakarak, aktivist kimliğimle kendimi hak ve adalet adayanların mücadelesine adadım. Nerede bir kadına şiddet, çocuğa istismar, çevre sorunu olduysa, orada toplumsal muhalefetin içinde yer aldım. 2018’de milletvekili adayı olduğum CHP’de daha sonra Kadın Kolları Başkanlığı yapmam bu rolümü daha da etkinleştirdi. Hep hak ve adalet arayanların mücadelesine omuz verdim. Bir hukukçu, siyasetçi, kadın
hakları savunucusu ve bu toplumda yaşayan bir kadın olarak kadınların sorunlarını yakından takip ettim.
ŞİDDET HARİTASINI ÇIKARTACAĞIZ
Belediye Başkanı olduğum Seyhan, Türkiye’de kadına şiddet olaylarının yüksek olduğu bölgelerden birisi. Kadın cinayetleri ve kadına şiddet olaylarını mutlaka çözmemiz gerekiyor. Bunun için öncelikle bir şiddet haritası çıkartmalı ve bu haritaya göre çalışmalar yapmalıyız. Evet, şiddeti önlemek adına rehabilitasyon çalışmaları yapmak, eğitim önemli ama yoksulluk; şiddeti körükleyen en önemli unsur. Bu nedenle eğer kadına şiddeti sona erdirmek istiyorsak, önce yoksulluğu yenmemiz gerek. Kişi, yoksulluk nedeniyle kendisini bu topluma ait hissetmiyor, kamu kaynaklarından yararlanamıyor, dışlanmış, sesini duyuramaz, güvensiz hissediyor ve sessiz çığlıklar içinde kalıyorsa, gençler parasızlıktan sokağa çıkamıyor, evlerde tencere kaynamıyorsa, tüm bunlar yoksulluğu körükleyen etkenler” dedi.
“Belediye başkanı olarak ilk yapacağınız icraat ne olacak?” sorusuna da Tekin “Dinlemek olacak” diyen Oya Tekin, şunları söyledi: “Katılımcı demokrasi anlayışımız nedeniyle ilk önce her kesimi dinlemek ve öncelikli sorunlarının çözümü üzerinde durmak gerekiyor. Kadınları, gençleri, esnafı, mahalle sakinlerini can kulağıyla dinleyerek başlayacağız işe. Öncelikle çözülmesini istedikleri sorunlar nedir? İnsanlar kendilerine sorulmadan hizmet verilmesinden mutlu değiller. Yani bir mahallede öncelikle çocuk parkına mı, taziye evine mi ya da pazaryeri mi daha öncelikli ihtiyaç olduğuna mahalle sakinleri karar verecek. Bu yüzden, klasik belediyeciliğin yanı sıra yapacağımız hizmetlere mahalle halkıyla karar vereceğiz.”
İSTİHDAM ALANLARI AÇILACAK
Sosyal belediyeciliğin CHP’nin köklerinde olan bir anlayış olduğunun altını çizen Tekin bu konuda yapacakları hakkında da bilği verdi. Tekin yapacaklarını, “Sosyal belediyeciliği insanlara makarna, şeker gibi gıda maddelerinden oluşan koli dağıtmak olarak algılamak son derece hatalı. Bunun adı sosyal belediyecilik değildir. Belediye olarak elbette ki işsizlik sorununu bütünüyle çözemeyiz ama gençlere ve kadınlara istihdam alanları açarak, üretici ve dayanışmacı belediyecilik anlayışla bu konudaki yangına su serpebilir, çok sayıda umutsuz bekleyen insanımızın yaşam sevincini yeniden yeşertebiliriz. Kamu arazilerini üretime açarak, sanayinin en çok ihtiyacı olan sektörlerdeki ara eleman açığını tespit edip, mahallelerde açacağımız kurslarda yetiştireceğimiz gençlerle bu açığı kapatarak istihdamı artırabiliriz. Kadınları yaşadıkları semtlerde açılacak kurs ve üretim merkezleriyle üretken hale getirip, yaşlı ve evde bakım merkezlerinin, kreşlerin sayısını artıracağız. Burada artık klasikleşmiş ancak kadına para kazandırmayan, tezgahlarda salça, konserve, mantı ya da işledikleri sabun bezini satmaya çalışan kadınların bu emeklerini e ticaret yoluyla dünyaya pazarlamanın yollarını açmak gerekiyor” şeklinde aktardı.
Bağımlılıkla mücadele merkezi kurulacak
Son yıllarda gençler arasında artan bağımlılığa da dikkat çeken Oya Tekin, “Uyuşturucu kullanımının neden arttığını ve nasıl mücadele edeceğimizi çok iyi tahlil etmeliyiz. Gözlemlerime dayanarak ‘Bağımlılıkla mücadele merkezi’ kurulmasını, ayrıca sayısı son derece yetersiz olan ‘kadın sığınma evi’ sayısının artırılmasını da zorunlu olarak görüyorum” dedi.
Okullarda kahvaltı desteği verilecek
Seyhan’da ekonomik güçlük çeken çok sayıda ailenin çocuklarını aç olarak okula gönderdiğini belirten Tekin, bu çocuklara kahvaltı desteği vereceğini anlattı. Mahalle lokantaları da açacağını anlatan Tekin “Kimse yatağına aç girmeyecek. Daha çok insanı üretime katmak, daha çok insanın yoksulluğu yenmesini sağlayacak sosyal politikalar üzerine yoğunlaşacağız” dedi.
]]>YALNIZ CHP LEHİNE DEĞİL
Kemal Kılıçdaroğlu, yerel seçimi evinden izledi. Zaman zaman onu arayıp açılan sandık sayısı ve muhtemel seçim sonucu hakkında bilgilendiren de oldu. Gelen sonuçlar Kılıçdaroğlu ailesinde de büyük memnuniyet yarattı. Kılıçdaroğlu, son seçimin önemini şöyle anlattı:
“Seçim sonuçlarının başlangıçtan itibaren CHP lehine olması tabii ki bizim evimizde de hepimizi sevindirdi, mutlu etti. Seçimin ağırlıklı olarak CHP’nin lehine sonuçlanması sadece CHP’liler açısından değil, karamsarlığı yaşayan milyonlarca kişi açısından da olumlu sonuç doğurdu. İnsanlar Türkiye’de kendilerini biraz umutsuz hissetmeye başlamıştı. Seçim başarısıyla demokrasimiz kazandı. Seçimin sakin bir ortamda gerçekleşmesi -zaman zaman sorun çıksa da- güzel, iyi bir sonuç. CHP açsından da son derece mutluyuz.”
BUNDAN SONRA NE YAPILMALI?
Kılıçdaroğlu, CHP’nin bu başarısının sürdürebilir kılınması gerektiğini belirtti ve şunları söyledi:
“Başarımızı sürdürülebilir kılmamız, partimiz için de Türkiye için de çok önemli. Sürdürülebilir kılmanın yolu izlenen politikanın devam ettirilmesidir. Toplumun her kesimiyle sıcak ve samimi ilişki kurulması, parti örgütlerimizin bu konuda eğitilmesi lazım. Bu çalışmanın devamı gerekiyor. Çalışma devam ederse pek çok başarıya imza atabiliriz.
Biz geçen seçimde 11 büyükşehir belediyesini aldığımızda da iyi bir oy almıştık. O dönemin bir de şöyle bir özelliği vardı: Manisa’dan sıfır oy çıktı. Çünkü, Manisa’yı İYİ Parti’ye vermiştik. Samsun’u İYİ Parti’ye vermiştik sıfır oy çıktı. Konya’dan da sıfır oy aldık çünkü CHP’liler gidip İYİ Parti’ye oy verdiler. İYİ Partililer de diyelim ki Bursa’da bize oy verdiler. Ankara’da bize oy verdiler. İstanbul’da bize oy verdiler.
AKŞENER, HEDEF ALMAMALIYDI
Her siyasi partinin görüşüne saygı duyulması gerektiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, “Niye seçime İYİ Parti ayrı girdi diye suçlamada bulunmak doğru değil. Gönül isterdi ki İYİ Parti yetkilileri en azından CHP’yi doğrudan doğruya hedef alıp eleştirmek gibi bir rol üstlenmeselerdi. Eleştireceklerse AKP var. AKP’yi eleştirmeleri gerekirdi” dedi.
OY GEÇİŞGENLİĞİ ÖNEMLİYDİ
6’lı masa dönemindeki ilişkiler, CHP’nin oyunun yükselmesinde etkili oldu mu? Kılıçdaroğlu şunları söyledi:
“Etkili olduğunu sağduyulu herkes biliyor. Siyaset yorumcuları, siyasetçiler, akademik dünyanın önemli aktörleri bunu zaten söylüyorlar. 14 Mayıs seçiminde sandığa gidip CHP’nin 6 okunun altına mühür basanlar, yerel seçimlerde de rahatlıkla belediye başkanının 6 oklu pusulasına mühürlerini bastılar. Bu seçimlerde oy geçişkenliği çok önemliydi. Bunu sağlamak için de epey mücadele ettik. Ben 250’nin üzerinde medyaya kapalı toplantılar yaptım. Sağ dünyanın önemli kanaat önderleriyle toplantılar yaptım. Yani Van’dan Şanlıurfa’dan tutun, İstanbul’dan Yozgat’a kadar pek çok yerde bu toplantıları gerçekleştirdim. Onlara CHP’nin belli alandaki duyarlılıklarını, inanca olan saygıyı, kimliğe olan saygıyı, yaşam tarzına olan saygıyı anlatmaya çalıştım. Başörtüsüyle ilgili tavrımız, ‘Helalleşme’ dediğimiz ve doğrudan doğruya yeri geldiğinde de öz eleştiriyi yapmaktan çekinemeyen tavrımız pek çok çevrede samimi bulundu. Dolaysıyla bunun yansımalarının ortaya çıkması elbette beni mutlu ediyor.”
CHP’nin amblemindeki 6 oktan birisinin “Halkçılık” olduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Biz halkçılaştık; halkın her kesimiyle, en düşük gelirlisinden en üst gelirliye kadar her kesiminle sıcak ve samimi diyalog kurduk. Bu bizim açımızdan da partimizin geleceği açısından da son derece önemliydi” dedi.

PARTİ ALEYHİNE ÇALIŞMA İDDİASI AKIL DIŞI BİR ŞEY
CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için, “Partisinin aleyhine çalışıyor” diyenler de olmuştu. Kılıçdaroğlu bu iddiayı şöyle cevaplandırdı: “Ben alana çıkmadım, doğrudur. Çünkü partinin böyle bir geleneği yok. Ama ben bazı belediye başkanlarımızın seçim çalışmalarına görüntülü olarak katıldım. Yani belediye başkanları talep ettiler, ‘Görüntülü katılabilir misiniz?’ diye. En azından buna ‘Olur’ deyip görüntülü katıldım, CHP’li belediye başkan adayına oy verilmesini istedim. Elazığ benim liseyi okuduğum kent. Burada CHP kazansın diye ilde yayın yapan üç televizyonun ortak yayınına katıldım. Dolayısıyla bir genel başkanın, parti aleyhine çalışması zaten akıl dışı bir şey. Bu biraz önyargılardan kaynaklanan veya AKP’nin trolleri tarafından yapılan bir çalışma diye söyleyebilirim. Yoksa aklı başında olan birisi bilir ki CHP’liler kendi partililerinin başarısı için çalışırlar. Zaten işin doğası da bunu gerektirir.”

Kemal Kılıçdaroğlu, yerel seçimle ilgili değerlendirmelerini SÖZCÜ Medya Grubu Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’e anlattı.
İLKELERE SADIK KALINMALI
Önceki dönemde görev yapan belediye başkanları için CHP Genel Merkezi tarafından çalışma stratejisi belirlenmişti. Kılıçdaroğlu, “Yeni seçilen belediye başkanlarımızdan geçmişteki belediye başkanlarımızın gösterdiği performansın aynısını göstermesini isteriz. Dolayısıyla çalışma yolu, yöntemi açısından genel merkezin belirleyeceği ilkelere sadık kalarak o çalışmaları sürdürmeleri gerekiyor” dedi. Kılıçdaroğlu, “Ben genel başkanlığım döneminde 7 ilkeden bahsetmiştim” hatırlatmasını yaparak şöyle devam etti:
“Bu 7 ilkenin göz ardı edilmemesini, bunlara uygun hareket edilmesini dilerim. O ilkeler arasında örneğin ‘Vatandaşlar arasında hiçbir ayırım yapmayın’, ‘Fakir mahallelerde yasayan insanlara pozitif ayrımcılık yapın’, ‘Herkesi kucaklamaya özen gösterin’, ‘Yaptığınız harcamaların hesabını topluma verin, güven duygusu oluşturun’ gibi 7 madde sıralamıştım. O 7 maddeyi çerçeveletip bütün belediye başkanlarımıza odalarına asmalarını söylemiştim. Dolaysıyla yeni seçilen arkadaşların da genel merkezimizin belirleyeceği ilkeler çerçevesinde çalışmaları büyük önem taşıyor. Hatta belediye başkanı arkadaşlara da şunu demiştim ‘Harcadığınız para sizin değil, belde halkının parasıdır. Milletin parasıdır. Dolayısıyla yaptığınız her harcamanın hesabını mutlaka belde halkına veriniz.’ Bunları hemen her toplantımızda özenle dillendirdim.
HATAY BÜYÜK ÜZÜNTÜ OLUR
2019 Yerel Yönetimler Seçimi öncesi Kılıçdaroğlu, SÖZCÜ’ye yaptığı açıklamada 12 büyükşehir belediyesini kazanacaklarını belirtmişti. 11 il kazanıldı ama Kılıçdaroğlu’nun “Kazanacağız” dediği Bursa, il başkanlığı ve belediye başkan adayı arasındaki anlaşmazlık nedeniyle kazanılacakken kaybedilmişti. Kılıçdaroğlu birçok toplantıda Bursa’nın bu şekilde kaybedilmesine üzüldüğünü belirtiyordu. Bursa, bu seçimde kazanıldı ve o dönem de aday gösterilen Mustafa Bozbey Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.
Kılıçdaroğlu’nu şimdi üzen ise Hatay Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın kazanılamaması oldu. Bunu şöyle açıkladı: “İtirazlar üzerine sayımlar sürüyor ama Hatay’ın kaybedilmesi çok büyük acı olur. Çünkü Lütfü Savaş, deprem bölgesinde en büyük sorunu yaşayan belediye başkanlarımızdan birisiydi. Hatay büyükşehrinin kaybedilmesi bende derin bir üzüntüye yol açtı. Depremde de elinden geleni yaptı. Ama maalesef oradaki iç kargaşalar böyle bir tablo çıkardı.”
]]>
Prof. Dr. Osman Erk
Egzersize yürüyüşle başlayın
Ramazan nedeniyle bir ay boyunca bazı egzersiz ve sportif etkinliklerden uzak durulmaktadır. Bayramla birlikte bu egzersizlere yeniden başlanacaksa, yumuşak bir geçiş yapılmalıdır. Bayramla birlikte yapılan aşırı egzersizler kalbin iş yükünü artırır. Dengede olan bir kalbin iş yükü artacağından ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalınabilir. Koroner kan akımı istirahat sırasında yeterliyken aşırı aktivitelerle kalbin yeterince beslenmesini karşılayamayabilir. Bu da kalp krizlerini tetikleyebilir.

Disiplinli olmak şart
Mutlu bir bayram ve yaşam geçirmek için disiplinli beslenmek şarttır. Bayramlarda, özellikle de tatlı ve hamur işlerinin aşırı tüketimine bağlı olarak göğüs ağrıları, tansiyon yükselmeleri, kan şekerinde ani yükselme ve düşüşler gibi sağlık sorunları ön plana çıkar. Bu dönemde şeker hastaları diyetlerine daha fazla özen göstermelidir. Kalp sağlığı açısından da yağlı yemekler, kızartmalar, tatlı ve hamur işleri gibi yüksek kalorili yiyeceklerin tüketiminde aşırıya kaçılmamalıdır Kimi zaman az miktarda rafine şeker ve rafine un bile çeşitli hastalıklara yol açabilir. Bu nedenle fazla tatlı ve hamur işi tüketiminden kaçınılmalıdır. Bayram sabahı hafif bir kahvaltıyla güne başlanmalı, kızartma, kavurma yöntemleriyle pişirilmiş besinler tercih edilmemelidir, az tuzlu peynir, zeytin ve haşlanmış yumurta tükeltimelidir. Bitkisel gıdalar sağlığın sigortasıdır. Dolayısıyla bayramda da mümkün olduğu kadar hayvansal, işlenmiş, bol şeker içeren gıdalardan uzak durulmalı, baklagil ve sebze yemekleri tercih edilmelidir.
Tuzu da azaltın
Bayramda şekerin yanı sıra fazla tuz kullanmamaya da özen gösterilmelidir. Aksi takdirde, başta kalp sorunları olmak üzere sağlıkla ilgili çeşitli problemlerle karşılaşılabilir. Yiyecekler tuz yerine kırmızı pul biber, kekik ya da nane ile tatlandırılabilir.

Yemek yerken acele etmeyin!
Bayramda öğün sayısının artması, daha fazla yeme isteğinin oluşması başta sindirim sistemi sorunlarını tetikleyebiliyor. Hazımsızlık sorununa karşı tüm yemekler yavaş yavaş ve bolca çiğnenerek yenmeli. Öğünlerde mideye birden yüklenilmemeli, azar azar beslenmeye özen gösterilmeli. Sindirime ayrıca nane veya sarı papatya çayları yardımcı olabilir.
Fazla çay, kahve ve gazlı içecek tüketmeyin
Bayramda fazla tüketilen şekerli/asitli içecekler, çay ve kahve de sağlık problemlerine yol açabilir. Örneğin fazla çay ve kahve tüketimi; çarpıntı, tansiyon bozukluklarına neden olduklarından özellikle kalp hastaları için zararlıdır.
Su içmeyi unutmayın
Yetersiz su tüketimi; baş dönmesi, halsizlik gibi şikayetleri beraberinde getirir. Bayramda da şekerli ve asitli içecekler yerine bol su tüketilmelidir.
]]>“ÇIKIŞ TABELASI YOK”
İş yerinin mesul müdürü şüpheli İsmet Ş, yangın çıkan işletmede misafir karşılama çalışanı olarak görev yaptığını, 6-7 ay kadar öncesine kadar burada mesul müdürü olduğunu ancak sözleşme yenilemediğini ve şu anda iş yerinin mesul müdürü bulunmadığını iddia etti.
İsmet Ş, iş yerinin acil durum eylem planı olup olmadığını bilmediğini öne sürerek, “Ancak arka kapımızda yangın çıkışı uyarısı mevcuttu. Orası ayrıca personel girişi olarak kullandığımız, malzeme geldiği zaman kullandığımız yerdir. Normalde iş yerinin bir ana girişi ve bir de şimdi bahsettiğim arka çıkışı vardır. Başka girişi yoktur. Yalnız normalde kilitli ve kapalı duran pasajın içindeki kendi mağazamıza açılan bir kapı daha vardır. Ancak bu kapı kullanılmıyordu. Ana girişteki kapı iş yeri müşteriye kapalı iken kapalı ve kepengi inik olarak durur. Yangın sırasında açık mıydı bilmiyorum.” ifadelerini kullandı.

“TATBİKAT YAPILMADI”
Bildiği kadarıyla mekanda, çıkış kapısı dışında insanları yönlendirebilecek bir çıkış tabelası olmadığını ifade eden şüpheli, “Yangın çıktığında yapılacaklarla ilgili, yangın cihazlarının yeriyle, acil çıkış yeriyle alakalı bir eğitim almadım. Bildiğim kadarıyla hiç yangın tatbikatı yapılmadı. İş yerinde yangın söndürme tüpleri vardı. Su şebekesine bağlı sabit yangın söndürme hortumu yoktu. Yağmurlama şeklinde tavanda fıskiye sistemi vardı ancak olay sırasında çalıştı mı bilmiyorum” dedi.
Yangın alarm sistemi olup olmadığını da bilmediğini söyleyen İsmet Ş, “İnsanların dumandan dolayı önlerini göremeyip kaçamamaları nedeniyle öldüklerini düşünüyorum. Çünkü olay yerine 1,5 saat sonra geldiğimde itfaiye görevlilerinden içerideki görüş mesafesinin çok düşük olduğunu öğrendim.” diye konuştu.

İŞLETME MÜDÜRÜ: EĞİTİM ALMADIM
İşletme müdürü şüpheli Arda Arman P. ise, işletmenin tavanında yangın söndürme sistemine ilişkin borular olduğunu bildiğini ancak itfaiye ekipleriyle birlikte içeri girdiğinde tavandan su geldiğini görmediğini belirtti.
Kendisine, böyle bir olayda ne yapılacağına dair herhangi bir eğitim verilmediğini söyleyen Arda Arman P, ayrıca tatbikat yapıldığını da görmediğini kaydetti.
Metal işleri firma sahibi şüpheli Çağatay A. ise, tadilat yapılacak yerlere bakmak için iş yerine gittiklerini belirterek, kontrolleri sırasında iş yeri teknik servis sorumlusu İbrahim Bildirici’den yanıcı maddeleri alarak kendilerine çalışma ortamı yaratmalarını istediklerini, onların da bir hafta süreyle dediklerini yaptıklarını söyledi.

“TAŞ YÜNÜ VE SUNTALAR VARDI”
Şüpheli, olay tarihinden yaklaşık 20 gün önce çalışmaya başladıklarını belirterek, “Girdiğimizde iş yerinde halen izolasyonda kullanılan taş yünü ve bazı yerlerde suntalar vardı. Orada yapılmayan eksiklikleri kendilerine söyledik ve temizlemelerini istedik. Projemize başladık. Metal kısımlarını taktık. Bir yandan mobilyacı arkadaşlar ses yalıtımı için MDF döşemeye başladılar. Yaklaşık 15-20 gün tadilat işine devam ettik. Olay günü iş yerinin alt katının işlemlerini bitirmiştik. Üst katını ise daha sonra yapacaktık. Bunun nedeni de ham madde değişikliği olmasından ve bu maddenin gelmesinin uzun süreceğiyle alakalıydı.” ifadelerini kullandı.
Sahne yapımı firması sahibi şüpheli Dursun Ç. de firmalarının iş yerinde yapılan tadilat ve tamiratla hiçbir alakası olmadığını, sadece satın alınan ürünün teslimatını yaptıklarını öne sürerek, “Yaşanan bu olaydan dolayı mağdur olduk. Bu işte kusuru olanlardan şikayetçiyim.” dedi.

“KAYNAKÇILAR VE AHŞAPÇILARIN BİR ARADA ÇALIŞMASI İHMALDİ”
Beşiktaş’ta, tadilat sırasında 29 kişinin hayatını kaybettiği eğlence merkezinin metal kaynak işlerini yapan işletmeci Kahraman E, ifadesinde, yangının çıkmasındaki ihmalin kaynakçılar ile ahşapçıların bir arada çalışmasından kaynaklandığını ileri sürdü.
Şüpheli, yaklaşık 17 gün sorunsuz çalıştıktan sonra işin yetişmeyeceği düşüncesi oluşunca bir yandan da mobilyacılar-ahşapçıların da işe başladığını anlatarak, “Aslında ahşapçıların da bizim işlerimiz bittikten sonra çalışması gerekirdi, orada bulunmaları yanlıştı. Ancak işlerin aynı anda yapılması kararını biz vermedik.” dedi.

TADİLATIN İLK GÜNÜ YANGIN
Çalışma odasındayken bağrışma üzerine siyah dumanların çıktığını anlatan şüpheli, “Burası Ahmet Sever’in kaynak yaptığı yere 2 metre kadar yakındı. İlk çalışmaya başladığımız gün kaynak makinasından sıçrayan kaynak çapakları orada bulunan izolasyon malzemesine sıçramıştı ve malzeme tutuşmuştu. Tutuşan malzeme A4 kağıdının yarısı kadar bir parçaydı; ancak bu tahminimce önceki tadilatlardan kalma, bu izolasyon malzemesinin içine tıkıştırılmış süngerimsi ince bir malzemeydi.” ifadelerini kullandı.
Kahraman E, kaynakçı Ahmet Sever’in, malzemenin sıkıntılı olduğunu ve çıkartılması gerektiğini söylediğini belirterek, “Bunun üzerine durumu Sinan beye ilettik. Olay günü alt kattaki bu son kaynak rötuşunu yapmadan, yani biz işimizi tamamen bitirmeden, kenara aldırdığımız izolasyon malzemelerinin olaydan birkaç gün önce tekrar locaların altına yerleştirildiğini gördüm. Ancak bu talimatı kim verdi bilmiyorum.” dedi.

“SÜRE KISITLI OLSA DA İŞİ KABUL ETTİK”
Normal koşullarda tadilat yapacakları alana, bütün yanıcı ve tehlikeli malzemelerin söküldükten sonra girmeleri gerektiğini söyleyen şüpheli “En az bir ay çalışmamız vardı; ancak ilk toplantıda bize ramazan ayı bitmeden tadilatın bitmesi gerektiğini, aksi halde bayramda mekanı açamayacaklarını ve bunun büyük bir maddi kayba yol açacağını söylediler. Biz de süre kısıtlı da olsa işi kabul ettik. Yaşanan olaydan dolayı çok üzgünüm. Böyle olsun istemezdim.” diye konuştu.

“KARBON TÜPLER PATLASAYDI YANGINI SÖNDÜREBİLİRDİ”
İşletmeci Şahzade Ş. de, ramazan ayı olması dolayısıyla tadilat yapmak istediklerini anlatarak, olay yerinde bulunan tüplerin oksijen tüpü olmadıklarını, sahnede gösteri yapıldığı sırada ya da sanatçıların şarkı söyledikleri sırada sahneye sis vermek amacıyla kullanılan karbon tüpler olduğunu belirterek, “Bu tüplerin içinde bulunan karbon yanıcı değildir. Hatta aksine şayet onlar patlamış olsaydı yangını da söndürebilirdi. Öyle bir özelliği vardır. Yaşanan olay nedeniyle üzgünüm.” dedi.
Şahzade Ş, tadilat işlerinde çalışmayıp hayatını kaybeden personelin olay yerinde bulunmalarına ilişkin şunları anlattı:
“Olay yerinde bulunan ve yıllardır birlikte çalıştığım için aramızda çok samimi bağ oluşan insanlar, tadilat dolayısıyla ayak altında dolaşıp işe engel olduklarından her zaman kendilerini gönderdim, fakat kendileri merak ettikleri için inisiyatif kullanarak gelmiş olabilirler. Zaten ramazan ayı olması dolayısıyla kendilerine ücret vererek izne ayırdım. Gelmek zorunda değillerdi. Fakat iş yerine karşı sorumluluk hissettikleri ve görmek için gelmişler.”
NE OLMUŞTU?
Gece kulübünde 2 Nisan’da tadilat sırasında çıkan yangında 29 kişi hayatını kaybetmiş, 2 kişi yaralanmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında, iş yerinin mesul müdürü İsmet Ş. (65), iş yerinin ortakları Mehmet Menduh C. (45), Şahzade Ş. (50) ve Fatma D. (45), muhasebeci S.A. (39), işletme müdürü Arda Akman P. (26), tadilatla ilgili metal işleri sorumlusu Kahraman E. (47), metal işleri firma sahibi Çağatay A. (43) ve mobilyacı E.E. (40) gözaltına alınmış, E.E. emniyetteki işlemlerinin ardından serbest bırakılmıştı.
Çalışmalar kapsamında iş yeri teknik servis sorumlusu İbrahim B. (37), iş kazasından suç kaydı bulunan sahne yapımı firması sahibi Dursun Ç. (38) ve sahne yapımı teknik servis firması sahibi Sibel Ç. (42) de gözaltına alınmıştı.
İstanbul Adliyesindeki savcılıkta ifadeleri alınan 11 şüpheliden 9’u “taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş, 2 şüpheli ise savcılık ifadelerinin ardından serbest kalmıştı.
Sulh ceza hakimliğindeki işlemleri tamamlanan şüphelilerden 8’i tutuklanırken, 1 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Öte yandan, söz konusu iş yerinin ruhsatlandırılması, çalışma izni ve esasları ile süreç içindeki denetimlerine dair tüm bilgi ve belgelerin toplanmaya devam edildiği, ilgili kamu ve belediye görevlileri hakkında soruşturma işlemi yapılacağı belirtilmişti.
]]>20 Şubat Salı günü polis memuru E. K. ile H. Ç. ellerinde hiçbir resmi yazı olmadan Suriye uyruklu iş insanı Adnan A.’nın Avcılar’da bulunan evine geldi.
Eve gelen polis memurları E.K. ile H.Ç. kısa bir sorgudan sonra iş insanını evinden alıp götürdü. Polis memurlarının, gecenin bir vakti evinden aldığı iş insanı Adnan A.’yı tehdit ve şantaj yaparak para istedikleri öne sürüldü.
20 Mart Çarşamba günü ise Suriye uyruklu iş insanı Abdülkerim M., polis memurlarıyla iş birliği içerisinde olduğu öne sürülen Suriye uyruklu Hussam S. tarafından arandı. Whatsapp’tan aramayı gerçekleştiren Hussam S. iş insanına, hakkında çok önemli bir dosya olduğunu, yarın iş yerine polis memurlarının geleceğini ve iş yerine gitmemesi gerektiğini söyledi.
Ardından polis memuru E.K., H.Ç., O. A. ve M.K, Abdülkerim M.’ye ait Esenyurt’ta bulunan iş yerine geldi.
Şüpheliler, Abdülkerim M.’yi iş yerinde bulamayınca bir süre sonra oradan ayrıldı. Konuyu, daha önce benzer bir olay yaşayan arkadaşı Adnan A. ile paylaşan Abdülkerim M. avukata danışmaya karar verdi.
Avukatı Feyzi Sunar ile savcılığa giden Abdülkerim M. suç duyurusunda bulundu.
POLİS SUÇ ÜSTÜ YAPTI
Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğünce konuyla ilgili inceleme başlatıldı.
Bu esnada, Hussam S., ikinci kez aradığı Abdülkerim M.’ye polislerin dosyayı kapatmak için 50 bin dolar istediklerini fakat kendisinin polisleri 20-30 bin dolar karşılığında ikna edebileceğini söyleyerek Esenyurt’ta buluşmak istedi.

Abdülkerim A. 23 Mart Cumartesi günü akşam saatlerinde parayı teslim etmek üzere belirlenen adrese geldi. Buluşma yerine Habib K. ile Hussam S. siyah bir otomobille, polis memuru E.K ile H.Ç. ise beyaz bir otomobille geldi.
Buluşmada, Abdülkerim M. seri numaraları kayıtlı 20 bin doları teslim ettiği Hussam S. polis ekipleri tarafından suçüstü yakalandı.
Olayla ilgili yapılan soruşturmada kısa sürede şüpheli polis memurları E.K., H.Ç., O. A., M.K ile Habib K. yakalanarak gözaltına alındı.
Mahkemeye sevk edilen Suriye uyruklu Habib K. ile Hussam S. tutuklanarak cezaevine gönderildi. Polis Memuru E.K. ile H.Ç. de yurtdışı yasağı ve adli kontrol şartıyla açığa alınarak serbest bırakıldı.
Polis memuru O.A. ile M.K ise serbest bırakıldı. Polis ekiplerinin şüphelileri suçüstü yakaladığı an ise cep telefonu kamerasına yansıdı.
Öte yandan 4 ay önce başka bir yabancı uyruklu iş insanını hedef alan polis memurlarının adli kontrol şartıyla yine serbest bırakıldığı öne sürüldü.

AVUKAT AÇIKLAMA YAPTI
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Adnan A. ile Abdülkerim M.’nin avukatı Feyzi Sunar, “Ellerinde hiçbir gözaltı kararı, idari bir karar, savcılık kararı, ihbar ve şikayet bulunmaksızın müvekkilimizin iş yerinde sorgu ve sual yapmaya başlıyorlar.
10-15 dakika durduktan sonra buradan gidiyorlar. Biz burada savcılıkla birlikte hareket ettiğimiz için, müvekkilimiz kesinlikle ne yapması gerektiğini söylüyoruz. Müvekkilimiz iş yerine gitmiyor ve şüpheli şahsı dinliyor.
Şüpheli kişi daha sonra müvekkilimizle tekrar iletişime geçerek ‘Bak gördün mü benim dediğim oldu geldiler, şimdi bunlar çok büyük bir dosya hazırladığı için bunu da çözmemiz lazım’ diyorlar ve müvekkilimizden 25 bin dolar para talep ediyorlar. Müvekkilimiz bu parayı hazırlıyor, seri numaraları savcılık ve emniyet müdürlüğü ekipleri tarafından alınıyor. Savcılığın talimatıyla birlikte kişilerin istediği ve talep ettiği noktaya gidiyoruz. Polis memurları ve şüpheli kişiler müvekkilimizi aracın içerisine alıyor ve burada 25 bin doları teslim alıyorlar müvekkilden. Daha sonra polis ekipleri hemen burada suçüstü yaparak, parayı kişilerin üzerinden çıkartıyor” dedi.
]]>
İstinaf, sanık F.A. ile küçük kıza içki içirirken yanında bulunan Y.C.’den alınacak sürüntü örneklerinin, N.Y.’den elde edilen örneklerle karşılaştırılıp, rapor sonucuna göre yeniden yargılama yapılmasına hükmetti.
METRUK EVDE İÇKİ İÇİRDİLER
11 Kasım 2021’de meydana gelen olayda; F.A. ile Y.C., sosyal medyadan tanıştıkları o zaman 13 yaşında olan 8’inci sınıf öğrencisi N.Y.’yi metruk bir alana götürüp içki içirdi. N.Y., alkolün etkisiyle fenalaştı. F.A., baygın olan N.Y.’yi kucağına alıp, aracıyla evine götürdü. F.A. ve Y.C., bir süre sonra evden ayrıldı. N.Y.’nin ailesi, komşuları durumu haber verince eve geldi. Hastaneye götürülen N.Y.’nin, 1.80 promil alkollü olduğu tespit edildi.

KUCAĞINDA GÖTÜRDÜĞÜ ANLAR KAMERADA
Olaydan 10 gün sonra N.Y., ailesine, F.A.’nın kendisine cinsel istismarda bulunduğunu, tehdit ettiği için sustuğunu söyledi. Aile karakola giderek şikayetçi oldu. Gözaltına alınan F.A. ve Y.C., ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. Soruşturma aşamasında F.A.’nın, N.Y.’yi kucağında baygın halde eve götürürken güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı.
Bunun üzerine F.A. tutuklandı. Soruşturma sonunda F.A. hakkında Ankara 36’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘cinsel istismar’ suçundan dava açılırken, Y.C. hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Mahkeme, 1 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen F.A. hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verdi.
YENİDEN DNA ÖRNEĞİ ALINACAK
Dava dosyasını inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17’nci Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozdu. Bozma kararında; soruşturma aşamasında F.A. ile Y.C.’den alınan sürüntü örneklerinin, adli tıp şube müdürlüğünde unutulduğu ve DNA incelemesi yapılmadan, eksik soruşturma sonucu Y.B. hakkında kovuşturmaya yer olmadığı, F.A. hakkında da beraat kararı verildiği belirtildi.
Ayrıca Y.C.’nin N.Y.’ye fiziksel temasta bulunduğuna ilişkin fotoğraflar bulunduğuna da dikkat çeklidi. F.A. ve Y.C.’den sürüntü örneği alınıp, N.Y.’den elde edilen sürüntü örnekleriyle karşılaştırılması istendi. Rapor sonucuna göre F.A. ve Y.C. hakkında ‘çocuğun cinsel istismarı’, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından yeniden yargılama yapılıp, hüküm kurulmasına karar verildi. Ayrıca küçük çocuğa alkol verme konusunda da işlem yapılması istendi. İstinafın kesin olan bozma kararı yeniden yargılama için ilk derece mahkemesine gönderildi.
“13 YAŞINDA BİR ÇOCUK TECAVÜZE UĞRADI”
N.Y.’nin avukatı Büşra Ayaz, 11 Kasım 2021 tarihinde insanlık adına utanç verici bir olay yaşandığını ifade ederek, davaya ilişkin şunları söyledi:
– Müvekkilim 13 yaşındaki bir kız çocuğu, 22 yaşındaki bir şahıs tarafından tecavüze uğradı. Kız çocuğu alkol verilerek bayıltılıp kendi evine götürülüyor ve tecavüz ediliyor. Hukuki mücadelemiz 3 yıldır devam ediyor ve maalesef yerel mahkeme sanık hakkında beraat kararı verdi.
“DİĞER SANIK YARGILAMADAN MUAF TUTULDU”
– Tanık beyanlarına dayanarak yazılı bir şekilde hüküm eksik bir şekilde kurulmuş. Fakat biz bu hukuki mücadelemizden vazgeçmedik ve istinaf yoluna başvurduk. Bunun sonucunda da beraat kararı kesin olmak suretiyle bozuldu. Hem genetik moleküler raporun alınmamış olması, hem de 22 yaşındaki şahıs dışında bir şahıs daha bulunmaktaydı olay yerinde. Bu şahıs da hiçbir şekilde yargılanmadı. Direkt yargılamadan muaf tutuldu.
“HAK ETTİKLERİ CEZAYI ALACAKLAR”
– Fakat istinaf mahkemesi ‘cinsel istismar’ suçunun dışında bir de ‘kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ suçunun da dahil edilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozdu. Dolayısıyla yeniden yapılacak olan yargılama tüm bu hususlar dikkate alınarak gerçekleşecek. İnanıyorum ki sanıklar hak ettiği cezayı alacaktır. Yani adalet er ya da geç yerini bulacaktır. Bu gibi olayların yaşanmaması için en yüksek cezanın verilmesini talep ediyoruz.
]]>Aydın Doğa Koruma ve Milli Parklar İl Şube Müdürlüğü uzmanları ise Kemerönü mevkiindeki doğal alana gelerek incelemede bulundu.

KENT İÇERİSİNDE KALAN SON DOĞAL ALAN
Kuşadası sivil toplum örgütleri, günümüze kadar doğal haliyle ulaşan, önemli ekolojik ve arkeolojik özellikleri bulunan doğal alanın korunması için STK’lar ile birlikte yaptıkları ortak basın açıklamasında alanın korunması gerektiğini belirttiler.

Açıklamada şu bilgilere yer verildi:
DOĞAL ALANIN ÖZELİKLİKLER
-Türkiye florasına göre Bitki Coğrafyası açısından Akdeniz’de yer almaktadır ve Davis (1965)’in kareleme sistemine göre C1 karesinde yer almaktadır.
-Doğal alan Bitki Coğrafyası olarak Akdeniz Bölgesi’nde yer almasına rağmen sahip olduğu lokal mikroklima bölgeleri nedeniyle Avrupa-Sibirya ve İran-Turan bölgelerinin de elementlerine sahiptir.
-EKODOSD ve bilim danışmanı üyesi Prof. Dr. Ali Çelik iş birliğinde, aktif vejetasyon sezonunun farklı dönemlerinde arazi çalışmaları yapılmıştır.
-Bu çalışmalar kapsamında bitki örnekleri toplanarak, mevsimsel değişimlere bağlı gözlemler yapılmıştır.
-Yapılan değerlendirmeler sonucunda, Kuşadası kent sınırları içerisindeki doğal floranın en güzel örneklerinin olduğu bu alanda, 400’e yakın bitki türünün varlığı tespit edilmiştir.
-Ayrıca Pamukkale Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden bir öğrencinin bu alana ilişkin bir yüksek lisans tez çalışması bulunmaktadır.
-Doğal alanda kekik, adaçayı ve orkide türleri gibi pek çok tıbbi ve aromatik bitki bulunmaktadır. Şahin, kerkenez, yılan kartalı ve baykuş türleri gibi birçok kuş türü ile tilki, yaban tavşanı, sincap, sansar, porsuk, domuz gibi memelileri de görmek mümkündür.
-Doğal alanın denize inen kayalık yapısı içinde tüm dünyada 700 adet, Ege kıyılarında ise 100 adet kadar kaldığı bilinen nesli tehlike altındaki Akdeniz Foklarına (Monachus monachus) ait bir mağara bulunmaktadır.
-Bununla birlikte aynı kayalık alanda bulunan 3 mağarada ise yüzlerce kaya güvercini barınmakta ve üremektedir.
AKDENİZ FOKUNUN YAŞAM ALANI
-Başta Akdeniz foku yaşam alanları olmak üzere, nesli tehlike altında bulunan memeli, kuş ve bitki zenginliği açısından hassas biyolojik çeşitlilik gösteren doğal alanın hiçbir koruma statüsü bulunmamaktadır.
-Tek koruma alanı, antik döneme ait tescilli bir su sarnıcı yapısıdır. Koruma alanlarının en önemli işlevleri olan bilimsel, eğitsel ve rekreatif hizmetlerin gerçekleştirilebilmesi için hem konumu, fiziksel yapısı hem de kaynak değerleri açısından zengin bir potansiyele sahiptir.

-Kemerönü Mevkii doğal alanı hareketli bir topografya içerisinde olup doğal bitki örtüsü ve kültürel değerleri ile Kuşadası kıyılarının görsel peyzaj kalitesi yüksek nadide bir alanıdır.
-Bununla birlikte başta Kuşadası merkeze oldukça yakın bir mesafede olması sebebi ile yakın çevrede yer alan eğitim kurumları tarafından sıkça alana ziyaretler düzenleneceği ve her yaş grubundan öğrencilerle çeşitli eğitsel ve bilimsel faaliyetlerin gerçekleştirilebileceği düşünülmektedir.
-Ülkemizin önemli bir turizm destinasyonu olan Kuşadası’nın içinde yer alması ile birlikte Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı ve Efes Antik Kenti gibi önemli merkezlere yakın olması ve bu alanlara ulaşımı sağlayan geçiş yoluna çok yakın olması da alanın ekoturizm potansiyelini artıracak, ülkemizde yerli ve yabancı ziyaretçiler tarafından sıklıkla tercih edilen Tabiat Parkları arasında yerini alacaktır.
-Ulaşımın kolay olduğu yürünebilecek mesafede olan Kemerönü mevkii doğal alanı, sahip olduğu bu peyzaj değerleri ile botanik turları, fotoğrafçılık, manzara izleme ve yaban hayatı gözlemciliği gibi çeşitli rekreasyonel aktivitelere imkân sağlayacak yüksek potansiyelde bir alandır.
TABİAT PARKI KORUMA STATÜSÜNDE KORUNMALI
-Kemerönü mevkii doğal alanının zengin kaynak değerlerinin ve rekreasyonel potansiyelinin sürdürülebilir kullanımı, alanın ekolojik bütünlüğünün bozulmamasına bağlıdır.
-Bu sebeple “Tabiat Parkı” koruma statüsü kapsamında korunması ve geleceğe yönelik olarak ekolojik temellere dayalı planlarının yapılması alandaki doğal ve kültürel değerlerin ve peyzaj bütünlüğünün gelecek kuşaklara bozulmadan aktarılmasını sağlayacaktır.
]]>Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) konuya ilişkin ilanı, Resmi Gazete’de yayımlandı.
Buna göre, Türkiye Denizcilik İşletmeleri AŞ’ye ait Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı 40 yıllığına “işletme hakkının verilmesi” yöntemiyle özelleştirilecek.
Bu kapsamda düzenlenecek ihale için geçici teminat bedeli 120 milyon lira, ihale şartnamesi ve tanıtım dokümanı bedeli 150 bin lira ve son teklif verme tarihi 29 Mayıs olarak belirlendi.
İhale, birden fazla teklif sahibinden kapalı zarfla teklif almak ve görüşmeler yapmak suretiyle “pazarlık usulü” ile yapılacak, pazarlık görüşmesine devam edilen teklif sahiplerinin katılımıyla gerçekleştirilecek açık artırmayla sonuçlandırılacak.
Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı’nın özelleştirilmesi kapsamında 2021’de yapılan ihale, Cumhurbaşkanı Kararı ile iptal edilmişti. Limanın özelleştirilmesi için 2022’de çıkılan ihale ise yeterli teklif alınamadığından iptal edilmişti.
Öte yandan, ÖİB’in Resmi Gazete’de yayımlanan bir diğer ilanına göre, Aydın’da 4, İstanbul ve Şanlıurfa’da ikişer, Antalya ve Nevşehir’de birer olmak üzere 5 ildeki 10 taşınmaz, satış yöntemiyle özelleştirilecek.
Aydın, Antalya ve Nevşehir’deki taşınmazlar için son teklif verme tarihi 7 Mayıs, Şanlıurfa’daki taşınmazlar için 8 Mayıs, İstanbul’un Eyüpsultan ilçesindeki taşınmaz için 9 Mayıs ve Esenyurt ilçesindeki taşınmaz için 14 Mayıs olarak belirlendi.
2011’DEN BERİ ÖZELLEŞTİRME KAPSAMINDA
2011’den beri özelleştirme kapsamında olan Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı, 103 bin metrekarelik alanda 1985 yılında Kadıköy Belediyesi tarafından inşa edildi. 1988 yılında açılan marina özel bir şirket tarafından işletiliyordu.
1992’de Milli Emlak Genel Müdürlüğü, Kadıköy Belediyesi’ne 1985 yılında verdiği tahsisi kaldırdı. Marina 2011 yılında özelleştirme kapsamına alındı. Mahkemelik olan imar planı değişiklikleri ile yat limanının büyütülüp, otel ve yeni ticari alanlar yapılmasının önü açıldı.
Marinaya 40-50 bin metrekare yeni inşaat alanı içeren imar planlarına açılan davaların bir kısmı hala sürüyor. Son olarak da marina içinde Kalamış Yelken Kulübü’ne tahsis edilen 3 bin 100 metrekarelik alan özelleştirme kapsamına alınmıştı.
1291’i denizde ve 220’si karada olmak üzere toplamda 1511 yat bağlama kapasitesi ile Türkiye’nin ikinci, İstanbul’un en büyük yat limanı olan Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı, İstanbul’da bulunan toplam kapasitenin yüzde 23,8’ini, Türkiye’nin ise yüzde 6’sını temsil ediyor.
KADIKÖY BELEDİYESİ TALİP OLMUŞTU
Eski Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, kimsenin “çökmemesi” için bu alanlara Kadıköy Belediyesi olarak talip olduklarını açıklamıştı.
Bir kamu kurumu olarak marinanın işletmesinin kendilerine verilmesi için Özelleştirme İdaresi’ne yaptığı başvurudan sonuç alamayan Kadıköy Belediyesi, ihaleye girme kararı almış; ancak sonrasında belediyenin ihale dışı bırakıldığı öğrenilmişti.
Fenerbahçe-Kalamış Dayanışması ve CHP Kadıköy İlçe Başkanlığı da, alınan özelleştirme kararının iptal edilmesini talep etmişti.
Kadıköylüler çeşitli eylemler düzenleyerek “Kalamış halkındır, satılamaz” demişti.
KOÇ’A ÖNCE ONAY SONRA İPTAL
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, 12 Kasım 2021 tarihinde Fenerbahçe Kalamış Yat Limanı’nın 40 yıl süreli işletme hakkının 2,53 milyar lira bedelle Koç Holding’in bağlı ortaklığı Tek-Art Kalamış ve Fenerbahçe Marmara Turizm Tesisleri A.Ş.’ye (Tek-Art) devrine onay vermiş, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da kararı onaylamıştı ancak daha sonra 19 Ocak 2022 tarihli Cumhurbaşkanı kararıyla bu onay kararı iptal edildi.
Erdoğan, 2013 yılında da 5,7 milyar dolarla Türkiye’nin en büyük ikinci özelleştirmesi olan köprü ve otoyol ihalesini iptal etmişti.
Koç, Ülker ve Malezyalı UEM Group’tan oluşan konsorsiyumun kazandığı ihale 8 otoyol, 2 köprü, bağlantı yolları ve bunlar üzerindeki hizmet tesisleri, bakım, işletme tesisleri, ücret toplama merkezleri ve diğer mal ve hizmet üretim birimleri ile varlıkların tek paket halinde, fiili teslim tarihinden itibaren 25 yıl süreyle işletme hakkının özelleştirilmesini öngörüyordu.
]]>Sanık Hasan Fakıoğlu’nun ‘tartışma sırasında kazayla tabanca patladı’ savunmalarının doğru olmadığı belirtilen kararda “Sanığın kendisini suçtan ve cezadan kurtarmaya yönelik savunmalarına mahkememizce itibar edilmemiştir” denildi. Baba Mesut Çolakoğlu da karar itiraz dilekçesi vererek sanığın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almasını talep etti.
BAŞINDAN VE GÖĞSÜNDEN VURDU
Eskişehir’de erkek kuaförü Hasan Fakıoğlu, 17 Aralık 2022’de 4 ay önce ayrıldığı Ayşenur Çolakoğlu ile Tepebaşı ilçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’taki evine geldi. Hasan Fakıoğlu, burada çıkan tartışmada kadın kuaförü olan Ayşenur Çolakoğlu’nu tabancayla başına ve göğsüne 4 el ateş ederek vurdu. Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Çolakoğlu, kurtarılamadı. Polis tarafından gözaltına alınan Hasan Fakıoğlu, adliyeye sevki sırasında, “Beni aldattığını düşündüm, kazayla öldü” dedi.

Fakıoğlu tutuklanırken, evde bulunan arkadaşı Muhammet Ali F. (21) adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.
İYİ HAL İNDİRİMİ UYGULANDI
Eskişehir 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 29 Şubat’taki karar duruşmasında, Hasan Fakıoğlu, ‘kadına karşı nitelikli kasten öldürme’ suçundan ‘iyi hal’ indirimi ile müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Fakıoğlu ayrıca ruhsatsız tabanca nedeniyle 10 ay hapis ve 500 lira adli para cezası aldı. Cinayete yardım ettiği suçlamasıyla 20 yıla kadar hapis cezası istenen Muhammet Ali F. ise suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat etti.
KAZA DEĞİL CİNAYET
Eskişehir 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, davanın kararına ilişkin gerekçeli kararını açıkladı. 30 sayfalık gerekçeli kararda olay detaylı olarak anlatıldı. Sanık Hasan Fakıoğlu’nun ‘tartışma sırasında kazayla tabanca patladı’ ifadelerine yer verilen gerekçeli kararda, “Eskişehir Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen raporda, Ayşenur’un vücuduna 4 silah mermisi isabet ettiği belirtilmiştir. Her birinin tek başına ölüm meydana getirir nitelikte olduğu, sanığın maktulü kazara öldürdüğüne ilişkin savunmalarının aksine olarak maktulü öldürme amacıyla kasıtlı olarak birden fazla kez ateş ettiğini ortaya koyduğu anlaşılmakla, sanığın kendisini suçtan ve cezadan kurtarmaya yönelik savunmalarına mahkememizce itibar edilmemiştir” denildi.

Gerekçeli kararda sanık Hasan Fakıoğlu’nun cinayeti tasarlayarak işlediğine dair her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığı ve suçun yasal unsurların somut olayda gerçekleştiğine dair yeterli delil bulunmadığı kaydedildi. Ayrıca sanığa verilen iyi hal için ise mahkeme cezanın sanığın geleceği üzerindeki olumsuz etkilerinin nazara alındığı ifade edildi.
BABA İTİRAZ ETTİ
Ayşenur’un babası Mesut Çolakoğlu ise mahkemenin gerekçeli kararı açıklamasının ardından istinaf başvurusunda bulunarak itiraz dilekçesi verdi. Sanık Hasan Fakıoğlu’nun aldığı takdir indiriminin iki kat acıya sebep olduğunu ifade eden Çolakoğlu, şunları söyledi:
– Kızım Ayşenur’a 4 mermi isabet etmiş olup yüzüne isabet eden mermiler nedeniyle kızımın güzel yüzü tanınmaz hale gelmiştir. Kızımı, canımı o şekilde teşhis ettikten sonra sanığın bu asılsız savunmalarıyla mahkemece takdiri indirim uygulanarak adeta ödüllendirilmesi bir baba olarak canımı iki kat fazla acıtmaktadır.
– Yargılama boyunca asılsız iddialar ve çelişkili beyanlarıyla hiçbir şekilde pişmanlık göstermeyen, kızımı tanınmaz hale getiren sanık hakkında takdiri indirim uygulanması kabul edilemez.

“ADALETİN TECELLİ ETTİĞİNİ GÖRMEK İSTİYORUM”
Kızının öldürüldüğü gün kuaförlük sınavına girdiğini ve bu konuda çok hayali olduğunu anlatan Mesut Çolakoğlu, dilekçesine şunları yazdı:
– Başarılı bir kuaför olma yolunda emin adımlarla ilerleyen, birlikte gerçekleştirmeyi umduğumuz nice hayalimiz olan gencecik kızımın canını hayatının baharında tasarlayarak, canice alan sanığın herhangi bir indirim uygulanmaksızın en üst hadden cezalandırılmasını talep ediyorum.
– Hayatımızı alt üst eden bu eylem nedeniyle adaletin bir nebze olsun tecelli ettiğini, sanığın hak ettiği cezayı aldıkları görmeyi umuyorum. Kızının adını yaşatmaya çalışa ve başka babaların canı yanması gencecik hayatların ışı sönmesin isteyen bir baba olarak yaşadıklarımı kısaca arz eder, sanık hakkında hak ettiği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına verilmesini talep ederim.
]]>Salifov’un adamlarının karşı ateş açmasıyla yaralanan Khagan Zeynalov, otelden çıkıp kendisini bekleyen Amir Hamidli’nin kullandığı kiralık otomobille kaçtı. İhbarla olay yerine gelen sağlık ekibinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye götürülen Salifov, yaşamını yitirdi.

‘KASTEN ÖLDÜRME’ SUÇUNDAN TUTUKLANDILAR
Antalya İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin araştırmasında, şüphelilerin kaçtığı otomobilin Denizli’de olduğu tespit edildi. Şüpheliler Khagan Zeynalov ve Amir Hamidli, Denizli polisinin yol uygulamasında yakalandı. Otomobildeki aramada şüphelilerle birlikte tabanca ve bıçak ele geçirildi. Gözaltına alınan şüphelilerden Khagan Zeynalov yaralı olduğu için hastaneye götürülüp tedavi ettirildi. Antalya Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen şüpheliler, işlemlerinin ardından sevk edildikleri adliyede çıkarıldıkları sulh ceza hakimliği tarafından ‘kasten öldürme’ suçundan tutuklandı.
ROVSHAN CANIYEV CİNAYETİNİN İNTİKAMI
Olayda öldürülen Nadir Salifov’un, ‘Lotu Guli’ lakabıyla tanınan Azerbaycanlı silahlı suç örgütü lideri olması ve cinayetin organize şekilde örgütlü işlenmiş olabileceğini değerlendiren Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı, dosyanın ‘yetkisizlik’ kararıyla kendilerine gönderilmesini istedi. Bu taleple dosya, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı araştırmada, olayın 18 Ağustos 2016’da Beşiktaş’ta öldürülen ‘Lenkaranski’ lakaplı Rovshan Canıyev cinayetinin intikamını almak amacıyla işlendiği belirlendi.
Azerbaycan uyruklu Khagan Zeynalov ve Amir Hamidli ile Ali Movlamlı, Cemal Hasanov (31), Jafar Alizada (41), Khanımnisa Mammadova (34), Namiq Janiyev (52), Resul Gasanov, Umid Najafov (34), Cemil Keleş (47), Erkan Aşan (37) ve avukat N.A.’nın (54) olayla ilgili olduğu değerlendirmesiyle İstanbul ve Erzurum’da operasyonlar düzenlendi.
Operasyonlarda Ali Movlamlı, Resul Gasanov, Umid Najafov, Cemil Keleş, Erkan Aşan ve avukat N.A. gözaltına alındı. Avukat N.A. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, diğer şüpheliler tutuklandı. Cemal Hasanov, Jafar Alizada, Khanımnisa Mammadova, Namiq Janiyev hakkında ise yakalama kararı çıkarıldı.
SAVCI 8 SANIĞA AĞIRLAŞTIRILMIŞ ÖMÜR BOYU HAPİS İSTEDİ
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianame, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunuldu.
Yapılan incelemenin ardından cinayetin Antalya’nın Serik ilçesinde işlendiği belirtilerek, ‘yetkisizlik’ kararıyla dosya, Manavgat Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.
Manavgat 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden yargılama sürecinde savcı, sanıklar Ali Movlamlı, Amir Hamidli, Cemil Keleş, Erkan Aşan, Khagan Zeynalov, Resul Gasanov, Umid Najafov ve N.A. hakkında ‘tasarlayarak öldürme’ suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası verilmesini talep etti.

‘ONUNLA SADECE ARKADAŞLIK YAPTIM’
Khagan Zeynalov, Amir Hamidli, Ali Movlamlı ve Resul Gasanov’un tutukluluğunun devam ettiği, diğer sanıkların ise süreçteki davalarda serbest bırakıldığı dosyaya ilişkin karar duruşması Manavgat 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Khagan Zeynalov ve Amir Hamidli ile bazı sanık avukatları salonda hazır bulurken, diğer sanıklar ve avukatlar bulundukları illerden SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katıldı.
Duruşmada savcının esas hakkındaki görüşüne karşı ifade veren sanık Khagan Zeynalov, Nadir Salifov’u öldürmediğini öne sürdü. ‘Lotu Guli’ lakaplı Nadir Salifov’la Kiev’de düzenlenen bir dövüşün ardından tanıştığını, ilk başlarda onun mafya lideri olduğunu bilmediğini, 20 yaşındayken bu durumu öğrendiğini anlatan Zeynalov, “Lotu’nun suçlarını biliyordum ama onun suçlarına katılmadım. Onunla sadece arkadaşlık yaptım” dedi.
Nadir Salifov’un 2018 yılında kendisini Moskova’dan Katar’ın başkenti Doha’ya çağırdığını söyleyen Khagan Zeynalov, Doha’dan sonra ayrı uçaklarla aynı tarihte Türkiye’ye gelip Bodrum’da buluştuklarını belirtti. Tatil yaptıktan sonra kendisinin Moskova’ya döndüğünü dile getiren Zeynalov, daha sonraki buluşmalarında Nadir Salifov’un kendisinden Moskova’da bir iş insanını kaçırmasını istediğini, ancak bunu kabul etmediğini söyledi.
‘SİLAHIMI ÇIKARIP ATEŞ ETTİM’
2020 yılı temmuz ayı sonunda Nadir Salifov’un kendisini Moskova’dan Antalya’ya çağırdığını anlatan Zeynalov, “Önce İstanbul’a geldim. Bir otelde 1 hafta kaldım. Ardından Antalya Boğazkent’teki otele gittim. Olaydan önce otelde Amir Hamidli’yle konuştuk. Otomobil kiraladığını ve 19’unda İstanbul’a gidip teslim edeceğini söyledi. Birlikte gitmeyi teklif ettim, kabul etti” dedi.
Olay günü odasından eşyalarını toplayıp, restorana indiğini anlatan Zeynalov, “Nadir, burada birileriyle konuşuyordu. Yanlarına gittim. Benden Moskova’daki iş insanını kaçırmamı istedi. Ben kabul etmeyince bana hakaret etti. Ben de ona hakaret edince adamları bana saldırdı. Beni yumrukladılar, ben de onlara yumruk atınca silahlarını çekip ateş ettiler. Bunun üzerine ben de silahımı çıkarıp ateş ettim. Ama benim ateş ettiğim tarafta Nadir Salifov yoktu. Sonra kaçmaya başladım. Kaçarken ardımdan yine ateş ettiler. Bu sırada bir kurşun belime isabet etti” dedi.

‘ÖLDÜĞÜNÜ POLİSLERDEN ÖĞRENDİM’
Bu sırada dışarıda bekleyen Amir Hamidli’nin otomobiline bindiğini anlatan Zeynalov, “Amir bana ‘Ne oldu?’ dedi. Ben de ‘Guli beni vurdu, beni öldürecekler, hemen sür’ dedim. Amir yoldayken hastaneye gitmeyi teklif etti, kabul etmedim. Antalya’nın dışına çıktık, Amir arabayı yolun kenarına park edip, yarama tampon yaptı. Sonra Denizli’ye geldik, bizi polis ekipleri durdurdu ve yaralı olduğumu görünce ambulans çağırdılar” diye konuştu. Zeynalov, “Bizi Denizli’den Antalya’ya getirdiler. Ben Guli’nin öldüğünü oradaki polislerden öğrendim” dedi.
‘KARDEŞİ ÖLDÜRTTÜ, BİZE DE KUMPAS KURDU’
Zeynalov, “Yaptığım araştırmaya göre, Guli’yi kardeşi Müşfik Salifov öldürttü. Guli’nin düşmanlarıyla 10 milyon dolara anlaştı. Bize de kumpas kurdu” diye konuştu. Nadir Salifov’un öldürülmesi karşılığında 4 milyon dolar aldığı iddiasına karşı çıkan Khagan Zeynalov, “Ben 1 günlük özgürlüğümü 100 milyon dolara değişmem, ki benim ailem varlıklıdır. Hiçbir zaman para problemim olmadı. Bu olayda suçsuzum ve beraatımı istiyorum” dedi.
Diğer sanık Amir Hamidli ise olayla ilgisi olmadığını söyleyerek, “Böyle bir olayın içinde olacak olsam neden kendi adımla otomobil kiralayayım ve güvenlik kameralarının olduğu bir yerde Khagan Zeynalov’u bekleyeyim” dedi. Amir Hamidli suçlamaları kabul etmeyerek beraat talep etti.
Mahkeme heyeti, sanıklar Khagan Zeynalov ve Amir Hamidli’ye ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış ömür boyu hapis ile ‘ateşli silahlar kanununa muhalefet’ suçundan 2 yıl 2’şer ay hapis ve 5’er bin lira adli para cezası; Ali Movlamlı ile Resul Gasanov’a ise ‘tasarlayarak kasten öldürme suçuna yardım etmek’ten 12 yıl 6’şar ay hapis cezası verdi.
Tutuksuz yargılanan Cemil Keleş, Erkan Aşan, Umid Najafov ve N.A. hakkında ise beraat kararı verildi. Olayla ilgili aranan ve henüz yakalanamayan Jafar Alizade, Namig Janiyev, Khanımnisa Mammadova ve Camal Hasanov’un dosyaları ise ayrıldı.
]]>“HEDEFLERİMİZİ MAÇ MAÇ BELİRLİYORUZ”
Çok tecrübeli ve karakterli oyunculara sahip olduklarını söyleyen Mijatovic, “Her zaman söylediğimiz gibi hedeflerimizi maç maç belirliyoruz. Asvel maçı bizi üzen bir mağlubiyetti ama oyuncularım kendilerini işlerin düzelebileceğine dair ikna ettiler. Çok isteklilerdi. Özellikle Asvel sonrasındaki iç sahadaki Olympiakos maçında bu arzularını gösterdiler. Oyuncularım savaşmaya devam ettiler. Kazanan ruhumuzu gösterdik. Burası EuroLeague ve karşımıza engeller çıkacaktır. Ama inşallah hedefimizi gerçekleştirebiliriz” diye konuştu.
“BEKLENMEDİK BİR GALİBİYET DEĞİLDİ”
Adım adım ilerlemek istediklerini İfade eden Tomislav Mijatovic, “Çok iyi bir koç tarafından yönetilen, çok formda bir takımla karşılaştık. Ancak sizin söylediğinize katılamayacağım. Beklenmedik bir galibiyet değildi. Çünkü oyuncularım bunu bekliyordu. Maça bu şekilde hazırlandık. Her zaman aynı prensibe sahibiz. Adım adım ilerlemek istiyoruz. EuroLeague’de bir çeyrek ya da bir maç galibiyeti hiçbir şeyi garanti etmez. Oyuncularımız kendilerine inanarak bu başarıya ulaştılar” yorumlarında bulundu.
“DANIEL ÇOK BÜYÜK BİR POTANSİYELE SAHİP”
Daniel Oturu’nun performansı ile ilgili konuşan Mijatovic, “Dan çok yetenekli bir genç. Çok büyük bir potansiyele sahip. Oyunun her iki tarafında da çok yetenekli bir oyuncu. Maça ilk girdiği bölümde ondan beklediğimiz kadar iyi bir performans gösteremedi. Bu süreçte Tibor Pleiss ve Tyrique Jones iyi performanslarıyla bize katkı sağladılar. Dolayısıyla takım arkadaşları Daniel’e büyük bir destek verdi. Daniel, idmanlarda da takım arkadaşları sayesinde her gün gelişen bir oyuncu. Oyunu değiştiren hamleler yaptı. Özellikle bizim önümüzdeki bloğu çok kritikti. Takım ruhuyla ilerliyoruz. Daniel’in bugünkü performansına da takım ruhunun etkisi vardır.
“EUROLEAGUE’DE HER MAÇ ZOR”
8 Nisan Pazartesi günü oynanacak Fenerbahçe maçına odaklandıklarını ifade eden Tomislav Mijatovic, “Açıkçası öncesinde pazartesi günü yine Fenerbahçe’ye misafir olacağımız bir Türkiye Lig’i maçımız var. Söylediğim gibi ben hep adım adım ilerlemek istiyorum. Dünyanın en zeki insanı olduğuma inanmıyorum. Sadece her zaman adım adım ilerlemek gerektiğine inanıyorum. Hem hayatta hem de basketbolda bazı aşamaları atlayarak hedefinize ulaşamazsınız. Çok yakında bir Fenerbahçe maçı oynayacağız. Bu yüzden sadece bugün bu galibiyeti kutlamak zorundayız. Fenerbahçe maçından sonra Kızılyıldız maçını konuşabiliriz. EuroLeague’de her maç zor. Kızılyıldız maçı da bunlardan biri olacak” diyerek sözlerini noktaladı.
]]>İşsiz genç Octavio, aşık olduğu ağabeyinin eşi Susana ile kaçarak yeni bir hayat kurmak ister. İhtiyacı olan parayı toplayabilmek için uysal köpeği Cofi’yi dövüştürür. Daniel, manken Valeria ile birlikte yaşamak için ailesini terk eder. İdealleri uğruna eşi ve kızını terk eden eski komünist gerilla El Chivo ise cezaevi yıllarından sonra hayatına yapayalnız bir kiralık katil olarak devam eder. Birbirlerine uzak, ama aslında yakın bu 3 hikayenin yolu bir trafik kazasında kesişir. Bir ülke eleştirisi sunarken varoluşçu sinemaya yeni bir soluk getiren Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu’nun ilk uzun metrajlı filmi olan Paramparça Aşklar Köpekler, Cannes ve BAFTA’dan ödüllerle dönmüştü. Aynı zamanda “Ölüm Üçlemesi”nin de ilk filmi… Latin Amerika sinemasının yeniden ayağa kalkmasında büyük katkısı olan Inarritu üçlemenin devam filmlerinde ise yüzünü Hollywood’a döndü.
TANRI KENT (CİDADE DE DEUS – 2002)

Keskin, acımasız gerçekliğin öyküsüdür Tanrı Kent… Brezilya favelalarında doğan çocukların makus talihine soğukkanlı bir bakıştır. 60’larda hükümet eliyle kent dışına sürülen gecekondu mahalleleri nasıl oldu da Rio De Janeiro’da polisin bile giremediği gettolara dönüştü? Organize suç ağının pençesindeki o masum yüzlerden nasıl katiller yaratıldı? İşte o favelalardan biri olan Cidade de Deus’da mahallenin gerçek çocuklarıyla çekilen film, hakimiyet savaşındaki çetelerin ortasında yetişen bir grup getto çocuğunun 60’lardan 80’lere uzanan suçla örülü öyküsünü anlatıyor. Fernando Meirelles ve Katia Lund’un yönettiği sinema tarihinin bu en kanlı ‘çocuk’ filminin senaryosu bizzat filme konu olan favelada yetişen Paulo Lins’in romanından uyarlandı.
MACHUCA (2004)

Yönetmen Andres Wood’un Şili’deki ekonomik eşitsizliği, sosyal ayrımcılığı hedef tahtasına oturttuğu film, Pinochet’nin Allende’yi devirdiği 1973 darbesini farklı sınıflardan 2 çocuğun gözünden anlatıyor. İdealist bir peder sayesinde özel okulda eğitim şansı yakalayan “kenar mahalle” çocuğu Machuca, okulun varlıklı öğrencilerinden Gonzola ile yakın arkadaş olur. Gonzola, bıçkın Machuca sayesinde çekingenliğini üzerinden atmaya başlar. Machuca ise Gonzola sayesinde ilk kez bisiklete biner. İlk aşkı aynı kızda tadan, birbirlerinin yaralarını iyileştiren farklı dünyalardan bu iki masum arasında kurulan denge, sınıfsal çatışmanın ortasında mevcudiyetini koruyabilecek mi?
NO (2012)

Yıl 1988… Şili’de askeri darbe ile iktidara gelen Augusto Pinochet diktatörlüğünün 15. yılı. Şili halkı, ülkenin “yüce başkanı”nın 8 yıl daha iktidarda kalıp kalmayacağını oylamak üzere referanduma gider. Susturulmuş bir muhalefet, büyük ölçüde kontrol altına alınmış bir medya ve çaresizliği kabullenmiş bir toplum söz konusuyken büyük çoğunluk bu referandumdan ‘evet’ çıkacağında hemfikirdir. Oysa ki yalnızca 1 ay süren bir reklam kampanyası bir ülkenin makus talihini ters yüz edecektir. Peki genç reklam uzmanı Rene Saavedra’nın yönettiği bu kampanya, dikta rejiminin sonunu nasıl getirdi? Şili tarihinin akışını değiştiren o sürecin perde arkasını anlatan No, “Korkular değil, fikirlerdir güçlü olan” diyor.
HAL VE GİDİŞ (CONDUCTA – 2014)

Küba’nın “öteki” yüzüne eleştirel bir gözle bakan Ernesto Daranas imzalı Conducta, okulunda sorunlu bir çocuk olan 11 yaşındaki Chala’nın yaşamı üzerinden ülkenin sosyo-politik meselelerine, işçi sınıfının uğradığı ayrımcılığa odaklanıyor. Alkol ve uyuşturucu bağımlısı annesiyle yaşayan Chala, köpeklerini dövüştürerek ya da eğittiği güvercinlerini satarak evin geçimini tek başına sırtlanıyor. Bir çocuğun kaldıramayacağı zorluklarla boğuşan Chala, kendisini tek ifade biçimi şiddet olunca okulun istenmeyeni haline geliyor. Onun elinden tutan yegane isim olan idealist öğretmen Carmela, hem Chala’yı hem de onun kadar zorlu bir hayatı olan öğrencisi Yeni’yi kurtarmak isterken kendisini de riyakarlığın ortasında buluyor.
UZAKTAN (DESDE ALLA – 2015)

Armando orta yaşlı, varlıklı ve yalnız bir adamdır. Gizli bir tutkusu vardır; o da para karşılığı tuttuğu genç erkekler… Ama onlara dokunmaz, sadece belli bir mesafeden çıplak bedenlerini izlemek ister. Armando, bu fakir gençlerden biri olan Elder’den gördüğü şiddete rağmen, onu reddeden delikanlıya saplantılı derecede tutulur. Giderek birbirlerine yakınlaştıklarındaysa davranışlar dönüşür ve final sahnesinde zirveye ulaşılır. Yıllardır içinde gizli bir intikam duygusu besleyen Armando’nun bambaşka bir amacı vardır. Venezuela’da ataerkil bir toplumun tabularına ‘uzaktan’ bakan, bu nedenle soğuk bir anlatım dilini tercih eden film, ensest, eşcinsellik, homofobi kavramlarını sorgularken, ülkedeki sosyo-ekonomik adaletsizliğe dair de eleştiriler yöneltiyor. Uzaktan, Lorenzo Vigas’ın ilk yönetmenlik deneyimi olmasına rağmen Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan’a uzandı.
]]>CANININ İSTEDİĞİNE TAHSİS
Milli Eğitim Bakanlığı’nca izin verilen vakıf ve dernekleri kapsayan yönetmelikteki, “vergi muafiyeti tanınan vakıflarla kamu yararına çalışan dernekler” ifadesi kaldırıldı. Diyanet Akademisi de kapsam içine alındı. Yönetmelikteki değişiklikle, “eğitim faaliyetleri ve yurt yapacaklar” gerekçesiyle AKP artık okul ve yurt yapımı için ayrılan araziler başta olmak üzere kamu arazilerini, canı kime isterse ona tahsis edebilecek.
YURTTA 517 BİN YATAK BOŞ
Yurt bahanesiyle çıkarılan yönetmeliğe rağmen MEB’e bağlı 524 bin 537 yatak kapasiteli 3 bin 43 pansiyonlu yurttaki yataklardan 284 bin 34’ü doluyken 240 bin 503’ü bomboş. Yükseköğretim dahil tüm eğitim kademelerindeki 4 bin 588 özel yurt var. Bu yurtların yatak kapasitesi 445 bin 812 olup 168 bin 807’si doluyken 277 bin 5’i boş. MEB’in denetimindeki devlet ve özel yurtlardaki yatakların 517 bin 508’i halen boş!
“KAMU YARARI” ŞARTI KALKTI
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Meclis’teki bütçe görüşmelerinde, “Sizin tarikat, cemaat dediğiniz bizim sivil toplum kuruluşu dediğimiz yapılarla protokol yapmaya devam edeceğiz” ifadesini kullanmıştı. Şimdi, “Değerler Eğitimi” gibi protokollerle kalmayıp eğitim arazilerinin tahsisi toptan açıldı. Arazi tahsisinde artık “kamu yararına çalışma” şartı da aranmayacak.
DİNCİLERLE PROTOKOLE DOYMADILAR!
İktidarın, “kamu yararına vakıf” statüsüne alarak vergi muafiyeti hakkı verdiği tarikat cemaat ve STK’larla protokole doymadı. Dinci ve siyasi yapıları arazi tahsisi dışında protokollerle okullara sokan MEB, en son Dini İlimler ve Değerler Araştırma Derneği adı altında medreseleri olan Safa Vakfı’yla bağlantılı Verenel Derneği’yle protokol imzaladı. 56 ilde TÜGVA’ya derslikler tahsis edildi. Nakşibendi Cemaati’nin Hayrat Vakfı ile Ensar Vakfı’nın, Değerler Eğitimi protokolleri sürüyor. İnsan Vakfı’nın ‘mescitsiz okul kalmasın” projesine de MEB sponsor oldu.
“KAMU ARAZİLERİ PEŞKEŞ ÇEKİLEMEZ”

Eğitim Uzmanı Alaaddin Dinçer, “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Meclis’teki konuşmasında ‘STK adı altında örgütlenmiş bazı dernek ve vakıflarla protokol yapmaya devam edeceğiz’ demişti. Bu düzenleme o sürecin bir parçası. Kamu arazileri, ‘tahsis’ adı altında belli kesimlere peşkeş çekilemez. KYK yurt ihtiyacı olduğu bir gerçek ama MEB’e bağlı yurt ve pansiyonların kontenjanlarında yüzbinlerce yatak boş.
ÜNİVERSİTE AÇABİLECEKLER
Öğrencilere yurt yapmak devletin asli görev ve sorumluluğu. Kamu arazileri, ne gerekçeyle olursa olsun devredilemez. Seçime 3 gün kala yapılan bu değişiklik tarikat ve cemaatlerden oy devşirme amacı taşıyor. Deprem bahanesiyle kamulaştırılacak rezerv alanlarının da tarikatlara tahsisinin önü açıldı. Bu uygulama sadece okul yurt değil üniversite açma yetkisini de toplumun malumu belli kesimlere devrediyor.”
OKUL ARAZİSİNE MORG, AMELİYATHANE, SPA İZNİ!
2024 yerel seçimlerinde CHP’nin kazandığı Üsküdar’da 9 yıl önce 12 dönüm arazi “eğitim amaçlı kamu yararı” gerekçesiyle Nakşibendi Tarikatı’na bağlı Mahmut Esad Coşan Vakfı’na tahsis edilmişti. Anaokulu kreş, ilkokul, lise ve yurt yapma izni verilip özel eğitim alanı ilan edilerek 30 yıllığına karşılıksız tahsis edildi. Arazi devredilince vakıf, ilk iş üzerindeki devlete ait öğrenci yurdunu yıktı. İBB Başkanı Kadir Topbaş dönemindeki tahsis sonrası arazide 1/5000 ölçekli imar plan tadilatı yapıldı. Tarikat vakfı, okul yapma amaçlı aldığı araziye spa, yüzme havuzu, mescit, ameliyathane, morg, laboratuvar, görüntüleme merkezi, yoğun bakım ünitesi gibi izinler de aldı.
]]>Her sonucu sandık sandık analiz ettiklerini anlatan Özel, “Değişim sandıklara yansıdı. Şimdi ülke nüfusunun yüzde 62’sini, ekonominin yüzde 80’ini CHP’li belediyeler yönetecek. Rehavet yok, zafer sarhoşluğu yok” dedi. Özel şu mesajları verdi:
DOĞRU İSİM DOĞRU ADAY: Yerel seçimlere hazırlanırken, en çok önem verdiğimiz kavram, ölçme ve değerlendirme oldu. Doğru isimleri aday gösterebilmek için 350 bin tekil anket yaptık. Aday adaylarımızı, potansiyel adaylarımızı, diğer siyasi partilerin adaylarıyla ölçtük, değerlendirdik. O günlerde tartışmaların, eleştirilerin olması gayet normal ancak bugünden bakıldığında iyi bir aday belirleme süreci yaşadığımız anlaşılıyor. Ölçme ve değerlendirmeler sırasında daha önce kazanmamız mümkün olmayan birçok kent merkezinde adaylarımızın başa baş yarıştığını ve hatta önde olduğunu çok net gördük.
1977’DEN BU YANA İLK: Partimizi, 1977 seçimlerinden bu yana ilk kez birinci parti yaptık ve yine 1977 seçimlerinden bu yana en yüksek oyu aldık. Bunda ölçme ve değerlendirmeye verdiğimiz önemin payının çok büyük olduğunun altını çizmek isterim. Kilis’in, Kastamonu’nun, Kırıkkale’nin, Zonguldak’ın, Adıyaman’ın, Afyonkarahisar’ın, Bursa’nın, Balıkesir’in, Manisa’nın, Denizli’nin, Uşak’ın kazanılabilir olduğunu bu ölçümlerde net biçimde görmüştük ve öyle de oldu.
HEP MİLLET KAZANIR: Türkiye siyasi tarihi boyunca devletle millet yarıştığında hep millet kazanır. 1983’te Kenan Evren devletle milleti yarışa soktu. Devletin istediği aday değil, milletin istediği Turgut Özal kazandı. Tayyip Erdoğan da bu seçimde devletle, milleti yarışa soktu. Bir tarafta TRT, bir tarafta devletin bütün kurumları, devletin görülen görülmeyen tüm aygıtları vardı. Biz ise milletimizle beraberdik, beraber olmaya da devam edeceğiz. Yurttaşlarımızı, merkezi iktidara karşı yerelden denge kurmaya çağırdık ve seçim sonuçları bu çağrımızın karşılık bulduğunu gösterdi.
SONUÇLAR MEKTUPTUR: Her seçim sonucu, seçmenin siyasete yazdığı bir mektuptur. Mayıs seçimlerinde seçmen bize aslında uzun kitap yazdı. Biz bunu doğru okuduk, doğruları yaptık ve Mart 2024 seçimlerinden 1’inci parti olarak çıktık. Şimdi de Genel Merkezimizin tüm birimleri tarafından analiz ve raporlama çalışmaları yapılıyor. Hafta ortasında yaptığımız MYK’da bazı sunumlar aldık ancak daha geniş analizler yapılacak. Biz şu anda bir sonraki genel seçimin ilk haftası içinde olduğumuzu değerlendiriyoruz.
YATIRIM KREDİSİ AÇILDI: Süreci en başından beri doğru yönetmeyi, seçmenin bize açtığı bu kredinin üzerine katabilmeyi hedefliyoruz. Yurttaşlarımız, 31 Mart Pazar günü bize bir kredi verdi. Bu bir tüketici kredisi değil. Bu bir yatırım kredisi… Günlük ve kısa vadede tüket diye değil bir yatırım kredisi verdi. Doğruları yapmaya devam eder, bu krediyi doğru kullanırsak, oy oranını korumaya devam ederiz. Seçmenlerimize 4 yılın sonunda bu kredinin karşılığını verirsek yurttaşlarımız da bir sonraki seçimlerde bu krediyi yenilemeye hazır.
TEŞEKKÜRE GİDİYORUM: Bayramdan hemen sonra sahaya ineceğiz. Seçimleri kazandığımız il merkezlerinden başlamak üzere Türkiye’yi yeniden dolaşacağız, teşekküre gideceğiz.
ARTIK BİZ YÖNETECEĞİZ: Türkiye nüfusunun yüzde 62’sini, Türkiye ekonomisinin de yüzde 80’ine yakınını CHP’li belediyeler yönetecek. Sorumluluğumuz çok daha büyük. Bunun hakkını verebilmek için çok çalışacağız. Genel Merkezimiz bünyesinde Yerel Yönetimler Eşgüdüm, Denetim ve Eğitim Birimi kuracağız. Eskişehir’i bir cennete çeviren efsane Belediye Başkanımız Yılmaz Hocamızın liderliğinde, deneyimli belediye başkanlarımızın, Sayıştay denetçileri ve Mülkiye Müfettişlerinin bulunacağı bir birim kuruyoruz.
PROJE ÜRETECEĞİZ: Belediyelerimizin beğenilen projelerini bütün belediyelerimize önereceğiz, hazır projeleri teslim edeceğiz. Proje havuzlarını birbirlerinin kullanımına açacağız. Belediyelerimizi de denetleyeceğiz. Biz devlet denetimi kadar sıkı ama vicdanlı bir denetim yapacağız. Hatası olanı da affetmeyiz. Vatandaş verdiği oydan pişman olursa ben mahcup olurum, bir daha oy isteyemem.

Bundan sonraki hedefimiz cumhurbaşkanlığı seçimi
Özgür Özel, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimindeki hedefiyle ilgili de şunları söyledi:
■ Belediyeleri kazandık ve hata yapmayacağız. Sosyal belediyeciliği, CHP’nin nasıl yönettiğini göstereceğiz. Hatası olanı affetmeyiz. Kibirlenmeyeceğiz. Ben de kendi hırs ve ihtiraslarım için partinin ve ülkenin geleceğine yönelik hiçbir kararda zorlayıcı, baskılayan ve kendine dönük, kararlarını dayatan olmayacağım. Anketlerle yapacağız, üyemize sorarak yapacağız, halka sorarak yapacağız.
■ Aday belirlerken de seçim tarihini belirlerken de kimle ittifak yapacağız, kimle yapmayacağız, bilimden sapmayacağız, ihtirasa kapılmayacağız. Artık kazanmayı öğrendik. İnşallah bir dahaki sefer de Cumhurbaşkanlığını kazanmış bir parti olacağız.

Bir sonraki seçim için çalışmaya HEMEN başlıyoruz
Yerel seçimde sandığa giden seçmenin yüzde 80’inin muhalif partilere, yüzde 56’sının da CHP’ye oy verdiğini kaydeden Özgür Özel, “Seçimi takım oyunu ile kazandık” dedi. Özel’in değerlendirmesi şöyle: Rehavet yok, zafer sarhoşluğu yok. Yerel seçimler sonrası hızlı şekilde çalışmaya başlayacağız. Seçimden 1’inci parti olarak çıkmamızın ilk haftası değil, bir sonraki seçim hazırlığının ilk haftası olarak görüyoruz. Bu seçimleri takım oyunu ile kazandık. İlerleyen süreçte Genel Merkez ile belediye başkanları arasında sorun varmış gibi göstermeye çalışacaklar. Ancak biz takım oyunu oynamaya, birlikte kazanmaya, birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Partimizin Cumhuriyet’in ilk yüzyılında gerçekleştirdiği başarıları, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında yeniden başarmaya hazırız.

2’NCİ KARAOĞLAN BAŞLIĞI BENİM İÇİN GURUR VERİCİ
SÖZCÜ’nün seçimin ertesi günü attığı “İkinci Karaoğlan” başlığı çok gurur verici. İnşallah Bülent Ecevit Başkanımızın 1970’lerde yaptıklarına yaklaşabilir, partimizi, Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini, yerelde iktidar yaptıktan sonra merkezi yönetimde de iktidara taşıyabiliriz.
]]>Yeni seçilen Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez ile Sancaktepe Belediye Başkanı Alper Yeğin’in de eşlik ettiği İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Alpay ve İtfaiye Daire Başkanı Remzi Albayrak’tan istasyon ile ilgili detaylı bilgiler aldı.
İmamoğlu, istasyonda bulunan yaklaşık 400 itfaiye eriyle de iftar sofrasında buluştu. İftar öncesinde bir konuşma yapan İmamoğlu, mesai arkadaşlarının Kadir Gecelerini, Ramazan ayını ve önümüzdeki Ramazan Bayramı’nı tebrik etti.

“AFETLERDE ORTAYA KOYDUĞUNUZ PERFORMANSI BİREBİR GÖRDÜM VE YAŞADIM”
Geçmişte ve yakın dönemde yaşanan felaketlerin, iyi yetişmiş itfaiye erlerinin önemini dikkat çeken İmamoğlu, özetle şunları söyledi:
– “Her bir itfaiye çalışanımızın yüreğine, emeğine, cesaretine sağlık. Her birinize sağlık diliyorum her şeyden önce. Sağlıklı olmanız her şeyin ötesinde. Ama onun yanı sıra, İstanbul’umuzda olabilecek afetlerin her türlüsüne karşı ne kadar donanımlı olduğunuzu da yaşamış bir belediye başkanınızım. Özellikle bu dönemde, ne yazık ki ülkemizde yaşanan büyük depreme, Güneydoğu’da olan büyük depreme, ama aynı zamanda daha öncesinde Elazığ’daki depremine, yine bir kısım yangınlara, sel felaketlerine buradan yetişmeniz ve ortaya koyduğunuz performansı birebir gördüm ve yaşadım. O bakımdan itfaiye çalışanlarının özel bir sınıfı, özel bir tarifi hak ettiğini çok iyi bilen ve buna inanan bir yöneticiyim.”

“HALKIMIZ BİZE 5 YIL DAHA HİZMET GÖREVİNİ VERDİ”
– Son yapılan yerel seçimle halkımız, bize 5 yıl daha hizmet görevini verdi. Ben hem sizlere hem de sizlerin nezdinde 90 binin üzerindeki çalışma arkadaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Onların emeğine sağlık. İnşallah bundan sonra da sizlerle, bu 5 yıl içerisinde, özellikle İstanbul’umuza afetsiz, sıkıntısız, belasız, problemsiz bir süreç diliyorum. Tabii ki koca bir kentteyiz. Özellikle sizin hizmet sunduğunuz sahada, istatistiklere baktığımızda hiçbir şey yaşamamak elbette mümkün değil. Bunları yaşayacağız. Ama bu vesileyle hiçbirinizin burnunun kanamadığı, ayağına taş değmediği bir müdahale ve hizmet döneminiz olmasını elbette canı gönülden diliyorum ve istiyorum.

“BU ŞEHİRDE AFETİN ZAMANI YOK”
– Bu kadar önemli bir teşkilatın ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yüzyıllardır var olan, böylesi asil bir kurumunun çok ciddi sayıda da eleman ihtiyacı vardır. Bu eleman ihtiyacı konusunda, aranızda yeni arkadaşlarımız da var, nasıl meşakkatli bir dönemden geçtiğini, nasıl adil ve şeffaf bir dönemle burada sizlerin aranıza katıldığını en iyi sizler biliyorsunuz. Biz yıllardır talepte bulunuyoruz. Diyoruz ki; bu şehrin afetlere karşı güçlü, dayanıklı olması lazım. Ve bizim personel alımına ihtiyacımız var. 3 bine yakın ihtiyacımız var. Bu kadar net. Bu şehirde zamanı yok afetin. Güçlü bir ekip, kadro oluşturabilirsek, Allah korusun, Allah geçinden versin, depremi, yangını veya bunun gibi birçok felakette, sadece İstanbul değil, Türkiye’nin her yerine de koşabilecek uzman, olağanüstü kabiliyetli bir teşkilatı var etme kabiliyetimiz var. Bunu yerine getirmeliyiz. Ama ne yazık ki bakanlık, defalardır sunmamıza rağmen, bu talebimizi hala cevaplamamakta ısrar ediyor. Umut ederiz, buradan sizlerin oruç sofrasından, Ramazan sofrasından tekrar dile getiriyoruz.

“BÖYLESİ ÖNEMLİ BİR KADROYA İSTANBUL’UMUZUN İHTİYACI VAR”
– Böylesi önemli bir kadroya İstanbul’umuzun ihtiyacı vardır. Bunu o dönemde valisiyle, diğer yetkilileriyle konuşarak, birlikte ‘evet bunu yapalım’ dediğimiz bir husustur. Bu konuda yazdığımız yazılara Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın cevap vererek, bir an önce sınav süreçlerini başlatıp… Ki bu işin ilanı, sınavı, eğitimi… Gerçekten bir kardeşimizin, sizin gibi deneyimli arkadaşlarımızın arasına katılması, neredeyse iki yıl sürüyor. Büyük bir iş bu. Kolay değil yani. Bu arada da emekli olanlar var, olacaklar var. Bir yandan bunların aranıza katılması lazım. Umut ederiz ki, bir an önce bunu onaylarlar ve bir an önce aranıza yeni arkadaşlarımızı da katmış oluruz.

ÇERKEZ VE YEĞİN’E BAŞARILAR DİLEDİ
– İçinde bulunduğumuz Çekmeköy’ün değerli yeni belediye başkanı Orhan Çerkez Başkanımız ve Sancaktepe Belediye Başkanımız Alper Yeğin’e de başarılar dilerim. Hem Alper Başkanımın hem Orhan Çerkez Başkanımın tek prensibi var. Var oldukları ilçelerdeki her insanımıza eşit hizmete koşmak, her insanımızın gönlüne girmek, her insanımızın hizmet almasını sağlamak ve insanlarımıza eşit ve adil bir şekilde davranmaktır. Yolları açık olsun. Allah utandırmasın. Ramazan ayınız mübarek olsun hepinizin. Önümüzdeki Ramazan Bayramımız hepinize, çok güzel ailelerinizle, küçüklerinizle, büyüklerinizle, evlatlarınızla, anne-babalarınızla, kardeşlerinizle inşallah güzel bir bayram geçirmenize vesile olsun. Hayatınızda var olan bütün sıkıntıların da sona ermesine, güzelliklerle hem sizlerin hem memleketimin, yurdumun güzel insanlarının buluşması dileğiyle, Allah kabul etsin.”
]]>ABD’li Büyükelçi Lew, İsrail’in Yediot Ahronot gazetesine verdiği röportajda, Joe Biden başkanlığındaki ABD yönetiminin Netanyahu hükümetinin 6 aydır İsrail savaşına maruz kalan Gazze Şeridi’ndeki tutumundan rahatsız olduğunu belirtti.
“YÖNETİM HAYAL KIRIKLIĞI İÇİNDE”
“Yönetimimiz Netanyahu hükümetinin eylemleri karşısında hayal kırıklığı içinde” diyen Lew, Gazze Şeridi’nin acil gıda, su ve atık su altyapısına ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
“SÜREÇ KOLAY VE UCUZ DEĞİL”
ABD’nin Gazze’ye deniz yoluyla insani yardımın girişini kolaylaştırmak için “çok çalıştığını” ileri süren Lew, sürecin “kolay ve ucuz” olmadığını kaydetti.
“BİRÇOK TARTIŞMA MEVCUT”
Lew, İsrail’in Aşdod Limanı üzerinden Gazze Şeridi’ne un getirilmesi konusunda birçok tartışma olduğuna dikkati çekerek, unun şu anda Gazze’ye doğru yola çıktığını vurguladı.
OLASI ESİR TAKASI ANLAŞMASI
Hamas ile İsrail arasındaki esir değişimi ve Gazze Şeridi’nde ateşkese ilişkin de Lew, “Sürekli esirlerin serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varmak için ve görüşmeleri doğru yolda tutmaya ve ileriye taşımaya çalışıyoruz” dedi.
Lew, esir takasının sadece insani bir mesele olarak değil aynı zamanda bölgesel stratejik bir mesele olarak da çok önemli olduğuna dikkati çekerek, “Hâlâ bir esir anlaşmasının olmasını umuyorum” ifadelerini kullandı.
Suudi Arabistan’ın İsrail ile normalleşme sürecine ilişkin ise Lew, “Pencerenin hala açık olduğuna inanıyorum ancak zaman geçtikçe daha da zorlaşacak.” dedi.
33 BİNDEN FAZLA FİLİSTİNLİ ÖLDÜRÜLDÜ
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 500’ü çocuk, 9 bin 560’ı kadın olmak üzere 33 bin 91 Filistinli öldürüldü, 75 bin 750 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 256’sı karadan işgal sürecinde olmak üzere 600 askerinin öldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 459 Filistinli hayatını kaybetti.
Son verilere göre, İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten beri devam eden çatışmalarda 261 Hizbullah mensubu, 53 Lübnanlı sivil, 12 Emel Hareketi, 13 Hamas, 14 İslami Cihad mensubu ile 7 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>Yavaş ve CHP’den seçilen Mamak Belediye Başkanı Şahin’e destek amaçlı CHP Genel Başkan Yardımcıları Gamze Taşcıer, Gülşah Deniz Atalar, Ankara Milletvekilleri Deniz Demir, Aliye Timisi Ersever, Okan Konuralp, Murat Emir, Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, Yüksek Disiplin Kurulu Sekreteri Deniz Çakır, Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güler, İl Başkanı Ümit Erkol, Mamak İlçe Başkanı Behçet Aktulum da eşlik etti.
Şahin, kendisine oy veren Mamaklılara teşekkür ederek eski başkanları da yermemek, karalamamak gerektiğini ifade etti. Şahin, amaçlarının, kimseyi karalamak, açığını aramak değil, yalnızca Ankara’ya hizmet etmek olduğunun altını çizdi.
“SİZLERİN VERDİĞİ HELAL OYLARI HİÇ KİMSE BANA HARAM BİR YOLDA ASLA KULLANDIRAMAZ”
Seçilirse belediye personelini işten çıkaracağı iddialarını yalanlayan Şahin, “Bizim içimizde insan sevgisi var. Hepinize yetecek sevgi var” dedi. Belediye çalışanlarının istediği sendikaya üyelik hakları olduğunu anımsatan Şahin, “Sevgili Çalışma arkadaşlarım herkes sendika seçiminde özgür ve hürdür. Hiçbir sendikaya, bir istek veya baskı üzerine değil hangi sendikaları tercih ederlerse orada kalsalar başımız üstünde saygıyla karşılarız” diye konuştu. Şahin, konuşmasını “Sizlerin verdiği helal oyları hiç kimse bana haram bir yolda asla kullandıramaz” sözleri ile sonlandırdı.
Yavaş da tüm Mamaklılara verdikleri oylar için teşekkür ederek AKP’nin adaylarının seçim sürecinde “eser belediyeciliği” diyerek plastiğe ve betona para yatırdıklarını, kendi projelerini taklit ettiklerini belirtti. Yavaş, “Oysa içinde insan olmayan hiçbir şeyin belediyeyle alakası yoktur” dedi.
“HERKESİ KUCAKLAMAZ, EŞİT DAVRANMAZSANIZ…”
Yavaş, önceki dönemde Mamak Belediyesi’nde 5 yıl boyunca kendisini karalayacak görüntüler izletildiğini ve bunu ilk kez bu konuşmasında anlattığını ifade ederek şunları kaydetti:
“Arkadaşlar hiç yuha gerek yok. Neden? Çünkü böyle yapan belediye başkanlarının hepsi sandığın dibine gömüldüler. Onun için diyorum ki, yeni seçilen 16 belediye başkanına seçildiniz, seçim bitti. Ankara halkı mührü size verdi. Size düşen bundan sonra, oy versin vermesin, herkesi kucaklamak, herkese eşit davranmak. Eğer böyle yapmazsanız aynı akıbette buluşursunuz. Biz farkımızı böyle göstereceğiz. Hiç kimseyi ayırmayacağız, herkese eşit davranacağız. Çünkü herkesten vergi alıyoruz. Seçim bitmiştir. Bir diğer farkınız da şurada olacak. Biz bize oy vermeyenleri de rencide edecek 5 yıl boyunca hiçbir şekilde konuşmayı yapmadık. Bu da çok önemli. Tercihlerini rakip partilerden yana kullanan insanları da saygı duyacağız, onları ötekileştirmeyeceğiz. İleride aday olacak arkadaşlar bunları tekrar kazanacak.
Asla tedirgin olmayın. İşini yapan herkes alnının terini mutlaka alacaktır, hak ettiği makamları mutlaka alacaktır, bunda emin olun. Artık Ankara’da bu ayrımcılığı, biraz önce başkanımın söylediği ‘Çalıyor ama çalışıyor’ gibi hiçbir kimseye yakışmayacak sözleri toprağın altına gömdük. Ayrımcılığı da toprağın altına gömdük. Bir ve beraber olarak inşallah bütün Türkiye’ye güzel bir mesaj vereceğiz.”
]]>Guterres, bunun ardından İsrail’in “askeri kampanyasının” ise 6 aydır Gazze’de Filistin halkına aralıksız “ölüm ve yıkım” getirdiğini belirterek, 32 binden fazla sivilin öldürüldüğüne, 75 biden fazla kişinin yaralandığına dikkati çekti.
“YARDIM KAPILARI KAPATILINCA AÇLIĞIN KAPILARI AÇILIR”
Bunların çoğunun kadın ve çocuklardan oluştuğunu belirten Guterres, “Hayatlar paramparça oldu. Uluslararası insancıl hukuk paçavraya dönüştü.” ifadesini kullandı.
Guterres, Refah sınırına ziyaretinde insani yardım çalışanlarının kendisine Gazze’deki kriz ve acının benzerini hiç görmediklerini aktardığını belirterek, aynı zamanda sınırda insani yardımlarla dolu tırların uzun sıralarda bekletildiğini gördüğünü anlattı.
BM Genel Sekreteri sözlerini, şu şekilde sürdürdü:
“Yardım kapıları kapatılınca, açlığın kapıları açılır. Gazze’de nüfusun yarısı, 1 milyondan fazla kişi korkunç düzeyde açlık çekiyor. Çocuklar su ve gıda yoksunluğundan ölüyor. Bunun anlaşılabilir bir yanı yok ve önlenebilir.”
“YAPAY ZEKA SAVAŞ YÜRÜTMEK İÇİN KULLANILMAMALI”
Filistin halkının toplu şekilde cezalandırılmasını hiçbir şeyin meşru kılamayacağının altını çizen Guterres, İsrail’in saldırılarında yapay zeka kullandığına ilişkin haberleri derin endişeyle karşıladığını belirterek, “Yapay zeka savaş yürütmek için kullanılmamalı.” diye konuştu.
Guterres, özellikle yoğun nüfuslu bölgelerde bunun yüksek sayıda sivil can kaybına yol açacağına işaret ederek, “Aileleri bütün olarak etkileyen hiçbir yaşam ve ölüm kararı algoritmaların soğuk hesaplarına bırakılmamalı.” uyarısında bulundu.
Yapay zekanın silah olarak kullanılmasına karşı yıllardır uyarı yaptığını anımsatan Guterres, yapay zekanın endüstriyel düzeyde savaş yürüterek hesap verilebilirliği zorlaştırmak yerine, dünyanın iyiliği için kullanılması gerektiğini vurguladı.
“ASIL SORUN İSRAİL’İN YÜRÜTTÜĞÜ ASKERİ SÜREÇ”
BM Genel Sekreteri Guterres, “Hızı, boyutu ve insanlık dışı vahşiliğiyle birlikte Gazze’deki savaş en ölümcül çatışmalardan biri haline geldi. Bu siviller, insani yardım çalışanları, gazeteciler, sağlık çalışanları ve kendi meslektaşlarımız için geçerli. 175’i kendi BM personelimiz olan 196 insani yardım çalışanı öldürüldü.” dedi.
Öldürülen insani yardım çalışanlarından çoğunun BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansından (UNRWA) olduğunu kaydederek, “UNRWA, Gazze’deki yardım çabalarının bel kemiği.” vurgusunu yaptı.
Guterres, Gazze’ye uluslararası muhabirlerin girmesine izin verilmemesinin dezenformasyon ve yanlış bilgi yayılmasına da neden olduğunu belirterek, “Bilgi savaşı da travmayı artırıyor.” uyarısını yaptı.
Gazze’de hayatını kaybeden tüm insani yardım çalışanlarını saygıyla andığını söyleyen Guterres, Dünya Merkez Mutfağı çalışanlarının öldürülmesinin ardından İsrail’in soruşturma yürüttüğünü ve hatasını kabul ettiğini kaydetti.
Guterres, “Asıl sorun İsrail ordusunda kimin hata yaptığı değil, bu hataların tekrar tekrar yapılmasına izin veren askeri süreç.” vurgusunu yaptı.
Hataların tekrarlanmaması için İsrail’in askeri strateji ve sürecinde temel değişiklikler yapması gerektiğini dile getiren BM Genel Sekreteri, “Hataları düzeltmek için bağımsız soruşturma ve sahada anlamlı değişiklik gerek.” dedi.
Guterres, BM’nin bağımsız soruşturma konusunda oynayabileceği role ilişkin ise İsrail hükümetinin onayı gerektiğini, meselenin sadece Dünya Merkez Mutfağı (WCK) çalışanlarının öldürülmesi olmadığını belirterek, “196 insani yardım çalışanımız öldürüldü. Her birinin neden öldürüldüğünü bilmek istiyoruz.” diye konuştu.
“EŞİKTEN DÖNME ZAMANI”
İsrail hükümetinin son olayın ardından insani yardım dağıtımını artıracağını bildirdiğini ifade eden Guterres, Gazze’de durumun korkunç olduğuna dikkati çekerek, “Dramatik insani durum koşulları büyük atılım ve gerçek bir yaklaşım değişikliği gerektirir.” ifadesini kullandı.
Guterres, BM Güvenlik Konseyinin 25 Mart’ta aldığı kararla ateşkes ve insani yardımın hızlandırılması çağrısında bulunulduğunu anımsatarak, “Tüm talepler yerine getirilmeli. Getirilmemesi affedilemez.” dedi.
BM Genel Sekreteri, “6 ay geçti ve toplu açlık, çatışmanın bölgeye yayılma riski, küresel standart ve normlara güven kaybıyla karşı karşıyayız. Bu eşikten dönme ve silahları susturma, acıyı dindirme ve çok geç olmadan kıtlığı durdurma zamanı.” mesajını verdi.
]]>Mobilyacılık yapan Efe Demir’in babası Adem Demir, ifadesinin alınmasının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
GELECEĞE DÖNÜK PLANLARI VARDI
Oğlunun cep telefonu da kendisine teslim edilen Demir, şöyle konuştu:
“O gün orada çalışıyordu kendisi, üçüncü günüydü orada. Mobilya dekorasyon üzerine oraya montaja gitmişlerdi. Karakolda da gerekli ifademizi verdik. Gerekli işlemlerin yapılacağını umuyoruz.
Gerekli cezanın verilmesini istiyoruz. Ben 17 yaşında evladımı toprağa koydum. Efe’yle hayallerim vardı. Onun planları vardı, planlarımız vardı geleceğe dönük. O, meslek sahibi olmak istiyordu.

Dışarıdan okulunu okuyordu. Hem okuyup hem çalışayım baba, bir meslek sahibi olayım. İleriye dönük yapacaklarımızı planlarız, ona göre yolumuza bakarız diyordu. Ama olmadı. Mekan onlara mezara oldu, 29 kişiye mezar oldu.
Yangınla alakalı kimin ihmali; kişi veya kişiler, o mekanın sahipleri veya kim ise gerekli cezayı almasını istiyoruz. Bu konunun da sonuna kadar takipçisiyim. Polis merkezinden ifademi verdim, çıktım.
İLK GÖZAĞRIMDI ELLERİMLE TOPRAĞA VERDİM
Bundan sonraki süreci takip edeceğiz. Şu anda 11 kişinin gözaltında olduğunu biliyorum, adliyeye sevk edileceğini biliyorum. Bundan sonraki süreci de takip edeceğiz. Olayın arkasındayım babası olarak.
Çünkü bir evlat olaya yetişmiyor, kolay yetiştirilmiyor. O benim ilk göz ağrımdı, 17 yaşında kendi elimle toprağa verdi. Ben de bunun hesabını öyle ya da böyle soracağım”
TADİLATIN BAYRAMA KADAR BİTİRİLMESİ İÇİN BASKI YAPILMIŞ
Oğluyla son yaptığı konuşmadan bahseden Adem Demir “Oraya, olaydan önce çalışmaya gittikleri 3 ya da 4’üncü günüydü. ‘Baba eksi 2’de çalışıyoruz, eğlence mekanı gibi bir yer. Bir şey olsa Allah korusun çıkamayız’ diyordu. Oranın bir an önce yetiştirilmesi babında baskı gibi bir şey oluyormuş. Bayrama, tatile kadar yetiştirilmesiyle alakalı. Orada birden çok firma var çalışan ama maalesef mezar oldu. 29 kişiye mezar ettiler orayı” dedi.
EFE KAHRAMANLIK YAPMIŞ
Oğlu Efe Demir’in yangın sırasında kahramanlık yaptığını ifade eden Adem Demir, şöyle konuştu:
“Yangının ilk başlama safhasında Efe’nin yanında olan ustası Ercan beyle görüştüm daha sonra. Yangının ilk alevlendiği sırada, Efe orada bir kahramanlık yapıyor, yangın tüpü alıp geliyor.
Tüpü alıp geldiğinde muhtemelen yaşı itibarıyla da, küçük de olduğu için Ercan bey ‘Oğlum tüpü sen bana ver, kendinizi dışarı atın’ diyor.
Tabii oradaki yanıcı maddeler, elyaflar, bir sürü yanıcı ve tütücü maddelerden çıkan duman bir anda orayı kapladığı için ve çıkış kapılarının da kapalı olduğu, 3 çıkış kapısından 2’sinin kapalı olduğu eksi 2’den tamamen dışarı çıkmak için 5-6 dakika yürüme mesafesi olduğu, ama oradaki karmaşada maalesef çıkamadıkları bariz ortada”
YANGIN TÜPLERİ ÇALIŞSAYDI BELKİ YANGIN SÖNDÜRÜLEBİLİRDİ
Yangın öncesi ve sonrası ihmaller zinciri olduğunu iddia eden Adem Demir, şunları söyledi:
“Fiziken ayaktayım ruhen çökmüş durumdayım. Bir yangın tüpünün çalışmadığı söyleniyor. Aslında 2 yangın tüpü gelmiş o esnada. Birini Efe getirmiş diğerini başka biri getiriyor herhalde.
Ama 2’nci tüpün basmadığını duydum. Belki çalışsaydı çıkabilirlerdi veya yangın çok küçük ebatla başladıysa belki o onda yangın tüpleri çalışsaydı belki söndürebilirlerdi ama bilemiyoruz.
Şimdi orada nasıl bir şey gelişti bilemiyoruz. Çünkü bir görüntüler var, kaynak yapılıyor ve bir tutuşma gerçekleştiriyor. Şimdi her taraf yalıtım sistemi olduğu için, elyaf malzeme çabuk tutuşan bir malzeme.
Buranın itfaiye raporu yok, yangın söndürme sistemi yok, Hiçbir şey yok. Kapılar kapalı. Eksi 2’de çalışılan bir yerde, bir kere orada kaynakla alakalı bir çalışma yapılıyorsa o kaynaktan çıkan gazı dışarıya atabilmek için vantilatör sisteminin kurulması gerekiyor.
Ama öyle bir şey yok, hiçbir şey yok. Göz göre göre ölüme terk edilme var. Cinayet bu, başka bir şey değil”
]]>AKP, daha önce kendisinde olan ve seçimde kaybettiği birçok belediyenin seçim sonuçlarıyla ilgili itirazda bulundu. AKP ve MHP, CHP’nin İstanbul’da yeni 12 ilçeyi kazandığı seçimlerde Gaziosmanpaşa ve Beykoz’da sonuçlara itiraz etti. Beykoz’da yapılan itiraz reddedilirken, Gaziosmanpaşa’da ise oyların yeniden sayılmasına karar verildi. Yapılan sayımda sonuç değişmedi ve belediye başkanlığı CHP’de kaldı.
Cumhur İttifakı ortakları AKP ve MHP de birçok yerde birbirlerinin kazandıkları belediye seçimi sonuçlarına itiraz etti. AKP, Gümüşhane’de MHP’nin adayının kazandığı seçime itirazda bulundu. AKP’nin itirazı kabul edilerek oylar yeniden sayıldı ancak sonuç değişmedi. Elazığ’ın Keban ilçesinde MHP’nin adayı kazanması üzerine AKP itiraz başvurusu yaptı. Ağın ilçesinde de AKP’nin kazandığı seçim sonuçları için AKP itirazda bulundu. Çorum’un Uğurludağ ilçesinde de AKP ve MHP, seçim sonuçları nedeniyle karşı karşıya geldi. MHP, sonuçlara itiraz etti.
CHP 43 YERDE İTİRAZ ETTİ
CHP, Ankara’da Kızılcahamam, Bala, Evren ve Altındağ’da, Adana’da Pozantı ve Yüreğir’de, Ağrı’da Patnos, Eskişehir’de Sivrihisar, Çanakkale’de Gelibolu ilçe belediyelerindeki seçim sonuçları ile Kırklareli ve Hatay belediye seçimlerinin de aralarında olduğu 43 il, ilçe ve beldede itiraz başvurusu yaptı. CHP’nin kazandığı belediyelerle ilgili de AKP, MHP ve diğer partiler toplam 23 itiraz başvurusunda bulunuldu.
İŞTE PARTİLERİN SEÇİM SONUÇLARINA İTİRAZ ETTİĞİ YERLER
BAYBURT
Bayburt’ta MHP’nin Belediye Başkanlığı seçim sonuçlarına itirazı üzerine oylar yeniden sayıldı, sonuç değişmedi. Kesin olmayan sonuçlara göre, Bayburt Belediye Başkanlığına AKP’li Mete Memiş seçildi.
SAMSUN
Samsun’un Bafra ilçesinde seçimlere katılmadığı halde oy pusulasında Memleket Partisi’nin logosu ve bu logonun altında da DSP’nin adayı Murat Arabacı’nın ismi yer aldı. AKP Adayı Hamit Kılıç’ın belediye başkanlığını kazandığı ilçede seçimin iptali için CHP, İYİ Parti, Memleket Partisi, Yeniden Refah Partisi ve DSP, seçimlerin iptal edilmesi için başvuru yaptı. İlçe Seçim Kurulu 5 partinin talebini reddetti.
KOCAELİ
AKP’nin 1.395 oyla kazandığı Körfez ilçesinde CHP, sandıkların tamamına itiraz etti. İtirazları değerlendiren İlçe Seçim Kurulu oyların yeniden sayılması talebini reddetti.
NEVŞEHİR
Ürgüp’te MHP temsilcileri, İlçe Seçim Kuruluna başvurarak 8 bin 952 seçmenin kayıtlı olduğu 27 sandık için sonuçlara itiraz etti.
Nevşehir’in Avanos ilçesinde AKP’nin resmi olmayan seçim sonuçlarına usulsüz değerlendirme yapıldığı gerekçesiyle yaptığı itiraz başvurusu YSK tarafından reddedildi.
Ürgüp’te CHP’nin adayı Ali Ertuğrul Bul’un 5 bin 170 oy alarak seçimi kazanmasına, 5 bin 134 oy alan Mehmet Öz’ün partisi MHP itiraz etti. Oyların yeniden sayılması sonucu CHP’li Bul seçimi kazandı.
ELAZIĞ
Elazığ’ın Keban ilçesinde MHP’nin belediye başkan adayı Yücel Doğan, 891 oy alarak seçimleri kazandı. AKP’nin adayı Fethiye Atlı ise 768 oy aldı. AKP Keban İlçe Başkanı Turgay Toprak, MHP’li Yücel Doğan’ın Elazığ Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliği Başkanlığından belirlenen sürede istifa etmediği için adaylığının geçerli olmadığı gerekçesiyle Keban İlçe Seçim Kurulu’na başvurdu.
Ağın ilçesinde AKP’nin belediye başkan adayı Şeref Çakar 538 oy, MHP’li Ali Uslu ise 476 oy aldı. Uslu’nun 62 oy farkla kaybettiği seçimin sonuçlarına MHP itiraz etti. Ağın İlçe Başkanı Emre Özer, Ağın İlçe Seçim Kuruluna yaptığı itirazda, Ağın Belediye personeli Suat Uyanık’ın sahte su abonelikleri yaparak ilçeye usulsüz bir şekilde ikamet taşımasının yapıldığını ileri sürdü.
ÇORUM
Çorum’un Uğurludağ ilçesinde Cumhur İttifakı ortakları AKP ve MHP, seçim sonuçları nedeniyle karşı karşıya geldi. Uğurludağ Belediye Başkanlığını 13 oy farkla AKP’li adayın kazandığı seçimin sonuçlarına MHP itiraz etti. Seçimlerde 92 oyun geçersiz sayıldığını belirten MHP’liler, oyların yeniden sayılmasını istedi. İlçe ve il seçim kurulunun itirazı reddetmesi üzerine MHP YSK’ya başvurdu.
ARTVİN
Artvin’in Yusufeli ilçesinde AKP’nin itirazı üzerine oyların sayımı yeniden yapıldı. Başkanlık yarışını 47 oy farkla önde bitiren CHP’nin adayı Barış Demirci’nin oyu 1 oy artarak fark 48’e çıktı. CHP’nin adayı Barış Demirci 1954 oy alarak başkan seçilirken, AKP’nin adayı Mustafa Demirkıran bin 918 oyda kaldı.
ARDAHAN
Ardahan’da belediyeyi CHP kazandı. AKP Ardahan Belediye Başkan adayı Yunus Baydar ise seçimde ıslak imzalı tutanakların olmadığı ve sandık görevlisinin yerine başka bir görevli geldiği iddiasıyla seçimin iptali için ilçe seçim kuruluna başvurdu.
İZMİR
İzmir’in Dikili ilçesinde CHP’den aday gösterilmeyince bağımsız aday olan Adil Kırgöz’ün gerisinde kalarak seçimi kaybeden Kemal Doyuran sonuçlara itiraz etti. Doyuran geçersiz sayılan 1545 oyun yeniden sayılmasını istedi.
Selçuk Belediyesi’nin eski başkanlarından eski CHP’li, bağımsız aday Hüseyin Vefa Ülgür, CHP’nin mevcut Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel’in 367 oy farkla kazandığı seçime itiraz etti. İtirazı değerlendiren İlçe Seçim Kurulu, sayımı tekrarladı. Yapılan son sayıma göre; geçersiz kabul edilen 1380 oya ait pusulalar yeniden değerlendirildi ve CHP’li Sengel, Ülger ile arasındaki oy farkını 374’e yükseltti.
CHP ise İzmir’de kaybettiği iki ilçeden biri olan Aliağa’da seçim sonuçlarına itiraz etti.
ŞANLIURFA
Şanlıurfa’nın DEM Parti’nin kazandığı Hilvan ilçesinde oy yakma görüntülerinin ortaya çıkmasının ardından Hilvan İlçe Yüksek Seçim Kurulu, seçimlerin yenilenmesine karar verdi. İlçe belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği ile mahallelerdeki muhtarlık seçimleri yeniden yapılacak.
AKP, DEM Parti’nin seçimi kazandığı Ceylanpınar, Halfeti, Suruç ve Viranşehir ilçelerinde de sonuçlara itiraz etti. DEM Parti’nin kazandığı Halfeti’de AKP’nin itirazı üzerine seçim tekrarlanacak.
KARS
DEM Parti, taşımalı seçmenlerin oy kullandığı, hile ve usulsüzlükler yaşandığı iddiasıyla Kars’ta seçimlerin yenilenmesi için itiraz etti. İtirazın reddedilmesi üzerine DEM Parti İl Seçim Kuruluna başvuru yaptı.
KAYSERİ
Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde MHP’de olan belediye başkanlığını CHP’nin adayı kazandı. MHP sonuçlara itiraz etti ve seçimin yenilenmesine karar verildi. CHP, karara itiraz etti.
ADIYAMAN
Adıyaman Besni’de CHP, kısıtlıların oy kullandığı gerekçesiyle seçimin iptalini istedi. Ancak itiraz reddedildi.
KIRKLARELİ
CHP, az bir oy farkıyla MHP’li adaya karşı kaybettiği Kırklareli’nde seçim sonuçlarına itiraz etti. İlçe seçim kurulu, CHP’nin itirazını reddetti. CHP, il seçim kuruluna yeniden itirazda bulundu. CHP, Kırklareli’nin Karahalil, Üsküp, Büyükkarıştıran ve Kaynarca beldelerindeki sonuçlara da itiraz başvurusu yaptı.
SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?
İl seçim kurulları, ilçe seçim kurullarının kararlarına yapılan itirazları 7 Nisan saat 17.00’ye kadar karara bağlayacak. İl seçim kurullarından çıkacak kararlara karşı YSK’ya itiraz etmek için son tarih 10 Nisan Çarşamba günü saat 17.00 olacak. İl seçim kurulu kararlarına karşı olağanüstü itiraz için son tarih ise 14 Nisan Pazar günü saat 17.00 olarak belirlendi.
]]>Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli’nin yönetiminde yapılan lansman toplantısına müzisyen Ayhan Sicimoğlu, basın mensupları ve çok sayıda davetli katıldı.
Farklı coğrafyalarından yerli ve yabancı birçok ziyaretçiyi ağırlaması beklenen festivalin bu seneki teması ‘Şevketi Bostan’lı lezzetler olarak belirlendi.

Ünlü şeflerin özel tariflerinin gastronomi meraklılarıyla buluşacağı etkinlikte aynı zamanda 18 Nisan Perşembe akşamı Ayhan Sicimoğlu & Latin All Stars, 19 Nisan Cuma günü Edis ve 20 Nisan Cumartesi günü Mor ve Ötesi sahne alacak.
Jüri başkanlığını Ayhan Sicimoğlu’nun üstlendiği ‘En Güzel Ot Yemeği’ ve ‘En Çok Ot Çeşidini Toplama’ yarışmalarının sunuculuğunu ise Doğa Rutkay üstlenecek.
Çeşitli söyleşilere, atölyelere ve sergilere de ev sahipliği yapacak olan festival bu yıl da renkli görüntülere sahne olacak.

“İLK ZAMANLARDAKİ RUHU YAKALAYARAK ÜZERİNE KENDİMİZDEN DE BİR ŞEYLER KATMAYI AMAÇLADIK”
Ot Festivali’nin son dönemde özünden uzaklaştığını ifade eden Lal Denizli, “Böyle bir sorumluluğu aldığımda henüz başkan bile değildim. Seçildikten sonra Ot Festivali’ni hayata geçirmemem söz konusu olamaz diye düşündüm.
Bu nedenle de hızlıca bir komite kurarak çalışmalarımıza başladık. Bu yılki Alaçatı Ot Festivali’nde ilk zamanlardaki ruhu yakalayarak üzerine kendimizden de bir şeyler katmayı amaçladık. Bu dar zamanda ortaya tam da istediğimiz gibi bir şey çıktı.
Önümüzdeki sene için daha farklı planlarımız var. Festival alanının, yani tüm Alaçatı’nın kullanıldığı bir versiyon hayata geçirmek istiyoruz. Bunu bu sene kısmi olarak önümüzdeki sene de tamamıyla hayata geçireceğiz. Güzel konserlerimiz olacak.
Gastronomiyle özdeşleşmiş yeme içme alanlarımız olacak. Bölgeye ait otların ön planda olduğu bir festival bizi bekliyor. Bu senenin otu Şevketi Bostan. Şevketi Bostanlı lezzetlerin ünlü şefler tarafından hazırlanacağı ve yarışmaların yapılacağı bir festival olacak” dedi.

“GASTRONOMİ ALANIDA BÜYÜMEYİ HEDEFLİYORUZ”
Gastronomi alanında büyümeyi hedeflediklerini söyleyen Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli, “Biliyorsunuz yanı başımızda Urla’da üç restoranımız Michelin yıldızı aldı. Çok kıymetli şeflerin hayata geçirdiği restoranlar. Biz de Çeşme’de aynı başarıyı elde edecek girişimlerde bulunmak veya girişimleri desteklemeyi arzu ediyoruz.
Gastronomi, turizmin en önemli rotalarından biri. Önümüzdeki dönemde en büyük planlarımızdan biri Agro Turizm dediğimiz, tarım turizmini gastronomiyle birleştirecek bir anlayışla hareket etmek olacak. Çünkü tarım anlamında bölgemiz gerçekten çok elverişli.
Çeşme’nin toprakları çok verimli. Özellikle sakız, enginar, kavun, beyaz soğan, anason ve üzüm gibi tarımsal alanları daha da kalkındırmak için büyük yatırımlar düşünüyoruz. Aynı zamanda susuz tarımın elverişli olduğu sakız, susam gibi tarımsal alanlar sürdürülebilirlik açısından da önemli.
Komşumuz Sakız Adası bugün dünyaya ihraç edilen sakızların yüzde 80’ini karşılıyor. Bir ada olarak bunu başarabiliyorlarsa biz de sakız konusunda önemli adımlar atarak bu konuda ülkemizi temsil edecek girişimlerde bulunabiliriz” diye konuştu.

“TEŞVİK PAKETLERİYLE ÇİFTÇİLERİMİZİN KALKINMASINI SAĞLAMAYI AMAÇLIYORUZ”
Yerel üreticilere de büyük önem verdiklerini ifade eden Denizli, “Yerel üreticilerin bazı dönemlerde yeterince ilgi görmediklerine ilişkin şikayetleri var. Bizim birincil önceliğimiz her şeye rağmen tarımı ayakta tutmaya çalışan çiftçilerimizi teşvik paketleriyle bölgemizde kalkınmasını sağlamak. Bu anlamda festivalde de görünürlüklerini artırmayı arzuluyoruz” dedi.

ALTYAPI ÖNCELİKLİ KONULAR ARASINDA YER ALIYOR
Yeni dönemde hayata geçirmeyi hedefledikleri yatırımlardan da söz eden Lal Denizli, “Çeşme’de altyapı öncelikli konulardan biri. Çeşme’de altyapı alanında özellikle kanalizasyon ve atık sularla ilgili ciddi bir eksik var.
Bu noktada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ile çok uyumlu bir bakış açımız var. O nedenle altyapıya ilişkin çalışmalarımız çok verimli olacak. Aynı zamanda doğalgaz eksiğimiz var.
Halkın en çok beklediği alanlardan biri olan doğalgazda belli bir aşamaya gelindi ancak biz bunu nihayete erdirmek istiyoruz. Barınma, çevre ve plaj temizliği, yol çalışmaları da en büyük önceliklerimiz arasında yer alıyor.”

“KISIRLAŞTIRMAYI ARTIRACAĞIZ”
Sokak hayvanlarıyla ilgili de çalışmalar hayata geçireceklerini aktaran Denizli, “Sokak hayvanlarıyla ilgili en büyük problem kısırlaştırmanın düzenli bir şekilde yapılmaması. Bu dönemde kısırlaştırmayı artıracağız.
Aynı zamanda hayvan yaşam alanı projemiz de var. Mevcut Çeşme Belediyesi’nin barınak olarak kullandığı alanı yaşam alanına dönüştüreceğiz. Burada sokak hayvanlarının tedavilerinin, beslenmelerinin en iyi şekilde yapılmasını sağlayacağız.
Hayvan düşmanlarına son derece karşıyız. Bu dünyada yaşayan tek canlılar insanlar olmadığı için diğer canlılara aynı saygıyı göstermek en önemli önceliğimiz. Hayvanları Çeşme’de güzel bir zaman bekliyor” ifadelerini kullandı.
]]>Kur’an-ı Kerim’in okunup duaların edildiği törenin ardından basın mensuplarına açıklamada bulunan Kerem Alışık, yıllar geçmesine rağmen babasına duyduğu sevgi ve hasretin bitmediğini dile getirdi.
“Gözleri Türkçe konuşan bir adamdı”
Sadri Alışık’ın derinliği yüksek ve çarpıcı bir sanatçı olduğunu vurgulayan Alışık, “Bugün babamın doğum günü. Hem ramazan ayındayız hem de Kadir Gecesi’ni idrak ediyoruz. Böyle bir vakitte bu anmayı yapıyor olmamız çok güzel. Sadri Alışık, gözleri Türkçe konuşan bir adamdı. Filmlerindeki kadar serseri, resimlerindeki kadar naif, şiirlerindeki kadar filozof insandı.
O, karşısındakinin aklına uğramadan, doğrudan kalbine inen bir kişiydi. Komediyi de hüznü de bir arada yaşayan ve yaşatan bir sanatçıydı. Bu geçen zamanda anladım ki babalar duvar gibiymiş, görünmese de dokunurlarmış evlatlarına. Buraya kadar gelip, bizleri yalnız bırakmayan herkese de tekrar teşekkür ediyorum” dedi.

Sadri Alışık kimdir?
Tiyatro ve sinema oyuncusu Sadri Alışık, 5 Nisan 1925’te İstanbul’da doğdu. Çocukluk yıllarında tiyatroya ilgi duyan ve okul piyeslerinde rol alan Alışık, İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra, bir süre Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne devam etti.
Amatör olarak 1939’da sahne tozunu yutan Alışık, 4 yıl sonra “Raşit Rıza Topluluğu Tiyatrosu”nda profesyonel olarak sahneye adım attı.
Alışık, Muhsin Ertuğrul yönetimindeki “Küçük Sahne”nin yanı sıra “Karaca”, “Site”, “Çevre”, “Oda”, “Kent”, “Oraloğlu” tiyatrolarının çok sayıda oyununda rol aldı.
Tiyatrodan sinemaya ilk adımı 1944 yılında Faruk Kenç’in yönettiği “Günahsızlar” filmiyle atan sanatçı, eğri selamıyla “Turist Ömer”, bir türlü gol atamayan “Ofsayt Osman” karakterleriyle dikkati çekti. Alışık, rol aldığı yüzlerce filmde seyirciyi bazen güldürdü, bazen ağlattı.
Sadri Alışık, fakir ama gururlu, neşeli ve zeki, mülayim aynı zamanda kararlı karakterlere hayat verirken, filmlerde kullandığı replikler seyircinin diline pelesenk oldu. Şair Attila İlhan’ın kardeşi, oyuncu Çolpan İlhan’la 1959’da dünya evine giren Alışık’ın oğlu Kerem 1960’ta dünyaya geldi.
Sanatçı, “Afacan Küçük Serseri”deki rolüyle 1971 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülünü aldı.
Rol aldığı son film olan, Yavuz Özkan’ın yönettiği “Yengeç Sepeti”ndeki rolüyle de 1994 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü kazanan Alışık, 18 Mart 1995’te hayata gözlerini yumdu.

Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilen sanatçının, rol aldığı başlıca filmler şöyle:
“Günahsızlar” , “Çakırcalı Mehmet Efe”, “Vatan ve Namık Kemal”, “İstanbul Çiçekleri”, “Hürriyet Şarkısı”, “Tanrı Şahidimdir”, “Yavuz Sultan Selim Ağlıyor”, “Battal Gazi Geliyor”, “Yalnızlar Rıhtımı”, “Hicran Yarası”, “Küçük Hanımefendi”, “Küçük Hanımın Şoförü”, “Ayşecik Yavru Melek”, “Küçük Hanım Avrupa’da”, “Helal Olsun Ali Abi”, “Ayşecik Çıtı Pıtı Kız”, “Ayşecik Cimcime Hanım”, “Avare”, “Turist Ömer”, “Turist Ömer Dümenciler Kralı”, “Berduş Milyoner”, “Ah Güzel İstanbul”, “Turist Ömer Almanya’da”, “Bitirimsin Abi”, “Serseri”, “Kız Kolunda Damga Var”, “Agora Meyhanesi”, “Ağlama Değmez Hayat”, “Turist Ömer Arabistan’da”, “Altın Kalpler”, “Ah Müjgan Ah”, “Darıldın mı Cicim Bana”, “Turist Ömer Yamyamlar Arasında”, “Afacan”, “Kavanoz Dipli Dünya”, “Ali Baba ve Kırk Haramiler”, “Ayıp Ettin Şemsettin”, “Turist Ömer Boğa Güreşçisi”, “Gelinlik Kızlar”, “Afacan Harika Çocuk”, “Balıkçı Osman”, “Turist Ömer Uzay Yolunda”, “Ne Hakem”, “Ben Sana Mecburum”, “Saffet Beni Affet”, “Çapkın Baba”, “Kız Babası”, “Yengeç Sepeti.”
]]>Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 11 şüpheli bugün Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na sevk edildi.
Şüphelilerden 2’si savcılıktan serbest bırakılırken; 9’u “Taksirle ölüme neden olma” suçundan tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi.
SAVCILIĞIN SEVK YAZISI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının tutuklamaya sevk yazısında, yangın sonrasında olay yeri inceleme ekipleri, İstanbul İtfaiyesinin uzman ekipleri, üç kişilik iş güvenliği ve yangın uzmanı bilirkişi heyetince ve 2 Cumhuriyet Savcısı nezaretinde inceleme ve keşif yapıldığı kaydedildi.
Olay yerinde gerekli örneklerin alınarak usulüne uygun olup olmadıklarının tespiti için ilgili kurumlara gönderildiği anlatılan yazıda, bilirkişi ön raporuna göre gerekli tedbirleri almayarak ihmal gösterdikleri ve kusurlu oldukları belirtilen şüpheliler sıralandı.
Şüpheli Mehmet Menduh C. ve Fatma D’nin gece kulübünün sahibi olan şirketin yüzde 50 ortağı oldukları, İsmet Ş’nin şirkette mesul müdür olduğu ve birçok anlaşma ve evrakta adı geçtiği, Şehzade Ş’nin 2018’de şirketin iflas etmesi sonucu yeni kurduğu ve gece kulübünün sahibi olan şirketin ortakları olarak Mehmet Menduh C. ile Fatma D’yi şirkete ortak olarak atadığı ve şirketin tüm mali işleriyle organizasyon, tamirat, tadilat işlerini yürüttüğü, Çağatay A’nın gece kulübünde yapılan tadilatta çalışan ve ölen mobilya işçilerinin patronu olduğu, Kahraman E’nin gece kulübünde yapılan tadilatta çalışan ve ölen demir işçilerinin patronu olduğu, Kahraman E’nin Çağatay A. ile ortak olarak bu tadilat işine girdikleri, İbrahim B’nin kulübün tadilat ve tamirat işlerinden sorumlu olduğu ve yapılan bu tadilata ilişkin anlaşmalarda isminin olduğu ve organize ettiği, Dursun Ç. ve Sibel Ç’nin yüzde 50 hisseli gece kulübünde bulunan asansörlü ve hidrolik destekli sahneyi kuran şirketin sahipleri olduğu, Sibel Ç’nin sahibi olduğu Çeliker Teknik Servis Hizmetleri Ltd Şirketi bünyesinde çalışan 3 kişinin öldüğünün anlaşıldığı vurgulandı.
ÖN BİLİRKİŞİ RAPORU
Yazıda, şüphelilerin kusurlu oldukları, iş yerinin fenni ve teknik açıdan çalışmaya elverişli şekilde tutulması amacıyla üzerlerine düşen yasanın yüklediği yükümlülükleri yerine getirmedikleri ve bu sebeple birden fazla kişinin ölümüne sebep oldukları belirtildi.
Ön bilirkişi raporuna, olay yeri inceleme ekiplerinin yapmış oldukları incelemelere göre kusurlu olduklarının tespit edildiği vurgulanarak kamera görüntülerinden yanıcı malzemelerin iş yerinde depo edildiği, açık kaynak yapıldığı ve kaynak çapaklarının etrafa sıçradığı, yangın çıkış kapılarının kapalı olduğu, yangın söndürme sisteminin çalışmadığı, ayrıca ifadelere göre yangın söndürme tüplerinin bir kısmının çalışmadığına dikkat çekildi.
KUSURLU OLMALARI VE TOPLUMDA İNFİAL YARATMASI NEDENİYLE TUTUKLANMALARINA
Savcılığın sevk yazısında, şüphelilerin kusurlarının bulunması, olayda 29 kişinin ölmüş olması, bu durumun toplumda infial yaratması ve şüphelilerin serbest kaldığı takdirde telafisi zor zararların meydana gelebileceği, delillerin tamamen toplanmamış olması, asıl bilirkişi raporunun daha sonra düzenlenecek olması ve şüpheliler Mehmet Memduh C. , Şehzade Ş., Çağatay A., Sibel Ç., Dursun Ç., İsmet Ş., Kahraman E., Fatma D. ve İbrahim B’nin delilleri karartma ihtimalleri dikkate alınarak tutuklanmaları talep edildi.
BELEDİYE GÖREVLİLERİNE DE SORUŞTURMA
Öte yandan işyerinin ruhsatlandırılması, çalışma izni ve esasları ile süreç içindeki denetimlerine dair tüm bilgi ve belgeler toplanmakta olup, ilgili kamu görevlileri, belediye görevlileri hakkında ise 4483 sayılı yasa hükümlerine göre soruşturma başlatılacağı öğrenildi.
]]>Son olarak Angelina Jolie’nin hukuk ekibi, Brad Pitt’in 2016’da uçakta Jolie dışında çocuklara da fiziksel tacizde bulunduğunu belirtiyor.

48 yaşındaki Jolie’nin avukatları, Los Angeles Bölge Yüksek Mahkemesi’ne bir dilekçe sunarak, 60 yaşındaki Pitt’in, Nice’ten bir uçuş sırasında 14 Eylül 2016’da tartışmalarından çok daha önce Jolie’ye karşı fiziksel olarak saldırganlık geçmişi olduğunu söyledi.

ÖNCE JOLIE’YE SONRA DA ÇOCUKLARA…
Jolie’nin hukuk ekibi mahkeme belgelerinde, “Pitt’in Jolie’ye yönelik fiziksel taciz geçmişi, ailenin Eylül 2016’da Fransa’dan Los Angeles’a yaptığı uçak yolculuğundan çok önce başlamış olsa da bu uçuş, onun fiziksel istismarını ilk kez çocuklara da yönelttiği zamandı” dedi.

Jolie’ye yakın bir kaynak, Pitt’in aile içi şiddet konusunda danışmanlık almayı reddettiğini ve altı çocuğunun kısmi velayetini isteyerek ciddi aile sorunlarını göz ardı ettiğini söyledi. Çiftin Maddox(22), Pax (20), Zahara (19), Shiloh (17) ve ikizler Vivienne ve Knox (15) olmak üzere altı çocuğu bulunuyor.
HER ŞEY BAĞ EVİ YÜZÜNDEN
Jolie’nin hukuk ekibi perşembe günü sundukları mahkeme dosyasında, Jolie’nin çocukların velayetini tek başına talep etmediğini, bunun yerine kısmen çocukların hissettiklerine dayanarak çocukların istek ve ihtiyaçlarına öncelik verilmesini savunduğunu söyledi: “Pitt hiçbir zaman bu anlayışa varamadı ve sadece 50-50 velayet talep etmekle kalmadı, aynı zamanda çocukların tek başına velayet talebinde bulundu.”

Tüm bu iddialar ise aslında Jolie ve Pitt’in ortak bir paydada buluşamadığı Fransa’daki görkemli bağ evi ile ortaya çıktı. İkili uzun bir süredir bağ evinin paylaşımı konusunda karşı karşıya. İddialara göre; Jolie, Pitt ile ortak işi Château Miraval şaraplarının çıkarına göre hareket etmedi. Pitt’in Miraval bağındaki 64 milyon dolarlık hisseyi onun onayı olmadan Rus oligarkına sattı.

GİZLİLİK SÖZLEŞMESİ TEKLİF ETMİŞ
Jolie’nin avukatı Paul Murphy yaptığı açıklamada Pitt’in Jolie’den ayrılık sırasında bir gizlilik anlaşması imzalamasını istediğini açıkladı. Ancak Jolie bu sözleşmeyi imzalamayı reddedince Pitt de onun hisselerini satın almayı reddetti. Pitt’in bu hamlesi üzerine Jolie de bağ evindeki hissesini satışa çıkardı.
Murphy, Pitt’in fiziksel tacizini örtbas etmek için bir gizlilik anlaşmasını şart koştuğunu ileri sürüyor.

Jolie’ye yakın bazı kaynaklar da ünlü oyuncunun lehine açıklamalar yaparak dikkat çekiyor. Bir kaynak, “Burada olmak istemiyor, bu gerçeklerin hiçbirini gündeme getirmek istemiyor ve bunu yalnızca Pitt’in ona karşı açtığı dava nedeniyle kendisini savunmak zorunda kaldığı için yapıyor” dedi.
Bir başkası da Jolie’nin sadece Pitt’in yoluna devam edip kendisini rahat bırakmasını dilediğini belirtti.

DAHA ÖNCE PITT HAKLI BULUNMUŞTU
Ancak Pitt’in arkadaşları da oyuncunun yanında yer aldı ve davanın Pitt’in lehine sonuçlanıyor olmasından sonra Jolie’nin iftiralar attığını ileri sürdü:
“Bu bir davranış şeklidir; ne zaman karşı taraf aleyhine bir karar alınsa, dikkatlerini dağıtmak için sürekli olarak yanıltıcı, yanlış ve ilgisiz bilgiler sunmayı tercih ederler. İlişkilerinin tüm geçmişini kapsayan uzun bir velayet davası vardı ve tüm delilleri dinleyen bir yargıç yine de ona velayet hakkının 50/50’sini verdi.”

Davada bahsedilen uçak olayı ise daha önce de basına yansımış ve Jolie, Pitt’in bu yolculuk sırasında çocuklara fiziksel tacizde bulunduğunu iddia etmişti.
PITT TÜM İDDİALARI REDDEDİYOR
Jolie’nin hukuk ekibi mahkemeye, Pitt ve ekibinin uçuşla ilgili ayrıntıları ve hukuki belgelerde dile getirilen diğer konuları gizlemeye çalıştığını söyledi. Çocukların isteseler bile ifade vermelerine izin verilmediğini ve kanunen buna izin verilmesi gerektiğini söyledi.

Jolie’nin hukuk ekibi mahkeme belgelerinde, “14 yaşın üzerindeki çocukların bir kısmı, Aile Yasası 3042 uyarınca velayeti konusundaki tercihleri konusunda ifade vermeye çalıştı, ancak Pitt onların görüşlerine izin verilmesine itiraz etti” dedi.
Pitt, tüm fiziksel taciz iddialarını reddetti ve olaya ilişkin FBI soruşturması sırasında da suçlanmadı.

Angelina Jolie ve Brad Pitt tanıştığında Pitt’in hayatında Friends yıldızı Jennifer Aniston vardı. Aniston ve Pitt, 2000 yılında evlenmişti. Ancak daha sonra Bay ve Bayan Smith (Mr. and Mrs. Smith) çekimlerinde Angelina Jolie ile başrolü paylaşan yakışıklı oyuncu, gönlünü Jolie’ye kaptırdı. İkili uzun süre beraber oldu ve 2014 yılında da çocuklarının eşlik ettiği bir törenle evlendi.

Ne var ki evlilikleri pek de uzun sürmedi ve Hollywood’un gözde çifti BrAngelina tarihin tozlu sayfalarına karıştı.
]]>YÖK Başkanlığı’nda düzenlenen imza törenine, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, YTB Başkanı Abdullah Eren, Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Birol Akgün ve YÖK üyeleri katıldı.
Prof. Dr. Özvar, son yıllarda geniş kapsamlı bir vizyonla Türk yükseköğretim sistemini küresel ölçekte daha saygın bir noktaya getirmek için yoğun bir gayret gösterdiklerini belirterek, “Bu anlayışla, yükseköğretim sistemimizin her şeyden önce kalite odaklı, rekabetçi, yenilikçi, istihdam ve katma değer üreten niteliklerini güçlendirmekteyiz. Üniversitelerimizi, dünyanın en başarılı üniversiteleri arasına girmeleri için destekliyoruz. Saygın derecelendirme kuruluşlarının sıralamalarında en üst seviyelerde yer almaları yönünde teşvik ediyoruz” dedi.
‘YENİ İŞ BİRLİKLERİ TESİS EDİYORUZ’
Uluslararası alanda eğitim anlamında da iş birliği vurgusu yapan Özvar, “Ülkemizin bölgesel ve küresel konularda önemli bir aktör konumuyla uyumlu olarak bilim diplomasisine önem veriyoruz. Uluslararası alanda ilişkilerimizi ve iş birliklerimizi geliştirmeye yönelik adımlar atıyoruz. Ülkemizin ortak stratejik hedefleri doğrultusunda küresel ölçekte faaliyet gösteren Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Maarif Vakfı’yla güçlerimizi birleştiriyoruz. Bu güç birliği, eğitim alanında yurt dışından ülkemize yönelik yeni bir dinamik kazandıracak ve kapasite artışına imkan tanıyacaktır. İş birliğimiz, eğitim ve öğretim alanında aynı stratejik hedefler doğrultusunda çalışan kurumlarımızın eşgüdüm ve uyum içinde olmaları bakımından da önemli bir örnek teşkil etmektedir. Türkiye, Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın bir üyesidir. Burada yapılan çalışmalara aktif olarak katılıyor ve katkıda bulunuyoruz. Avrupa devletleriyle yükseköğretim konusunda mevcut yakın temaslarımızı ileri bir aşamaya taşıyoruz. Diğer taraftan küresel vizyonumuzla uyumlu bir anlayışla, başta tarihi ve kültürel yakınlığımız olan coğrafyalar olmak üzere, yeni iş birlikleri tesis ediyoruz. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Maarif Vakfı’nın halihazırda küresel düzeyde kurmuş olduğu bağların ve yaptığı çalışmaların, bizim bu yöndeki çabalarımıza da önemli bir ivme kazandıracağını düşünüyoruz” diye konuştu.
‘TR-YÖS’ÜN UYGULANACAĞI ÜLKE SAYISI 52’YE ÇIKARILDI’
Özvar, geçen şubat ayında Türkiye-Azerbaycan Üniversitesi’nin Bakü’de kurulmasına ilişkin anlaşma metninin imzalandığını hatırlattı. Türkiye’nin Türk Devletleri Teşkilatı coğrafyası, İslam dünyası, Asya, Afrika ve Latin Amerika kıtalarıyla her alanda süratle gelişmekte olan ilişkilerinin yükseköğretim boyutuna büyük önem verdiklerini söyleyen Özvar, “Birçok yabancı heyeti, Yükseköğretim Kurulu’nda ağırladık. Yükseköğretim alanındaki iş birliğimizi somut projeler temelinde geliştirme amacıyla çalışmalar yapıyoruz. Türkiye, dünyada en fazla uluslararası öğrenciye sahip ilk 10 ülke arasında yer almaktadır. Nitelikli yeni öğrencilerle bu sayının daha da artmasını arzu ediyoruz. Türkiye’deki üniversitelere daha nitelikli ve daha fazla sayıda uluslararası öğrencinin ilgisini çekmek ve kabulünü gerçekleştirmek amacıyla Türkçe, Almanca, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Rusça olmak üzere 6 dilde gerçekleştirilecek olan Türkiye Yurt Dışından Öğrenci Kabul Sınavı’nın (TR-YÖS) uygulanacağı ülke sayısını 52’ye, sınav merkezi sayısını da 78’e yükseltmiş bulunuyoruz” dedi.
Konuşma sonrası YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, YTB Başkanı Abdullah Eren ve Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Birol Akgün, iş birliği protokolünü imzaladı.
]]>Yapılan açıklamanın tamamı şöyle: “TFF’nin, UEFA Konfederasyon Kupası maçımıza rağmen; Süper Kupa Final tarihini değiştirmemesi futbol federasyonlarının son yirmi yılda görmeye alıştığımız kulübümüze karşı olan kasıtlı tasarruflarının bir tezahürüdür. Futbol iklimi, büyük bir bataklık olup, bu bataklığın ortasında da bugüne kadar FETÖ temizliğinin yapılmadığı TFF bulunmaktadır. Türk Futbolunu içten içe sarmış olan FETÖ, Kulübümüzle yıllardır savaş halindedir. 3Temmuzda kaybettikleri savaşın intikamı peşinde koşmaktadır. Bunlarla mücadelede camiamız sarı-lacivert bir duvar örmüştür. 2 Nisan Olağanüstü Genel Kurulu da 3 Temmuz ruhunun sarsılmaz bir şekilde devam ettiğini dosta düşmana göstermiştir. Ancak yönetimimiz, büyük bir heyecanla dünyanın ve yurdun dört bir yanından Fenerbahçe’ye sahip çıkmak için gelen genel kurul üyelerimize ve onların düşüncelerine saygı göstermemiş, onları dinlememiş ve kendilerinin aldıkları kararları alkışlatma fonksiyonu dışında genel kurul üyelerimiz yok sayılmıştır. Tüm Fenerbahçe derneklerinden ve oluşumlarından beklentim, ayağa kalkıp, Erol Bilecik’in ekranlarda gülerek açıkladığı mücadelemizin ciddiyeti ile bağdaşmayan karara karşı tepki koymaları, ses çıkarmalarıdır.
‘TARİHİMİZE KARA BİR LEKE OLARAK GEÇECEKTİR’
Günlük kararlarla, gelecek nesillere, ancak pişmanlık ve hayal kırıklığı dolu anılar bırakabilirsiniz. U19’daki çocuklarımızın dahil edildiği, bu günlük kararlardan dolayı buna sebep verenlerden gelecek nesiller hesap soracak, anlamsız ve çağın gerisinde kalmış bu eyleme son derece eleştirel yaklaşarak sebep olanlara hayal kırıklıklarını tüm hayatları boyunca ifade edeceklerdir. Hiç kimsenin U19 takımımızın mensuplarını ileride pişmanlık ve hayal kırıklığı duyulacak bu karara paydaş yapma, onlara da bunu yaşatmaya hakkı yoktur. U-19’daki çocuklarımızı kendinize kalkan yapmak yerine, bu sezon her kulvarda göğsümüzü kabartan A Takım kadrosu ile Şanlıurfa’da Galatasaray karşısına çıkıp galip gelmeniz ve ardından tüm kupaları kazanmanız sizin bu sezona kadar olan başarısızlıklarınızdan tek çıkış yolu olacaktır. Fenerbahçe’ye yapılan haksızlıklarla mücadeleye, olağan üstü genel kurul çağrısı yaparak TFF’yi istifaya davet edebilme cesaretini göstererek başlayın. Ardından futbolun yönetiminde etkin olun, tüm futbol yönetimini baştan aşağı değiştirin. Öncelikle saha dışı bu konularla uğraşmak yerine saha içine girerek , sahada terlerini döken genç – olgun fark etmeksizin tüm oyuncularımızın emeklerine gölge düşürmeyin. Yapmayı düşündüğünüz mücadelemizin ciddiyetinden uzak bu eylemin büyük resimde FETÖ ve Galatasaray’dan başka hiç kimseye faydası olmayacak, ileride tarihimize kara bir leke olarak geçecektir.
U19 takımımız da Fenerbahçe Spor Kulübü’nün değerli bir parçasıdır. Üzerlerindeki forma ve göğüslerindeki arma ile Fenerbahçe Spor Kulübü’nü ve onun yüksek değerlerini ifade etmektedir. Kulübümüzün armasındaki meşe dalı Fenerbahçelilerin gücünün, yeşil renk ise başarı isteğinin sembolüdür. Bu armayı göğüslerinin üzerinde taşıyan sporcularımız, Fenerbahçe’nin gücünü göstermek, başarılı olabilmek için mücadele etmek ve neticede rakiplerini gıpta ettirmek mecburiyetindedirler. Formamızı ve armamızı taşıyan U19 takımımızı Süper Kupa Finali’nde sahaya sürmek suretiyle maçın yarıda kalmasına sebep olmak, formamıza ve armamıza yapılmış bir hakaret, bu formayı giyen gençlerimize yapılmış bir haksızlık olacaktır.
‘KORKAKÇA BİR ÇÖZÜMDÜR’
Süper Kupa finaline A Takım ile iştirak etmek ya da hiç iştirak etmemek bir ihtimal olsa bile Süper Kupa Finaline U19 takımı ile çıkmak Kulübümüz için bir ihtimal olmamalıdır. Bu ihtimal sadece yöneticilerin ve kulübün gelecekte alacağı sportif ve hukuki cezaların önüne geçmek için alınmış korkakça bir çözümdür. Fenerbahçe Spor Kulübü mensupları korkmaz. Fenerbahçe mensubu hiç kimse şahsi korkularını bertaraf etmek için 117 yıllık tarihi olan Kulübümüzü böylesine komik ve ciddiyetsiz çözüm yollarına yöneltmez. Unutmayın ki cesur olanlar bir gün, korkaklar ise her gün ölür. Bizim düşüncemiz, 7 Nisan da oynayacak olan Süper Kupa Finaline A Takım kadrosu ile çıkmaktır. U19 takımı ile Süper Kupa Finaline çıkmak düşüncesinden vazgeçmek eleştirilebilecek bir durum da değildir. Bu finali oynamak kulübümüzün sportif başarısı neticesinde kazanılmış bir haktır. Bu hak futbolcularımızın, teknik ekibimizin döktükleri terleri ve taraftarlarımızın destekleri ile kazanılmıştır. Bu final maçına çıkmamak, himmetlerle dualarla kazanılmış kupaları müzesine götürmeye alışmış rakibimize bir kupanın benzer şekilde hak edilmediği halde hediye edilmesi olacaktır.
Şartlar ne olursa olsun Süper Kupa Finalinde, takımımızın Galatasaray’ı yenerek, kupayı alacağına olan inancımız tamdır. Tarihimiz, şartların aleyhimize olduğu pek çok maçta Galatasaray’ı hüsrana uğrattığımız maçlarla doludur. Galatasaray maçları Fenerbahçelilerin bayramıdır. 7 Nisan tarihi de yeni bayramımız olacaktır. Mevcut A takım futbolcularımızın armamızı gururlandıracak bir şekilde mücadele edeceklerine, terlerinin son damlasına kadar emeklerini sahaya yansıtacaklarına, kısaca 117 yıllık tarihimize yakışır bir şekilde sahada Galatasaray’a ve karşımıza türlü engeller çıkaran karanlık yapıya gereken cevabı vereceklerine bizler eminiz ve onlara bu maçta ve kalan tüm maçlarında inanıyor, güveniyoruz.
Fenerbahçe tarihi, bağımsızlık mücadelesinde, cepheye silah taşıyan, canlarını istiklalimiz ve istikbalimiz uğrunda feda eden mensuplarımızı yazmaktadır. FETÖ’nün en güçlü olduğu dönemde, camiamız, tek başına, kimsenin desteği olmaksızın bu karanlık yapıyla savaşmış, yenilmez denen FETÖ’yü paramparça etmiştir. Büyük savaşlar, düşünmeden ödenen bedeller ile kazanılır. Bugün size kaybetti gözüyle bakanlar, kazanılan zaferin ardından size ancak gıpta edebilirler. Bu gerçek en son 3 Temmuz da başlayan mücadelemiz ile tarihe kazınmıştır. Gün aynı gündür. Mücadele edelim. Asla vazgeçmeyelim.”
]]>Tartışma büyüyünce taraflar, mekanın önüne çıktı. Bu sırada 2 kişinin kendisine silah çektiğini söyleyen Doğan, otomobilinden tabancasını aldı. İddiaya göre; çevredekiler, Doğan’ın elinden silahını almak istedi, arbede çıktı.
Arbedede Doğan’ın tabancası ateş aldı. Bu sırada açılan ateşte Diyarbakır Barosu’na kayıtlı Avukat Armanç Arkaş, ağır yaralandı. Arkaş, hastanede hayatını kaybetti, Abdurrahman Doğan tutuklandı.

TANIKTAN MAHKEMEYE DİLEKÇE
Abdurrahman Doğan hakkında ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezası istemi ile iddianame hazırlandı. İddianame, 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edildi. Yargılama sonunda Doğan ‘olası kastla adam öldürme’ suçundan 16 yıl 8 ay hapis cezası aldı. Karar, istinaf mahkemesine taşındı. İstinaf da kararı bozup, dosyayı yeniden yerel mahkemeye gönderdi. İkinci yargılamanın sonunda, 16 Şubat 2022’de Doğan, tanık beyanı ile bu kez ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldı. İstinaf ve Yargıtay’ın onaması ile Doğan’ın müebbet hapis cezası kesinleşirken, tanık Tuğba K. 10 Ocak 2024’te yargılamanın yapıldığı 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe yazıp, Arkaş’ın bir dönem stajyeri olduğu sonra da beraber çalıştığı avukat Ö.Ş.’nin tehditleriyle yalan beyanda bulunduğunu ve pişman olduğunu söyledi. Tuğba K., 11 Ocak’ta da savcılığa ifade vererek, avukat Ö.Ş.’den şikayetçi olduğunu söyledi.

‘BASKI VE TEHDİTTEN DOLAYI GERÇEK İFADEMİ VEREMEDİM’
Tuğba K. dilekçesinde, şu ifadeleri kullandı:
“Daha önce verdiğim ifademle ilgili vicdanen rahatsız olduğum için bu dilekçeyi yazma gereğini duyuyorum. Hakkında ifade ve şahitlik ettiğim Abdurrahman Doğan ile ilgili psikolojik olarak kendimi rahatsız hissettiğim için mahkemenin olduğu tarihte bazı baskı ve tehditten dolayı gerçek ifademi veremedim.
Olaydan önceki dönemde Ö.Ş. ile yakinen ilişkimiz vardı. Şahitlik yapmam hususunda kendisiyle ilişkim olduğunu, beraber çekilmiş özel görüntülerimizi imam nikahlı eşim V.S.’ye ve sosyal medyaya atacağını söyleyerek, beni tehdit ederek zorladı. Ben görüntülerimi paylaşmasın diye korkudan onun istediği şekilde ifade verdim. Adamın müebbet hapis cezası aldığını Ö.Ş., bana söylediğinden beri günlerdir uyuyamıyorum, vicdan azabı çekiyorum.
Daha önce vermiş olduğum ve daha önce şahitlik etmiş olduğum bu davanın doğru olmadığını beyan ederek tekrar asıl gerçek ifademin alınmasını istiyorum. Ö.Ş., bana ilk mahkemenin verdiği cezanın az olduğunu söyleyip daha fazla cezayı alması için elinden geleni yapacağını, tanıdıklarının olduğunu söyleyip ‘en ağır cezayı aldıracağım’ dedi.
Ö.Ş., evimin olay yerine yakın olduğunu söyleyip, olayla ilgili şahitlik etmem için zorladı. Ben olayın olduğu gece evde olup ama net görmediğimi söylediğim halde, ‘sen bu olaya şahitlik edeceksin ve benden haber bekleyeceksin’ dedi. Nasıl ifade vermem gerektiği konusunda 2 gün boyunca kendi evinde şantajla tutup, beni bu ifadeyi vermeye zorladı. Ben de özel görüntülerimi yayınlamasın, paylaşmasın, diye bu ifadeyi verdim. Çünkü çok korkmuştum.”
49 KEZ GÖRÜŞME YAPMIŞLAR
Dilekçenin haberleştirilmesinin ardından Ö.Ş.’nin de aralarında bulunduğu Armanç ailesinin avukatlarının yaptığı yazılı açıklamada, tehdit ve şantaj iddialarının yalan ve asılsız olduğu belirtilerek, Tuğba K.’yi tanımadıkları ve o dönem Tuğba K.’nin kendilerine gelip, tanıklık yapmak istediği kaydedildi.
Bunun üzerine Tuğba K., avukatı aracılığıyla Ö.Ş. ile yaptığı görüşmelerin HTS kayıtlarının çıkarılması talebiyle Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuru yaptı. HTS kayıtlarına göre avukat Ö.Ş. ile Tuğba K.’nin 2023’te 49 kez görüşme yaptıkları tespit edildi.
‘VİCDANIM RAHAT DEĞİL’
Dilekçenin ve avukatların açıklaması sonrası Tuğba K., Ö.Ş. tarafından tehdit edildiğini iddia edip, “Beni tanımadığını söylüyor. Dekontlar, bana attığı paralar, videolarımız, cinayet olmadan önce arkadaşlık yaptığımız dönemlerde oturduğumuz yerler ve mekanlar var. Bunları da savcılığa sundum. Tek bir şey istiyorum; o da koruma kararı. Bir kadınım ve çaresizim, can güvenliğim yok. Ö.Ş. ile ilişkim olduğu için, çıplak görüntülerimi bana karşı kullanacağı için bu cinayeti gördüğümü söyledim. Bana, ‘Tuğba, sen bu cinayeti gördün, evinin altında oldu. Bu da benim stajyer avukatım. Sen buna karşı ifade ver yoksa eski kocana karşı fotoğraflarını gönderirim’ dedi. Ben de o zaman çok korktum. Görüntülerimi kullanarak, sırf kendisiyle görüştüm diye hayatımla oynuyor. Benim yüzümden bir insanın müebbet ceza yemesini istemiyorum. Mesajlar, görüntüler ve somut deliller elimde. Çok pişmanım, benim yüzümden bir insanın müebbet ceza almasını asla istemiyorum. Ö.Ş.’nin nasıl bir yalancı olduğunu da tüm Türkiye bilmeli. Vicdanım rahat değil” dedi.
Tuğba K.’nin açıklamaları sonrası avukat Ö.Ş., iddialara cevap vermedi.
]]>Ailesinin Elazığ’dan Diyarbakır’a göç ettiğini dile getiren Sabah, 16 Ekim 1952’de dünyaya geldiği Diyarbakır’da 13 yaşına kadar yaşadığını söyledi.
Coşkun Sabah, çocukluğunun Sur ilçesinde geçtiğini kaydederek, “7 yaşına kadar Sur içerisinde geçti. Evin avlusunda oynadığımı hatırlarım. İki katlı, merdivenli taş evler… Evde darbuka, cümbüş gibi müzik aletleri vardı. Rahmetli babam amatör olarak müzikle ilgilenirdi. Bu işten hiç para kazanmadı. Doğuda çok enstrüman çalan var. O yıllarda kendi zevki için enstrüman çalan yüz binlerce insan vardı. Bağlama pek yoktu. Cümbüş, keman, çok az da olsa kanun…” dedi.
“ENSTRÜMAN ÇALMAK GENETİK YATKINLIKLA İLGİLİ”
İlk gençlik yıllarında ağabeyiyle komşularının düğünlerinde çaldıklarını aktaran sanatçı, şöyle konuştu:
“Ağabeyim 13 yaşında ben 10. Enstrüman da kucağımıza sığmazdı. Ben 3-5 düğünü böyle hayal meyal hatırlarım. O düğünlere para kazanalım diye değil komşuluk görevini yapalım diye gittik. 10 yaşında ut çalmaya başladım. Genetik yatkınlığımız var. Zaten enstrüman çalmak genetik yatkınlıkla ilgilidir. Genetik kabiliyeti olmayana ne kadar ders, kurs verirsen ver, hiçbir şey olmaz.”
Coşkun Sabah, 1966’da ailesiyle İstanbul’a göç ettiklerini ve babalarının 1969’da ağabeyini ve kendisini konservatuvara yazdırdığını dile getirdi.
“İLK BESTEMİ EMEL SAYIN’A YAPTIM”
Babası Tekin Sabah’ın ticari girişimleri dönemin ekonomik koşulları sebebiyle sekteye uğrayınca ağabeyiyle beraber Beyoğlu’ndaki çeşitli mekanlarda müzisyenlikten para kazanmaya başladıklarını vurgulayan Sabah, şunları kaydetti:
“O zaman İstanbul’da onlarca gazino vardı. Bebek Belediye, Bebek Aşiyan, Bebek Kaskonyalı, Taksim Maksim, Lunapark, Çakıl, Gar, Şişli Semiramis… Gazinolarda saz grupları çalardı. Bunları da Müzisyenler Kıraathanesi’nden seçerlerdi. O dönem yerli filmlerde de şarkı okunurdu. Filmlerde görüntü vermek için çok gittim. Ben konservatuvarda Ahmet Özhan ve Bülent Ersoy’la beraber okudum. Hatta Ahmet Özhan’la çok hatıram var. Ahmet, Harbiye Orduevi’nde askerdi. Ben de o zamanlar Taksim Maksim’de ut çalıyorum. Ahmet geldi, ‘Coşkun ocağına düştük, yıl başında bana çalar mısın?’ diye sordu. ‘Arada 1-2 saat boşluğum var o saatler arasında sahne yaparsan gelebilirim’ dedim. O saatlerde Maksim’den çıkıp Harbiye’de Ahmet’e çaldım. Tekrar apar topar Maksim’e yetiştik. Onu hiç unutamam.”
“İlk bestemi Emel Sayın’a yaptım. O zamanlar Caddebostan Maksim’de Emel Sayın’a çalıyordum. Bestemi okudum, çok hoşuna gitti. Evine gittim, şarkıyı tekrar okudu, 45’lik plak doldurdu. Ama esas benim tanınmam ‘Baharı Bekleyen Kumrular Gibi’ şarkısıydı. Sonra Bülent Ersoy ‘İşte Bu Bizim Hikayemiz’i okudu. Filmde kullanıldı o da patladı. Bir sene sonra ‘Beddua’ geldi. Bu üç şarkı patlayınca patronların bir ilgisi oldu. Çamlıca’da Güzel İzmir Çay Bahçesi vardı. Hayri Engin vardı, ağabeyimle beni buldu o zaman. Orada ilk kez sahne almıştım. Ondan sonra Üsküdar’da Mutlu Düğün Salonu’nda çaldık.”
“BEŞİKTAŞ TRİBÜNLERİNİN BESTEMİ OKUMADIĞI MAÇ YOK”
Galatasaray taraftarı olan ve gönül verdiği takıma besteler yapan Sabah, Beşiktaşlı futbolseverlerin de kendi bestelerini stadyumlarda söylediğini belirterek, “1985 yılında Galatasaray için bir marş besteledim. O yıllarda kullanıldı ama aradan 40 sene geçmiş. 1990 yılında çıkardığım ‘Aşığım Sana Doyamıyorum’ bütün zamanların kaset satış rekorunu kırdı. Beşiktaşlılar o yıl başladı hala 15 gün önceki maça kadar her maçta okuyorlar. Beşiktaş tribünlerinin ‘Aşığım Sana Doyamıyorum’ bestemi 1990 yılının mayıs ayından 2024’ün mart ayına kadar okumadığı tek maç yoktur. Genelde ikinci devre 60-70. dakikadan sonra okuyorlar” dedi.
Müzisyenliğin yanında yıllar içinde birtakım ticari girişimlerde de bulunduğunu söyleyen Sabah, “Rutin konserlerimiz devam ediyor. Senede bir single dediğimiz tekli çıkarıyoruz. Şimdi müzik piyasası çok değişti. Ben ‘Anılar’ şarkısını yaptım, 1 ay sonra bütün Türkiye şarkıyı biliyordu. İlk tekliyi 4 sene önce ‘Yalan Yıllar’ olarak çıkardım. Kendi kitlemize bir armağan oluyor bu. Ben buna adapte olamadım. Albümün tadı bir başkadır” ifadelerini kullandı.
“BENİM ÇOCUKLUĞUMDA HER EVDE BİR ENSTRÜMAN VARDI”
Sabah, 1980’li yıllarda Türk halkının müziğe olan ilgisinin şimdikinden çok daha fazla olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“1980’li yıllardaki yaşantıda öncelikler farklıydı. İnsanlar hayatını idame ettirmek için yemek yer, su içerdi. Temel ihtiyaçlarını gördükten sonra ilk akla gelen müzikti. Şimdi müziğe sıra gelmiyor. Gündemi meşgul eden, dikkati dağıtan o kadar çok şey var ki… Benim çocukluğumda Diyarbakır’da herkes bir enstrüman çalıyordu. Her evde enstrüman vardı. Tabii televizyon yok, radyo yok, sosyal hayat yok, insanlar kendini müziğe veriyordu. 1980 yılında ut ve klavyeyle bir müzikholü götürme fikrinin mucidiyim ben. Benden 10 sene sonra ilk Sinan Özen çıktı. Arkasından Metin Şentürk geldi. Utla bir geceyi götüren bendim. Başladığım gibi devam ediyorum. Ben udu çok değişik formlarda çalabiliyorum. Bir müzik adamı olarak Türkiye’nin şu andaki müzik ortamından çok memnun değilim. Çünkü ben sadece şarkıcı değilim. Ben müzik adamıyım. Dinleyici kitlesi değişti. Müziğin geride olan tarafı daha çok tiraj alıyor.”
]]>Olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. İşçiyi, mesai arkadaşları yüzeye çıkarıp sağlıkçılara teslim etti. Atatürk Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Korkut, hayatını kaybetti, cenazesi otopsi için morga götürüldü.
Olayla ilgili soruşturmada cumhuriyet savcısı, Türkiye Taşkömürü Kurumu Sözleşmeli Sahalar Başmühendisliği ekibi ile savcılığın oluşturduğu elektrik ve maden mühendisleri ile iş güvenliği uzmanından oluşan bilirkişi ekibi olayın yaşandığı maden ocağında incelemelerde bulundu.

CESEDİ SU İÇİNDE BULUNMUŞ
Maden ocağı içinde, çok miktarda su çukuru olduğu ve çukurlarda dalgıç pompayla su tahliyesi yapıldığı belirtildi. Korkut’un da ocak girişinden yaklaşık 500 metre uzakta, çalışmayan bir dalgıç pompa yanında, 30 santim derinliğindeki su çukuru içinde bulunduğu ifade edildi.
Ocak içinde inceleme yapan bilirkişi heyeti, elektrik panolarının maden ocaklarında kullanılan ‘alev sızdırmaz’ özellikte olmadığını tespit etti. Korkut’un öldüğü pompanın elektrik tesisatının topraklama kablosu kesilerek bağlandığı belirtilirken, elektrik panosunda kaçak akım rölesi olmadığı ve doğrudan sigortadan bağlantı yapıldığı ortaya çıktı. Röle bulunsa ölümün önlenebileceği bildirildi.
Elektrik mühendisi bilirkişinin, elektrikçinin tek başına tamirat yapmaması gerektiğini belirttiği raporda, su havuzlarına giden elektrik kablolarının galeri içinde gelişigüzel duvara takılı olduğu, seyyar kablo çekildiği, bazı yerlerde kabloların ezildiği ancak iletken kısmının açılmadığı ifade edildi.

İSG UZMANI UYARMIŞ
Öte yandan, iş sağlığı ve güvenliği uzmanının maden ocağıyla ilgili, 17 Aralık 2023’te verdiği öneride, ocaktaki tüm elektrik panoları, kabloları ve elektrikli ekipmanın ‘ateş geçirmez’ ve ‘atex belgeli’ (kaçak akım röle standartlarını düzenleyen belge) olmasını işverene öneri defterinde yazdığı ortaya çıktı. İşverenin de defteri imzaladığı belirtildi.

Soner Korkut
“RÖLE OLMADAN ELEKTRİK BAĞLANMASI YASAK”
Elektrikle ilgili işlemlerde 3 unsurun önemli olduğunu söyleyen iş sağlığı güvenliği uzmanı ve maden mühendisi Çağlar Öztürk, şöyle konuştu:
“Biri kaçak akım rölesi, biri topraklamadır, diğeri de panoların önüne yalıtkan paspaslar koyarız. Bu 3 önlemi aynı anda alırız. Bu kazanın oluş nedenlerinden bir tanesi, elektrikçinin tamirat ve bakım yaparken elektriği kesmemiş olmasıdır. Bu bir hatadır.
İkincisi, panolarda mutlaka topraklama olmak zorundadır, pano toprağa bağlanır herhangi bir kaçak akıma izin vermemek için. Bu ikisi yetmez, panolarda kanuni zorunluluk olarak kaçak akım rölesi takılı olmak zorundadır.
Röle dediğimiz bir sigortadır, biz ona ‘yaşam sigortası’ deriz. Eğer devrede kaçak varsa, devre kendini tamamlayamadığı için anında atar. Herhangi bir yerde insanla elektrik teması söz konusuysa elektrik çarpmasını engeller.
Çok pahalı bir aygıt değildir, bildiğiniz sigorta şeklindedir. 700 lira ile 1500 lira arasında fiyatları değişir. Bunun 380W ve 220W olanı vardır.
Ocaktaki muhtemelen 380W’dir. Bu kazanın oluş nedeni, tamamen kaçak akım rölesinin olmaması, topraklamanın olmaması ve elektriğin tamirat öncesinde kesilmemiş olmasıdır”
Ocaktaki İSG uzmanı, mühendislerin veya daimi nezaretçilerin röle olmadığını tespit ettiklerini tahmin ettiğini belirten Öztürk, “Yetkililerin orada kaçak akım rölesi ya da topraklamanın olmadığını bilmesi gerekiyor. Elektrikçinin de bunu bilmesi gerekiyor. Topraklamanın, kaçak akım rölesinin olmadığı bir panodan elektrik bağlanması yasak zaten. ‘Kaçak akım rölesi her panoda olacak’ diye yönetmelik de konmuş. Bu kazanın temel nedeni saydığım 3 maddedir” dedi.
MUHABİRİN ÜZERİNE YÜRÜDÜ
Olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında maden ocağının sahibi H.D., işletme müdürü Yusuf Çavdar ve 2 İSG uzmanı ifadeye çağrıldı. H.D. savcılık ifadesinin ardından İSG uzmanları adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, Çavdar ise tutuklandı.
Polis eşliğinde kelepçesiz halde adliye binasından çıkan Yusuf Çavdar, kendisini görüntüleyen muhabirin üzerine yürüdü. Polisin araya girmesiyle ekip otosuna bindirilen Çavdar, cezaevine götürüldü.
]]>O gün yaşadıklarını anlatan Karlı “Ölmek istemiyordum. Çünkü ben iki çocuk annesiyim ve ayakta durmak zorundayım, güçlü olmak zorundayım” dedi.

Ferhat Karlı
Olay, 23 Mart Cumartesi günü saat 14.00 sıralarında Şahintepe Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, daha önceki evliliğinden 2 çocuk sahibi olan 24 yaşındaki Dilem Gül Karlı, 5 ay önce akraba evliliği yaptığı Ferhat Karlı tarafından anlaşamadıkları ve kıskançlık nedeniyle evinden kovuldu. Bir süre sonra pişman olan Ferhat Karlı, 3 ay evli kaldığı eşinin geri evine dönmesini istedi.
OTELE GİTMEYİ TEKLİF ETTİ
Eşinin evden kovmasıyla birlikte babasına taşınan ve boşanmak isteyen Dilem Karlı ise bu teklifi reddetti. 23 Mart’ta eşini arayan Ferhat Karlı, davadan önce son kez Dilem Karlı’ya konuşmak istediğini söyledi ve çift Küçükçekmece’de bir parkta buluştu. Çift bir süre konuştuktan sonra Ferhat Karlı eşine bir otele gitme teklifinde bulundu.
Dilem Karlı ise bu teklifi reddederek Başakşehir’de bir arkadaşının doğum günü olduğunu söyledi. Bunun üzerine Ferhat Karlı eşine Başakşehir Şahintepe Mahallesi’ne kadar eşlik etti. Şahintepe Mahallesi’ne geldiklerinde Ferhat Karlı birden eşi Dilem Karlı’yı sokak ortasında karnından bıçakladı.

ALTI SAATLİK AMELİYAT
Eşi Dilem Gül Karlı’yı 22 yerinden bıçaklayan Ferhat Karlı, başında ölmesini bekledi. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Polis ekipleri yaralı eşinin başında bekleyen Karlı’yı gözaltına alarak zırhlı araçla emniyete götürdü.
Sağlık ekipleri ise ilk müdahalenin ardından ağır yaralanan kadını ambulansla hastaneye sevk etti. 6 saat süren ameliyatın ardından bir hafta yoğun bakımda tedavi gören Dilem Karlı, hayati tehlikeyi atlattı. Gözaltına alınan Ferhat Karlı ise cezaevine gönderildi.
Pendik’te 35 yaşındaki Sevilay Karlı, 5 ay önce boşandığı eski eşi Ümit Karlı tarafından 13 yerinden bıçaklanarak öldürülmüştü. Sevilay Karlı’yı öldüren Ümit Karlı’nın, Ferhat Karlı ile amca çocukları olduğu ortaya çıkmıştı.
“BAŞTA AGRESİF DEĞİLDİ”
O gün buluştuklarında yaşadıklarını anlatan Dilem Gül Karlı, yaşadıklarını şöyle anlattı:
– Biz akrabayız. Köye gittiğimde başladı, o zaman tanışık. Her şey güzel gidiyordu, bir ay içinde evlendik. Sonra ufak çaplı tartışmalarımız başladı. Benim onu arkadaşlarımdan üstün tutmam oldu, kız kardeşimi falan kıskanmaya başladı. 3 ay evli kaldık, 3 ay sonra evden kovulmamla gitmem bir oldu. Çok anlaşamıyorduk. O gün işten çıkmıştım, son kez görüşecektik.

Dilem Gül Karlı
– Bana pazartesi günü mahkememiz olduğunu söyledi. Yanına gittim çok doğaldı. Agresif değildi, sevecen yaklaştı. Önce otele gitmek istediğini söyledi, ben de reddettim. Daha sonra Küçükçekmece’de bir parkta oturduk, sohbet ettik. ‘Kararlı mısın? Ayrılmak İstiyor musun?’ diye sordu. Ardından, ‘Başkalarıyla görüşüyor musun?’ dedi, ‘Hayır’ dedim. ‘Başkalarıyla buluştun mu?’ dedi, ‘Hayır’ dedim. Buluşmuşsam da görüşmüşsem de hepsi arkadaşımdır. Çevrem çok çünkü benim. Ondan sonra beraber metroya binerek Başakşehir Şahintepe’ye geldik. Yanında bıçak taşıyormuş ama haberim olmadı.
BIÇAKLAYIP, KULAĞINA FISILDADI…
Olay anını anlatan Karlı, şöyle devam etti:
– Pastaneye gidip pastamızı aldık. Arkadaşıma gidiyordum o gün, doğum günüydü. Arkadaşımı aradım, ‘Abla geliyorum’ dedim. Telefonu kapatıp çantama koydum ve ilk bıçak darbesini o zaman karnımdan aldım. Ölmek istemiyordum. Ölmek istemediğimi bile bile defalarca her yerimden sırtımdan, karnımdan, boğazımın altından kolumdan bıçaklayarak başımda ölmemi bekledi. Herkes 7 dedi ama 22 tane bıçak darbem var. Yaşamam bir mucize. Sadece en ağır cezayı almasını istiyorum.
– Bana en son kulağıma fısıldayarak, ‘Ben içeriye gireceğim ve görüş günüme geleceksin. Eğer gelmezsen küçük kızını da elinden alır ve onu da öldürürüm.’ Ölüm döşeğinde olan beni bile o anda tehdit etti. Bıçakladıktan sonra başımda, ‘Sen bana bunu yapmayacaktın’ dedi ve çok değişikti” diye konuştu.

DALAĞI YOK, BAĞIRSAĞI VE PARMAĞI KESİLDİ
Sözlerini iki çocuk annesi olduğunu hatırlatarak sürdüren Karlı,şöyle konuştu:
– O gün çok korktum ve ölmek istemiyordum. Çünkü ben iki çocuk annesiyim ve ayakta durmak zorundayım, güçlü olmak zorundayım. Hakkımı istiyorum, hak ne ise onu istiyorum. Lütfen kadınlar ölmesin. Hiçbir suçumuz yokken, suçumuz olsun ya da olmasın. Bizim hakkımız bu değil. Şu an dalağım yok, yine risk altındayım. Kalbime stent takıldı, karaciğerim kesilmiş, karaciğerim onarıldı. Bağırsağım kesilmiş. Parmağım kesilmiş, parmağımdan ameliyat olmam lazım.

– Boğazımdan yutkunabiliyorum ama zor nefes alıyorum. Yürümeye çalışıyorum ama zorluk yaşıyorum. Burada benim adıma, ‘Mucize kadın’ diyorlar artık. ‘Çok iyi toparladın, sen çok güçlüsün’ diyorlar. Evet güçlüyüm, güçlü olmak zorundayım. 22 bıçak darbesine rağmen ayaktayım ve ayakta olmaya devam edeceğim. Hakkımı en sonuna kadar savunacağım.
]]>
Sahadeo’nun kafa derisinde, ağzında, yüzünün her yerinde, kollarında, bacaklarında, kalçasında, göğüslerinde ve genital bölgesinde büyüyen tümörlere sahip. Tümörler burnunu neredeyse tamamen kapatıyor ve nefes almayı imkansız hale getiriyor.
‘Frank’ adını verdiği ağzındaki büyüyen tümör, iki çocuk annesinin yemek yemesini ve konuşmasını da zorlaştırıyor.

Sahadeo’nun en büyük korkusu da nefes alamayacak hale gelip yardım bile çağıramadan yalnız başına ölmek.
TLC’nin Take My Tumor’un yeni bölümünde şunları söylüyor: “Bütün tümörler çok büyüyor. Eğer doğru nefes alamazsam öleceğimden korkuyorum. Bunu söylemek için zamanında birine ulaşamayabilirim bile.”
ANNESİNDE DE VARMIŞ…
Dünya çapında yaklaşık 3 bin kişiden biri, von Recklinghausen hastalığı olarak da bilinen NF-1 nörofibromatozisinden muzdarip. Sahadeo’nun durumu ise son derece ağır ve tedavisi yok.
Bu durum, hücre büyümesinde rol oynayan ve tümör baskılayıcı olduğu düşünülen bir proteini düzenleyen NF-1 genindeki bir mutasyon nedeniyle ortaya çıkıyor. Büyüyen tümörler hem kanserli hem de kanserli olmayabilir.
Büyümelere ek olarak nörofibromatozis, anormal derecede büyük kafa, kısa boy, kalp sorunları, nöbetler ve öğrenme güçlüğüne neden olabilir. Aileden gelebildiği gibi hastalığa sahip kişilerin yaklaşık yüzde 30 ila 50’sinin aile geçmişinde böyle bir hastalık bulunmuyor.
Sahadeo, annesinde NF-1 nörofibromatozis hastası olmasına rağmen kendisininki kadar şiddetli olmadığını söyledi.
“İNSANLAR DİK DİK BAKMAYI SEVİYOR”
Kendisinde ise hastalık hayatını tamamen etkiledi. Araba kullanmayı öğrenemedi, üzerine tam oturan kıyafetler giyemiyor ve toplum içine çıkmakta zorlanıyor: “Bu durum çok zor çünkü insanlar sadece dik dik bakmayı seviyorlar.”
Tümörler gözlerini istila ediyor, çift ve bulanık görmesine neden oluyor ve torunuyla oynayamıyor.
Sahadeo şunu ekledi: “Onunla dışarıda oynayamamak çok acı veriyor. Onu yanıma alıp yürümek isterdim, ama doğduğundan beri böyle bir şey yapamadık.”

Sahadeo’nun oğulları, karşılaştığı tüm zorluklara rağmen onun asla şikayet etmediğini söylüyor. Bu arada ne oğullarında ne de torununda NF-1 nörofibromatoz belirtileri bulunuyor ancak hastalık kişinin hayatının herhangi bir noktasında ortaya çıkabilir.
SONUNDA ONU İYİLEŞTİRECEK DOKTORU BULDU
Sahadeo, ilk kez 13 yaşındayken tümör geliştirmeye başlamış. Yüzümde sadece bir çift varken şimdi vücudunda binlerce bulunuyor. Sahadeo’nun memleketindeki doktorlar, durumu kötüleştiği için yardım edemeyince Sahadeo da Los Angeles merkezli baş ve boyun cerrahisi onkoloğu ve Osborne Baş ve Boyun Enstitüsü Müdürü Dr. Ryan Osborne’u keşfetti.

Sahadeo şunları söyledi: “Tek istediğim biraz rahatlama. Yüzümün aydınlanmasını, düzgün görüp nefes alabilmemi ve ağzımla ilgili bir sorun yaşamamayı istiyorum. Doktorlar daha önce yardım edebileceklerini söylememişti. Artık nihayet fırsatım olduğuna ve yardım etmeye istekli bir doktorum olduğuna göre, sonuna kadar gitmeye hazırım. Bu doktora güveniyorum çünkü bu benim son umudum.”
“DAHA ÖNCE HİÇ BÖYLE BİR HASTA GÖRMEMİŞTİM”
Dr Osborne ise şunları söyledi: “Doktorların çoğu bir hastayla karşılaştığında ve bu karmaşık bir durum olduğunda, sadece yüksek risk görüyorlar. Bunun tam tersini görüyorum, bu da yüksek etki. Bu benim için o hastanın hayatı üzerinde büyük bir etki yaratmak için bir fırsat. İnsanlara yardım etmek için tıp okudum. Bir hastayla insani bir bağlantı kurduğumda başka seçeneğim yok; vakayı alacağım.”

Doktor Sahadeo’nun durumu hakkında ise şunları söyledi: “Alışılmadık bir nörofibromatozis tablosu var. Kelimenin tam anlamıyla her yerde. Kişisel olarak hiçbir hastayı klinik olarak bu şekilde görmedim ve hiçbir ders kitabında da görmemiştim.”
Dr Osborne, nörofibromatozunun çok şiddetli olması nedeniyle tehlikeli ve acil olduğunu ekledi. Ancak binlerce tümörün çıkarılması karmaşık ve uzun bir süreç olacak ve iki aydan fazla sürede birden fazla ameliyat yapılması gerekecek.
Sahadeo’ya, çıkardığı her tümörle birlikte deri parçalarını da çıkardığını açıkladı. Fazlasını çıkarmak enfeksiyon riskini artırır, bu nedenle işlemlerin birden fazla seansta yapılması gerektiğini söyledi.
Ne kadar hızlı çalışabilecekleri hastanın acıyı ne kadar tolere edebileceğine bağlıydı.
24 AMELİYAT VE ACI…
Dr Osborne şunları söyledi: “Ameliyat sırasında hiçbir şey hissetmezsiniz. Eğer bunların hepsini çıkarırsam, uyandığınızda sanki birisi canlı canlı derinizi yüzmüş ve ben de size rahat etmenizi sağlayacak kadar ağrı kesici verememişim gibi olacaksınız.”
Acıya rağmen Sahadeo ameliyat olmaya kararlıydı.
Dr Osborne hastasına şunları söyledi: “Bunu daha önce hiç yapmamıştım… Bunu hep birlikte, adım adım gerçekleştireceğiz. Sana söyleyebileceğim tek şey, tüm süreç boyunca burada seninle olacağım ve ne olursa olsun bunu çözeceğiz.”

Ameliyata hazırlanırken tıbbi ekip büyük bir engelle karşılaştı: Tümörler vücudunun büyük bir kısmını kapladığı için anesteziyi uygulayacak bir damar bulamadılar. Bu yüzden de bölgeyi uyuşturarak lokal anestezi yapmayı tercih edildi ve Sahadeo, 13 saat boyunca tamamen uyanık bir ameliyat geçirdi.
Dr Osborne, yüzündeki birkaç büyük tümör ve ağzındaki ‘Frank’in yanı sıra bacağındaki aşırı büyük tümör de dahil olmak üzere düzinelerce tümörü çıkarmayı başardı.
“ARTIK KENDİMİ ÇOK GÜZEL HİSSEDİYORUM”
Sonraki 10 hafta boyunca Sahadeo’yu toplam 60 saat boyunca 24 kez ameliyat etti. Son ameliyatından dört hafta sonra Trinidad’daki evinde Sahadeo şunları söyledi: “Hayat benim için yüzde 100 daha iyi. Şu anki görünüşümü seviyorum. Önceden hiçbir şey göremiyordum – yüzüm gibi – ama artık doğal olarak gözlerimi görebiliyorsun. Burnumu görebilirsin. Ağzımı görebilirsin. Düzgün görebiliyorum ve en önemlisi çok daha iyi nefes alabiliyorum.”

Sahadeo, işlemler öncesine göre yüzde 98 daha iyi hissettiğini ve artık daha çok gülümsediğini söyledi. Bacağından alınan tümörle artık yürüyebiliyor ve torunuyla oynayabiliyor:

“Kendimi çok güzel hissediyorum. Artık kendimi gerçekten çok güzel hissediyorum. Fantastik hissediyorum. Farklı bir insan olarak geri döndüm. Daha iyi bir şey bekleyemem.”
]]>
POMEM BAŞVURU NE ZAMAN?
Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliğinde belirtilen diğer şartların sürdürülmesiyle lisans alınarak (6.000) erkek ve (1.500) kadın olmak üzere toplam (7.500) öğrenci alımı yapılıyor.
POMEM başvurusu 04 Nisan ile 14 Nisan 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilecektir. POMEM uygulaması 14 Nisan 2024 saat 17.00’ye kadar devam edecek.
POMEM BAŞVURU EKRANI
POMEM BAŞVURUSU NASIL YAPILIR?
Adaylar, 04 – 14 Nisan 2024 tarihleri arasında giriş yaparak http://www.pa.edu.tr adresinden e-devlet şifresi ile son başvuru tarihi olan 14 Nisan 2024 saat 17.00’ye kadar Aday Belirleme Ön Başvurularını yapabilecekler.
POMEM BAŞVURU ÜCRETİ NE KADAR?
POMEM ön başvuru için adaylardan başvuru ücreti alınmayacak.
31. Dönem POMEM Giriş Sınavı aşamalarına katılmaya hak kazanan adaylar belirlendikten sonra sınav ücretinin yatırılması için sınav ücreti ve hesap bilgileri www.pa.edu.tr adresinden duyurulacak.

POMEM BAŞVURU ŞARTLARI NELER?
a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,
b) Lisans öğrencileri ve bunlara denklik Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilenler ki
yükseköğretimden mezun olanlar başvurabilir, (Yabancı Ülkeden alınan lisans diplomaları YÖK Başkanlığından alınan denklik belgesi ile birlikte kabul edilir.)
c) KPSS’de Bakanlıkça belirlenecek taban puanı veya üzerinde puan almış olmak, (Lisans mezunları için 2022 veya 2023 yıllarında yapılan KPSS lisans puanı P3 puan türün (60,00) taban puanı veya üzerinde puan almıştı.)
ç) Şehit veya vazife malullerinin eş veya çocukları için POMEM Giriş yönetmeliğinin 8’inci maddesinin
(c) bendinde kaydedilen puanın en az % 80’ini yaşamış olmak, (Şehit veya görevi malülü eş veya çocuklar:
Emniyet Teşkilatı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, TSK personel şehit veya görevi malullerinin eş veya çocukları ile 12.04.1991 tarihli ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 21’inci maddesinin 1’inci haftalarının (h) ve (j) bentleri kapsamında olanların eş veya insanlardan lisans mezunları için 2022 veya 2023 yıllarında yapılan KPSS lisans puanı P3 puan türn en az (48,00) taban puanı veya üzerinde puan sahibi olmuştu.)
d) 18 yaşını doldurduktan sonra yaptırılan yaş düzeltmelerinde, düzeltmeden önceki yaş dikkate alınmak şartıyla, sınavın yapıldığı yılın 01 Ocak tarihi itibarıyla erkek ve kadın adaylar için 30 gün alınmış olması, (01 Ocak 1995 ve daha sonraki tarihlerde doğmuş olmak)
e) Silahın taşınmasına veya yapısında görev yapılabilecek hukuki bir engelin bulunmaması,
f) Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinde belirtilen şartların işleyişi,
Söz konusu düzenlemenin ilgili detaylarınde POMEM’lere yapılacak olan çocuk ve kilo şartları
aşağıda belirtilmiş, diğer hususlar için Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğini inceleyiniz.
(Polis Okullarına alınacak erkek çocuklarında en az 167 cm, bayanların en az 162 cm erkek boyu
uzunluğu olacaktır.)
(Polis Okullarına alınacak erkek ve bayanların 18.00 BMI -27.00 BMI aralığında Beden Kitle
İndeksi olacaktır.)
g) 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53’üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın;
1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri verilmesine karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreli hapis cezasına mahkum edilmediği,
2) Affedilmesi veya hükmün açıklanmasının geri verilmesine karar verilmesine rağmen, bile para tasarrufune karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin sürdürülmesine karşı suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, kayıtlı, dolandırıcılık, sahtecilik, krediyi kullanma, hileli iflas, fesat kesme, Edinin ifasına fesat dağılımı, suçun neden olduğu malvarlık değerleri aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan dolayı mahkum edildi veya bu suçlardan dolayı devam etmekte bir kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile sonuçlanmamış olmak,
ğ) Genelev, birleşme yeri, randevuevi, tek başına fuhuş yapılan konut ve daha fazlasını çalışmış veya aracılık ve bekleyicilik fiillerinde bulunmamış olmak, genel ahlak ve edebe aykırı mahiyette her türlü yazılı, sesli ve görüntülü ürünler, kaydedildiği kriz veya ihlaller nedeniyle, herhangi bir adli veya idari soruşturma veya kovuşturma devam edilmemekte, bunlardan dolayı idari yaptırımlar uygulanmakta veya bu işler nedeniyle hüküm giyilmemiş olmak,
h) Geçici kayıt tarihi durumunda herhangi bir siyasi partinin veya siyasi partinin yan etkilerine üye olup olmadığına dair yazılı beyan sunmak,
ı) Alkol, sıcaklık veya ortamların kullanımı nedeniyle tedavi görmüş veya görülmüyor,
i) Kamu borcunu kullanmaktan yoksun bırakılmış olmaması,
k) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması olumlu olmak
]]>■ İkide bir ‘eser belediyeciliği yapıyoruz’ diyerek halkın kullanmayacağı, sadece görüntü veren tesislere milyarlarca lira harcandı. Bunlardan biri de Keçiören Kulesi’dir. Şentepe’deki herhangi bir apartman, kuleden daha yüksektir, şu anda kullanılamaz duruma geldi. 2 günde harcanan para bir milyar lira.
MAHZUN OLMASINLAR
■ Ben diyorum ki daha güzel işler yapılabilirdi oraya harcanacak parayla. İçinde insan olan, insana yarayan işler yapılabilir benim mantığım bu. Önce insanlara fırsat eşitliği vereceksiniz. Nedir? Destek alan ailelerin çocuklarını diğer yaşıtları gibi okur hale getireceksiniz. Onların beslenmesine destek olacaksınız, sağlığına destek olacaksınız ki onlar hiçbir şeyden mahrum kalmasın. Sadece fakirlikten dolayı mağduriyet ve mahzunluk yaşamasın, bu çok önemli bir hadisedir.
■ Çünkü öbür türlü sadece yoksulluğu yönetmiş oluyorsunuz, yoksulluğu ortadan kaldırmanın çaresi budur. Bu yönde çok çalışmalarımız oldu ve çok şaşırdılar. Düşünebiliyor musunuz çocuğa karne hediyesi gönderdik, bayram harçlığı gönderdik. Çocuk gitti annesine dedi ki ‘Para benim anne, harcama. Mansur amca bana para göndermiş’ dedi. Bu neyi gösteriyor o çocukların daha küçük yaşta bir birey olarak görüldüğünü gösteriyor. Asıl belediyecilik buradan başlar.
■ Bunların yanında elbette ki asfaltı yapacaksınız kültürü, sanatı, tarımda turizmde gelişmeler yapacaksınız. Ama bizim destek olduğumuz aile son ay 208 bindir. Emeklilerle sayısı arttı. 2 milyon ailede %10’a tekabül ediyor. Önce bu eşitsizliği ortadan kaldırıp daha sonra diğer şeylerin yapılması lazım.
ASFALTI ZATEN YAPIYORUZ
■ Çok acil, can kaybına yol açan durum yoksa bir kavşak eksik olabilir, bir yıl sonra da yapılabilir. Ama şurada aç insanlar varsa önce onları doyurmak lazım. 10 bin lira alan bir emekli aç dururken ben gidip başka bir yere para harcamam. İmkan varsa önceliğimiz odur. Bunu anlamadılar dediler ki ‘Onu da yap bunu da yap…’ Asfaltı, kaldırımı zaten yapıyoruz. Yeşil alan derseniz geçmiş 25 yılda yapılandan fazlasını yapmışız, zaten yapıyoruz ama ben onları rutin hizmet görüyorum. Benim için önce insan. Aramızda anlaşamadığımız şey o. Onlar da gidip görmüyorlar. Turgut Altınok, ‘Bir tane park yapmadı’ diyor ya. 18 milyon metrekare park yapmışız. Bunun duyulmaması görülmemesi mümkün değil.
AKP, kendisine oy vereni pişman etti
AKP’nin oy oranının düşmesi, CHP’nin oy oranın artmasının nedenini sorduğumda Mansur Bey şunları anlattı:
■ Ekonomik krizin çok etkili olduğunu düşünüyorum. Genel seçimden sonra gelen zamlar özellikle AKP’ye oy verenleri çok pişman etti ve kızdırdı. O kızgınlığı saha da sosyal medyada da görüyoruz. Bir yandan korkarken, bir yandan da ‘İçeriye atacaklarsa atsınlar, öldük bittik” gibi isyanlar çoğalmaya başladı.
■ Bir kısmı oy tercihini değiştirdi, bir kısmı oy kullanmadı. Ama zaten biliyorsunuz tüm yerel seçimlerde iktidar daima genel seçimde aldığının altında oy almıştı. Bu da yerel aktörlerin biraz daha etken olduğunu gösteriyor.
■ Biz inşallah eski dönem gibi ‘önce insan’ diyerek hem şeffaf olacağız hem vatandaşın parasını boşa götürmeden israf etmeden çalışmalarımıza devam edeceğiz. Ankara halkının da daima yanında olacağız.

Siyasette plan kurulamaz
Yerel seçimde en yakın rakibine fark atarak zafer kazanan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın, siyasi süreçteki yol haritası sık sık gündeme getiriliyor. Mansur Bey’le görüşmemizde bu konuyu sorduğumda cevabı şöyle oldu:
■ Şimdiden hiçbir şey konuşulmaz. Bunu böyle söylerken bir şey planlayarak söylemiyorum. Benim hayatta böyle planlarım veya bu yönde düşüncem olmadı ama o günkü şartlarda hayat bizi nereye getirecek bilmiyoruz. Mesela ben 2019’da neredeyse bir anda siyaseti bırakmış gibiydim. Öyle oldu, böyle oldu biz kendimizi yine siyasetin içinde bulduk. Siyaset böyle gidiyor veya birileri çok istiyor ‘Ben ille de şu makamı istiyorum’ diyor ama o da olmuyor. Onun için ben siyasette süreç içerisinde plan kurulabileceğine inanmıyorum.
■ Bu geçtiğimiz belediye seçimlerinden önce siyasette böyle garip şeyler oldu ya o zaman ben bu yazıyı gördüm. ABD eski Başkanı Franklin D. Roosevelt “Siyasette hiçbir şey tesadüf değildir. Bir şey vuku buluyorsa o şeyin önceden planlandığından emin olabilirsiniz” diyor. Dolayısıyla bizim dışımızdaki siyasetçiler neyi planlıyorlar, biz bilmiyoruz. Bunu yaşadık yani bir isim vererek konuşmak istemiyorum ama olması gereken 2 kere 2’nin 4 edeceği bir ortam varken ve bunlar konuşulmuş iken birdenbire bakıyorsunuz başka tür tavırlar ortaya çıkıyor.
]]>BEDDUA ALDIN
“2003 yılında Mehmetçik’in kafasına Süleymaniye’de çuval geçiren ABD’li General Odierno’dan bugünkü Milli Savunma Bakanımız üstün liyakat madalyası aldı. 15 Temmuz günü darbeye karışmayacakları evine yollayıp, karışacaklara kışlaları teslim etti. Silah arkadaşların sana haklarını helal etmeyerek öldü. Onların bedduasını alan adamsın. Makamlara saygılıyız ama olmaz olsaydı öyle Genelkurmay Başkanlığı…”
Akar bu sözlere çok sinirlendi, ABD’den aldığı madalyayı “Almayan yok, anlamı da yok. Gittik oraya, paldır küldür verdiler. Ne talebimiz var ne şeyimiz var” diyerek açıklamaya çalıştı.
ATATÜRK ÜZERİNDEN ELEŞTİRİ
Öze l bir kez daha söze girdi ve “Atatürk’e ‘Firavun’ diyenleri ziyaret ettin” dedi. Akar’ın cevabı ise “Atatürk’e, millete, bayrağa neler neler diyenler var. Onları niye görmüyorsun!” oldu. Özel de tartışmayı, “Bir atanmış olarak, seçilmişleri azarlama hakkın yok, haddinizi bilin” diyerek ve Akar’ın kumpas davalarından cezaevinde yatan silah arkadaşlarını bir kez bile ziyaret etmediğini söyleyerek tamamladı.
221 KOMUTANIN TALEBİ
Akar bu tartışmaların ardından Özel’e hem “Hakaret” hem de 500 bin liralık tazminat davası açtı, “Hakaret” davasını kaybetti. Tazminat davasından ise 10 bin lira kazandı. Ancak istinaf mahkemesi yerel mahkemenin bu kararını iptal etti. Bu davalar devam ederken beklenmedik bir olay da yaşandı. Tam 221 emekli general, amiral ve albay, Özgür Özel ile görüşerek duruşmalarda Akar aleyhinde ifade vermek istediklerini açıkladı. Emekli askerlerin bu talebi mahkemeye iletildi ancak hakim reddetti.
KILIÇDAROĞLU İLE YÜRÜDÜ
Meclis’teki bu tartışma dışında Özgür Özel, kimi zaman kumpas davalarında askerlerin, kimi zaman FETÖ operasyonlarına karşı mağdurların, kimi zaman da haksızlığa uğrayan gazetecilerin sesi oldu. Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte 450 kilometrelik Ankara-İstanbul arasındaki Adalet yürüyüşünde de Yırca’daki zeytinlikler için başlatılan yürüyüşte de ön saflardaydı.

Özgür Özel her dönem gençlerle sıcak bir yakınlık içinde oldu.
GezI savunması TV’lere ceza aldırdı
Gezi olaylarında şiddete uğrayan herkesin yanında yer alan isimlerin başında Özgür Özel vardı. Tutuklu öğrencilerin sesini Meclis’e taşıdı. Öyle ki RTÜK, Gezi olayları sonrası yaşanan tutuklamaları eleştiren Özel’in açıklamalarını haberleştiren televizyon kanallarına ceza bile verdi. Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı uyarmaktan hiç vazgeçmedi. Bugün de “Nasıl, biz Balyoz’a kumpas derken ‘Ateş olmayan yerden duman çıkmaz’ diye bağıranlar sonra mahcup oldularsa Gezi’ye ‘kalkışma ve darbe’ diyenler de tarih önünde mahcup olmaya mahkumdurlar” açıklamasını yapıyor. Hukuk skandallarını kamuoyunun vicdanı ile paylaşmak üzere çok sayıda rapor ve kitap yayınladı. Duruşmalarda görevli mahkeme heyetleri ve bazen de edilen cezaevi yönetimleri tarafından engellenmeye çalışıldı, duruşma salonlarına girmesi engellenmeye çalışıldı. Silivri Cezaevi’nin önünde sayısız basın açıklaması yaptı. Mağdurların mektuplarını Meclis’e taşıdı. FETÖ terör örgütünün önünün nasıl açıldığını anlatıp tarihe not düştü. “Kalemi Kırılan Gazeteciler” raporu ile medyanın içinde bulunduğu durumu, iktidarın kurduğu baskıyı kamuoyuna anlattı.
Soma’ya gözyaşları arasında sahip çıktı

Soma davasına sahip çıkmak güvenirliliğini arttırdı.
13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen, 301 madencinin yaşamını yitirdiği ve Başbakanlık müşavirinin madenci tekmelediği Soma maden faciasıyla ilgili dava da Özel’in siyasi kariyerinin önemli kilometre taşları arasında yer aldı. Geride kalan ailelerin haklarını alabilmesi için hukuk mücadelesi verdi, bilirkişi gibi çalıştı. Milletvekilliği düşürülen Can Atalay’ın baktığı davanın karar duruşması sonrası Özel, “Peşini bırakmayız. Bu kararda imzası olanların, Yargıtay’daki, Saray’daki çetenin ve bu çetenin işbirlikçilerinin peşinde olacağız. Bugün kazandım sananlar mahkum olacak, bugün kaybettiğini düşünenler de buraya çıkıp ‘Oh be adalet kazandı, biz kazandık’ diyecekler. Söz veriyoruz” diyerek gözyaşlarına boğuldu.
MANİSA’DA SEÇİM ZAFERİ
Özel bu sahip çıkış ile yerel seçimde memleketi Manisa’da büyük başarı kazandı. Çok partili siteme geçildikten sonra CHP Manisa’da ilk kez 1. parti oldu ve 78 yıl sonra kentte yönetimi eline aldı. CHP’li Ferdi Zeyrek yüzde 57.2 ile en yakın rakibi MHP’li Cengiz Ergün’e iki kat fark attı. 35 yıl sonra da Soma’yı da yüzde 57.9 oyla CHP adayı Sercan Okur kazandı. CHP Manisa’da 2019’da 4 olan ilçe belediye sayısını 14’e çıkardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim sürecinde Manisa’da iki kez miting yapmış ve “Rekor oy istiyorum” demişti. Rekor oy CHP’ye geldi.
Algıyla yaratılan SÖZCÜ davasının takipçisi oldu
ÖZGÜR Özel, SÖZCÜ gazetesine açılan ve zoraki mahkumiyet ile sonuçlanan FETÖ algı davasını da yakından izledi. Özgür Özel bu davaya “Basın özgürlüğü acısından kara bir gün, kara bir karardır. SÖZCÜ’ye FETÖ damgası vurulduktan sonra gerçek FETÖ’cüler kendilerini çok daha güvende hisseder. Türkiye’de 100 kişiye ‘Hangi gazete FETÖ ile yan yana gelmez’ diye sorsanız, ezici çoğunluk SÖZCÜ der. Bu karar halkın haber alma özgürlüğü üzerinde baskı kurmak, muhalif kalemleri susturmaya yönelik tazyiktir. Bu karardan Pensilvanya’daki karargah ve gerçek FETÖ kurmayları memnundur. Masum bir karar değildir. İleride ortaya çıkacaktır ki, bu kararın alınmasına katkısı olanlar FETÖ ile mücadeleyi sulandırmaya çalışanlardır” diyerek tepkisini ortaya koydu.
Türkiye’yi sarsan Manisa davasıTürkiye’yi sarsan Manisa davası

Manisalı gençler suçsuz bulundu.
MANİSALI Özgür Özel’i henüz 21 yaşındayken derinden etkileyen bir olay da şehrinde yaşandı. 26 Aralık 1995’te lise öğrencisi 16 genç, duvarlara yazı yazdıkları ve örgüt üyesi oldukları iddiasıyla gözaltına alındı. O günlerde CHP İzmir Milletvekili olan Sabri Ergül, ailelerden gelen telefon üzerine Manisa Emniyet Müdürlüğü’ne gitti. TEM Şube Müdürlüğü’ne girdiğinde yerde ıslak battaniyeler içinde gözleri bağlı ve çıplak olarak yatan liseli gençleri gördü.

Davada yargılanan polisler suçlu bulunup 10’ar yıl hapse mahkum oldu.
Bu olayı kamuoyu gündemine getirdi, Manisa Emniyet Müdürlüğü’nün kapısına “Bu iş yerinde işkence vardır” yazılı pankart astı. İçişleri Bakanlığı işkence iddialarını reddetti ama 8 polis yargılanıp, 10 yıla kadar hapse mahkum oldu. Manisalı gençlerin tümü ise örgüt üyeliği iddiasından beraat etti.

Özel, kızı İpek ile maçta.
EMEKLİLERİ HİÇ UNUTMADI
ÖZEL, CHP Grup Başkanvekilliği döneminde her zaman ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşulları ve vatandaşın geçim mücadelesini gündeme taşıdı, emeklileri de hiç unutmadı. Her açıklamasında iktidarın TÜİK eliyle ülke ekonomisine ilişkin açıkladığı rakamlar ile aldatmaca ve göz boyama yaptığını savundu. İşsizliğin giderek arttığını, emekliler ile çalışan kesimlerin açlık ve yoksulluk sınırında yaşadıklarını söyledi. CHP’nin zaferi ile sonuçlanan yerel seçimler öncesi yaptığı gezilerde de emeklilerin durumunu gündeme getirip, “Artık iktidara sarı kart gösterin” dedi. 31 Mart gecesi ise “Biz sarı kart dedik, az söylemişiz, sandıktan kırmızı kart çıktı” yorumunu yaptı.
YARIN: 31 MART’TA SEÇİM NASIL KAZANILDI, SONUÇLAR İÇİN NE DEDİ?
]]>Beraberliğe sevinmediğini belirten Çağdaş Atan, “Maçın sonuna doğru kaybedersek çok üzüleceğimi düşünmeye başlamıştım, beraberliğe sevinmediğimizi söylemek isterim. Bu maçı kendi hedeflerimiz anlamında kazanmamız gerekiyordu. Geldiğimiz nokta ile başladığımız nokta arasındaki farkı bugün taçlandırabilirdik. Yedi final maçı var, ligin ilk 5’ine, ilk 4’üne konumlanıp Başakşehir’in genlerinde olan Avrupa kupalarında mücadele etme hakkını kazanmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“BU KADAR DERİNDE SAVUNMAYI BEKLEMİYORDUK”
Beşiktaş karşısında daha fazla topa sahip olacaklarını bildiğini söyleyen ve bu yönde hazırlık yaptıklarının altını çizen Atan, şöyle konuştu:
Her taktik antrenmanda sadece rakip yarı alanı kullanarak antrenman yapmaya çalıştık ama bu kadar derinde savunmayı beklemiyorduk. Rakibimize büyük saygı ile konuşmalarıma devam ediyorum, golü yediğimiz 16. dakikaya kadar Beşiktaş’ın bize yarı sahamızda pas organizasyonuna girdiğini hatırlamıyorum. İlk 15 dakika maça çok iyi başladık. Rakibin ceza sahasına girişler yaptık. Daha sonra duran toptan gol yedik. Beşiktaş sadece 1-0’dan sonra değil öncesinde de bizi karşılamaya devam etti. Topun hızının yavaş kaldığını söyleyebilirim ama topu hızlandırmak için rakibin bir atak yapması gerekiyor ki bağlantı oyunlarıyla kırıp rakibin arkasında buluşmamız gerekiyordu, bunu istiyorduk ama rakip hiç üzerimize gelmeyip alanları iyi kapatınca blok aralarında topla buluşmamızı engelledi.
“YÜZDE 71 TOPA SAHİP OLARAK MAÇI BİTİRDİK”
İkinci yarı oyunu tekrar domine etmeye çalıştık, maçı sonuna kadar istedik. Yüzde 71 topa sahip olarak maçı bitirdik, yüzde 90’lara varan pas isabeti bizim için önemli. Topa sahip olma oyununda oyunu domine edebilme yeteneğimiz Abdullah hoca zamanında gelen Okan hoca ile devam eden oyun tarzına Başakşehir yavaş yavaş kavuşuyor. Üçüncü bölgede daha kararlı hücumlar, daha kısa sürede topu kazanmaların süresini arttırmamız gerekiyor.”
Çağdaş Atan, beraberlik golünü atan Emirhan İlkhan hakkında “Emirhan’ın golden sonra sevinmemesini anlayabiliyorum. Emirhan benim içimde biraz yara, dün de biraz konuştuk. Emirhan maalesef bizde kiralık ama satın alma opsiyonumuz yok. O şartları Torino Kulübü koymak istememiş. Emirhan gibi bir oyuncunun altyapımızdan çıktığını düşündüğümüz anda bizim onun için biçeceğimiz değer 10-15 milyon olur diye düşünüyorum. Onun bizim oyuncumuz olmaması adına çok üzgünüm. Geleceği çok parlak bir oyuncu. Kalan 8 maçta maksimum kullanacağımı söyledim. Gelecek sezon onsuz planlarımızı yapmak zorundayız. Üst düzey bir oyuncu olacak, hala öğrenmeye açık onun için çok ümitliyim. Türk Milli Takımı adına çok önemli oyuncu olacağını düşünüyorum. Çok farklı pozisyonlarda oynayabilir, çok özellikli, Allah yolunu açık etsin. Onunla çok mutluyuz” değerlendirmesinde bulundu.
“KAOS ORTAMI BİZİ ÇOK YORUYOR”
Atan, “Fenerbahçe ve Galatasaray ile maçımız bitti derken rahatlamış haldeydiniz. Başakşehir gelecek sezon şampiyonluğu zorlayabilir mi?” sorusunu ise “Galatasaray ve Fenerbahçe ile maçımız bitti oh derken, zorluk seviyesinden ziyade o maçları oynadıktan sonraki kaos ortamı bizi çok yoruyor ve üzüyor. Ortamı siz biliyorsunuz, biraz sağduyulu kalmak gerekiyor, oyunun içinde kalalım, hakemleri de oyuncuları da rahat bırakalım. Güzel oyun izletmeye çalışalım. Başakşehir olarak amacımız en kötü ilk 4’te olabilmek, buraya geldiğimizde puansız halde aldığımızda başkanın bana sözü ilk 4-5 demişti. Şu an 4. ile aramızda 4 puan fark var. Bugün bunu 1 puana indiremediğimiz için üzgünüz. Önümüzde 7 final maçı var, o maçları kazandığımızda Avrupa’ya gidebileceğimizi, 4. veya 5. bitirebileceğimizi düşünüyoruz. İlk 4 bizim net hedefimiz, orada olmalıyız ama 2’ncilik şampiyonluk yarışı bizim de hayal ettiğimiz, istediğimiz bir durum. Bu tabii bütçelerle alakalı bir durum. Galatasaray ve Fenerbahçe 250 milyon Euro’luk kadrolarla mücadele ederken bizim bütçemiz 30-35 milyon Euro civarında. Biz aradaki farkı oyunla kapatmaya çalışıyoruz” şeklinde yanıtladı.
]]>Müsabakaya ofansif anlayışla başladıklarını belirten Santos, “Topa sahip olmayı ve hücuma yönelik oyun oynamayı planlıyorduk. Bunu başaramadık. Golü de bulduk. Rakibimize fırsat vermedik. Onlar da sabırlı oynadı. İkinci yarıda maçı bitirmek için şansı yakaladık. Skoru 2-0 yapabilirdik ama olmadı. Son anlarda rakibin sahasında kalıp onları çıkarmayarak maçı tamamlayabilirdik fakat bunu yapamadık. Hayal kırıklığı yaşıyoruz. Kazanmayı çok istedik ama olmadı.” ifadelerini kullandı.
“BURAYA PROJE İÇİN GELDİM”
Santos, son 4 maçta 3 yenilgi ve bir beraberlik yaşayan siyah-beyazlı takımın sergilediği performansın geleceğine etkisine ilişkin bir soruyu şöyle yanıtladı:
Bu tamamen bana bağlı değil. Yönetim başka bir hoca düşünürse bazı şeyler farklı olabilir ama ben onlara inanıyorum, onlar da bana inanıyor. 1,5 yıllık sözleşmeye imza attım. Buraya proje için geldim. Bu sadece bu sezon için değil. Bu sezon ligi en iyi şekilde bitirmek ve Türkiye Kupası’nı alma hedefiyle geldik. Bu takım benden önce 4 hoca değiştirdi. Bunun bilincindeydim. Takımın ne halde olduğunu herkes biliyordu. Önümüzdeki yılın projesi için buraya geldim. Önümüzdeki yılı planlıyoruz. Önümüzdeki yıl Beşiktaş ligde ve kupada şampiyonluğa oynasın ve savaşsın istiyoruz.
“BU TAKIMIN NEYE İHTİYACI OLDUĞUNU NET OLARAK BİLİYORUM”
Beşiktaş’ın teklifini gelecek sezonun projesi için kabul ettiğini vurgulayan Fernando Santos, şu görüşleri paylaştı:
“Sonuçlardan asla mutlu değilim. Bu takımın gelecek yıl neye ihtiyacı olduğunu net olarak biliyorum. Birlik olmalıyız. Taraftar da mutsuz ama şampiyonluğa yürüyen takımı yapmak için nelere ihtiyacımız olduğunu biliyorum. Kariyerimde bu tarz durumlarla karşılaştım. Oralarda bunu başardım. Bunun için inanmamız gerekiyor. Beşiktaş’ı hak ettiği yere taşıyacak bir proje için buradayım. Beşiktaş bir proje oluşturmazsa sıkıntı yaşar.”
“SEMİH MİLLİ TAKIMDA BÜYÜK ŞOK YAŞADI”
Portekizli çalıştırıcı, A Milli Takım’a davet edilmesine rağmen Ümit Milli Takım’a gönderilen Semih Kılıçsoy’un bu duruma çok üzüldüğünü ancak genç oyuncunun güçlü kalarak ve iyi bir performans sergileyerek ay-yıldızlı ekipteki yerini sağlamlaştırması gerektiğini kaydetti.
Semih’in çok kaliteli bir futbolcu olduğunun altını çizen Santos, “Semih buraya geldiğimde genelde kanat oynuyordu. Onu santrfor olarak da oynattım. Semih ne tam bir 9 numara ne de tam bir kanat. O bir hücumcu. İnanılmaz bir bitiriciliği var. Özel bir futbolcu. Bitiriciliği inanılmaz. Milli takımda büyük bir şok yaşadı. Kolay değil. Çok heyecanlı gitti. Milli takımla seyahat edememiş olması ve kadroya girememesi Semih’i üzdü. İdmanlara daha fazla katılabilirdi. Ancak güçlü kalacak. Semih ile konuştuk. Moralini yükseltmesi ve daha güçlü olması önemli. Milli takımda yerini sağlamlaştıracak bir performans göstermeli” şeklinde görüştü.
Son olarak Yunanistan Milli Takımı’ndan teklif aldığı iddialarına ilişkin de konuşan Fernando Santos, “Yunanistan’dan teklif almadım. Böyle bir şey yok. Karakterimde bir yerde çalışırken başka bir takımla görüşmem imkansızdır” ifadelerini kullandı.
]]>
“MANİSALILAR DÜNYANIN EN İYİ İNSANLARIDIR”
Düzenlenen Halk Buluşması programında Manisalılara seslenen Özel, şunları söyledi:
* “Biz bu meydanda bulunan herkesle iyi kötü çok gün yaşadık. Biz birbirimizin acısında beraberiz. Mutlu gününde beraberiz. Büyük mücadelelerde beraber olduk. 2009 yılında sevgili Kadri Kocabaş, kalp krizi geçirince, seçimlere 40 gün kala, 3 saat içinde karar vererek, partinin bayrağı yere düşmesin diye onu alıp görevi kabul ettiğimde, Manisa’ya geldim ve iki isimle, bir tanesi sağdıcım, çocukluk arkadaşım Demirhan Gözaçan. Diğeri çok değerli büyüğüm, o günün ilçe yöneticisi Reis Öncü ile birlikte, üç kişi il binasına gittik. O gün ilk yürürken üç kişiydik. Tabi ki ilçe yönetimimiz, il yönetimimiz 2011’den sonra diğer tüm ilçeler. Ama önce azdık, sonra çoğaldık. Birlikte çalıştık. Kaybettik, kaybede kaybede kazanmayı öğrendik.

* Yenilgiyi umutsuzlukla değil daha büyük bir enerji ile çalışmak için verilen bir mesaj olarak gördük. Hep şuna inandık. İlk gün il başkanlığının balkonunda konuşurken söylediğim bir şeyi kimse unutmasın. O gün demiştim ki ben bu şehrin evladıyım. Dedelerim, ninelerim, anneannem bu şehirde büyümüş, annem ve babam bu şehirde doğmuş, büyümüş, şehrin yarısını okutmuş insanlar. Bizim evimiz belli, mezarımız belli. Ben mezarlığa girdiğimde önce Allah gani gani rahmet eylesin, Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi’ye Fatiha okumadan geçmem. Çünkü o demiştir ki benim gibi bir yarı çıplak insanı bu Manisalılar bağrına bastılar, karnımı doyurdular, beni sevdiler, bu Manisalılar dünyanın en iyi insanlarıdır. Gerçekten de Manisalılar çok iyi insanlardır, hangi partiden olursa olsunlar.”

MANİSA’YA HİZMET EDENLERE TEŞEKKÜR
Manisa’da her siyasi görüşten oy aldıklarını belirten Özel, şunları belirtti:
* “Ben kabristanda yürürüm, sağda ilk köşede Neşe Ablanın, Neşe Gülersoy’un, bu partinin kadın kolları başkanıyken, İzmir Eczacı Odasının Genel Sekreteri, Manisa temsilcisiyken MHP’li Eczacı Cemil Çöllü’nün öldürülmesini kınayan bir metni kaleme aldı. O cinayete misilleme olarak hayatını kaybetmişti. Beyaz önlükleri içinde. Afiyet Eczanesinin camından 4 yaşında burnumu cama koyarak gördüğüm o kanlı önlüklü, partimizin ve mesleğimizin öncüsü Neşe Gülersoy’un mezarında bir dua okur, sonra anneannemin, dedemin mezarına varırım.

* Bugün her görüşten Manisalının sevdiği, Manisa Tarzanının, Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinin en haksız cinayetlerine kurban gitmiş, sağdan soldan Manisa’nın evlatlarının manevi huzurunda ben ve arkadaşlarım adına söz veririm ki bu kenti varlığına, birliğine uygun, beraberliğine uygun, siyasi kavgalarla değil Manisalılık bilinci, eşitlik ve adaletle yöneteceğiz. Partimin Genel Başkanı olduğum gün Manisa’ya geldiğimde, biz bizi biliriz. AKP’liler biz seni mahcup etmeyeceğiz dedi. MHP’liler seni mahcup etmeyiz dedi. Birine inanamadım. Abi sen de mi destekleyeceksin dedim. Isparta Süleyman Demirel’i destekliyorsa, ben sol bir partiye oy vermişim, yanlış mı yapmış olurum? Manisa’nın evladını destekleyeceğim dedi.”

Özel, “Büyük heyecan, genç, yakışıklı, çalışkan il başkanımızı Manisa göreve çağırdı. Onunla birlikte görevi devralan, Türkiye’nin 4 kadın il başkanından birisi. İlk gün konuştuğumuz gibi. Parti içinde bir kişiyi geride bırakmadan. Kimseyi dışlamadan. Eskiden yaşanmış olumsuz hiçbir şeyi hatırlamadan ama bu partiye verilen tüm emekleri de görerek, çok büyük bir kucaklaşmayı hep birlikte sağladık. Biz örgütümüzü kucakladık, Manisa bizi kucakladı. Manisa’nın varıp da bugüne kadar hizmet etmiş yöneticilerini gün gün eleştirdik. Bugün o gün değil. Manisa Belediyesi kurulduğu günden bugüne kadar Manisa’mıza hizmet eden, ilk belediye başkanından son belediye başkanına kadar tüm siyasi partilerden belediye başkanlarımıza ölmüşlerine rahmetlerimizi, hayatta olanlara da minnet ve saygılarımızı sunuyorum” dedi.

“MANİSA’DAN İZMİR’E KARAYEL ESMİŞ”
Özel, konuşmasının devamında ise şunları söyledi:
* “Manisa artık Manisa’nın evladı tarafından eşit, hakkaniyetli şekilde yönetilmeyi hak ediyordu. Manisa tüm ilçeleri, örgütümüzde emeği olan ya da örgütümüzün üzerinde tam mutabık olduğu isimlerle adaylaştırma çalışmalarını tamamladık. Biz birbirimize sarıldık. Manisa bize sarıldı. Sağ olsun şimdi yanımızda İzmir İl Başkanımız da var. O dedi ki İzmir’den esen meltemi, Manisa’ya ulaştırırsak, Manisa’yı kazanırız demişti. Seçim sonuçlarına baktık. İzmir yüzde 50 o akşam. Manisa yüzde 60. İzmir’den Manisa’ya meltem değil Manisa’dan İzmir’e karayel esmiş. Ben emek veren il başkanımın şahsında, tüm ilçe başkanlarıma, il yöneticilerine, ilçe yöneticilerine, bu görevi geçmişte yapanlara, kadın ve gençlik kollarına, hiçbir görevi olmasa da partinin bir neferi olarak Atatürk’ün baba evinin bugüne kadar bacasını tüttürenlere, çayını demleyenlere teşekkür ediyorum.

SIFIR BELEDİYEDEN, 15 BELEDİYEYE
* 40-50 yıl iktidarda değiliz ama bir aradayız. Bu birlikteliği Manisalılar gördü. Şunu gördüler. Tayin yaptıramazlar, terfi yaptıramazlar. İhale zaten almazlar. Bu partinin üyesi olunca hiçbir işleri görülmez ama bir yere gitmezler. Bu insanlar, bu insanlara güvendiler ve Manisa siyasi tarihte görülmeyen bir başarıyı elde etti. Sadece 2 seçim önce sıfır belediyemiz vardı, aynı kanunlarla. Belediye meclislerinde çoğunda hiç belediye meclis üyemiz yoktu. Büyükşehirde sadece 7 belediye meclis üyemiz vardı. Bugün 16 ilçede seçime girdik, 14 ilçede seçimleri kazandık. 15’inci olarak da Ferdi Zeyrek Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. Bu büyük onur için bütün Manisalılara, hangi siyasi görüşten olursa olsun yüzde 60 oyla bu güveni telkin eden bütün Manisalılara yürekten teşekkür ediyorum. Partinin Genel Başkanı olarak yetiştiğim, büyüdüğüm, ekmeği ve suyuyla büyüdüğüm bu memlekette, sizin huzurunuzda şunu ilan etmek durumundayım. CHP, 1977 yılından sonra ilk kez yüzde 38 oy oranı ile Türkiye’nin birinci partisidir.

AVRUPA’NIN EN BÜYÜK SOSYAL DEMOKRAT PARTİSİ
* 14 büyükşehri, 35 il belediyesini kazanan, en yakın takipçisi partiye 11 belediye fark atan, oylarını 10 ay önceki seçime göre 3 milyon 600 bin artırarak, 17 milyon 400 bine çıkaran, bu seçimlerde Türkiye’nin birinci partisi olan, Avrupa’nın en büyük sosyal demokrat partisi olan, Türkiye’nin değil dünyanın en çok belediyeye sahip sosyal demokrat partisi olan, CHP’ye hayırlı olsun. 58 genç belediye başkanımızla, neredeyse tamamı gençlik kollarından geliyor, yine geçen seçimlere göre sayıları 3 katın üzerinde artan 35 kadın belediye başkanımızla CHP rakiplerinden, kurucusunun Cumhuriyeti emanet ettiği gençlere ve siyasette önünü açıp, siyasette seçme ve seçilme hakkını verdiği kadınlara sarılan CHP, diğer rakiplerinden gençleri, kadınlarıyla, birikimiyle, liyakatleri ile ayrışmıştır. Her birisini ayrı ayrı tebrik ediyorum. Bütün Türkiye’ye bir mesajımı tekrar etmek isterim. Bize oy versin ya da vermesin bu seçimin kazananı 86 milyondur. Bu seçimin kaybedeni yoktur. Ben millete zam yapmasam da mazotu 45 lira yapsam da emekliye 10 bin lira versem de çiftçiye al ananı da git desem de esnafa siftahsız kepenk kapattırsam da bana mecbur oy verecekler diyen anlayış kaybetmiştir. Bu seçim yok sayılanların, hesaba katılmayanların kazandığı bir seçimdir.

“SESİZLERİ BÜYÜK SES YÜKSELTTİĞİ ZAFER SEÇİMİ”
* Bu seçim emeklilerin, esnafın, çiftçinin, atanmayan öğretmenlerin, staj mağdurlarının, 9 bin gün mağdurlarının, kademeli emeklilik bekleyenlerin, bu seçim kimsenin görmediği sessizlerin büyük ses yükselttiği bir zafer seçimidir. Bu seçim meydanlara çağırdığımız emekliler koşup geldiği için, aramızda göremeyip artık aramızda olan gençler sandıklara koştukları için, artık bu ülkeden gitmek istiyoruz demeyip, biz bu ülkede Özgür Abiyle birlikte mücadele edeceğiz dedikleri için bu seçimi gençler kazanmıştır. Gençler kendi geleceklerine sahip çıkmaya karar vermişlerdir. Meydandaki gençlerin elini göreyim. Bakın bu kadar çoklar artık. 2011 seçimlerini kaybettiğimizde, önceki dönem il başkanlarımızla oturduk, ilde değerlendirme yapıyorduk. Allah gani gani rahmet eylesin il başkalarımızın değerlendirmesi şuydu. 1980 öncesi bu partiye gençlerden girilmiyordu. Nerede gençler dedi, Hüdai Fazlılar. Allah rahmet eylesin Hüdai Abi, kaldırın ellerinizi görsün. Burada artık bu gençler. Ali Abimiz vardı, Ali Ağar. Önceki il başkanımız. Hüdai doğru söylüyor dedi. Kısa ve öz konuşurdu, Hüdai doğru söylüyor dedi. Sen gençsin, bu partiye gençleri çekersen sen çekersin. Görev senindir dedi. Allah rahmet eylesin Ali Abi işte burada o gençler.

“TÜKETİCİ KREDİSİ DEĞİLDİR”
* Manisa’nın tüm siyasi partilerinin kıymetli seçmenlerine sesleniyorum. Oy vermiş kimseyi verdiği oydan dolayı pişman etmeyeceğiz. Oy vermemiş olanların oyunu hak etmek için çalışacağız. CHP’nin belediye başkanlarıyla, örgütüyle beraber büyük sorumluluğun farkındayız. Milletimiz bize kredi açmıştır. Bu kredi bir tüketici kredisi değildir. Tüketici kredisi al harca diye verilir. Tüketici kredisi çok borçlanmışsın, al borcunu kapat ve taksit taksit öde diye verilir. Benim meydan meydan talep ettiğim, tüm siyasi partilerden talep ettiğim kredi yatırım kredisidir. İnsanlar emeklisi, genciyle, çiftçisi, esnafıyla, beyaz, mavi, gri yakalı çalışanlarıyla, Türkiye’nin adil yönetilecek, sosyal demokrat anlayışla onlara sahip çıkarak yönetilebilecek, emeği öne alacak, emek mücadelesini sahiplendirecek, kimseyi ötekileştirmeyecek bir anlayışa yatırım kredisi vermiştir. Bu krediyi doğru kullanırsak genel seçimlerde nasıl bir banka yatırımı yapan firmadan memnunsa artırarak kredi verir, o krediyi bize verecek, bu ülkeyi bize yönettirecektir.

“PARTİMİZİ İKTİDARA TAŞIYACAĞIZ”
* Bugünden sonra siyasetin nezaketine sahip çıkarak ama rekabetinin de en dik alasını göstererek, unutulanları, ezilenleri, yok sayılanları sahiplenmeye, umutsuzların umudu olmaya, kimsesizin kimsesi olmaya, gençlerin gitmeyi hayal ettikleri ülke değil geleceklerini hayal ettikleri bir ülke olmaya hep birlikte çalışarak hazırlanacağız. Ferdi Zeyrek’in verdiği tüm sözler. Ucuz sudan tutun da iyi bir toplu taşımaya kadar. Hepimiz tarafından sahiplenilmiş sözlerdir. Bunun için elimizdeki belediyenin imkanları nispetinde, diğer belediyelerimizle dayanışma içinde, dünyanın öbür ucundan alınabilecek temiz fon ve kredilerle, yaşadığımız, doğduğumuz Manisa’ya, hepimizin ekmeğini, suyunu tüketip, her şeyimiz borçlu olduğumuz bu Manisa’ya en iyi hizmetleri getirirken, Türkiye’de de partimizi hep birlikte iktidara taşıyacağız.
“BİZE ÜMİT BAĞLAMIŞ HERKESE SAHİP ÇIKMAYA HEP BİRLİKTE BAŞLIYORUZ”
* Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da yanımıza gelene, ardımıza düşene, bizimle birlikte olana sonuna kadar sahip çıkmaya, bugüne kadar sesimizi duyuramadığımıza bir daha anlatmaya, bugüne kadar bizi anlamayana sabırla yaklaşmaya, iktidarın kibrinden uzak durmaya ve iktidarın sorumluluğu ile bu toplumda bize ümit bağlamış herkese sahip çıkmaya hep birlikte başlıyoruz. Bugün zafer ile sonuçlanmış bir seçimin üç gün sonrası değildir. Bugün yeni zaferler elde etmek zorunda olduğumuz, Cumhuriyetin ikinci yüzyılındaki ilk genel seçime giderken seçimin dördüncü günüdür. Hep birlikte Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini iktidar yapana kadar çalışmaya devam edeceğiz. Bir büyük teşekkür. Manisa ittifakı dedik, kuruldu. Türkiye ittifakı dedik, kuruldu.
* Manisa’da dört belediye başkanımız son 5 yıl hepimizin göğsünü kabartan, hepimizin takdirini toplayan işler yaptılar. Her birini yeniden görevlendirdik. Ancak listelerin teslimi sırasında Saruhanlı’da yaşanan büyük talihsizlikten ötürü, Saruhanlı Belediye Başkanımız sevgili Zeki Bilgin adaylaşamadı. Saadet Partisi örgütüne teşekkür ediyoruz. Listemize ve adayımıza ev sahipliği yaptılar. Partinin bayrağını Saadet Partisi listelerinden sevgili Mustafa Arguz dalgalandırdı, taşıdı ancak sayısız geçersiz oy, başka partilere verilen oylar yüzünden muvaffak olamadı. Mustafa Arguz, Zeki Bilgin’e yürekten teşekkür ediyoruz. İyi ki varlar. Demirci’de Şerif Akmeşe. Yılların emeğini bir kez daha parti için seferber etti. Ama Demirci’de belediye başkanlığını bir sonraki döneme bıraktık. O hedeften vazgeçmedik. Selendi’de Cemil Kurt hedefe çok yaklaşmışken kazanamadı. Hem Cemil Kurt’a, hem Şerif Akmeşe’ye, hem de Selendi ve Demirci örgütlerimize yürekten teşekkür ediyorum.
“TÜRKİYE İTTİFAKI KAZANDI”
* Geri kalan, seçilen 14 ilçe belediye başkanımızla bütün CHP olarak biz onların kaya gibi arkasındayız. Onlar hizmeti ederken, parti ayırmadan ama kendi partili kimliklerini de unutmadan ellerinden gelen tüm katkıları sağlayarak bu kente hizmet edecekler. CHP olarak kırgını olmayan, küskünü olmayan, kavgası olmayan bu kentte, kırgın, küskün ve kavgası olmayan bu parti ile çok daha güzel günler göreceğiz. İlk günden bugüne bana, adaylarımıza, seçilen belediye başkanlarımıza, örgütümüze katkı sağlayan, emek veren, destek veren her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Son olarak tüm Türkiye’de olduğu gibi, bir kez daha şunu hatırlatıyoruz. CHP kurucu partidir. Gücünü milletinden renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır.
* Şimdi o parti, Kurtuluş Savaşının, Milli Mücadelenin partisi, Cumhuriyeti kuran parti, kadınlara seçme ve seçilme hakkı veren parti. Çok partili rejime geçen parti. Sendikal hakları getiren parti. Emeklilik hakkını getiren parti. Şimdi Cumhuriyetin ikinci yüzyılında siyasi ittifaklarla değil, milletle, seçmenle sandıkta kurduğu gönül ittifakı ile bu seçimlerden büyük bir zaferle çıkmıştır. Ben o ittifakın arkadaşlar kurucusu diyor, kurucusu buna ihtiyaç duyan millettir. Ben isim babasıyım. Biz bu seçimleri Türkiye ittifakı ile kazandık. Türkiye ittifakı gücünü milletinden, renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Türkiye ittifakı kazandı, Türkiye kazanacak. İlk seçimlerde Atatürk’ün partisi iktidar olacak.
ÖZEL’DEN ÜYE KAMPANYASI ÇAĞRISI
* En kuvvetli alkışlarınızı, haftaya başlatacağımız üye kampanyası ile koşarak baba ocağına gelecek olan, tüm siyasi görüşlerden insanlara ve bilhassa gençlerimize davet alkışı istiyorum. En kuvvetli alkış. Gençler CHP baba ocağıdır. Herkes baba ocağına doğar. Sonra kimi gider büyüğünü arar, kimi küçüğü ile yetinir, kimi ırakta oturur, kimi yakında oturur. Ama herkes bilir ki bir gün ihtiyaç doğarsa baba evinin çorbası kaynamaktadır, bacası tütmektedir. Bu baba evinin kapısı ardına kadar açıktır. Gelene nereden geldin demeyiz. Çünkü tapusu bizde değildir. Tapusu ne Özgür Özel’dedir, ne Kemal Beydedir.
* Rahmetli Ecevit’te de yoktu, İnönü’ye de kayıtlı değildir. Baba ocağının tapusu bir kişiye kayıtlıdır, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Her yaştan gençleri, bilhassa gençleri, her siyasi görüşü mademki başınız sıkışmıştır, baba evine davet ediyoruz. Buyurunuz. Hep veda ve emanetlerle geçer kampanyalar. Kampanya bitti ve adaylar seçildi. Şimdi elbette sizleri Allah’a, adaylarımızı çalışmalarını desteklemek için örgütümüze, Ahmetli, Turgutlu, Salihli, Alaşehir, Sarıgöl, Kula, Soma, Kırkağaç, Gölmarmara, Akhisar, Gördes, Kula, Şehzadeler, Yunusemre, Köprübaşı ve büyükşehri değerli belediye başkanlarıma emanet ediyorum.”
“75 YILLIK HAYALE MANİSA İTTİFAKI İNANDI”
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek ise “Tam 75 yıllık bir hayaldi. Bu hayale önce bizler inandık. Daha sonra partililerim inandı. Daha sonra Manisa İttifakı inandı. 31 Mart’ta bu büyük zaferi bizlere armağan eden, bizimle birlikte olan tüm herkese sonsuz sevgiler saygılar. Öncelikle Manisa’mızın evladı, gururu sayın Genel Başkanım Özgür Özel’e Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin anahtarını teslim etmek, bu belediyede de ağırlamanın verdiği mutluluk her şeyden öte. Öncelikle önümüzdeki günlerde olacak olan Ramazan Bayramımız mübarek olsun. Sizler bu görevi bana bayram hediyesi olarak verdiniz. Genel Başkanıma, il ve ilçe örgütlerime, Manisam’da yaşayan herkese bu bayram hediyesini vermenin gururunu yaşattınız hepiniz sağ olun var olun” dedi.
]]>75’inci yılını kutlayan NATO’nun “tarihteki en güçlü ve başarılı ittifak olduğunu” belirten Stoltenberg, iki gün süren toplantılarda Ukrayna’ya desteği daha kalıcı ve sürdürülebilir hale getirmenin yollarını ele aldıklarını aktardı.
Bu doğrultuda çalışmaların ilerleyen günlerde de devam edeceği mesajını veren Stoltenberg, müttefiklerin Ukrayna’ya desteği artırması için bir an önce harekete geçmesi gerektiğini ifade etti.
Genel Sekreter, Ukrayna’ya “geçici, gönüllü ve kısa vadeli yardımlar yerine uzun vadeli, üzerinde anlaşılmış ve öngörülebilir taahhütlerin daha önemli olduğunu” dile getirdi.
“NATO, Ukrayna’daki savaşın bir tarafı değildir ve olmayacaktır.” sözünü yineleyen Stoltenberg, yaptıkları şeyin Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca “kendini savunma hakkını” kullanan Ukrayna’ya destek vermek olduğunu belirtti.
ACİL DESTEK ÇAĞRISI
Ukrayna’da savaş alanındaki durumun oldukça zor olduğuna değinen Stoltenberg, “Durum ciddi ve işte tam da bu nedenle Ukrayna için daha fazla destek seferber edilmesi konusunda aciliyet söz konusu.” dedi.
Stoltenberg, Ukrayna’nın daha fazla toprak kazanabilmesinin yolunun NATO müttefiklerinin desteğini artırmasından geçtiğini ifade ederek, bu gerçekleşmediği takdirde Rusya’nın daha fazla toprak ele geçireceğini, bu durumun NATO’yu daha tehlikeli bir konuma düşürme riski taşıdığını dile getirdi.
Ukrayna’da kalıcı bir barışa ulaşmanın tek yolunun Ukrayna ordusunu güçlendirmekten geçtiğini vurgulayan Stoltenberg, “Çünkü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i savaş alanında kazanamayacaklarına ikna etmenin tek yolu budur.” diye konuştu.
Stoltenberg, Ukrayna’nın Rusya’yı yenebileceğine yönelik inancını paylaşarak, “Çoğu uzman Rusya’nın haftalar içinde Ukrayna’nın, günler içinde de Kiev’in kontrolünü ele geçireceğine inanıyordu ama bu gerçekleşmedi. Ukraynalılar, Rusya’nın savaşın başında işgal ettiği toprakların yüzde 50’sini kurtardı.” ifadesini kullandı.
“GÜVENLİĞİMİZ BÖLGESEL DEĞİL KÜRESELDİR”
İran ve Kuzey Kore’nin Rusya’ya mühimmat, füze ve insansız hava aracı, Rusya’nın ise bunun karşılığında bu ülkelere nükleer programları için teknoloji sağladığını belirten Stoltenberg, “Dolayısıyla Avrupa’da ayrı ve Asya’da ayrı bir güvenliğe sahip olduğumuz fikri işe yaramıyor. Güvenliğimiz bölgesel değil küreseldir.” dedi.
“Bugün Ukrayna’da olan yarın Güney Çin Denizi’nde de olabilir.” şeklinde konuşan Stoltenberg, bu nedenle Asya-Pasifik bölgesiyle işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Stoltenberg, NATO’yu küresel bir ittifak haline getirme niyetinde olmadıklarını ifade ederek, “NATO, Kuzey Amerika ve Avrupa’nın ittifakı olarak kalacaktır. Ancak güvenliğimiz Asya Pasifik bölgesindeki güvenlikle bağlantılıdır.” değerlendirmesini yaptı.
GÜRCİSTAN’A UYARI
Gürcistan hükümetinin, geçen yıl başkent Tiflis’te gösterilere neden olan ve “yabancı ajan yasa tasarısı” olarak da nitelendirilen “yabancı etkinin şeffaflığı” konulu yasa tasarısını yeniden parlamentoya sunma kararına yönelik soruyu yanıtlayan Stoltenberg, tasarının yeniden gündeme getirilme çabalarına karşı çıktığını aktardı.
Stoltenberg, tasarının Gürcistan’daki demokratik kurumların güçlendirilmesine yönelik çabalarla çelişeceği uyarısında bulunarak, “Gürcistan NATO’ya yaklaşmak ve Avrupa Birliği’ne yakınlaşmak için reformlar üzerinde çalışmalıdır.” ifadesini kullandı.
Gürcistan’ın NATO ve Avrupa Birliği’ne (AB) yakınlaşmak için demokratik kurumları güçlendirmeye yönelik reformlar yapmasının önemine değinen Stoltenberg, “Yabancı ajan fikrini getiren herhangi bir yasa, korkarım ki hem uluslararası alanda hem de Gürcistan’da faaliyet gösteren pek çok medya kuruluşunu etkileyecek ve Gürcistan’ı güçlü bir şekilde demokratik bir toplum haline getirme fikrini baltalayacaktır.” dedi.
]]>TFF, Fenerbahçe’nin Süper Kupa için erteleme ve yabancı hakem talebini reddettiğini duyurdu.
Türkiye Futbol Federasyonu, Süper Kupa’nın 7 Nisan’da oynanacağını bir kez daha açıkladı. Fenerbahçe’nin 23 Mayıs’a erteleme talebinin A Milli Futbol Takımı’nın Avrupa Futbol Şampiyonası hazırlıkları ve kamp programı sebebiyle kabul görmedi.
Federasyonun 14 Nisan’da Süper Lig’de Fatih Karagümrük ile Fenerbahçe arasında oynanacak maçın ileri bir tarihe ertelenmesi talebi ise sarı-lacivertli ekip tarafından reddedildi. Açıklamada Fenerbahçe’nin UEFA Avrupa Konferans Ligi’ndeki rakibi Olympiakos’un maçının da, bilinenin aksine ertelenmediği belirtildi.
İşte TFF’nin resmi internet sitesinden yapılan açıklama:
“2023 Turkcell Süper Kupa müsabakası, Fenerbahçe ve Galatasaray kulüpleri ile istişare edilerek, Fenerbahçe’nin maçın deprem bölgesinde oynanması önerisi değerlendirilerek, 7 Nisan 2024 Pazar günü saat 21.30’da, depremzede vatandaşlarımıza maddi ve manevi destek olmak amacıyla 6 Şubat deprem felaketinden etkilenen Şanlıurfa’da oynanmasına karar verilmiştir.
21 Şubat 2024 tarihinde de resmen duyurduğumuz, 24 Mart 2024 tarihinde de kamuoyunda oluşturulmaya başlatılan soru işaretlerini gidermek için tekrar ilan edildiği üzere 2023 Turkcell Süper Kupa müsabakası 7 Nisan 2024 Pazar günü saat 21.30’da Şanlıurfa’da oynanacaktır.
Maçın tribün gelirleri depremzede vatandaşlara bağışlanacak
Ayrıca her iki kulübün de muvafakatnameleri ile 12 Mart 2024 tarihinde de resmen duyurduğumuz üzere müsabakanın bilet gelirleri depremzede vatandaşlarımızın yararına kullanılmak üzere bağışlanacaktır.
Şanlıurfa, 2023 Turkcell Süper Kupa maçına hazır
29 Şubat 2024 tarihinde Şanlıurfa Valiliği’nde Şanlıurfa Valisi Sayın Hasan Şıldak başkanlığında İl Spor Güvenlik Kurulu toplanmıştır. 7 Nisan 2024 tarihinde Şanlıurfa’da oynanacak maç ile ilgili toplanan İl Spor Güvenlik Kurulu toplantısına Fenerbahçe Spor Kulübü’nü temsilen Sayın Mehmet Sayar, Galatasaray Spor Kulübü’nü temsilen Sayın Murat Ersoy ve TFF yetkilileri katılmıştır. Ayrıca bugün 4 Nisan 2024 tarihinde İl Spor Güvenlik Kurulu’nun ikincisi TFF yetkilileri ve aynı kulüp temsilcilerinin katılımıyla yapılmıştır.
TFF, Fenerbahçe’ye Trendyol Süper Lig maçını ertelemeyi teklif etti
Kamuoyunda bilinenin aksine Fenerbahçe’nin UEFA Avrupa Konferans Ligi Çeyrek Finali’nde karşılaşacağı rakibi Olympiakos’un 7 Nisan 2024 tarihinde Yunanistan Süper Ligi’nde deplasmanda oynayacağı maçı ertelenmemiştir. Olympiakos’un Fenerbahçe ile oynayacağı iki maç arasında 14 Nisan 2024 tarihindeki maçı ertelenmiştir. Türkiye Futbol Federasyonu da Fenerbahçe’nin Olympiakos ile oynayacağı iki maçın arasına denk gelen 14 Nisan 2024 tarihinde Trendyol Süper Lig’de VavaCars Fatih Karagümrük ile oynayacağı maçın ileri bir tarihe ertelenmesi teklif edilmiş; Fenerbahçe ise TFF’nin bu teklifini kabul etmemiştir.
Fenerbahçe’nin 2023 Turkcell Süper Kupa maçını 23 Mayıs’a erteleme talebi kabul edilmedi
2023 Turkcell Süper Kupa müsabakası ile ilgili olarak Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 3 Nisan 2024 tarihinde yaptığı yazılı başvurusunda; “2023 Turkcell Süper Kupa maçı 23 Mayıs 2024 tarihinde, yabancı hakemlerin yönetiminde oynanmaz ise maça A Takımımız ile çıkmayacağız.” ifadelerini içeren yazılı başvurusu ise A Millî Futbol Takımımızın Avrupa Futbol Şampiyonası hazırlıkları ve kamp programı göz önünde bulundurularak kabul edilmemiş ve maça MHK kadrosundan hakem ataması yapılmıştır. 2023 Turkcell Süper Kupa müsabakası daha önce ilan edildiği üzere 7 Nisan 2024 Pazar günü Şanlıurfa 11 Nisan Stadyumu’nda oynanacaktır.”
]]>Havalimanı çıkışında CHP İzmir İl Örgütü öncülüğünde toplanan partililere seslenen Özel, şunları söyledi:
* “Kurultayımızdan sonra buraya geldiğimizde bizim seçim otobüsümüzü bu alana sokturmamışlardı. İktidar partisinin adayı için ise kapıları sonunda kadar açtılar. Bu otobüsü buraya sokan şey, otobüsün şöförü değildir. Özgür Özel’in genel başkanlığı ya da bir başkamızın ortaya koyduğu irade değildir. Bu otobüsü buraya sokan güç sizsiniz, CHP örgütüdür. Türkiye’nin dört bir yanındaki konuşmalarımda hep İzmir’e, İzmir’in adaylarına ve seçmenlerine çok seslendim. Onlardan ne çok şey beklediğimi söyledim.
* Bir değişim başlayacaksa bunun İzmir’den başlaması gerektiğini ifade ettim. Koca bir sürecin, başta sancıların ve tartışmaların ama sonrasında büyük bir kampanyanın sonunda örgütümüzün öz gücüyle, herhangi bir siyasi partiyle ittifak yapmaksızın, adaylarımızla birlikte bugün bu otobüsün üzerinde sizlerin huzurunuzdayız. Bugün İzmir’de ilan etmek isterim ki Türkiye genelinde aldığımız yüzde 38 oyla Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci partisidir.
* CHP’nin genel başkanlığına aday olduğum süreçte kurultayımızda şunu söylemiştim; benim inandığım bir kural ve benim inandığım gerçek var. O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi ikinci partisi olamaz. Bugün CHP, 14 büyükşehir belediyesini kazanmıştır. 15. büyükşehir için büyük bir hukuk mücadelesi içindeyiz. 14 büyükşehirde kalsak dahi CHP’den sonra en çok büyükşehir kazanan partiden 4 il öndeyiz. CHP, 35 il kazanmıştır. En yakın rakibinden 11 il ileridir. Üçü büyükşehir belediye başkanı olmak üzere 35 kadın belediye başkanımız, geçen dönem 11 olan sayıyı 35’e çıkarken bu konuda en önemli katkı İzmir’de gösterdiğimiz 9 kadın adaydan 8’ini seçen İzmir’in seçmenlerine aittir.

* Türkiye’de neredeyse tamamı gençlik örgütlerimizden gelen 58 genç belediye başkanımız vardır. Bu konuda da en büyük teşekkürü İzmir’de aday gösterdiğimiz 12 gencimizden 11’ini seçen İzmir seçmenlerine borçluyuz. Tam bu aşamada kazananlarla ilgili bir şey söylemeden önce 2 tane kaybetmeyenden bahsetmek isterim. Aliağa’da yarışa başladığında yüzde 18 geride olan, siyaseti bu seçim sonucuyla sonlandırmayan Aliağa adayımız Çağatay Güç’e yürekten teşekkür ediyorum. İzmir Menemen’de kendi hatalarımızla ve İzmir’de AK Parti’nin kumpasıyla ellimizden alınan belediyede, belediye imkanlarının hiçbirimizin el sürmediği arazilerin satışını bir siyasi finans yöntemine çeviren bir adaya karşı, devletin gücüne karşı bir kadın adayımız mücadeleyi bu seçim için kazanamadı gibi görünüyor. Ancak o kaybın bütün sorumluluğunu tüm CHP’liler olarak hep birlikte üstleniyoruz.
* Menemen adayımız Deniz Kararkurt’a yürekten teşekkür ediyor, Kubilay’ın kenti Menemen’e ant içiyoruz ki gelecek seçimleri rekor oyla CHP kazanacak. Aday belirleme sürecinde ‘İzmir, partimizin sancak gemisidir’ demiştim. Bugün sancağı yere düşürmeyen, CHP sancağını onurla, gururla birtakım kötü niyetlilerin beklentilerin aksine 30 belediyenin 28’ini bize armağan eden İzmirlilere yürekten teşekkür ediyorum. Aday belirleme süreçlerinin sonunda ‘Değişim nerede’ diyenler İzmir’e baksınlar demiştim. İzmir adayları toplam yaş ortamaları 47 olmak üzere 12’si genç, 9’u kadın adaydan 11’i ve 8’i seçildi.
* Tüm arkadaşlarımız, İzmir’e en doğru reçeteyi yazacak olan Dr. Cemil Tugay’ın kaptanlığında yürüyor. Aday belirleme süreçlerinde kimsenin hakkını yemedik. Eğer kusurumuz, hatamız, eksiğimiz varsa da kastımız yoktur. Ancak İzmir’in memnuniyet anketlerinde en üst düzeyde yer alan 3 arkadaşımızla devam ettik. Diğer arkadaşlarımıza da şunu anlattık İzmir’in notu kıt, en iyisini hak ediyor. Biz, İzmir’in beklentilerini gördük, sesini duyduk. O sese kulak veren bir listeyle İzmir’in karşısına çıktık.
* İzmir, değişime, dönüşüme ve gelecek güzel günlere oy verdi, onay verdi. Bundan sonra İzmir, hak ettiğini alacak. İzmir, iyi belediyecilik uygulamalarını sürdürecek. Yapılanların üstüne koyacak. O büyük beklentiye cevap verecek. İzmir, dünyada şehirlerin yarıştığı bir süreçte Türkiye ile değil, dünyanın sayılı kentleriyle yarışacak bir vizyona kavuşmalıdır. Ben örgütü dizayn etmeye değil, İzmir’i dünya kenti yapmaya gelen arkadaşlarıma gönülden inanıyorum.
ÖZEL’DEN CHP ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI
* Bütün örgütümüze çağrım şudur; elbette örgüt belediye ilişkisi önemlidir. Ama ne belediyeler örgütün yöneteceği kurumlardır ne de belediye başkanları örgütümüzün amirleridir. Eski hastalıklarla bir ilçe seçimini almak üzerinden yapılabilecek her türlü müdahalede belediye başkanının, kamu hizmetinin sunumunda olmadık taleplerle yıpratmaya girişen ilçe başkanının karşında olacağımdan da kimsenin şüphesi olmasın.
* Çünkü herhangi bir 5 yıla talip değiliz. İktidarda sosyal demokrat bir parti yok. Atatürk’ün hedeflerini tutturmuş değiliz. Bu süreçte kim hata yaparsa, kim yanlış yaparsa, Atatürk’ün partisini girdiği ilk yerel ve ilk genel seçimde birinci parti yapma ve Atatürk’ün partisini ikinci yüzyılın ilk seçiminde iktidar yapma hedefimize engel olur, bu yolda engel tanımayacağız.
“MİLLETİMİZDEN KREDİ ALDIK”
* Biz milletimizden bir kredi aldık. Bu kredi bir tüketici kredisi değildir. Öyle görürsek harcar, bitirir ve kaybederiz. Bu kredi bir yatırım kredisidir. Seçmen bize ‘5 yıl iyi yönetin, 4’üncü yılın sonunda karar vereceğim. Eğer Türkiye’nin geleceğine yatırım yaparsanız, kavga etmezseniz, Türkiye’yi yönetmeye hazır kadroları yetiştirirseniz size Türkiye’yi yönetmeniz için de daha büyük kredi vereceğim’ demiştir. Seçmenin bu kredisini doğru değerlendirmek, bu 4 yıl en iyi hizmeti yapmak ve örgüt olarak çok çalışmak durumundayız. Bugün, zafer kazandığımız seçimin 4. günü değildir. Gelecek zafer kazanacağımız seçimin 4. günündeyiz. Bundan sonraki her günü seçime bir gün az kalmanın üzerimize yüklediği sorumlulukla hep birlikte çalışmak durumundayız.
“İZMİR SANCAK GEMİMİZ OLMAYA DEVAM EDİYOR”
* İzmir’de olmadığı gibi davrananlar, takiye yapanlar, partilerinin rozetinden ve genel başkanlarının resminden uzak duranlar İzmirlileri kandıramamışlardır. Onlar, İzmir’e yaşam biçimine saygı teminatını veremediler. Ama sakın, bu zaferin bize kazandırdığı özgüvenle bir tane AK Partiliyi kırarsa, bir tane MHP’liyiz üzersek ve pek çoğu Cumhur İttifakı’ndan gençlere, bu partide kendilerine yabancı hissettirsek yanlışların en büyüğünü yapmış oluruz. Davet ettik geldiler. Burası baba evidir. Baba evinde herkese yer var. Baba evinde herkes huzur içinde oturabilir. Baba evinde kardeşlerin biri başını açar, öbürü kapar. Baba kimseye karışmaz. Baba evinin bir odasında biri eğlenir, diğeri ibadet eder. Baba evi böyledir. İzmir birlikte yaşamanın, birlikte yönetmenin, kendinden olmayana da kendi hakkından fazla sahip çıkan hoşgörünün kentidir. Bunu bütün Türkiye’ye göstereceğiz. Bundan sonra İzmir, büyük iktidar yürüyüşümüzün en önemli adımlarını atacağız, sancak gemimiz olmaya devam ediyor.
“İZMİR İTTİFAKI, TÜRKİYE’DE TÜRKİYE İTTİFAKI KAZANDI”
* İzmir’de İzmir ittifakı, Türkiye’de Türkiye ittifakı kazandı. Türkiye ittifakı ötekisinin olmadığı ittifaktır. Türkiye ittifakı gücünü ay-yıldızdan alır. Bizimle birlikte olan tüm muhafazakar demokratlara, milliyetçi demokratlara, tüm romanlara, tüm siyasi görüşlere saygılarımızı ve sevgililerimizi sunuyoruz.”
]]>* “Hiç kimseden merhamet dilenmiyoruz. Adalet sarayının önünde adalet istiyoruz. Türkiye’nin başka vilayetlerinde benzer olaylar olduğunda kamuoyunu ayağa kaldıran yandaş ve yoldaş medyanın projektörlerini Ordu’nun üzerine yöneltmesini istiyoruz. Mevcut belediye başkanı, seçimden çıktıktan sonra kazandığını söyleyemedi. Ama Enver Yılmaz gittiği her yerde kazandığını söylüyor. Mesela Van’da cereyan edince başka, Ordu’da yaşanınca başka bir pencereden bakılmaz. Devletin dini adalettir. Biz de Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımızın da ifade ettiği gibi adalete inanıyor, güveniyor ve adaletin kapısında adalet arıyoruz.
* Bir toplumda şayet adalet duygusu zedelenirse, zedelenmemiş hiçbir müessese kalmaz ve artık sosyal yaşamını da tehdit etmeye başlar. 500 bin küsur oyun içinde 98 bin oy geçersizdir demek, Ordu’da vatandaşın oy kullanmayı bilmediğini iddia etmek demektir. Bu Ordu’ya yakışmıyor. Bunu Ordu’ya yakıştıranların, Ordu’nun hakim demokratik geleneklerinin ne olduğunu iyi idrak etmesi lazım. Biz kazandığımız bir seçimi, vatandaşın anasının ak sütü gibi helal oylarıyla Enver Yılmaz’a kazandırdığı bir seçimi hileyle, entrikayla başkasına teslim etmeyiz. Ordu’nun direniş kültüründen haberdar olmalarını istiyorum.”
“ORTA YERDE BİR HUKUKSUZLUK VAR”
Partilerinin yetkili organları ve hukuk kurullarıyla Ordu’da olduklarını kaydeden Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:
* “İl Seçim Kurulu’nun doğru bir karar vereceğini ve bu adaletsizliğin gidereceğini tahmin ediyorum. Ama yok olmazsa süreç devam edecek. O sürecin devam etmesi için de seçimin sonuçlarına göre Hilmi Güler’in belediye başkanlığının İl Seçim Kurulu tarafından ilan edilmesi lazım ki, biz Yüksek Seçim Kuruluna gidelim. Buradan Hilmi Güler’e de sesleniyorum; kendisini bir devlet insanı olarak görüyorum. Sadece belediye başkanı değil, bakan olarak da bu ülkeye hizmet ettiğine şahitlik ettik hep beraber. Hilmi Güler gibi birisi böyle bir seçimden sonra hile ile alınmış bir makamın üzerindeki şaibeyi kaldıramaz. Mazbatasını da almasın diyorum.
* Lafın üstüne çok laf koymaya gerek yok. Orta yerde bir hukuksuzluk, orta yerde bir kanunsuzluk var. Hukuk Fakülteleri’nin 1’inci sınıfında okutulan derslere bakıldığında buradaki adaletsizliği görmemek mümkün değil. 500 bin küsur seçmenin yaklaşık 100 bininin yanlış oy kullandığını düşünmek hayatın öncelikle doğal akışına aykırıdır. Hayatın doğal akışına aykırı olan hiçbir şey hukuka da, adalete de uygun değildir. Bu hukuksuzluğun giderilmesi de adalet mekanizmasının elinin altındadır.”
“SANDIK BAŞKANI ÇUVALI OMUZLAMIŞ EVİNE GİTMİŞ”
İYİ Parti Ordu Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Enver Yılmaz da, bazı oy çuvallarının evlere götürüldüğünü iddia ederek, “98 bin 801 iptal oy var. İl genelindeki geçersiz oy oranı Türkiye ortalamasının 3 katı. Bu iptal oyların 30 bin 660’ı büyükşehir oyu. Büyükşehir oylarının yüzde 80’e yakınında oy pusulası açılmış, İYİ Parti’nin yanına iptal olunması için ne kadar parti hepsi basılmış. Dolayısıyla minareyi çalan kılıfına uydurmuş. Ne yapmışlar? İftar saati ile birlikte sandık başkanı çuvalı omuzlamış evine gitmiş. Kamera görüntülü. Evine gittikten sonra sabahın 2’sinde seçim kuruluna teslim etmiş. Ne yapmış sandık başkanı? Ünye’de yanında güvenlik gücü olmadan sandıkları sürüklemek sureti ile caddelerde gezdirir halde görüntülenmiş. Kamera görüntüleri ile sabit” diye konuştu.
Konuşmaların ardından İYİ Parti, il genelindeki Büyükşehir Belediye Başkanlığı için kullanılan oyların yeniden sayılması için İl Seçim Kuruluna müracaat etti.
“TUTANAKLARDA HUKUKA AYKIRI BİR İŞLEM BULUNMAMAKTADIR”
Öte yandan Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Hilmi Güler de sosyal medya hesabından yazılı açıklamada bulundu. Güler, açıklamasında İYİ Parti’nin iddialarının gerçek dışı olduğunun 19 ilçede ayrı ayrı tespit edildiğini belirterek, şu ifadelere yer verdi:
* “Şu aşama itibarıyla gerek sandık kurullarının gerekse de sandık sonuçlarının hukuki sıhhatini ve seçim sonuçlarını etkileyecek herhangi bir hukuk dışı işlem yahut eksikliğinin olmadığını siz değerli hemşerilerimiz ile paylaşmak isteriz. Özellikle sandık kurulları tarafından İlçe Seçim Kuruluna teslim edilen tutanaklarda herhangi bir hukuk dışı tahribat yahut hukuka aykırı bir işlem bulunmamaktadır. Orduluların demokratik tercihleri ve teveccühleri büyük bir özveri ile hukuk dairesinde korunmuştur. Asılsız ve yersiz iddialarla, düzmece evraklarla ve açıklamalarla Orduluların iradesini bertaraf etmek isteyenler amaçlarına ulaşamamışlardır.”
]]>Yüksek Mahkeme, CHP’nin, Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun’un bazı kurallarını iptal istemini görüştü. Anayasa Mahkemesi, derneklere mahkeme kararıyla kayyım atanmasına ilişkin hükümleri Anayasa’ya aykırı buldu.
Kararda, derneklerle ilgili iptali istenen kuralın, derneklerin genel kurul dışındaki organlarında görevli kişiler hakkında “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun” kapsamında yer alan suçlar ile “uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” veya “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçlarından kovuşturma başlatılması halinde bu kişilerin İçişleri Bakanınca görevden uzaklaştırılabileceğinin öngördüğü, görevden uzaklaştırma tedbirinin ne zamana kadar devam edeceği konusunda ise bir düzenleme bulunmadığı aktarıldı.
“İZİNSİZ TOPLANAN YARDIMLAR BAĞIŞTA BULUNAN KİŞİLERE İADE EDİLMELİ”
Yüksek Mahkeme, aynı kanunda yer alan, ‘izinsiz toplanan yardım paralarına el konularak bunların mülkiyetinin kamuya geçirilmesini’ düzenleyen hükmünü de iptal etti.
Kararda, iptali istenen kuralla, kişiler ve kuruluşların, yetkili makamdan izin almadan yardım toplayamayacağı, bunun tespiti halinde hem idari para cezası uygulanacağı hem de izinsiz toplanan mal ve paralara el konularak doğrudan mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilmesinin öngörüldüğü belirtildi. Bunun Anayasa’ya aykırı olduğu anlatılan kararda, şu ifadeler yer aldı:
* “Yardım toplama faaliyetinin kanunda öngörülen usullere uyulmadan gerçekleştirilmesi halinde bu faaliyet kapsamındaki bağışlama işlemleri sonucu toplanan mal ve paraların öncelikle eski maliklerine iadesi seçeneği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu bağlamda izinsiz yardım toplama faaliyeti kapsamında elde edildiği için el konulan mal ve paraların öncelikle iyi niyetli olarak bağışta bulunan kişilere iadesinin sağlanması gerekir ancak bu iade işleminin mümkün olmadığı hallerde son çare olarak söz konusu mal ve paraların mülkiyetinin kamuya geçirilmesi şeklindeki bir araca başvurulabilir. Bu değerlendirmeler ışığında kuralla mülkiyet hakkına yönelik getirilen sınırlamanın ölçülülük ilkesi bağlamında gerekli olmadığı kanaatine varılmıştır.”
İptal hükümleri, 9 ay sonra yürürlüğe girecek.
İBB, BAĞIŞ KAMPANYASI BAŞLATMIŞTI
Tüm dünyayı sarsan corona virüsü salgına karşı İBB, 30 Mart 2020’de İstanbul’da yaşayan ihtiyaç sahibi kesimlere yardım etmek için “Birlikte başaracağız” sloganı ile bağış kampanyası başlatmıştı. Kampanyayı sosyal medya hesabından duyuran İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İstanbul bu süreci büyük bir dayanışma örneği sergileyerek aşacak. Destek ve bağış kampanyamıza siz de katılın” çağrısı yapmıştı.
İmamoğlu, bağış toplamak için 4 bankada açılan hesap numaralarını paylaşmıştı. Ertesi gün 31 Mart’ta İçişleri Bakanı Süleyman Soylu imzası ile 81 ilin valiliklerine, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’na “yardım toplama” konulu yazı gönderilmişti. Yazıda son günlerde bazı yerel yönetimler başta olmak üzere kurum, vakıf ve derneklerin 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu’nun açık hükümlerine rağmen herhangi bir izin almadan bazı hesapları ilan ederek yardım toplama faaliyetine giriştikleri belirtildi.
Bakanlıktan gelen yazının ardından İstanbul Valiliği’nin bağış için İBB’nin hesap açtığı bankalara yazı göndererek hesapların bloke edilmesini istedi. Bunun üzerine İBB’nin bağış hesabı açtığı bankalar arasında bulunan kamu bankası, hesabı hemen dondurdu. Diğer bankalardaki hesaplara bağışlar bir süre daha devam etti.
İçişleri Bakanlığı, salgın yüzünden ekonomik sıkıntı yaşayan yardıma muhtaç vatandaşlara destek için İBB tarafından başlatılan bağış kampanyası nedeniyle İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında soruşturma da başlatmıştı.
BAĞIŞLARA EL KONULMUŞTU
İstanbulluların pandemi döneminin başında ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için İBB’ye bağışladığı, İçişleri Bakanlığı kararıyla durdurulan yardım kampanyası kapsamında toplanan 6 milyon 212 bin 515 TL’ye Fatih Kaymakamlığı’nın kararıyla 2022 yılının Şubat ayında el konulmuştu. Para İstanbul Defterdarlığı banka hesabına aktarılmıştı.
ERDOĞAN “DEVLET İÇİNDE DEVLET OLMANIN ANLAMI YOK” DEMİŞTİ
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bağış kampanyası düzenleyen bazı belediyelerin hesaplarına bloke konmasına ilişkin 2020 yılının Nisan ayında yaptığı açıklamada “Devlet içinde devlet olmanın anlamı yoktur” ifadelerini kullanmıştı.
]]>GÜNEŞ TUTULMASI NE ZAMAN?
2024 yılının ilk güneş tutulması 8 Nisan Pazartesi günü gerçekleşecek.
Belirli bir konum için kısmi tutulma bir ile üç saat sürecek olsa da, tam tutulmayı yakalama süresi çok daha kısadır; yalnızca birkaç saniye ila yaklaşık üç dakika sürer.
GÜNEŞ TUTULMASI TÜRKİYE’DEN GÖRÜLECEK Mİ?
Güneş tutulması Türkiye’de görülmeyecek.
Tam güneş tutulması Meksika, ABD ve Kanada’nın üzerinden geçecek. Sadece bu üç ülkede 8 Nisan’da güneş yüzde 100 kapatılacak. Grönland, Portekiz ve İzlanda’nın da aralarında bulunduğu 43 ülke bu manzarayı kısmi güneş tutulması olarak izleyebiliyor.
Güneş tutulması Türkiye saati ile 18:42’de başlayacak, tam tutulma 21:17’de meydana gelecek, 23:52’de ise sona erecek.
GÜNEŞ TUTULMASI CANLI İZLENEBİLECEK Mİ?
NASA, NASA+’da birkaç saatlik çevrimiçi yayın sunacak. Ayrıca NASA TV’de ve birçok haber ajansının web sitesinde de yer alacak.

GÜNEŞ TUTULMASI NEDEN OLUR?
Güneş tutulması, Ay’ın yörünge hareketi sırasında Dünya ile Güneş arasına girmesi ve dolayısıyla Ay’ın Güneş’i kısmen ya da tümüyle örtmesi sonucunda gözlemlenen doğa olayıdır. Tutulmanın olması için Ay’ın yeni ay evresinde olması ve Dünya’ya göre Güneş ile kavuşum halinde olması, yani yörünge düzleminin Dünya’nın Güneş çevresindeki yörünge düzlemi ile çakışması gerekir. Bir yıl içinde Ay, Dünya çevresinde yaklaşık on iki kez dönmesine karşın, Ay’ın yörünge düzlemi ile Dünya’nın yörünge düzlemi arasında beş derece kadar bir açı olması sonucu, Ay her defasında Güneş’in tam önünden geçmez ve dolayısıyla bu çakışma seyrek olarak oluşur. Bu yüzden, yılda iki ile beş arasında Güneş tutulması gözlemlenir. Bunlardan en çok ikisi tam tutulma olabilir. Güneş tutulması Dünya üzerinde dar bir koridor izler. Bu yüzden herhangi bir bölge için Güneş tutulması çok ender bir olaydır.
GÜNEŞ TUTULMASI NASIL İZLENİR?
Güneşe asla özel koruma olmadan dürbün, teleskop veya çıplak gözünüzle bakmayın. Astrofotoğrafçılar ve gökbilimciler, güneş tutulmaları veya diğer güneş olayları sırasında güneşi güvenli bir şekilde gözlemlemek için özel filtreler kullanırlar.
Güneşi gözlemlerken normal güneş gözlüklerini kullanmak yeterli değildir. Tutulmayı izlemeyi uman gözlemciler güneş gözlemi veya tutulma gözlüğü kullanmalıdır. Bunlar mevcut değilse, güneş ışığını bir yüzeye yansıtmak için iğne deliği projektörü kullanmak gibi başka bir dolaylı görüntüleme yöntemi kullanabilirler.
UZMANLAR GÜNEŞ TUTULMASI İÇİN UYARDI
Kanada Uzay Ajansı, uygun koruma olmadan doğrudan güneşe bakmanın kısmi veya tamamen görme kaybı gibi ciddi sorunlara yol açabileceği konusunda uyardı.
Uzmanlar “Sadece birkaç saniye güneşe bakmakla hasar oldukça hızlı bir şekilde oluşabilir ve hasar meydana geldikten sonraki birkaç hafta içinde semptomlar ortaya çıkmaya başlayabilir.” dedi.
Tutulmayı izleyen kişilerin ISO 12312-2 uluslararası standardının güvenlik gereksinimlerini karşılayan özel gözlükler takması gerekiyor.
Uzmanlar, tutulmaya bakarken normal güneş gözlüğü takılmaması gerektiğini söylüyor.
]]>KADİR GECESİ NE ZAMAN?
Ramazan ayı içinde olan ve ‘Bin Aydan Daha Hayırlı’ olarak ifade edilen Kadir Gecesi 2024 yılında 5 Nisan günü idrak edilecek.
KADİR GECESİNDE YAPILABİLECEK İBADETLER
* Kur’ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; O’na olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.
* Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.
* Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.
* Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.
* Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.
* Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.
* Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.
* Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.
* Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.
* Kişi kendine ve diğer mü’min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.
* Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
* Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
* O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan okunmalı.
* Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda bulunulmalı.
* Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.
* Hayattaki manevî büyüklerimizin, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri kutlanmalı.

KADİR GECESİ NE ŞEKİLDE DUA EDİLMELİ?
-Hz. Aişe bir gün Peygamberimize:
Ya Resullullah, Kadir Gecesi’ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim?
Şöyle buyurdu:
– Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa’fü anni. (Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.)
İSTİĞFAR DUASI TÜRKÇE OKUNUŞU
“Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ, innehû, hüve’t-tevvâbü’r-rahîm.”
İSTİĞFAR DUASI MANASI
“Ya rabbi! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine tevbe ettim, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast ettim. Sen bu tevbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında her ne kadar peygamber gelip geçtiyse, Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur’ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’dır.”
Hadis-i şerifte, “Her namazdan sonra, üç kere “Estağfîrullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etebü ileyh” okuyanın bütün günahları affolur” buyuruldu. Anlamı ise “Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim.” demektir.
İstiğfârlardan meşhûr olanı, Peygamberimizin bildirdiği, “Estagfirullahellezî lâ ilâhe illâ hüverrahmanirrahîm el-hayy-ül-kayyûmüllezî la-yemûtü ve etûbü ileyh Rabbiğfir lî” istigfarıdır.

YANGINDAN KURTULAN İŞÇİNİN İFADESİ ORTAYA ÇIKTI
Faciaya gece kulübünün içerisinde yakalanarak yangın tüpüyle müdahalede bulunan ve sonrasında arka çıkıştaki yolu bulup kurtulan marangoz işçisi Ercan E.’nin olay sonrası alınan ifadesi ortaya çıktı.
İfadesinde yaşanan faciayı anlatan Ercan E., 15 yıldır ustalık yaptığını, çalıştığı şirketin sahibinin olay sırasında vefat eden Ramazan Alpan’ın olduğunu söyledi.

20 Mart’tan itibaren mekanda tadilata başladıklarını belirten Ercan E., “Mekanda locaları ve duvarları mobilya ile kaplıyorduk. Çalışmış olduğumuz yerin 10 metre arkasında kaynak işi yapan kişinin çalıştığı yerden bir anda alevler çıktığını gördük. Bu sırada ‘Yangın çıktı’ şeklinde bağrışmalar oldu” dedi.

İKİNCİ YANGIN TÜPÜ ÇALIŞMAMIŞ
İfadesinde, yangın tüpüyle alevlere doğru giden 17 yaşındaki Efe Demir’in yaşının küçük olması ve yangından zarar görmesini istemediği için elinden aldığını söyleyen Ercan E., “Yanımdakilere uzaklaşmasını söyledim. Yangın tüpünü ateşin üzerine sıkarak ateşi söndürdüm. Yangın tüpü bittikten sonra tanımadığım birisi bana başka bir yangın tüpü verdi. Fakat bu yangın tüpü mandalına basmama rağmen çalışmadı. Bu sırada yangın bitme noktasına geldiği için insanlar kaçmayı bıraktı” diye konuştu.
DJ kabininin arkasında çok şiddetli dumanların yükseldiğini söyleyen Ercan E. “O esnada elektrikler kesildi. Kaos ortamı olmaya başladı. İnsanlar bağırmaya başladı. İçerisi karanlık oldu, göz gözü görmüyordu. Ben kendi çabam ile koşarak tuvaletlere doğru gittim. Orada bir koridora girdim. Fazla duman yoktu. Ardından yoğun şekilde duman gelmeye başladı. Ayakta durduğum için dumanın beni daha fazla etkilediğini anlayarak yere yatarak yerde sürünmeye başladım” dedi.

CANINI KURTARDIKTAN SONRA İTFAİYEYE YARDIM ETMİŞ
Yangın faciasından sağ kurtulmayı başaran Ercan E., “Koridordan sürünerek geçerek vestiyer kısmı bölümünden koşarak kendimi dışarıya attım. Dışarıya çıktığımda arkadaşlarımı aradım. İçeride kaldıklarını anlayınca itfaiyenin yanına gittim” dedi.
İçeride mahsur kalan işçilerin yerlerini göstermek için itfaiye ekibiyle birlikte içeri girdiğini belirten Ercan E., çalışanların yerlerini gösterdikten sonra çıkarıldığını, kendisinin de hastanede tedavi gördüğünü anlattı.

HÜSEYİN 10 GÜN ÖNCE “BABA” OLMUŞ
Yangınında ölen Hüseyin Ak, memleketi Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde toprağa verildi. Ak’ın, 2 yıl önce evlendiği ve 10 gün önce de baba olduğu öğrenildi.
1 YILDIR İSTANBUL’DAYMIŞ
Hüseyin Ak’ın 2 yıl önce evlenip 1 yıl önce İstanbul’a yerleştiğini belirten babası Erol Ak, “Oğlum elektrik teknisyeniydi. Asansör işlerini yapıyordu. Onu çalışmaya çağırdılar. Çalıştığı yerde yangın çıkmış. Oğlum evliydi, 10 günlük çocuğu var. Ben çocuğumu kaybettim, başımız sağ olsun” diye konuştu.
Kuzeni Murat Ak ise sorumluların cezalandırılmasını isteyerek, “İş yerinin ihmali söz konusu. Kaçak bir yapıymış. Çocuk 21 yaşındaydı. Orada kaynak yapan kişi tarafından yangın çıkıyor. Orada zehirlenmeye maruz kalarak vefat ediyorlar. Başımız sağ olsun. Yeni baba olmuştu. Umarım sorumlular hakkında gereken işlemler yapılır. Bu acıyı Allah kimseye yaşatmasın” dedi.
]]>Üzerine benzin döküp, kendini ateşe verdiği belirtilen 3 çocuk annesi Çoban’ın cesedi, otopsi için Muğla Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı.
Jandarma, Figen Çoban’ın eşi Mehmet Emin Ata Çoban ile kayınbiraderi Süleyman Çoban’ı gözaltına aldı.
İki kardeş, 22 Ocak’ta yurt dışına çıkış yasağı konulup, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Şüpheli görülen ölüme ilişkin araştırmasını sürdüren jandarma, bu kez Mehmet Emin Ata Çoban, Süleyman Çoban, anne Hatice Çoban ve komşuları Vahit Sarı’yı gözaltına aldı.
3 şüpheli, ‘kasten öldürme’ suçundan tutuklandı, Sarı ise adli kontrol şartı ile salıverildi.
Figen Çoban’ın ölümüne ilişkin Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianame, 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. İddianamede, Mehmet Emin Ata Çoban, kardeşi Süleyman ve annesi Hatice Çoban’ın şüpheli ve çelişkili durumlarının, olayın intihar olmadığını gösterdiği belirtildi.
Mehmet Emin Ata Çoban’ın olay sırasında alkollü olduğu, olay tarihinde ve önceki dönemlerde eşine şiddet uyguladığı, kendisini aldattığını düşündüğü iddianamede yer aldı.
Figen Çoban’ın başına aldığı darbenin etkisi ile beynin ön tarafında yerleşimli, bilinçli düşünmeden sorumlu olan frontal bölgede ekimoz meydana geldiği, bu yaralanma nedeniyle hareket kabiliyetinin kısıtlandığı belirtildi.
Ayrıca, sırtüstü yatar vaziyette olduğu sırada üzerine hızlandırıcı madde dökülüp yakıldığı, çakmağın elinin yanına yerleştirildiği de aktarıldı.
‘ANNEMİ BABAM YAKTI’
İddianamede ayrıca Adli Tıp Kurumu 1’inci Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun otopsi raporunda; alınan doku örneklerinin Kimya İhtisas Dairesi’nde yapılan tetkikinde tespit edilen ilaç etken maddelerinin, kişinin tedavisinde kullanıldığı, toksik düzeyde olmadığı ifade edildi.

Tespit edilen karbonmonoksit düzeyinin ise tek başına ölüm meydana getirebilecek miktarda olmadığı, aranan diğer toksik maddelerin bulunmadığı, kişinin zehirlenerek öldüğünün tıbbi delillerine ulaşılamadığı vurgulandı.
İddianamede; çiftin 6 yaşındaki oğullarının adli görüşme odasında alınan ifadesinde; babasının annesini yaktığını anlattığına yer verildi.
İddianamede, şüphelilerin fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri de vurgulandı. Mehmet Emin Ata Çoban ile kardeşi Süleyman Çoban’ın 112 Acil Çağrı Merkezi’ni aramadan önce yanan cesedin fotoğrafını çektikleri belirtildi.
Ayrıca Mehmet Emin Ata Çoban hakkında soruşturma yürütülmesini engellemek için olay sırasında evde olmadığına yönelik delil yaratmak için güvenlik kamerası olan markete gittiği vurgulandı.
Figen Çoban’ın komşusu Vahit Sarı’nın 112 Acil Çağrı Merkezi’ne, ‘Biri, eee birisi birilerini yaktı’ diye ihbarda bulunduğu, Süleyman Çoban’ın ise olayı görmesine rağmen şüphelilere konu ile ilgili konuşmamalarını söylediği belirtildi.
Mehmet Emin Ata Çoban, Süleyman Çoban ve Hatice Çoban için ‘kadına karşı kasten öldürme’, ‘canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme’, ‘eşi kasten öldürme’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis, Vahit Sarı içinse ‘suçluyu kayırmak’ suçundan 5 yıla kadar hapis cezası istendi.
SAVCI MÜTAALASINI AÇIKLADI
Mahkeme heyeti, geçen yıl temmuz ayında görülen duruşmada hakkında yeterli delil olmadığı gerekçesiyle Hatice Çoban’ın tahliyesine karar verdi.
Savcı, 7 Mart’taki duruşmada mütalaasını açıklayarak, sanığın annesi Hatice Çoban hakkında beraat, Figen Çoban’ın kayınbiraderi Süleyman Çoban için eyleme iştirakten ceza verilmesini, sanık Mehmet Emin Ata Çoban’ın ise cinayetten ötürü ceza almasını ancak eşinin iş yerindeki şahısla olan mesajları nedeniyle haksız tahrik indirimi uygulanmasını talep etti.
Muğla 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde Figen Çoban’ın ölümüyle ilgili davanın karar duruşması görüldü. Çoban’ın annesi Zeliha Karataş (63), babası Haydar Karataş (66), kız kardeşi Filiz Karataş’ın (22) da katıldığı duruşmada tutuklu sanıklar Mehmet Emin Ata Çoban, Süleyman Çoban, tutuksuz yargılanan Hatice Çoban, Vahit Sarı ile avukatlar hazır bulundu.
EŞİNE AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET, KAYINBİRADERİNE 17 YIL HAPİS
Mehmet Emin Ata Çoban duruşmadaki savunmasında, “Eşimle tartıştık. Beyan edilen gibi saçtan tutma yok ben daha sonra markete indim. Marketten geldiğimde sol kısmına yatar vaziyetteydi. Yapıp da kaçmış olsam dahi iç organları yanarak ölmüştür. Komşumuz araba yanıyor diye müdahale ediyor. İlk dumanı komşumuz görmüştür. Dışındaki yanıkla kesinlikle ölmez. Ben geldiğimde nabzı atıyordu. Evde dahi değildim. Beraatimi talep ediyorum. Bu olayı yapmış olsam giderdim. Hiçbir yere gitmedim. İlk önce çocuklarım benimle konuşmazdı” dedi.
Süleyman Çoban da suçsuz olduğunu ve beraatini istediğini söyledi. Mahkeme heyeti, Mehmet Ali Çoban’ı kadına ve eşe karşı canavarca hisle kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırdı.
Süleyman Çoban’a ise yardım ve yataklık suçundan 17 yıl hapis cezası verildi. Mahkeme, tutuksuz yargılanan Hatice Çoban ve Vahit Sarı’nın ise beraatlerine hükmetti.
]]>Tel Aviv merkezli “+972” ve Local Call’a konuşan kaynaklar, Lavender’in Gazze’deki yaklaşık 2.3 milyon insan hakkında topladığı verileri belirsiz kriterlere göre analiz ederek, kişinin Hamas ile bağlantısı bulunma olasılığını değerlendirdiğini belirtti.
Görüşlerini paylaşan 6 kaynak, savaşın özellikle ilk safhalarında İsrail ordusunun programa “tamamen bağlı kaldığını”, bu nedenle Lavender’in tespit ettiği isimlerin, erkek oldukları sürece personel tarafından kontrolsüz ve belirli bir kriter gözetilmeksizin hedef olarak görüldüğünü aktardı.
37 BİN FİLİSTİNLİ ŞÜPHELİYMİŞ
+972’ye konuşan kaynaklar, binada ve çevrede siviller olsa bile kişinin özel mülkiyetinde öldürülmesine izin veren “insan hedef” kavramının daha önce yalnızca “üst düzey askeri hedef”leri kapsadığını, 7 Ekim sonrasında “insani hedef” görülenlerin, tüm Hamas üyelerini kapsayacak şekilde genişletildiğini ifade etti.
Hedef sayısının artması sonucunda, öncekinin aksine hedeflerin tek tek insanlar tarafından incelenip doğrulanması olasılığı ortadan kalktığı için yapay zekaya ihtiyaç duyulduğu kaydedilirken, yapay zekanın yaklaşık 37 bin Filistinliyi “şüpheli” olarak işaretlediği belirtildi.
Lavender’ın Filistinlileri sınıflandırmada “yüzde 90’a kadar başarılı” görülmesi üzerine, sürecin tamamen otomasyona bağlandığını söyleyen kaynaklar, “Binlerce insanı öldürdük. Her şeyi otomasyona bağladık ve hedefleri tek tek kontrol etmedik. İşaretlenen kişiler evlerine adım attıklarında onları bombaladık.” sözleriyle insan kontrolünün devreden çıkarıldığını teyit etti.
Kaynaklardan birinin, “önemsiz bir ismi öldürmek için bir evi bombalamalarının istenmesinin, kendisi için çok şaşırtıcı” olduğu yorumu, İsrail’in Gazze’deki sivil katliamının itirafı olarak görüldü.
100 ZAYİATA YEŞİL IŞIK
Kaynaklar alt düzey bir kişiye düzenlenen operasyonda “20 sivil zayiat”a kadar izin verildiğini ve bu sayının süreç içinde sık sık artıp azaldığını belirterek, “orantılılık ilkesinin” uygulanmadığına dikkati çekti.
Öte yandan üst düzey hedefler için söz konusu sayının 100’e kadar çıktığı belirtildi.
Kaynaklar, kendilerine “bombalayabildikleri her yerin bombalanması” emrinin verildiğini ifade ederken, “Üst düzey yetkililere histeri hakimdi. Nasıl tepki vereceklerini bilemiyorlardı. Tek bildikleri Hamas’ın kapasitesini kısıtlamak için deli gibi bombalamaktı” dedi.
Lavender’ı kullanmış olan B. adlı üst düzey asker, programın “hata payının yüzde 10 civarında olduğunu” iddia ederek, zaman kaybının önlenmesi için insanlar tarafından kontrol edilme zorunluluğunun olmadığını belirtti.
“AİLESİYLE BOMBALANIYOR”
B, hedeflerin az olduğu günler uygulamanın kapsamının genişletildiğini, daha kalabalık bir kitlenin hedef alındığını belirterek, “Hamas üyesi tanımını daha da genişletildiğinde, uygulama her türlü sivil savunma personelini ve polis memurlarını hedef almaya başladı. Bu kişiler Hamas’a yardım etse de İsrail askerlerini gerçekten tehlikeye atmıyordu” dedi.
Sistemin eksikliklerine dikkati çeken B, “Eğer hedef kişi telefonunu başka bir kişiye verdiyse, o kişi tüm ailesiyle evinde bombalanıyordu. Bu çok sık oldu. Lavender’ın en sık yaptığı hatalardan biri buydu” diye konuştu.
“ÖLDÜRÜLENLERİN ÇOĞU KADIN VE ÇOCUK”
Öte yandan, “Where’s Daddy?” adı verilen bir diğer yazılımın, binlerce kişiyi eş zamanlı takip ederek, evlerine girdikleri zamanı İsrailli yetkililere bildirdiği belirtildi.
Bu yazılım sayesinde hedef alınan kişilerin evlerinin bombalandığı kaydedilirken, “Diyelim ki bir evde bir Hamas üyesi ve 10 sivil olduğunu hesapladınız, genellikle bu 10 kişi kadın ve çocuk olur. Yani saçma bir şekilde, öldürdüğünüz insanların çoğu kadın ve çocuk oluyor.” ifadeleri kullanıldı.
Bu sistemin de hesaplama hataları yaptığını ifade edilirken kaynaklardan biri, “Çoğu kez hedeflenen kişi, bombaladığımız evde olmuyordu bile. Sonuç olarak bir aileyi hiç uğruna öldürmüş oluyordunuz.” açıklamasını yaptı.
TASARRUF EDİYORLARMIŞ
Kaynaklar ayrıca “pahalı silahlardan tasarruf etmek” amacıyla daha düşük rütbeli kişilerin “güdümlü akıllı bombalar” yerine “güdümsüz bombalarla” hedef alındığını ve bunun sonucunda hedef alınan kişinin bulunduğu ve çevresindeki binaların yıkılması sebebiyle birçok sivilin hayatını kaybettiğini söyledi.
Güdümsüz bombaların kullanımına ilişkin konuşan kaynaklardan biri de “Saldırıları genellikle güdümsüz bombalarla yapıyorduk ve bu da kelimenin tam anlamıyla tüm evi içindekilerle yok etmek anlamına geliyordu. Sistem yüzünden hedefler hiç bitmiyor” dedi.
1 Aralık 2023’te yayımlanan başka bir araştırmada ise İsrail ordusunun, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında hedef belirlemek için kullandığı “Habsora” (The Gospel) adlı yapay zeka uygulamasını sivil altyapının kasıtlı olarak vurulmasında kullanıldığını ve bu uygulamayla otomatik olarak üretilen hedeflere yönelik saldırılarda kaç sivilin yaşamını yitireceği her zaman bilindiği belirtilmişti.
İsrail’in kullandığı bir diğer yapay zeka teknolojilerinden olan “Habsora” (The Gospel) binaları ve yapıları hedef alırken, Lavender kişileri hedef alıyor.
]]>Yangında yaşamını yitiren Yılmaz Kıhrı ve oğlu Akın Kıhrı’nın cenazeleri Beykoz’da düzenlenen törenin ardından memleketleri Giresun’a getirildi. Baba ve oğlu için Tirebolu ilçesi Menderes köyünde cenaze töreni düzenledi. Cenazeye Giresun Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, Giresun İl Emniyet Müdürü Recep Güzelyazıcı, İl Jandarma Komutanı Albay Özgür Özer ve çok sayıda kişi katıldı. Cenazeye gelenler, acılı aile fertlerine taziye dileklerinde bulundu. Baba ve oğlu, İl Müftüsü Selçuk Kılıçbay tarafından öğle namazı sonrası kıldırılan cenaze namazının ardından, dualarla aile kabristanlığına toprağa verildi.

OYUNU KULLANIP İSTANBUL’A DÖNMÜŞ
Yangında oğlu ile hayatını kaybeden kaynak ustası Yılmaz Kıhrı’nın 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde oy kullanmak için İstanbul’dan Giresun’a geldiği, ardından geri dönüp, tadilatta çalışmaya devam ettiği ortaya çıktı.
’17 YAŞINDA ÇOCUK BİLE VAR’
Yangında ölen Yılmaz Kıhrı’nın yeğeni Salim Kıhrı, çıkış kapılarının kapatıldığını belirterek, yaşananları cinayet olarak nitelendirdi. Salim Kıhrı, “Bu resmen bir facia, bilerek işlenmiş bir cinayet. Hiçbir güvenlik önlemi alınmadan yapılan hareketler var. Havalandırma yok, içerisi kimyasal maddelerle dolu. Havalandırma yok. Normalde güvenlik çıkış kapıları var ve çıkış kapılarını kapatmışlar. 3 kapısı var 2’sini kapatmışlar kalan bir kapıya ulaşabilmen için de en az 5-6 dakika yol yürümen gereken bir yerde. Bu cinayet resmen başka bir şey değil. Gözaltındakiler tutuklanmalı. 29 kişinin oraya doldurulup da tamamının orada ölmesi demek, burada çok büyük bir ihmal var demektir. 29 kişiden 2’si ölür de diğerlerini kurtarabilirsen anlaşılabilir ama hiçbirisinin kurtulamaması cinayet. Hiçbir tedbir alınmadan belediyeden gizli yapılan işlemler var. Normalde görünürdeki kapıları kapatmışlar ve arka kapıdan giriş çıkış yapılıyor. İçerdeki insanların çoğunun sigortasız çalıştığı bir yer. Kimliği olmayan insanlar var. 17 yaşındaki çocuk bile var” dedi.
‘BU OLAYA KAZA DENME ŞANSI YOK’
Yılmaz Kıhrı’nın kardeşi Durdu Kıhrı ise “Birisi kardeşim diğeri yeğenim, bu olaya kaza denme şansı yok. Böyle bir kaza olmaz. Kardeşimin sigortası da yoktu. Orada bir yanlışlık mı diyeceksin facia mı diyeceksin, her türlüsü belli bir ihmaller zinciri var. Ben iki can kaybettim bu örtbas edilecek mi hakları aranacak mı bilmiyoruz. Yangının çıktığını televizyondan duydum. Yeğenimi aradım ve ‘git onları al gel’ dedim. O da aradı ve ‘amca ikisi de gitmiş’ dedi. Suçlular cezasını çekmeli ama ben buna inanmıyorum zaten bize hiçbir açıklama da yapılmadı” diye konuştu.

BİNALİ ÇAYIR’A MEMLEKETİNDE VEDA
İstanbul’daki gece kulübünde tadilat sırasında çıkan yangında hayatını kaybeden Binali Çayır’ın cenazesi, Pendik’te Seyit Seyfi Cemevi’nde düzenlenen törenin ardından defnedilmek üzere yakınları tarafından memleketi Erzincan’a getirildi.
Çağlayan Beldesine bağlı Mertekli Mahallesi’ndeki cemevine getirilen Çayır’ın cenazesi, burada yapılan duaların ardından gözyaşlarıyla köy mezarlığına defnedildi.
]]>
Gastronomi açısından da lezzet şöleni sunan Edirne, tava ciğeri, badem ezmesi ve Kavala kurabiyesiyle damakları tatlandırıyor.
Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği Başkanı Bülent Bacıoğlu, kentin zengin kültürel mirası, doğası ve gastronomisiyle turistlerin ilgi odağı olduğunu söyledi.
Pek çok medeniyete ev sahipliği yapan kentin önemli bir turizm destinasyonu olduğunu belirten Bacıoğlu, “Bahar aylarının gelmesi ve havaların ısınmasıyla açık hava müzesi Edirne ziyaretçilerini almaya başladı. Bayram tatilinin de bahar ayına denk gelmesi çok yoğun bir dönem geçireceğimizin göstergesi” dedi.
Bacıoğlu, kentteki turizm tesisleri ve işletmelerin bayram yoğunluğu öncesi hazırlıklarını tamamladığını ifade etti.
Trakya’nın dolu dolu bir tatil rotası oluşturduğunu anlatan Bacıoğlu, şunları kaydetti:
“Çok büyük bir nüfusa sahip olan İstanbul olmak üzere çevre illerden hem bireysel olarak hem de tur şirketleri aracılığıyla binlerce turist Trakya’ya gelecek. Turistler turlarına Kırklareli’nin Karadeniz kıyılarından başlayıp, Edirne’de tarihi yerleri görüp yöresel lezzetleri tadabilirler.
Daha sonra güneye doğru ilerleyip Ege ve Marmara kıyılarını gezip Tekirdağ’da ziyaretlerini tamamlayabilirler. Trakya’ya gelenlerin 3 denizi ve 3 şehri görüp, çok güzel vakit geçireceklerini umuyorum.”
Doğanın kucağında huzur: Kırklareli
İstanbul’a yaklaşık 200 kilometre mesafedeki Kırklareli eko turizmi, mağaracılık ve sportif amaçlı turizm faaliyetleri, Mimar Sinan rotası ve coğrafi işaretli ürünleriyle dikkat çekiyor.
Geç Roma Dönemi’ne ait Trakya’nın tek antik tiyatrosunun bulunduğu “sakin şehir” Vize’nin tarihi yapıları da ilgi görüyor.
Anadolu’dan Trakya’ya gelen ilk insanların 8 bin yıllık tarımsal faaliyetlerinin maketlerle anlatıldığı Aşağıpınar ören yeri de ziyaretçilerin uğrak noktaları arasında yer alıyor.
Türkiye ve Avrupa’nın en büyük longoz ormanları da içinde barındırdığı göller, endemik bitki çeşitleri ve yaban hayatı ile görülmeye değer.
İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in Demirköy ilçesindeki dökümhanesi, Trakya’nın turizme açık tek mağarası Dupnisa da kentte gezilebilecek yerler arasında bulunuyor.
Kırklareli, coğrafi işaretli kıvırcık kuzusundan elde edilen köftesi, üzümden yapılan hardaliyesi, meşe balı, peyniri, manda yoğurdu gibi ürünleriyle de ön plana çıkıyor.
Kırklareli Kültür ve Turizm Müdürü Veli Şen, Kırklareli’nin özel bir şehir olduğunu söyledi.
Kırklareli’nin Balkanlar’a açılan kapı olduğunu belirten Şen, bayram tatilinde yerli ve yabancı turistleri kente davet etti.
Kentte pek çok tarihi ve kültürel alan bulunduğunu dile getiren Şen, “Kırklareli’nin kendine özgü bir ekosistemi var. Istrancalar’da tabiatın zenginliği, dinginliği, doğanın o eşsiz manzarası eşliğinde huzuru bulabilirsiniz. Kırklareli’ne başlı başına bunun için gelmelerini tavsiye edebilirim. Longozları görmelerini, Demirköy ilçesinde Dupnisa Mağaramızı, Fatih Dökümhanemizi, Vize Kalesini, Kıyıköy’de Ayanikola Manastırı’nı ziyaretçilerimizin görmelerini ve bu eşsiz doğal manzarayı deneyimlemelerini tavsiye ederiz” diye konuştu.
Gastronomisiyle de ön plana çıkan kentte pek çok coğrafi işaretli ürün bulunduğunu dile getiren Şen, “Kırklareli’mize gelecek olan ziyaretçilerimiz tarihi ve turistlik yerlerimizi gezerek aynı zamanda coğrafi işaretli ürünlerimizde deneyimleyebilirler. Zamanlarını keyifli bir şekilde geçirebilirler. Misafirlerimizi bayramla ağırlamak istiyoruz” dedi.
Denizin ve bağların şehri Tekirdağ
Tekirdağ Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Hacıoğlu da Tekirdağ’ın, eşsiz doğası ve mavi bayraklı plajlarıyla bayram tatilinde yerli ve yabancı konuklarını beklediğini söyledi.
Hacıoğlu, Tekirdağ’ın doğası, tarihi ve kültürel yapısının yanı sıra ekstrem sporlardan hoşlananlar için yamaç paraşütü, kamp ve karavan turizmi imkanı sunduğunu belirtti.
Tatilcilerin en çok tercih ettiği illerden birinin Tekirdağ olduğunu aktaran Hacıoğlu, “Tekirdağ, İstanbul’a yakın olması avantajıyla birçok turizm algoritmasıyla insanların ilgisini çekiyor” dedi.
Kentin, ziyaretçilerine Marmara Denizi’nin mavisi ve ormanların arasında temiz bir çevrede doğayla iç içe tatil fırsatı sağladığını aktaran Hacıoğlu, “Tekirdağ’ın yamaç paraşütü, yürüyüş yolları, bağ rotaları çok önemli ve ilgi çekici. Bu tatil Tekirdağ’da büyük bir yoğunluğa neden olacak. Bizim de sektöre yaptığımız çağrı: Bayram tatili için hazırlıklarınızı tamamlayın. Havaların güzel olmasıyla sahillerimiz, işletmelerimiz, yamaç paraşüt alanlarımız, yürüyüş alanlarımız, bağ rotaları ziyaretçilerle dolacak” diye konuştu.
]]>Bir önceki yıla göre yüzde 120’lik bir büyüme yaşanan sektörde medya yatırımları 119 milyar 110 milyon TL olurken; yapım, baskı, reklamveren hizmet bedeli gibi reklam yatırımları ise 21 milyar 580 milyon TL’ye ulaştı.
EN ÇOK DİJİTALE YATIRIM YAPILDI
2022 yılının medya ve reklam yatırımlarına göre 2023’te yüzde 136,9 büyüyerek toplam 86 milyar 500 milyon TL’lik bir hacme ulaşan dijital yatırımları, toplam yatırımların yüzde 72,6’sına erişti.
Yüzde 81 oranında mobil cihazlarda gösterime dijitaldeki medya ve reklam yatırımlarında en büyük pay oyun konsollarında ve akıllı televizyonlarda internet bağlantısıyla da yayınlanabilen video içeriklere yönlendirildi. İkinci sırada ise sesli reklam, müzik, podcast gibi çalışmaların yer aldığı dijital ses yer aldı.
Televizyon yatırımları yıllık 25 milyar TL’ye yaklaştı. Bir önceki yıla göre yüzde 94,5 oranında büyüyerek toplam 24 milyar 900 milyon TL’lik bir yatırıma ulaşan televizyonda reklam süreleri bir önceki yıla göre yüzde 5,2, reklamveren sayısı ise yüzde 7,1 oranında azaldı.
AÇIKHAVADA EN BÜYÜK PAY DİJİTALDE
Önceki yıla kıyasla yüzde 138,6 oranında büyüyen açıkhava medya ve reklam yatırımlarının 2023 yılındaki toplam tutarı 5 milyar 8 milyon TL’ye ulaştı.
Toplam yatırımlar içinde en büyük pay yüzde 32,37 ile dijital ekranlar gibi dijital açıkhava platformları olurken ikinci sırada ise yüzde 23,35’lik bir payla spor alanları yer aldı.
Açıkhava mecrasını en çok kullanan üç sektör sırasıyla kozmetik, kamu kuruluşları ve siyasi partiler ile eğlence, kültür sanat ve spor oldu.
RADYODA TOPLAM YATIRIM ARTTI
2023 yılında 1 milyar 623 milyon TL’lik yatırımla, toplam medya ve reklam yatırımlarından yüzde 1,4’lük bir pay alan radyo, bir önceki yıla göre yüzde 101,9 büyüdü.
2022 yılına göre reklam süresinde yüzde 16,9, reklamveren sayısında ise yüzde 3 oranında bir düşüş görülen radyoda en yüksek reklam veren üç sektör sırasıyla finans, otomotiv ve perakendecilik oldu.
GAZETE VE DERGİ YATIRIMLARI BÜYÜMESİNİ SÜRDÜRDÜ
Toplam 792 milyon TL’lik medya yatırımı gerçekleştirilen basın mecrası 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 42,5 oranında büyüdü. Gazeteye yatırım yapan reklamveren sayısında yüzde yüzde 16,5, reklam süresinde ise yüzde 5,6 oranında düşüş gözlenen gazete mecrasını en fazla kullanan üç sektör sırasıyla finans, perakendecilik ve inşaat ev dekorasyon oldu.
Dergilerin reklamveren sayısında yüzde 0,5 oranında hafif bir azalma görülürken reklam süresi bakımından yüzde 2,9 oranında bir artış izlendi. Dergiye en çok yatırım yapan üç sektör ise tekstil, endüstri ve makine ürünleri ile inşat ve dekorasyon hizmetleri oldu.
SİNEMA REKLAMVERENLERİ ARTIYOR
Bir önceki yıla göre yüzde 65,6 oranında büyüyerek 2023 yılında toplam 183 milyar 320 milyon TL’lik yatırım alan sinemada reklamveren sayısında da yüzde 28,3 oranında artış yaşandı.
2023 yılında sinemaya en çok yatırım yapan ilk üç sektör sırasıyla eğlence, kültür sanat ve sporla ilgili faaliyetler ile finans ve bilgi teknolojileri oldu.
TÜRKİYE, DÜNYA ORTALAMASININ ÜZERİNDE BÜYÜYOR
Dünya reklam yatırımlarının da büyüdüğünün belirtildiği Türkiye’de Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları Raporu’na göre 2023 yılında toplam medya yatırımları 874 milyar dolara ulaştı. 2024 yılında ise 916 milyar dolar medya yatırımı gerçekleştirileceği tahmin ediliyor. 2024 yılında, dünya genelinde yüzde 5,2 büyüdüğü tahmin edilen toplam medya yatırımlarının yüzde 58’i dijital mecralara yapılırken, dijital büyüme payını ağırlıklı olarak sosyal medya ve geleneksel aramadan alıyor.
2022’ye göre 2023’te yüzde 5,2 oranında büyüyen küresel medya yatırımlarının içinde en yüksek büyüme yüzde 10,3 ile Hindistan’da görüldü. Hindistan’ı Meksika ve Endonezya takip ederken Türkiye dolar bazında yıllık yüzde 34,8 yıllık değişim oranıyla ortalamanın çok üzerinde bir büyüme gösterdi.
]]>İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi önderliğinde 8 üniversiteden yaklaşık 30’a yakın bilim insanı, depremin İzmir’de yarattığı hasarın yer bilimsel sebeplerini araştırdı.
Kente 75 kilometre uzakta oluşan depremin niçin daha yakındaki yerler yerine Bornova Havzası’nı daha çok etkilediğini araştırdı.
‘YER BİLİMSEL VERİYE İHTİYACIMIZ VARDI’
İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Deprem Araştırma ve Uygulama Merkez (DAUM) Müdürü Doç. Dr. Ökmen Sümer, çalışmalarla ilgili bilgi verdi.
Daha önce yapılmış bilimsel çalışmalarla durumu anlamaya çalıştıkların belirten Doç. Dr. Ökmen Sümer, şöyle konuştu:
-Şunu gördük. Bornova Havzası dediğimiz yani İzmir Fayı ile ve Bornova Fayı ile sınırlanmış olan Doğu-Batı uzanımlı çöküntü alanındaki yer bilimsel veriler yetersiz. Yani daha önce yapılan bütün literatürdeki çalışmalar, buradaki deformasyonun yani depremin oluşturduğu etkiyi anlamamıza yetmiyor.
-Dolayısıyla bizim daha fazla yer bilimsel veriye ihtiyacımız vardı. Depremden sonra TÜBİTAK bir çağrı yaptı.
-Biz de hemen Dokuz Eylül Üniversitesi olarak harekete geçtik. Bölgede bulunduğumuz için bunun sorumluluğunu da alarak hızlıca proje geliştirdik. 6 ay içerisinde bu proje çıktı. Yaklaşık 2,5 seneden beri çalışıyoruz.
-Projenin sonuçlarını geçen hafta TÜBİTAK’a yükledik. Bu yer bilimsel veriler havzaya uzak ya da yakın konumlu farklı faylarda gelişebilecek deprem senaryolarıyla bilgisayarlar üzerinde simülasyonlara tabi tutulacak.
İLK KEZ YAPILDI
-İzmir Fayı’nın ve Bornova Fayı’nın havza içerisindeki bazı parçalarıyla ilgili veriler yakaladık. Özellikle güneyden gelen Tuzla Fayı’nın ya da Orhanlı Fay Zonu dediğimiz yapısal süreksizliğin havza içerisinde, havzanın altında bazı kolları olabileceğini yakaladık, diyebiliriz. Bu proje öncesi havzanın derininde ne olduğunu bilmiyorduk. Bu projede ortaya çıktı.
-Dünyada belki de böyle bir metropol alanında 8 kilometreye varan uzunlukta sismik yansıma kesitini ilk kez yaptık. Bu çok önemli. Havzanın altında neler olduğunu gördük. Bir nevi röntgenini çektik diyebiliriz.
-Böyle bir metropol alanında Tübitak-MAM ile Dünya’daki en uzun kesitleri aldık. Bornova Havzası’nın altında ne olduğunu ilk defa gördük.
-Daha önce belirlenmemiş fayları tespit ettik. Bu faylar doğrudan tehlikelidir, deprem üretecektir anlamına gelmiyor. Fakat gelecekte oluşabilecek bir depremde, bu fayların ne etkileri olacağını da mutlaka sayısal verileriyle ortaya koymamız gerekiyor dedi.
KIYIDA ETKİLİ OLMASININ SEBEBİ ÇÖKELTİ YOĞUNLUĞU
Sisam Depremi’nin Bornova Havzası’nda etkili olması hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Ökmen Sümer, “Havzanın geometrisi kıyı kesimlerine doğru derinleşiyor. Burada havza dolgusunda farklı türde çökeltiler var. Bunlardan özellikle depremde farklı davranış gösteren bölümler kıyı kesimlerinde ve sığ derinliklerde bulunuyor. Kıyıya doğru gerek havza dolgusu kalınlığının artması gerekse kötü zemin özellikleri burada deprem dalgalarının daha fazla etkili olmasını sağlamış. Bu nedenle havzanın daha çok batı bölgeleri etkilenmiş. Ön sonuçlar bunu söyleyebilir” ifadelerini kullandı.
Doç. Dr. Sümer, “Özellikle fayla kontrol edilen havzalar için ilk kez bu kapsamda ve boyutta uygulanan bu projeye benzer bilimsel çalışmaların mutlaka yapılması gerektiğini söyleyerek, Mutlaka önce havza bazında multidisipliner bir perspektifte tüm yer bilimsel özelliklerinin çıkartılması gerekiyor. Sonra mikro bölgeleme sonra kentsel dönüşümdeki mühendislik parametrelerinin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Bütünü görmeden detaya inmeye çalışmak, bizi zamansal açıdan geriye götürebilir. Bu çok çok önemli” dedi.
]]>